9 Aralık 2019 Pazartesi
MENÜ
SON YAZILAR

KASAS SÛRESİ

28/49 KASAS SÛRESİ 

(Adını, Musa’nın (a.s.) Şuayb’e (a.s.) anlattığı kıssalardan almıştır. Mushaf’ta 28nci, inişte ise 49ncu sıradadır ve 88 âyetten meydana gelmiştir.)

Rahman ve Rahim Allah’ın adıyla. 

1.Tâ-Sîn-Mîm!

2.Bunlar, özünde açık olan ve gerçeği açıkça ortaya koyan Kitab’ın âyetleridir. 

3.Musa ve Firavun arasındaki olayların bir kısmını, iman eden bir topluma ibret olması için gerçek haliyle sana anlatacağız.  

4.Firavun o ülkede (Mısır’da) zorba bir yönetim kurmuş ve halkını sınıflara (kastlara) ayırmıştı. Onlardan bir sınıfı (İsrailoğullarını) güçsüz düşürmeye (ezmeye) başlamıştı, erkek çocuklarını öldürtüyor kızlarını sağ bırakıyordu, çünkü o bozgunculuk yapıyordu. 

5.Biz de istiyorduk ki, yeryüzünde hor görülen ve güçsüz bırakılanlara destek çıkalım, onları önderler yapalım ve onları (ülkelerine) mirasçılar yapalım. 

6.Onları güvenli bir biçimde yeryüzüne yerleştirelim, Firavun’u, (veziri) Haman’ı ve bunların ordularını da onların (İsrailoğulları’nın) eliyle korktukları şeye uğratalım.

7.Bunun için (Musa’nın) annesine: “Onu emzir, onun başına bir şey geleceğinden korktuğun zaman onu nehrin (Nil’in) sularına bırak, sakın korkma ve üzülme. Biz onu sana geri verecek ve Rasullerimizden biri yapacağız” diye vahyettik. 

8.(Annesi onu nehre bırakınca) Firavun ailesi, sonunda kendilerine düşman ve üzüntü olacak (bu bebeği) bulup-aldı. Şüphesiz Firavun, (veziri) Haman ve onların askerleri (kendileri için) hata yapıyorlardı.

 9.Firavun’un (çocuğu olmayan karısı) karısı: “Bana da, sana da göz aydınlığı, sakın onu öldürmeyin, belki bize faydası dokunur, belki de onu evlat ediniriz” dedi. Onlar (olacakların) farkında değildi.

10.(Bebeğinin Firavun’un eline geçtiğini duyan) Musa’nın annesinin aklı başından gitti. Biz, vaadimize güvenen biri olması için eğer onun kalbini pekiştirmeseydik, az kalsın her şeyi açığa çıkaracaktı. 

11.(Musa’nın) kız kardeşine “Onu takip et” dedi. Kız kardeşi onu uzaktan izlemeye başladı ama onlar bunu fark edemediler.

12.Biz daha ilk günden Musa’nın, herhangi bir süt annesini emmesine mani olduk. Kız kardeşi: “Onun bakımını sizin adınıza üstlenecek ve ona şefkatle bakabilecek bir aile göstereyim mi?” dedi.                           

13.Böylece onu annesine döndürdük ki gözü aydın olsun ve üzülmesin. Dahası, insanların çoğu bilmese de, Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu onun annesi bilsin.                                                   

14.Musa ergenlik çağına erişip olgunlaşınca, ona hikmet (doğruyu eğriden ayırma yeteneği) ve ilim verdik. Biz, dürüst ve erdemli davrananları böyle mükâfatlandırırız.                                             

15.Musa, halkının onu fark edemeyeceği bir sırada kente indi. Biri kendi kavminden, diğeri düşman tarafından (Mısır’lı Kıpti) olan iki kişinin kavga ettiklerini gördü. Kendi kavminden olan, düşmanına karşı ondan yardım istedi. Musa adama bir yumruk vurunca o adam öldü. Musa: “Bu şeytanın işidir, çünkü o insanı yoldan çıkaran apaçık bir düşmandır” dedi.          

16.(Ve) “Ey Rabbim! Ben kendime kötülük ettim, ne olur beni affet!” dedi. Bunun üzerine Allah da onu affetti, şüphesin O çok bağışlayan, çok merhamet edendir.                                  

17.(Musa yine) ”Rabbim! Bana lütfettiğin nimetler hakkı için artık bundan böyle suçlu/haksız kimselere asla yardım etmeyeceğim” dedi.                                                                                         

18.Musa geceyi korku içinde etrafı gözetleyerek geçirdi. Ertesi gün (şehirde dolaşırken) gördü ki dün kendisinden yardım isteyen adam, feryat ederek yine yardım istiyor. Musa ona: “Sen gerçekten azgın biriymişsin” dedi.                                           

19.Fakat bir yandan da her ikisinin de düşmanı olan adamı yakalamak isteyince soydaşı olan adam (kendisini yakalayacağını sanarak) dedi ki: “Ey Musa! Dün öldürdüğün adam gibi beni de öldürmek mi istiyorsun? Anlaşılan senin arzun haksızlıkları gidermek değil, bu ülkenin başına zorba kesilmekmiş!”                                                                                                                          

20.Bu sırada kentin öteki ucundan bir adam koşarak geldi ve: “Ey Musa! Üst düzeydekiler seni öldürmek için görüşme yapıyorlar, derhal burayı terk et, ben senin iyiliğini isteyen biriyim!” dedi.

21.Musa korku içinde etrafı gözetleyerek kentten ayrıldı. “Rabbim! Zalimler topluluğuna karşı beni koru” dedi.

22.Medyen’e doğru yola koyulurken, “Umarım Rabbim beni doğru yola yöneltir” dedi.

23.Medyen sularına ulaştığında, hayvanlarını sulayan kalabalık bir grup insanla karşılaştı. Biraz ötede kendi hayvanlarının suya gitmelerini engelleyen iki kız dikkatini çekti. Onlara: “Neden böyle yapıyorsunuz?” diye sordu. “Bu çobanlar sulayıp çekilmeden biz hayvanlarımızı sulayamayız, babamız da çok yaşlı biri” diye cevap verdiler.  

24.Bunun üzerine Musa onların hayvanlarını suladı, ardından gölgeye çekilip şöyle yalvardı: “Ey Rabbim! Bana vereceğin her hayra öylesine muhtacım ki!”

25.Az sonra o iki kızdan birisi utana-sıkıla çıkageldi ve “Babam seni çağırıyor, hayvanlarımızı suladığın için seni mükâfatlandıracak” dedi. Musa babalarının yanına varınca başından geçenleri bir-bir anlattı. O da, “Korkma, o zalim kavmin elinden kurtuldun” dedi. 

26.Kızlardan biri: “Babacığım! Onu ücretle tutsana. Herhalde, ücret karşılığı tutacağın güçlü ve güvenilir kimselerin en iyisi bu adam olacaktır” dedi.

27.(Babaları Musa’ya): “Sekiz yıl yanımda çalışmana karşılık bu iki kızımdan biriyle seni evlendirmek istiyorum.  Şayet süreyi on yıla çıkarırsan o da senin ikramın olur. Ben seni zahmete sokmak istemem, inşallah benim dürüst bir insan olduğumu göreceksin” dedi.

28.Musa: “Bu seninle benim aramda bir anlaşmadır. Bu iki süreden hangisini doldurursam doldurayım bana karşı bir husumetin olmayacak. Allah, bu söylediklerimize şahittir” dedi.

29.Nihayet, Musa belirlenen süreyi doldurunca ailesiyle birlikte yola çıktı. Tur (Sina) Dağı’nın yamacında bir ateş fark etti. Ailesine dedi ki: “Siz burada bekleyin, ben bir ateş gördüm. Belki oradan size bir haber getiririm. Bel ki de ateşin korundan bir parça getiririm de ısınırsınız.”          

30.Musa oraya varınca, o bereketli vadinin sağ yanındaki ağaç yönünden ona: “Ey Musa! Benim, Ben! Alemlerin Rabbi olan Allah!” diye seslenildi. 

31.Ve devamla: “Asanı yere bırak!” Fakat Musa, asasının yılan gibi hızla hareket ettiğini görünce arkasına bakmadan dönüp kaçmaya başladı. “Ey Musa! Yaklaş ve korkma, çünkü sen güvendesin!”

32.”Elini koynuna sok, lekesiz olarak bembeyaz çıkacaktır. Bütün korkulardan uzaklaşarak kendine gel. İşte bu ikisi, Firavun ve ileri gelenlerine Rabbin tarafından (gönderildiğinin) açık belgeleridir (delilleridir), çünkü onlar yoldan çıkmış bir topluluk haline geldiler!”

33.Musa: “Rabbim! Ben onlardan birini öldürdüm, onların da beni öldürmelerinden endişe ediyorum”.

34.”Kardeşim Harun’un konuşması benden daha açık, daha düzgündür. Beni destekleyip- doğrulayan yardımcı olarak onu da benimle birlikte gönder! Çünkü, onların beni yalanlamalarından endişe ediyorum”.

35.(Allah): “Seni kardeşinle destekleyeceğiz ve size öyle bir güç vereceğiz ki bu sayede onlar size ilişemeyecekler. Âyetlerimiz (delillerimiz) sayesinde siz de, size uyanlar da üstün geleceksiniz!” 

36.Musa apaçık mucizelerimizle onların karşısına çıkınca, “Bu, düzmece bir sihirden başka bir şey değildir. Geçmişte atalarımız zamanında böyle bir şeyin olduğunu da duymadık” dediler.

37.Musa: “O’nun katından kimin hidayet getirdiğini ve sonunda kimin mutlu sona erişeceğini en iyi Rabbim blir. Zalimler asla umduklarına kavuşamazlar” dedi.

38.Firavun: “Ey ileri gelenler! Sizin benden başka bir ilahınız olduğunu bilmiyorum. Ey Haman! Tuğla fırınını yakıp bir kule yap.  Ona çıkıp belki Musa’nın tanrısını görürüm. Ben kesinlikle, onun yalancı biri olduğunu düşünüyorum” dedi. 

39.Firavun ve orduları, yeryüzünde hak-hukuk tanımayarak büyüklük tasladılar ve bir gün huzurumuza gelip hesap vermeyeceklerini sandılar.

40.Biz de onu ve ordularını kıskıvrak yakalayıp denize gömdük. Zalimlerin sonunun nasıl olduğunu işte bak-gör!

41.Onun gibiler, insanları cehennem ateşine sürükleyen şer önderleridir. Kıyamet Günü’nde böylelerine asla yardım edilmeyecektir.

42.Bu dünyada lanetle (dışlanmayla) anılacakları gibi, Kıyamet Günü’nde de kınanmış kimselerden olacaklar.

43.Muhakkak ki Biz, önceki (günahkâr) nesilleri yok ettikten sonra, düşünüp ders alsınlar diye insanlar için apaçık deliller, hidayet rehberi ve rahmet olarak Musa’ya o Kitab’ı verdik.

44.Musa’ya görev verdiğimiz sırada, (Rasulüm) sen vadinin batı yamacında bulunmuyordun ve olayın tanığı da değildin.

45.Üstelik (Musa’dan sonra) onlarla senin aranda nice nesiller yarattık ve bu nesillerin üzerinden de uzun yıllar geçti. Sen, Medyen’liler halkıyla birlikte de yaşamadın, dolayısıyla (Musa, Şuayb ve kızlarıyla ilgili) bilgileri onlardan öğrenmiş de değilsin. Seni Rasul olarak gönderen ve sana bu bilgileri veren de Biziz.

46.Musa’ya seslendiğimiz sırada sen Tur’un yamacında da değildin. Senden önce, kendilerine (uzunca bir süre) uyarıcı gelmemiş olan bir kavmi uyarman için, Rabbinin bir rahmeti olmak üzere seni Biz gönderdik ve bu bilgileri sana Biz verdik. Umulur ki onlar düşünüp ibret alırlar.

47.Onlar kendi işledikleri günahlar yüzünden (Ahirette) hesap ve azapla karşılaştıkları zaman: “Rabbimiz! Keşke bize bir Rasul göndermiş olsaydın da Senin âyetlerine uyarak biz de müminlerden olsaydık” diye bahane uydurmasınlar diye seni gönderdik.

48.Fakat onlara katımızdan, gerçeğin tam kendisi olan (Kur’an) geldiğinde: “Musa’ya verilen (mucizelerin) bir benzeri ona neden verilmedi?” derler. Daha önce onlar Musa’ya verileni inkâr ederek (Musa ve Harun için) “Bunlar birbirlerini destekleyen iki sihirbaz, biz onların getirdiği hiçbir şeyi tanımıyoruz” dememişler miydi?

49.De ki: “Eğer samimiyseniz, bu ikisinden (Tevrat ve Kur’an’dan) daha iyi hidayete götürecek bir kitabı Allah katından getirin de, ben de ona uyayım.”

50.Senin bu çağrına cevap veremezlerse, bil ki onlar sadece kendi arzularına uymaktalar. Allah’ın rehberliği dışında kendi arzusunun peşine düşmüş olandan daha zalim kim olabilir? Allah, zulmü kendisine hayat tarzı yapan bir toplumu doğru yola yöneltmez.

51.Doğrusu Biz vahyi, düşünüp iyi anlamaları için (toptan değil) belli aralıklarla peyderpey indirdik.

52.Kendilerine daha önce Kitap vermiş olduğumuz kimseler, bu Kitab’a da iman ederler.

53.Onlara Kur’an okunduğu zaman, “Biz ona iman ettik, zira o Rabbimizden gelen bir gerçektir. Biz bundan önce de Rabbimize teslim olmuş (müslüman) kimselerdik” derler.

54.(Kur’an’a inandıkları için uğradıkları) sıkıntılara göğüs gerip- sabrettikleri, kötülüğü iyilikle savdıkları ve verdiğimiz rızıktan Allah yolunda harcadıkları için, onlara iki kat ecir verilecektir.

55.Yine onlar boş bir söz işittikleri zaman, ondan yüz çevirirler ve “Bizim yaptıklarımızın sorumluluğu bize ait, sizin yaptıklarınızın sorumluluğu da size aittir. Size uğurlar olsun, zira biz kendini bilmezlerle bizim işimiz olmaz” derler.

56.Şüphesiz sen sevdiğin (istediğin) kimseyi doğru yola yöneltemezsin, fakat Allah doğru yola girmeyi tercih edeni doğru yola yöneltir. Zira o kimin doğru yola girmek istediğini çok iyi bilir.

57.Müşrikler: “Seninle aynı yolu izleyecek olursak bizi kendi topraklarımızdan atarlar!” diyorlar. Onları; her türlü ürünün rızık olarak gelip-toplandığı, dokunulmaz, güvenli bir yere (Mekke’ye) Biz yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bunun farkında (bilincinde) bile değiller.

58.Halbuki Biz, zenginlik ve refahın şımartıp-azgınlaştırdığı nice beldeleri helak ettik. İşte onların yaşadıkları mekanlar! Kendilerinden sonra oraları yurt edinen kimse de pek olmadı. Zaten her şeyin ebedî varisi olan sadece Biz’iz.

59.(Rasulüm!) Bil ki senin Rabbin, bir memleketin ana kentine âyetlerimizi okuyup-anlatan bir Rasul göndermedikçe oranın halkını helâk etmez. Zaten Biz, halkı zulümde ısrar eden yerleri helâk ederiz.

60.Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve süsüdür. Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hala akletmeyecek misiniz?

61.Buna göre; kendisine güzel bir şey vaad ettiğimiz ve ona kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçici menfaat ve zevkini yaşattığımız, sonra Kıyamet Günü’nde hesaba çekilmek üzere huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi olur mu?

62.O Gün Allah onlara, “Bana ortak olduğunu iddia ettiğiniz (ilahlarınız) hani nerede?” diye soracak. 

63.Haklarında azap hükmü gerçekleşenler: “Ey Rabbimiz! İşte şunlar bize uyanlar. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onlarla ilişkimizi kesip Sana sığınıyoruz. Aslında onlar bize değil (kendi arzularına) tapıyorlardı” diyecekler.

64.Sonunda onlara “Ortak koştuklarınızı çağırın!” denilecek ve onarı yardıma çağıracaklar, fakat asla karşılık verilmeyecek ama sonunda karşılarında azabı görecekler. Keşke daha önceden doğru yola girmiş olsalardı.

65.O Gün Allah onlara “Size gönderilen Rasullere ne cevap verdiniz (neden uymadınız)?” diye soracak.

66.İşte o an, onların mazeret kapıları kapanacak ve “Ne cevap verelim?” diye birbirlerine soracak halleri bile kalmayacak.

67.Fakat; tevbe edip, imanına uygun işler yapan kimselere gelince, işte onlar kesinlikle kurtuluşa ereceklerdir.

68.Senin Rabbin, dilediğini yaratır ve dilediğini (Rasul) seçer. Bu konuda kimsenin tercih etme hakkı yoktur. Allah, onların ortak saydıkları şeylerden münezzehtir, yüceler yücesidir.

69.Senin Rabbin, onların içlerinde sakladıklarını da, açığa vurduklarını da en iyi bilendir.

70.İşte O Allah’tır. O’ndan başka (gerçek) ilah yoktur. Dünyada ve ahirette hamd (bütün övgüler) O’na mahsustur. Hüküm ve hükümranlık sadece O’na aittir. Sonunda hepiniz O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.

71.De ki: “Hiç düşündünüz mü, Allah eğer geceyi Kıyamet Günü’ne kadar üzerinizde sürekli kılacak olsa, Allah’ın dışında size ışık getirecek bir ilah var mı? Siz hala gerçeğin sesine kulak vermeyecek misiniz?”

72.De ki: “Hiç düşündünüz mü, Allah eğer gündüzü Kıyamet Günü’ne kadar üzerinizde sürekli kılacak olsa, Allah’ın dışında size istirahat edeceğiniz geceyi getirecek bir ilah var mı? Siz hala gerçeği görmeyecek misiniz?”

73.Allah, rahmetinin bir ifadesi olarak geceyi ve gündüzü yarattı, geceleyin dinlenesiniz, gündüz vakti de çalışıp O’nun lütfundan rızkınızı arayasınız ve bütün bunlara şükredesiniz.

74.O Gün (Kıyamet Günü) Allah onlara (müşriklere) seslenecek: “Bana ortak olduğunu düşündükleriniz hani nerede?” diye soracaktır.

75.(Bu soru cevapsız kalacak) çünkü Biz her ümmetten bir şahit çıkaracağız ve onlara “Haydi geçmişteki iddialarınızın delilinizi getirin” diyeceğiz. Böylece onlar görecekler ki, gerçek bütünüyle Allah’tan yana ve uydurdukları sahte ilahlar da onları terk etmiş.

76.Karun, Musa’nın kavmine mensup birisiydi. (Zenginliği ve gücüyle) büyüklük taslayıp kendi halkına zulmediyordu. Biz ona öyle hazineler vermiştik ki sadece anahtarlarını bir manga adam zor taşıyordu. Bir gün kavmi ona dedi ki: “Sakın şımarma, çünkü Allah şımaranları sevmez”.

77.”Allah’ın sana verdikleriyle ahiret yurdunu kazanmanın yollarını ara, dünyadan nasibini de unutma. Allah’ın sana yaptığı iyilik gibi sen de başkalarına iyilik yap. Sakın yeryüzünde bozgunculuk yapma, çünkü Allah bozguncuları sevmez.”

78.Karun, “Bu servete sahip olduğum bilgi sayesinde ve çalışarak kazandım” dedi. Bilmiyor muydu ki Allah, kendinden önceki nice nesilleri helak etmişti. Onlar hem daha güçlü, hem de daha zengindiler. Günaha batmış olanlara suçları sorulmaz (çünkü hepsi kayıt altındadır). 

79.O bütün ihtişamıyla kavminin karşısına çıktığı zaman dünya hayatının (servetini) arzulayanlar: “Keşke Karun’a verilenin bir benzeri bize de verilseydi, o çok şanslı!” derlerdi.

80.Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise: “Size yazıklar olsun! İman edip salih amel işleyenlere Allah’ın verdiği mükâfat daha hayırlıdır. Ona da ancak sabredenler kavuşabilir” derlerdi.

81.Nihayet onu (Karun’u), evi-barkıyla birlikte yerin dibine batırdık. Allah’a karşı ona yardım edecek adamları olmadığı gibi, kurtulabilmek için kendi elinden de bir şey gelmedi.

82.Daha dün onun yerinde olmak için can atanlar bu defa şöyle diyorlardı: “Vay be! Demek ki Allah rızkı dilediğine çok, dilediğine az (ölçülü) veriyormuş. Allah bize lütufta bulunmuş olmasaydı, bizi de yerin dibine batırırdı. Demek ki inkârcılar iflah olmazmış!”

83.İşte ahiret yurdu. Biz orayı, yeryüzünde büyüklük taslamayan ve bozgunculuk çıkarmayanlara veririz. Mutlu son, Allah’a karşı sorumlu davrananların olacaktır.

84.Kim (Ahirete) yaptığı iyiliklerle gelirse, ona bundan daha hayırlısı verilecektir. Kötülük yapmış olarak gelenler ise sadece yaptıklarının karşılığını göreceklerdir. 

85.Kur’an’ı sana farz kılan Allah, elbette vaad ettiği yere seni ulaştıracaktır. De ki: Kimin hidayete erdiğini ve kimin de sapıklığa gömülen olduğunu en iyi Rabbim bilir.”

86.Sen bu Kitab’ın sana vahyolunacağını ummuyordun, bu Rabbinin rahmeti sayesinde oldu, o halde inkârcılara asla destek çıkma.

87.Allah’ın âyetleri sana indirildikten sonra, bunun gereğini yapmana onların engel olmasına izin verme. İnsanları Rabbine çağır. Sakın ha Allah’a ortak koşanlardan olma!

88.Allah’la beraber başka bir ilaha asla yalvarma! O’ndan başka ilah yoktur. Allah’ın dışında her şey yok olacaktır. Hüküm sadece O’nundur ve sonunda hepiniz O’na döndürüleceksiniz.

 

 

0 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. *

*

Son
karakter.

*