9 Aralık 2019 Pazartesi
MENÜ
SON YAZILAR

SEBE SÛRESİ

34/58 SEBE SÛRESİ

(Sûre adını, 15nci âyette geçen “Sebe halkından” almaktadır. Mevdûdî, Sebe halkına Sabîîler de denildiğini beyan etmektedir. Mekke döneminde inmiş olup, Mushaf’ta 34ncü, inişte ise 58nci sıradadır ve 54 âyetten meydana gelmektedir.)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla. 

1.Hamd (bütün övgüler), göklerde ve yerde olan her şeyin sahibi olan Allah’a mahsustur. Ahirette de hamd O’na mahsus olacaktır. O hüküm ve hikmet sahibidir, her şeyden haberdardır.

2.Toprağa giren ve ondan çıkan her şeyi, gökten inen ve göğe yükselen her şeyi O bilir. O engin merhamet sahibidir, bağışlaması boldur.

3.Kâfirler, “Kıyamet bize asla gelmeyecek” dediler. De ki: “Hayır! Gaybı bilen Rabbime andolsun ki, o mutlaka gelip sizi bulacaktır.” Göklerde ve yerde zerre kadar bir şey bile O’nun bilgisinden kaçıp-kurtulamaz. Bundan küçüğü de büyüğü de mutlaka onu gösteren bir kitapta kayıtlıdır.

4.O böylece, iman edip salih amel işleyenlere mükafatlarını verir, onları sınırsız bir bağışlanma ve güzel bir rızık beklemektedir.

5.Âyetlerimizi etkisizleştirmek için çaba harcayanlara ise elem verici bir azap vardır.

6.Kendilerine ilim verilmiş olanlar, Rabbinden sana indirilenin hakikatın tam kendisi olduğunu ve yüceler yücesi ve tüm övgülere lâyık olan Allah’ın yolunu gösterdiğini bilirler.

7.Kâfirler derler ki: “Çürüyüp paramparça olduğunuzda, yeniden dirileceğinizi iddia eden bir adamı size gösterelim mi?”

8.”Bu adam, kendi uydurduğu yalanı Allah’a mı iftira ediyor, yoksa bir deli mi?” derler. Hayır, aslında ahirete inanmayanlar azaptadırlar ve koyu bir sapıklığın içindedirler.

9.Onlar, kendilerini her yönden kuşatan göğe ve yere bakmazlar mı? Dilesek onları yerin dibine batırırız veya gökten başlarına taş yağdırırız. Bütün bunlarda, Allah’a gönül veren her kul için âyetler (deliller) vardır.

10.Doğrusu Biz Davud’u lütfumuzla onurlandırdık: “Ey dağlar! Onunla birlikte tesbih edin (Allah’ı yüceltin) ve ey kuşlar, Siz de!” Onun için demiri yumuşattık. (21.79*38.18)

11.Ona: “Geniş zırhlar yap ve onları düzgün bir biçime getir” dedik. “Ey insanlar! Siz de salih ameller yapın! Çünkü Ben yaptıklarınız görüyorum” diye (vahyettik).

12.Süleyman’ın emrine de rüzgârı verdik, onunla sabahleyin bir aylık, akşamleyin bir aylık yol alırdı. Onun için (ayrıca) bakır madenini eritip-akıttık. Rabbinin izniyle cinlerden de onun emrinde çalışanlar vardı. Onlardan emrimizden sapanlara yakıcı bir ateşin azabını tattırırdık.

13.Onlar, Süleyman’ın isteğine göre görkemli binalar, resimler (heykeller), havuz büyüklüğünde küvetler, yerinden kaldırılması zor kazanlar imal ederlerdi. Ey Davud ailesi! Şükretmek için çok çalışın! Zira kullarımdan şükredenler çok azdır.

14.Süleyman’ın ölümüne hükmettiğimizde, onun öldüğünü ancak asasını kemiren ağaç kurdu sayesinde anlayabildiler. (Asa kırılıp) Süleyman’ın cesedi yere düşünce (öldüğü) ortaya çıktı, eğer cinler gaybı biliyor olsalardı böyle aşağılayıcı bir azaba katlanmazlardı.

15.Sebe halkının yurtlarında büyük bir işaret (delil) vardı. Sağa ve sola doğru uzanan (geniş) iki bahçe (sanki onlara), “Rabbinizin size verdiği rızıktan yiyin ve O’na şükredin. Ne güzel bir belde ve ne çok bağışlayan bir Rab!” diyordu.

16.Ama onlar yüz çevirdiler. Biz de üzerlerine Arim Seli denilen müthiş seli gönderdik. Sonunda güzelim bahçelerini; acı ılgın ağaçları, dikenli çalılıklar ve biraz da sedir ağaçları bulunan çorak bir bahçeye çevirdik.

17.Nankörlük etmeleri yüzünden onları böyle cezalandırdık, Biz ancak nankörlük edenleri cezalandırırız.

18.Biz onlarla, bereketli kıldığımız şehirler arasında birbirine yakın yerleşim yerleri meydana getirdik ve bunların arasında düzenli ulaşımı temin ettik. Böylece, “güvenli bir şekilde gece-gündüz yolculuk yapın” demiştik.

19.Buna rağmen, “Rabbimiz! Konak yerlerimiz arasını uzaklaştır” dediler ve böylece kendilerine zulmetmiş oldular. Bunun üzerine Biz de onları darmadağın ederek geçmişin efsanelerinden birisi haline döndürdük. Şüphesiz bunda yeterince sabretmesini ve şükretmesini bilenler için dersler vardır.

20.Andolsun ki İblis, insanlar hakkındaki tahmininde haklı çıktı. Nitekim bir grup mümin dışında hepsi İblis’e uydu.

21.Halbuki (İblis’in) onlar üzerinde hiçbir yaptırım gücü yoktu, (ona fırsat vermemizin sebebi) âhirete yürekten inananlar ile bu konuda şüphe içinde olanları ortaya çıkarmak içindi. Rabbin her şeyi görüp-gözetendir. 

22.De ki: “Allah ile (tanrısal güç vehmederek) aranıza koyduklarınıza yalvarıp-duruyorsunuz. Onların göklerde ve yerde zerre kadar bir güç ve nüfuzu yoktur, göklerin ve yerin yaratılışında da en küçük bir payları yoktur. Allah onlardan bir yardımcı da seçmemiştir. 

23.O’nun nezdinde şefaat, O’nun izin verdiklerinden başka hiç kimseye fayda vermez. Kalplerinden korku giderilince onlara “Rabbiniz size vaktiyle ne buyurmuştu?” diye soracaklar, onlar da “Hakkı ve hakikatı buyurdu. Anladık ki O yücedir ve uludur” diye cevap verecekler. 

24.Onlara söyle: “Göklerden ve yerden size rızık veren kimdir?” De ki: “Allah’tır. O halde bizden veya sizden birimiz doğru yoldayız, diğeri ise açık bir sapıklık içindedir.”

25.De ki: “Bizim işlediğimiz suçlardan siz sorumlu tutulmazsınız, sizin işlediğiniz suçlardan da biz sorumlu tutulmayız.”

26.De ki: “Rabbimiz bizi hesap günü huzurunda toplayacak ve hakkımızdaki hükmü adaletle verecektir. Zira O, her hükmü hakkıyla veren ve her şeyi bilendir.”

27.De ki: “O’na ortak koştuklarınızı bana gösterin.” Asla gösteremezler, üstün kudret sahibi ve her şeyi yerli-yerinde yapan (yalnız) O’dur.

28.Biz seni bütün insanlığa bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik, fakat insanların çoğu bunu bilmezler.

29.Bu yüzden: “Eğer doğru söylüyorsanız bu (yeniden dirilme ve yargılanma) vaadi ne zaman gerçekleşecek” diyorlar.

30.De ki: “Sizin için (Rabbim tarafından) belli bir gün tayin edilmiştir, siz onu ne bir an geciktirebilirsiniz, ne de bir an öne alabilirsiniz.”

31.İnkâr edenler şöyle derler: “Biz bu Kur’an’a da, bundan öncekilere (Kitaplara) da iman etmiyoruz.” Sen o zalimleri, Rabbinin huzurunda tutuklanmış bir halde birbirlerine söz atarlarken bir görsen! Güçsüz olanlar büyüklük taslayanlara, “Bizi bu hale siz düşürdünüz. Siz olmasaydınız biz kesinlikle inananlardan olurduk” diyecekler.

32.Büyüklük taslayanlar da güçsüz olanlara, “Ne yani, doğru yol gösterildikten sonra o yola girmeye karar verdiğiniz halde, sizi biz mi vazgeçirdik! Asla, kâfirlik sizin kendi tercihinizdi” diyecekler.

33.Bu defa güçsüz olanlar, büyüklük taslayanlara: “Hayır! İşiniz-gücünüz, gece-gündüz dolap çevirmekti. Allah’ı inkâr etmemizi ve O’na ortaklar koşmamızı bize emrediyordunuz” diyecekler. Sonunda cehennem azabını gördüklerinde (dünyada iman etmediklerine) derin pişmanlık duyacaklar ve için-için yanacaklar. Biz de inkârcıların boyunlarına kızgın demirden halkalar geçireceğiz. Bu ceza onların işledikleri günahların karşılığıdır.

34.Biz hangi topluma bir uyarıcı göndermişsek, oranın şımarık zenginleri şöyle derler: “Biz sizin tebliğ ettiklerinize inanmıyoruz!”

35.Ve şunu eklerler: “Bizim malımız da sizden çok, evlatlarımız da! Azap görecek olan biz değiliz.”

36.De ki: “Rabbim rızkı dilediğine bol verir, dilediğine kısar; fakat insanların çoğu (bunun hikmetini) bilmezler.

37.Bize yakınlaşmanızı sağlayacak olan sizin mallarınız ve evlatlarınız değildir. Ancak, iman edip salih amel işleyenler yaptıklarının karşılığını kat-kat göreceklerdir. Onlar, yüksek köşklerde güven içindedirler.

38.Âyetlerimizi etkisizleştirmeye çabalayanlar ise yakıcı azabın içinde bırakılacaklardır.

39.De ki: “Rabbim kullarından dilediğine rızkı bol verir, dilediğine de kısar. Allah yolunda harcadıklarınızın (infak ettiklerinizin) yerine size (daha iyisini) verir. O rızık verenlerin en hayırlısıdır.

40.Allah, Mahşer Günü onların hepsini toplayacak ve meleklere: “Size tapanlar (sizden şefaat uman) bunlar mıydı?” diye soracaktır.

41.Melekler: “Haşa! Seni tenzih ederiz, bizim velimiz Sen’sin, onlar değil. Aslında onlar cinlere tapıyorlardı, çoğu onlara inanıyordu” diyecekler.

42.Bugün siz birbirinize fayda da veremezsiniz, zarar da. Biz, zalimlere de: “Yalanladığınız bu ateşin azabını tadın bakalım!” deriz.

43.Âyetlerimiz onlara açıkça okunup-tebliğ edildiğinde: “Bu adam, sizi atalarımızın taptıklarından vazgeçirmek isteyen birisidir. Bu Kur’an da (Allah’ın kelamı değil) düzmece bir yalandır” dediler. İnkârcılar, kendilerine ulaşan hakikat için, “Bu açıkça büyüleyici bir sözden başka bir şey değildir” dediler.

44.Halbuki Biz onlara okuyup ders alacakları kitaplar vermedik, senden önce de bir uyarıcı göndermedik.

45.Bunlardan öncekiler de yalanlamışlardı. Halbuki bunlar, öncekilere verdiklerimizin onda birine bile ulaşamadılar. Buna rağmen Rasullerimi yalanladılar ve sonunda Ben’im (âyetlerimi) inkâr etmenin ne olduğunu görsünler!

46.De ki: “Size birtek öğüt vereceğim: Allah için, başkalarıyla birlikte veya tek başınıza şöyle bir düşünün! Arkadaşınızda delilikten bir eser yoktur, o sadece şiddetli bir azap öncesinde sizi uyarmaktadır.”

47.De ki: “Sizden hiçbir ücret istemiyorum, benim mükâfatımı verecek olan yalnız Allah’tır, zira O her şeye şahittir.”

48.De ki: “Rabbim gerçeği tam olarak ortaya koyar, O gaybı en iyi bilendir. 

49.De ki: “Hak geldi! Batıl (uydurma olan) ne yeni bir şey ortaya koyabilir, ne de eskiyi geri getirebilir.”

50.De ki: “Eğer ben yoldan sapmış isem bunun vebali banadır. Eğer doğru yolda isem bu da Rabbimin bana vahyi (yol göstermesi) sayesindedir. O her şeyi işitir, (kuluna şah damarından) daha yakındır.

51.İnkârcıların kıskıvrak yakalandıkları ve kaçıp-kurtulma imkânlarının kalmadığında (Mahşer Günü’nde) nasıl paniklediklerini bir görsen!  

52.Onlar o zaman “Biz ona inandık” diyecekler fakat, iman etme yeri olan dünya hayatı geçtikten sonra (kurtarıcı bir imana) kavuşmak mümkün mü?

53.Halbuki onlar, hakikatı inkâr etmişler ve gayb hakkında atıp-tutmuşlardı.

54.Artık daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle (iman etme) istekleri arasına set çekilmiştir. Çünkü onlar derin bir şüphe içindeydiler.  

 

0 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. *

*

Son
karakter.

*