11 Aralık 2019 Çarşamba
MENÜ
SON YAZILAR

3) ŞEFAAT RİSALESİ (Şefaat yetkisi sadece Allah'a aittir.)

6) ŞEFAAT RİSALESİ (Âyetler iniş sırasına göredir)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

FATİHA 5: Yalnız Sana kulluk eder ve yalnız Sen’den yardım dileriz.

BAKARA 47,48: Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve bir zamanlar sizi çağdaşlarınıza  üstün kıldığımı aklınızdan çıkarmayın! Öyle bir günden sakının ki O gün (Mahşer Günü); hiçbir kimsenin diğerine faydası dokunmayacak, hiç kimseden şefaat (aracılık) kabul edilmeyecek, hiç kimseden kurtuluş akçesi alınmayacak ve hiçbir kimse asla yardım göremeyecektir. 

BAKARA 122,123: Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi çağdaşlarınıza üstün kıldığımı aklınızdan çıkarmayın! Öyle bir günden (Mahşer gününden) sakının ki: O gün hiçbir kimse bir başkasının günahını yüklenemez, hiçbir kimseden fidye kabul edilmez, şefaatin (aracılığın) kimseye faydası olmaz ve hiçbir kimse başkasından yardım da göremez.

BAKARA 254: Ey iman edenler! İçinde hiçbir alışverişin, dostluğun ve şefaatin (aracılığın) olmayacağı bir gün gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Bunu görmezlikten gelenler, zalimlerin ta kendileridir.

BAKARA 255: O, Allah’tır. O’ndan başka ilah yoktur. Mutlak diri, hayatın ve varlığın kaynağı ve dayanağıdır, O’nu ne gaflet basar ve ne de uyku. Göklerde ve yerde olan her şey O’nundur. O’nun izni olmadan katında şefaat (aracılık) edecek olan kimmiş bakayım? Onların önlerinde (açıkta) olanı da, arkalarında (gizlide) olanı da O bilir. Onlar, O dilemedikçe O’nun ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun hakimiyeti, gökleri ve yeri kapsamaktadır. Bunları gözetip korumak O’na ağır gelmez. O, yüce ve azametli olandır.   

ÂL-İ İMRAN 103: Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşmandınız da Allah gönülleriniz birleştirdi ve O'nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarındayken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. Doğru yolu bulmanız için, Allah size âyetlerini böyle açıklıyor.

NİSA 31: Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, kusurlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir makama yerleştiririz. 

NİSA 69: Kim Allah’a ve Rasulü’ne itaat ederse; Nebiler, Sıddıklar, Hakka şahit olanlar ve özü sözü bir olanlarla arkadaşlık edecektir.

 NİSA 85: Kim güzel bir şeye şefaat (aracılık) ederse ondan bir payı vardır. Kim de kötü bir şeye şefaat (aracılık) ederse ondan bir payı vardır. Allah her şeyi görüp gözetmektedir. (Nisa 85’de anlatılan, dünyadaki şefaat (aracılık) içindir. Ahirette kötü bir şeye şefaat (aracılık) söz konusu olamaz.)

MÂİDE 118: (İsa) Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar Sen’in kullarındır. Eğer onları bağışlarsan, elbette Sen karşı konulmaz kudret sahibi, her işi yerli yerince yapansın.

EN’ÂM 51: (Ey Rasulüm!) Rablerinin huzurunda toplanma korkusu çekenleri, Allah’ın emir ve yasakları konusunda duyarlı olmaları için Kur’an ile uyar. Hesap günü onların, Allah’tan başka ne bir dostu ve ne de O’nun azabından kurtaracak şefaatçisi (aracısı) olacaktır!

EN’ÂM  70: Herkes yaptıklarının karşılığında hak ettiği azaba mahkûm olacak ve hiç kimsenin Allah’tan başka velisi (dostu) da şefaatçısı (aracısı) da olmayacak ve fidye olarak her şeyini verse dahi kesinlikle kabul edilmeyecektir. Yaptıkları hiçbir şey (günâhlar) yakalarını bırakmayacaktır. İnkâr etmeleri sebebiyle onlara kaynar sudan bir içecek ve acıklı bir azap vardır.

EN’ÂM 88: İşte bu yol Allah’ın gösterdiği yoldur, kullarından dilediğini bu yola (Nübüvvet) iletir. (Nebiler) Eğer Allah’a ortak koşmuş olsalardı bütün yaptıkları boşa giderdi.

EN’ÂM 94: (Allah buyuracak ki) “Tıpkı sizi ilk yarattığımız gibi yapayalnız huzurumuza geldiniz. Dünyada size verdiğimiz bütün nimetleri arkanızda bıraktınız. Allah’ın ortakları olduğunu ileri sürdüğünüz şefaatçilerinizi (aracılarınızı) da yanınızda görmüyoruz. Onlarla aranızdaki bütün bağlar kopmuş, sizi kurtaracaklarına inandıklarınız şefaatçılarınız (aracılarınız) da sizi terk edip ortadan kaybolmuşlar!”

A’RÂF 6: Mahşer Günü, kendilerine Rasul gönderdiğimiz kimseleri hesaba çekeceğiz ve mesajı gönderdiğimiz Rasulleri de sorgulayacağız. (5.116-120

A’RÂF 53: Onlar, iman etmek için Kıyametin gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Onlar, Kıyamet günü geldiğinde: “Rabbimizin Rasullerinin bize bildirdikleri meğer gerçekmiş. Şimdi bize sahip çıkacak şefaatçılar (aracılar) acaba nerede? Yahut, dünyaya geri dönmenin ve orada önceden işlediğimiz günahların aksine Rabbimizin emirlerine uygun işler yapmanın bir yolu var mıdır?” diye boşuna çabalarlar. Onlar kendilerine yazık ettiler ve şefaatçı (aracı) diye uydurdukları da kendilerini yüzüstü bırakıp gitti.

TEVBE 80: Onların (kâfirlerin) bağışlanmaları için Allah’tan ister af dile, ister dileme. Onlar için Allah’tan yetmiş kez af dilemiş olsan bile, Allah onları asla affetmeyecektir. Bunun sebebi, onların Allah’a ve Rasulü’ne ısrarla nankörlük etmeleridir. Zira Allah, yoldan sapmış kimseleri doğru yola iletmez.

TEVBE 113: Yakın akrabaları bile olsa cehennemlik oldukları açığa çıktıktan sonra, kâfirler için Allah’tan af dilemeleri Nebi’ye de, müminlere de uygun değildir.

YÛNUS 3: Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde (evrede) yaratan, sonra Arş’a hükümran olan, her şeyi ve her işi yerli yerince yöneten Allah’tır. O izin vermeden hiç kimse şefaat (aracılık) edemez. İşte sizin Rabbiniz olan Allah budur, yalnız O’na kulluk edin. Halâ düşünüp ibret almayacak mısınız?

YÛNUS 18: Kendilerine faydası ve zararı da olmayacak şeyleri Allah ile aralarına koyarak onlara kulluk ediyorlar ve “bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimiz (aracılarımız)” diyorlar. De ki: “Allah’a göklerde ve yerde O’nun bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Allah onların ortak koştuğu şeylerden uzak ve yücedir.“

YÛNUS 27: Kötülük yapmış olanlar, yaptıkları kötülüğün misliyle cezalandırılacaklardır. O Gün öyle bir aşağılanmaya mahkûm olurlar ki, Allah’ın gazabından koruyacak kimse de olmadığı için, sanki zifiri bir gecenin karanlığı sıvanmış gibi suratları kapkara kesilir. İşte bunlar cehennem ahalisidir, onlar da orada ebedi kalacaklardır.

YÛNUS 49: De ki: “Allah istemedikçe, ben kendim için dahi ne yarar sağlayacak ne de zararı önleyecek bir güce sahibim. Her ümmet için belirlenmiş bir süre vardır, süreler dolduğunda artık onu ne bir an erteleyebilirler, ne de öne alabilirler.”

RA’D 23,24: Adn cennetleri bunlar içindir. Atalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanlarla birlikte oraya girerler. Melekler cennetin her kapısından yanlarına varırlar ve, “Sabrettiğiniz için size selâm olsun. Dünya hayatının en güzel sonucudur bu!” derler. 

MERYEM 87: O gün Rahman’ın katında, kendisine söz ve izin verilenler dışında hiç kimse şefaat (aracılık) etme yetkisine sahip olamayacaktır.                                                                           

TÂHÂ 109: O gün (Mahşer Günü), Rahman’ın izin verdiğinden ve konuşmasına rıza gösterdiğinden başkasının şefaatı (aracılığı) fayda vermeyecektir.

ENBİYÂ 28: Allah onların geleceğini de geçmişini de bilir. Onlar sadece Allah’ın razı olduğu kimselere şefaat (aracılık) edebilirler. Kendileri de O’nun korkusundan tir-tir titremekteler.

ŞU’ARÂ 81,82: Beni öldürecek, sonra tekrar diriltecek olan da O’dur. Hesap Gününde, hatalarımı bağışlayacağını umduğum (tek zât) da O’dur.                                                                       

ŞU’ARÂ 100,101: (Cehennemlikler) Ama, şimdi ne bir şefaatçımız (aracımız), ne de candan bir dostumuz var?                                                                                                                                       

RÛM 13: (Günâhkârlar) Allah’a ortak koştukları varlıkların hiçbirinden şefaat (aracılık) göremeyecekler ve ortak koştukları varlıkları da inkâr edeceklerdir.                                                     

SECDE 4: O Allah ki, gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri altı günde (evrede) yaratmış, sonra da arşı hakimiyeti altına almıştır. O’ndan başka sizin ne bir dostunuz, ne de bir şefaatçınız (aracınız) vardır. Hâlâ düşünüp öğüt almayacak mısınız?                                                                            

SEBE 23: Allah katında, O’nun izin verdiklerinden başkasının şefaatı (aracılığı) fayda vermez. Nihayet (Kıyametin) dehşeti onlardan giderilince: “Rabbiniz (sizin için) ne buyurdu?” diye sorarlar: “Hak neyse onu; zaten mükemmel olan da, büyük olan da sadece O’dur” diye cevap verirler.

YÂSİN 23: O’nu bırakıp da başka ilâhlar edineyim, öyle mi? Eğer Rahmân bana bir zarar vermeyi dilemek isterse, onlar bana zerre kadar şefaat (aracılık) edemezler ve onlar beni kurtaramazlar.

ZÜMER 19(Rasulüm!) Cehennem ateşine düşen bu kimseyi kurtarmak senin elinde mi? 

ZÜMER 43: Yoksa onlar Allah’ın (hayali) astlarından şefaatçılar (aracılar) mı buldular? De ki: “Onların hiçbir şeye güçleri yetmese, akılları ermese de mi?

ZÜMER 44: De ki: “Şefaat (aracılık) yetkisi tamamıyla ve sadece Allah’a aittir. Göklerin ve yerin mutlak otoritesi de O’na aittir. Sonunda sadece O’na döndürüleceksiniz.”

ZÜMER 53: De ki: Allah şöyle buyurdu: “Ey kendi nefisleri aleyhinde haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günâhları bağışlar. Hiç şüphesiz O çok bağışlayan, çok merhamet edendir.”

ZÜMER 54: “Size azap gelip çatmadan önce Rabbinize dönün ve O’na teslim olun. Sonra kimseden yardım göremezsiniz!”

ZÜMER 55: “Hiç farkında olmadığınız bir esnada azap ansızın gelip çatmadan önce, Rabbinizden size indirilen en güzel söze (Kur’an’a) uyun!”

ZÜMER 65: Gerçek şu ki, (Rasulüm) sana da, senden öncekilere de: “Allah’a ortak koşacak olursan bütün yaptıkların boşa gider ve mahvolup gidenlerden olursun” diye vahyolunmuştur.                 

MÜ’MİN 18: Onları yaklaşan Kıyamet Günü hakkında uyar ki, o vakit yürekler ağızlara gelir ve yutkunur dururlar. Artık zâlimler için ne candan bir dost, ne de sözü geçen bir şefaatçı (aracı) bulurlar.                                                                                                                                            

ZUHRUF 86: Onların Allah’ın yanı sıra yalvardıkları şeyler, şefaat (aracılık) etme yetkisine sahip değildirler. Ancak, bilinçli bir şekilde hakka şahitlik edenler (Allah’ın izniyle ve O’nun izin verdiği ve razı olduğu kimselere) bunu yapabilirler.                                                                     

HUCURAAT 16: (Rasulüm) de ki: “Allah’a dininizi siz mi öğreteceksiniz? Oysa Allah, göklerde ve yerde olanı bilir. Allah her şeyi tam olarak bilmektedir.” 

TÛR 21: Nesillerinden, imanlı (inanıp güvenmiş) olarak kendilerini takip etmiş olanları da o müminlere katarız. Onların yaptıklarından bir şey de eksiltmeyiz.  Çünkü herkesi, kendi kazandığı bağlar.                                                                                                                                     

NECM 26: Göklerde nice melekler vardır ki, Allah dilediği ve razı olduğu kimseler için onlara izin vermedikçe, şefaatları (aracılıkları) hiç kimseye en küçük bir fayda sağlamayacaktır.

HADÎD 15: Bugün (Mahşer Günü) artık ne sizden, ne de inkâr edenlerden hiçbir fidye kabul edilir. Varacağınız yer ateştir, size lâyık olan da budur. Ne kötü bir varış yeridir orası.

MÜMTEHİNE 3: Kıyamet gününde yakınlarınızın da çocuklarınızın da size bir faydası olmaz. Allah, O gün aranızı ayırır. Allah bütün yaptıklarınızı görmektedir.

CİN 21,22: (Rasulüm) de ki: “Size ne zarar (ve yarar) verebilirim, ne de hidayet (ve dalâlete) götürebilirim.” De ki: “Allah’ın elinden beni hiç kimse kurtaramaz. O’ndan başka sığınacak bir yer de bulamam.”

MÜDDESİR 48: Artık O gün (Mahşer günü) onların (günahkârların), şefaatlarını (aracılıklarını) umdukları varlıkların hiçbir faydası dokunamayacaktır.                                                                  

İNFİTAR 18,19: Hesap Günü’nün ne olduğunu bilir misin? O Gün, hiç kimsenin başka birine fayda veremeyeceği gündür. O Gün hüküm tamamen Allah’ındır.

YORUM: Şefaat’in; bir arada olmak, birisine eşlik etmek, birisine arka çıkmak ve birisine aracılık etmek gibi mânaları vardır. İslamî litaratürde ise genellikle, mahşerde birisine aracılık etmek anlamında kullanılmaktadır. Bu çalışmamızda 29 sûrede geçen 55 âyet ele alınmak suretiyle şefaatin (aracılığın) ne olduğunu anlamaya ve anlatmaya çalıştık.

YORUM:

A) MAHŞERDEKİ ŞEFAAT (ARACILIK) YETKİSİ YALNIZ ALLAH’A AİTTİR: 

De ki: “Şefaat (aracılık) yetkisi tamamıyla ve sadece Allah’a aittir. Göklerin ve yerin mutlak otoritesi de O’na aittir. Sonunda sadece O’na döndürüleceksiniz.” (Fatiha 5-Bakara 254,255-En’am 51,70-Yunus 3,49-Şuara 81,82-Secde 4-Zümer 44-Necm 26-İnfitar 18,19)                                              

B) MAHŞERDEKİ ŞEFAAT (ARACILIK) YAPMA İZNİ KİMLERE VERİLECEKTİR: 

Allah zatına ait olan bu yetkiyi, kendilerine söz ve izin verdikleri varlıklar vasıtasıyla kullanır. Bunlar, “melekler ve bilinçli bir şekilde hakka şahitlik edenlerdir.” (R’ad 23,24-Meryem 87-Taha 109-Sebe 23-Zuhruf 86-Necm 26)

C) MAHŞERDE ŞEFAATTAN (ARACILIKTAN) KİMLER FAYDALANACAKTIR:

Mahşerdeki şefaattan (aracılıktan) sadece, “Allah’ın diledikleri ve Allah’ın razı oldukları” kimseler faydalanacaktır. (“Adn cennetleri bunlar içindir. Atalarından, eşlerinden ve soylarından iyi olanlarla birlikte oraya girerler. Melekler cennetin her kapısından yanlarına varırlar ve, “Sabrettiğiniz için size selâm olsun. Dünya hayatının en güzel sonucudur bu!” derler. Rad 23,24” “Nesillerinden, inanıp güvenmiş (imanlı) olarak kendilerini takip etmiş olanları da o müminlere katarız. Onların yaptıklarından bir şey de eksiltmeyiz. Çünkü herkesi, kendi kazandığı bağlar. Tûr 21”)(Âli İmran 103-Nisa 31,69-Rad 23,24-Enbiya 28-Zümer 54,55-Zuhruf 86- Tûr 21-Necm 26)

D) MAHŞERDE ŞEFAAT (ARACILIK) YAPACAKLARINI SÖYLEYENLERİ KUR’AN ŞİDDETLE YALANLAMAKTADIR:

Bazı kimselerin, kendilerinin Allah’ın veli kulları (evliya) olduklarını söyleyerek; Mahşerde şefaat (aracılık) yapma yetkisine sahip olduklarını söylemelerini Kur’an şiddetle yalanlamaktadır.  Bu söylenenler yalandan, kandırmacadan ve iftiradan başka bir şey değildir. Onlara inanarak onların yolundan gidenlerin de Mahşer Günü hüsrana uğrayacakları Kur’an’da açıkça ifade edilmektedir. (Fatiha 5-Bakara 47,48,122,123,254,255-En’âm 51,70,94-A’râf 53-Yunus 3,18,49-Meryem 87- Taha 109-Şuara 100,101-Rum 13-Secde 4-Sebe 23-Yasin 23-Zümer 43-Mümin 18-Zuhruf 86-Necm 26-Mümtehine 3-Cin 21,22-Müddesir 48-İnfitar 18,19)

E) MAHŞERDEKİ ŞEFAAT (ARACILIK) NEDİR:

Mahşerdeki şefaat (aracılık) cehenneme gidecek olanların cehenneme gitmekten kurtarılması değildir (Zümer 19,54,55,65). Yahut da cehenneme gidenlerin bir müddet ceza çektikten sonra cehennemden çıkarılarak cennete gönderilmeleri de değildir. Yunus 10/27 de cehennemlik olanların orada ebedi kalacakları beyan ve ifade olunmaktadır. “İşte bunlar cehennem ahalisidir, onlar da orada ebedi kalacaklardır.” Şefaattan, “Allah’ın diledikleri ve Allah’ın razı oldukları” faydalanacağına göre onların cehenneme gitmelerini düşünmenin doğru bir anlayış olmadığı açıktır. Mahşerdeki şefaat; Allah’ın şefaat (aracılık) izni verdiği “melekler ve bilinçli bir şekilde hakka şahitlik edenler” vasıtasıyla, “Allah’ın diledikleri ve razı oldukları kimselerin”; “Nebiler, sıddıklar, hakka şahit olanlar ve özü sözü bir olanların ve cennetteki yakınlarının” yanına gitmelerine şefaat (aracılık) edilmesidir. Yani şefaat (aracılık), cennete gidecek olan bazı müminlere yapılan bir çeşit özel ikram ve özel muameledir.

ÖZET OLARAK:

a) Şefaat yetkisi; sadece “Allah’a aittir.” 

b) Şefaat; Allah’ın izin verdiği “melekler ve bilinçli bir şekilde hakka şahitlik edenler” vasıtasıyla kullanılacaktır.

c) Şefaat edilecek olanlar; “Allah’ın diledikleri ve razı oldukları” kimselerdir.

d) Şefaat edilen kimseler; “Nebiler, sıddıklar, hakka şahit olanlar ve özü sözü bir olanlar ve cennetteki yakınlarının” yanlarına gönderileceklerdir. (Bu, ne büyük ikramdır Ya Rabbi!)

NOT: Sevgili kardeşlerim, bu benim vardığım sonuçtur ve kimseye illa bunu kabul edin diye bir şey söylememiz söz konusu değildir.  Sizler de yukarıdaki âyetleri dikkatlice okuyarak ve Kur’an’ın diğer âyetleriyle birlikte değerlendirerek kendiniz bir hükme varmalısınız. Çünkü hepimiz hesaba çekileceğiz. Rabbim yâr ve yardımcımız olsun. 

0 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. *

*

Son
karakter.

*