21 Ocak 2020 Salı
MENÜ
SON YAZILAR
7) FAİZ (RİBA) RİSALESİ (Faiz yemek haramdır!)
7) FAİZ (RİBA) RİSALESİ (Faiz yemek haramdır!)

7) FAİZ (RİBA) RİSALESİ (Faiz yemek haramdır!)

FAİZ (RİBA) RİSALESİ:

 FAİZ (RİBA) KONUSUNDAKİ ÂYET MEALLERİ

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

BAKARA 2.79: Kitabı elleriyle (tahrif ederek) yazıp, sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu, Allah katındandır diyenlerin vay haline!" Elleriyle yazdıklarından dolayı yazıklar olsun onlara, kazandıklarından dolayı da yazıklar olsun! (2.159*2.174*3.78*5.15*5.44*6.91)

BAKARA 2.174: Şüphesiz Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyenler ve bunu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yiyip de karınlarına doldurdukları ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onları temizlemeyecektir. Can yakıcı bir azap da onların olacaktır.  

BAKARA 2.188: Birbirinizin mallarını bâtıl (haksız) yollarla yemeyin. Günaha girerek bile-bile insanların mallarını yemek için mallarınızı (rüşvet olarak) yetkililere vermeyin.

BAKARA 2.195: Mallarınızı Allah yolunda harcayın da kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin, çünkü Allah, iyilik edenleri sever.

BAKARA 2.207: Öyle kimseler de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için canını verir. Allah böyle kullarını sever, onlara karşı çok şefkatli ve merhametlidir.

BAKARA 2.245: Allah’ın kat kat fazlasıyla geri ödeyeceği Karz-ı Haseni (güzel bir borcu) O’na verecek kimdir? Allah hem daraltır, hem genişletir; hepiniz sonunda O’na döndürüleceksiniz. (64.17)

BAKARA 2.254: Ey iman edenler! Hiçbir alış-verişin, dostluğun ve şefaatin geçerli olmayacağı bir gün (Mahşer Günü) gelmeden önce size verdiğimiz rızıklardan infak edin (hayra harcayın). Zira inkâr edenler zalimlerin ta kendileridir.

BAKARA 2.261: Mallarını Allah yolunda infak edenlerin (hayra harcayanların) durumu, yedi başak bitirmiş ve her başağında yüz tane bulunan buğdaya benzer. Allah, doğru tercihte bulunanlara kat kat fazlasıyla verir. (1’e 700, hatta daha fazlası, ne müthiş bir ödül!)

BAKARA 2.262: Mallarını Allah yolunda infak eden (hayra harcayan), sonra harcadıklarını başa kakıp gönül kırmayan kimselerin Rableri katında mükafâtları vardır. Onlar, korkmayacaklar ve üzüntü de duymayacaklardır.

BAKARA 2.263: Güzel bir söz söylemek ve birinin ayıbını örtmek, yardım yapıp da sonra onu başa kakmaktan daha iyidir. Allah’ın böyle yardımlara ihtiyacı yoktur, O ceza vermekte acele etmeyendir.

BAKARA 2.264: Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde, insanlara gösteriş olsun diye mallarını infak edenler (hayra harcayanlar) gibi; başa kakıp gönül yıkmak suretiyle yaptıklarınızı boşa çıkarmayın. Bu kimsenin durumu, üzerinde bir parça toprak bulunan ve şiddetli bir yağmurun çırılçıplak bıraktığı bir kaya gibidir. İşte böyle kimseler (gösteriş için) yaptıkları hiçbir iyilikten sevap elde edemezler. Allah âyetlerini inkâr edenleri umduklarına kavuşturmaz.

BAKARA 2.265: Allah rızasını elde etmek ve kendilerini geliştirmek için mallarını infak edenlerin (hayra harcayanların) durumu verimli bir bahçeye benzer. Bol yağmur yağar ve bu sayede iki kat ürün verir. Yağmur yağmayıp çiselese bile yeter. Neticede Allah yaptığınız her şeyi görür.

BAKARA 2.268: Şeytan sizi, Allah yolunda harcama yaptığınızda fakirleşirsiniz diye korkutur ve (cimrilik gibi) kötü şeyler yapmaya teşvik eder. Halbuki Allah, (yaptığınız hayırlar sebebiyle) size af ve merhamet eder ve nimetinizi artırmayı vaat eder. Allah, sınırsız lütuf sahibidir ve her şeyi hakkıyla bilendir. 

BAKARA 2.270: Allah rızası için yaptığınız her infakı (hayra harcamayı) ve adadığınız her adağı Allah elbette bilir ve karşılığını da size verir. Verdiklerini başa kakanların veya adaklarını yerine getirmeyerek kendilerine zulmedenlerin ise hiçbir yardımcısı yoktur.

BAKARA 2.271: Sadakaları (ve zekâtları) açıkça vermeniz güzeldir! Ama fakirlere verirken gizlemeniz sizin için daha iyidir, sizin bir kısım günahlarınızı örter. Allah, yaptınız her şeyin iç yüzünü bilmektedir.

BAKARA 2.272: Senin görevin onları yola getirmek değildir. Doğruyu seçeni yola getiren Allah’tır. Hayra yapacağınız her infak (hayra harcama) kendiniz içindir. İnfakınızı (hayra harcamanızı) sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapın. İnfakınızın (hayra harcadıklarınızın) karşılığı size tam olarak verilir ve haksızlığa da uğramazsınız.

BAKARA 2.273: İnfakınızı (hayra harcamalarınızı), özellikle bütün zamanını Allah yolunda hizmetle geçiren ihtiyaç sahiplerine yapın. Onlar dışarıda dolaşıp çalışamazlar. Onurlu oldukları için de, durumlarını yakından bilmeyenler onları zengin sanır. Onları yüzlerinden tanırsın. Kimseden yalvar yakar bir şey istemezler. Allah, her infakı (hayra harcamayı) bilendir.

BAKARA 2.274: Mallarını gece gündüz, gizli ve açık infak edenlerin (hayra harcayanların) ödülü Rableri katındadır. Onların üzerinde bir korku olmaz, onlar üzüntü de çekmezler.

BAKARA 2.275: Faiz yiyenler, şeytanın aklını çeldiği kimseler gibi davranırlar; Bu onların, “Alışveriş de tıpkı faiz gibidir” demeleri yüzündendir. Oysa ki Allah, alışverişi helâl, faizi (faiz gelirini) haram kılmıştır. Bu nedenle, kim Rabbinin öğüdünü dinler ve faizi almaktan vazgeçerse, önceden aldıkları kendine kalır ve onun hesabı Allah’a aittir. Her kim de, faizi almaya devam ederse işte onlar cehennem ahalisidir ve orada ebedi kalacaklardır.

BAKARA 2.276: Allah, faizli kazançların bereketini giderir ama yapılan hayırları (zekât ve sadakaları) bereketlendirir. Allah, âyetleri görmezden gelen ve günâhta ısrar eden hiç kimseyi sevmez. (2.278-280*3.130*4.160,161)

BAKARA 2.277: Buna mukabil, iman edip salih amel işleyenler, namazı istikametle kılan ve zekâtı gönülden gelerek veren kimseler; işte onlar, mükâfatlarını Rablerinden alacaklar ve onlara ne korku vardır ve ne de üzülürler.

BAKARA 2.278: Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve eğer Allah’a yürekten güveniyorsanız (müminseniz), kalan faiz alacaklarınızdan vazgeçin.

BAKARA 2.279: Fakat eğer bunu yapmazsanız (kalan faiz alacağınızdan vazgeçmezseniz), bilin ki Allah’a ve Rasulüne savaş açmış sayılırsınız. Ama, eğer Tevbe ederseniz sermayenizi (geri almaya) hak kazanırsınız. Böylece ne haksızlık yapmış, ne de haksızlığa uğramış olursunuz. (Allah’a ve Rasulüne savaş açanlar için Bak. 5.33)

BAKARA 2.280: Şayet borçlu güç durumdaysa, rahatlayıncaya kadar ona vade tanıyın, alacağınızı tamamıyla silmek (zekâta ve sadakaya saymak), eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.

BAKARA 2.282: Ey iman edenler, birbirinize belli bir vadeye kadar borçlandığınızda borcunuzu yazın. Aranızdaki bir yazıcı, borcu doğru olarak yazsın…Borcun yazılmasında erkeklerden iki kişiyi de şahit tutun…Allah katında böylesi daha düzgün, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur…Bir de, alım satımlarınızı şahit huzurunda yapın. Ancak bundan, yazan da, şahitler de zarar görmesin, onlara zarar verirseniz yoldan çıkmış olursunuz. Allah’tan çekinerek korunun, bunu size Allah öğretiyor, Allah her şeyi bilendir.

ÂL-İ İMRÂN 3.78: Onlardan öylesi de var ki; söyledikleri kitapta olmadığı halde, kitaptan sanmanız için dillerini eğip bükerek farklı farklı okurlar ve "Bu Allah'ın katındandır" derler. Sonuçta onlar bile bile Allah'a iftira etmiş olurlar.

ÂL-İ İMRÂN 3.91: Küfürde direnerek kâfir olarak ölenler, yeryüzünün bütün hazinelerini verseler bile onlardan kurtuluş akçesi kabul edilmeyecektir. Onların hakkı elem verici bir azaptır, onlara yardım edecek kimse de olmayacaktır.

ÂL-İ İMRÂN 3.92: Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe (hayra harcamadıkça) gerçek iyiliğe (erdeme) ulaşamazsınız. Zaten her ne infak ederseniz (hayra harcarsanız), Allah onu ayrıntısıyla bilir.

ÂL-İ İMRÂN 3.130: Ey iman edenler! Faizi kat kat artırarak yemeyin; fakat Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olun ki mutluluğa erebilesiniz. (Bak. 5.33)

ÂL-İ İMRÂN 3.134: O (muttakiler) ki bollukta da, darlıkta da infak ederler (hayra harcarlar).

ÂL-İ İMRÂN 3.180: Allah’ın kendilerine verdiği nimetlerden (Allah yolunda harcamayarak) cimrilik yapanlar, bunun kendilerinin hayrına olacağını sanmasınlar. Aksine bu onlar için çok kötüdür. Cimrilik yaptıkları şeyler kıyamet gününde boyunlarına (azap olarak) dolanacaktır. Zira, göklerin ve yeryüzünün mirası tamamıyla Allah’a aittir. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.

NİSÂ 4.29: Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını karşılıklı rızaya dayanan ticaretle bile olsa, haksız yollarla yiyerek kendinize yazık (zulüm) etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.

NİSÂ 4.30: Kim bunu düşmanca ve zulmetme kastıyla yaparsa, onu ateşe mahkûm edeceğiz, bu Allah için kolaydır.

NİSÂ 4.31: Size konan yasakların büyüklerinden kaçınırsanız, küçük günâhlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz.

NİSÂ 4.50: Şunlara bak hele! Allah adına nasıl da yalan uyduruyorlar! Apaçık bir günah olarak bu onlara yeter!

NİSÂ 4.114: Onların gizli toplantılarının çoğunda bir hayır yoktur. Yardımlaşmayı, iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi isteyenlerin yaptıkları başka. Kim de bunları Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, ona büyük bir ödül vereceğiz.

NİSÂ 4.135: Ey iman edenler! Kendi aleyhinize veya ana-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa adaleti titizlikle ayakta tutan ve Allah için şahitlik yapan kimseler olun. Hakkında şahitlik ettiğiniz kimseler zengin de olsa, fakir de olsa adaletten ayrılmayın. Çünkü Allah’ın hakkını korumak (adaletten ayrılmamak), zengin ve fakirin, ana-baba ve akrabaların haklarını korumaktan daha önemlidir, Allah onların haklarını sizden daha iyi gözetir. Sakın hislerinize uyarak adaleti terk etmeyin. Eğer sözü eğip-bükerek gerçeği çarpıtır veya şahitlikten vazgeçerseniz şüphesiz ki Allah, yaptığınız her şeyi çok iyi bilmektedir.

NİSÂ 4.160: Yahudilerin işledikleri zulümlerden dolayı, önceden helâl kılınan birçok iyi ve temiz şeyden onları mahrum bıraktık. Nedeni ise, Allah yolundan sıkça sapıyor ve başkalarını da saptırıyorlardı.

NİSÂ 4.161: Kendilerine yasaklandığı halde faiz alıyorlar ve başkalarının malını haksız yere yiyorlardı. Neticede, onlardan inkâra gömülenler için şiddetli bir azap hazırladık. 

MÂİDE 5.1: Ey iman edenler! Yaptığınız akitlere, Allah’a ve insanlara verdiğiniz sözlere sadık kalın ve sözlerinizi yerine getirin.

MÂİDE 5.12: Allah, İsrailoğulları’ndan kesin söz almıştı. İçlerinden de on iki denetleyici tayin edilmişti. Allah şöyle buyurmuştu: “Ben elbette sizinle beraberim. Eğer namazı gerektiği şekilde kılar, zekâtı verir, Rasullerime iman edip onları desteklerseniz ve Allah’a Karz-ı Hasen (güzel bir borç) verirseniz, elbette Ben de sizin günahlarınızı örter ve sizi içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Artık bundan sonra nankörlük edenler dosdoğru yoldan sapmış olurlar.”

MÂİDE 5.33: Allah’a ve Rasulüne savaş açanların ve yeryüzünde fesat çıkaranların cezası; öldürülmeleri, veya asılmaları, veya el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi ya da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. Bu onların dünyadaki cezasıdır. Ahirette ise onlar için daha çetin bir azap vardır. (2.278-280*3.130)

MÂİDE 5.63: Onların rabbânileri (gerçek dindarları) ve ahbârı (din bilginleri); onları günah işlemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür! (5.44*9.34)

MÂİDE 5.87: Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri kendinize haram ederek haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez. (66.1)

EN’ÂM 6.119: Neye dayanarak Allah’ın adı anılarak (kesilenlerden) yemiyorsunuz? Halbuki Allah, zorda kalmadığınız sürece yenmesi haram olanları size açıkça bildirmiştir. Onların birçoğu, hiçbir bilgiye dayanmadan sırf keyiflerine uyarak (yasak alanını genişleterek) başkalarını saptırmaktadır. Fakat Allah, kimlerin haddi aştığını çok iyi bilmektedir.

EN’ÂM 6.160: O Gün (Mahşer Günü) her kim bir iyilikle gelirse, bunun (en az) on katını kazanacaktır, kim de bir kötülükle gelirse ona denk bir ceza görecek fakat hiç kimseye haksızlık yapılmayacaktır.

A’RÂF 7.32: Sor bakalım: “Allah’ın kulları için yarattığı güzellikleri, temiz ve helal rızıkları haram kılan kimdir?”                                                                                

A’RÂF 7.33: Onlara yine de: “Rabbim; gizli veya açık kötülükleri, günahın her türlüsünü, haddi aşmayı, Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştırmanızı ve kendi-kendinize haramlar uydurarak bunları Allah’a isnad etmenizi yasaklamıştır.

ENFÂL 8.60: Onlara (inkâr edenlere) karşı gücünüzün yettiğince kuvvet hazırlayın. Orduğâhlarda atlar besleyin (uçaklar, tanklar, füzeler edinin). Böylece hem Allah’ın düşmanını, hem kendi düşmanınızı, hem de onlardan başka sizin bilmediğiniz Allah’ın bildiği düşmanları korkutursunuz. Allah Yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir ve siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.

YÛNUS 10.59: Onlara şöyle sor: “Söyleyin bakalım! Allah’ın size ikram ettiği rızkın bir kısmını haram, bir kısmını da neden helal kabul ettiniz?” Şöyle de: “Böyle yapmanıza Allah mı izin verdi, yoksa Allah adına yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?”

YÛNUS 10.69: Onlara de ki: “Uydurdukları yalanları Allah’a isnad edenler asla kurtuluşa eremezler!

RA’D 13.22: Onlar, Rablerinin rızasını kazanmak için sebat ederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz nimetlerden gizlice ve açıktan infak ederler (hayra harcarlar) ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar mutlu sona ulaşacak olanlardır.  

NAHL 16.116: Hiçbir delile dayanmadan “şu helaldir, bu haramdır” diye yalan söyleyerek Allah’a iftira etmeyin. Çünkü iftira ederek Allah adına yalan uyduranlar asla iflah olmazlar.

RÛM 30.39: İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faizli borç, Allah katında size artış sağlamaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte mallarını kat kat artıranlar zekât verenlerdir.

AHZÂB 33.39: Allah’ın mesajlarını tebliğ edenler (Rasuller), O’ndan korkarlar ve Allah’tan başka hiç kimseden korkmazlar. Zira hesap görücü olarak Allah yeter.

HADÎD 57.7: Allah’a ve Rasulüne iman edin ve O’nun, size üzerinde tasarruf yetkisi verdiği mallardan infak edin (hayra harcayın). İman edip infak edenleriniz (hayra harcayanlarınız) için büyük bir mükâfat vardır.

HADÎD 57.10: Göklerin ve yerin mirası Allah’a ait olduğu halde size ne oluyor da Allah yolunda infak etmiyorsunuz (hayra harcamıyorsunuz)? Fetihten önce infak eden (hayra harcayanlar) ve savaşanlar, fetihten sonra infak eden (hayra harcayanlardan) ve savaşanlardan kat kat üstündür. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

HADÎD 57.11: Kim Allah’a Karz-ı Hasen (güzel bir borç) verirse, Allah da onu kat kat artırır. Üstelik ona pek değerli bir mükâfat da vardır.

HADÎD 57.18: Sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ile Allah’a karz-ı hasen (güzel bir borç) verenlere, harcadıkları şey kendilerine kat kat fazlasıyla geri ödenir, üstelik onlara bitmez tükenmez bir mükâfat da vardır. TEGÂBÜN 64.17: Allah’a Karz-ı Hasen (güzel bir borç) verirseniz), O, bunu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Çünkü O, iyiliklerin karşılığını bol bol veren, kullarına sabırla ve yumuşaklıkla muamele ederek ceza vermekte acele etmeyendir. (2.245)

TAHRÎM 66.1: Ey Nebi! Allah’ın sana helal kıldığı bir şeyi eşlerinin hatırı için neden kendine haram ediyorsun? Yine de Allah çok bağışlayandır, engin merhamet kaynağıdır. (Mâide 87)

MÜZZEMMİL 73.20: (…) Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a Karz-ı Hasen (güzel bir borç) verin. Kendiniz için hayır olarak önden ne gönderirseniz, Allah katında daha hayırlı ve sevabını daha da artmış olarak bulursunuz. Bir de Allah’tan bağışlanma isteyin. Çünkü Allah, çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

LEYL 92.17-21: Takva sahipleri o (ateşten) uzak tutulacak, o ki malını gönülden verir ve arınıp-gelişir, onun (bu yaptığı) herhangi birinden gördüğü bir iyiliğe karşılık değildir, sadece yüce Rabbinin rızasını kazanmak içindir, işte böyleleri sonunda memnun olacağı bir karşılık görecektir.

GÖRÜŞ VE YORUMLARIN TASNİFİ:

Kur’an’daki, faiz konusuyla ilgili altmış üç (63) adet âyetin meali yukarıdadır. İlahiyatçıların bu konuda, birbirlerinden oldukça farklı görüş ve yorumlarının olduğu da görülmektedir. Görüş ve yorumlar beş grupta tasnif edilerek dikkatinize sunulmaktadır:

a) İlahiyatçıların bir kısmı, ‘faiz alanlar yani faiz yiyenler ile faiz ödeyenleri yani faiz verenleri’ aynı kefeye koymakta ve aynı cezalara muhatap olacaklarını ifade etmektedirler. Bunlar, bize göre en uçta ve en aykırı olan görüşlerdir.

b) İlahiyatçıların bir kısmı ise, ‘borç verenlerin, enflasyon oranı kadar fark almasında bir mahzur yoktur’ diye görüş belirtmektedirler.

c) İlahiyatçıların diğer bir kısmı ise, ‘(ev almak, araba almak gibi) zaruri ihtiyaçlarının temini için kredi kullananların ödeyecekleri faizlerin caiz olduğuna’ dair görüş bildirmektedirler.

d) İlahiyatçıların sayıca daha az bir kısmı ise, ‘işyeri açmak ve fabrika kurmak için yapılacak yatırımların tamamına ödenecek faizlerin caiz olduğunu’ söylemektedirler.

e) İlahiyatçıların çok az sayıda olanları ise, ‘sadece faiz alanların yani faiz yiyenlerin tenkit edildiğini’ ifade etmekteler ve ‘faiz verenlerin yani faiz ödeyenlerin bu cezaların muhatabı olmadıklarını’ ifade etmektedirler, bizim görüşümüz de bu şekildedir.

Birbirinden oldukça farklı görüşler karşısında, müslüman kardeşlerimizin aklının karışması ve ne yapacaklarını şaşırmalarını normal karşılamak gerektiğini düşünüyoruz. Konuyla ilgili âyet meallerini ve bu konudaki görüşleri bir defa daha dikkatinize sunuyoruz.

BAZI İLAHİYATÇILARIN GÖRÜŞ VE YORUMLARI: 

(NOT: Yazarların, meal ve tefsirlerdeki görüşlerini belirttikten sonra, yazdığımız kendi görüşlerimizi sarıya boyamak suretiyle, okuyuculara yazılanların kimin görüşü olduğunu kolayca anlamalarını sağlamaya çalıştık.)

1) Ateş, Süleyman-Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri Cilt 1 S.483: ‘Faraza bir yıl önce bin lira borç veren adam, bir yıl sonra yine bin lira alırsa -paranın bir yılda yüzde on veya daha fazla değer kaybına uğradığını düşünürsek- en az 100 lira zarar etmiş olur. Çünkü bin lira, bir yıl sonra 900 lira değerine düşmüştür. O halde bu adamı ziyana sokmamak için paranın bir yılda uğradığı değer kaybını vermek lazımdır. Bu bir fazlalık değil, adamın kendi parasıdır. İslam kimsenin zarara uğramasını istemez. Fertlere, özellikle fakir kimselere verilen borçlardan (enflasyondan kaynaklanan) bu değer kaybını dahi almak doğru değildir. Çünkü Kur’an müteakip âyette eli darda olanın borcunun ertelenmesini veya tamamen tasadduk edilmesini (bağışlanmasını) emretmektedir.’ (Bakara: 280).

(S. Ateş hoca, ‘Fertlere, özellikle fakir kimselere verilen borçtan (enflasyon farkını) dahi almak doğru değildir. Çünkü Kur’an, eli darda olanın borcunun ertelenmesini veya tamamen tasadduk edilmesini (bağışlanmasını) emretmektedir’ demek suretiyle önemli bir tespit yapmaktadır.)

 Cilt 1 S.487:Faizin kalkması ferdin işi değil, toplumun işidir. Her muamelesi faizle işleyen bir toplumda yaşayan fert de ister-istemez faize bulaşır. Onun korunmak için bankalara yatırdığı paradan banka yüzde elli, yüzde yüz kazanırken kendisinin aldığı yüzde beşlik faiz, aslında parasının süre içinde uğradığı değer kaybını bile karşılamaz. Zarurete binaen o da parasının faizini alır, ama içi tutmuyor, takvası müsaade etmiyorsa faiz olarak aldıklarını fukaraya, hayır kurumlarına verir.’

(S. Ateş hocanın ‘Faizin kalkması ferdin işi değil, toplumun işidir’ tespitini de önemli buluyoruz.)

Cilt 7 S.26: ‘39ncu âyette insanların malları içinde artıp büyümesi için (faizle) verilen malın, Allah katında artmayacağı, ancak Allah rızası için zekat, sadaka vermenin malı artıracağı buyuruluyor. İnsanların mallarında artıp-büyümesi için verilen mal, faizle verilen ödünçtür. Bu, Allah katında artmaz. Çünkü riba, fukarayı sömürmektir. Fukaranın sömürülmesi mala hayır ve bereket getirmez. Allah için verilen sadaka, berekete vesile olur.’ (Rum 30.39)

(S. Ateş hocanın ‘Riba fukarayı sömürmektir’ tespitini de önemli buluyoruz.)

2) Abdulaziz Bayındır-TİCARET VE FAİZ (Süleymaniye Vakfı Yayınları-İstanbul 2007)

(Faiz konusunda müstakil eser olarak yazılmış olan (bizim bulabildiğimiz) tek kitap Abdulaziz Bayındır hocanın “Ticaret ve Faiz” adlı kitabıdır. Bu konuda onlarca kitabın yazılmış olmasını arzu ve temenni ettiğimizi belirtmek isteriz. Ayrıca A. Bayındır hocanın; ‘Yapılacak tenkit ve tavsiyeler, çalışmalarımıza ışık tutacaktır’ ifadesini de oldukça önemli bulmaktayız ve görüşlerini beyan eden herkesin ‘tenkit ve tavsiyelere açık’ olmasını temenni ederiz. H.S.)

S.16: ‘Müminler! Allah’tan korkun! Eğer inanmış kişilerseniz faizden geriye ne kalmışsa bırakın! Bunu yapmadınız mı bilin ki Allah’a ve Elçisine karşı savaş halindesiniz. Eğer tevbe ederseniz ana mallarınız sizindir. Ne haksızlık edersiniz, ne de haksızlığa uğrarsınız. Borçlu darlık içindeyse rahata çıkıncaya kadar beklemek gerekir. Bağışta bulunmak sizin için daha hayırlıdır. Bunu bir bilseydiniz!’ (Bakara 2.278-280)

S.17: ‘Allah faizi daraltır, zekâtları artırır. Allah, nankör günahkârların hiçbirini sevmez.’ (Bakara 2.276)

S.20: ‘Allah alım satımı helâl, faizli işlemi haram kılmıştır.’ (Bakara 2.275)

S.20: ‘Faiz, Kur’an’ın en ağır yasaklarındandır. Bu yasağı açıklayan hadisler ve fakihlerin bunlarla ilgili içtihatları vardır. Neyin Allah’ın yasağı, neyin Allah’ın Elçisinin açıklaması, neyin de fakihlerin içtihadı olduğunu bilmek gerekir. Kitapta bu ayırıma dikkat edilmiştir.’

S.20: ‘Bu kitabın hazırlanışında Kur’an esas alınmış ve alışılmışın dışında bir usul uygulanmıştır. Bu, Kur’an’ın gösterdiği usuldür. Bundan sonraki bölümde bu metoda değinilecektir.’

S.21: ‘Yapılacak tenkit ve tavsiyeler, çalışmalarımıza ışık tutacaktır.’

S.24: Kur’an tek kaynaktır. Sünnet ise Peygamberimizin Kur’an’dan çıkardığı hükümlerden ibarettir. Bu sebeple Kur’an’dan ayrı bir kaynak değildir. Allah Teâlâ şöyle buyurur: ‘Bu Kur’an, gerçekten en doğru olanı gösterir.’  (İsra 17.9)

S.35: ‘Kur’an’ın gösterdiği yoldan gidince fıkıh usulünde olan şekliyle icma ve kıyasa ihtiyaç kalmaz. Ayrıca ‘olayların sınırsız, nasların sınırlı olduğu, bu sebeple başka yollara başvurma zorunluğu doğduğu’ şeklinde yanlış düşüncelere de yer olmaz. İşte elinizdeki bu kitabı farklı kılan bu usuldür.’

S.38: ‘Kur’an’da faiz anlamına gelen kelime riba’dır…Riba, faiz anlamındadır. Faiz, borçtan elde edilen gelirdir. Artma borçtan dolayı olduğu için riba, bu artışa sebep olan işlem yani faizli işlem demek olur.’

(Faizsiz olarak verilen borç paradan, bir faiz yani bir fazlalık elde edilmez. Dolayısıyla böyle bir borç verme işlemine “faizli işlem” denilemeyeceği gibi bu işlem Kur’an’da “Karz-ı hasen” olarak geçmektedir ve “Allah’a borç vermek” manasında olduğu için iman edenlere önemle tavsiye edilmektedir ve şöyledir: Allah’ın kat kat fazlasıyla geri ödeyeceği Karz-ı Haseni (güzel bir borcu) O’na verecek kimdir? ...” Bakara 2.245, Ayrıca Teğabün 64.17

Bize göre; “Faizle verilen borç paradan elde edilen fazlalığa faiz denir” ve Kur’an’ın yasaklamış olduğu böyle bir  faizin alınmasıdır. Borcu veren kişi veya kurum faizi almadığı (faizden vazgeçtiği) takdirde anaparasını alabilir ve günah işlemekten de kurtulmuş olur! Bakara 2.278-280* Ali İmran 3.130*Nisa 4.161)

S.38: Allah Teâlâ şöyle buyurur: ‘İnsanların malları içinde artsın diye faize verdiğiniz şey (borç) Allah’ın yanında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince işte kat kat artıranlar zekât verenlerdir.’ (Rum 30.39)

S.39-40: Allah’ın Elçisi Veda Hutbe’sinde şöyle demiştir:

‘Cahiliye faizi kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk faiz, bizim faizimiz, Abbas b. Abdulmuttalib’in faizidir. Onun tamamı kaldırılmıştır.’ Ebû Dâvûd, Menâsik, 57, hadis no.1905.

S.40: Şu âyete göre de faiz, borca eklenmesi şart koşulan fazlalıktır.

‘…Faizden tevbe ederseniz anamallarınız sizindir. Ne haksızlık edersiniz ve ne de haksızlığa uğrarsınız.’ (Bakara 2.279)

S.41: Faiz ilk olarak şu âyetle yasaklanmıştır.

‘Müminler! Kat kat katlanan faizi yemeyin. Allah’tan korkun, belki umduğunuza kavuşursunuz.’ (Ali İmran 3.130)

İkinci yasaklama şu âyetlerle olmuştur:

‘Müminler! Allah’tan korkun! Faizden geriye ne kaldıysa bırakın! Eğer inanmış kişilerseniz…’ (Bakara 2.278-280)

S.42: Allah Teâlâ şöyle buyurur:

‘İnsanların malları içinde artsın diye faize verdiğiniz şey (borç) Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını gözeterek verdiğiniz zekâta gelince işte kat kat artıranlar zekât verenlerdir.’ (Rum 30.39)

Allah faizi daraltır, zekâtları artırır. Allah nankör günahkârların hiçbirini sevmez.’ (Bakara2.276)

S.44: Allah’ın Elçisi şöyle buyurmuştur:

Faiz geliri çok da olsa sonu darlığa döner.’ (Ahmed b. Hambel, Müsned, Cilt 1, s.395)

S.44: Kur’an’da biriktirme ile ilgili emir yoktur, bütün emirler infaka yöneliktir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

‘…Ne kadarına gücünüz yeterse o kadar Allah’tan çekinin. Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğiniz için infak edinAllah’a güzel bir ödünç verirseniz O, sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar…’ (Teğabün 64.15-17 Ayrıca Bak.Bakara 2.245)

S.45-46: Allah Teâlâ şöyle buyurur:

‘Müminler! Allah’tan korkun, faizden geriye ne kalmışsa bırakın, eğer inanmış kişilerseniz. Bunu yapmadınız mı bilin ki; Allah’a ve Elçisine karşı savaş halindesiniz. Eğer tevbe ederseniz, ana mallarınız sizindir. Ne haksızlık edersiniz, ne de haksızlığa uğrarsınız.’ Bu âyetler S.16 da da verilmektedir. (Bakara 2.278-279)

S.47: Allah’ın Elçisi şöyle demiştir:

-Felâkete sürükleyen yedi şeyden sakının!

-Ey Allah’ın Elçisi nelerdir onlar?

A) Allah’a ortak koşmak, sihir,…,Faiz yemek! (Buhari, Sahih, Vesâyâ 23; Müslim, Sahih, İman 145)

S.48: Allah’ın Elçisi bir de şöyle demiştir:

B) ‘Allah faizi yiyene ve yedirene lânet etsin.’ (Buhari, Sahih, Büyu25; Müslüm, Sahih, Müsakât 105)

C) ‘Allah’ın Elçisi; Faiz yiyeni, yedireni, ona şahitlik edenleri, onu yazanı…lânetledi.’ (Ahmed b. Hanbel, Müsned C1, S.87 ve 394) Hadis olarak yazılan bu ifadeler; S.20 deki: “Bu kitabın hazırlanışında Kur’an esas alınmış ve alışılmışın dışında bir usul uygulanmıştır. Bu, Kur’an’ın gösterdiği usuldür. Bundan sonraki bölümde bu metoda değinilecektir’ tarzındaki A. Bayındır hocanın görüşüne uygun düşmediği anlaşılmaktadır.

(Görüldüğü üzere A)’da sadece ‘faiz yemek’, B)’de ‘faiz yiyen ve yediren’ C)’de ise ‘Faiz yiyeni, yedireni, ona şahitlik edenleri, onu yazanı’ lânetlemiştir. Kur’an’da ‘faiz yiyenler için’ çok ciddi cezalar söz konusudur. Buna mukabil ‘faiz yedirenler’, hele hele ‘Şahitlik edenler ve yazanlar’ için ceza söz konusu olmadığı gibi bunlardan övgüyle söz edilmektedir: ‘Ey iman edenler, birbirinize belli bir vadeye kadar borçlandığınızda borcunuzu yazın. Aranızdaki bir yazıcı, borcu doğru olarak yazsın…Borcun yazılmasında erkeklerden iki kişiyi de şahit tutun… Ancak bundan, yazan da, şahitler de zarar görmesin, onlara zarar verirseniz yoldan çıkmış olursunuz.’ Bakara 2.282)

S.73: ‘Yasaklandıkları halde faiz almaları… yüzünden (önceleri helâl olan temiz ve iyi şeyleri Yahudilere haram kıldık) ve içlerinden inkâra sapanlara acıklı bir azap hazırladık.’ (Nisa 4.161)

S.74: ‘Müminler! Kat kat katlanan faizi yemeyin. Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.’ (Ali İmran 3.130)

S.119: Faiz Kur’an’ın en ağır yasaklarındandır. Onu Kur’an açıklamayacak da üzerinde sürekli şüpheler oluşturulan hadisler açıklayacak, hiç böyle bir şey olur mu? Açıklamayı Kur’an yapar, hadisler de Kur’an’da olanı bize gösterir.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

S.120: ‘Allah size neyi yasaklamışsa açık açık bildirmiştir, zor durumda kaldıysanız başka.’ (En’am 6.119)

‘Açıklamayı Allah yapar, hadisler de Kur’an’da olanı bize gösterir’ ifadeleriyle A. Bayındır hoca bu husustaki düşüncelerini beyan etmektedir. Biz de bu görüşe katılıyoruz ve haram ve yasakları sadece Allah’ın koyduğunu gösteren birkaç âyeti daha eklemek istiyoruz: (Nisa 4.50), (Mâide 5.87), (A’râf 7.32-33), (Yûnus 10.59,69), (Nahl 16.116), (Tahrîm 66.1)

Abdulaziz Bayındır-BAKARA SÛRESİ-Kur’an-ı Kerim Türkçe Meal Serisi -1 (Süleymaniye Vakfı Yayınları-2016)  

‘Faiz yiyenler’, şeytanın aklını çeldiği kimsenin davranışından farklı davranış göstermezler. Bu onların, ‘Alım-satım, tıpkı ‘faizli işlem’ gibidir’ demeleri yüzündendir. Allah, alım-satımı helâl, ‘faizli işlemi’ haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt ulaşır da ‘faiz almayı bırakırsa’, ‘önceden aldıkları kendine kalır’ ve onun işi Allah’a aittir. Kim de, devam ederse onlar cehennem ahalisidir ve orada ölümsüz olarak kalacaklardır.’ (Bakara 2.275)

‘ Allah ‘faizli işleri’ daraltır, zekâtları/sadakaları artırır…’ (Bakara 2.276)                                                                       (A. Bayındır hoca; faizle ilgili meal verdiği diğer bütün âyetlerde, ‘faizi’ sadece ‘faiz’ kelimesiyle ve yalın haliyle ifade ettiği halde, Bakara 275,276’da bir kelime daha ekleyerek ‘faizli işlem’ şeklinde ifade etmiştir. Böyle olunca da ‘faiz’ kelimesinin manası ‘genişletilmeye müsait bir hale gelmiştir’. Kur’an’da; faizle ilgili ifadeler ‘faiz yemeyin’, ‘faizi terkedin’, ‘kalan faiz alacağınızdan vazgeçin’, ‘Allah faizi daraltır’ şeklinde olumsuz ifadelerle ve ‘sadece faiz yiyenleri kapsayacak’ şekildedir. Halbuki âyetin mealini ‘faizli işlem’ şeklinde yapınca, âyetin ‘faiz yiyenle faizi ödeyeni’ de kapsayacak bir şekilde anlaşılma riski ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle, ‘faizli işlem’ şeklinde meal verilmesi bize göre hatalı ve yanlıştır.)

3) Bayraklı, Bayraktar-Kur’an Tefsiri Cilt 3 S.388: Rum 39’un açıklamasında: ‘Faizle borç alan kişi, imkânsızlığı nedeniyle aldığından, ona zekât verilmelidir.’ ‘Artışın zekâtta olup, faizde olmadığını söyleyerek, Allah faiz muamelesinde insanların beklentilerinin boşa çıkacağına dikkat çekmektedir.’

(B. Bayraklı hocanın, ‘borçlunun imkânsızlık sebebiyle borç aldığına’ işaret etmesini oldukça önemli buluyoruz.)

Cilt 3 S.389: ‘Bakara 276. Âyette sadaka ile bir arada değerlendirmeye tabi tutması, faiz yerine zekâtı, infak ve sadakayı önerdiğine işaret olup, bu da zekâtın, infakın ve sadakanın verilmediği ortamların, faiz mikrobunun ürediği ortamlar olduğu bilincini vermeye yöneliktir.’

(Faiz yerine; zekât, infak ve sadakanın tavsiye edilmesi ve bunların olmadığı ortamlarda faiz mikrobunun üreyeceğinin belirtilmesi oldukça önemlidir.)

Cilt 3 S.395: ‘Bu kanun Allah tarafından konmuştur. Allah, faizi yasaklarken onun yerine zekâtı (Rum 39), Sadakayı (Bakara 276) ve infakı (Bakara 264-274) koymaktadır. Bu kanunu Yüce Allah kendi eylemlerinde de uygulamaktadır. Faizi azaltırken, bunun karşıtı olan sadakayı çoğaltmaktadır. Çünkü faizi yok ederken, yerine başka bir şeyin konması gerekir. Allah da faizin karşısına sadakayı, azaltma eyleminin karşısına çoğaltıp bereketlendirmeyi koymaktadır.’

(B. Bayraklı hoca, faizin panzehiri olarak zekâtın, sadakanın ve infakın konulması gerektiğine bir defa daha işaret etmektedir.)

4) Çelik, Ömer-Hakk’ın Dâveti Kur’ân-ı Kerîm/Meâli ve Tefsiri-5 Cilt (Erkam Yayınları-İstanbul 2017)

Cilt 1 S.351: Faiz yiyenler, kıyâmet günü kabirlerinden, başka türlü değil, ancak şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkacaklardır. Bunun sebebi, ‘Alış-veriş de tıpkı faiz gibidir’ demeleridir. Halbuki Allah, alış-verişi helâl, faizi haram kılmıştır. Her kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizcilikten vazgeçerse, önceden aldıkları kendisine aittir. Artık onun hakkındaki kararı Allah verecektir. Kim de yeniden faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemin yoldaşlarıdır ve orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara 2.275)

Cilt 1 S.352: “Yahudilerin yaptıkları zulümler, pek çok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları, men edildikleri faizi almaları ve insanların mallarını haksız yollarla yemeleri yüzünden daha önce kendilerine helâl kılınmış olan bir kısım temiz ve hoş yiyecekleri onlara haram kıldık. Onlardan kâfir olanlar için can yakıcı bir azap hazırladık.” (Nisâ 160-161)

Cilt 1 S.355: Allah, malı artırdığı sanılan faize bereket vermez ve onu eksilte eksilte sonunda mahveder. Buna karşılık malı eksilttiği sanılan zekât ve sadakaları bereketlendirir. Allah, nankörlükte ve günahta ısrarlı olanların hiçbirini sevmez.” (Bakara 2.276)

(Ö. Çelik hoca; ‘kim faizcilikten vazgeçerse, önceden aldıkları kendisine aittir’, men edildikleri faizi almaları yüzünden…onlara haram kıldık’, ’malı artırdığı sanılan faize bereket vermez ve onu eksilte eksilte sonunda mahveder’ şeklinde doğru mealler vermiştir. Bizim görüşümüz de böyledir.)

5) DİB, Diyanet İşleri Başkanlığı-Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir-Cilt-I S.433: ‘Borçlunun alacaklıya enflasyon farkını ödemesi faiz değildir. Çünkü bu fark reel bir fazlalık değil, alınanla ödenenin eşitlenmesini sağlayan ve adaleti gerçekleştiren bir rakam fazlalığından ibarettir.’

(Borçlunun alacaklının malını haksız yollarla yememesi için enflasyon farkını ödemesi tavsiye edilmektedir. Nisa 29)

Cilt IV S.317: ‘Paranın sömürü ve baskı aracı olarak kullanılmasında önemli bir işlemi olan ribanın (faizcilik, tefecilik), Allah’ın hoşnutluğundan uzak olduğuna dair bir uyarı yapılmaktadır.’

(Burada, ribanın sömürü ve baskı aracı olarak kullanıldığına işaret edilmesini önemli buluyoruz.)

6) Duman, M. Zeki-Beyânu’l-Hak- (Kur’an-ı Kerîm’in Nüzul Sırasına Göre Tefsiri). (Bakara 275-280 âyetlerin tefsiri- Cilt 2-S.1432: ‘Riba/faiz, terim olarak aynı cins değerdeki bir mal, değiştirildiğinde veya geçici bir süre ile borç verildiğinde, verilenden fazla olarak alınan kısmın adıdır.’ Cilt 2-S.1433: ‘Yani riba hakkındaki hükmü işittikten sonra Allah’ın emrine kulak verdikleri ve faize hiç yanaşmadıkları takdirde Allah onları mükâfatlandırır. Geçmişte aldıkları faizleri de dilerse bağışlar veya bağışlamaz; onun hükmü sırf Allah’a kalmıştır. Ancak, artık faiz almayı terk eden kişi, hem sözlü ve hem de fiili olarak tövbe etmiş ve tövbesinde de durmuş ise, Allah’ın o kimseyi bağışlayacağına dair vaadi vardır.’

Cilt 2-S.1434: ‘Arapça ifadesiyle riba ve Türkçemizdeki adıyla faiz; her ikisi de maddeten zengin kesimin, muhtaç durumdaki insanların ihtiyaç halinden yararlanması, ekonomik açıdan onları sömürmesi ve daha da zayıflatması anlamına gelir. Çünkü riba, başka bir adıyla tefecilik, islamda gayrimeşru bir gelir yolu, ahlâk dışı bir ticaret ilişkisi olarak nitelendirilmiş ve haram kılınmıştırFakirin kanını emmek anlamına gelen faiz, mümine kalıcı bir hayır getirmez.’

(‘Riba/faiz, verilen borçtan fazla olarak alınan kısmın adıdır’ demek suretiyle alınan fazlalığın riba/faiz olduğu ifade edilmektedir. ‘faiz almayı terk eden kişiyi Allah’ın bağışlayacağına dair sözü vardır’ bu ifadeyle de Allah’ın faiz almayı terk eden kişiyi bağışlayacağı ve faiz verenin/faiz ödeyenin konunun muhatabı olmadığı ifade edilmektedir. ‘Arapça ifadesiyle riba ve Türkçemizdeki adıyla faiz, zengin kesimin muhtaç durumdaki insanları sömürmesi anlamına gelir ve Riba, başka bir adıyla Tefecilik haram kılınmıştır.’ Burada da haram kılınanın Riba yani Tefecilik olduğu açıkça ifade edilmektedir. Bizim görüşümüz de bu merkezdedir. M. Zeki Duman hocanın konuyla ilgili görüşlerine katıldığımızı ifade etmek istiyoruz.)

7) Eliaçık, R. İhsan-Yaşayan Kur’an-S.323: Rum 39 da Ribayı açıklarken Dip Not 11 de şöyle denilmektedir: ‘Bu durumda Türkçe’de faiz dediğimiz riba bir şeyin artması, gelişmesi, çoğalması demek olup ‘malın karşılığı olmadan artışı’ manasına gelmektedir. Öyle ki ‘bu mal neden dolayı arttı’ diye sorulsa mal ve hizmet cinsinden bir karşılığı bulunmaz. Bu nedenle faizin haram kılınması haksız kazanç olmasından dolayıdır.’

S.324: ‘Özellikle ilk inen sûrelerde, başta (Ebu Cehil, Ebu Leheb, Velid bin Mugire, Umeyye bin Halef) olmak üzere Mekke’nin tefeci bezirganları yerden yere vurulmaktadır…Faizle borç isteyen kişi, kendisi için değerli bir şeyi tefeciye ‘rehin’ olarak vermek zorundaydı. Kimi zavallılar borç alabilmek için çocuklarını, eşlerini, hatta kendilerini rehin gösterirlerdi. Borcu geri ödeme zamanı gelince üç-dört misli faiz alınırdı. Borçlu borcunu ödemeyince, rehin bıraktığı tefecinin mülkiyetine geçer ve tefeci dilediği gibi tasarrufta bulunabilirdi…’

(R.İ. Eliaçık hoca, tefecilerin insanları nasıl sömürdüklerine, hatta köleleştirdiklerine işaret etmektedir ki bize göre de bu tespit oldukça manidardır.)

8) Elik, Hasan-Tevhid Mesajı-S.106: Bakara 275’in tefsiri, Riba/Tefecilik başlığı altında şöyle yapılmaktadır (Not.274): ‘Bu âyetlerde anlatılan ‘riba/tefecilik’; varlıklı insanın, muhtaç kişinin ihtiyaç durumunu fırsat bilerek ona borç vermesi ve hiçbir malî ve makûl gerekçeye dayanmaksızın verdiğinden çok daha fazlasını almasıdır. Kanaatimizce riba, günümüz faiz sistemiyle bire-bir örtüşmemekte ise de ‘faiz’ adı altında yapılan işlemlerin önemli bir kısmı bu kapsama girmektedir. Şunu da ifade edelim ki, ‘Kur’an’da tenkit edilen şey, zaruret nedeniyle bu tür işlemlere başvurmak durumunda kalan çaresiz insanların yaptığı değil, onların çaresizliklerini fırsat bilenlerin yaptığıdır.’

(H. Elik hoca, ‘Kur’an’da tenkit edilenin çaresiz insanların kredi almaları değil, onların çaresizliğinden istifade eden tefecilerin yaptığıdır’ demek suretiyle oldukça önemli bir tespit yapmaktadır ki bizim görüşümüz de bu şekildedir.)

9) Esed, Muhammed-Kur’an Mesajı-S.989 Not.35: Riba terimi lafzen, bir şeyin ilk hacminin veya miktarının üstündeki ‘artışı’ veya ‘ilaveyi’ anlatır. Kur’an terminolojisinde ise, bir kimsenin veya kurumun başka birine ödünç olarak verdiği belli bir mal veya para miktarının, faiz yoluyla meşru olmayan bir artış sağlamasını ifade eder.  İlk dönem Müslüman hukukçuların büyük kısmı, bu ‘gayr-i meşru ilaveyi’, ‘oranına ve temelindeki ekonomik güdüye bakmadan’ faiz karşılığı verilen bir borçtan sağlanan kazanç ile eş tutmuşlardı.

S.990: ‘Genel olarak ribanın negatif muhtevası (terimin Kur’an’da ve Hz. Peygamber’in birçok hadisinde kullanıldığı anlamda) faiz karşılığı borç vermek suretiyle sağlanan ve ekonomik olarak zayıf durumda bulunan kesimlerin güçlü ve servet sahibi kesimlerce sömürülmesinden doğan kazançlarla ilgilidir: Borç veren, kullandırdığı sermaye mülkiyetinin tam sahibi olurken ve bu fonun kullanım amacı yahut tarzı ile ilgili hiçbir yasal endişe taşımazken, sağladığı kazanç da, borç kullananın bu işlemden dolayı uğradığı kayıplara bakılmaksızın, sözleşme gereği garanti altına alınır.’ (M. Esed’in, ekonomik olarak zayıf durumda olanların, güçlü ve servet sahibi olanlarca sömürüldüğünü ve ribanın sömürü aracı olduğunu söylemesi son derece önemlidir.)

10) İslamoğlu, Mustafa-Hayat Kitabı KUR’AN-Gerekçeli Meal-Tefsir (Düşün Yayıncılık-İstanbul 2017)

S.93:Faiz yiyen kimseler, başka değil sadece aklını çelmek için şeytanın dokunduğu kimse gibi hareket ederler: Çünkü onlar ‘Alışveriş de faiz gibidir’ derler. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Her kim Rabbinden kendisine nasihat gelir gelmez bu işe son verirse, evvelki kazançları ona, onun hakkında karar vermek de Allah’a kalır. Her kim de dönerse, işte onlar ateş ashabıdırlar, onlar orada kalıcıdırlar.” (Bakara 2.275)

S.94:Allah faizin bereketini alır ve (emanete sadâkat için) yapılan hayrı (kattığı bereketle) artırır. Allah günahda ısrar eden hiçbir inatçı nankörü sevmez.”

S.94-Dipnot 516: Bu uyarıların ardından hâlâ faizin de ticaret gibi helâl olduğu iddiasında ısrar eden varsa, o Allah’ın yasağını çiğnemekle kalmıyor, aynı zamanda harama helâl diyerek küfrünü, günahta ısrar ederek inatçılığını ve Allah’ın verdiği serveti faize vererek nankörlüğünü isbat ediyor demektir.

(M. İslamoğlu hoca, âyetlere verdiği mealde ‘Allah’ın yasakladığı fiilin faiz yemek olduğunu’, Dipnot 516’da ise o suçu işledikleri için cezaya uğratılacak olanların ‘Allah’ın verdiği serveti faize veren kimseler olduğunu’ açık-seçik bir şekilde ifade etmektedir. Bizim kanaatımız da bu şekildedir.)

11) İbn Kesir- (NOT: Yazım aşamasındadır.)

12) Maturidi, Ebu Mansur- (NOT: Yazım aşamasındadır.)

13) Mevdudi, Ebu’l-A’lâ- (NOT: Yazım aşamasındadır.)

14) Okuyan, Mehmet-YouTube mesajı.

M. Okuyan hoca; Bakara, Âl-i İmrân ve Nisâ sûrelerinin tefsirini önümüzde birkaç ay içinde bitirmiş olacağını ifade etmiş olduğundan faiz konusundaki âyetlerin meal ve tefsirleri henüz yayınlanmamıştır. Buna mukabil YouTube’da yayınlanan konuyla ilgili görüşünde ‘faiz yiyen ve faiz ödeyenleri aynı kefeye koyarak’ yorum yapmış olduğunu müşahade ettik. Tefsiri yayınlandığı zaman, bu görüşünü neye dayandırdığını da öğrenmiş olacağız!

15) Tekin, Ahmet-Tefsirî Meal/Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru (Kelam Yayınları-İstanbul 2016)

S:48: Ribâ, faiz geliri yiyenler, kesinlikle şeytanın çarptığı, cinnet nöbetindeki kimseler gibi toplumda huzur ve düzen bozucu davranırlar: kıyamet günü, cinnet nöbeti geçirenler gibi kabirlerinden kalkarlar…(2.275)

Allah eksilte-eksilte faizi mahveder, faizli paranın ve faiz gelirinin bereketini giderir… (2.276)

Eğer gerçekten mü’min iseniz, eskiden kalan alınmamış faiz alacaklarınızdan vazgeçin. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Rasulü tarafından faizcilere verilen savaş ültümatomundan haberiniz olsun. (2.278-279)

S:67: Ey iman nimetine kavuşanlar, eklenerek katlanan faiz geliri, bileşik faiz geliri yemeyin… (3.130)

S:104: Onlara, ilmimizin-hikmetimizin gereği faiz almaları, sözcülüğünü ve savunulucuğunu yapmaları yasaklandığı halde faiz geliri elde etmeye devam etmeleri…sebebiyle kendilerine daha önce helal kılınmış olan şeyleri haram kıldık. (4.161)

A. Tekin hoca: ‘faiz geliri yiyenler’, ‘faiz gelirinin bereketini giderir’, ‘eklenerek katlanan faiz geliri, bileşik faiz geliri yemeyin’ ifadeleriyle; âyetlerin sadece ‘faiz geliri yiyenlere’ hitap ettiğini beyan ve ifade etmektedir. Bizim görüşümüz de bu şekildedir.

16) Yılmaz, Hakkı-Tebyînü’l-Kur’an/İşte Kur’an (İşaret 2015-8 Cilt)

Cilt 7-Sayfa 130: Yahudilerin işledikleri zulümlerden dolayı, önceden helâl kılınan birçok iyi ve temiz şeyden onları mahrum bıraktık. Nedeni ise, Allah yolundan sıkça sapıyor ve başkalarını da saptırıyorlardı. Kendilerine yasaklandığı halde faiz alıyorlar ve başkalarının malını haksız yere yiyorlardı. Neticede, onlardan inkâra gömülenler için şiddetli bir azap hazırladık.  (Nisa 160,161)

Cilt 7-Sayfa 131: Yasaklanan ‘er-riba’, herhangi bir masraf veya hizmet karşılığı olmadan alınan [ödeyenin kazancına risksiz bir şekilde ortak olmak anlamına gelen] ribadır. Başka bir deyişle, ‘karşılıksız ve risksiz olan fazlalık’ yasaklanmıştır.

(H. Yılmaz hoca, Cilt 7-123-147nci sayfalar arasında riba (faiz) konusunu ele almış ve son derece isabetli yorumlar yapmıştır. Yukarıda özetini verdiğimiz üzere, ‘yasaklanan riba (faiz), ödeyenin kazancına risksiz bir şekilde ortak olmak anlamına gelen ve karşılıksız ve risksiz olan fazlalıktır.’ Bizim görüşümüz de bu merkezdedir.)

BİZİM GÖRÜŞÜMÜZ:

(Faiz/Riba konusu dinimizin önemli konularından birisi olduğu gibi, iktisadî hayatın da en önemli konularından birisidir. Buna rağmen, faiz/riba konusunda yorum yapan ve görüş bildiren ilahiyatçıların büyük çoğunluğunun, iktisadî konularda yeterli bilgiye ve donanıma sahip olmadıkları görülmektedir. Benzer şekilde, iktisat konusunda uzman olanların büyük çoğunluğunun da dinî konularda yeterli bilgiye ve donanıma sahip olmadıkları bilinmektedir. Bu bakımdan, kendimi kısaca tanıtmayı gerekli görüyorum: Ben Harun Sorkun, 1943 yılında Konya’da doğdum. 1967 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun oldum. 1985 yılından beri Kur’an meali ve tefsirleri üzerinde çalışma ve araştırmalar yapmaktayım. Kaynak olarak faydalandığım meal ve tefsirlerin sayısı şu anda 58 adet olup yeni eserlerin ilavesiyle sayı sürekli olarak artmaktadır. 2015 yılında kurduğum ‘kuranyolcularınaselamlar’ adındaki internet sitemde ‘Kur’an meali’ ve ‘Namaz, Oruç, Şefaat, Recm, Faiz (riba)’ gibi belirli konularda risaleler yayınlamaktayım. İnternet sitemiz, 31.Aralık.2019 tarihi itibariyle 71.864 defa ziyaret edilmiştir. Susem-İslamî İlimler Sertifika Proğramından 2017 yılında yani 74 yaşında mezun oldum. Rabbim ömür ve sağlık verdiği sürece araştırma ve çalışmalarımı inşallah devam ettireceğim.)

Yukarıda mealleri verilen âyetlerin tamamında sadece faiz (riba) yiyenlerin yani faiz alanların tenkit edildiği görülmektedir. Onlar, bu yanlış yoldan vazgeçmedikleri yani faiz (riba) yemey yani faiz almaya devam ettikleri takdirde uğrayacakları ağır cezalar onlara bildirilmektedir. Kredi kullanarak faiz vermek yani faiz ödemek zorunda kalanlara ise hiçbir tenkit yapılmamakta ve onlara uygulanacak hiçbir cezadan da bahsedilmemektedir.

BAKARA 2.275: Faiz yiyenler, şeytanın aklını çeldiği kimseler gibi davranırlar; Bu onların, ‘Alışveriş de tıpkı faiz gibidir’ demeleri yüzündendir. Oysa ki Allah, alışverişi helâl, faizi (faiz gelirini) haram kılmıştır. Bu nedenle, kim Rabbinin öğüdünü dinler ve faizi almaktan vazgeçerse, önceden aldıkları kendine kalır ve onun hesabı Allah’a aittir. Her kim de, faizi almaya devam ederse işte onlar cehennem ahalisidir ve orada ebedi kalacaklardır.

(Hitap: Sadece ve sadece, faiz yiyenlere yani faiz alanlara ve faiz yemeye yani faiz almaya devam edenleredir!)

BAKARA 2.276: Allah, faizli kazançların bereketini giderir ama yapılan hayırları (zekât ve sadakaları) bereketlendirir. (Hitap: Faiz kazancı elde edenlere yani faiz yiyenleredir!)

BAKARA 2.278,279: Kalan faiz alacaklarınızdan vazgeçin. Fakat eğer bunu yapmazsanız, bilin ki Allah’a ve Rasulüne savaş açmış sayılırsınız. (Hitap: Uyarıldıkları halde faiz alacaklarından vazgeçmeyenlere yani faiz yiyenleredir.)

BAKARA 2.280: Borçlu dardaysa ona mühlet verin, hatta alacağınızın tamamından vazgeçerseniz sizin için daha hayırlı olacaktır. (Hitap: Parayı yani krediyi verene yani faiz yiyenleredir!)

BAKARA 2.282: Ey inananlar, birbirinize belli bir vadeye kadar borçlandığınızda borcunuzu yazın. Aranızdaki bir yazıcı, borcu doğru olarak yazsın…Borcun yazılmasında erkeklerden iki kişiyi de şahit tutun…Allah katında böylesi daha düzgün, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur…Bir de, alım satımlarınızı şahit huzurunda yapın. Ancak bundan, yazan da, şahitler de zarar görmesin, onlara zarar verirseniz yoldan çıkmış olursunuz. Allah’tan çekinerek korunun, bunu size Allah öğretiyor, Allah her şeyi bilendir.

ÂL-İ İMRÂN 3.130: Ey iman edenler! Faizi kat-kat artırarak yemeyin. (Hitap: sadece faizi kat-kat artırarak yiyenlere yani faiz alanlaradır!) 

NİSÂ 4.29: Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını karşılıklı rızaya dayanan ticaretle bile olsa, haksız yollarla yiyerek kendinize yazık (zulüm) etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir. (Hitap: Malları haksız yollarla yiyenleredir! Malları haksız yollarla ellerinden alınanlar değildir.)

MÂİDE 5.33: ‘Allah’a ve Rasulüne savaş açanların ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların (cezası); öldürülmeleri ya da asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının kesilmeleri yahut bulundukları yerden sürülmeleridir, sadece (âdil) bir karşılıktan ibarettir. Bu onların dünyada uğradıkları zillettir, ahirette ise onların hakkı korkunç bir azaba uğratılmaktır.’

Görüldüğü üzere, baştan-sona sadece faiz (riba) yiyenler yani faiz alanlar tenkit edilmekte ve bu yanlış yoldan vazgeçmedikleri takdirde uğrayacakları ağır cezaların ne olduğu onlara bildirilmektedir.

Faiz (riba) yiyenler yani faiz alanlar bu hatalı yoldan vazgeçtiklerinde ise nasıl bir yol izlemelidirler? Rabbim, onlara izlemeleri gereken doğru yolu da göstermektedir: Karz-ı hasen yapmak, İnfak etmek, Sadaka ve Zekat vermek.

Faiz (riba) yiyerek yani faiz alarak mallarını artırdıklarını zanneden tefecilere Allah, faizden elde ettikleri kazançların bereketini giderdiğini, yapılan hayırları (zekât ve sadakaları) ise bereketlendirdiğini bildirmektedir (Bakara 2.276). Yani onlara, sizin kazancınız faiz yemekle elde ettiklerinizde değildir, sizin kazancınız infak etmek (zekât ve sadaka vermek) yoluyla elde ettiklerinizdir diye yol göstermektedir.

Mallarını Allah yolunda infak edenlerin (hayra harcayanların) durumu, yedi başak bitirmiş ve her başağında yüz tane/dane bulunan buğdaya benzer. Allah, doğru tercihte bulunanlara kat kat fazlasıyla verir. (1’e 700, hatta daha fazla ödül verilecektir.) (Bakara 2.261). Bu âyette de; ‘faizi katlayarak yiyerek yani faiz alarak kazancınızı artırdığınızı sanmayın, kazancınızı artırmanın yolu mallarınızı Allah yolunda infak etmekten geçmektedir’ denilerek doğru yol gösterilmektedir.

Karz-ı hasen yapacak olanlar, infak edecek olanlar, sadaka ve zekât verecek olanların başında servet sahibi ve varlıklı olan müslümanlar gelmektedir. Yapılacak infaktan, sadaka ve zekâtlardan istifade edecek olanlar ise Müslümanlar içindeki ihtiyaç sahibi ve fakir olanlarıdır. Kim Allah’a Karz-ı hasen (güzel bir borç) verirse, Allah da onu kat kat artırır. Üstelik ona pek değerli bir mükâfat da vardır (Hâdid 11). Bu âyette bahsedilen Allah’a verilecek Karz-ı hasen (güzel bir borç) ile kastedilen, Allah’ın ihtiyaç sahibi kullarına verilecek Karz-ı hasen (güzel bir borç) dur. Yerde ve gökte ve bunların arasındaki her şey zaten Allah’ındır ve Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.

Kur’an; faiz yiyenleri yani faiz alanları tenkit etmekte ve eğer bundan vazgeçmezlerse uğrayacakları cezaların neler olduğunu onlara bildirmektedir. Kredi kullandıkları için faiz ödemek yani faiz vermek mecburiyetinde kalanlar için Kur’an’da hiçbir tenkit ve hiçbir cezadan bahsedilmemektedir.

Varlıklı Müslümanlar faiz alarak yani faiz yiyerek mallarını artırdıkları sanmaktan vazgeçmelidirler ve Allah’ın emrettiği yollara yönelmelidirler. Bunlar; Karz-ı hasen yapmak, infak etmek (sadaka ve zekât vermektir. Böylece hem mallarında gerçek anlamda artış sağlamış olurlar ve hem de faiz (riba) mikrobuna bulaşmaktan kurtulmuş olurlar. Gerçek kazanç her zaman Allah’ın gösterdiği yoldan elde edilen kazançtır!

Rasullullah, Veda Hutbesinde faiz alanlara yani faiz yiyenlere hitap etmekte ve şöyle demektedir: ‘Cahiliye faizi kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk faiz (riba) amcam Abbas b. Abdulmuttalib’in faizidir. Onunki tamamen kaldırılmıştır!’ (Müslim, Hac 147-8*Ebû Dâvûd, Menasîk 57, Hadis No.1905, Buyû 5/3334*Tirmizî, Tefsir 9/3087) (Rasulullah’ın bu hitabı da sadece ve sadece faiz alanlara yani faiz yiyenlere yöneliktir. Faiz verenler yani faiz ödeyenler hitabın muhatabı değildir.)

FAİZİN (RİBANIN) PANZEHİRLERİ:

Yüce Allah, faizin panzehirleri olarak; Karz-ı Hasen yapmak ve İnfak etmekten (Sadaka ve Zekat vermekten) defalarca bahsetmesine rağmen, faiz konusunu ele alan ilahiyatçıların birçoğu tarafından nedense bu konular yeterince ve gerektiği şekilde ele alınmamaktadır. Halbuki faiz bataklığını kurutmanın ve faiz belasından kurtulmanın en önemli yolu, müslümanların bu hususları doğru anlayıp-kavramaları ve hayatlarına tatbik etmelerinden geçmektedir.

Bakara 275:…Bu nedenle kim Rabbinin öğüdünü dinler ve faiz almaktan yani faiz yemekten vazgeçerse, önceden aldıkları kendine kalır ve onun hesabı Allah’a aittir.’ Faiz alanlar yani faiz yiyenler faiz almaktan vazgeçerlerse onun hesabı Allah’a ait olduğuna göre ‘faiz verenlerin yani faiz ödeyenlerin hesabının da Allah’a ait olduğunu gösteren bir tek âyet yoktur!’

Bakara 2.278,279: Faiz alanlar yani faiz yiyenler, ‘Allah’a karşı gelmekten sakınarak kalan faiz alacaklarından vazgeçin’ uyarısını dinlemezlerse ‘Allah’a ve Rasulü’ne savaş açmış sayılacaklardır.’ Ama eğer tevbe ederlerse sermayelerini geri almaya hak kazanacaklar. Böylece ne haksızlık yapmış ve ne de haksızlığa uğramış olacaklardır. Bu durumda ‘faiz verenler yani faiz ödeyenler de ne haksızlık yapmış ve ne de haksızlığa uğramış olacaklar mıdır? Bu hususda hiçbir âyet yoktur!’

Bakara2.280: (Kredi verenler yani borç para verenler), şayet borçlu güç durumdaysa ona vade tanırlar hatta alacağını tamamıyle silerlerse (zekata/sadakaya sayarlarsa) bu onlar için daha hayırlı olacaktır. Bu durumda, ‘kredi alanlar yani borç para alanlar için de daha hayırlı olacak mıdır? Buna işaret eden hiçbir âyet yoktur!’

Bakara 2.275, 278-279 ve 280 de bahsedilen imkânlardan, olaya hiçbir katkıları olmadığı için faiz verenlerin yani faiz ödeyenlerin istifade edeceklerini söylemek mümkün değildir. Kur’an’da da bu hususta en küçük bir işaret yoktur. Bu durum bize, ‘faiz alanlarla yani faiz yiyenlerle faiz verenlerin yani faiz ödeyenlerin aynı cezaya ve aynı mükâfata muhatap olmadıklarını’ gösteren başka bir delildir.

SÖZÜN ÖZÜ:

Faiz alanlar yani faiz yiyenler:

A)  ‘Allah’a karşı gelmekten sakınarak kalan faiz alacaklarından vazgeçin’ şeklindeki, Rabbinin öğüdünü dinler ve faiz almaktan yani faiz yemekten vazgeçerse, önceden aldıkları kendine kalır ve onun hesabı Allah’a aittir. Ama eğer tevbe ederlerse sermayelerini geri almaya hak kazanacaklardır. Böylece ne haksızlık yapmış ve ne de haksızlığa uğramış olacaklardır. Buradaki hitap sadece faiz alanlara yani faiz yiyenleredir. Faiz verenler yani faiz ödeyenler bu hitabın muhatabı değillerdir!

B) ‘Allah’a karşı gelmekten sakınarak kalan faiz alacaklarından vazgeçin’ uyarısını dinlemezler ve ‘faizi almaya yani faiz yemeye devam ederse işte onlar cehennem ahalisidir ve orada ebedi kalacaklardır.’ Burada da hitap sadece faiz alanlara yani faiz yiyenleredir. Faiz verenlerin yani faiz ödeyenlerin ebedi cehennemde kalacaklarına dair en küçük bir ifade yoktur!

HARAM KOYMA YETKİSİ SADECE ALLAH’A AİTTİR!

Allah’ın haram kılmadığı şeyleri, uydurdukları yalanlarla Allah’a isnad edenlerin; ‘başkalarını saptırdıkları, haddi aştıkları, apaçık bir günah işledikleri ve bu kimselerin asla kurtuluşa eremeyecekleri’ Kur’an’da açık olarak ifade edilmektedir. Aşağıdaki âyetler bu hususu bize göstermektedir:                    

NİSÂ 4.50: Şunlara bak hele! Allah adına nasıl da yalan uyduruyorlar! Apaçık bir günah olarak bu onlara yeter!

MÂİDE 5.87: Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri kendinize haram ederek haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.

EN’ÂM 6.119: Neye dayanarak Allah’ın adı anılarak (kesilenlerden) yemiyorsunuz? Halbuki Allah, zorda kalmadığınız sürece yenmesi haram olanları size açıkça bildirmiştir. Onların birçoğu, hiçbir bilgiye dayanmadan sırf keyiflerine uyarak (yasak alanını genişleterek) başkalarını saptırmaktadır. Fakat Allah, kimlerin haddi aştığını çok iyi bilmektedir.

A’RÂF 7.32: Sor bakalım: Allah’ın kulları için yarattığı güzellikleri, temiz ve helal rızıkları haram kılan kimdir?A’RÂF 7.33: Onlara yine de: Rabbim; gizli veya açık kötülükleri, günahın her türlüsünü, haddi aşmayı, Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştırmanızı ve kendi-kendinize haramlar uydurarak bunları Allah’a isnad etmenizi yasaklamıştır.             

YÛNUS 10.59: Onlara şöyle sor: Söyleyin bakalım! Allah’ın size ikram ettiği rızkın bir kısmını haram, bir kısmını da neden helal kabul ettiniz? Şöyle de: Böyle yapmanıza Allah mı izin verdi, yoksa Allah adına yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?                                                                                                                    

YÛNUS 10.69: Onlara de ki: Uydurdukları yalanları Allah’a isnad edenler asla kurtuluşa eremezler!                                                                                                      

NAHL 16.116: Hiçbir delile dayanmadan ‘şu helaldir, bu haramdır’ diye yalan söyleyerek Allah’a iftira etmeyin. Çünkü iftira ederek Allah adına yalan uyduranlar asla iflah olmazlar.

TAHRÎM 66.1: Ey Nebi! Eşlerinin rızasını kazanmak için, Allah’ın helâl kıldığı şeyi neden kendine haram ediyorsun? Allah yine de çok bağışlayıcıdır, engin merhamet kaynağıdır. (Allah’ın Nebi’sinin bile haram koyma yetkisinin olmadığı açıkça görülmektedir!)

SONUÇ:

Kardeşlerim,

Konuyla ilgili olan âyet meallerini dikkatinize sundum, ayrıca ulaşabildiğim yazılı kaynaklardaki görüş ve yorumları da sunmaya gayret ettim. Benim her zamanki söylediğim şudur: Görüş ve yorumları okumak ve aklınızın ve kalbinizin süzgecinden geçirmek suretiyle ‘kendiniz bir hükme ve bir sonuca varmalısınız.’ Çünkü falan kişinin fetvasına/görüşüne uymak, eğer o fetva/görüş hatalıysa ona uyanları sorumluluktan kurtarmayacaktır!

Bu bakımdan, ‘Benim görüşüm bu şekildedir, ancak benim görüşüm kesin doğru olmayabilir’ diyerek sözü noktalamak istiyorum.

Allah hepimizin yar ve yardımcımız olsun!

(Selam ve saygılar, Harun Sorkun, Ocak 2020)

 

 

 

 

0 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. *

*

Son
karakter.

*