13 Aralık 2019 Cuma
MENÜ
SON YAZILAR
7) FAİZ (RİBA) RİSALESİ (Faiz yemek haramdır!)
7) FAİZ (RİBA) RİSALESİ (Faiz yemek haramdır!)

7) FAİZ (RİBA) RİSALESİ (Faiz yemek haramdır!)

7) FAİZ (RİBA) RİSALESİ (Faiz yemek haramdır!) :

FAİZ (RİBA) KONUSUNDAKİ ÂYET MEALLERİ (Âyetler iniş sırasına göredir.)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

Müzzemmil 20: (…) Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a Karz-ı Hasen (güzel bir borç) verin. Kendiniz için hayır olarak önden ne gönderirseniz, Allah katında daha hayırlı ve sevabını daha da artmış olarak bulursunuz. Bir de Allah’tan bağışlanma isteyin. Çünkü Allah, çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

Leyl 17-21: Takva sahipleri o (ateşten) uzak tutulacak, o ki malını gönülden verir ve arınıp-gelişir, onun (bu yaptığı) herhangi birinden gördüğü bir iyiliğe karşılık değildir, sadece yüce Rabbinin rızasını kazanmak içindir, işte böyleleri sonunda memnun olacağı bir karşılık görecektir.

A’râf 32: Sor bakalım: “Allah’ın kulları için yarattığı güzellikleri, temiz ve helal rızıkları haram kılan kimdir?”

A’râf 33: Onlara yine de: “Rabbim; gizli veya açık kötülükleri, günahın her türlüsünü, haddi aşmayı, Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştırmanızı ve kendi-kendinize haramlar uydurarak bunları Allah’a isnad etmenizi yasaklamıştır.

Yunus 59: Onlara şöyle sor: “Söyleyin bakalım! Allah’ın size ikram ettiği rızkın bir kısmını haram, bir kısmını da neden helal kabul ettiniz?” Şöyle de: “Böyle yapmanıza Allah mı izin verdi, yoksa Allah adına yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?”

Yunus 69: Onlara de ki: “Uydurdukları yalanları Allah’a isnad edenler asla kurtuluşa eremezler! 

En’âm 119: Neye dayanarak Allah’ın adı anılarak (kesilenlerden) yemiyorsunuz? Halbuki Allah, zorda kalmadığınız sürece yenmesi haram olanları size açıkça bildirmiştir. Onların birçoğu, hiçbir bilgiye dayanmadan sırf keyiflerine uyarak (yasak alanını genişleterek) başkalarını saptırmaktadır. Fakat Allah, kimlerin haddi aştığını çok iyi bilmektedir.

En’âm 160: O Gün (Mahşer Günü) her kim bir iyilikle gelirse, bunun (en az) on katını kazanacaktır, kim de bir kötülükle gelirse ona denk bir ceza görecek fakat hiç kimseye haksızlık yapılmayacaktır.

Nahl 116: Hiçbir delile dayanmadan “şu helaldir, bu haramdır” diye yalan söyleyerek Allah’a iftira etmeyin. Çünkü iftira ederek Allah adına yalan uyduranlar asla iflah olmazlar.

Rum 39: İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faizli borç, Allah katında size artış sağlamaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte mallarını kat kat artıranlar zekât verenlerdir.

Ra’d 22: Onlar, Rablerinin rızasını kazanmak için sebat ederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz nimetlerden gizlice ve açıktan infak ederler (hayra harcarlar) ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar mutlu sona ulaşacak olanlardır.

BAKARA 79: Kitabı elleriyle (tahrif ederek) yazıp, sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu, Allah katındandır diyenlerin vay haline!" Elleriyle yazdıklarından dolayı yazıklar olsun onlara, kazandıklarından dolayı da yazıklar olsun!     

BAKARA 174: Şüphesiz Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyenler ve bunu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yiyip de karınlarına doldurdukları ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onları temizlemeyecektir. Can yakıcı bir azap da onların olacaktır.     

Bakara 188: Birbirinizin mallarını bâtıl (haksız) yollarla yemeyin. Günaha girerek bile-bile insanların mallarını yemek için mallarınızı (rüşvet olarak) yetkililere vermeyin.

Bakara 195: Mallarınızı Allah yolunda harcayın da kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin, çünkü Allah, iyilik edenleri sever. 

Bakara 207: Öyle kimseler de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için canını verir. Allah böyle kullarını sever, onlara karşı çok şefkatli ve merhametlidir.

Bakara 245: Allah’ın kat kat fazlasıyla geri ödeyeceği Karz-ı Haseni (güzel bir borcu) O’na verecek kimdir? Allah hem daraltır, hem genişletir; hepiniz sonunda O’na döndürüleceksiniz.

Bakara 254: Ey iman edenler! Hiçbir alış-verişin, dostluğun ve şefaatin geçerli olmayacağı bir gün (Mahşer Günü) gelmeden önce size verdiğimiz rızıklardan infak edin (hayra harcayın). Zira inkâr edenler zalimlerin ta kendileridir.

Bakara 261: Mallarını Allah yolunda infak edenlerin (hayra harcayanların) durumu, yedi başak bitirmiş ve her başağında yüz tane bulunan buğdaya benzer. Allah, doğru tercihte bulunanlara kat kat fazlasıyla verir. (1’e 700, hatta daha fazlası, ne müthiş bir ödül.)

Bakara 262: Mallarını Allah yolunda infak eden (hayra harcayan), sonra harcadıklarını başa kakıp gönül kırmayan kimselerin Rableri katında mükafâtları vardır. Onlar, korkmayacaklar ve üzüntü de duymayacaklardır.

Bakara 263: Güzel bir söz söylemek ve birinin ayıbını örtmek, yardım yapıp da sonra onu başa kakmaktan daha iyidir. Allah’ın böyle yardımlara ihtiyacı yoktur, O ceza vermekte acele etmeyendir.

Bakara 264: Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde, insanlara gösteriş olsun diye mallarını infak edenler (hayra harcayanlar) gibi; başa kakıp gönül yıkmak suretiyle yaptıklarınızı boşa çıkarmayın. Bu kimsenin durumu, üzerinde bir parça toprak bulunan ve şiddetli bir yağmurun çırılçıplak bıraktığı bir kaya gibidir. İşte böyle kimseler (gösteriş için) yaptıkları hiçbir iyilikten sevap elde edemezler. Allah âyetlerini inkâr edenleri umduklarına kavuşturmaz.

Bakara 265: Allah rızasını elde etmek ve kendilerini geliştirmek için mallarını İnfak edenlerin (hayra harcayanların) durumu verimli bir bahçeye benzer. Bol yağmur yağar ve bu sayede iki kat ürün verir. Yağmur yağmayıp çiselese bile yeter. Neticede Allah yaptığınız her şeyi görür.

Bakara 268: Şeytan sizi, Allah yolunda harcama yaptığınızda fakirleşirsiniz diye korkutur ve (cimrilik gibi) kötü şeyler yapmaya teşvik eder. Halbuki Allah, (yaptığınız hayırlar sebebiyle) size af ve merhamet eder ve nimetinizi artırmayı vaat eder. Allah, sınırsız lütuf sahibidir ve her şeyi hakkıyla bilendir.

Bakara 270: Allah rızası için yaptığınız her infakı (hayra harcamayı) ve adadığınız her adağı Allah elbette bilir ve karşılığını da size verir. Verdiklerini başa kakanların veya adaklarını yerine getirmeyerek kendilerine zulmedenlerin ise hiçbir yardımcısı yoktur.

Bakara 271: Sadakaları (ve zekâtları) açıkça vermeniz güzeldir! Ama fakirlere verirken gizlemeniz sizin için daha iyidir, sizin bir kısım günahlarınızı örter. Allah, yaptınız her şeyin iç yüzünü bilmektedir.

Bakara 272: Senin görevin onları yola getirmek değildir. Doğruyu seçeni yola getiren Allah’tır. Hayra yapacağınız her infak (hayra harcama) kendiniz içindir. İnfakınızı (hayra harcamanızı) sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapın. İnfakınızın (hayra harcadıklarınızın) karşılığı size tam olarak verilir ve haksızlığa da uğramazsınız.

Bakara 273: İnfakınızı (hayra harcamalarınızı), özellikle bütün zamanını Allah yolunda hizmetle geçiren ihtiyaç sahiplerine yapın. Onlar dışarıda dolaşıp çalışamazlar. Onurlu oldukları için de, durumlarını yakından bilmeyenler onları zengin sanır. Onları yüzlerinden tanırsın. Kimseden yalvar yakar bir şey istemezler. Allah, her infakı (hayra harcamayı) bilendir.

Bakara 274: Mallarını gece gündüz, gizli ve açık infak edenlerin (hayra harcayanların) ödülü Rableri katındadır. Onların üzerinde bir korku olmaz, onlar üzüntü de çekmezler.

Bakara 275: Faiz yiyenler, şeytanın aklını çeldiği kimseler gibi davranırlar; Bu onların, “Alışveriş de tıpkı faiz gibidir” demeleri yüzündendir. Oysa ki Allah, alışverişi helâl, faizi (faiz gelirini) haram kılmıştır. Bu nedenle, kim Rabbinin öğüdünü dinler ve faizi almaktan vazgeçerse, önceden aldıkları kendine kalır ve onun hesabı Allah’a aittir. Her kim de, faizi almaya devam ederse işte onlar cehennem ahalisidir ve orada ebedi kalacaklardır.

Bakara 276: Allah, faizli kazançların bereketini giderir ama yapılan hayırları (zekât ve sadakaları) bereketlendirir.Allah, âyetleri görmezden gelen ve günâhta ısrar eden hiç kimseyi sevmez.

Bakara 277: Buna mukabil, inanıp güvenerek salih amel işleyenler, namazı istikametle kılan ve zekâtı gönülden gelerek veren kimseler; işte onlar, mükâfatlarını Rablerinden alacaklar ve onlara ne korku vardır ve ne de üzülürler.

Bakara 278: Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve eğer Allah’a yürekten güveniyorsanız (müminseniz), kalan faiz alacaklarınızdan vazgeçin.

Bakara 279: Fakat eğer bunu yapmazsanız (kalan faiz alacağınızdan vazgeçmezseniz), bilin ki Allah’a ve rasulüne savaş açmış sayılırsınız. Ama, eğer Tevbe ederseniz sermayenizi (geri almaya) hak kazanırsınız. Böylece ne haksızlık yapmış, ne de haksızlığa uğramış olursunuz. (Allah’a ve Rasulüne savaş açanlar için Bak. Maide 33)

Bakara 280: Şayet borçlu güç durumdaysa, rahatlayıncaya kadar ona vade tanıyın. alacağınızı tamamıyla silmek (zekâta ve sadakaya saymak), eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.

Bakara 282: Ey inananlar, birbirinize belli bir vadeye kadar borçlandığınızda borcunuzu yazın. Aranızdaki bir yazıcı, borcu doğru olarak yazsın…Borcun yazılmasında erkeklerden iki kişiyi de şahit tutun…Allah katında böylesi daha düzgün, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur…Bir de, alım satımlarınızı şahit huzurunda yapın. Ancak bundan, yazan da, şahitler de zarar görmesin, onlara zarar verirseniz yoldan çıkmış olursunuz. Allah’tan çekinerek korunun, bunu size Allah öğretiyor, Allah her şeyi bilendir.

Enfâl 60: Onlara (inkâr edenlere) karşı gücünüzün yettiğince kuvvet hazırlayın. Orduğâhlarda atlar besleyin (uçaklar, tanklar, füzeler edinin). Böylece hem Allah’ın düşmanını, hem kendi düşmanınızı, hem de onlardan başka sizin bilmediğiniz Allah’ın bildiği düşmanları korkutursunuz. Allah Yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir ve siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.

Al-i İmrân 78: Onlardan öylesi de var ki; söyledikleri kitapta olmadığı halde, kitaptan sanmanız için dillerini eğip bükerek farklı farklı okurlar ve "Bu Allah'ın katındandır" derler. Sonuçta onlar bile bile Allah'a iftira etmiş olurlar.

Âl-i İmrân 91: Küfürde direnerek kâfir olarak ölenler, yeryüzünün bütün hazinelerini verseler bile onlardan kurtuluş akçesi kabul edilmeyecektir. Onların hakkı elem verici bir azaptır, onlara yardım edecek kimse de olmayacaktır.

Âl-i İmrân 92: Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe (hayra harcamadıkça) gerçek iyiliğe (erdeme) ulaşamazsınız. Zaten her ne infak ederseniz (hayra harcarsanız), Allah onu ayrıntısıyla bilir.

Âl-i İmrân 130: Ey iman edenler! Faizi kat kat artırarak yemeyin; fakat Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olun ki mutluluğa erebilesiniz. (Bak. Maide.33)

Âl-i İmrân 134: O (muttakiler) ki bollukta da, darlıkta da infak ederler (hayra harcarlar).

Âl-i İmrân 180: Allah’ın kendilerine verdiği nimetlerden (Allah yolunda harcamayarak) cimrilik yapanlar, bunun kendilerinin hayrına olacağını sanmasınlar. Aksine bu onlar için çok kötüdür. Cimrilik yaptıkları şeyler kıyamet gününde boyunlarına (azap olarak) dolanacaktır. Zira, göklerin ve yeryüzünün mirası tamamıyla Allah’a aittir. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır. Ahzâb Ahzâb 39: Allah’ın mesajlarını tebliğ edenler (Rasuller), O’ndan korkarlar ve Allah’tan başka hiç kimseden korkmazlar. Zira hesap görücü olarak Allah yeter.

Nisa 29: Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin. Bu konudaki doğru yol, karşılıklı rızayla yapacağınız ticarettir, kendinizi mahvetmeyin, zira Allah size merhamet etmektedir.

Nisa 30: Kim bunu düşmanca ve zulmetme kastıyla yaparsa, onu ateşe mahkûm edeceğiz, bu Allah için kolaydır.

Nisa 31: Size konan yasakların büyüklerinden kaçınırsanız, küçük günâhlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz.

Nisa 50: Şunlara bak hele! Allah adına nasıl da yalan uyduruyorlar! Apaçık bir günah olarak bu onlara yeter!

Nisa 114: Onların gizli toplantılarının çoğunda bir hayır yoktur. Yardımlaşmayı, iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi isteyenlerin yaptıkları başka. Kim de bunları Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, ona büyük bir ödül vereceğiz.

Nisa 135: Ey iman edenler! Kendi aleyhinize veya ana-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa adaleti titizlikle ayakta tutan ve Allah için şahitlik yapan kimseler olun. Hakkında şahitlik ettiğiniz kimseler zengin de olsa, fakir de olsa adaletten ayrılmayın. Çünkü Allah’ın hakkını korumak (adaletten ayrılmamak), zengin ve fakirin, ana-baba ve akrabaların haklarını korumaktan daha önemlidir, Allah onların haklarını sizden daha iyi gözetir. Sakın hislerinize uyarak adaleti terk etmeyin. Eğer sözü eğip-bükerek gerçeği çarpıtır veya şahitlikten vazgeçerseniz şüphesiz ki Allah, yaptığınız her şeyi çok iyi bilmektedir.

Nisa 160: Yahudilerin işledikleri zulümlerden dolayı, önceden helâl kılınan birçok iyi ve temiz şeyden onları mahrum bıraktık. Nedeni ise, Allah yolundan sıkça sapıyor ve başkalarını da saptırıyorlardı.

Nisa 161:Kendilerine yasaklandığı halde faiz alıyorlar ve başkalarının malını haksız yere yiyorlardı. Neticede, onlardan inkâra gömülenler için şiddetli bir azap hazırladık. 

Tahrim 1: Ey Nebi! Allah’ın sana helal kıldığı bir şeyi eşlerinin hatırı için neden kendine haram ediyorsun? Yine de Allah çok bağışlayandır, engin merhamet kaynağıdır. (Bk Maide 87)

Tegâbün 17: Allah’a Karz-ı Hasen (güzel bir borç) verirseniz), O, bunu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Çünkü O, iyiliklerin karşılığını bol bol veren, kullarına sabırla ve yumuşaklıkla muamele ederek ceza vermekte acele etmeyendir.

Maide 1: Ey iman edenler! Yaptığınız akitlere, Allah’a ve insanlara verdiğiniz sözlere sadık kalın ve sözlerinizi yerine getirin.

Mâide 12: Allah, İsrailoğulları’ndan kesin söz almıştı. İçlerinden de on iki denetleyici tayin edilmişti. Allah şöyle buyurmuştu: “Ben elbette sizinle beraberim. Eğer namazı gerektiği şekilde kılar, zekâtı verir, elçilerime iman edip onları desteklerseniz ve Allah’a Karz-ı Hasen (güzel bir borç) verirseniz, elbette Ben de sizin günahlarınızı örter ve sizi içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Artık bundan sonra nankörlük edenler dosdoğru yoldan sapmış olurlar.”

Mâide 33: Allah’a ve Rasulüne savaş açanların ve yeryüzünde fesat çıkaranların cezası; öldürülmeleri, veya asılmaları, veya el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi ya da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. Bu onların dünyadaki cezasıdır. Ahirette ise onlar için daha çetin bir azap vardır. (Bak. Bakara 278-280 ve Âli İmrân 130)

Mâide 87: Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri kendinize haram ederek haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez. (Bk. Tahrim 1)

Hâdid 7: Allah’a ve Rasulüne inanıp güvenin ve O’nun, size üzerinde tasarruf yetkisi verdiği mallardan infak edin (hayra harcayın). İnanıp infak edenleriniz (hayra harcayanlarınız) için büyük bir mükâfat vardır.

Hâdid 10: Göklerin ve yerin mirası Allah’a ait olduğu halde size ne oluyor da Allah yolunda infak etmiyorsunuz (hayra harcamıyorsunuz)? Fetihten önce İNFAK EDEN (hayra harcayanlar) ve savaşanlar, fetihten sonra infak eden (hayra harcayanlardan) ve savaşanlardan kat kat üstündür. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

Hâdid 11: Kim Allah’a Karz-ı Hasen (güzel bir borç) verirse, Allah da onu kat kat artırır. Üstelik ona pek değerli bir mükâfat da vardır.

Hâdid 18: Sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ile Allah’a karz-ı hasen (güzel bir borç) verenlere, harcadıkları şey kendilerine kat kat fazlasıyla geri ödenir, üstelik onlara bitmez tükenmez bir mükâfat da vardır.

GÖRÜŞ VE YORUMLARIN TASNİFİ:

Kur’an’daki konuyla ilgili âyet mealleri iniş (nüzul) sırasına göre tasnif edilerek yukarıda ifade edilmiştir. İlahiyatçıların bu konuda, birbirlerinden oldukça farklı görüş ve yorumlarının olduğu da bilinmektedir. Görüş ve yorumlar beş grupta tasnif edilerek dikkatinize sunulmaktadır:

a) İlahiyatçıların bir kısmı, “faiz alanlar (yiyenler) ile faiz ödeyenleri (verenleri)” aynı kefeye koymakta ve aynı cezalara muhatap olacaklarını ifade etmektedirler. Bunlar, en katı (en rijit) ve en uçta olan görüşlerdir.

b) İlahiyatçıların bir kısmı da, “borç verenlerin, enflasyon oranı kadar fark almasında bir mahzur yoktur” demektedirler.

c) İlahiyatçıların başka bir kısmı ise, “(ev almak, araba almak gibi) zaruri ihtiyaçlarının temini için kredi kullananların ödeyecekleri faizlerin caiz olduğuna” dair görüş bildirmektedirler.

d) İlahiyatçıların sayıca az bir kısmı ise, “işyeri açmak ve fabrika kurmak için yapılacak yatırımların tamamına ödenecek faizlerin caiz olduğunu” söylemektedirler.

e) İlahiyatçıların çok az sayıda olanları ise, “sadece faiz alanların (faiz yiyenlerin) tenkit edildiğini” ifade etmektedirler ki, ben de bu görüşteyim.

Birbirinden oldukça farklı görüşler karşısında, müslüman kardeşlerimizin aklının karışması ve ne yapacaklarını şaşırmalarını normal karşılamak gerektiğini düşünüyoruz. Konuyla ilgili âyet meallerini bir defa daha özetleyerek dikkatinize sunuyoruz.

BAZI İLAHİYATÇILARIN GÖRÜŞ VE YORUMLARI: 

(NOT: Mealler ve yazarların görüşleri siyah renk mürekkeple yazılmıştır. Bizim görüşlerimiz ise kırmızı renk mürekkeple yazılmıştır. Bu suretle okuyucunun karışıklığa düşmesi bir ölçüde önlenmeye çalışılmıştır.)

1) Ateş, Süleyman-Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri Cilt 1 S.483: “Faraza bir yıl önce bin lira borç veren adam, bir yıl sonra yine bin lira alırsa -paranın bir yılda yüzde on veya daha fazla değer kaybına uğradığını düşünürsek- en az 100 lira zarar etmiş olur. Çünkü bin lira, bir yıl sonra 900 lira değerine düşmüştür. O halde bu adamı ziyana sokmamak için paranın bir yılda uğradığı değer kaybını vermek lazımdır. Bu bir fazlalık değil, adamın kendi parasıdır. İslam kimsenin zarara uğramasını istemez. Fertlere, özellikle fakir kimselere verilen borçlardan (enflasyondan kaynaklanan) bu değer kaybını dahi almak doğru değildir. Çünkü Kur’an müteakip âyette eli darda olanın borcunun ertelenmesini veya tamamen tasadduk edilmesini (bağışlanmasını) emretmektedir.” (Bakara 280).

(S. Ateş hoca, “Fertlere, özellikle fakir kimselere verilen borçtan (enflasyon farkını) dahi almak doğru değildir. Çünkü Kur’an, eli darda olanın borcunun ertelenmesini veya tamamen tasadduk edilmesini (bağışlanmasını) emretmektedir” demek suretiyle önemli bir tespit yapmaktadır.)

 Cilt 1 S.487:Faizin kalkması ferdin işi değil, toplumun işidir. Her muamelesi faizle işleyen bir toplumda yaşayan fert de ister-istemez faize bulaşır. Onun korunmak için bankalara yatırdığı paradan banka yüzde elli, yüzde yüz kazanırken kendisinin aldığı yüzde beşlik faiz, aslında parasının süre içinde uğradığı değer kaybını bile karşılamaz. Zarurete binaen o da parasının faizini alır, ama içi tutmuyor, takvası müsaade etmiyorsa faiz olarak aldıklarını fukaraya, hayır kurumlarına verir.”

(S. Ateş hocanın “Faizin kalkması ferdin işi değil, toplumun işidir” tespitini de önemli buluyoruz.)

Cilt 7 S.26: ”39ncu âyette insanların malları içinde artıp büyümesi için (faizle) verilen malın, Allah katında artmayacağı, ancak Allah rızası için zekat, sadaka vermenin malı artıracağı buyuruluyor. İnsanların mallarında artıp büyümesi için verilen mal, faizle verilen ödünçtür. Bu, Allah katında artmaz. Çünkü riba, fukarayı sömürmektir. Fukaranın sömürülmesi mala hayır ve bereket getirmez. Allah için verilen sadaka, berekete vesile olur.” (Rum 39)

(S. Ateş hocanın “Riba fukarayı sömürmektir” tespitini de önemli buluyoruz.)

2) Bayındır, Abdulaziz-Ticaret ve FAİZ: Faiz konusunda “müstakil eser” olarak yazılmış (bizim bulabildiğimiz) tek kitap Abdulaziz Bayındır hocanın “Ticaret ve Faiz” kitabıdır. Ancak, bu konuda onlarca kitap yazılmış olmasını arzu ederdik.

S.20: “Bu kitabın hazırlanışında Kur’an esas alınmış ve alışılmışın dışında bir usul uygulanmıştır. Bu, Kur’an’ın gösterdiği usuldür. Bundan sonraki bölümde bu metoda değinilecektir.”

(A. Bayındır hoca, adı geçen kitabında faizle ilgili Kur’an âyetlerinin meallerine yer verdiği halde, âyetlere aykırı hadislere de yer vermek suretiyle “Kur’an’ın gösterdiği usule” maalesef uymamıştır.)

S.21: “Burada sahasında ilk sayılacak bölümler vardır. En önemlisi faizin farklı bir yaklaşımla ele alındığı bölümlerdir.” “Yapılacak tenkit ve tavsiyeler, çalışmalarımıza ışık tutacaktır.”

(A. Bayındır hocanın “tenkit ve tavsiyelere açık olması” oldukça sevindiricidir. Kitap hakkındaki görüşlerimiz aşağıda sunulmaktadır.)

S.24: “Kur’an tek kaynaktır. Sünnet ise Peygamberimizin Kur’an’dan çıkardığı hükümlerden ibarettir.” (Bu tespitin oldukça önemli ve doğru olduğunu ve A. Bayındır hocaya tamamen katıldığımızı belirtmek isteriz.)

S.47: Allah’ın Elçisi şöyle demiştir:

“Felâkete sürükleyen yedi şeyden sakınınız.”

“Ey Allah’ın Elçisi nelerdir onlar?”

“Allah’a ortak koşmak, sihir, haklı sebeple olması bir yana Allah’ın dokunulmaz kıldığı bir canı öldürmek, faiz yemek, yetim malı yemek, düşmana toplu hücum yapılacağı sırada savaştan kaçmak, kötü yolla ilgisi olmayan namuslu mümin kadınlara zina iftirasında bulunmaktır.” (Buhari Sahih, Vesâyâ 23, Müslim Sahih, İman 145)

S.48: Allah’ın Elçisi bir de şöyle demiştir:

“Allah faizi yiyene ve yedirene lânet etsin.”(Buhari Sahih,Büyü25,Müslüm Sahih Müsakât 105).

“Allah’ın Elçisi, faiz yiyeni, yedireni, ona şahitlik edenleri, onu yazanı… lânetledi.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned C.V, S 10)

(İlk hadiste sadece “faiz yiyenler” tenkit edilirken, ikinci hadiste “faizi yiyen ve yedirenler” birlikte lânetlenmektedir. Üçüncü hadiste ise, “faiz yiyeni, yedireni, ona şahitlik edenleri, onu yazanı...lânetledi” şeklinde bir ifade yer almaktadır. Buradaki ikinci ve üçüncü hadisler, A. Bayındır hocanın beyan ettiği “Kur’an’ın gösterdiği usule” ve “Kur’an’a” uygun değildir. Kur’an’da faiz verenleri yani faiz ödeyenleri lânetleyen bir âyet yer almamaktadır. Üçüncü hadiste ise “faiz yiyene, yedirene ilave olarak şahitlik edenler ve yazanlar da lânetlenenler” kapsamına alınmaktadır. Bu ifadeler açık olarak Kur’an’a aykırıdır.

Bakara 282: “Ey inanıp güvenenler, birbirinize belli bir vadeye kadar borçlandığınızda borcunuzu yazınErkeklerinizden iki kişiyi de şahit tutunAllah katında böylesi daha düzgündürYazıcı da şahit de zarar görmesin, onlara zarar vermeniz yoldan çıkmanız olur. Allah’tan çekinerek korunun. Bunu size Allah öğretiyor. Her şeyi bilen Allah’tır.” (Süleymaniye Meali).

Nisa 135: Ey iman edenler! Kendi aleyhinize veya ana-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa adaleti titizlikle ayakta tutan ve Allah için şahitlik yapan kimseler olun. Hakkında şahitlik ettiğiniz kimseler zengin de olsa, fakir de olsa adaletten ayrılmayın.    

(Allah; vadeli olarak borçlandığınız zaman “iki şahit huzurunda onu yazdırın ve şahitler de, yazan da zarar görmesin” buyurduğu halde (Bakara 282) ve “Allah için şahitlik yapan kimseler olun” diye emredildiği açıkça ortadayken (Nisa 135), Allah Rasulü’nün “şahitlik edenleri ve yazanları lânetlediğinini” söylemek Allah Rasulü’ne açık bir iftiradır. Böyle bir hadisin sahih olması asla mümkün değildir. A. Bayındır hocanın, kitabına bunu hadis olarak neden koymuş olduğunu anlamak mümkün değildir!)

S.53: Ödünç genellikle sıkıntıda olanlara verilir (veya borç parayı-krediyi alanlar sıkıntıda olanlardır). Faizsiz ödünce Karz-ı hasen denir.

(A. Bayındır hoca bu tespiti yaptığı halde, kitabında “Karz-ı Hasen” konusunu yeterince işlememiştir.)

S.86: “Allah, size neyi haram kılmışsa açık açık bildirmiştir. (En’am 119)

(Bu tespiti de oldukça önemli buluyoruz ve Allah’ın haram kılmadığı bir şeyi kimsenin haram kılamayacağının önemli bir delili olarak görüyoruz.)

S.338: “Para değer kaybını enflasyon oranına göre hesaplamak en uygun yol olsa da enflasyon oranının tam olarak tespiti güçtür.” (Bizim görüşümüz de bu merkezdedir. Çünkü enflasyon oranı hesaplanırken “belirli sayıda bazı ürünler sepete alınmakta” ve onlardaki fiyat değişiklikleri enflasyon oranı olarak kabul edilmektedir. Örneğin alacaklı veya borçlunun “patates ticareti” yaptığını varsayarsak ve patatesin de sepete alınmadığını kabul edersek, böyle bir durumda enflasyon oranı %30 artarken patates fiyatları %10 artmış olabilir veya patates fiyatı %50 artmış olabilir. Dolayısıyla burada adaletin sağlanması son derece güç olacak, alacaklıdan veya borçludan birinin mağdur edilmesi söz konusu olabilecektir.)

3) Bayraklı, Bayraktar-Kur’an Tefsiri Cilt 3 S.388: Rum 39’un açıklamasında: “Faizle borç alan kişi, imkânsızlığı nedeniyle aldığından, ona zekât verilmelidir.” “Artışın zekâtta olup, faizde olmadığını söyleyerek, Allah faiz muamelesinde insanların beklentilerinin boşa çıkacağına dikkat çekmektedir.”

(B. Bayraklı hocanın, “borçlunun imkânsızlık sebebiyle borç aldığına” işaret etmesini oldukça önemli buluyoruz.)

Cilt 3 S.389: “Bakara 276. Âyette sadaka ile bir arada değerlendirmeye tabi tutması, faiz yerine zekâtı, infak ve sadakayı önerdiğine işaret olup, bu da zekâtın, infakın ve sadakanın verilmediği ortamların, faiz mikrobunun ürediği ortamlar olduğu bilincini vermeye yöneliktir.”

(Faiz yerine; zekât, infak ve sadakanın tavsiye edilmesi ve bunların olmadığı ortamlarda faiz mikrobunun üreyeceğinin belirtilmesi oldukça önemlidir.)

Cilt 3 S.395: “Bu kanun Allah tarafından konmuştur. Allah, faizi yasaklarken onun yerine zekâtı (Rum.39), Sadakayı (Bakara.276) ve infakı (Bakara 264-274) koymaktadır. Bu kanunu Yüce Allah kendi eylemlerinde de uygulamaktadır. Faizi azaltırken, bunun karşıtı olan sadakayı çoğaltmaktadır. Çünkü faizi yok ederken, yerine başka bir şeyin konması gerekir. Allah da faizin karşısına sadakayı, azaltma eyleminin karşısına çoğaltıp bereketlendirmeyi koymaktadır.”

(B. Bayraklı hoca, faizin panzehiri olarak zekâtın, sadakanın ve infakın konulması gerektiğine bir defa daha işaret etmektedir.)

4) DİB, Diyanet İşleri Başkanlığı-Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir-Cilt-I S.433: ”Borçlunun alacaklıya enflasyon farkını ödemesi faiz değildir. Çünkü bu fark reel bir fazlalık değil, alınanla ödenenin eşitlenmesini sağlayan ve adaleti gerçekleştiren bir rakam fazlalığından ibarettir.”

(Borçlunun alacaklının malını haksız yollarla yememesi için enflasyon farkını ödemesi tavsiye edilmektedir. Nisa 29)

Cilt IV S.317: ”Paranın sömürü ve baskı aracı olarak kullanılmasında önemli bir işlemi olan ribanın (faizcilik, tefecilik), Allah’ın hoşnutluğundan uzak olduğuna dair bir uyarı yapılmaktadır.”

(Burada, ribanın sömürü ve baskı aracı olarak kullanıldığına işaret edilmesini önemli buluyoruz.)

5) Duman, M. ZEKİ-Beyânu’l-Hak-(Kur’an-ı Kerîm’in Nüzul Sırasına Göre Tefsiri). (Bakara 275-280 âyetlerin tefsiri- Cilt 2-S.1432: “Riba/faiz, terim olarak aynı cins değerdeki bir mal, değiştirildiğinde veya geçici bir süre ile borç verildiğinde, verilenden fazla olarak alınan kısmın adıdır.” Cilt 2-S.1433: “Yani riba hakkındaki hükmü işittikten sonra Allah’ın emrine kulak verdikleri ve faize hiç yanaşmadıkları takdirde Allah onları mükâfatlandırır. Geçmişte aldıkları faizleri de dilerse bağışlar veya bağışlamaz; onun hükmü sırf Allah’a kalmıştır. Ancak, artık faiz almayı terk eden kişi, hem sözlü ve hem de fiili olarak tövbe etmiş ve tövbesinde de durmuş ise, Allah’ın o kimseyi bağışlayacağına dair vaadi vardır.”

Cilt 2-S.1434: “Arapça ifadesiyle riba ve Türkçemizdeki adıyla faiz; her ikisi de maddeten zengin kesimin, muhtaç durumdaki insanların ihtiyaç halinden yararlanması, ekonomik açıdan onları sömürmesi ve daha da zayıflatması anlamına gelir. Çünkü riba, başka bir adıyla tefecilik, islamda gayrimeşru bir gelir yolu, ahlâk dışı bir ticaret ilişkisi olarak nitelendirilmiş ve haram kılınmıştırFakirin kanını emmek anlamına gelen faiz, mümine kalıcı bir hayır getirmez.”

“Riba/faiz, verilen borçdan fazla olarak alınan kısmın adıdır” demek suretiyle alınan fazlalığın riba/faiz olduğu ifade edilmektedir.

faiz almayı terk eden kişiyi Allah’ın bağışlayacağına dair sözü vardır” bu ifadeyle de Allah’ın Faiz almayı terk eden kişiyi bağışlayacağı ve faiz verenin/faiz ödeyenin konunun muhatabı olmadığı ifade edilmektedir.

“Arapça ifadesiyle riba ve Türkçemizdeki adıyla faiz, zengin kesimin muhtaç durumdaki insanları sömürmesi anlamına gelir ve Riba, başka bir adıyla Tefecilik haram kılınmıştır.” Burada da haram kılınanın Riba yani Tefecilik olduğu açıkça ifade edilmektedir. Bizim görüşümüz de bu merkezdedir. M. Zeki Duman hocanın konuyla ilgili görüşlerine katıldığımızı ifade etmek istiyoruz.

6) Eliaçık, R. İhsan-Yaşayan Kur’an-S.323: “Rum 39 da Ribayı açıklarken Dip Not 11 de şöyle denilmektedir: “Bu durumda Türkçe’de faiz dediğimiz riba bir şeyin artması, gelişmesi, çoğalması demek olup “malın karşılığı olmadan artışı” manasına gelmektedir. Öyle ki “bu mal neden dolayı arttı” diye sorulsa mal ve hizmet cinsinden bir karşılığı bulunmaz. Bu nedenle faizin haram kılınması haksız kazanç olmasından dolayıdır.”

S.324: “Özellikle ilk inen sûrelerde, başta (Ebu Cehil, Ebu Leheb, Velid bin Mugire, Umeyye bin Halef) olmak üzere Mekke’nin tefeci bezirganları yerden yere vurulmaktadır…Faizle borç isteyen kişi, kendisi için değerli bir şeyi tefeciye “rehin” olarak vermek zorundaydı. Kimi zavallılar borç alabilmek için çocuklarını, eşlerini, hatta kendilerini rehin gösterirlerdi. Borcu geri ödeme zamanı gelince üç-dört misli faiz alınırdı. Borçlu borcunu ödemeyince, rehin bıraktığı tefecinin mülkiyetine geçer ve tefeci dilediği gibi tasarrufta bulunabilirdi…”

(R.İ. Eliaçık hoca, tefecilerin insanları nasıl sömürdüklerine, hatta köleleştirdiklerine işaret etmektedir ki bize göre de bu tespit oldukça manidardır.)

7) Elik,Hasan-Tevhid Mesajı-S.106: Bakara 275’in tefsiri, Riba/Tefecilik başlığı altında şöyle yapılmaktadır (Not. 274): “Bu âyetlerde anlatılan “riba/tefecilik”; varlıklı insanın, muhtaç kişinin ihtiyaç durumunu fırsat bilerek ona borç vermesi ve hiçbir malî ve makûl gerekçeye dayanmaksızın verdiğinden çok daha fazlasını almasıdır. Kanaatimizce riba, günümüz faiz sistemiyle bire-bir örtüşmemekte ise de ”faiz” adı altında yapılan işlemlerin önemli bir kısmı bu kapsama girmektedir. Şunu da ifade edelim ki, “Kur’an’da tenkit edilen şey, zaruret nedeniyle bu tür işlemlere başvurmak durumunda kalan çaresiz insanların yaptığı değil, onların çaresizliklerini fırsat bilenlerin yaptığıdır.”

(H. Elik hoca, “Kur’an’da tenkit edilenin çaresiz insanların kredi almaları değil, onların çaresizliğinden istifade eden tefecilerin yaptığıdır” demek suretiyle oldukça önemli bir tespit yapmaktadır ki bizim görüşümüz de bu şekildedir.)

8) Esed, Muhammed-Kur’an Mesajı-S.989 Not.35: “Riba terimi lafzen, bir şeyin ilk hacminin veya miktarının üstündeki “artışı” veya “ilaveyi” anlatır. Kur’an terminolojisinde ise, bir kimsenin veya kurumun başka birine ödünç olarak verdiği belli bir mal veya para miktarının, faiz yoluyla meşru olmayan bir artış sağlamasını ifade eder.  İlk dönem Müslüman hukukçuların büyük kısmı, bu “gayr-i meşru ilaveyi”, “oranına ve temelindeki ekonomik güdüye bakmadan” faiz karşılığı verilen bir borçtan sağlanan kazanç ile eş tutmuşlardı.”

S.990: “Genel olarak ribanın negatif muhtevası (terimin Kur’an’da ve Hz. Peygamber’in birçok hadisinde kullanıldığı anlamda) faiz karşılığı borç vermek suretiyle sağlanan ve ekonomik olarak zayıf durumda bulunan kesimlerin güçlü ve servet sahibi kesimlerce sömürülmesinden doğan kazançlarla ilgilidir: Borç veren, kullandırdığı sermaye mülkiyetinin tam sahibi olurken ve bu fonun kullanım amacı yahut tarzı ile ilgili hiçbir yasal endişe taşımazken, sağladığı kazanç da, borç kullananın bu işlemden dolayı uğradığı kayıplara bakılmaksızın, sözleşme gereği garanti altına alınır.”

(M. Esed’in, ekonomik olarak zayıf durumda olanların, güçlü ve servet sahibi olanlarca sömürüldüğünü ve ribanın sömürü aracı olduğunu söylemesi son derece önemlidir.)

9) Yılmaz, Hakkı-Tebyînü’l-Kur’an/İşte Kur’an (İşaret 2015-8 Cilt)

Cilt 7-Sayfa 130: Yahudilerin işledikleri zulümlerden dolayı, önceden helâl kılınan birçok iyi ve temiz şeyden onları mahrum bıraktık. Nedeni ise, Allah yolundan sıkça sapıyor ve başkalarını da saptırıyorlardı. Kendilerine yasaklandığı halde faiz alıyorlar ve başkalarının malını haksız yere yiyorlardı. Neticede, onlardan inkâra gömülenler için şiddetli bir azap hazırladık.  (Nisa 160,161)

Cilt 7-Sayfa 131: Yasaklanan “er-riba”, herhangi bir masraf veya hizmet karşılığı olmadan alınan [ödeyenin kazancına risksiz bir şekilde ortak olmak anlamına gelen] ribadır. Başka bir deyişle, “karşılıksız ve risksiz olan fazlalık” yasaklanmıştır.

(H. Yılmaz hoca, Cilt 7-123-147nci sayfalar arasında riba (faiz) konusunu ele almış ve son derece isabetli yorumlar yapmıştır. Yukarıda özetini verdiğimiz üzere, “yasaklanan riba (faiz), ödeyenin kazancına risksiz bir şekilde ortak olmak anlamına gelen ve karşılıksız ve risksiz olan fazlalıktır.” Bizim görüşümüz de bu merkezdedir.)

BİZİM GÖRÜŞÜMÜZ:

(Faiz/Riba konusu dinin önemli konularından birisi olduğu gibi, iktisadî hayatın da en önemli konularından birisidir. Buna rağmen, faiz/riba konusunda yorum yapan ve görüş bildiren ilahiyatçıların büyük çoğunluğunun, iktisadî konularda yeterli bilgiye ve donanıma sahip olmadıkları görülmektedir. Benzer şekilde, iktisat konusunda uzman olanların büyük çoğunluğunun da dinî konularda yeterli bilgiye ve donanıma sahip olmadıkları bilinmektedir. Bu bakımdan, kendimi kısaca tanıtmayı gerekli görüyorum: Ben Harun Sorkun. 1943 yılında Konya’da doğdum. 1967 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun oldum. 1985 yılından beri Kur’an meali ve tefsirleri üzerinde çalışma ve araştırmalar yapmaktayım. Kaynak olarak faydalandığım meal ve tefsirlerin sayısı şu anda 55 adet olup yeni eserlerin ilavesiyle sayı sürekli olarak artmaktadır. 2015 yılında kurduğum “kuranyolcularınaselamlar” adındaki internet sitemde “Kur’an meali” ve “Namaz, Oruç, Şefaat, Recm, Faiz (riba)” gibi belirli konularda risaleler yayınlamaktayım. İnternet sitemiz, 31.Mayıs.2019 tarihi itibariyle 53.111 defa ziyaret edilmiştir. Susem-İslamî İlimler Sertifika Proğramından 2017 yılında yani 74 yaşında mezun oldum. Rabbim ömür ve sağlık verdiği sürece araştırma ve çalışmalarımı inşallah devam ettireceğim.)

Yukarıda mealleri verilen âyetlerin tamamında sadece faiz (riba) yiyenlerin/alanların tenkit edildiği görülmektedir. Onlar, bu yanlış yoldan vazgeçmedikleri yani faiz (riba) yemeye/almaya devam ettikleri takdirde uğrayacakları ağır cezalar onlara bildirilmektedir. Kredi kullanarak faiz vermek/faiz ödemek zorunda kalanlara ise hiçbir tenkit yapılmamakta ve onlara uygulanacak hiçbir cezadan da bahsedilmemektedir.

Bakara 275: Her kim de, faizi almaya devam ederse işte onlar cehennem ahalisidir ve orada ebedi kalacaklardır. (Hitap: Faiz almaya devam edenlere yani faiz yiyenleredir!)

Bakara 276: Allah, faizli kazançların bereketini giderir ama yapılan hayırları (zekât ve sadakaları) bereketlendirir. (Hitap: Faiz kazancı elde edenlere yani faiz yiyenleredir!)

Bakara 278,279: Kalan faiz alacaklarınızdan vazgeçin. Fakat eğer bunu yapmazsanız, bilin ki Allah’a ve Rasulüne savaş açmış sayılırsınız. (Hitap: Uyarıldıkları halde faiz alacaklarından vazgeçmeyenlere yani faiz yiyenleredir.)

Bakara 280: Borçlu dardaysa ona mühlet verin, hatta alacağınızın tamamından vazgeçerseniz sizin için daha hayırlı olacaktır. (Hitap: Parayı yani krediyi verene yani faiz yiyenleredir!)

Bakara 282: Ey inananlar, birbirinize belli bir vadeye kadar borçlandığınızda borcunuzu yazın. Aranızdaki bir yazıcı, borcu doğru olarak yazsın…Borcun yazılmasında erkeklerden iki kişiyi de şahit tutun…Allah katında böylesi daha düzgün, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur…Bir de, alım satımlarınızı şahit huzurunda yapın. Ancak bundan, yazan da, şahitler de zarar görmesin, onlara zarar verirseniz yoldan çıkmış olursunuz. Allah’tan çekinerek korunun, bunu size Allah öğretiyor, Allah her şeyi bilendir.

Maide 33: “Allah’a ve Rasulüne savaş açanların ve yeryüzünde fesat çıkarmaya çalışanların (cezası); öldürülmeleri ya da asılmaları veya ellerinin ve ayaklarının kesilmeleri yahut bulundukları yerden sürülmeleridir, sadece (âdil) bir karşılıktan ibarettir. Bu onların dünyada uğradıkları zillettir, ahirette ise onların hakkı korkunç bir azaba uğratılmaktır.”

Al-i İmrân 130: Ey iman edenler! Faizi kat-kat artırarak yemeyin. (Hitap: Faizi kat-kat artırarak yiyenleredir!)   

Nisa 29: Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını haksız yollarla yemeyin. (Hitap: Malları haksız yollarla yiyenleredir!)

Görüldüğü üzere, baştan-sona sadece faiz (riba) yiyenler/alanlar tenkit edilmekte ve bu yanlış yoldan vazgeçmedikleri takdirde uğrayacakları ağır cezaların ne olduğu onlara bildirilmektedir.

Faiz (riba) yiyenler/alanlar bu hatalı yoldan vazgeçtiklerinde ise nasıl bir yol izlemelidirler? Rabbim, onlara izlemeleri gereken doğru yolu da göstermektedir: Karz-ı hasen yapmak, İnfak etmek, Sadaka ve Zekat vermek.

Faiz (riba) yiyerek/alarak mallarını artırdıklarını zanneden tefecilere Allah, faizden elde ettikleri kazançların bereketini giderdiğini, yapılan hayırları (zekât ve sadakaları) ise bereketlendirdiğini  bildirmektedir. (Bakara 276). Yani onlara, sizin kazancınız faiz yemekle elde ettiklerinizde değildir, sizin kazancınız infak etmek (zekât ve sadaka vermek) yoluyla elde ettiklerinizdir diye yol göstermektedir.

Mallarını Allah yolunda infak edenlerin (hayra harcayanların) durumu, yedi başak bitirmiş ve her başağında yüz tane/dane bulunan buğdaya benzer. Allah, doğru tercihte bulunanlara kat kat fazlasıyla verir. (1’e 700, hatta daha fazla ödül verilecektir.) (Bakara 261). Bu âyette de; “faizi katlayarak yiyerek/alarak kazancınızı artırdığınızı sanmayın, kazancınızı artırmanın yolu mallarınızı Allah yolunda infak etmekten geçmektedir” diyerek doğru yol gösterilmektedir.

Karz-ı hasen yapacak olanlar, İnfak edecek olanlar, sadaka ve zekât verecek olanların başında servet sahibi ve varlıklı olan müslümanlar gelmektedir. Yapılacak infaktan, sadaka ve zekâtlardan istifade edecek olanlar ise müslümanlardan ihtiyaç sahibi ve fakir olanlarıdır. Kim Allah’a Karz-ı hasen (güzel bir borç) verirse, Allah da onu kat kat artırır. Üstelik ona pek değerli bir mükâfat da vardır (Hâdid 11). Bu âyette bahsedilen Allah’a verilecek Karz-ı hasen (güzel bir borç) ile kasdedilen, Allah’ın ihtiyaç sahibi kullarına verilecek Karz-ı hasen (güzel bir borç) dur. Yerde ve gökte ve bunların arasındaki her şey zaten Allah’ındır ve Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.

Kur’an; faiz yiyenleri/alanları tenkit etmekte ve eğer bundan vazgeçmezlerse uğrayacakları cezaların neler olduğunu onlara bildirmektedir. Kredi kullandıkları için faiz ödemek/vermek mecburiyetinde kalanlar için Kur’an’da hiçbir tenkit ve hiçbir cezadan bahsedilmemektedir.

Varlıklı Müslümanlar faiz alarak/yiyerek mallarını artırdıkları sanmaktan vazgeçmelidirler ve Allah’ın emrettiği yollara yönelmelidirler. Bunlar; Karz-ı hasen yapmak, infak etmek (sadaka ve zekât vermektir). Böylece hem mallarında gerçek anlamda artış sağlamış olurlar ve hem de faiz (riba) mikrobuna bulaşmaktan kurtulmuş olurlar. Gerçek kazanç her zaman Allah’ın gösterdiği yoldan elde edilen kazançtır!

Rasullullah, Veda Hutbesinde faiz alanlara/yiyenlere hitap etmekte ve şöyle demektedir: “Cahiliye faizi kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk faiz (riba) amcam Abbas b. Abdulmuttalib’in faizidir. Onunki tamamen kaldırılmıştır!” (Müslim, Hac 147-8*Ebû Dâvûd, Menasîk 57, Hadis No.1905, Buyû 5/3334*Tirmizî, Tefsir 9/3087) (Rasulullah’ın bu hitabı da sadece faiz alanlara/yiyenlere yöneliktir. Faiz verenler/ödeyenler hitabın muhatabı değildir.)

FAİZİN (RİBANIN) PANZEHİRLERİ:

Yüce Allah, faizin panzehirleri olarak; Karz-ı Hasen yapmak ve İnfak etmekten (Sadaka ve Zekat vermekten) defalarca bahsetmesine rağmen, faiz konusunu ele alan ilahiyatçıların birçoğu tarafından nedense bu konular yeterince ve gerektiği şekilde ele alınmamaktadır. Halbuki faiz bataklığını kurutmanın ve faiz belasından kurtulmanın en önemli yolu, müslümanların bu hususları doğru anlayıp-kavramaları ve hayatlarına tatbik etmelerinden geçmektedir.

Bakara 275: …”Bu nedenle kim Rabbinin öğüdünü dinler ve faiz almaktan vazgeçerse, önceden aldıkları kendine kalır ve onun hesabı Allah’a aittir.” Faiz alanlar/yiyenler faiz almaktan vazgeçerlerse onun hesabı Allah’a ait olduğuna göre “faiz verenlerin/ödeyenlerin hesabı da Allah’a ait mi olacaktır?”

Bakara 278,279: Faiz alanlar/yiyenler, “Allah’a karşı gelmekten sakınarak kalan faiz alacaklarından vazgeçin” uyarısını dinlemezlerse “Allah’a ve Rasulü’ne savaş açmış sayılacaklardır.” Ama eğer tevbe ederlerse sermayelerini geri almaya hak kazanacaklar. Böylece ne haksızlık yapmış ve ne de haksızlığa uğramış olacaklardır. Bu durumda “faiz verenler/ödeyenler de ne haksızlık yapmış ve ne de haksızlığa uğramış olacaklar mıdır?”

Bakara 280: (Kredi/borç para verenler), şayet borçlu güç durumdaysa ona vade tanırlar hatta alacağını tamamıyle silerlerse (zekata/sadakaya sayarlarsa) bu onlar için daha hayırlı olacaktır. Bu durumda, “kredi/borç para alanlar için de daha hayırlı olacak mıdır?”

Bakara 275, 278-279 ve 280 de bahsedilen imkânlardan, olaya hiçbir katkıları olmadığı için faiz verenlerin/ödeyenlerin istifade edeceklerini söylemek mümkün değildir. Kur’an’da da bu hususun aksine en küçük bir işaret yoktur. Bu durum bize, “faiz alanlarla/yiyenlerle faiz verenlerin/ödeyenlerin aynı cezaya ve aynı mükâfata muhatap olmadıklarını” gösteren başka bir delildir.

SÖZÜN ÖZÜ:

Faiz alanlar/yiyenler:

A)  “Allah’a karşı gelmekten sakınarak kalan faiz alacaklarından vazgeçin” şeklindeki, Rabbinin öğüdünü dinler ve faiz almaktan/yemekten vazgeçerse, önceden aldıkları kendine kalır ve onun hesabı Allah’a aittir. Ama eğer tevbe ederlerse sermayelerini geri almaya hak kazanacaklardır. Böylece ne haksızlık yapmış ve ne de haksızlığa uğramış olacaklardır. Hitap sadece faiz alanlara/yiyenleredir.

B) “Allah’a karşı gelmekten sakınarak kalan faiz alacaklarından vazgeçin” uyarısını dinlemezler ve “faizi almaya/yemeye devam ederse işte onlar cehennem ahalisidir ve orada ebedi kalacaklardır.” Hitap sadece faiz alanlara/yiyenleredir.

Faiz alanlar/yiyenler, Rabbinin öğüdünü dinler ve faiz almaktan/yemekten vazgeçerlerse cehenneme atılmayacaklardır.Buna mukabil, Rabbinin öğüdünü dinlemeyip faiz almaya/yemeye devam edenler cehennem ahalisidir ve orada ebedi kalacaklardır.

Cehenneme atılmayacak olanların faiz almaktan/yemekten vazgeçenler oldukları, cehennem ahalisi olanların ise faiz almaya/yemeye devam edenler olacağı görülmektedir. Faiz verenlerin/ödeyenlerin ise bu iki grupla ilgi ve alakalarının olmadığı açıkça anlaşılmaktadır.

HARAM KOYMA YETKİSİ SADECE ALLAH’A AİTTİR!

[Tâhrim 1: Ey Nebi! Eşlerinin rızasını kazanmak için, Allah’ın helâl kıldığı şeyi neden kendine haram ediyorsun? Allah yine de çok bağışlayıcıdır, engin merhamet kaynağıdır. (Bk. Maide 87) (NOT: Haram koyma yetkisi Allah’a aittir. O’nun haram kılmadığını hiç kimse haram kılamaz. Kur’an’da haramlar sayılmış olup bunların dışındakilerin helâl oldukları kabul edilmiştir.]

Allah’ın haram kılmadığı şeyleri, uydurdukları yalanlarla Allah’a isnad edenlerin; “başkalarını saptırdıkları, haddi aştıkları, apaçık bir günah işledikleri ve bu kimselerin asla kurtuluşa eremeyecekleri” Kur’an’da açık olarak ifade edilmektedir. Aşağıdaki âyetler bu hususu bize göstermektedir:

A’râf 32: Sor bakalım: “Allah’ın kulları için yarattığı güzellikleri, temiz ve helal rızıkları haram kılan kimdir?”

Yunus 59: Onlara şöyle sor: “Söyleyin bakalım! Allah’ın size ikram ettiği rızkın bir kısmını haram, bir kısmını da neden helal kabul ettiniz?” Şöyle de: “Böyle yapmanıza Allah mı izin verdi, yoksa Allah adına yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?”

Yunus 69: Onlara de ki: “Uydurdukları yalanları Allah’a isnad edenler asla kurtuluşa eremezler!”

En’âm 119: Neye dayanarak Allah’ın adı anılarak (kesilenlerden) yemiyorsunuz? Halbuki Allah, zorda kalmadığınız sürece yenmesi haram olanları size açıkça bildirmiştir. Onların birçoğu, hiçbir bilgiye dayanmadan sırf keyiflerine uyarak (yasak alanını genişleterek) başkalarını saptırmaktadır.Fakat Allah, kimlerin haddi aştığını çok iyi bilmektedir.

Nahl 116: Hiçbir delile dayanmadan “şu helaldir, bu haramdır” diye yalan söyleyerek Allah’a iftira etmeyin. Çünkü iftira ederek Allah adına yalan uyduranlar asla iflah olmazlar.

BAKARA 79: Kitabı elleriyle (tahrif ederek) yazıp, sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu, Allah katındandır diyenlerin vay haline!" Elleriyle yazdıklarından dolayı yazıklar olsun onlara, kazandıklarından dolayı da yazıklar olsun!

BAKARA 174: Şüphesiz Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyenler ve bunu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yiyip de karınlarına doldurdukları ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onları temizlemeyecektir. Can yakıcı bir azap da onların olacaktır.

AL-İ İMRAN 78: Onlardan öylesi de var ki; söyledikleri kitapta olmadığı halde, kitaptan sanmanız için dillerini eğip bükerek farklı farklı okurlar ve "Bu Allah'ın katındandır" derler. Sonuçta onlar bile bile Allah'a iftira etmiş olurlar.                                       

Nisa 50: Şunlara bak hele! Allah adına nasıl da yalan uyduruyorlar! Apaçık bir günah olarak bu onlara yeter!

Tahrim 1: Ey Nebi! Allah’ın sana helal kıldığı bir şeyi eşlerinin hatırı için neden kendine haram ediyorsun? Yine de Allah çok bağışlayandır, engin merhamet kaynağıdır.

Mâide 87: Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri kendinize haram ederek haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.

“Kur’an tek kaynaktır. Sünnet ise Peygamberimizin Kur’an’dan çıkardığı hükümlerden ibarettir.” (A. Bayındır hocanın bu tespitine tamamen katıldığımızı belirtmek isteriz. a.g.e. S.24)

SONUÇ:

Kardeşlerim,

Konuyla ilgili olan âyet meallerini iniş (nüzul) sırasına göre tasnif ederek dikkatinize sunmuş bulunmaktayım. Ayrıca, ulaşabildiğim yazılı kaynaklardaki görüş ve yorumları da sunmaya gayret ettim. Benim her zamanki söylediğim şudur: Görüş ve yorumları okumak ve aklınızın ve kalbinizin süzgecinden geçirmek suretiyle “kendiniz bir hükme/sonuca varmalısınız.” Çünkü falan kişinin fetvasına/görüşüne uymak, eğer o fetva/görüş hatalıysa ona uyanları sorumluluktan kurtarmayacaktır!

Bu bakımdan, “Benim görüşüm bu şekildedir, ancak benim görüşüm kesin doğru olmayabilir” diyerek sözü noktalamak istiyorum.

Allah hepimizin yar ve yardımcımız olsun!

Selam ve saygılarımla. (Harun Sorkun, Mayıs 2019)

 

 

0 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. *

*

Son
karakter.

*