25 Kasım 2020 Çarşamba
MENÜ
SON YAZILAR
7) FAİZ (RİBA) RİSALESİ (Kur’an ‘faiz almayı/faiz yemeyi’ yasaklamaktadır.)
7) FAİZ (RİBA) RİSALESİ (Kur’an ‘faiz almayı/faiz yemeyi’ yasaklamaktadır.)

7) FAİZ (RİBA) RİSALESİ (Kur’an ‘faiz almayı/faiz yemeyi’ yasaklamaktadır.)

FAİZ (RİBA) RİSALESİ (Kur’an; ‘faiz almayı/faiz yemeyi’ yasaklamaktadır.)

FAİZ (RİBA) KONUSUNDAKİ ÂYET MEALLERİ

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

BAKARA 2.79: Kitabı elleriyle (tahrif ederek) yazıp, sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu, Allah katındandır diyenlerin vay haline!" Elleriyle yazdıklarından dolayı yazıklar olsun onlara, kazandıklarından dolayı da yazıklar olsun! (2.159,174*3.78*5.15,44*6.91)

BAKARA 2.174: Şüphesiz Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyenler ve bunu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yiyip de karınlarına doldurdukları ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onları temizlemeyecektir. Can yakıcı bir azap da onların olacaktır.  

BAKARA 2.188: Birbirinizin mallarını bâtıl (haksız) yollarla yemeyin. Günaha girerek bile-bile insanların mallarını yemek için mallarınızı (rüşvet olarak) yetkililere vermeyin.

BAKARA 2.195: Mallarınızı Allah yolunda harcayın da kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin, çünkü Allah, iyilik edenleri sever.

BAKARA 2.207: Öyle kimseler de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için canını verir. Allah böyle kullarını sever, onlara karşı çok şefkatli ve merhametlidir.

BAKARA 2.245: Allah’ın kat kat fazlasıyla geri ödeyeceği Karz-ı Haseni/Kardan Hasenen (güzel bir borcu) O’na verecek kimdir? Allah hem daraltır, hem genişletir; hepiniz sonunda O’na döndürüleceksiniz. (5.12*57.11,18*64.17*73,20)

BAKARA 2.254: Ey iman edenler! Hiçbir alış-verişin, dostluğun ve şefaatin geçerli olmayacağı bir gün (Mahşer Günü) gelmeden önce size verdiğimiz rızıklardan infak edin (hayra harcayın). Zira inkâr edenler zalimlerin ta kendileridir.

BAKARA 2.261: Mallarını Allah yolunda infak edenlerin (hayra harcayanların) durumu, yedi başak bitirmiş ve her başağında yüz tane bulunan buğdaya benzer. Allah, doğru tercihte bulunanlara kat kat fazlasıyla verir. (1’e 700, hatta daha fazlası, ne müthiş bir ödül ya Rabbim! H.S.)

BAKARA 2.262: Mallarını Allah yolunda infak eden (hayra harcayan), sonra harcadıklarını başa kakıp gönül kırmayan kimselerin Rableri katında mükafâtları vardır. Onlar, korkmayacaklar ve üzüntü de duymayacaklardır.

BAKARA 2.263: Güzel bir söz söylemek ve birinin ayıbını örtmek, yardım yapıp da sonra onu başa kakmaktan daha iyidir. Allah’ın böyle yardımlara ihtiyacı yoktur, O ceza vermekte acele etmeyendir.

BAKARA 2.264: Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde, insanlara gösteriş olsun diye mallarını infak edenler (hayra harcayanlar) gibi; başa kakıp gönül yıkmak suretiyle yaptıklarınızı boşa çıkarmayın. Bu kimsenin durumu, üzerinde bir parça toprak bulunan ve şiddetli bir yağmurun çırılçıplak bıraktığı bir kaya gibidir. İşte böyle kimseler (gösteriş için) yaptıkları hiçbir iyilikten sevap elde edemezler. Allah âyetlerini inkâr edenleri umduklarına kavuşturmaz.

BAKARA 2.265: Allah rızasını elde etmek ve kendilerini geliştirmek için mallarını infak edenlerin (hayra harcayanların) durumu verimli bir bahçeye benzer. Bol yağmur yağar ve bu sayede iki kat ürün verir. Yağmur yağmayıp çiselese bile yeter. Neticede Allah yaptığınız her şeyi görür.

BAKARA 2.267: Ey iman edenler! Çalışıp kazandıklarınızdan ve yerden sizin için bitirdiğimiz şeylerin iyilerinden hayra harcayın! Size verildiğinde almayı istemeyeceğiniz şeylerden başkalarına vermeye kalkmayın! Bilin ki Allah zengindir ve hamde layık olandır.

BAKARA 2.268: Şeytan sizi, Allah yolunda harcama yaptığınızda fakirleşirsiniz diye korkutur ve (cimrilik gibi) kötü şeyler yapmaya teşvik eder. Halbuki Allah, (yaptığınız hayırlar sebebiyle) size af ve merhamet eder ve nimetinizi artırmayı vaat eder. Allah, sınırsız lütuf sahibidir ve her şeyi hakkıyla bilendir.

BAKARA 2.270: Allah rızası için yaptığınız her infakı (hayra harcamayı) ve adadığınız her adağı Allah elbette bilir ve karşılığını da size verir. Verdiklerini başa kakanların veya adaklarını yerine getirmeyerek kendilerine zulmedenlerin ise hiçbir yardımcısı yoktur.

BAKARA 2.271: Sadakaları (ve zekâtları) açıkça vermeniz güzeldir! Ama fakirlere verirken gizlemeniz sizin için daha iyidir, sizin bir kısım günahlarınızı örter. Allah, yaptınız her şeyin iç yüzünü bilmektedir.

BAKARA 2.272: Senin görevin onları yola getirmek değildir. Doğruyu seçeni yola getiren Allah’tır. Hayra yapacağınız her infak (hayra harcama) kendiniz içindir. İnfakınızı (hayra harcamanızı) sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapın. İnfakınızın (hayra harcadıklarınızın) karşılığı size tam olarak verilir ve haksızlığa da uğramazsınız.

BAKARA 2.273: İnfakınızı (hayra harcamalarınızı), özellikle bütün zamanını Allah yolunda hizmetle geçiren ihtiyaç sahiplerine yapın. Onlar dışarıda dolaşıp çalışamazlar. Onurlu oldukları için de, durumlarını yakından bilmeyenler onları zengin sanır. Onları yüzlerinden tanırsın. Kimseden yalvar yakar bir şey istemezler. Allah, her infakı (hayra harcamayı) bilendir.

BAKARA 2.274: Mallarını gece gündüz, gizli ve açık infak edenlerin (hayra harcayanların) ödülü Rableri katındadır. Onların üzerinde bir korku olmaz, onlar üzüntü de çekmezler.

BAKARA 2.275: Faiz yiyenler, şeytanın aklını çeldiği kimseler gibi davranırlar; Bu onların, “Alışveriş de tıpkı faiz gibidir” demeleri yüzündendir. Oysa ki Allah, alışverişi helâl, faizi (faiz gelirini) haram kılmıştır. Bu nedenle, kim Rabbinin öğüdünü dinler ve faizi almaktan vazgeçerse, önceden aldıkları kendine kalır ve onun hesabı Allah’a aittir. Her kim de, faizi almaya devam ederse işte onlar cehennem ahalisidir ve orada ebedi kalacaklardır.

BAKARA 2.276: Allah, faizli kazançların bereketini giderir ama yapılan hayırları (zekât ve sadakaları) bereketlendirir. Allah, âyetleri görmezden gelen ve günâhta ısrar eden hiç kimseyi sevmez. (2.278-280*3.130*4.160,161)

BAKARA 2.277: Buna mukabil, iman edip salih amel işleyenler, namazı istikametle kılan ve zekâtı gönülden gelerek veren kimseler; işte onlar, mükâfatlarını Rablerinden alacaklar ve onlara ne korku vardır ve ne de üzülürler.

BAKARA 2.278: Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve eğer Allah’a yürekten güveniyorsanız (müminseniz), kalan faiz alacaklarınızdan vazgeçin.

BAKARA 2.279: Fakat eğer bunu yapmazsanız (kalan faiz alacağınızdan vazgeçmezseniz), bilin ki Allah’a ve Rasulüne savaş açmış sayılırsınız. Ama, eğer Tevbe ederseniz sermayenizi (geri almaya) hak kazanırsınız. Böylece ne haksızlık yapmış, ne de haksızlığa uğramış olursunuz. (Allah’a ve Rasulüne savaş açanlar için: 5.33)

BAKARA 2.280: Şayet borçlu güç durumdaysa, rahatlayıncaya kadar ona vade tanıyın, alacağınızı tamamıyla silmek (zekâta ve sadakaya saymak), eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.

BAKARA 2.282: Ey iman edenler, birbirinize belli bir vadeye kadar borçlandığınızda borcunuzu yazın. Aranızdaki bir yazıcı, borcu doğru olarak yazsın…Borcun yazılmasında erkeklerden iki kişiyi de şahit tutun…Allah katında böylesi daha düzgün, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur…Bir de, alım satımlarınızı şahit huzurunda yapın. Ancak bundan yazan da, şahitler de zarar görmesin, onlara zarar verirseniz yoldan çıkmış olursunuz. Allah’tan çekinerek korunun, bunu size Allah öğretiyor, Allah her şeyi bilendir.

ÂL-İ İMRÂN 3.78: Onlardan öylesi de var ki; söyledikleri kitapta olmadığı halde, kitaptan sanmanız için dillerini eğip bükerek farklı farklı okurlar ve "Bu Allah'ın katındandır" derler. Sonuçta onlar bile bile Allah'a iftira etmiş olurlar.

ÂL-İ İMRÂN 3.91: Küfürde direnerek kâfir olarak ölenler, yeryüzünün bütün hazinelerini verseler bile onlardan kurtuluş akçesi kabul edilmeyecektir. Onların hakkı elem verici bir azaptır, onlara yardım edecek kimse de olmayacaktır.

ÂL-İ İMRÂN 3.92: Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe (hayra harcamadıkça) gerçek iyiliğe (erdeme) ulaşamazsınız. Zaten her ne infak ederseniz (hayra harcarsanız), Allah onu ayrıntısıyla bilir.

ÂL-İ İMRÂN 3.130: Ey iman edenler! Faizi kat kat artırarak yemeyin; fakat Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olun ki mutluluğa erebilesiniz. (Bak. 5.33)

ÂL-İ İMRÂN 3.134: O (muttakiler) ki bollukta da, darlıkta da infak ederler (hayra harcarlar).

ÂL-İ İMRÂN 3.180: Allah’ın kendilerine verdiği nimetlerden (Allah yolunda harcamayarak) cimrilik yapanlar, bunun kendilerinin hayrına olacağını sanmasınlar. Aksine bu onlar için çok kötüdür. Cimrilik yaptıkları şeyler kıyamet gününde boyunlarına (azap olarak) dolanacaktır. Zira, göklerin ve yeryüzünün mirası tamamıyla Allah’a aittir. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.

NİSÂ 4.29: Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını karşılıklı rızaya dayanan ticaretle bile olsa, haksız yollarla yiyerek kendinize yazık (zulüm) etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.

NİSÂ 4.30: Kim bunu düşmanca ve zulmetme kastıyla yaparsa, onu ateşe mahkûm edeceğiz, bu Allah için kolaydır.

NİSÂ 4.31: Size konan yasakların büyüklerinden kaçınırsanız, küçük günâhlarınızı örter ve sizi şerefli bir yere yerleştiririz.

NİSÂ 4.50: Şunlara bak hele! Allah adına nasıl da yalan uyduruyorlar! Apaçık bir günah olarak bu onlara yeter!

NİSÂ 4.114: Onların gizli toplantılarının çoğunda bir hayır yoktur. Yardımlaşmayı, iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi isteyenlerin yaptıkları başka. Kim de bunları Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, ona büyük bir ödül vereceğiz.

NİSÂ 4.135: Ey iman edenler! Kendi aleyhinize veya ana-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa adaleti titizlikle ayakta tutan ve Allah için şahitlik yapan kimseler olun. Hakkında şahitlik ettiğiniz kimseler zengin de olsa, fakir de olsa adaletten ayrılmayın. Çünkü Allah’ın hakkını korumak (adaletten ayrılmamak), zengin ve fakirin, ana-baba ve akrabaların haklarını korumaktan daha önemlidir, Allah onların haklarını sizden daha iyi gözetir. Sakın hislerinize uyarak adaleti terk etmeyin. Eğer sözü eğip-bükerek gerçeği çarpıtır veya şahitlikten vazgeçerseniz şüphesiz ki Allah, yaptığınız her şeyi çok iyi bilmektedir.

NİSÂ 4.160: Yahudilerin işledikleri zulümlerden dolayı, önceden helâl kılınan birçok iyi ve temiz şeyden onları mahrum bıraktık. Nedeni ise, Allah yolundan sıkça sapıyor ve başkalarını da saptırıyorlardı.

NİSÂ 4.161: Kendilerine yasaklandığı halde faiz alıyorlar ve başkalarının malını haksız yere yiyorlardı. Neticede, onlardan inkâra gömülenler için şiddetli bir azap hazırladık. 

MÂİDE 5.1: Ey iman edenler! Yaptığınız akitlere, Allah’a ve insanlara verdiğiniz sözlere sadık kalın ve sözlerinizi yerine getirin.

MÂİDE 5.12: Allah, İsrailoğulları’ndan kesin söz almıştı. İçlerinden de on iki denetleyici tayin edilmişti. Allah şöyle buyurmuştu: “Ben elbette sizinle beraberim. Eğer namazı gerektiği şekilde kılar, zekâtı verir, Rasullerime iman edip onları desteklerseniz ve Allah’a Karz-ı Hasen/Kardan Hasenen (güzel bir borç) verirseniz, elbette Ben de sizin günahlarınızı örter ve sizi içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Artık bundan sonra nankörlük edenler dosdoğru yoldan sapmış olurlar.” (2.245*57.11,18*64.17*73.20)

MÂİDE 5.33: Allah’a ve Rasulüne savaş açanların ve yeryüzünde fesat çıkaranların cezası; öldürülmeleri, veya asılmaları, veya el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi ya da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. Bu onların dünyadaki cezasıdır. Ahirette ise onlar için daha çetin bir azap vardır. (2.278-280*3.130)

MÂİDE 5.63: Onların rabbânileri (gerçek dindarları) ve ahbârı (din bilginleri); onları günah işlemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür! (5.44*9.34)

MÂİDE 5.87: Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri kendinize haram ederek haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez. (66.1)

EN’ÂM 6.119: Neye dayanarak Allah’ın adı anılarak (kesilenlerden) yemiyorsunuz? Halbuki Allah, zorda kalmadığınız sürece yenmesi haram olanları size açıkça bildirmiştir. Onların birçoğu, hiçbir bilgiye dayanmadan sırf keyiflerine uyarak (yasak alanını genişleterek) başkalarını saptırmaktadır. Fakat Allah, kimlerin haddi aştığını çok iyi bilmektedir.

EN’ÂM 6.141: Hem ekilip-biçilerek hem de kendiliğinden yetişen: bahçe ve bağları, hurmalıkları, çeşitli mahsuller veren ekinleri, zeytinlikleri ve narları; birbirine benzeyen ve birbirinden farklı biçimlerde var eden O’dur. Bunlar ürün verdiklerinde o ürünlerden yiyin, hasat zamanında fakirlerin haklarını (zekâtını) da verin fakat savurganlık etmeyin. Çünkü Allah, savurganlık edenleri sevmez.

EN’ÂM 6.160: O Gün (Mahşer Günü) her kim bir iyilikle gelirse, bunun (en az) on katını kazanacaktır, kim de bir kötülükle gelirse ona denk bir ceza görecek fakat hiç kimseye haksızlık yapılmayacaktır.

A’RÂF 7.32: Sor bakalım: “Allah’ın kulları için yarattığı güzellikleri, temiz ve helal rızıkları haram kılan kimdir”                                                                                 

A’RÂF 7.33: Onlara yine de: “Rabbim; gizli veya açık kötülükleri, günahın her türlüsünü, haddi aşmayı, Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştırmanızı ve kendi-kendinize haramlar uydurarak bunları Allah’a isnad etmenizi yasaklamıştır.

ENFÂL 8.60: Onlara (inkâr edenlere) karşı gücünüzün yettiğince kuvvet hazırlayın. Orduğâhlarda atlar besleyin (uçaklar, tanklar, füzeler edinin). Böylece hem Allah’ın düşmanını, hem kendi düşmanınızı, hem de onlardan başka sizin bilmediğiniz Allah’ın bildiği düşmanları korkutursunuz. Allah Yolunda ne harcarsanız size eksiksiz ödenir ve siz asla haksızlığa uğratılmazsınız.

TEVBE 9.60: Sadakalar (zekâtlar) Allah’ın bir emri olarak sadece: fakirlere, miskinlere, zekât gelirlerini toplayıp-dağıtan görevlilere, kalpleri islâma yeni ısındırılan kimselere, esirlere, (ödeme güçlüğü çeken) borçlulara, Allah yolunda cihat edenlere ve yolda kalmış olan yolculara verilir. Allah her şeyi bilir, her şeyi yerli yerince yapar. 

TEVBE 9.103: (Rasulüm!) Onların mallarından (sadakatlarının ifadesi olarak) bir miktar sadaka (zekât) al, bu sayede belki onlar ıslah olurlar. Onlara destek ol, çünkü senin desteğin onlara huzur verir. Allah her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.

YÛNUS 10.59: Onlara şöyle sor: “Söyleyin bakalım! Allah’ın size ikram ettiği rızkın bir kısmını haram, bir kısmını da neden helal kabul ettiniz?” Şöyle de: “Böyle yapmanıza Allah mı izin verdi, yoksa Allah adına yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?”

YÛNUS 10.69: Onlara de ki: “Uydurdukları yalanları Allah’a isnad edenler asla kurtuluşa eremezler!

RA’D 13.22: Onlar, Rablerinin rızasını kazanmak için sebat ederler, namazı kılarlar ve kendilerine verdiğimiz nimetlerden gizlice ve açıktan infak ederler (hayra harcarlar) ve kötülüğü iyilikle savarlar. İşte onlar mutlu sona ulaşacak olanlardır.  

NAHL 16.116: Hiçbir delile dayanmadan “şu helaldir, bu haramdır” diye yalan söyleyerek Allah’a iftira etmeyin. Çünkü iftira ederek Allah adına yalan uyduranlar asla iflah olmazlar.

RÛM 30.39: İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faizli borç, Allah katında size artış sağlamaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte mallarını kat kat artıranlar zekât verenlerdir.

AHZÂB 33.39: Allah’ın mesajlarını tebliğ edenler (Rasuller) O’ndan korkarlar ve Allah’tan başka hiç kimseden korkmazlar. Zira hesap görücü olarak Allah yeter.

HADÎD 57.7: Allah’a ve Rasulüne iman edin ve O’nun, size üzerinde tasarruf yetkisi verdiği mallardan infak edin (hayra harcayın). İman edip infak edenleriniz (hayra harcayanlarınız) için büyük bir mükâfat vardır.

HADÎD 57.10: Göklerin ve yerin mirası Allah’a ait olduğu halde size ne oluyor da Allah yolunda infak etmiyorsunuz (hayra harcamıyorsunuz)? Fetihten önce infak eden (hayra harcayanlar) ve savaşanlar, fetihten sonra infak eden (hayra harcayanlardan) ve savaşanlardan kat kat üstündür. Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

HADÎD 57.11: Kim Allah’a Karz-ı Hasen/Kardan Hasenen (güzel bir borç) verirse, Allah da onu kat kat artırır. Üstelik ona pek değerli bir mükâfat da vardır.

HADÎD 57.18: Sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ile Allah’a Karz-ı Hasen/Kardan Hasenen (güzel bir borç) verenlere, harcadıkları şey kendilerine kat kat fazlasıyla geri ödenir, üstelik onlara bitmez tükenmez bir mükâfat da vardır.

TEGÂBÜN 64.17: Allah’a Karz-ı Hasen/Kardan Hasenen (güzel bir borç) verirseniz), O, bunu sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar. Çünkü O, iyiliklerin karşılığını bol bol veren, kullarına sabırla ve yumuşaklıkla muamele ederek ceza vermekte acele etmeyendir. (2.245)

TAHRÎM 66.1: Ey Nebi! Allah’ın sana helal kıldığı bir şeyi eşlerinin hatırı için neden kendine haram ediyorsun? Yine de Allah çok bağışlayandır, engin merhamet kaynağıdır. (Mâide 87)

MÜZZEMMİL 73.20: (…) Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a Karz-ı Hasen/Kardan Hasenen (güzel bir borç) verin. Kendiniz için hayır olarak önden ne gönderirseniz, Allah katında daha hayırlı ve sevabını daha da artmış olarak bulursunuz. Bir de Allah’tan bağışlanma isteyin. Çünkü Allah, çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.

LEYL 92.17-21: Takva sahipleri o (ateşten) uzak tutulacak, o ki malını gönülden verir ve arınıp-gelişir, onun (bu yaptığı) herhangi birinden gördüğü bir iyiliğe karşılık değildir, sadece yüce Rabbinin rızasını kazanmak içindir, işte böyleleri sonunda memnun olacağı bir karşılık görecektir.

GÖRÜŞ VE YORUMLARIN TASNİFİ:

Kur’an’daki, faiz (riba) konusuyla ilgili olan âyetlerin meali yukarıda verilmektedir. Faiz (riba) konusunun iki tarafı vardır. Birinci taraf; ellerindeki parayı faiz (riba) karşılığında borç olarak vererek bundan faiz (riba) geliri elde edenlerdir. Bunlara “faiz alanlar/faiz yiyenler” denilmektedir. Diğer taraf ise; ihtiyaçlarını sadaka, zekat, karz-ı hasen/kardan hasenen gibi yollarla karşılayamadıkları için, faiz vermek/faiz ödemek suretiyle borç/kredi almak zorunda kalanlardır. Bunlara da “faiz verenler/faiz ödeyenler” denilmektedir.

Faiz (riba) konusundaki görüş ve yorumları beş grupta tasnif ederek dikkatinize sunmaya çalışacağız:

a) İlahiyatçıların bir kısmı; “faiz alanlar/faiz yiyenler” ile “faiz verenleri/faiz ödeyenleri” aynı kefeye koymakta ve aynı cezalara muhatap olacaklarını ifade etmektedirler.

b) İlahiyatçıların diğer bir kısmı ise, “borç/kredi verenlerin, enflasyon oranı kadar bir fazlalık almasında bir mahzur yoktur” diye görüş belirtmektedirler.

c) İlahiyatçıların başka bir kısmı ise, “(ev almak, araba almak gibi) zaruri ihtiyaçlarının temini için kredi kullananların ödeyecekleri faizlerin caiz olduğuna” dair görüş bildirmektedirler.

d) İlahiyatçıların daha az bir kısmı ise, “işyeri açmak ve fabrika kurmak için yapılacak yatırımların tamamına ödenecek faizlerin caiz olduğunu” söylemektedirler.

e) İlahiyatçıların büyük bir kısmı ise, “sadece faiz alanların/faiz yiyenlerin” tenkit edildiğini ifade etmekte ve ‘faiz verenlerin/faiz ödeyenlerin” bu cezaların muhatabı olmadıklarını ifade etmektedirler.

Biz bu çalışmamızda; ilk olarak “faiz alanlar/faiz yiyenler” ve “faiz verenler/faiz ödeyenler” ana başlıklarına göre değerlendirme yapacağız. İkinci olarak da “faiz alanlar/faiz yiyenler” için “enflasyon oranındaki yahut onun üstündeki” oranlarda alınan faizlerin durumu ile basit faiz-bileşik faiz şeklinde alınan faizler konusundaki görüşümüzü kısaca belirteceğiz.

Dar gelirli vatandaşların konut sahibi olmalarını sağlamak için, Ocak 2020’de TOKİ tarafından 1-2 yıl içinde inşa edilerek peşinatsız ve aylık 1.000 TL. gibi düşük taksitlerle satışa sunulan 100.000 adet dairelerden almak isteyenlerin kafa karışıklığını gidermeye de bu çalışmamızın yardımcı olacağını düşünüyoruz.    

BAZI İLAHİYATÇILARIN GÖRÜŞ VE YORUMLARI (Alfabetik sıradadır): 

(NOT: Yukarıda meallerini verdiğimiz 60’dan fazla âyetin “faiz konusuyla doğrudan veya dolaylı olarak” ilgisi vardır. Ancak, bundan sonraki çalışmamızda, “faiz konusuyla doğrudan” ilgili gördüğümüz; “Bakara 2.275-280, Âl-i İmrân 3.130, Nisa 4.160-161, Rûm 30.39 âyetlerini dikkate alarak” müelliflerin görüş ve yorumlarını belirteceğiz. Daha sonra, kendi görüşümüzü ve değerlendirmelerimizi sarı rengine boyamak suretiyle, bunların bizim görüşümüz olduğunu belirteceğiz .)

1) ATEŞ, SÜLEYMAN-Yüce Kur’an’ın Çağdaş Tefsiri (Yeni Ufuklar neşriyat-)

Cilt 1 S.483: “Faraza bir yıl önce bin lira borç veren adam, bir yıl sonra yine bin lira alırsa -paranın bir yılda yüzde on veya daha fazla değer kaybına uğradığını düşünürsek- en az 100 lira zarar etmiş olur. Çünkü bin lira, bir yıl sonra 900 lira değerine düşmüştür. O halde bu adamı ziyana sokmamak için paranın bir yılda uğradığı değer kaybını vermek lazımdır. Bu bir fazlalık değil, adamın kendi parasıdır. İslam kimsenin zarara uğramasını istemez. Fertlere, özellikle fakir kimselere verilen borçlardan (enflasyondan kaynaklanan) bu değer kaybını dahi almak doğru değildir. Çünkü Kur’an müteakip âyette eli darda olanın borcunun ertelenmesini veya tamamen tasadduk edilmesini (bağışlanmasını) emretmektedir.” (Bakara: 280).

Cilt 1 S.487:Faizin kalkması ferdin işi değil, toplumun işidir. Her muamelesi faizle işleyen bir toplumda yaşayan fert de ister-istemez faize bulaşır. Onun korunmak için bankalara yatırdığı paradan banka yüzde elli, yüzde yüz kazanırken kendisinin aldığı yüzde beşlik faiz, aslında parasının süre içinde uğradığı değer kaybını bile karşılamaz. Zarurete binaen o da parasının faizini alır, ama içi tutmuyor, takvası müsaade etmiyorsa faiz olarak aldıklarını fukaraya, hayır kurumlarına verir.”

Cilt 7 S.26: “39ncu âyette insanların malları içinde artıp büyümesi için (faizle) verilen malın, Allah katında artmayacağı, ancak Allah rızası için zekat, sadaka vermenin malı artıracağı buyuruluyor. İnsanların mallarında artıp-büyümesi için verilen mal, faizle verilen ödünçtür. Bu, Allah katında artmaz. Çünkü riba, fukarayı sömürmektir. Fukaranın sömürülmesi mala hayır ve bereket getirmez. Allah için verilen sadaka, berekete vesile olur.” (Rum 30.39)

(S. Ateş hoca: “Fertlere, özellikle fakir kimselere verilen borçtan (enflasyon farkını) dahi almak doğru değildir. Çünkü Kur’an, eli darda olanın borcunun ertelenmesini veya tamamen tasadduk edilmesini (bağışlanmasını) emretmektedir”, “Faizin kalkması ferdin işi değil, toplumun işidir” ve “Riba fukarayı sömürmektir” ifadeleriyle yaptığı tespitlerin oldukça önemli olduğunu belirtmek isteriz.)

2) ABDULAZİZ BAYINDIR-Ticaret ve Faiz (Süleymaniye Vakfı Yayınları-İstanbul 2007)

(Faiz konusunda müstakil olarak yazılmış olan (bizim bulabildiğimiz) tek kitap A. Bayındır hocanın “Ticaret ve Faiz” adlı kitabıdır. Bu konuda onlarca kitabın yazılmış olmasını arzu ve temenni ettiğimizi belirtmek isteriz. Ayrıca A. Bayındır hocanın; “Yapılacak tenkit ve tavsiyeler, çalışmalarımıza ışık tutacaktır” ifadesini de oldukça önemli bulmaktayız ve görüşlerini beyan eden herkesin “tenkit ve tavsiyelere açık” olmasını temenni ederiz. H.S.)

S.16: ‘Müminler! Allah’tan korkun! Eğer inanmış kişilerseniz faizden geriye ne kalmışsa bırakın! Bunu yapmadınız mı bilin ki Allah’a ve Elçisine karşı savaş halindesiniz. Eğer tevbe ederseniz ana mallarınız sizindir. Ne haksızlık edersiniz, ne de haksızlığa uğrarsınız. Borçlu darlık içindeyse rahata çıkıncaya kadar beklemek gerekir. Bağışta bulunmak sizin için daha hayırlıdır. Bunu bir bilseydiniz!’ (Bakara 2.278-280)

S.17: “Allah faizi daraltır, zekâtları artırır. Allah, nankör günahkârların hiçbirini sevmez.” (Bakara 2.276)

S.20: “Allah alım satımı helâl, faizli işlemi haram kılmıştır.” (Bakara 2.275)

S.20: “Faiz, Kur’an’ın en ağır yasaklarındandır. Bu yasağı açıklayan hadisler ve fakihlerin bunlarla ilgili içtihatları vardır. Neyin Allah’ın yasağı, neyin Allah’ın Elçisinin açıklaması, neyin de fakihlerin içtihadı olduğunu bilmek gerekir. Kitapta bu ayırıma dikkat edilmiştir.”

S.20: “Bu kitabın hazırlanışında Kur’an esas alınmış ve alışılmışın dışında bir usul uygulanmıştır. Bu, Kur’an’ın gösterdiği usuldür. Bundan sonraki bölümde bu metoda değinilecektir.”

S.21: “Yapılacak tenkit ve tavsiyeler, çalışmalarımıza ışık tutacaktır.”

S.24: “Kur’an tek kaynaktır. Sünnet ise Peygamberimizin Kur’an’dan çıkardığı hükümlerden ibarettir. Bu sebeple Kur’an’dan ayrı bir kaynak değildir.” Allah Teâlâ şöyle buyurur: “Bu Kur’an, gerçekten en doğru olanı gösterir.” (İsra 17.9)

S.35: “Kur’an’ın gösterdiği yoldan gidince fıkıh usulünde olan şekliyle icma ve kıyasa ihtiyaç kalmaz. Ayrıca ‘olayların sınırsız, nasların sınırlı olduğu, bu sebeple başka yollara başvurma zorunluğu doğduğu’ şeklinde yanlış düşüncelere de yer olmaz. İşte elinizdeki bu kitabı farklı kılan bu usuldür.”

S.38: “Kur’an’da faiz anlamına gelen kelime riba’dır…Riba, faiz anlamındadır. Faiz, borçtan elde edilen gelirdir. Artma borçtan dolayı olduğu için riba, bu artışa sebep olan işlem yani faizli işlem demek olur.”

(Faizsiz olarak verilen borç paradan, mutlaka bir faiz yani bir fazlalık elde edilmez. Dolayısıyla böyle bir borç verme işlemine “faizli işlem” denilemeyeceği gibi, faizsiz verilecek borç Kur’an’da “Karz-ı Hasen/Kardan Hasenen” olarak geçmekte ve “Allah’a borç vermek” manasında olduğu için iman edenlere bunu yapmaları önemle tavsiye edilmektedir ve şöyledir: Allah’ın kat-kat fazlasıyla geri ödeyeceği Karz-ı Haseni/Kardan Haseneni (güzel bir borcu) O’na verecek kimdir?...” 2.245*5.12*57.11,18*64.17*73.20)

Bize göre; “Faizle verilen borç paradan ‘elde edilen fazlalığa faiz’ denir” ve Kur’an’ın yasaklamış olduğu böyle bir ‘faizin alınmasıdır’. Borcu veren kişi veya kurum faizi almadığı (faizden vazgeçtiği) takdirde anaparasını alabilir ve günah işlemekten de kurtulmuş olur! Şayet borçlu güç durumdaysa, rahatlayıncaya kadar ona (ana paranız için de) vade tanıyın, alacağınızı tamamıyla silmek (zekâta ve sadakaya saymak), eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır. Bakara 2.278-280* Ali İmran 3.130*Nisa 4.161*Rum 30.39)

S.38: Allah Teâlâ şöyle buyurur: “İnsanların malları içinde artsın diye faize verdiğiniz şey (borç) Allah’ın yanında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince işte kat kat artıranlar zekât verenlerdir.” (Rum 30.39)

S.39-40: Allah’ın Elçisi Veda Hutbe’sinde şöyle demiştir:

“Cahiliye faizi kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk faiz, bizim faizimiz, Abbas b. Abdulmuttalib’in faizidir. Onun tamamı kaldırılmıştır.” (Ebû Dâvûd, Menâsik, 57, hadis no.1905.)

S.40: Şu âyete göre de faiz, borca eklenmesi şart koşulan fazlalıktır.

“…Faizden tevbe ederseniz anamallarınız sizindir. Ne haksızlık edersiniz ve ne de haksızlığa uğrarsınız.” (Bakara 2.279)

S.41: Faiz ilk olarak şu âyetle yasaklanmıştır.

“Müminler! Kat kat katlanan faizi yemeyin. Allah’tan korkun, belki umduğunuza kavuşursunuz.” (Ali İmran 3.130)

İkinci yasaklama şu âyetlerle olmuştur:

“Müminler! Allah’tan korkun! Faizden geriye ne kaldıysa bırakın! Eğer inanmış kişilerseniz…” (Bakara 2.278-280)

S.42: Allah Teâlâ şöyle buyurur:

“İnsanların malları içinde artsın diye faize verdiğiniz şey (borç) Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını gözeterek verdiğiniz zekâta gelince işte kat kat artıranlar zekât verenlerdir.” (Rum 30.39)

Allah faizi daraltır, zekâtları artırır. Allah nankör günahkârların hiçbirini sevmez.” (Bakara2.276)

S.44: Allah’ın Elçisi şöyle buyurmuştur:

Faiz geliri çok da olsa sonu darlığa döner.’ (Ahmed b. Hambel, Müsned, Cilt 1, s.395)

S.44: Kur’an’da biriktirme ile ilgili emir yoktur, bütün emirler infaka yöneliktir. Allah Teâlâ şöyle buyurur:

‘…Ne kadarına gücünüz yeterse o kadar Allah’tan çekinin. Dinleyin, itaat edin, kendi iyiliğiniz için infak edinAllah’a güzel bir ödünç verirseniz O, sizin için kat kat artırır ve sizi bağışlar…’ (Teğabün 64.15-17)

S.45-46: Allah Teâlâ şöyle buyurur:

‘Müminler! Allah’tan korkun, faizden geriye ne kalmışsa bırakın, eğer inanmış kişilerseniz. Bunu yapmadınız mı bilin ki; Allah’a ve Elçisine karşı savaş halindesiniz. Eğer tevbe ederseniz, ana mallarınız sizindir. Ne haksızlık edersiniz, ne de haksızlığa uğrarsınız.’ Bu âyetler S.16’da da verilmektedir. (Bakara 2.278-279)

S.47: Allah’ın Elçisi şöyle demiştir:

-Felâkete sürükleyen yedi şeyden sakının!

-Ey Allah’ın Elçisi nelerdir onlar?

A) Allah’a ortak koşmak, sihir,…,Faiz yemek! (Buhari, Sahih, Vesâyâ 23; Müslim, Sahih, İman 145)

S.48: Allah’ın Elçisi bir de şöyle demiştir:

B) “Allah faizi yiyene ve yedirene lânet etsin.” (Buhari, Sahih, Büyu25; Müslüm, Sahih, Müsakât 105)

C) “Allah’ın Elçisi; Faiz yiyeni, yedireni, ona şahitlik edenleri, onu yazanı…lânetledi.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned C1, S.87 ve 394)

(Hadis olarak yazılan bu ifadelerin; S.20 deki: “Bu kitabın hazırlanışında Kur’an esas alınmış ve alışılmışın dışında bir usul uygulanmıştır. Bu, Kur’an’ın gösterdiği usuldür. Bundan sonraki bölümde bu metoda değinilecektir” şeklindeki A. Bayındır hocanın beyanına uygun olmadığını düşünmekteyiz.)

S.73: “Yasaklandıkları halde faiz almaları… yüzünden (önceleri helâl olan temiz ve iyi şeyleri Yahudilere haram kıldık) ve içlerinden inkâra sapanlara acıklı bir azap hazırladık.” (Nisa 4.161)

S.74: “Müminler! Kat kat katlanan faizi yemeyin. Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (Ali İmran 3.130)

S.119: Faiz Kur’an’ın en ağır yasaklarındandır. Onu Kur’an açıklamayacak da üzerinde sürekli şüpheler oluşturulan hadisler açıklayacak, hiç böyle bir şey olur mu? Açıklamayı Kur’an yapar, hadisler de Kur’an’da olanı bize gösterir.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:

S.120: “Allah size neyi yasaklamışsa açık açık bildirmiştir, zor durumda kaldıysanız başka.” (En’am 6.119)

“Açıklamayı Allah yapar, hadisler de Kur’an’da olanı bize gösterir” ifadeleriyle A. Bayındır hoca bu husustaki düşüncelerini beyan etmektedir. Biz de bu görüşe aynen katılıyoruz; haram ve yasakları sadece Allah’ın koyduğunu gösteren birkaç âyeti daha eklemek istiyoruz: (Nisa 4.50*Mâide 5.87*A’râf 7.32-33*Yûnus 10.59,69*Nahl 16.116*Tahrîm 66.1)

Abdulaziz Bayındır-Bakara Sûresi-Kur’an-ı Kerim Türkçe Meal Serisi -1 (Süleymaniye Vakfı Yayınları-2016)  

‘Faiz yiyenler’, şeytanın aklını çeldiği kimsenin davranışından farklı davranış göstermezler. Bu onların, ‘Alım-satım, tıpkı ‘faizli işlem’ gibidir’ demeleri yüzündendir. Allah, alım-satımı helâl, ‘faizli işlemi’ haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt ulaşır da ‘faiz almayı bırakırsa’, ‘önceden aldıkları kendine kalır’ ve onun işi Allah’a aittir. Kim de, devam ederse onlar cehennem ahalisidir ve orada ölümsüz olarak kalacaklardır. (Bakara 2.275)

‘Allah ‘faizli işleri’ daraltır, zekâtları/sadakaları artırır… (Bakara 2.276)                                                                                                              

(A. Bayındır hoca; faizle ilgili meal verdiği âyetlerin çoğunda; (Bakara 2.278 ‘minerriba/faiz’, Al-i İmran 3.130 ‘riba/faiz’, Nisa 4.161 ‘riba/faiz’, Rûm 30.39 ‘riben/faizli borç’ gibi), ‘faizi’ sadece ‘faiz’ veya ‘faizli borç’ olarak doğru bir şekilde ifade ettiği halde, Bakara 2.275’de ‘riba/faizli işlem’, Bakara 2.276’da ‘riba/faizli işler’ şeklinde ifade etmiştir. Böyle olunca da ‘faiz’ kelimesinin manası genişletilmeye müsait bir hale gelmiştir’. Kur’an’da; faizle ilgili ifadeler ‘faiz yemeyin’, ‘faizi terkedin’, ‘kalan faiz alacağınızdan vazgeçin’, ‘Allah faizi daraltır’ şeklinde olumsuz ifadelerle ve ‘sadece faiz yiyenleri kapsayacak’ şekildedir. Halbuki âyetin mealini ‘faizli işlem’ veya ‘faizli işler’ şeklinde yapınca, âyetin ‘faiz yiyenle faizi ödeyeni’ de kapsayacak bir şekilde anlaşılma ve genişleme riski ortaya çıkmaktadır. Bu mahzurundan dolayı, ‘faizli işlem’ veya ‘faizli işler’ şeklinde meal verilmesi bize göre uygun olmamıştır.)

3) BAYRAKLI, BAYRAKTAR-Yeni bir anlayışın ışığında-Kur’an Tefsiri-(Bayraklı Yayınları 2008)

Cilt 3 S.388: Rum 30.39’un açıklamasında: “Faizle borç alan kişi, imkânsızlığı nedeniyle aldığından, ona zekât verilmelidir.” “Artışın zekâtta olup, faizde olmadığını söyleyerek, Allah faiz muamelesinde insanların beklentilerinin boşa çıkacağına dikkat çekmektedir.”

(B. Bayraklı hocanın, “Faizle borç alan kişi, imkânsızlığı nedeniyle aldığından, ona zekât verilmelidir.” İfadesini oldukça önemli buluyoruz ve hocanın bu görüşüne katılıyoruz.)

Cilt 3 S.389: “Bakara 2.276. Âyette sadaka ile bir arada değerlendirmeye tabi tutması, faiz yerine zekâtı, infak ve sadakayı önerdiğine işaret olup, bu da zekâtın, infakın ve sadakanın verilmediği ortamların, faiz mikrobunun ürediği ortamlar olduğu bilincini vermeye yöneliktir.”

(Faiz yerine; zekât, infak ve sadakanın tavsiye edilmesi ve bunların olmadığı ortamlarda faiz mikrobunun üreyeceğinin belirtilmesi oldukça önemlidir.)

Cilt 3 S.395: “Bu kanun Allah tarafından konmuştur. Allah, faizi yasaklarken onun yerine zekâtı (Rum 30.39), Sadakayı (Bakara 2.276) ve infakı (Bakara 2.264-274) koymaktadır. Bu kanunu Yüce Allah kendi eylemlerinde de uygulamaktadır. Faizi azaltırken, bunun karşıtı olan sadakayı çoğaltmaktadır. Çünkü faizi yok ederken, yerine başka bir şeyin konması gerekir. Allah da faizin karşısına sadakayı, azaltma eyleminin karşısına çoğaltıp bereketlendirmeyi koymaktadır.”

(B. Bayraklı hoca, faizin panzehiri olarak zekâtın, sadakanın ve infakın konulması gerektiğine bir defa daha işaret etmektedir.)

4) BİLMEN, ÖMER NASUHİ-Kur’an-ı Kerîm’in Türkçe Meâli Âlisi ve Tefsiri-8 Cilt (İpek Yayın Dağıtım 2016)

Cilt 1 S.279-288: “O kimseler ki, faizi yerler, onlar kalkamazlar, ancak şeytanın çarpmış olduğu, delirmiş bir şahıs gibi kalkarlar. Bu ise onların alışveriş muamelesi tıpkı riba gibidir, demeleri sebebiyledir. Halbuki, Allah Teâlâ alım satımı helâl, ribayı ise haram kılmıştır. İmdi her kim ki, kendisine Rabbinden bir öğüt gelir de ribaya nihayet verirse, evvelce aldığı kendisinindir ve onu hükmü Allah Teâlâ’yadır. Ve her kim tekrar ribaya dönerse işte onlar cehennem ehlidirler, onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara 2.275)

Allah Teâlâ ribayı mahveder, sadakaları ise artırır ve Allah Teâlâ, nîmete karşı çok nankörlük eden günahkârları sevmez…” (Bakara 2.276)

“Ey iman edenler! Allah Teâlâ’dan korkunuz, ribadan geri kalanı terkediniz, eğer siz mü’min kimseler iseniz. Eğer böyle yapmazsanız Allah Teâlâ ile Rasûli tarafından bir harb malûmunuz olsun ve eğer tövbe ederseniz sizin için ana sermayeniz vardır. Ne zulüm edersiniz ne de zulme uğrarsınız. (Bakara 2.278,279)

(Ö. N. Bilmen hoca, “Allah Teâlâ alım satımı helâl, ribayı ise haram kılmıştır”, “ribaya nihayet verirse, evvelce aldığı kendisinindir”, “her kim tekrar ribaya dönerse işte onlar cehennem ehlidirler”, “ribadan geri kalanı terkediniz”, “Eğer böyle yapmazsanız Allah Teâlâ ile Rasûli tarafından bir harb malûmunuz olsun”, “eğer tövbe ederseniz sizin için ana sermayeniz vardır” ifadeleriyle Allah Teâlâ tarafından “riba almanın yasaklandığını” beyan ve ifade etmektedir.)

5) ÇELİK, ÖMER-Hakk’ın Dâveti Kur’ân-ı Kerîm/Meâli ve Tefsiri-5 Cilt (Erkam Yayınları-İstanbul 2017)

Cilt 1 S.351: Faiz yiyenler, kıyâmet günü kabirlerinden, başka türlü değil, ancak şeytan çarpmış kimselerin cinnet nöbetinden kalktığı gibi kalkacaklardır. Bunun sebebi, ‘Alış-veriş de tıpkı faiz gibidir’ demeleridir. Halbuki Allah, alış-verişi helâl, faizi haram kılmıştır. Her kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizcilikten vazgeçerse, önceden aldıkları kendisine aittir. Artık onun hakkındaki kararı Allah verecektir. Kim de yeniden faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemin yoldaşlarıdır ve orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara 2.275)

Cilt 1 S.352: “Yahudilerin yaptıkları zulümler, pek çok kimseyi Allah yolundan alıkoymaları, men edildikleri faizi almaları ve insanların mallarını haksız yollarla yemeleri yüzünden daha önce kendilerine helâl kılınmış olan bir kısım temiz ve hoş yiyecekleri onlara haram kıldık. Onlardan kâfir olanlar için can yakıcı bir azap hazırladık.” (Nisâ 4.160-161)

Cilt 1 S.355: Allah, malı artırdığı sanılan faize bereket vermez ve onu eksilte eksilte sonunda mahveder. Buna karşılık malı eksilttiği sanılan zekât ve sadakaları bereketlendirir. Allah, nankörlükte ve günahta ısrarlı olanların hiçbirini sevmez.” (Bakara 2.276)

(Ö. Çelik hoca; “kim faizcilikten vazgeçerse, önceden aldıkları kendisine aittir”, men edildikleri faizi almaları yüzünden…onlara haram kıldık”, “malı artırdığı sanılan faize bereket vermez ve onu eksilte-eksilte sonunda mahveder” şeklinde doğru mealler vermiştir. Bizim görüşümüz de böyledir.)

6) DİB, DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI-Kur’an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir-DİBY (Ankara 2012)

Cilt-I S.428: “Faiz yiyenler ancak şeytanın çarparak sersemlettiği kimse gibi kalkarlar. Bunun sebebi onların, “Alım satım da ancak faiz gibidir” demeleridir. Halbuki Allah alım satımı helâl, faizi ise haram kılmıştır. Artık kime Allah’tan bir öğüt erişir de faizciliği bırakırsa geçmişte yaptığı kendisine aittir, işi de Allah’a kalmıştır. Kim de yine faizciliğe dönerse işte bunlar orada devamlı kalmak üzere cehennemliklerdir.” (Bakara 2.275)

Allah faizi tüketir, sadakaları ise artırır ve Allah hiçbir inkârcı günahkârı sevmez. (Bakara 2.276)

Cilt-I S.429: “Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve gerçekten iman etmiş iseniz faizden kalanı bırakın. Bunu yapmazsanız Allah ve Resulü tarafından size bir savaş açıldığını bilin. Eğer tövbe ederseniz, haksızlık etmemek haksızlığa uğramamak üzere ana paranız sizindir.” (Bakara 2.278-279)

Eğer eli darda olan birisi borçlu ise eli genişleyene kadar beklemek gerekir. Şu da var ki, eğer bilirseniz bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara 2.280)

Cilt-I S.433: Borçlunun, alacaklıya enflasyon farkını ödemesi faiz değildir. Çünkü bu fark reel bir fazlalık değil, alınanla ödenenin eşitlenmesini sağlayan ve adaleti gerçekleştiren bir rakam fazlalığından ibarettir.”

Cilt-I S.442: Tövbe edip faizcilikten vazgeçenlerin tahakkuk edip de henüz borçluların ödemediğini almalarına izin verilmemesi, “ana paradan başka bir fazlalığa haklarının bulunmadığının açıkça ortaya konması”… bazı kimselerin “Faizin azı helâldir, ancak kat kat olanı haramdır şeklindeki anlayış ve yorumlarının isabetli olmadığını göstermektedir”.

Cilt IV S.317: “Paranın sömürü ve baskı aracı olarak kullanılmasında önemli bir işlemi olan ribanın (faizcilik, tefecilik), Allah’ın hoşnutluğundan uzak olduğuna dair bir uyarı yapılmaktadır.”

(DİB, Diyanet İşleri Başkanlığı;

*Faiz yiyenler.

*Faizciliği bırakırsa geçmişte yaptığı kendisine aittir.

*Allah faizi tüketir, sadakaları ise artırır.

*Gerçekten iman etmiş iseniz faizden kalanı bırakın.

*Eğer eli darda olan birisi borçlu ise eli genişleyene kadar beklemek gerekir.

*Eğer bilirseniz bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.

Bu ifadelerin tamamı faiz alanlar/faiz yiyenler içindir. Faiz verenler/faiz ödeyenler için hiçbir tenkit ve ceza yoktur. Bizim görüşümüz de DİB’nın bu görüşüne bire-bir uygundur.

DİB başka iki hususta daha şöyle görüş bildirmektedir:

1) “Borçlunun, alacaklıya enflasyon farkını ödemesi faiz değildir. Çünkü bu fark reel bir fazlalık değil, alınanla ödenenin eşitlenmesini sağlayan ve adaleti gerçekleştiren bir rakam fazlalığından ibarettir.” (Bize göre buradaki ince nokta şudur: Krediyi verenin borçluya, ‘ödeme günündeki enflasyon kadar bir fazlalığı da vermen gerekir’ şeklinde bir şart koşması söz konusu değildir. Buna mukabil borçlunun kendi iradesiyle alacaklıya; ‘enflasyon farkı kadar bir fazlalığı da ödemek istediğini söylemesi’ konuyu faiz olmaktan çıkaracaktır. Ancak, alacaklının borçlu eğer darda ise bunu da almaması en uygun olanıdır.)

2)Faizin azı helâldir, ancak kat kat olanı haramdır şeklindeki anlayış ve yorumlar isabetli değildir.” (Bu görüşe biz de aynen katılıyoruz ve bunun da ‘faiz alanlar/faiz yiyenler’ için olduğunu belirtmek istiyoruz.)

7) DUMAN, M. ZEKİ-Beyânu’l-Hak-Kur’an-ı Kerîm’in Nüzul Sırasına Göre Tefsiri 2 Cilt. (Fecr Yayınları 2016)

Bakara 2.275-280 âyetlerin tefsiri-Cilt 2-S.1432: “Riba/faiz, terim olarak aynı cins değerdeki bir mal, değiştirildiğinde veya geçici bir süre ile borç verildiğinde, verilenden fazla olarak alınan kısmın adıdır.’”

Cilt 2-S.1433: “Yani riba hakkındaki hükmü işittikten sonra Allah’ın emrine kulak verdikleri ve faize hiç yanaşmadıkları takdirde Allah onları mükâfatlandırır. Geçmişte aldıkları faizleri de dilerse bağışlar veya bağışlamaz; onun hükmü sırf Allah’a kalmıştır. Ancak, artık faiz almayı terk eden kişi, hem sözlü ve hem de fiili olarak tövbe etmiş ve tövbesinde de durmuş ise, Allah’ın o kimseyi bağışlayacağına dair vaadi vardır.”

Cilt 2-S.1434: “Arapça ifadesiyle riba ve Türkçemizdeki adıyla faiz; her ikisi de maddeten zengin kesimin, muhtaç durumdaki insanların ihtiyaç halinden yararlanması, ekonomik açıdan onları sömürmesi ve daha da zayıflatması anlamına gelir. Çünkü riba, başka bir adıyla tefecilik, islamda gayrimeşru bir gelir yolu, ahlâk dışı bir ticaret ilişkisi olarak nitelendirilmiş ve haram kılınmıştırFakirin kanını emmek anlamına gelen faiz, mümine kalıcı bir hayır getirmez.”

(“Riba/faiz, verilen borçtan fazla olarak alınan kısmın adıdır” demek suretiyle alınan fazlalığın riba/faiz olduğu ifade edilmektedir. “Faiz almayı/faiz yemeyi terk eden kişiyi Allah’ın bağışlayacağına dair sözü vardır” ifadesiyle de “faiz verenin/faiz ödeyenin konunun muhatabı olmadığı” ifade edilmiş olmaktadır.

“Arapça ifadesiyle riba ve Türkçemizdeki adıyla faiz, zengin kesimin muhtaç durumdaki insanları sömürmesi anlamına gelir ve Riba, başka bir adıyla Tefecilik haram kılınmıştır.” Burada da; haram kılınanın Riba yani Tefecilik olduğu açıkça ifade edilmektedir. Bizim görüşümüz de bu merkezdedir. M. Zeki Duman hocanın konuyla ilgili görüşlerine katıldığımızı ifade etmek istiyoruz.)

8) ELİAÇIK, R. İHSAN-Yaşayan Kur’an-Nuzül Sırasına Göre Türkçe Meal Tefsir (İnşa Yayınları 2015)

S.323: Rum 30.39 da Ribayı açıklarken Dip Not 11 de şöyle denilmektedir: “Bu durumda Türkçe’de faiz dediğimiz riba bir şeyin artması, gelişmesi, çoğalması demek olup “malın karşılığı olmadan artışı” manasına gelmektedir. Öyle ki “bu mal neden dolayı arttı” diye sorulsa mal ve hizmet cinsinden bir karşılığı bulunmaz. Bu nedenle faizin haram kılınması haksız kazanç olmasından dolayıdır.”

S.324: “Özellikle ilk inen sûrelerde, başta (Ebu Cehil, Ebu Leheb, Velid bin Mugire, Umeyye bin Halef) olmak üzere Mekke’nin tefeci bezirganları yerden yere vurulmaktadır…Faizle borç isteyen kişi, kendisi için değerli bir şeyi tefeciye ‘rehin’ olarak vermek zorundaydı. Kimi zavallılar borç alabilmek için çocuklarını, eşlerini, hatta kendilerini rehin gösterirlerdi. Borcu geri ödeme zamanı gelince üç-dört misli faiz alınırdı. Borçlu borcunu ödemeyince, rehin bıraktığı tefecinin mülkiyetine geçer ve tefeci dilediği gibi tasarrufta bulunabilirdi…”

(R.İ. Eliaçık hoca, tefecilerin insanları nasıl sömürdüklerine, hatta köleleştirdiklerine işaret etmektedir ki bize göre de bu tespit oldukça önemlidir ve ‘faiz alan/faiz yiyen’ tenkit edilmektedir. )

9) ELİK, HASAN-COŞKUN, MUHAMMED-Tevhid Mesajı-Özlü Kur’an Tefsiri (Fikir Yayınları 2013)

S.106: Bakara 2.275’in tefsiri, Riba/Tefecilik başlığı altında şöyle yapılmaktadır (Not.274): “Bu âyetlerde anlatılan ‘riba/tefecilik’; varlıklı insanın, muhtaç kişinin ihtiyaç durumunu fırsat bilerek ona borç vermesi ve hiçbir malî ve makûl gerekçeye dayanmaksızın verdiğinden çok daha fazlasını almasıdır. Kanaatimizce riba, günümüz faiz sistemiyle bire-bir örtüşmemekte ise de ‘faiz’ adı altında yapılan işlemlerin önemli bir kısmı bu kapsama girmektedir. Şunu da ifade edelim ki, “Kur’an’da tenkit edilen şey, zaruret nedeniyle bu tür işlemlere başvurmak durumunda kalan çaresiz insanların yaptığı değil, onların çaresizliklerini fırsat bilenlerin yaptığıdır.”

(H. Elik hoca, “Kur’an’da tenkit edilenin çaresiz insanların kredi almaları değil, onların çaresizliğinden istifade eden tefecilerin yaptığıdır” demek suretiyle, farklı bir şekilde olsa da “Kur’an’da faiz verenlerin/faiz ödeyenlerin tenkit edilmediklerini” söylemekte ve böylece oldukça önemli bir tespit yapmaktadır ki bizim görüşümüz de bu şekildedir.)

10) ESED, MUHAMMED-Kur’an Mesajı-Meal Tefsir (İşaret 2013)

S.989 Not.35: Riba terimi lafzen, bir şeyin ilk hacminin veya miktarının üstündeki ‘artışı’ veya ‘ilaveyi’ anlatır. Kur’an terminolojisinde ise, bir kimsenin veya kurumun başka birine ödünç olarak verdiği belli bir mal veya para miktarının, faiz yoluyla meşru olmayan bir artış sağlamasını ifade eder.  “İlk dönem Müslüman hukukçuların büyük kısmı, bu ‘gayr-i meşru ilaveyi’, “oranına ve temelindeki ekonomik güdüye bakmadan” faiz karşılığı verilen bir borçtan sağlanan kazanç ile eş tutmuşlardı.”

S.990: ‘Genel olarak ribanın negatif muhtevası (terimin Kur’an’da ve Hz. Peygamber’in birçok hadisinde kullanıldığı anlamda) faiz karşılığı borç vermek suretiyle sağlanan ve ekonomik olarak zayıf durumda bulunan kesimlerin güçlü ve servet sahibi kesimlerce sömürülmesinden doğan kazançlarla ilgilidir: Borç veren, kullandırdığı sermaye mülkiyetinin tam sahibi olurken ve bu fonun kullanım amacı yahut tarzı ile ilgili hiçbir yasal endişe taşımazken, sağladığı kazanç da, borç kullananın bu işlemden dolayı uğradığı kayıplara bakılmaksızın, sözleşme gereği garanti altına alınır.’ (M. Esed’in, ekonomik olarak zayıf durumda olanların, güçlü ve servet sahibi olanlarca sömürüldüğünü ve ‘ribanın sömürü aracı olduğunu’ söylemesi son derece önemlidir. Ayrıca; İlk dönem Müslüman hukukçuların büyük bir kısmı, bu “gayr-i meşru ilaveyi”, “oranına ve temelindeki ekonomik güdüye bakmadan” faiz karşılığı verilen bir borçtan sağlanan kazanç ile eş tutmuşlardı. M Esed, bu görüşüyle de “faizin oranının az veya çok olmasına bakılmaksızın” faiz karşılığı verilen borç paradan sağlanan her fazlalığın “gayr-i meşru” olduğuna işaret etmiştir. Burada da  faiz alanlar/faiz yiyenler” tenkit edilmekte ve onların cezaya uğratılacakları ifade edilmektedir. Buna mukabil “faiz verenler/faiz ödeyenler” için ceza söz konusu değildir. Bu görüşe katıldığımızı ifade etmek isteriz.)

11) İbn ARABÎ, MUHYİDDİN-Rahmetün Mine’r-Rahmân-Kur’ân-ı Kerîm Tefsiri-Cilt 1-3 (İnsan Yayınları 2018)

Cilt 1. S.325-327: Faiz yiyenler, şeytan çarpmış kimselerin kalktığı gibi kalkarlar, çünkü onlar “Alış-veriş de faiz gibidir!” derler, oysa Allah alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Her kime rabbinden bir öğüt gelir de vazgeçerse, geçmiştekiler kendinindir, hakkındaki hüküm Allah’a kalmıştır. Kim faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir, onlar orada temelli kalacaklardır!” (Bakara 2.275)

“Çünkü Allah faizi yok eder, sadakaları ise artırır. Allah hiçbir günahkâr inkârcıyı sevmez.” (Bakara 2.276)

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve -müminseniz-faizden kalanı bırakın. Bunu yapmazsanız, Allah ve resûlüne savaş açmış olduğunuzu bilin. Şayet tövbe ederseniz, sermayeniz sizindir hem haksızlık etmemiş, hem de haksızlığa uğratılmamış olursunuz.” (Bakara 2.278-279)

“Eğer borçlu olan kimsenin eli darda ise imkân bulana kadar beklenmelidir. Sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır, bir bilseniz! (Bakara 2.280)

Cilt 1. S.417: “Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz. (Âl-i İmrân 3.130)

Cilt 1. S.553: Yahudilerin zalimlikleri ve Allah yolundan çevirmeleri sebebiyle onlara helâl edilmiş olan birçok temiz ve hoş nimetleri kendilerine yasakladık. Bir de kendilerine yasaklanmış olduğu halde faiz almaları ve halkın mallarını haksızlıkla yemeleri sebebiyle. Onların kâfir olarak kalanlarına acı bir azap hazırladık. (Nisa 160-161)

(İbn Arabî şöyle demektedir:

* Faiz yiyenler, şeytan çarpmış kimselerin kalktığı gibi kalkarlar.

* Her kime rabbinden bir öğüt gelir de vazgeçerse, geçmiştekiler kendinindir.

* Kim faizciliğe dönerse, işte onlar cehennemliktir, onlar orada temelli kalacaklardır!

* Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve -müminseniz-faizden kalanı bırakın. Bunu yapmazsanız, Allah ve resûlüne savaş açmış olduğunuzu bilin.

* Borçlu olan kimsenin eli darda ise imkân bulana kadar beklenmelidir. Sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.

* Kendilerine yasaklanmış olduğu halde faiz almaları sebebiyle Yahudilere helâl edilmiş olan birçok temiz ve hoş nimetleri yasakladık.

Burada anlatılan ceza ve müeyyidelerin tamamının ‘faiz alanlar/faiz yiyenler’ için olduğu açıkça ortadadır.)

12) İbn KESİR-Büyük Kur’an Tefsiri 10 Cilt (Kahraman Yayınları 2014)

Cilt.2- S.135-151: Faiz yiyenler kabirlerinden ancak dokunarak cin çarpmış kimselerin kalkmaları gibi kalkarlar. Bu, onların: “Alışveriş de ancak faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah alışverişi helal ve faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de buna son verirse, geçmişi onundur ve işi Allah’a kalmıştır. Kim de tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemin arkadaşlarıdırlar. Onlar orada ebedi kalacaklardır. (Bakara 2.275)

Allah faizi mahveder ve sadakaları arttırır. Allah hiçbir azılı kafiri ve çok günahkârı sevmez.” (Bakara 2.276)

“Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve eğer mü’minler idiyseniz faizden kalanı bırakın. Eğer öyle yapmazsanız, Allah ve Resul’ü ile savaşa girdiğinizi bildirin. Eğer tövbe ederseniz, sermayeniz sizindir; haksızlık da etmezsiniz, haksızlığa da uğramazsınız.” (Bakara 2.278-279)

Eğer borçlu darlık içinde ise bolluğa kadar mühlet verin. Borcu bağışlamanız, eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara 2.280)

Cilt.3- S.169: Yahudilerin haksızlıkları ve birçok insanları Allah yolundan alıkoymaları yüzünden daha önce kendilerine helal edilmiş temiz şeyleri haram ettik. Bir de men edildikleri halde faiz almaları ve insanların mallarını batıl sebeplerle yemeleri yüzünden (bazı helalleri onlara haram ettik). Onlardan kâfir olanlara acıklı bir azap hazırladık. (Nisa 160-161)

(İbn Kesir’in tefsirinde, tenkit edilenlerin sadecefaiz alanlar/faiz yiyenler’ olduğu açıkça görülmektedir. Buna mukabil ‘faiz verenler/faiz ödeyenlerin’ ise hiçbir şekilde tenkit edilmediği görülmektedir:

* Faiz yiyenler.

* Allah alışverişi helal ve faizi haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de buna son verirse, geçmişi onundur ve işi Allah’a kalmıştır.

* Kim de tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemin arkadaşlarıdırlar.

* Allah faizi mahveder ve sadakaları arttırır.

* Eğer mü’minler idiyseniz faizden kalanı bırakın. Eğer öyle yapmazsanız, Allah ve Resul’ü ile savaşa girdiğinizi bildirin.

* Eğer tövbe ederseniz, sermayeniz sizindir; haksızlık da etmezsiniz, haksızlığa da uğramazsınız.

* Eğer borçlu darlık içinde ise bolluğa kadar mühlet verin. Borcu bağışlamanız, eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.)

13) İSLAMOĞLU, MUSTAFA-Hayat Kitabı Kur’an-Gerekçeli Meal-Tefsir (Düşün Yayıncılık-İstanbul 2017)

S.93:Faiz yiyen kimseler, başka değil sadece aklını çelmek için şeytanın dokunduğu kimse gibi hareket ederler: Çünkü onlar ‘Alışveriş de faiz gibidir’ derler. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Her kim Rabbinden kendisine nasihat gelir gelmez bu işe son verirse, evvelki kazançları ona, onun hakkında karar vermek de Allah’a kalır. Her kim de dönerse, işte onlar ateş ashabıdırlar, onlar orada kalıcıdırlar.” (Bakara 2.275)

S.93 Dip not 513: Ribâ sözlükte; artma, yükselme, fazlalaşma, nema…anlamlarına gelir. Faiz, taşan kabaran fazlalık demektir. Aslında ribaya ‘faiz’ denmesi kanaatimizce 19. Yüzyıldaki buhran sırasında devletin riba ile borçlanmasına karşı oluşacak dînî tepkileri bloke etmek için düşünülmüş bir semantik hile idi. Bu ribalı borçlanma, Osmanlı için sonun başlangıcı olacaktır.

S.94:Allah faizin bereketini alır ve (emanete sadâkat için) yapılan hayrı (kattığı bereketle) artırır. Allah günâhda ısrar eden hiçbir inatçı nankörü sevmez.” (Bakara 2.276)

S.94-Dipnot 516: Bu uyarıların ardından hâlâ faizin de ticaret gibi helâl olduğu iddiasında ısrar eden varsa, o Allah’ın yasağını çiğnemekle kalmıyor, aynı zamanda harama helâl diyerek küfrünü, günahta ısrar ederek inatçılığını ve Allah’ın verdiği serveti faize vererek nankörlüğünü isbat ediyor demektir.

S.94: “Ey iman edenler! Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun; ve eğer Allah’a yürekten güveniyorsanız, faizcilikten kalan alacaklarınızdan vazgeçin. (Bakara 2.278)

S.94 Dip not 522: “Faiz yiyenlere gerçek bir tevbe çağrısı” ifadeleriyle açıklamaktadır. 

S.94-95: “Fakat bunu hâlâ yapmıyorsanız, bu durumda Allah ve Rasulü’ne (güvensizlik ederek) amansız bir savaş açmışsınız demektir. Eğer tevbe ederseniz, sermayeniz size aittir: Böylece ne haksızlık yapmış, ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (Bakara 2.279)

S.95 Dip not 525: Elbette faiz almak haksızlık yapmaktır. Ancak insanlardan vâdeli mal veya borç para alıp da enflasyon güneşi altında eritmek de bu işi tersinden yapmaktır. Âyetin “haksızlığa uğratmak” dediği bu olsa gerekir. Bunun içindir ki vâdeli alışverişlerde vâde farkına cevaz verilmiştir.

Şayet (borçlu) güç durumdaysa, rahatlayıncaya kadar ona vâde tanıyın! Eğer bilirseniz, (borcu) bağışlamak sizin için çok daha hayırlıdır.” (Bakara 2.280)

(M. İslamoğlu hoca:

*Riba’ya faiz denmesini, ‘dînî tepkileri bloke etmek için düşünülmüş bir semantik hile’ olarak ifade etmektedir.

* Allah’ın verdiği serveti faize vererek nankörlüğünü isbat ediyor demektir ifadesiyle, nankörlerin “servetini faize verenler” olduklarını açıklamaktadır.

* “Faiz yiyenlere gerçek bir tevbe çağrısı” ifadeleriyle, muhatapların “faiz alanlar/faiz yiyenler” olduğunu açıklamaktadır.

* “Elbette faiz almak/faiz yemek haksızlık yapmaktır” diyerek “faiz alanları/faiz yiyenleri” tenkit etmektedir. Ayrıca; vadeli mal veya borç para alıp da enflasyon farkını vermeyenleri ise “bu işi tersinden yapmak” olarak tanımlamaktadır.

Özetle; Allah’ın yasakladığı fiilin ‘faiz almak/faiz yemek’ olduğunu ve o suçu işledikleri için cezaya uğratılacak olanların ‘Allah’ın verdiği serveti faize veren kimseler olduğunu’ açık-seçik bir şekilde ifade etmektedir. Bizim kanaatımız da bu şekildedir.)

14) KADRİ, HÜSEYİN KÂZIM (Şeyh Muhsin-i Fânî)-Heyet- NÛRÜ’L-BEYÂN-Kur’ân-ı Kerîm Tefsîrinin Türkçe Tercümesi (Vadi Yayıncılık-2019)

S.46: “Ribâ yiyenler, haşr günü kabirlerinden cin çarpmış gibi deli olarak kalkarlar. Onların bu halleri, “Bey’, ribâ gibidir” demelerinden ve ribâyı bey’ gibi istihlâl etmelerinden nâşîdir (helal saymalarından dolayıdır). Halbuki Allahu Azîmüşşân, bey’i helal ve ribâyı haram etti. Allahu Azîmüşşânın bu mev’izesinden mütenassih olarak (Allah’ın bu yasağına uyarak) artık ribâ almaktan vazgeçenlerin evvelce almış oldukları ribâ, kendilerinden istirdâd olunmaz (geri alınmaz). Mükâfatları da Allahu Azîmüşşân’a aittir. Fakat bu nehyin vürûdundan (yasaktan) sonra da istihlâl ederek (helal sayarak) ribâ yemekte devam edenler, cehenneme girer ve orada muhalled (devamlı) kalırlar.  (Bakara 2.275)

“Allahu Azîmüşşân, ribâyı ve ribânın girdiği malı mahv ve sadakaların verildiği malı id’âf eder (artırır). Allahu Azîmüşşân, tahlil-i muharremâtta müsır (haramı helal saymada ısrarcı) ve ve irtikâb-ı me’âsiye münhemik olanları (küfre batmış inkârcıları) sevmez. (Bakara 2.276)

“Ey mü’minler! Allahu Azîmüşşân’dan ittikâ ediniz (sakının) ve mü’min iseniz, şart ettiğiniz ribânın bakiyesinden (kalanından) vazgeçiniz. Böyle yapmadığınız halde, Allah ve resûlüllaha karşı i’lân- harb (harb ilanı) yani izhâr-ı husumet (düşmanlık) etmiş olursunuz. Eğer bundan tövbe ederseniz; medyûnun zimmetinde olan re’sü’l-malınızı (borçluda olan ana paranızı) alırsınız. Ne ziyâde (fazla) almak suretiyle zulmedersiniz ne de tehir ve noksan ile mutazarrır (zarar gören) olursunuz. (Bakara 2.278-279)

Size borçlu olanlar, yoksul iseler; onları si’a-ı hallerine (elleri bollaşana) kadar imhâl ediniz (müddet verin). Matlûbunuzu tasadduk ederek (alacağınızı bağışlayarak) onları ibrâ etmeniz (borçtan kurtarmanız) sizin için daha hayırlı yani müstelzim-i sevâb-ı cezîl (sizin için daha hayırlı) olduğunu bilseniz; ibrâ ederdiniz. (Bakara 2.280)

(Eserin müellifi H. K. Kadri mâhlasını kullanan Şeyh Muhsin-i Fânî’dir. Âyet meallerinin hepsinde “ribâ yiyenler”,”ribâ almaktan vazgeçin”, “ribâ yemekte devam edenler cehenneme girerler”, “ribânın bakiyesinden vazgeçin”, “borçlu darda ise alacağınızın tamamını bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır” gibi ifadelerle baştan sona “ribâ alanların/ribâ yiyenlerin” tenkit edildiğini görmekteyiz.) 

15) KOÇYİĞİT, TALÂT-KUR’AN-I KERİM MEAL VE TEFSİRİ 7 Cilt (TDVY-Ekim 2016, Ankara)

Cilt 1 S. 398-402: Riba yiyenler, “Alışveriş, riba gibidir” demiş olmaları dolayısıyla, ancak, kendisini şeytan çarpmış mecnun kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Hâlbuki Allah, alışverişi helal, ribayı ise haram kılmıştır. Buna göre, kime Rabbinden bir öğüt gelir de (bu haramdan) vazgeçerse, geçmişi kendisine, işi Allah’a aittir. Kim de tekrar (bu harama) dönerse, işte bunlar cehennem ashabıdır ve cehennemde daimîdirler. (Bakara 2.275)

Allah Teâlânın öğüdü, faizin tahrimi hakkındadır. Binaenaleyh kime onun haram olduğu hususundaki bu hüküm ulaşır ve o da faiz almayı hemen terk ederse, daha önce alıp yemiş olduğu faizler kendisine aittir, onları aldığı kimseye geri vermesi gerekmez; yeter ki bundan sonra bir daha almasın. Böyle kimselerin işi de Allah’a aittir ve Allah, bunlar hakkında adaletle hüküm verir. Adaletin gereği ise Allah’ın faiz hakkındaki hükmü, kendisine ulaşmadan önce faiz yiyenleri, bu davranışlarından dolayı muahaze etmemektir. Fakat kim, bu hüküm kendisine ulaştıktan sonra, yine de faiz yemeye devam ederse, işte böyleleri cehennem ashabıdır ve orada daimîdirler.

Buhârî ve Müslim tarafından rivayet edilen bir hadiste Hazreti Peygamber, faiz yiyene de yedirene de lanet eder. (Buhârî, Sahîh, VII.67; Müslim, Sahîh III. 1218) Bu hadis ribayı irtikap etmenin ne büyük bir cürüm olduğunu gösterir.

Allah ribanın bereketini giderir, sadakaları ise bereketlendirir. Allah, küfürde ve günahta ısrar eden hiç kimseyi sevmez.” (Bakara 2.276)

Faiz yiyenler, çok defa aldıkları faizle kâr ettiklerini ve mallarının arttığını zannederler. Hâlbuki aldıkları faizin, hem dünyada mallarının bereketini giderdiğini ve onu bir kurt gibi kemirip mahva sürüklediğini, bir taraftan da huzurlarını kaçırıp daimî bir sıkıntıya düşürdüğünü, hem de ahiret hayatlarını mahvettiğini fark etmezler yahut fark etmek istemezler… Oysa sadaka böyle değildir. Faizin aksine, kim Allah yolunda malını sarf eder, sadakasıyla bir fakirin sıkıntısını giderirse, kat kat fazlasını alacağı malını Allah’a borç vermiş olur.

“Ey iman edenler! Eğer gerçekten mü’min iseniz, Allah’tan korkun ve ribadan geri kalanı bırakın. Fakat bunu yapmazsanız, Allah’a ve Resulüne karşı savaşa girdiğinizi bilin ve eğer tövbe ederseniz, ana paranız sizindir, ne haksızlık etmiş, ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (Bakara 2.278-279)

Eğer (borçlu) darda ise eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Hâlbuki bilmiş olsanız (alacağınızı) sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara 2.280)

Allah’ın faizi haram kıldığını öğrendikten sonra, o ana kadar alıp durduğu faizden vazgeçmeli, eğer borç verdiği kimseden alacağı başka faiz varsa artık onu borçluya bırakmalı ve almamalıdır. Mü’min olduğunu söyleyen kimse, yine de Allah’tan korkmaz ve O’nun haram kıldığı işi yapmaya ve haram olduğunu bile bile geri kalan faizleri almaya devam ederse, hem imanının sahte olduğu anlaşılır; hem de bu hâliyle o, Allah’a ve Resulüne karşı savaş açmış olur. Hatta iman, öyle bir haslettir ki bir insanda kemal mertebesine eriştiği zaman, o insanın borç verdiği kimseden faiz almasını değil, borçlunun darda kalıp da sürenin bitiminde borcunu ödeyememesi halinde, ona yeni süre tanımasını, dahası hiç ödeyemeyeceğini hissettiği zaman, borcun bir kısmını veya tamamını ona bağışlamasını gerektirir. Mü’min denildiği zaman, bütün bunları sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapan kimse düşünülmelidir.

(T. Koçyiğit hoca, son derece açık ve anlaşılır ifadelerle Bakara 2.275-280. âyetlerinde tenkit edilen eylemin ‘faiz almak/faiz yemek’ olduğunu ve Allah’ın haram kıldığı işi yapmaya ve geri kalan faizleri almaya/faizleri yemeye devam etmesi halinde Allah’a ve Resulüne karşı savaş açmış olacağını belirtmektedir. Muhatapların sadece ve sadece ‘faiz alanlar/faiz yiyenler’ olduğu, ‘faiz verenlerden/faiz ödeyenlerden’ ise hiçbir şekilde tek kelimeyle bile bahsedilmediği açıkça görülmektedir.

* Riba yiyenler, ‘Alışveriş, riba gibidir’ derler, halbuki Allah, alışverişi helal, ribayı ise haram kılmıştır.

* O da faiz almayı/faiz yemeyi hemen terk ederse, daha önce alıp yemiş olduğu faizler kendisine aittir, onları aldığı kimseye geri vermesi gerekmez; yeter ki bundan sonra bir daha almasın.

* Bu hüküm kendisine ulaştıktan sonra, yine de ‘faiz almaya/faiz yemeye’ devam ederse, işte böyleleri cehennem ashabıdır.

* Allah ribanın bereketini giderir, sadakaları ise bereketlendirir.

* Hâlbuki ‘aldıkları faizin/yedikleri faizin’, hem dünyada mallarının bereketini giderdiğini ve onu bir kurt gibi kemirip mahva sürüklediğini,

* Faizin aksine, kim Allah yolunda malını sarf eder, sadakasıyla bir fakirin sıkıntısını giderirse, kat kat fazlasını alacağı malını Allah’a borç vermiş olur.

*Allah’tan korkun ve ribadan geri kalanı bırakın. Fakat bunu yapmazsanız, Allah’a ve Resulüne karşı savaşa girdiğinizi bilin.

* Eğer tövbe ederseniz, ana paranız sizindir ne haksızlık etmiş, ne de haksızlığa uğramış olursunuz.

* Eğer (borçlu) darda ise eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin.

*(alacağınızı) sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.

* O ana kadar alıp-durduğu faizden vazgeçmeli. Alacağı başka faiz varsa artık onu borçluya bırakmalı ve almamalıdır.

Muhatapların sadece ve sadece ‘faiz alanlar/faiz yiyenler’ olduğu açık-seçik ortadadır. T. Koçyiğit hocanın bu görüşüne aynen katılıyoruz.)

16) MÂTÜRÎDÎ, EBÛ MANSÛR- el-Te’vîlâtü’l Kur’ân Tercümesi 17 Cilt (Ensar 2017)

Cilt.2 S.224-231: “Faiz yiyenler (kabirlerinden) şeytan çarpmış kimse gibi kalkarlar. Bu, onların, ”Alım-satım da faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa ki Allah, alım-satımı helâl, faizi ise haram kılmıştır. Artık Rabb’inden gelen öğüt ve uyarı üzerine faizden vazgeçen kimsenin geçmişteki günahı bağışlanır. Bundan sonraki durumu Allah’a aittir. Yeniden faizciliğe dönen kimseler ise cehennemliktir, orada ebedi olarak kalacaklardır.” (Bakara 2.275)

Allah faizli kazançların bereketini yok eder, karşılıksız yardımların bereketini ise artırır. Allah küfürde ve günahta ısrar eden hiçbir kimseyi sevmez.” (Bakara 2.276)

“Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının. Gerçekten inanmış kimseler iseniz faiz alacaklarınızdan vazgeçin. Eğer böyle yapmazsanız Allah ve Resûlü’nün size açacağı savaştan haberiniz olsun. Tövbe edip vazgeçerseniz sermayeleriniz size aittir. Böylece ne haksızlık etmiş ne de haksızlığa uğratılmış olursunuz.” (Bakara 2.278-279)

Borçlu darlık içinde ise eli genişleyinceye kadar süre tanımalıdır. Karşılıksız bağışlamanız ise sizin için daha hayırlıdır, şayet önemini kavrayabiliyorsanız.” (Bakara 2.280)

(Mâtürîdî’nin tefsirinde de; uyarıldıkları halde ‘faiz almaya/faiz yemeye’ devam edenlerin tenkit edildiği açık bir şekilde görülmektedir.)

17) MEVDÛDÎ, EBU’L-A’LÂ-Tefhîmu’l Kur’ân-Kur’ân’ın Anlamı ve Tefsiri-7Cilt (İnsan Yayınları 2018)

Cilt. 1-S. 216-223: “Faiz (ribâ) yiyenler, ancak kendisini şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi, çarpılmış olmaktan başka (bir tarzda) kalkmazlar. Bu, onların, “Alım-satım da ancak faiz gibidir” demelerinden dolayıdır. Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi ise haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah’a aittir. Kim de (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır, orada onlar sürekli kalacaklardır. (Bakara 2.275)

Allah, faizi yok eder de, sadakaları arttırır. Allah, günahkâr olan kâfirlerin hiçbirini sevmez. (Bakara 2.276)

“Ey iman edenler! Allah’tan korkup sakının ve eğer inanmışsanız, faizden arta kalanı bırakın. Şayet böyle yapmazsanız, Allah’a ve Rasûlü’ne karşı savaş açtığınızı bilin. Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir. (Böylece) ne zulmetmiş olursunuz, ne de zulme uğratılmış olursunuz.” (Bakara 2.278-279)

Eğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona elverişli bir zamana kadar süre (verin). (Borcu) sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır; eğer bilirseniz.” (Bakara 2.280)

(Mevdûdî’nin bu tefsirinde ifade ettikleri şunlardır:

* Faiz (ribâ) yiyenler, şeytan çarpmış olanın kalkışı gibi (kalkarlar).

* Oysa Allah, alışverişi helâl, faizi ise haram kılmıştır.

* Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (faize) bir son verirse, artık geçmişi kendisine, işi de Allah’a aittir.

* Kim de (faize) geri dönerse, artık onlar ateşin halkıdır.

* Allah, faizi yok eder de, sadakaları arttırır.

* Eğer inanmışsanız, faizden arta kalanı bırakın.

* Böyle yapmazsanız, Allah’a ve Rasûlü’ne karşı savaş açtığınızı bilin.

* Eğer tevbe ederseniz, artık sermayeleriniz sizindir.

* Eğer (borçlu) zorluk içindeyse, ona elverişli bir zamana kadar süre (verin). (Borcu) sadaka olarak bağışlamanız ise, sizin için daha hayırlıdır.

Bütün uyarıların ve uyarıları dinlemeyenlere verilecek cezaların faiz alanlara/faiz yiyenlere yapıldığı açıktır.)

18) OKUYAN, MEHMET-YouTube mesajı.

(M. Okuyan hoca; Bakara, Âl-i İmrân ve Nisâ sûrelerinin tefsirini önümüzde birkaç ay içinde bitirmiş olacağını ifade etmiş olduğundan faiz konusundaki âyetlerin meal ve tefsirleri henüz yayınlanmamıştır. Buna mukabil You Tube’da yayınlanan konuyla ilgili görüşünde ‘faiz alanlar/faiz yiyenler’ ve ‘faiz verenleri/faiz ödeyenleri’ aynı kefeye koymuş ve aynı şekilde cezaya muhatap olacakları yorumunu yapmış olduğunu müşahade ettik. Tefsiri yayınlandığı zaman, M. Okuyan hocanın bu görüşünü neye dayandırdığını da öğrenmiş olacağız!)

19) ÖZDEMİR, GAZİ-Allah’ın Tek Dini İslâm’a Son Davet Kur’an (Şira Yayınları 2013)

S.559-560: “Ya Muhammed! Sana ribayı/tefeciliği/muhtaç olan başkasına çok fazla karşılıkla ve borç olarak verileni/başkasını üzen haksız kazancı soruyorlar. Bu işi yapanlar, şeytanın kandırıp yoldan çıkardığı kişi gibi daima şaşkındırlar. Onların bu şaşkın halleri, ‘tefecilik kazancı, alış-veriş kazancı gibidir’ deyip kendilerini kandırmalarından dolayıdır. Halbuki Allah alış-verişi helal, ribayı/tefecilik kazancını ise, haram/yasak etmiştir. Bundan sonra kim Rabbinin bu yasağına uyar ve ribadan/tefecilik kazancından vazgeçerse, daha önceki kazandıklarını nasıl değerlendireceğine kendisi karar versin, ancak infaka/imkânlarından ihtiyacı olanlara da öncelik tanısın. Hakkındaki karar ise Allah’a kalmıştır. Ancak ribaya devam edenler, cehennem ateşi halkıdır ve orada sürelerce/devirlerce kalacaklardır.” (Bakara 2.275)

Allah ribayı/tefecilik ile elde edilen haksız kazancın bereketini yok eder, karşılıksız yapılan yardımları ise kat kat artırarak bereketlendirir. Ayrıca Allah, küfre batmış şirk-ortak koşan inkârcıyı sevmez de.” (Bakara 2.276)

“Burada (azap cezalı) muhkem-kesin hüküm, “Riba ile kazanç haramdır/yasaktır” olmaktadır. Ribanın yasaklanışı Rum 30.39 ncu âyette de yapılmıştır.

“Ey iman edenler! Gerçekten de mümin iseniz, takva sahibi olun, Allah’ın öğütlerini dinleyin ve riba/tefecilik yoluyla kazanma işini terk edin.” (Bakara 2.278)

Eğer bu tefecilik işini bırakmaz ve uyarılarımıza rağmen devam ederseniz, bilin ki Allah’a ve buyruklarını bildiren elçisine karşı sanki savaş açmış duruma düşersiniz. Ama tövbe edip vazgeçerseniz, o güne kadar tüm servetiniz ve alacak ana paranız yine sizindir ve artık ne haksızlık edin, ne de haksızlığa uğramanıza müsaade edin.” (Bakara 2.279)

“Örneğin bir borçlu, borcunu ödeyemeyecek kadar zor durumda ise, durumunu düzeltinceye kadar süre tanıyın veya iyice muhtaç duruma düşmüşse alacağınızı yardım olarak bağışlarsanız bilin ki bu davranışınız sizin için daha hayırlı olur.” (Bakara 2.280)

S.596: “Ey iman edenler! (Size saldırıp Allah’ın yardımıyla perişan ettiğimiz küfre sapmış tefeciler gibi) riba/tefecilik yapıp, servetinizi katlayacak şekilde kazanç elde etmeye kalkışmayın…” (Al-i İmran 3.130)

S.658: “Yahudilere, daha önceleri işlemiş oldukları bu zulümlerinden ve Allah’ın bildirdiği gerçeklerden sık sık sapmalarından dolayı, kendilerine daha önce helâl kılınmış temiz nimetleri haram etmiştik/yasaklamıştık. Ayrıca yasaklanmış olduğu halde, tefecilik/riba uygulamasına devam edip insanların parasını-malını haksızlıkla yemeleri nedeniyle …” (Nisa 4.160-161)

S.488: “Sırf servetinizi artırmak için, başkalarından elde edeceğiniz herhangi bir riba/her türlü haksız bir aşırı tefecilik faizi kazancı, Allah’a göre servetinizde bir artış sayılmaz…” (Rum 30.39)

(G. Özdemir hoca; faiz yerine riba terimini kullanmayı tercih ederek iki terimin farklı olduğuna dikkati çekmiştir. Ribanın, tefecilik ile elde edilen haksız kazanç olduğunu ve haram/yasak olanın bu riba olduğunu belirtmiştir.

*Sana ribayı/tefeciliği/muhtaç olan başkasına çok fazla karşılıkla ve borç olarak verileni/başkasını üzen haksız kazancı soruyorlar.

*Allah ribayı/tefecilik ile elde edilen haksız kazancın bereketini yok eder.

*Muhkem-kesin hüküm, ‘Riba ile kazanç haramdır/yasaktır’.

*Riba/tefecilik yapıp, servetinizi katlayacak şekilde kazanç elde etmeye kalkışmayın.

*Yasaklanmış olduğu halde, tefecilik/riba uygulamasına devam edip insanların parasını-malını haksızlıkla yemeleri nedeniyle kendilerine daha önce helâl kılınmış temiz nimetleri haram etmiştik.

*Başkalarından elde edeceğiniz herhangi bir riba/her türlü tefecilik kazancı, Allah’a göre servetinizde artış sağlamaz.

G. Özdemir hoca, Nöroloji alanında uluslararası üne sahip bir tıp profesörüdür ve tıp konusunda yayınlanmış birçok kitabı vardır. ‘Allah’ın Tek Dini İslâm’a Son Davet Kur’an’ meal ve tefsiri, 836 sayfalık bir eserdir. Faydalı bulduğum bir çalışma olduğunu ifade etmek isterim.)

20) ÖZTÜRK, MUSTAFA-Kur’an-ı Kerim Meali-Anlam ve Yorum Merkezli Çeviri (Ankara Okulu Yayınları 2014)

S.82: “(Mallarını Allah’ın rızasını kazanmak için harcamak yerine) tefecilik yapıp servetlerine servet katanlar, (kazanç hırsından dolayı) âdeta şeytan çarpmış/delirmiş gibi hareket ederler. Nitekim onlar, ‘Ha alışveriş, ha tefecilik; sonuçta ikisi de birer kazanç kapısı’ derler. Oysa Allah alışverişi helal, tefeciliği haram kılmıştır. Artık kime (tefecilikten vazgeçme hususunda) rabbinin emri ulaşır ve o da bu emir gereğince tefecilikten vazgeçerse, geçmişte bu yolla kazandıkları kendisine kalır. Tövbesinden dolayı mükâfatı da Allah’a aittir. Ama her kim vazgeçmeyip tefeciliğe devam ederse, işte böyleleri cehennemlik olacak ve orada temelli kalacaklardır. (Bakara 2.275)

“Allah tefecilikle elde edilen kazançta bet-bereket bırakmaz; buna mukabil zekât ve sadakaları malın/kazancın bereketlenmesine vesile kılar. (Bilin ki) Allah (tefeciliği helal saymak suretiyle) kâfirlik günahına batanları sevmez. (Bakara 2.276)

“Ey Müminler! Allah’ın emirlerine itaatsizlikten sakının. Mademki müminsiniz, o hâlde tefecilikten kalan alacaklarınızdan vazgeçin. (Bakara 2.278)

“Böyle yapmadığınız, tefecilikten vazgeçmediğiniz takdirde bilin ki Allah ve elçisi tarafından size savaş açılmıştır. Eğer tövbe edip tefecilikten vazgeçerseniz, anaparanız sizindir. Böylece ne siz haksız yere başkasının malını ne de başkası sizin malınızı almış olur. (Bakara 2.279)

Borç verdiğiniz kişinin eli darda ise maddi durumu düzelinceye kadar ona süre tanıyın. Hatta eğer ne büyük bir sevap ve fazilet olduğunu bilirseniz, borcu tamamen silip alacağınızı bağışlamanız sizin için elbet daha hayırlıdır. (Bakara 2.280)

(M. Öztürk hoca, net ifadeler kullanmak suretiyle yanlış anlamaların önünü kesmiş bulunmaktadır:

‘Tefecilik yapıp servetlerine servet katanlar’

‘Oysa Allah alışverişi helal, tefeciliği haram kılmıştır’ 

‘O da bu emir gereğince tefecilikten vazgeçerse, geçmişte bu yolla kazandıkları kendisine kalır. Tövbesinden dolayı mükâfatı da Allah’a aittir’

‘Ama her kim vazgeçmeyip tefeciliğe devam ederse, işte böyleleri cehennemlik olacak ve orada temelli kalacaklardır’

‘Mademki müminsiniz, o hâlde tefecilikten kalan alacaklarınızdan vazgeçin’

‘Tefecilikten vazgeçmediğiniz takdirde bilin ki Allah ve elçisi tarafından size savaş açılmıştır’

‘Tövbe edip tefecilikten vazgeçerseniz, anaparanız sizindir’

‘Borç verdiğiniz kişinin eli darda ise maddi durumu düzelinceye kadar ona süre tanıyın’

‘Borcu tamamen silip alacağınızı bağışlamanız sizin için elbet daha hayırlıdır’

Buradaki hitapların tamamı; faizle borç verenlere, yani faizle kredi verenlere, yani tefecilik yapanlara yapılmıştır. Borç paraya ihtiyaçları olduğu ve bunu (karz-ı hasen, sadaka ve zekat gibi) faizsiz yollarla karşılayamadığı için mecburen ‘faiz verme/faiz ödeme’ karşılığında borç para bulabilenler bu âyetlerin ve bu cezaların muhatabı değildirler. Bizim görüşümüz de böyledir.)

(NOT: M. Öztürk hocanın, “İlâhî Hitâbın Tefsiri” adıyla başladığı tefsir çalışmasının 1. Cildi yayınlanmıştır. Bu ilk ciltte Fatiha sûresinin 7 âyeti ile Bakara sûresinin ilk 20 âyetinin tefsiri yapılmış olduğunu dikkate alırsak, tefsirin tamamlanması için 40-50 ciltlik tefsirin daha yazılması beklenmeli midir? H.S.)

21) ŞİMŞEK, M. SAİT-Hayat Kaynağı Kur’an Tefsiri 5 Cilt (Beyan 2012)

Cilt 1. S.293-294: “Faiz yiyenler şeytanın çarptığı kimse gibi kalkarlar. Çünkü onlar: ‘Alışveriş de faiz gibidir’ demişlerdi. Oysa Allah alışverişi helal, faizi ise haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine bir öğüt gelmesinden hemen sonra faize son verirse önceki kazançları kendisinindir ve onun hakkında karar vermek artık Allah’a kalmıştır. Ama bundan sonra kim faize dönerse, işte onlar ateş halkıdır, onlar orada ebedî kalacaklardır.” (Bakara 2.275)

Allah faizi yok edip ortadan kaldırır, sadakaları ise arttırır. Allah hiçbir günahkâr nankörü sevmez.” (Bakara 2.276)

Ey iman edenler! Allah’tan korkun, gerçekten inanmışsanız faizin artakalanından vazgeçin. Eğer bunu yapmazsanız, bilin ki Allah ve elçisi tarafından bir savaş açılmıştır. Ama tövbe ederseniz, anaparanız sizindir. Böylece ne haksızlık etmiş olursunuz ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (Bakara 2.278-279)

Borçlu eğer darda ise durumu düzelinceye kadar beklenmelidir. Ama bilmiş olasınız ki borcu bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara 2.280)

Cilt 1. S.417: “Ey iman edenler! Kat kat artan faizi yemeyin. Allah’tan korkun ki kurtuluşa eresiniz.” (Âl-i İmran 3.130)

Cilt 1. S.596: “Zulmettikleri ve birçok kimseyi Allah’ın yolundan alıkoydukları için Yahudilere, kendilerine helal kılınmış bazı şeyleri haram kıldık. Bir de, kendilerine yasak kılındığı halde faizi almalarından ve batıl yollarla insanların mallarını yemeleri sebebiyle (böyle yaptık). Onlardan inkâr edenlere can yakıcı bir azap hazırladık. (Nisa 160-161)

(M.S. Şimşek hoca âyetlere verdiği meallerde cezanın muhataplarının ‘faiz alanlar/faiz yiyenler’ olduğunu ifade etmekte ve ‘faiz verenler/faiz ödeyenler’ için bir cezadan bahsetmemektedir.  Bizim görüşümüz de buna uygundur:

*Faiz yiyenler.

*Faize son verirse önceki kazançları kendisinindir.

*Faizin artakalanından vazgeçin. Eğer bunu yapmazsanız, bilin ki Allah ve elçisi tarafından bir savaş açılmıştır.

*Kat kat artan faizi yemeyin.

* Yahudilere, kendilerine helal kılınmış bazı şeyleri haram kıldık. Bir de, kendilerine yasak kılındığı halde faizi almaları sebebiyle (böyle yaptık).

Cilt 1. S.299: “Ey inananlar! Allah’tan korkun ve gerçekten inanmışsanız faizin artakalanından vazgeçin” Bakara 2.278’in tefsirinde şöyle demektedir: Bu âyetle faizin her türlüsü kesin olarak yasaklanmıştır. Bundan böyle faiz yiyenler, bilsinler ki Allah ve Rasulü onlara savaş açmıştır.

Cilt 1. S.418: ‘Faiz yiyen, Allah’a ve Peygamber’e itaat etmediği için Allah’ın rahmetinden nasıl uzaklaştırılıyorsa, Faiz yiyerek âhiretinizi karartacağınıza, gökler ve yer kadar geniş olan cennete koşun’ ifadeleriyle faiz yemekten kaçınılmasını beyan etmektedir. Ayrıca M. S. Şimşek hocanın ‘faizin her türlüsü kesin olarak yasaklanmıştır’ tespitine aynen katıldığımızı ifade etmeliyiz.)

22) TEKİN, AHMET-Tefsirî Meal/Kur’an’ın Anlaşılmasına Doğru (Kelam Yayınları-İstanbul 2016)

S:48: Ribâ, faiz geliri yiyenler, kesinlikle şeytanın çarptığı, cinnet nöbetindeki kimseler gibi toplumda huzur ve düzen bozucu davranırlar: kıyamet günü, cinnet nöbeti geçirenler gibi kabirlerinden kalkarlar…(Bakara 2.275)

Allah eksilte-eksilte faizi mahveder, faizli paranın ve faiz gelirinin bereketini giderir… (Bakara 2.276)

Eğer gerçekten mü’min iseniz, eskiden kalan alınmamış faiz alacaklarınızdan vazgeçin. Eğer böyle yapmazsanız, Allah ve Rasulü tarafından faizcilere verilen savaş ültümatomundan haberiniz olsun. (Bakara 2.278-279)

S:67: Ey iman nimetine kavuşanlar, eklenerek katlanan faiz geliri, bileşik faiz geliri yemeyin… (Al-i İmran 3.130)

S:104: Onlara, ilmimizin-hikmetimizin gereği faiz almaları, sözcülüğünü ve savunulucuğunu yapmaları yasaklandığı halde faiz geliri elde etmeye devam etmeleri…sebebiyle kendilerine daha önce helal kılınmış olan şeyleri haram kıldık. (Nisa 4.161)

(A. Tekin hoca: ‘faiz geliri yiyenler’, ‘faiz gelirinin bereketini giderir’, ‘eklenerek katlanan faiz geliri, bileşik faiz geliri yemeyin’ ifadeleriyle; âyetlerin sadece ‘faiz geliri yiyenlere’ hitap ettiğini beyan ve ifade etmektedir. Bizim görüşümüz de bu şekildedir.)

23) YAZIR, ELMALILI M. HAMDİ-Hak Dini Kur’an Dili 10 Cilt (Ayyıldız Matbaacılık 2014)

Cilt 2. S.262-263: “Riba (faiz) yiyen kimseler, (kabirlerinden) şeytan çarpmış kimse nasıl kalkarsa ancak öyle kalkarlar. Bu ceza onlara, ‘alışveriş de faiz gibidir’ demeleri yüzündendir. Oysa Allah, alışverişi helal, faizi haram kılmıştır. Bundan böyle her kim, Rabbinden kendisine gelen bir öğüt üzerine faizciliğe son verirse, geçmişte olanlar kendisine ve hakkındaki hüküm de Allah’a kalmıştır. Her kim de yeniden faize dönerse işte onlar cehennem ehlidirler ve orada süresiz kalacaklardır. (Bakara 2.275)

Allah faizi mahveder, sadakaları bereketlendirir. Allah günahta ve inkârda direnen kimselerin hiçbirini sevmez.” (Bakara 2.276)

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve gerçekten inanıyorsanız, artakalan faiz alacağınızı bırakın. Eğer böyle yapmazsanız, o zaman Allah ve Resulü tarafından size savaş açılmış olduğunu bilin. Eğer tevbe ederseniz, sermayeleriniz sizindir. Böyle ne siz haksızlık etmiş olursunuz, ne de haksızlığa uğrarsınız.” (Bakara 2.278-279)

Eğer borçlu darlık içindeyse, ona ödeme kolaylığına kadar bir süre tanıyın. Ve bu gibi borçlulara alacağınızı bağışlayıp sadaka olarak vermeniz eğer bilirseniz, sizin için daha hayırlıdır. (Bakara 2.280)

Cilt 2. S.264: “Borcun aslına ana para anlamına gelen ‘re’sü’lmal’ ve ona eklenen fazlalıklara da ‘ribâ’ adı verilirdi.

Araplar arasında geleneksel ribâ, tam anlamıyla zamanımızda nakit paralara ait faizin veya nema denilen fazlanın kendisidir. Bunun ‘karz-ı hasen’ denilen ‘karşılıksız borç’ dışındaki bütün borçlanmalarda uygulanması da işte böyledir. Şüphe yok ki, işin aslına göre ve lügattaki anlamına göre, bunun en uygun adı ‘ribâ’dır.”

Cilt 2. S.282-283: “Resulullah, Vedâ Haccı günü Arafat’taki meşhur hutbesinde: ‘Cahiliyyet devrindeki ribâların hepsi batıl ve sakıttır. İlk iptal edeceğim ribâ da Abdulmuttaliboğlu Abbas’ın ribâsıdır’ buyurmuş idi.” (Müslim, Hac,147; Ebû Davud, Büyu’ 5, Menâsik 56; İbn Mâce, Menâsik,76,84; Ahmed b. Hanbel, V, 73)

Cilt 2. S.469: “Ey iman edenler! Kat kat artırılmış olarak faiz yemeyin. Allah’tan sakının ki kurtuluşa eresiniz.” (Âl-i İmran 3.130)

Cilt 3. S.126: “Yahudilerin zulmetmeleri ve birçok kimseleri Allah yolundan alıkoymaları, yasaklandıkları halde faiz almaları ve insanların mallarını haksız yere yemeleri sebebiyle daha önce kendilerine helâl kılınan temiz şeyleri haram kıldık. Can yakıcı bir azap hazırladık.” (Nisa 4.160-161)

Cilt 6. S.278: “İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faiz, Allah yanında artmaz. Allah’ın rızasını dileyerek verdiğiniz zekata gelince, işte onu verenler, mallarını kat kat artırmış olanlardır.” (Rum 30.39)

(Elmalılı M. Hamdi Yazır hoca özetle, “Bunun ‘karz-ı hasen’ denilen ‘karşılıksız borç’ dışındaki bütün borçlanmalarda uygulanması da işte böyledir. Şüphe yok ki, işin aslına göre ve lügattaki anlamına göre, bunun en uygun adı ‘ribâ’dır’ demek suretiyle ‘karz-ı hasen yani karşılıksız borç’ dışındaki bütün borçlanmalarda uygulanan fazlalığın ‘ribâ’ olduğunu açık bir şekilde ifade etmektedir.)

24) YILMAZ, HAKKI-Tebyînü’l-Kur’an/İşte Kur’an 8 Cilt (İşaret 2015)

Cilt 7-Sayfa 130: Yahudilerin işledikleri zulümlerden dolayı, önceden helâl kılınan birçok iyi ve temiz şeyden onları mahrum bıraktık. Nedeni ise, Allah yolundan sıkça sapıyor ve başkalarını da saptırıyorlardı. Kendilerine yasaklandığı halde faiz alıyorlar ve başkalarının malını haksız yere yiyorlardı. Neticede, onlardan inkâra gömülenler için şiddetli bir azap hazırladık.  (Nisa 4.160,161)

Cilt 7-Sayfa 131: Yasaklanan “er-riba”, herhangi bir masraf veya hizmet karşılığı olmadan alınan [ödeyenin kazancına risksiz bir şekilde ortak olmak anlamına gelen] ribadır. Başka bir deyişle, “karşılıksız ve risksiz olan fazlalık” yasaklanmıştır.

(H. Yılmaz hoca, Cilt 7-123-147nci sayfalar arasında riba (faiz) konusunu ele almış ve son derece isabetli yorumlar yapmıştır. Yukarıda özetini verdiğimiz üzere, ‘yasaklanan riba (faiz), ödeyenin kazancına risksiz bir şekilde ortak olmak anlamına gelen ve karşılıksız ve risksiz olan fazlalıktır.’ Bizim görüşümüz de bu merkezdedir.)

BİZİM GÖRÜŞÜMÜZ:

(Faiz konusu dinimizin önemli konularından birisi olduğu gibi, iktisadî hayatın da en önemli konularından birisidir. Buna rağmen, faiz konusunda yorum yapan ve görüş bildiren ilahiyatçıların büyük çoğunluğunun, iktisadî konularda yeterli bilgiye ve donanıma sahip olmadıkları görülmektedir. Benzer şekilde, iktisat konusunda uzman olanların büyük çoğunluğunun da dinî konularda yeterli bilgiye ve donanıma sahip olmadıkları bilinmektedir. Bu bakımdan, kendimi kısaca tanıtmayı gerekli görüyorum: Ben Harun Sorkun, 1943 yılında Konya’da doğdum. 1967 yılında İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinden mezun oldum. 1985 yılından beri Kur’an meali ve tefsirleri üzerinde çalışma ve araştırmalar yapmaktayım. Kaynak olarak faydalandığım meal ve tefsirlerin sayısı şu anda 59 adet olup yeni eserlerin ilavesiyle bu sayının artacağı beklenmelidir. İnternet sitemdeki “Meal ve Tefsirler” başlığında bu eserlerin tamamı görülmektedir. 2015 yılında kurduğum ‘kuranyolcularınaselamlar’ adındaki internet sitemde “Kur’an meali” ve “Namaz, Oruç, Şefaat, Recm, Faiz (riba)” gibi belirli konularda risaleler yayınlamaktayım. İnternet sitemiz, 31.Aralık.2019 tarihi itibariyle 71.864 defa ziyaret edilmiştir. Susem-İslamî İlimler Sertifika Proğramından 2017 yılında yani 74 yaşında mezun oldum. Rabbim ömür ve sağlık verdiği sürece araştırma ve çalışmalarımı inşallah devam ettireceğim.)

Yukarıda mealleri verilen âyetlerin tamamında sadece ‘faiz alanların/faiz yiyenlerin’ tenkit edildiği görülmektedir. Onlar, bu yanlış yoldan vazgeçmedikleri yani ‘faiz almaya/faiz yemeye’ devam ettikleri takdirde uğrayacakları ağır cezalar onlara bildirilmektedir. Kredi kullanarak ‘faiz vermek/faiz ödemek’ zorunda kalanlara ise hiçbir tenkit yapılmamakta ve onlara uygulanacak hiçbir cezadan da bahsedilmemektedir.

Yahudilerin işledikleri zulümlerden dolayı, önceden helâl kılınan birçok iyi ve temiz şeyden onları mahrum bıraktık. Nedeni ise, Allah yolundan sıkça sapıyor ve başkalarını da saptırıyorlardı. Kendilerine yasaklandığı halde ‘faiz alıyorlar/faiz yiyorlar’ ve başkalarının malını haksız yere yiyorlardı. Neticede, onlardan inkâra gömülenler için şiddetli bir azap hazırladık.” (Nisa 4.160,161) Görüldüğü üzere; ‘faiz alanlar/faiz yiyenler’ cezalandırıldığı halde, ‘faiz verenler/faiz ödeyenler’ için hiçbir cezadan söz edilmemektedir.

BAKARA 2.188: Birbirinizin mallarını bâtıl (haksız) yollarla yemeyin. Günaha girerek bile-bile insanların mallarını yemek için mallarınızı (rüşvet olarak) yetkililere vermeyin. (Hitap, malı haksız yollarla yiyenleredir.)

BAKARA 2.275:Faiz alanlar/faiz yiyenler’, şeytanın aklını çeldiği kimseler gibi davranırlar; Bu onların, ‘Alışveriş de tıpkı faiz gibidir’ demeleri yüzündendir. Oysa ki Allah, alışverişi helâl, faizi (faiz almayı) haram kılmıştır. Bu nedenle, kim Rabbinin öğüdünü dinler ve ‘faizi almaktan/faiz yemekten’ vazgeçerse, önceden aldıkları kendine kalır ve onun hesabı Allah’a aittir. Her kim de, ‘faizi almaya/faizi yemeye’ devam ederse işte onlar cehennem ahalisidir ve orada ebedi kalacaklardır.

(Hitap: Sadece ve sadece, ‘faiz alanlara/faiz yiyenlere’ yani ‘faiz almaya/faiz yemeye’ devam edenleredir!)

BAKARA 2.276: Allah, faizli kazançların bereketini giderir ama yapılan hayırları (zekât ve sadakaları) bereketlendirir. (Hitap: Faiz kazancı elde edenlere yani ‘faiz alanlara/faiz yiyenleredir’!)

BAKARA 2.278,279: Kalan faiz alacaklarınızdan vazgeçin. Fakat eğer bunu yapmazsanız, bilin ki Allah’a ve Rasulüne savaş açmış sayılırsınız. (Hitap: Uyarıldıkları halde faiz alacaklarından vazgeçmeyenlere yani ‘faiz almaya/faiz yemeye’ devam edenleredir.)

BAKARA 2.280: Borçlu dardaysa ona mühlet verin, hatta alacağınızın tamamından vazgeçerseniz sizin için daha hayırlı olacaktır. (Hitap: Parayı yani krediyi verene yani ‘faiz alanlara/faiz yiyenleredir’!)

ÂL-İ İMRÂN 3.130: Ey iman edenler! Faizi kat-kat artırarak yemeyin. (Hitap: kat-kat artırarak ‘faiz alanlara/faiz yiyenleredir’!) 

NİSÂ 4.29: Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını karşılıklı rızaya dayanan ticaretle bile olsa, haksız yollarla yiyerek kendinize yazık (zulüm) etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir. (Hitap: Malları haksız yollarla yiyenleredir! Malları başkaları tarafından haksız yollarla yenilenler değildir.)

NİSÂ 4.160,161: Yahudilerin işledikleri zulümlerden dolayı, önceden helal kılınmış temiz şeylerin bir kısmını onlara haram kıldık. Çünkü hem kendileri Allah yolundan sapıyorlar ve hem de birçok kimseyi saptırıyorlardı. (Ayrıca) onlar kendilerine yasaklandığı halde ‘faiz alıyorlar/faiz yiyorlar’ ve başkalarının mallarını batıl yollarla yiyorlardı. Onların kâfir olanlarına elem verici bir azap hazırladık. (Hitap: Kendilerine yasaklandığı halde ‘faiz almaya/faiz yemeye’ devam eden Yahudileredir, onlara ‘faiz verenler/faiz ödeyenlere’ değildir.)

RÛM 30.39: İnsanların malları içinde artsın diye verdiğiniz faizli borç, Allah katında size artış sağlamaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte mallarını kat kat artıranlar zekât verenlerdir. (Hitap: Faizli borç verenleredir yani ‘faiz alanlara/faiz yiyenleredir’. Onlardan faizle borç alanlara yani ‘faiz verenlere/faiz ödeyenlere’ değildir.)

Görüldüğü üzere, baştan-sona sadece ‘faiz alanlar/faiz yiyenler’ tenkit edilmekte ve bu yanlış yoldan vazgeçmedikleri takdirde uğrayacakları ağır cezaların ne olduğu onlara bildirilmektedir.

‘Faiz alanlar/faiz yiyenler’ bu hatalı yoldan vazgeçtiklerinde ise nasıl bir yol izlemelidirler? Rabbimiz, onlara izlemeleri gereken doğru yolu da göstermektedir: Karz-ı hasen/kardan hasenen yapmak, infak etmek, sadaka ve zekat vermek.

‘Faiz alarak/faiz yiyerek! mallarını artırdıklarını zanneden tefecilere Allah, faizden elde ettikleri kazançların bereketini giderdiğini, yapılan hayırları (zekât ve sadakaları) ise bereketlendirdiğini bildirmektedir (Bakara 2.276). Yani onlara, sizin kazancınız ‘faiz almakla/faiz yemekle’ elde ettiklerinizde değildir, sizin kazancınız infak etmek (zekât ve sadaka vermek) yoluyla elde ettiklerinizdir diye yol göstermektedir.

Mallarını Allah yolunda infak edenlerin (hayra harcayanların) durumu, yedi başak bitirmiş ve her başağında yüz tane/dane bulunan buğdaya benzer. Allah, doğru tercihte bulunanlara kat kat fazlasıyla verir. (1’e 700, hatta daha fazla ödül verilecektir. Bakara 2.261). Bu âyette de; katlayarak ‘faiz alarak/faiz yiyerek’ kazancınızı artırdığınızı sanmayın, kazancınızı artırmanın yolu mallarınızı Allah yolunda infak etmekten geçmektedir denilerek doğru yol gösterilmektedir.

Karz-ı hasen/Kardan hasenen yapacak olanların, infak edecek olanların, sadaka ve zekât verecek olanların başında servet sahibi ve varlıklı olan müslümanlar gelmektedir. Yapılacak infaktan, sadaka ve zekâtlardan istifade edecek olanlar ise müslümanlar içindeki ihtiyaç sahibi ve fakir olanlarıdır. Kim Allah’a Karz-ı hasen/Kardan hasenen (güzel bir borç) verirse, Allah da onu kat kat artırır. Üstelik ona pek değerli bir mükâfat da vardır (2.245*5.12*57.11,18*64.17*73.20). Bu âyetlerde bahsedilen Allah’a verilecek Karz-ı hasen/Kardan hasenen (güzel bir borç) ile kastedilen, Allah’ın ihtiyaç sahibi kullarına verilecek Karz-ı hasen/Kardan hasenen (güzel bir borç) dur. Yerde ve gökte ve bunların arasındaki her şey zaten Allah’ındır ve Allah hiçbir şeye muhtaç değildir.

Kur’an; ‘faiz alanları/faiz yiyenleri’ tenkit etmekte ve eğer bundan vazgeçmezlerse uğrayacakları cezaların neler olduğunu onlara bildirmektedir. Kredi kullandıkları için ‘faiz vermek/faiz ödemek’ mecburiyetinde kalanlar için ise Kur’an’da hiçbir cezadan bahsedilmemektedir.

Nisa 4.160,161 bu hususun en önemli delillerinden birisidir: Yahudilerin işledikleri zulümlerden dolayı, önceden helal kılınmış temiz şeylerin bir kısmını onlara haram kıldık. Çünkü hem kendileri Allah yolundan sapıyorlar ve hem de birçok kimseyi saptırıyorlardı. (Ayrıca) onlar kendilerine yasaklandığı halde ‘faiz alıyorlar/faiz yiyorlar’ ve başkalarının mallarını batıl yollarla yiyorlardı. Onların kâfir olanlarına elem verici bir azap hazırladık.

(Bu âyetlerde açıkça “kendilerine yasaklandığı halde ‘faiz aldıkları/faiz yedikleri’ için önceden helal kılınmış temiz şeylerin bir kısmını onlara (Yahudilere) haram kılındığı” ifade edildiği halde, onlardan faizle borç para alarak ‘faiz verenler/faiz ödeyenlere’ verilen bir cezadan bahsedilmemektedir.)

Varlıklı Müslümanlar ‘faiz alarak/faiz yiyerek’ mallarını artırdıkları sanmaktan vazgeçmelidirler ve Allah’ın emrettiği yollara yönelmelidirler. Bunlar; Karz-ı hasen/Kardan hasenen yapmak, infak etmek (sadaka ve zekât vermektir). Böylece hem mallarında gerçek anlamda artış sağlamış olurlar ve hem de faiz (riba) mikrobuna bulaşmaktan kurtulmuş olurlar. Gerçek kazanç her zaman Allah’ın gösterdiği yoldan elde edilen kazançtır!

Rasullullah, Veda Hutbesindefaiz alanlara/faiz yiyenlere’ hitap etmekte ve şöyle demektedir: “Cahiliye faizi kaldırılmıştır. Kaldırdığım ilk faiz (riba) amcam Abbas b. Abdulmuttalib’in faizidir. Onunki tamamen kaldırılmıştır!” (Müslim, Hac 147-8*Ebû Dâvûd, Menasîk 57, Hadis No.1905, Buyû 5/3334*Tirmizî, Tefsir 9/3087) (Rasulullah’ın bu hitabı da sadece ve sadece ‘faiz alanlara/faiz yiyenlere’ yöneliktir. ‘Faiz verenler/faiz ödeyenler’ hitabın muhatabı değildir.)

FAİZİN (RİBANIN) PANZEHİRLERİ:

Yüce Allah, faizin panzehirleri olarak; Karz-ı hasen/Kardan hasenen yapmak ve İnfak etmekten (sadaka ve zekat vermekten) defalarca bahsetmesine rağmen, faiz konusunu ele alan ilahiyatçıların birçoğu tarafından nedense bu konular yeterince ve gerektiği şekilde ele alınmamaktadır. Halbuki faiz bataklığını kurutmanın ve faiz belasından kurtulmanın en önemli yolu, müslümanların bu hususları doğru anlayıp-kavramalarından ve hayatlarına tatbik etmelerinden geçmektedir.

Bakara 2.275:…Bu nedenle kim Rabbinin öğüdünü dinler ve ‘faiz almaktan/faiz yemekten’ vazgeçerse, önceden aldıkları kendine kalır ve onun hesabı Allah’a aittir.” ‘Faiz alanlar/faiz yiyenler’ faiz almaktan vazgeçerlerse onun hesabı Allah’a ait olduğuna göre ‘faiz verenlerin/faiz ödeyenlerin’ hesabının da Allah’a ait olduğunu gösteren bir tek âyet yoktur!’

Bakara 2.278,279: Faiz ‘alanlar/faiz yiyenler’, ‘Allah’a karşı gelmekten sakınarak kalan faiz alacaklarından vazgeçin uyarısını dinlemezlerse Allah’a ve Rasulü’ne savaş açmış sayılacaklardır. Ama eğer tevbe ederlerse sermayelerini geri almaya hak kazanacaklar. Böylece ne haksızlık yapmış ve ne de haksızlığa uğramış olacaklardır. Bu durumda ‘faiz verenler/faiz ödeyenler’ de ne haksızlık yapmış ve ne de haksızlığa uğramış olacaklar mıdır? Bu hususlarda da hiçbir âyet yoktur!

Bakara 2.280: (Kredi verenler yani borç para verenler), şayet borçlu güç durumdaysa ona vade tanırlar hatta alacağını tamamıyle silerlerse (zekata/sadakaya sayarlarsa) bu onlar için daha hayırlı olacaktır. Bu durum, kredi alanlar yani borç para alanlar için de daha hayırlı olacak mıdır? Buna işaret eden de hiçbir âyet yoktur!’

Bakara 2.275, 278-279 ve 280 de bahsedilen imkânlardan, olaya hiçbir katkıları olmadığı için ‘faiz verenlerin/faiz ödeyenlerin’ istifade edeceklerini söylemek mümkün değildir. Kur’an’da da bu hususta en küçük bir işaret yoktur. Bu durum bize, ‘faiz alanlarla/faiz yiyenlerle’, ‘faiz verenlerin/faiz ödeyenlerin’ aynı cezaya ve aynı mükâfata muhatap olmadıklarını gösteren başka bir delildir.

SÖZÜN ÖZÜ:

‘Faiz alanlar/faiz yiyenler’:

A)  “Allah’a karşı gelmekten sakınarak kalan faiz alacaklarından vazgeçin şeklindeki, Rabbinin öğüdünü dinler ve ‘faiz almaktan/faiz yemekten’ vazgeçerse, önceden aldıkları (faiz) kendine kalır ve onun hesabı Allah’a aittir. Ama eğer tevbe ederlerse sermayelerini geri almaya hak kazanacaklardır. Böylece ne haksızlık yapmış ve ne de haksızlığa uğramış olacaklardır.” Buradaki hitap sadece ‘faiz alanlara/faiz yiyenleredir’. ‘Faiz verenler/faiz ödeyenler’ bu hitabın muhatabı değillerdir!

B) “Allah’a karşı gelmekten sakınarak kalan faiz alacaklarından vazgeçin uyarısını dinlemezler ve ‘faizi almaya/faizi yemeye’ devam ederse işte onlar cehennem ahalisidir ve orada ebedi kalacaklardır.” Burada da hitap sadece ‘faiz alanlara/faiz yiyenleredir’. ‘Faiz verenlerin/faiz ödeyenlerin’ ebedi cehennemde kalacaklarına dair en küçük bir ifade yoktur!

HARAM KOYMA YETKİSİ SADECE ALLAH’A AİTTİR!

Allah’ın haram kılmadığı şeyleri, uydurdukları yalanlarla Allah’a isnad edenlerin; başkalarını saptırdıkları, haddi aştıkları, apaçık bir günah işledikleri ve bu kimselerin asla kurtuluşa eremeyecekleri” Kur’an’da açık olarak ifade edilmektedir. Aşağıdaki âyetler de bu hususu bize göstermektedir:                     

NİSÂ 4.50: “Şunlara bak hele! Allah adına nasıl da yalan uyduruyorlar! Apaçık bir günah olarak bu onlara yeter!”

MÂİDE 5.87: “Ey iman edenler! Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz nimetleri kendinize haram ederek haddi aşmayın. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez.”

EN’ÂM 6.119: “Neye dayanarak Allah’ın adı anılarak (kesilenlerden) yemiyorsunuz? Halbuki Allah, zorda kalmadığınız sürece yenmesi haram olanları size açıkça bildirmiştir. Onların birçoğu, hiçbir bilgiye dayanmadan sırf keyiflerine uyarak (yasak alanını genişleterek) başkalarını saptırmaktadır. Fakat Allah, kimlerin haddi aştığını çok iyi bilmektedir.”

A’RÂF 7.32: “Sor bakalım: Allah’ın kulları için yarattığı güzellikleri, temiz ve helal rızıkları haram kılan kimdir?”                                                                                         

A’RÂF 7.33: “Onlara yine de: Rabbim; gizli veya açık kötülükleri, günahın her türlüsünü, haddi aşmayı, Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştırmanızı ve kendi-kendinize haramlar uydurarak bunları Allah’a isnad etmenizi yasaklamıştır.”             

YÛNUS 10.59: “Onlara şöyle sor: Söyleyin bakalım! Allah’ın size ikram ettiği rızkın bir kısmını haram, bir kısmını da neden helal kabul ettiniz? Şöyle de: Böyle yapmanıza Allah mı izin verdi, yoksa Allah adına yalan uydurup iftira mı ediyorsunuz?”                                                                                                                    

YÛNUS 10.69: “Onlara de ki: Uydurdukları yalanları Allah’a isnad edenler asla kurtuluşa eremezler!”                                                                                                     

NAHL 16.116: “Hiçbir delile dayanmadan ‘şu helaldir, bu haramdır’ diye yalan söyleyerek Allah’a iftira etmeyin. Çünkü iftira ederek Allah adına yalan uyduranlar asla iflah olmazlar.”

TAHRÎM 66.1: “Ey Nebi! Eşlerinin rızasını kazanmak için, Allah’ın helâl kıldığı şeyi neden kendine haram ediyorsun? Allah yine de çok bağışlayıcıdır, engin merhamet kaynağıdır. (Allah’ın Nebi’sinin bile haram koyma yetkisinin olmadığı açıkça görülmektedir!)”

YORUM VE SONUÇ:

Kardeşlerim,

Konuyla ilgili olan âyet meallerini dikkatinize sundum, ayrıca ulaşabildiğim yazılı kaynaklardaki görüş ve yorumları da aktarmaya gayret ettim. Benim her zaman söylediğim şudur: Görüş ve yorumları okumak ve aklınızın ve kalbinizin süzgecinden geçirmek suretiyle “kendiniz bir hükme ve bir sonuca varmalısınız.” Çünkü falan kişinin fetvasına/görüşüne uymak, eğer o fetva/görüş hatalıysa ona uyanları sorumluluktan kurtarmayacaktır!

Nisa 4.160,161 Bu hususun en önemli delillerinden birisidir: “Yahudilerin işledikleri zulümlerden dolayı, önceden helal kılınmış temiz şeylerin bir kısmını onlara haram kıldık. Çünkü hem kendileri Allah yolundan sapıyorlar ve hem de birçok kimseyi saptırıyorlardı. (Ayrıca) onlar kendilerine yasaklandığı halde ‘faiz alıyorlar/faiz yiyorlar’ ve başkalarının mallarını batıl yollarla yiyorlardı. Onların kâfir olanlarına elem verici bir azap hazırladık.”

Bu âyetlerde açıkça kendilerine yasaklandığı halde ‘faiz aldıkları/faiz yedikleri’ için önceden helal kılınmış temiz şeylerin bir kısmını onlara (Yahudilere) haram kılındığı ifade edildiği halde, onlardan faizle borç para alarak ‘faiz verenlere/faiz ödeyenlere’ verilen hiçbir ceza yoktur!

Faiz konusunda benim vardığım sonuç şudur:

A) Kur’an ‘faiz alanları/faiz yiyenleri’ şiddetle tenkit etmektedir:

Eğer onlar Allah’ın emirlerini ve yasaklarını öğrendikten sonra:

a1) ‘Faiz almayı/faiz yemeyi’ bırakırlarsa; önceden aldıkları (faiz) kendilerine kalır, onun hesabı Allah’a aittir.

a2) ‘Faiz almayı/faiz yemeyi’ bıraktıktan sonra tevbe de ederlerse, sermayelerini geri almaya hak kazanacaklardır. Böylece ne haksızlık yapmış ve ne de haksızlığa uğramış olacaklardır. 

a3) Allah’ın uyarısını dinlemezler ve ‘faizi almaya/faizi yemeye’ devam ederse; bu takdirde onlar Allah’a ve Rasulüne savaş açmış sayılacaklar, onlar cehennem ahalisidir ve orada ebedi kalacaklardır.

a4) Bu konuda tartışılan konulardan diğerleri de; sadece ‘bileşik faiz mi yasaklanmıştır’, ‘basit faiz de yasaklanmış mıdır’? Bu soruların diğer bir versiyonu da; ‘enflasyon kadar faiz almak caiz midir yoksa değil midir’?

‘Enflasyon oranı’, ‘enflasyon artışı’ şeklinde ifade edilen hesaplamalar; her zaman ve her yerde mutlak doğruları göstermezler. Sınırlı sayıdaki (350-400 civarında) ürün ve hizmetin fiyatlarındaki artış veya azalışlar hesaplamalarda dikkate alınmakta ve bunlardaki artış veya azalışa ‘enflasyon artışı/enflasyon azalışı’ denilmektedir. Bu genel bir eğilimi ifade etmekte olmasına rağmen her sektörü ve her iş kolun tam ve doğru olarak temsil edemez. Bu bakımdan, enflasyon oranı tam ve adil bir ölçü değildir.

Bunun gibi konularda, insanların görüş ve yorumlarına bakmak yerine Kur’an’ın söylediklerine bakmak gerekmektedir. Allah, “…Bu nedenle kim Rabbinin öğüdünü dinler ve ‘faiz almaktan/faiz yemekten’ vazgeçerse, önceden aldıkları kendine kalır ve onun hesabı Allah’a aittir” buyurmakta ve son noktayı koymaktadır. Yani, bileşik faiz de, basit faiz de yasaklanmıştır. Enflasyonun altındaki faiz de üstündeki faiz de yasaklanmıştır. Faizin her türlüsü yasaklanmıştır. Bize düşen; Allah’ın bu emrine, bu yasağına aynen uymaktır!

B) Kur’an’da, ‘faiz verenlerin/faiz ödeyenlerin’ tenkit edildiği hiçbir âyet yoktur:

Yukarıda mealleri verilmiş olan onlarca âyetten hiçbirisinde ‘faiz verenler/faiz ödeyenler’ tenkit edilmemektedir. Bunlar, imkânsızlıkları sebebiyle, ihtiyaçlarını gideremedikleri için faizle borç almak mecburiyetinde kalan fakir kimselerdir. Kur’an; fakir kimseler için uygulanacak formüllerin ne olduğunu da bize göstermektedir.

*Karz-ı hasen/Kardan hasenen yapın (Allah’a güzel bir borç verin),

*Zekatlarınızı gönülden ve tam verin,

*Sadakalarınızı gönülden ve fazladan verin.

[Varlıklı ve zengin müminler; “Karz-ı hasen/Kardan haseneni” uyguladıkları, “vergi, zekat ve sadakalarını”  doğru bir şekilde verdikleri takdirde fakir kimseler faizle borç almak mecburiyetinde kalmayacaktır. Dolayısıyla ‘faiz vermeleri/faiz ödemeleri’ de söz konusu olmayacaktır. Daha geniş bir açıdan konu incelendiği takdirde; vergilerini, zekat ve sadakalarını tam olarak vermeyenler ve karz-ı hasen/kardan hasenen konusunda duyarsız davrananların, “fakir kimselerin faizle borç para almalarından” sorumlu olacaklarını bile söylemek mümkün olabilecektir!

Nisa 4.75:Size ne oluyor ki, “Ey Rabbimiz! Halkı zalim olan bu beldeden bizi çıkar, bize katından bir veli (yakın dost) ve yardımcı (kurtarıcı) gönder” diye feryat etmekte olan; çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşa gitmiyorsunuz? buyurulmakta ve çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşa gitmeyenler açıkça tenkit edilmektedir. Onlarca âyette; “infak edin, zekat ve sadakalarınızı gönülden ve fazlaca verin” mealindeki âyetleri neden kendi üzerimize almıyoruz? Çeşitli konularda yüzlerce kıyas yapılırken, Nisa 4.75 âyetiyle infak (ve de Faiz) konusunda neden bir kıyas yapmıyoruz?]

Bu konuda; İlahiyat Fakültelerindeki hocalara önemli görevler ve sorumluluklar düşmektedir.  Doktora öğrencilerine, “Faiz konusunda doktora tezi hazırlatmalarını” İlahiyat Fakültesindeki hocalarımıza önemle tavsiye ediyorum!

“İnfak etmek ve karz-ı hasen/kardan hasenen” yapmak konusunda Kur’an’da yüzlerce âyet vardır. Burada bunlardan sadece birkaçını yazmakla yetineceğiz:

Bakara 2.2-5.Kendisinde hiç şüphe olmayan bu kitap, müttakiler için bir hidayet rehberidir. Onlar gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah rızası için) harcarlar (infak ederler). Sana indirilene ve senden önce indirilenlere de iman ederler, ahirete de kesinlikle inanırlar. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.

Bakara 2.215.Sana (kime) neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “Hayır olarak yapacağınız harcamalar öncelikle; ana-babanıza, yakın akrabanıza, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara olmalıdır.” Allah, hayır için yaptığınız her şeyi bilmektedir. (2.83,177,215*76.7-11*90.13-18)

Bakara 2.261.Mallarını Allah yolunda infak edenlerin durumu, yedi başak bitirmiş ve her başağında yüz tane olan buğday örneği gibidir. Allah, doğru tercihte bulunana kat kat verir. Allah, her şeyi bilen ve lütfu geniş olandır.

Âl-i İmrân 3.92.(Ey müminler!) Sevdiğiniz mallarınızdan infak etmedikçe fazilete ulaşamazsınız. Bununla beraber ne infak ederseniz, Allah onu hakkıyla bilir.

Ra’d 13.22.Yine bunlar, Rablerinin rızasını kazanmak için her sıkıntıya sabreden, namazı özenle ve sürekli kılan, kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli-açık infak eden ve kötülüğü iyilikle savan kimselerdir. Dünyanın sonundaki ahiret yurdu işte bunlarındır (2.207,265*6.135*23.96*28.54* *41.34)

İbrâhîm 14.31.(Rasulüm!) İman eden kullarıma söyle: Hiçbir pazarlığın ve eş-dost ilişkisinin işe yaramayacağı hesap günü gelip-çatmadan önce; namazlarını hakkıyla kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizlide veya açıkta hayra harcasınlar (infak etsinler). (2.48,254,274-53.39-82.19)

Fâtır 35.29.Allah’ın Kitabı’na uyan, namazı özenle ve sürekli kılan ve kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infak eden (hayra harcayan) kimseler, hiç tükenmeyecek bir kazanç elde ettiklerinden emin olabilirler.

Hadîd 57.11.Kim Allah’a güzel bir borç verirse (Karz-ı hasen/Kardan hasenen yaparsa), Allah onun karşılığını kat-kat verir. Ayrıca ona cömertçe bir mükâfat da vardır.

Hâkka 69.33-34: Çünkü o (cehennemlik kişi), yüce Allah’a iman etmiyordu, yoksulu doyurmaya da teşvik etmiyordu.

Saf 61.10-12.Ey iman edenler! Sizi acıklı bir azaptan kurtaracak bir ticaretin yolunu size göstereyim mi? Allah’a ve Resulüne inanıp-güvenerek mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır, eğer bilirseniz. Bu takdirde, Allah sizin günahlarınızı affeder, sizi içinden ırmakların çağıldadığı cennetlere, Adn cennetlerindeki güzel köşklere koyar. İşte bu, en büyük kurtuluştur.

Mâ’ûn 107.1-3.Dini (Mahşer Günü’nü ve oradaki hesaba çekilmeyi) yalanlayanı gördün mü? İşte o yetimi itip kakar ve yoksulu doyurmadığı gibi doyurmak isteyene de önayak olmaz.

 

(ÖZEL NOT: Ocak 2020 de, %0,49 aylık faizle ve yaklaşık 1.000 lira aylık taksitle TOKİ’den konut alacak olan düşük gelirli vatandaşların bu konutları almalarında, konutları alacak olan kardeşlerimiz açısından bir proplem görmediğimi de belirtmek istiyorum!)

Bu bakımdan, “Benim görüşüm bu şekildedir, ancak benim bu görüşüm kesin doğru olmayabilir” diyerek sözü noktalamak istiyorum. Allah hepimizin yâr ve yardımcımız olsun!

(Selam ve saygılar, Harun Sorkun, Ocak 2020)

 

 

 

 

 

0 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. *

*

Son
karakter.

*