13 Aralık 2019 Cuma
MENÜ
SON YAZILAR

13) SECAVEND RİSALESİ (Âyetleri anlamada Secavend’in olumsuz rolüne bir örnek: Al-i İmran 3.7) 

13) SECAVEND RİSALESİ (Âyetleri anlamada Secavend’in olumsuz rolüne bir örnek: Al-i İmran 3.7) 

SECAVEND NEDİR:                                                                                                           

*Google Notu: Ebu Abdullah Muhammed b. Tayfur es-Secavendi el Gaznevi. Gazne’nin Secavend köyünde doğmuştur, (ö. 560/1165). Kur’an’ın doğru okunabilmesi için, metinde olmadığı halde sonradan ilave edilen vakfe/durak ve geçiş yerlerini gösteren işaretlere bu kişinin adına izafeten “Secavend” denilmiştir.

*Prof. Ekrem Buğra Ekinci-Dinî Lügat, Sayfa-543: Kur’an’ın manasına uygun ve doğru okunabilmesi için durak ve geçiş yerlerini gösteren cim, mim, ze, tı, sad gibi işaretlere “Secavend” denir.

*M. İslâmoğlu-Kur’an’ı anlama yöntemi-Tefsir Usülü, Sayfa 156-157: Kur’an’a sonradan konulan işaretlerden biri de, Kur’an’daki durakları ifade eden “Secavend” lerdir. Muhammed b. Tayfur es-Secavendi (ö. 560/1165), bugünkü noktalama işaretlerine benzeyen bir yöntemi Mushaf’a uyarladı. Bununla amaçlanan, Kur’an okuyanın nefesini anlama göre ayarlamasını sağlamak, dur-geç noktalarını doğru göstermekti. Kur’an’ı okuma ve anlamayı kolaylaştırma amacı taşıyan bu noktalama, harflerle kodlandı. Secavendi’ye ait durakların kod harfleri ve anlamları şudur: Kıf: Dur. : Mutlaka dur. Mim: Dursan iyi olur. Cim: Durman iyi, geçmen caizdir. Sâd: Nefesin yetmiyorsa dur, sonra da kaldığın yerden devam et. Kaf: Mecbur kalmadıkça durma. Lâm-Elif: Asla durma. Ze: Durmasan iyi, durman caizdir. İkiz üç nokta (Muâneke vakfı): Birinde durursan diğerinde geç. Ayn: Parağraf sonu, bölüm tamam- landı, namazda rükuya varabilirsin. Fakat bu duraklar bazen isabetsiz, bazen de asla olmaması gereken yerde bulunmaktadır. Özellikle paragraf ve konu değişimini ifade eden “ayn” lar, çoğu zaman ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Zira “ayn” lar, bazen bölünmesi asla doğru olmayan paragraf ortalarına denk gelmekte, eğer “ayn” a uyulursa ‘söz belinin tam ortasından kırılmış olmaktadır’. Biz mealimizde ve tefsirimizde Secavendi’nin “ayn” larına aldırmaksızın baştan sona Kur’an’ı anlam eksenli olarak paragraflandırma çabasına giriştik. Tabii ki, “ayn” lar için geçerli olan, diğer işaretler için de söz konusudur.   

* (Ayrıca Bak.: Prof. Zeki Duman-Secavendi’nin Manaya Tesir Eden Önemli Üç Durak Hatası - www.zekiduman.com)                                                                         

(Hicri 560 yılında vefat eden Secavendi’nin, Rasulullah’tan yaklaşık beş yüz sene sonra yaşamış olduğunu, dolayısıyla Secavend işaretlerinin de Kur’an’ın Mushaf olarak toplanmasından yaklaşık beş yüz sene sonra kullanılmış olduğuna dikkat etmek gerekmektedir. H.S.)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

Al-i İmran 3.7.Sana bu Kitab’ı (Kur’an’ı) indiren O’dur. Onun bir kısmı muhkem (açıkça anlaşılan ve hüküm bildiren) âyetlerdir, bunlar Kitab’ın anasını (esasını) teşkil ederler, diğerleri ise müteşabih (benzeşen) âyetlerdir. İçlerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve onu (kendi arzularına göre) tevil etmek için müteşabih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki onun tevilini (asıl anlamını) ancak Allah ve “biz buna inanırız hepsi de Rabbimiz katındandır" diyen ilimde derinleşmiş olanlar (râsihûn) bilir. Gerçekten de bunları sadece aklı selim ve sağduyu sahipleri (ulül elbâb) düşünüp anlayabilir. (2.269*39.18)

SORUNUN KAYNAĞI NEDİR:

Bize göre sorun, “Secavend” işaretlerinden birisi olan “vakfenin” hatalı bir yere konulmuş olmasından kaynaklanmaktadır ve bu durumun izahı aşağıda yapılmaktadır:

A) “Vakfe” işareti “Allah bilir” den hemen sonraya konulursa mana şöyle olmaktadır: “Halbuki onun tevilini (asıl anlamını) sadece Allah bilir. İlimde derinleşmiş olanlar (râsihûn) da biz buna inanırız hepsi de Rabbimiz katındandır derler”. Mana, “onun tevilini sadece Allah bilir” olduğunda, Rasulullah da dahil olmak üzere Allah’tan başka hiç kimse onun tevilini (asıl anlamını) bilemez denilmektedir ki, bu durum Kur’an’ın indiriliş gayesine de aykırıdır. Çünkü, tevilini (asıl anlamını) hiç kimsenin bilemediği âyetlerin indirilmiş olmasının bir anlamı kalmayacağı gibi, tevilini (asıl anlamını) bilemedikleri âyetlerden insanların sorumlu tutulmaları da Allah’ın adaletine uymaz. Bu bakımdan, bize göre “vakfe/durak” işaretinin yerinin burası olması mümkün/doğru değildir.

B) “Vakfe” işaretini, “ilimde derinleşmiş olanlar (râsihûn) bilir”den sonraya koyarsak mana şöyle olacaktır: “Halbuki onun tevilini (asıl anlamını) sadece Allah ve biz buna inanırız hepsi de Rabbimiz katındandır diyen ilimde derinleşmiş olanlar (râsihûn) bilir”. Mana bu şekilde anlaşıldığında ise, âyetlerin başta Rasulullah tarafından, sonra da ilimde derinleşmiş olanlar (râsihûn) tarafından anlaşılacağı aşikârdır. Böylece, Rasulullah ve ilimde derinleşmiş olanlar (râsihûn), âyetlerin hükümlerinden hem kendileri sorumlu tutulacaklar ve hem de başkalarına tebliğ etmekle mükellef olacaklardır. Bu bakımlardan bize göre, “vakfe”nin yerinin burası olması gerekmektedir.                     

(NOT: Kur’an meali ve Tefsiri olarak faydalandığımız kaynaklardan bizim bu görüşümüzü paylaşanlar şunlardır: Akın,A-Atay,H-Bayraklı,B-Eliaçık,Rİ-el Mâtürîdî,EM-Cihangir,S-Özdemir,G-Öztürk,YN-Şener,AK-Tekin,A-Yılmaz,H)

BU KONUDA ÂYETLER NE DİYOR:

Hud 11.1,2.Elif-Lâm-Râ! Bu Kitap, her şeyi yerli yerince yapan ve her şeyden haberdar olan Allah tarafından âyetleri muhkem kılınmış ve ayrıntılı olarak açıklanmıştır. Bu, Allah’tan başkasına kul olmamanız içindir. Ben de O’nun katından size gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim. (2.119*27.6*43.45)

Şuara 26.1,2.Tâ-Sîn-Mîm! Bunlar, açık ve açıklayıcı olan Kitab’ın (Kur’an’ın) âyetleridir.

Kasas 28.2.Bunlar, özünde açık olan ve gerçeği açıkça ortaya koyan Kitab’ın âyetleridir.

Fussilet 41.1-3.Hâ-Mîm. Bu, Rahman ve Rahîm olan Allah’ın katından indirilmiştir. Âyetleri, bilen bir topluluk için ayrıntılı olarak açıklanmış Arapça okunan bir Kitaptır.

SONUÇ OLARAK:

Âyetlerde de açıkça ifade edilmektedir ki: “Bu Kitap, Allah tarafından indirilmiş olup, âyetleri Allah tarafından ayrıntılı olarak açıklanmıştır!” Zaten; Al-i İmran 7nci âyette de, ”Halbuki onun tevilini (asıl anlamını) ancak Allah ve “biz buna inanırız hepsi de Rabbimiz katındandır diyen ilimde derinleşmiş olanlar (râsihûn) bilir” denilmek suretiyle âyetlerin manalarının ayrıntılı olarak açıklanmış olduğu ve bilinebilir oldukları beyan buyurulmaktadır!

Hatalı bir yere konulan vakfe/durak dikkate alınarak birçok meal ve tefsirde, M. İslamoğlu’nun ifadesiyle; “söz belinin tam ortasından kırılmış” ve âyete hatalı manaların verilmesine yol açmıştır. Halbuki diğer âyetlerle birlikte ve Kur’an’ın bir bütün olarak ele alınması halinde âyete doğru mana verilmesi son derece kolay olmaktadır.

Allah, insanlara sadece “Gayb ve Son Saat (Kıyametin Kopacağı Saat)” hakkında bilgi vermemiştir. Kur’an’ın indiriliş gayesi; insanların Kur’an’ın hükümlerini anlayarak hayatlarına tatbik etmelerini temin etmektir. Gönderilen bütün Nebi/Rasullerin görevi de insanları vahyin hükümleriyle “müjdelemek ve uyarmaktır”. (11.2)

Araf 7.187.Sana Kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi sadece Rabbimin katındadır…”

Neml.27.65.De ki: “Göklerde ve yerde bulunanların hiçbiri gaybı bilmezler. Gaybı sadece Allah bilir.”

Lokman 31.34.”Şüphesiz ki, Kıyametin ne zaman kopacağına dair bilgi yalnız Allah katındadır…”

(25.Kasım.2019 Harun Sorkun)

0 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. *

*

Son
karakter.

*