9 Aralık 2019 Pazartesi
MENÜ
SON YAZILAR

BAKARA SÛRESİ

2/92 BAKARA SÛRESİ

(Medine’de inmiş olup, Kur’an’ın en uzun sûresidir ve 286 âyettir. Adını, İsrailoğullarına kesmeleri emredilen bakaradan (sığırdan; boğadan-inekten aldığı için) Bakara adını almıştır.)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

1.Elif, Lâm, Mîm.

(Kur’an sûrelerinden bazılarının başında “hurûf-u mukattaa” denilen birtakım harfler vardır. Bunlar tek tek okunurlar ve kendilerinden sonra gelecek âyetlere dikkat çekerler!)

2-5.Kendisinde hiç şüphe olmayan bu kitap, müttakiler için bir hidayet rehberidir. Onlar gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah rızası için) harcarlar. Sana indirilene ve senden önce indirilenlere de iman ederler, ahirete de kesinlikle inanırlar. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidayet üzeredirler ve kurtuluşa erenler de ancak onlardır.

(Müttakiler yani takvâ sahipleri; “Allah’tan korkup sakınanlar, Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olanlar” şeklinde ifade edilmektedir. Bakara sûresinin 2-5 nci âyetleri müttakiler hakkında, 6-7 nci âyetleri kâfirler hakkında ve 8-20 nci âyetleri ise münafıklar hakkındadır.)(Gayba inanmak: İnsanın bilgisi dışında kalan ve duyularla anlaşılması mümkün olmayan ve idraki aşan hakikatlere inanmaktır. Kur’an’ın yazdıklarına tam mânasıyla inanıp teslim olmaktır.)  

6-7.İnkâr edenlere (kâfirlere) gelince, onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için aynıdır, zira onlar iman etmezler. Bu nedenle, Allah sanki onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş, gözlerine de perde inmiştir. İşte onlar korkunç bir azabı hak edenlerdir.

8-10.İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde “Allah’a ve âhiret gününe inandık” diyerek Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar; halbuki onlar yalnızca kendilerini aldatırlar fakat bunun farkında bile değillerdir. Onların kalplerinde hastalık vardır, Allah da onların hastalığını artırmıştır ve ısrarlı yalanları yüzünden onları can yakıcı bir azap beklemektedir.

11-12.Onlara: "Yeryüzünde bozgunculuk etmeyin" denildiğinde, "Biz sadece ıslah edicileriz" diye cevap verirler. Dikkat edin; asıl bozguncular onlardır ama bunun bile farkında değillerdir.

13.Onlara: "Siz de inanan insanlar gibi iman edin" denildiğinde, "O beyinsizlerin inandığı gibi mi inanalım?" diye cevap verirler. İyi bilin ki asıl beyinsizler kendileridir ama bunu bilmezler.

14.Onlar, iman edenlerle karşılaştıklarında "Biz de inanıyoruz!" derler. Şeytanlarıyla baş başa kaldıklarında ise "Aslında biz sizin yanınızdayız, onlarla sadece alay ediyoruz" derler.

15.Müminlerle alay etmelerinin cezasını Allah onlara elbette verecektir. Şimdilik onlara süre tanımakta ve onlar da azgınlıkları içinde bocalayıp durmaktadırlar,

16.Onlar, hidâyeti (doğruyu) bırakıp, dalâleti (sapıklığı) tercih etmişlerdir, onların bu tercihleri kazanç getirmeyecek ve doğru yolu da bulamayacaklardır.

17.Münafıkların durumu, meşale yakmak isteyen bir kimsenin durumuna benzer. Meşale etraflarını aydınlatınca (sanki) Allah onların gözlerinin nurunu alıvermiş ve onları bir şey göremez halde karanlıklar içinde bırakmıştır.

18.Onlar, gerçeğe karşı sağır, dilsiz ve kör kesilirler; gittikleri yanlış yoldan geriye dönemezler.

19.Zifiri karanlıklar içerisinde, gök gürültüsü ve şimşek çaktığı bir yerde, bardaktan boşanırcasına yağan yağmura tutulmuş kimseye de benzerler. Şiddetli gürültüden ölecekleri korkusuyla parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Allah, o münafıkları kuşatan her şeyi bilendir.

20.Şimşek neredeyse gözlerini kör eder. Önlerini her aydınlattığında o aydınlıkta yol alırlar, üzerlerine karanlık çöktüğünde de çakılıp kalırlar. Allah dileseydi, işitmelerini ve görmelerini büsbütün yok ederdi. Allah, her şeye gücü yeten ve ölçü koyandır. 

21.Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki takvaya (kurtuluşa) eresiniz.  

22.Rabbiniz, yeryüzünü altınıza bir döşek gibi sermiş, gökyüzünü de üstünüze adeta bir tavan yapmıştır. Gökten yağmur yağdırmış ve böylece size rızık olarak meyveler ve ürünler bitirmiştir. Öyleyse, bütün bunları bile bile Allah'a şirk (ortak) koşmayın.

23.Kulumuza (Muhammed'e) indirdiğimizden (Kur'an'dan) şüpheniz varsa Allah ile aranıza koyduklarınıza (ilahlarınıza) yalvarın da ondakine (Kur'an'dakine) denk bir sûre getirin! İddianızda haklıysanız haydi durmayın!

24.Ama eğer bunu yapamazsanız (ki asla yapamayacaksınız) o halde yakıtı insanlar ve taşlar (putlar) olan ve inkâr edenler için hazırlanmış olan ateşten sakının                                                  

25.İman edip bu imanına uyumlu salih amel işleyenleri (yararlı işler yapanları) içinden ırmaklar akan cennetlerle müjdele! Kendilerine oranın nimetlerinden ikram edildiğinde "Biz bunları daha önce de tatmıştık" derler. Çünkü onlara verilen dünyadaki nimetlerin benzeridir. Orada, kusursuz hale getirilmiş eşleri de olacak ve ebedi (ölümsüz olarak) kalacaklardır

26.Allah bir sivrisineği ve ondan küçük olanı örnek vermekten çekinmez. Ancak, iman edenler bunun Rablerinden bir gerçek olduğunu bilirler. Kâfirler ise: "Allah böyle bir örnekle neyi anlatmak istedi?" derler. Allah, bu yolla birçoğunun sapıklığını, birçoğunun da doğru yolda olduğunu ortaya koyar. O'nun sapık saydıkları ise yoldan çıkmış olanlardır (fâsıklardır).

27.Fâsıklar, Allah'a söz verdikten sonra ahdini bozan, Allah'ın emrettiği bağları koparıp atan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar, hüsrana uğrayacak olanlardır.

28.Cansızken size hayat bahşeden, ardından sizi öldürecek ve ondan sonra da diriltecek olan, sonra da kendi huzurunda toplayacak olan Allah'a karşı nasıl olur da nankörlük yaparsınız? 

29.Yeryüzünde bulunan her şeyi sizin için yaratan O'dur. Sonra da göğe yönelip onu yedi gök olarak düzenlemiştir. Her şeyi bilen O'dur.

30.Hani Rabbin meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım" dediği zaman, melekler "Biz Seni hamd ederek tesbih ve takdis edip dururken, orada bozgunculuk edecek ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? demişler, Allah da onlara "Ben sizin bilmediklerinizi bilirim" buyurmuştu.

31.Adem'e bütün isimleri öğretip sonra meleklere: "Eğer doğru söylüyorsanız şunların isimlerini Bana söyleyin!" dedi.

32.Melekler: "Sen yüceler yücesisin. Seni noksan sıfatlardan tenzih ederiz. Senin öğrettiklerinden başka bizim bir bilgimiz yoktur. Her şeyi tam bilen ve her hükmünde tam isabet kaydeden yalnızca Sensin!" dediler.

33.Allah, "Ey Adem! Şunların isimlerini (neye yaradıklarını) söyle!" dedi. Adem isimleri söyleyince: "Ben size, Ben göklerin ve yerin gaybını (gizlisini-saklısını) bilirim. Neyi açığa vurduğunuzu, içinizde neyi sakladığınızı da bilirim" dememiş miydim?

34.O zaman meleklere: “Âdem’e secde edin!” dediğimiz vakit hepsi secde ettiler ama İblis öyle yapmadı, büyüklenerek direndi ve kâfirlerden oldu. (Buradaki secde etme, ibadet manâsında olmayıp Âdem'e saygı gösterme manâsındadır.)(17.61-64*18.50,51*20.115-123*38.71-85) 

35.Dedik ki: "Ey Âdem! Eşinle birlikte şu cennete (bahçeye) yerleşin, beğendiğiniz nimetlerden çekinmeden yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz!" (20.115-123)

36.Fakat şeytan, o ağaç yüzünden onların ayaklarını kaydırarak sahip oldukları konumdan çıkmalarına sebep oldu. Ve Biz: "Birbirinize düşman olarak inin oradan. Sizin için yeryüzünde geçici bir hayat alanı ve geçimlik olacak" dedik. 

37.Bu sırada Âdem, Rabbinden uyarılar aldı ve tevbe etti. Rabbi de tevbesini kabul etti. Çünkü Allah, samimi tövbeleri kabul eden ve merhameti bol olandır. 

38.Onlara: "Oradan hep birlikte çıkıp gidin. Tarafımdan size bir hidayet (rehber) geldiğinde kim ona uyarsa onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir" dedik.

39.İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliktir ve orada ebedi kalacaklardır.

40.Ey İsrailoğulları! Size verdiğim ninetlerimi hatırlayın, Bana verdiğiniz söze uyun ki Ben de size verdiğim söze uyayım. O halde, azabımdan korkun da verdiğiniz sözden dönmeyin. (3.81)

41.Elinizdeki kitabı (Tevrat'ı) onaylayan indirdiğim bu kitaba (Kur'an'a) inanın, onu inkâr edenlerin ilki olmayın. Âyetlerimi az bir pahaya satmayın. Ey İsrailoğulları! Bana verdiğiniz sözü yerine getirmede sorumlu ve duyarlı davranın ve gazabımdan korkun.

42.Hakkı batıl ile karıştırmayın (batıl kılığına sokmayın) ve bile bile hakkı gizlemeyin.

43.Namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin. (Âyet, Ehl-i Kitab'ın da bizim gibi namaz ve zekâtla yükümlü olduklarını ifade etmektedir. Ayrıca başka âyetlerde diğer bütün ümmetlerin de aynı şekilde yükümlü oldukları görülmektedir.)

44.Siz, insanlara iyilik yapmalarını öğütleyip kendinizi unutuyor musunuz? Hem de ilahî kitabı da okumaktasınız. Siz hiç düşünmüyor musunuz?

45.Sabrederek (direnerek) ve salât ile (dik durarak/yardımlaşarak) Allah'tan yardım isteyin. Bu, tam bir teslimiyetle Allah'a inanıp-güvenenler dışındakilere zor gelir.

46.Allah'a inanıp güvenenler ise bir gün Rablerine kavuşacaklarına ve hesap vermek üzere O'nun huzuruna çıkacaklarına kesin gözüyle bakarlar.

47.Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve bir zamanlar sizin diğer kavimlere üstün gelmenizi sağladığımı hatırlayın.

48.Öyle bir günden sakının ki o gün; hiçbir kimsenin diğerine faydası dokunmayacak, hiç kimseden şefaat kabul edilmeyecek, hiç kimseden kurtuluş akçesi alınmayacak ve hiçbir kimse asla yardım göremeyecektir. 

49.Sizi Firavun hanedanın zulmünden kurtardığımızı da hatırlayın. Onlar size en kötü işkenceleri yapıyor, erkek çocuklarınızı öldürüp, kadınlarınızı (kötü emellerle) sağ bırakıyorlardı. Bu, sizin için Rabbinizden büyük bir imtihandı. 

50.Bir gün, denizi yarıp sizi kurtarmış ve Firavun hanedanını da gözlerinizin önünde boğmuştuk.

51.Musa ile kırk geceliğine sözleştiğimizde onun arkasından buzağıyı ilah edindiniz ve böylece zalimleden oldunuz. 

52.Buna rağmen, belki şükredersiniz diye sizi bir kez daha affettik.

53.Doğru yolu bulmanız için de Musa'ya kitabı ve furkanı vermiştik.

54.Musa kavmine demişti ki: "Ey kavmim! Buzağıyı ilah edinmekle kendinize büyük zulüm yaptınız, derhal yaratıcınıza tevbe edin ve nefislerinizdeki (buzağı sevgisini) öldürün. Böyle yapmanız eşsiz yaratıcınız katında, sizin için daha hayırlıdır. (Tevbe etmeniz üzerine de) Allah sizin tevbenizi kabul etmişti. Çünkü O; tevbeleri kabul edendir, merhamet sahibidir.

55.Bir zaman da: "Ey Musa! Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayacağız" demiştiniz. Ardından bön bön bakınırken şiddeti bir gürültüyle yıldırım çarpmışa dönmüştünüz.

56.Bir süre kendinizden geçmiş halde kaldıktan sonra, şükredebilmeniz için sizi kendinize getirdik.

57.Çölde bulutları üzerinize gölgelik yaptık, kudret helvası ve bıldırcın eti ikram ettik ve "İhsan ettiğimiz bu güzel rızıklardan yiyin" dedik. Fakat onlar, bunca nimetlerimize nankörlük ettiklerinden, Bize değil kendilerine kötülük etmiş oldular.

58.Bir zamanlar da şöyle demiştik: "Şu şehre girin, canınızın çektiklerinden bol bol yiyin. Ama (şehrin kapısından) tevazu içinde girin ve hıtta (bizi affet) deyin! Böylece Biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım ve size olan nimetlerimizi de artıralım."

59.Ne var ki nakörler, kendilerine tembih edilen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de yoldan çıkmaları sebebiyle zulmedenlerin üzerine gökten bir azap indirdik.                                                                                   

60.Bir zaman Musa kavmi için su istemişti, Biz de ona: "Asanla kayaya vur" demiştik. Bunun üzerine kayadan on iki pınar fışkırmış ve her boy su içeceği pınarı bilmişti. "Allah'ın rızkından yiyin için, fakat yeryüzünde bozgunculuk yapmayın" dedik. 

61.Bir zaman yine kavmi "Ey Musa! Doğrusu biz tek çeşit yiyecekle yetinemeyiz. Rabbine dua et de bize topraktan; sebze, salatalık, sarımsak, mercimek, soğan gibi ürünler çıkarsın" demişti. Musa da: "Daha iyi olanı, daha aşağı olanla mı değiştirmek istiyorsunuz? O halde aşağılanmış olarak şehre (Mısır'a) dönün, istedikleriniz orada var" demişti. Başlarına sefillik ve çaresizlik çökmüş, Allah'ın öfkesiyle yıkılmışlardı. Çünkü, Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve nebileri haksız yere öldürüyorlardı. Bütün bunlar, isyan etmelerinin ve haddi aşmalarının sonucudur. 

62.Şüphesiz bu kitaba inananlar ile Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîler'den kim Allah’a ve âhiret gününe inanıp sâlih amel işlerse, Rabb’leri katında onların ödülü vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır. 

63.Bir gün Tur (Sina) dağını üstünüze kaldırarak sizden kesin söz almıştık: "Size verdiğimize (Kitaba) sımsıkı sarılın, onda olandan öğüt alın ki kötü akibetten korunabilesiniz!" demiştik.

64.Sonra bunun ardından yine yüz çevirmiştiniz. Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı kaybedenlerden olurdunuz.

65.İçinizden cumartesi yasağını çiğneyenlerin akıbetini elbette biliyorsunuz. Onlara, "maymunlardan beter olun" demiştik.

66.Bu cezayı, hem o devirde yaşayanlara hem de gelecek nesillere ibret olsun, müttakilere ise öğüt olsun diye yapmıştık.

67.(Fail-i mechul bir cinayetin işlendiği) bir gün Musa kavmine, "Allah, size bir sığır kesmenizi emrediyor!" dedi. Onlar, "Sen bizimle alay mı ediyorsun?" dediler. O, "Hayır, ben alay eden biri olmaktan Allah'a sığınırım!" dedi.

68.Kavmi, "Öyleyse bizim için Rabbine sor, onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın!" dedi. Musa, "Allah, o ne yaşlı, ne de körpe, ikisi arasında orta yaşlı bir sığır olacak" diyor. Haydi artık size verilen emri yerine getirin.

69.Bu defa da "Bizim için Rabbine sor, sığırın rengini tam olarak bize açıklasın!" dediler. Musa, "Rabbim; bu sığır bakanların hoşuna giden, parlak sarı renkli bir sığır olacak" diyor, dedi. 

70.Onlar tekrar, "Bizim için Rabbine bir daha sor, onun nasıl bir sığır olduğunu bize iyice açıklasın! Zira bize göre, o özellikler birçok sığırda var. Allah bulmamızı tercih ederse biz onu buluruz" dediler.

71.Musa, Rabbim: "O, çift sürmek ve tarla sulamak için boyunduruğa koşulmamış, kusursuz, alacasız bir sığır olmalı" diyor dedi. "Eh işte, şimdi oldu" dediler. Sonunda uygun sığırı bulup kestiler. Fakat, neredeyse emri yerine getirmeyeceklerdi! 

72.Bir gün bir kişiyi öldürüp suçu da birbirinizin üzerine atmıştınız. Oysa Allah, bütün gizlediklerinizi ortaya çıkaracak güce sahiptir.

73.Bunun üzerine Biz; "Fail-i mechul cinayetlerde katilin bulunması için uygulaya geldiğiniz yöntemi uygulayın" dedik. (İsrailoğulları şeriatında: fail-i mechul bir cinayet işlendiğinde katilin bulunması için kasâme yöntemine başvuruyorlardı. Bir sığır keserek, onun kanıyla şüpheli kişiler ellerini yıkıyor ve ölenin katili olmadıklarına dair yemin ediyorlardı. Bu yemini etmeyen kişinin ise katil olduğunu anlıyorlardı). Allah (katili ortaya çıkarmak suretiyle) cinayetleri önler ve akledersiniz diye size öğüt verir. (12/74:Hırsıza verilecek ceza için, onun memleketindeki şeriat uygulanmıştır.)

74.Bütün bunların ardından yine de kalpleriniz katılaşıp taş gibi oldu, hatta daha da sertleşti. Çünkü içinden pınarlar fışkıran taşlar vardır. Çatlayıp içinden su çıkan, hatta Allah korkusundan aşağı yuvarlanan taşlar da vardır. Yaptığınız hiçbir şey, Allah'a gizli kalmaz.

75.Şimdi bunların size inanıp güvenmelerini mi bekliyorsunuz? İçlerinden bir kısmı, Allah'ın sözünü dinleyip akıllarına da yattıktan sonra onu başka tarafa çekerler. Bunu da bile bile yaparlar.

76.Allah'ın Kitabına inanıp güvenenlerle karşılaşınca "Biz de inanıp güveniyoruz" derler. Birbirleriyle baş başa kalınca da şöyle derler: "Allah'ın size gösterdiği şeyi (Kitabın doğru olduğunu) ne diye onlara söylüyorsunuz? Rabbinizin katında size karşı delil getirsinler diye mi? Hiç aklınızı kullanmaz mısınız?"

77.Allah'ın, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bildiğinin farkında değiller mi?

78.Onların bir kısmı ümmidir (anasından doğduğu gibi kalmış), kendi kuruntuları dışında Tevrat'ı bilmezler, onlar sadece zanda bulunurlar. 

79.Kitabı elleriyle (tahrif ederek) yazıp, sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu, Allah katındandır diyenlerin vay haline!" Elleriyle yazdıklarından dolayı yazıklar olsun onlara, kazandıklarından dolayı da yazıklar olsun!  

80."Bize, sayılı günler dışında azap dokunmayacak" diyorlar. De ki: "Yoksa Allah'tan bir söz mü aldınız! Allah, sözünden dönmez. Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyler mi uyduruyorsunuz?"

81.Hayır, iş onların sandığı gibi değil! Günah işleyen ve bunu hayat tarzı haline getirerek günaha batan kişiler cehennem ehlidir ve orada ebedi olarak kalacaklardır.

82.İman edip salih amel işleyenler ise cennet ehlidir ve onlar orada ebedi kalacaklardır.                       

83.Bir zamanlar İsrailoğullarına: “Allah’tan başkasına kulluk etmeyeceksiniz, ana-babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara iyilik edeceksiniz. İnsanlara doğru ve güzel söz söyleyin, namazı kılın, zekâtı verin” diye emretmiş ve kendilerinden de söz almıştık. Sonunda çok azı müstesna, verdikleri sözden döndüler.

84. ”Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye sizden söz almıştık, siz de bunu kabul etmiştiniz ve şahitlik etmiştiniz.                                                    

85.Ama siz yine birbirinizi öldürüyorsunuz, kesin yasak olmasına rağmen kavminizden bir kısmını yurtlarından çıkarıyor, onlara karşı yapılan kötülüklere ve düşmanlığa destek veriyorsunuz. Elinize esir düştüklerinde de fidye karşılığında serbest bırakıyorsunuz. Yoksa siz kitabın bir kısmına inanıp, bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir! Âhiret de ise çok şiddetli bir azaba mahkûm olmaktır. Allah, bütün bu yaptıklarınızı bilmektedir.               

86.İşte onlar, âhireti feda edip dünya hayatının satın alan kimselerdir. Onların cehennemdeki azapları hiç hafifletilmeyecek ve onlara yardım da edilmeyecektir.

87.Musa'ya o kitabı vermiş, ardından da onun izinden giden resüller (elçiler) göndermiştik. Meryem oğlu İsa'ya da açık belgeler (mucizeler) vermiş, onu Kutsal Ruh (Cebrail) ile güçlendirmiştik. Hoşunuza gitmeyen mesajla gelen her elçiye küstahça başkaldırdınız. Kimini yalancılıkla itham ediyor, kimini de öldürüyorsunuz!

88.Onlar "bizim kalbimiz kapalı" dediler. Hayır, âyetleri inkâr ettiklerinden dolayı Allah onlara lanet etti (dışladı). Onların pek azı inanır.

89.Nihayet Allah katından, yanlarındaki olanı onaylayan kitap geldi. Önceleri kâfirlere karşı, bu kitapla önlerinin açılmasını bekliyorlardı. Ama bekledikleri bu kitap (Kur'an) gelince, onu inkâr ettiler. Allah'ın laneti (dışlaması) böyle inkârcılaradır.

90.Kendilerini ne kötü sattılar. Allah, seçtiği bir kuluna (Muhammed'e) iyilik edip kitap indirdi diye Allah'ın indirdiği her şeye kendilerini kapadılar. Başlarına gazap üstüne gazap geldi. O kâfirlerin hak ettikleri, alçaltıcı bir azaptır.

91.Onlara, "Allah'ın indirdiği Kur'an'a iman edin" denildiğinde "Biz sadece kendimize indirilen kitaba inanırız" der, onun dışındakileri inkâr ederler. Halbuki Kur'an, ellerindekini (Tevrat'ı) tasdik eden ilahî bir vahiydir. "Gerçekten elinizdeki kitaba inanmış idiyseniz, daha önce Allah'ın (üstelik, sizden olan) nebilerini neden öldürdünüz?" diye onlara sor.

92.Musa size apaçık belgelerle gelmişti. Onun ardından siz yine buzağıyı ilah edinmiştiniz ve böylece kendinize zulmetmiştiniz..

93.Bir gün Tur'u tepenize kaldırarak sizden kesin söz almış, "Size verdiğimize sıkı sarılın ve dinleyin" demiştik. Siz de "Dinledik ve sıkı sarıldık" demiştiniz. Oysa âyetleri görmezlikten gelmeniz sebebiyle buzağı tutkusu içinize işlemişti. De ki: "Bozuk inancınız size ne kötü şeyler yaptırıyor. Eğer gerçekten inansaydınız (böyle yanlışları yapmazdınız)".

94.Onlara de ki: "Eğer ahiret yurdu (cennet), Allah katında sadece size aitse ve siz de bu inancınızda samimi iseniz, hemen ölümü isteyin de görelim."

95.Fakat onlar, daha önce işledikleri günahlar yüzünden hiçbir zaman ölümü isteyemezler. Allah, zalimleri çok iyi bilir.

96.Sen onları, (ölümü istemek bir yana) insanların içinde yaşamaya en düşkün olanlar olarak bulursun, hatta onlar müşriklerden daha çok dünyaya düşkündürler. Onların her biri bin yıl yaşamayı arzu ederler. Ne kadar yaşarlarsa yaşasınlar, bu onları azapdan kurtaramayacaktır. Allah, onların her yaptıklarını görmektedir.

97.De ki: "Kim Cebrail'e düşmanlık ederse, iyi bilsin ki, ellerindeki kitabı tasdik eden, inananlar için bir rehber ve müjde olan bu vahyi senin kalbine Allah'ın izniyle o (Cebrail) indirmiştir."                

98.Kim; Allah’a, meleklerine, elçilerine (resüllerine) , Cebrail’e ve Mikail’e düşman olursa bilsin ki Allah da böyle kâfirlerin düşmanıdır. 

99.Andolsun ki, sana apaçık âyetler indirdik. Onları fâsıklardan başka kimse inkâr etmez.

100.Bunlar ne zaman bir anlaşma yapsalar, içlerinden bir grup onu bozup atmıyor mu? Hatta bunların çoğunun inancı bile yoktur.

101.Allah tarafından kendilerine gelen vahyi tasdik eden bir resül geldiğinde, Ehl-i Kitaptan bir grup sanki hiçbir şey bilmiyorlarmış gibi Allah'ın kitabına sırtlarını döndüler.

102.Onlar, Süleyman'ın iktidarı aleyhine şeytan tabiatlı kimselerin anlattıkları şeye uydular. Süleyman kâfir olmadı ama, insanlara o büyülü sözleri öğreten şeytan tabiatlı kimseler kâfir oldular. Yine onlar, Bâbil'de Hârût ve Mârût adlı iki melikin (şehzadenin) başına gelenlerin de arkasına düştüler. Halbuki onlar: "Biz bir imtihan vasıtasıyız, sakın büyü yaparak kâfir olmayın!" demeden kimseye bir şey öğretmezlerdi. Onlar, bu ikisinden, karı kocanın arasını açacak şeyler öğreniyorlardı, ama Allah'ın izni olmadan kimseye zarar veremezlerdi. Onlar, bunu tercih edenin ahirette hiçbir nasibi olmadığını da çok iyi biliyorlardı. Onlar, kendilerini ne kötü bir şey karşılığında sattılar. Keşke bunu da bilselerdi!

103.Onlar, iman ederek Allah'ın emrine karşı gelmekten sakınsalardı, Allah'ın onlara vereceği sevap daha da hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdi!

104.Ey inananlar! Resüle, “râinâ” (bizi güt, olmaz olası) demeyin, “unzurnâ” (bizi koru, gözet) deyin ve onu dinleyin. İnkâr edenleri acı bir azap beklemektedir. 

105.Ehl-i Kitap'tan kâfir olanlarla müşrikler, Rabbinizden size hayırlı bir şeyin (risaletin ve vahyin) gelmesini istemezler. Halbuki Allah, rahmetini (risaleti ve vahyi) dilediğine verir ve büyük ikram sahibidir.

106.Biz, daha iyisini veya aynısını getirmedikçe (önceki ümmetlere indirilen) bir âyeti (delili) neshetmeyiz veya unutturmayız. Allah, her şeye kadirdir.

107.Göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allah'a aittir. Allah ile aranıza koyacağınız bir veliniz (yakınınız) ve yardımcınız da yoktur.

108.Yoksa size gelen elçiden, daha önce Musa'dan istenene benzer şeyleri mi istiyorsunuz? Kim; (böyle isteklerde bulunarak) imanı bırakıp küfrü tercih ederse, o doğru yoldan sapmıştır.

109.Kitap ehlinden birçoğu, inanıp güvenmenizden sonra sizin Kitap'tan yüz çevirmenizi isterler. Bunu, gerçekleri görüp bildikten sonra, içlerindeki kıskançlıktan dolayı yaparlar. Allah'ın emri gelinceye kadar onlara ilişmeyin, kendi hallerinde bırakın. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.

110.Namazı hakkıyla eda edin, zekâtı verin! Bu dünyada hayır olarak yaptıklarınızın mükâfatını âhirette Allah katında bulursunuz. Zira Allah, yaptığınız her şeyi görmektedir.            

111.Kitap ehli, “Yahudiler veya Hıristiyanlar hariç, hiç kimse cennete giremeyecek” dediler. Bu onların boş kuruntusudur. Sen onlara de ki: “Doğru söylüyorsanız, delilinizi getirin”!                  

112.Bilâkis, cennete asıl girecek olanlar, bütün ihlas ve samimiyetiyle Allah’a teslim olmuş olanlardır. Onlar, yaptıklarının mükâfatını Allah katında bulacaklar. Onlara korku yoktur ve onlar üzüntü de duymayacaklardır.

113.Kitab'ı okudukları halde; Yahudiler "Hristiyanların dini bir temeli yoktur", Hristiyanlar da "Yahudilerin dini bir temeli yoktur" derler. Bilmeyenler de benzer şeyler söylerler. Allah, onların anlaşamadıkları konudaki hükmünü kıyamet günü verecektir.

114.Allah’ın mescitlerinde O'nun adının anılmasını engelleyen ve orayı harabeye çevirmeye çalışandan daha zâlim kim vardır? Onlar, korkuya kapılmadan oralara giremezler. Onlar için dünyada rezillik ve ahirette de büyük azap vardır.

115.Doğu da, batı da Allah'ındır. Bu bakımdan nereye dönerseniz dönün, sonuçta O'na yönelmiş olursunuz. Allah her şeyi kuşatan ve her şeyi bilendir.

116.”Allah çocuk edindi” dediler. Hâşâ, O'nun çocuğa ihtiyacı mı olur! Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur, hepsi O’na boyun eğmiştir.                                                            

117.O, gökleri ve yeri örneksiz ve eşsiz güzellikte yaratandır. Bir şeyi yaratmak istedi mi, ona sadece “Ol” der, o da hemen oluşmaya başlar. 

118.İlimden yoksun olanlar; "Allah bizimle konuşsa yahut bize bir mucize gelse ya!" derler. Onlardan öncekiler de aynen öyle diyorlardı, kalpleri birbirine benzedi. Biz, inanmak isteyen bir topluluk için âyetleri açık açık gösterdik.

119.Biz seni, doğru bilgiyle müjdeleyesin ve onunla uyarasın diye elçi gönderdik. Sen, cehennem halkından sorumlu tutulmayacaksın.

120.Sen onların dinlerine uymadıkça, Yahudiler ve Hristiyanlar asla senden memnun olmazlar. Onlara de ki: "Doğru yol Allah'ın gösterdiği yoldur." Sana bu bilgi geldikten sonra eğer onların isteklerine uyarsan, Allah'ın azabından seni koruyacak dost da (veli de), yardımcı da bulamazsın.

121.Kendilerine verdiğimiz Kitaba hakkıyla uyanlar, bu Kitaba (Kur'an'a) inanırlar. Bunu inkâr edenler ise hüsrana uğrayanlardır.

122.Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi çağınızın diğer milletlerine üstün kıldığımı aklınızdan çıkarmayın! (Her Nebinin ümmeti inandığı sürece, o dönemin en üstün toplumu olur.) (Bak: Ali İmrân 3/139: "Eğer gerçekten inanıyorsanız, en üstün olan sizler olursunuz!")

123.Öyle bir günden (Mahşer gününden) sakının ki: O gün hiçbir kimse bir başkasının günahını yüklenemez, hiçbir kimseden fidye kabul edilmez, şefaatin kimseye faydası olmaz ve hiçbir kimse başkasından yardım da göremez.

124.Bir zamanlar Rabbi, İbrahim'i birtakım sözlerle imtihan etmiş, o da tam olarak başarı göstermişti. Rabbi de ona "Ben, seni insanlara imam (önder) yapacağım!" dedi. O da "soyumdan da olsun!" deyince Rabbi, "Yanlış yapanlar sözümün kapsamına girmez" dedi.

125.Biz, Beytullah’ı (Kâbe’yi) insanlara sevap kazanılacak bir toplantı ve güven yeri yaptık. Siz de İbrahim’in makamından bir namaz (dua) yeri edinin. İbrahim ve İsmail’e de şöyle emrettik: “Tavaf edenler, itikâfa girenler, rükû ve secde edenler için bu Ev’imi tertemiz tutun!”

126.Bir gün İbrahim şöyle dua etti: "Rabbim, burayı güvenli bir şehir yap! Buranın halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları her üründen yararlandır!" Allah şöyle buyurdu: "Âyetleri görmezlikten gelenlere de bir süre nimet verir, sonra onları (inkârda direnenleri) ateş azabına mahkûm ederim. Ne kötü hale düşmektir o!"

127.İbrahim, İsmail ile beraber Kâbe'nin temellerini yükselttiği sırada şöyle yalvardı: "Rabbimiz, bunu bizden kabul et, işiten ve bilen Sen'sin!"

128."Rabbimiz! İkimizi de Sana teslim olmuş kişiler yap, soyumuzdan gelenlerden de Sana teslim olmuş bir toplum oluştur! Bize menâsikimizi (hac ve umre yapacağımız yerleri) göster ve tevbemizi kabul et! Sana yönelenleri (tevbe edenleri) kabul eden, iyiliği bol olan Sen'sin.

129."Rabbimiz! Bunların içinden bir elçi çıkar da onlara senin âyetlerini okusun! Kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları geliştirsin! Üstün olan, doğru karar veren Sen'sin!"

130.kendini zavallı duruma sokandan başka kim İbrahim'in dininden yüz çevirir? Biz onu dünyada seçkin kıldık, ahirette de iyiler arasında olacaktır.

131.Çünkü Rabbi ona (İbrahim’e), “Müslüman olup bana teslim ol!” dediğinde o şu cevabı vermişti “Âlemlerin Rabbine teslim oldum!” 

132.İbrahim de bunu kendi oğullarına vasiyet etti. Yakup da, “Oğullarım! Allah sizin için bu dini seçti, o halde sadece müslümanlar olarak can verin!” dedi.  

133.Yakub ölmek üzereyken onun yanında mıydınız? Oğullarına, "Benim vefatımdan sonra kime kulluk edeceksiniz?" diye sormuş, Onlar da: "Ataların İbrahim, İsmail, İshak'ın ve senin tek İlahın olan Allah'a kulluk edeceğiz. Biz zaten O'na teslim olmuş kimseleriz!" demişlerdi.

134.Onlar gelip geçmiş bir toplumdur. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız size aittir. Siz onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz.

135.Buna rağmen Yahudiler, “Yahudi olun", Hıristiyanlar da "Hıristiyan olun" ki doğru yolu bulasınız deyip duruyorlar. Sen onlara de ki: "Biz, sadece Allah'a kul olan İbrahim’in dinine uyarız. Siz de ona uyarsanız doğru yolu bulursunuz. O, müşriklerden değildi."

136.Siz şöyle deyin: “Biz Allah’a inanıp güvendik; bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilenlere, Musa’ya ve İsa’ya indirilenlere, Rableri tarafından bütün Nebilere ne verilmişse hepsine inandık. Onların hiçbirini diğerinden ayırmayız. Biz Allah'a teslim olmuş kimseleriz." 

137.Onlar da sizin inandığınız gibi inanırlarsa, işte o zaman doğru yola gelmiş olurlar. Bundan yüz çevirirlerse, tam bir sapıklık içine girmiş olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter, zira O işiten ve bilendir.

138.(Onlara şöyle deyin): “Biz Allah’ın boyasını bozmayız (yarattığını değiştirmeye kalkmayız). Kim Allah’tan daha güzel bir boya vurabilir ki? Biz yalnız O’na kulluk eden kimseleriz.”

139.(Kitap Ehli’ne) de ki: “Allah’ın tasarrufları hakkında bizimle tartışıyor musunuz? O, bizim Rabbimiz olduğu gibi sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımızın sorumluluğu bize, sizin yaptıklarınızın sorumluluğu size aittir. Biz O’na gönülden bağlı kimseleriz.”

140.Yoksa siz “İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz?” De ki: “Siz Allah’tan daha iyi mi biliyorsunuz?” Allah’ın kendisine gösterdiği bir gerçeği gizleyenden daha zalim kim olabilir? Ama, yaptığınız hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.

141.Onlar ömürlerini tamamlayarak gelip geçmiş bir kavimdi. Onların kazandıkları onlara, sizin kazandıklarınız da size aittir ve siz onların yaptıklarından sorumlu tutulmayacaksınız ve onların yaptıklarının da size bir faydası olmayacaktır.

142.İnsanlardan bir kısım akılsızlar şöyle diyecekler: “Daha önce yöneldikleri kıbleden onları çeviren sebep nedir?”  Onlara de ki: “Doğu da Allah’ındır, batı da! O, lâyık gördüklerini doğru yola iletir.”

143.(Ey müminler!) İşte böylece sizi merkezi bir ümmet yaptık. Resul örnek ve öncü olsun, siz de insanlığa örnek ve öncü olun. Resul’e uyanlarla uymayanları seçip ayırmak için, senin içinden geçirdiğin yeri kıble yaptık. Onun değişmesi, Allah’a gönülden yönelen kimselerden başkasına ağır gelir. Allah, (Kâbe’nin tekrar kıble olacağına dair) sizin inancınızı zayi edecek değildir. Elbette Allah, insanlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.

144.(Ey Nebi!) Yüzünü sık sık gökyüzüne çevirip durduğunu görüyorduk. İşte şimdi seni istediğin kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram’dan yana çevir. (Müminler siz de) Nerede olursanız olun (namazda) yüzünüzü o yana çevirin! Ehli Kitaptan olanlar, bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu iyi bilirler. Allah, yaptıkları her şeyden haberdardır.

145.Ehli Kitaptan olanlara bütün delilleri getirsen de yine senin kıblene uymazlar. Sen de artık onların kıblesine uyacak değilsin. Onlardan hiçbiri de diğerinin kıblesine uymazlar. Sana gelen bu bilgiden sonra onların isteklerine uysaydın, kendine zalimlik etmiş olurdun. [Yahudiler Beyt-i Makdis’e (Kudüs’teki Süleyman Mabedine), Hıristiyanlar ise doğuya dönerler.]

146. Ehli Kitaptan olanlar bunu (Kabe’nin tekrar kıble olacağını), kendi öz oğullarını bildikleri gibi iyi bilirler. Ama onların bir kısmı, bile bile bu gerçeği gizlerler.

147.(Ey Resül!) Kâbe’nin kıble olmasıyla ilgili hüküm senin Rabbinden gelmiştir. Sakın en ufak bir tereddüde kapılma!

148.Her toplumun yöneldiği kendine özgü bir kıblesi vardır. O halde siz (kıble konusunu tartışmak yerine) birbirinizle hayırlı işlerde yarışın. Nerede olursanız olun, Allah (hesaba çekmek üzere kıyamette) sizi bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah’ın, her şeye gücü yeter.

149.Namaza kalktığın her yerde yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Bu, Rabbinin gelen bir emirdir. Yaptığınız hiçbir şey, Allah’a gizli kalmaz.

150.Nerede (namaza) kalkarsan, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız olun (namazda) yüzünüzü onun tarafına çevirin ki, kıble konusunda insanların size karşı kullanacakları bir delili olmasın. Kıble konusunda sizinle mücadele edenlerden korkmayın, bana karşı gelmekten korkup çekinin. Böylece, Ben de size olan nimetimi tamama erdireyim, sizler de umduklarına kavuşan kimseler olun.

151.Bunun için; âyetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi size bildirecek, içinizden bir resül (elçi) gönderdik.

152.Beni aklınızdan çıkarmayın ki, Ben de sizi çıkarmayayım! Bana şükredin ve asla nankörlük etmeyin.

153.Ey iman edenler! Sabrederek ve dik durarak/yardımlaşarak Allah’tan yardım isteyin! Çünkü, Allah sabredenlerin yanındadır.

154.Allah yolunda öldürülenlere “ölüler” demeyin! Onlar diridirler ama siz fark edemezsiniz.

155.Mallarınızdan, canlarınızdan ve ürünlerinizden eksilterek; sizi biraz korku ve biraz açlıkla yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz. Sen, sabırlı davrananlara müjde ver!

156.Onlar, başlarına bir musibet gelince: “Bizim bütün varlığımız Allah’ındır ve sonunda yine O’nun huzuruna çıkarılacağız” derler.

157.İşte bunlar, Rablerinin her türlü desteği ve bağışlamasına mazhar olanlardır. (Âhiretteki) Hedeflerine ulaşacak olanlar da onlardır.

158.Safâ ile Merve, Allah’a kulluğun simgelerindendir. Kim hac veya umre niyetiyle Kâbe’yi tavaf ederse, o ikisi arasında tavaf etmesinde bir günah yoktur. Kim bir iyiliği içinden gelerek yaparsa, bilsin ki her şeyi bilen ve yapılan iyiliğin karşılığını eksiksiz veren Allah’tır.

159.Katımızdan indirdiğimiz apaçık belgeleri ve delilleri Kitapta insanlara bildirdikten sonra onu gizleyenlere; Allah ve lânet etme yeteneğine sahip tüm varlıklar lânet edeceklerdir.

160.Tevbe eden, kendini düzelten ve gizlediklerini açıklayanlara gelince; onların tevbesini kabul edeceğiz. Zira Allah, tevbeleri kabul eden ve merhameti sonsuz olandır.

161.Âyetleri inkâr eden ve kâfir olarak ölenlere gelince, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti onların üzerinedir.

162.Onlar sürekli lânetlenmiş olarak orada kalacaklardır. Ne azapları hafifletilecek, ne de göz açtırılacaktır.

163.Sizin ilâhınız bir tekdir, Allah’tır. Ondan başka tapılmaya lâyık hiçbir varlık yoktur. O, rahman ve rahimdir.

164.Göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün art arda gelişinde, gemilerin insanlara faydalı yükler taşıyarak denizde yüzüp gidişinde, Allah’ın gökten indirdiği yağmurla ölü toprakları diriltmesinde, her türdeki canlıyı yeryüzüne yaymasında, Allah’ın emrine boyun eğmiş rüzgârları ve bulutları istediği yöne çevirmesinde, aklını kullanan bir topluluk için Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren deliller vardır.

165.Öyle insanlar vardır ki, Allah’tan başka birtakım varlıkları O’na denk tutar ve onları Allah’ı sever gibi severler. Gerçek müminler ise, bütün benlikleriyle Allah’ı severler. Kendilerine zulmedenler, azaba uğratıldıkları zaman görecekleri ve anlayacakları gibi “bütün kudretin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çetin olduğu” gerçeğini keşke anlasalardı!

166.Azabı gördüklerinde, müşriklerin önderleri kendilerine uyanları terk ederler ve aralarındaki bütün bağları tamamıyla koparırlar.

167.Onlara uyanlar şöyle derler: “Keşke elimize (dünyaya dönme) fırsatı geçse de, onların bize sırt döndükleri gibi biz de onlara sırtımızı dönsek.” Böylece Allah, onların yaptıklarını içlerini yakacak şekilde gösterecektir. Artık onlar, o ateşten çıkacak değillerdir.

168.Ey insanlar! Yeryüzündeki helal ve temiz olan her şeyden yararlanın! Şeytanın izinden gitmeyin! Zira o sizin düşmanınızdır.

169.O (Şeytan) size; sadece kötülüğü, haddi aşmayı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.

170.Onlara “Allah’ın indirdiklerine uyun!” denildiğinde, “Hayır! Biz atalarımızdan ne gördüysek ona uyarız!” derler. Ya ataları akıllarını hiç kullanmamış ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?

171.Âyetleri inkâr edenlerin durumu, anlamadığı sese karşı öten (cevap veren) karganın durumu gibidir, onların duyduğu sadece bir çağrı ve seslenmeden ibarettir. Sağır, dilsiz ve kör kesilirler. Onlar akıllarını kullanmayanlardır.

172.Ey iman edenler! Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerin temiz olanlarından yiyin! Yalnız Allah'a kulluk ediyorsanız, O'na karşı görevlerinizi hakkıyla yerine getirin.

173.Allah, size yalnızca leşi, akmış kanı, domuz etini ve Allah’tan başkasının adı anılarak kesilen hayvanı haram kıldı. Kim bunları yemeye mecbur kalır da birinin hakkına saldırmadan ve ihtiyaç sınırını da aşmadan bunlardan yerse, ona bir günah yoktur. Çünkü Allah, çok affedici ve çok merhametlidir. (5.3-16.115)

174.Şüphesiz Allah’ın indirdiği kitaptan bir kısmını gizleyenler ve bunu az bir paha ile değişenler yok mu, işte onların yiyip de karınlarına doldurdukları ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet günü Allah onlarla konuşmayacak, onları temizlemeyecektir. Can yakıcı bir azap da onların olacaktır.

175.Onlar, hidâyet karşılığında sapıklığı, mağfiret karşılığında âzabı tercih edenlerdir. Onlar, ateşe karşı ne kadar da dayanıklılar?

176.Bu âzabın sebebi, gerçeği ortaya koymak için Allah'ın indirdiği kitabı onların inkâr etmeleridir. Kitab'a ters düşenler ise (Allah'ın hükümleriyle) derin bir ayrılık içindedirler.

177.İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı tarafına çevirmeniz değildir. Asıl iyilik; Allah’a, ahiret gününe, meleklere, kitaplara, nebilere inanıp güvenen kişinin yaptığıdır. Bu kişiler; yakınlarına, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışlara, dilenenlere, esir ve kölelere sevdiği maldan harcarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. Anlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirirler. Sıkıntı, hastalık ve savaş zamanlarında sabrederler. İşte doğru olanlar onlardır, müttakîler de onlardır. (76.8)

178.Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas farz kılındı. Hüre karşı hür, esire karşı esir, kadına karşı kadın (öldürebilirsiniz, fazlası değil). Kim, öldürülenin kardeşi (mirasçısı) tarafından bir bedel karşılığı bağışlanırsa marufa uygun olarak bedeli güzelce ödesin. Böyle olması, Rabbiniz tarafından yapılmış bir hafifletme ve bir iyiliktir. Kim bundan sonra da düşmanlığa devam ederse, ona acı bir azap vardır.              

(Not: Kısas Risalesinde ayrıntılı bilgi verilmiştir.)

179.Ey Ulü'l-elbâb (aklı selim ve sağduyu sahipleri), kısasta sizin için hayat vardır, belki bu sayede (birbirinizin kanını dökmekten) korunursunuz.

180.Birinize ölüm gelir de geride mal bırakmış olursa onu; anası, babası ve en yakınları arasında belirlenmiş paylara göre bölüştürmek, içinizden Allah'tan çekinenler üzerine farz kılınmıştır.

181.Bunu duyduktan sonra payları kim değiştirirse günahı değiştirenlerin boynunadır. Allah, işiten ve bilendir.

182.Mirası paylaştıran kişi, bir tarafa meyletmekten veya günaha girmekten korkar da mirasçıları uzlaştırırsa, bundan dolayı günaha girmiş olmaz.

183.Ey iman edenler! Oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi Allah’a karşı gelmekten korunasınız diye size de farz kılındı.

(Not: Oruç Risalesinde ayrıntılı bilgi verilmiştir.)

184.Oruç sayılı günlerde (Ramazan ayında) tutulur. Sizden kim hasta veya yolculuk halinde olup da oruç tutamazsa, tutmadığı günler sayısınca diğer günlerde tutsun. Orucu tutabilecek olanların bir fakiri doyuracak kadar fidye (fitre) vermesi de gerekir. Kim bunu gönülden gelerek ve daha fazla yaparsa bu onun hayrınadır. Orucu zamanında tutmanın sizin için ne kadar hayırlı olduğunu eğer bilirseniz (hasta veya yolcu olduğunuzda bile) tutarsınız.

185.Ramazan; hidâyetin ve hak ile bâtıl ayırımının apaçık delilleri ve insanlara rehber olmak üzere Kur’an’ın indirildiği aydır. Sizden kim o aya erişirse orucunu tutsun. Kim de hasta veya yolculuk halinde olur da oruç tutamazsa, o günlerin sayısı kadar diğer günlerde oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Bunlar, sayıyı tamamlamanız, size doğru yolu gösterdiği için (Bayram namazında) Allah’ı tekbir etmeniz ve Kendisine şükretmeniz içindir.

186.Kullarım sana Beni sorarlarsa Ben onlara yakınım. Bana dua edenin duasına karşılık veririm. Onlar da Benim davetime uysunlar ve Bana iman etsinler ki, doğru yolu bulabilsinler.

187.Oruç tuttuğunuz günlerin gecelerinde, eşlerinizle ilişkide bulunmanız size helal kılındı. Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbise gibisiniz. Allah, nefislerinize karşı koyamayacağınızı bildiği için tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (oruç gecelerinde) eşlerinizle birleşebilir ve Allah’ın sizin için yazacağını (çocuk sahibi olmayı) isteyebilirsiniz. Fecrin olduğu tarafta, ak çizgi kara çizgiden size göre tam seçilinceye kadar yiyip için, sonra orucu geceye (akşama) kadar tamamlayın. Mescidlerde itikâfa girdiğinizde de eşlerinizle ilişkide bulunmayın. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır, sakın bu sınırlara yaklaşmayın. Allah, Kendisine karşı gelmekten sakınsınlar diye âyetlerini insanlara böyle açıklar.

188.Mallarınızı aranızda haksızlıkla yemeyin. Bile bile günaha girip insanların mallarını yemek için mallarınızı yetkililere (rüşvet olarak) vermeyin.

189.Sana hilalleri soruyorlar. De ki: “Onlar, insanlar ve hac için vakit ölçüleridir. Evlere arkalarından girmeniz iyilik değildir. Asıl iyilik, Allah’a karşı gelmekten sakınanların iyiliğidir. Evlere kapılarından girin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki ebedî kurtuluşa eresiniz.”

190.Size karşı savaş açanlarla, siz de Allah yolunda savaşın, fakat aşırılık yapmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez.

191.(Savaşta onları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden (yurdunuzdan), siz de onları çıkarın. (İnanca yönelik) fitne çıkarmak, adam öldürmekten daha ağır bir suçtur. Onlar size Mescid-i Haram civarında savaş açmadıkça siz de onlara savaş açmayın. Eğer onlar size orada savaş açarlarsa siz de onları öldürün. O kâfirlerin cezası işte budur.

192.Onlar savaşa son verirlerse siz de savaştan vazgeçin. Çünkü Allah bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.

193.Zulüm ve (inanca yönelik) fitne ortadan kalkıncaya ve Allah’ın dini hâkim oluncaya kadar onlarla savaşın. Savaşa son verirlerse, zâlimlerden başkasına düşmanlık da sona erecektir.

194.Haram aya saygı, ona saygı duyanlara karşıdır, yasaklar karşılıklıdır. Size kim saldırırsa, siz de o saldırıya denk bir saldırı yapın. Allah’a karşı gelmekten sakının ve şunu bilin ki Allah, kendisinden çekinip korunanlarla beraberdir.

195.Mallarınızı Allah yolunda harcayın da kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik edin, çünkü Allah, iyilik edenleri sever.

196.Başladığınız haccı ve umreyi Allah rızası için eksiksiz ve tam yapın. Eğer engellenecek olur ve tam yapamazsanız, gücünüzün yeteceği bir hedy (kurban) verin ve hedy yerine ulaşıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. İçinizden biri hasta olur yahut başındaki bir rahatsızlığı sebebiyle traş olursa fidye olarak; oruç tutması veya sadaka vermesi yahut kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olup da hacca kadar umre yapan kişi, gücünün yeteceği bir hedy kesmelidir. Kurbana gücü yetmeyenler ise; üç gün hacda ve yedi gün de memleketine döndüğünde olmak üzere toplamı on gün oruç tutmalıdır. Bunlar, Mescid-i Haram civarında ailece oturmayanlar içindir. Allah’a karşı gelmekten korkun ve bilin ki Allah’ın cezası çok şiddetlidir.

197.Hac ayları (her yılın) bilinen aylarındadır. Kim o aylarda hacca başlarsa (ihrama girerse), cinsel konuşma ve ilişkiden, günaha girmekten ve kavgadan uzak durmalıdır. Allah, yaptığınız bütün iyilikleri bilir. Siz (ahirete) azık hazırlayın, azığın en hayırlısı ise takvaya uygun davranmaktır. Ey Ulü’l-elbâb (aklı selim ve sağduyu sahipleri)! Bana karşı gelmekten ve azabımdan sakının.

198.Hac mevsiminde alışveriş yaparak Rabbinizden rızık istemenizde size bir günahı olmaz. Arafat’tan çağlayıp akarken Müzdelife’deki  Meş’ar-i Haram’da Allah’ı anın. O’nu, size gösterdiği gibi anın! Doğrusu siz, bundan önce yolunu şaşıranlar arasındaydınız.

199.Ardından, insanların (daha önce) çağlayıp geldikleri yerden siz de akın ve Allah’tan günahlarınıza bağışlanma dileyin. Doğrusu Allah, çok bağışlayan ve eşsiz merhamet sahibidir.

200.Hac ibadetini yerine getirince, bir zamanlar atalarınızı andığınız gibi, hatta ondan daha coşkulu bir şekilde Allah’ı anın. İnsanlardan bazısı der ki: “Rabbimiz! Bize ne vereceksen bu dünyada ver!” Onların ahirette hiç nasibi yoktur.

201.Bazıları da şöyle der: “Rabbimiz! Bize bu dünyada iyilik güzellik ver, ahirette de iyilik güzellik ver. Bizi o ateşin azabından koru!”

202.İşte bunlar, kazandıklarına karşılık (ahiret nimetlerinden) nasip alacak olanlardır. Zira Allah hesabı çabuk görendir.

203.Allah’ı sayılı günlerde de (atalarınızdan öğrendiğiniz gibi) anın. Kim acele eder, (Mina’dan) iki günde dönerse, sevabında bir eksilme olmaz. Geciken kişinin de sevabında bir eksilme olmaz. Bu, çekinenler için böyledir. Allah’tan çekinip korunun ve bilin ki huzurunda toplanacağınız zat O’dur.

204.Öyle insanlar var ki dünya hayatıyla ilgili sözleri seni hayran bırakır. İçindekine de Allah’ı şahit tutar, ama aslında o yaman bir düşmandır.

205.Eline fırsat geçince tabiatı bozmaya, kaynakları ve nesilleri yok etmeye çalışır. Allah, tabii düzenin (tabiatın) bozulmasını istemez.

206.Ona “Allah’tan çekinip korunun!” denince gurura kapılır ve bu onu daha çok günaha batırır. Onun hakkından cehennem gelir. Ne kötü bir yerdir orası!

207.İnsanlardan kimileri de Allah’ın rızasını kazanmak için canını ortaya koyar. Allah, böyle kullarına karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir.

208.Ey iman edenler, tam bir teslimiyet içine girin! Şeytanın izinden gitmeyin! Çünkü o sizin için açık bir düşmandır.

209.Her şeyi açıkça ortaya koyan deliller (âyetler) geldikten sonra da, doğru yoldan çıkarsanız (şeytana uyarsanız), bilin ki Allah her işinde mükemmel ve her hükmünde tam isabet kaydedendir.

210.Onlar Allah’ın ve meleklerin bulutların arasından gelip müdahale etmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Bilsinler ki; bütün işler sonunda Allah’a dönecektir!

211.İsrailoğullarına, açık âyetlerden (delillerden) ne kadar çok verdiğimizi sor! Kim Allah’ın nimeti olan mesajları kendisine ulaştıktan sonra değiştirirse, Allah’ın vereceği cezayla suç arasında sıkı bir bağ kuracağını bilsin.

212.Kâfirlere yaşadıkları hayat güzel görünür, bu yüzden müminlerle alay ederler. Halbuki, takva sahipleri, kıyamet gününde onlardan üstün konumda olacaklardır. Allah, lâyık gördüklerine hesapsız rızık verir.

213.İnsanlar (bir zamanlar) tek bir toplumdu (sonradan ihtilafa ve çatışmaya düştüler). Allah, onlara müjdeleyici ve uyarıcı olarak Nebi’ler gönderdi, onlarla birlikte gerçeği içeren Kitaplar da indirdi, ki ihtilaf ettikleri konularda insanlar arasında o Kitap hükmetsin. Buna rağmen, kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilafa düşenler Ehl-i Kitaptan başkası değildi. Sonra anlaşamadıkları konuda, Allah iman edenlere doğruya yöneltti. Allah, tercihini doğru yapanın yolunu böyle açar. (4.163,164*6.83-90* 19.30,41,51-58)

214.Öncekilerin başına gelenlerin bir benzeri sizin de başınıza gelmeden, cennete girebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Onlar, uğradıkları zorluk ve sıkıntılardan öylesine sarsılmışlardı ki; (o zaman ki) elçimiz ve onunla birlikte olan müminler; “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyecek hale gelmişlerdi. Şunu iyi bilin ki; Allah’ın yardımı yakındır. (3.142*21.35*29.2)

215.Sana (kime) neyi infak edeceklerini soruyorlar. De ki: “Hayır olarak yapacağınız harcamalar öncelikle; ana-babanıza, yakın akrabanıza, yetimlere, yoksullara ve yolda kalmışlara olmalıdır.” Allah, hayır için yaptığınız her şeyi bilmektedir.

216.Savaş, hoşunuza gitmediği halde size görev olarak (farz) yazıldı. Hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin iyiliğinize olabilir. Hoşunuza giden bir şey de sizin için kötü olabilir. Bunları bilen Allah’tır, siz bilmezsiniz.    (Not: Savaş Risalesinde ayrıntılı bilgi bulabilirsiniz.)

217.Sana haram ayı ve o ayda yapılan savaşı soruyorlar. De ki: “O ayda savaş büyük suçtur. Ama Allah’ın yolundan engellemek, o yolu ve Mescid-i Haram’ın kutsallığını görmezlikten gelmek ve halkını oradan (Mekke’den) çıkarmak, Allah katında daha büyük suçtur. Fakat (inanca yönelik) o fitne adam öldürmekten daha beterdir. Onların güçleri yetse, dininizden çevirinceye kadar sizinle savaşırlar. Sizden kim, dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onun yaptıkları dünyada da ahiretde de boşa gider. Onlar cehennem ahalisidir, orada ebedi kalacaklardır.”

218.İnanıp güvenenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihada (mücadeleye) girenler, Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah, tarifsiz bağışlayan ve eşsiz merhamet sahibidir.                

219.Sana hamr’ı (sarhoşluk veren maddeleri) ve kumarı soruyorlar. De ki: “Onların her ikisinde de insanlar için büyük zararlar ve birtakım menfaatler vardır. Ama bunların verdikleri zararlar, sağlayacakları faydalardan çok daha büyüktür. ”Neyi (hayra) harcayacaklarını” soruyorlar. De ki: “İhtiyacınızdan fazlasını!” Allah, düşünesiniz diye âyetlerini size böyle açıklıyor.

220.Âyetlerimiz hem bu dünya, hem âhiret ile ilgilidir. Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: “En iyisi, onlar için faydalı olanı yapmaktır.” Eğer onları aranıza alırsanız (onlarla beraber yaşarsanız), unutmayın ki onlar sizin kardeşiniz demektir. Allah, fesatçılık yapanı ıslah edenden ayırmasını bilir. Allah sizi sıkıntıya düşürmek isteseydi elbette düşürürdü. Allah, her işinde mükemmel ve her hükmünde tam isabet sahibidir.

221.İman edinceye kadar müşrik kadınlarla evlenmeyin. İman etmiş esir kadın, hür müşrik kadından elbette iyidir, isterse sizi çok etkilemiş olsun. İman edinceye kadar müşrik erkeklere kız vermeyin. İman etmiş esir erkek, müşrik erkekten elbette daha iyidir, isterse sizi çok etkilemiş olsun. Onlar sizi ateşe çağırırlar oysa Allah, sizi kendi rızasıyla cennete ve günahlardan arınmaya çağırır. Allah, âyetlerini insanlara böyle açıklar ki ibret alsınlar.

222.Sana kadınların ay hâli hakkında soruyorlar. De ki: “O bir eziyettir. Ay hâli sırasında kadınlarınızı (rahat) bırakın ve onlar temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendikleri zaman, Allah’ın size emrettiği gibi yaklaşın. ”İyi bilin ki; Allah, tevbe edenleri ve arınıp temizlenenleri sever.

223.Kadınlarınız sizin için ürün veren tarla gibidir. Öyleyse tarlanıza (meşru yoldan) dilediğiniz gibi varın ama öncesinde kendinizi hazırlayın. Allah’tan çekinerek korunun ve bilin ki O’nun huzuruna çıkarılacaksınız. Bunu (bu iyileştirmeyi) inananlara müjdele.

224.Allah’ın adını anarak yaptığınız yeminler sizin; iyilik yapmanıza, sorumluluğunuzun gereğini yerine getirmenize ve insanların arasını düzeltmenize engel teşkil etmesin. Allah, her şeyi işiten ve bilendir.

225.Allah, boş bulunarak yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutmaz ama, bilinçli olarak yaptıklarınızdan sorumlu tutar. Allah tarifsiz bağışlayan, cezalandırmadan önce fırsat verendir.

226.Eşiyle ilişkide bulunmamaya yemin edenlere (ilâ yapanlara), (en çok) dört ay bekleme süresi vardır. Eğer yeminlerinden cayıp eşlerine geri dönerlerse bilsinler ki, Allah bağışlayan ve merhamet edendir.

227.Ama eğer onları boşamaya karar verirlerse bilsinler ki, Allah her şeyi işiten ve bilendir.

228.Boşanmış kadınlar kendi başlarına üç kur’ (temizlik dönemi) beklerler. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın rahimlerinde meydana getirdiklerini (hayız sayısını veya hamileliği) gizlemeleri onlara helâl değildir. Eğer kocaları bekleme süresi zarfında arayı düzeltmek isterse, onları zevce olarak almaya öncelikleri vardır. Kocaların karıları üzerinde (sorumluluklarına uygun ve örfe göre) belli hakları olduğu gibi kadınların da kocaları üzerinde (sorumluluklarına uygun ve örfe göre) belli hakları vardır. Ancak kocalar için bir derece daha üstünlük söz konusudur. Allah üstün kudret sahibidir, her hükmü ve fiili mutlak isabetlidir.

229.O talak (dönüşü mümkün olan boşama) iki defa olur. Bundan sonra kadını ya iyilikle tutmak ya da (son defa boşayıp) güzellikle ayrılmak gerekir. Allah’ın koyduğu sınırlarda duramayacağınızdan korkmanız hariç, onlara verdiklerinizden (mehir ve hediyelerden) bir şeyi geri almanız size helâl olmaz. (Ey iman edenler!) Allah’ın koyduğu sınırlarda eşlerin duramayacaklarından endişe ederseniz, bu durumda kadının (kocasından aldıklarını) fidye olarak verip kendini kurtarmasında (iftida hakkı) her ikisi için de günah olmaz. Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır, sakın ha onları aşmayın. Allah’ın koyduğu sınırları aşanlar, kendilerine zulmetmiş olurlar.

230.Erkek karısını üçüncü defa boşarsa, artık kadın ona helal olmaz. Kadın başka bir erkekle evlenir (asla hülle değil) ve o da boşarsa o zaman eğer Allah’ın koyduğu sınırlarda kalacakları kanaatine varırlarsa, tekrar birbirlerine dönmelerinde ve yeniden evlenmelerinde bir günah olmaz. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Allah, bunları bilen ve anlayan bir topluluk için açıklamaktadır.

231.Karılarınızı boşadığınızda ve bekleme sürelerinin sonuna vardıklarında, onları marufa uygun olarak tutun veya marufa uygun olarak bırakın. Onları, haklarını alarak zarara uğratmak için tutmayın, bunu yapan haddi aşmış olur. Kim böyle yaparsa kendine zulmetmiş olur. Allah’ın âyetlerini hafife almayın, Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini aklınızdan çıkarmayın. O, indirdiği kitap ve hikmet ile size öğüt vermektedir. Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Allah’ın her şeyi bildiğini unutmayın.

232.Boşadığınız kadınlar bekleme sürelerinin sonuna vardıklarında, marufa uygun olarak koca adaylarıyla anlaştıkları takdirde evlenmelerine engel olmayın. Bu, içinizden Allah’a ve ahiret gününe inananlara bir uyarıdır, sizin için hayırlı olan budur. Allah her şeyi bilir, fakat siz bilmezsiniz.

233.Analar çocuklarını iki tam yıl emzirsinler, bu emzirmeyi tamamlamak isteyenler içindir. Anaların marufa uygun olarak yiyeceğini ve giyeceğini temin etmek çocuğun babasına aittir. Hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklenmez. Çocuğu yüzünden ne anası zarara sokulur, ne de babası. (Çocuğun babası vefat etmişse) varislerinin sorumluluğu da aynıdır. Eğer çocuğun (boşanmış) ana ve babası karşılıklı anlaşmayla çocuğu (daha erken) sütten kesmek isterlerse, bu ikisine günah olmaz. Çocuğun emniyetini sağlamanız şartıyla, çocuklarınıza süt anne tutmanızın size bir günahı olmaz. Allah’tan korkun ve Allah’ın her şeyi gördüğünü bilin.

234.İçinizden ölen erkeklerin geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına dört ay on gün beklerler. Sürelerin sonuna vardıklarında, kendileri için marufa uygun olarak yaptıklarından size bir günah olmaz. Allah, yaptığınız her şeyin iç yüzünü bilmektedir.

235.(İddet bekleyen) kadınlara, evlenme arzunuzu imâ etmekte veya niyetinizi içinizde saklamanızda size bir vebal yoktur. Zira Allah, sizin bunu ileride onlara anlatacağınızı bilir. Ama, duygularınızı birbirinize gizlice açmayın, marufa uygun bir söz söylemeniz başka. Belirlenmiş olan (iddet süresi) sona erinceye kadar, aranızda evlilik bağı kurmaya kalkmayın. Allah’ın içinizden geçeni bildiğini asla unutmayın ve Allah’tan çekinin. Allah çok bağışlayan ve hükmünü acele vermeyendir. 

236.Mehirlerini kesinleştirmeden ve ilişkiye girmeden kadınları boşamanızda size bir günah yoktur. Bu durumda bile onlara destek olun. İmkânı geniş olan gücü ölçüsünde, darlık içinde olan da ona göre ve makul bir şekilde destek olsun. Bu, güzel davrananlar üzerine bir borçtur.

237.Mehirlerini kesinleştirdiğiniz kadınları ilişkiye girmeden boşarsanız, onlara tespit ettiğiniz mehrin yarısını verin. Ancak kadının ya da nikah bağını elinde tutan kimsenin mehri almaktan vazgeçmesi başka. (Ey erkekler!) Sizin bağışlamanız takva açısından daha uygundur. Birbirinize erdemli davranmayı ihmal etmeyin. Şüphesiz Allah, yaptığınız her şeyi görmektedir.

238.Namazlara ve orta namazına özen gösterin ve Allah’ın huzurunda gönülden bir bağlılıkla durun! (11.114*17.78*30.17,18)

239.Fakat tehlikedeyseniz, namazı yaya yahut binek üstünde eda edin. Güvene kavuştuğunuzda, bilmediğiniz şeyleri size öğreten Allah’ın öğrettiği gibi (namazı kılarak) Allah’ı anın. (4.101)

240.Vefat ettiğinde geride eş bırakacak olan erkekler; eşlerinin kendi  evlerinden çıkarılmadan bir yıllık geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Ama onlar kendiliklerinden çıkarlarsa, onların kendileri hakkında makul kararları uygulamalarından size bir günah olmaz. Allah, her işinde mükemmel ve her hükmünde tam isabet edendir.

241.Kocaları tarafından boşanmış kadınların da örfe uygun olarak geçimlerini sağlama hakları vardır ki bunun sağlanması müttakiler üzerine bir borçtur.

242.Allah, aklınızı kullanmanız için size âyetlerini böyle açıklar.

243.Binlerce kişi oldukları halde, düşman ve ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenlerin başından geçenleri bilir misin? Allah onları ölümden beter olan (hezimet, esaret gibi) felaketlere düçar etti. (Düşmanlarıyla mücadeleyi göze aldıklarında ise) Allah onlara onurlarıyla yaşama imkânı verdi. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok lütufkardır, ancak insanların çoğu O’nun bunca lütfuna şükretmezler.

244.Öyleyse siz Allah yolunda savaşın. Allah, her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.

245.Kim Allah’a gönül rızasıyla Karz-ı Hasen (güzel bir ödünç) verirse, Allah ona kat kat fazlasını verir. Daraltan da Allah’tır, genişleten de. Zaten O’nun huzuruna çıkarılacaksınız.

246.Musa’dan sonraki dönemde İsrailoğullarının ileri gelenlerinin yaptıklarını biliyor musun? Nebîlerine: “İçimizden bir komutan tayin et de Allah yolun da savaşalım” demişlerdi. Nebî onlara: “Ya savaş emredilir de savaşmazsanız?” diye karşılık vermişti. Onlar: “Allah yolunda neden savaşmayalım ki? Hem yurdumuzdan sürülmüşüz ve hem de çoluk çocuğumuzdan ayrı düşmüşüz!” dediler. Ama savaş üzerlerine yazılınca, pek azı dışında hepsi kaçıverdi. Allah, o zalimleri çok iyi bilmektedir.

247.Nebî’leri onlara: “Allah, size komutan olarak Tâlût’u atadı” dedi. Onlar: “O bize nasıl komutan olabilir? Komutanlık ondan çok bizim hakkımızdır. Onun fazla bir malı-mülkü de yok!” diyerek itiraz ettiler. Bunun üzerine Nebî: “Onu sizin üzerinize Allah seçti. O bilgili ve bahadır birisi. Allah, dilediğine (tercih ettiğine) yetkiyi verir. Allah, her şeyi kuşatan ve her şeyi bilendir.”

248.Nebî’leri onlara şunu da dedi: “Tâlût’a komutanlık verildiğinin işareti, Rabbiniz tarafından gönül ferahlığı ve güven duygusuna vesile kılınan, içinde Musa ile Harun ailesinden kalan bazı eşyalar bulunan ve meleklerce taşınan Ahid Sandığı’nın (tekrar) sizin elinize geçmesidir. Eğer inanıyorsanız bunda sizin için gerçek bir işaret vardır.”

249.Tâlût ordusuyla birlikte sefere çıktığında, askerlerine dedi ki: ”Allah, (bana bağlılığınızı belirlemek için) sizi bir nehirle imtihandan geçirecektir. Kim o nehirdeki sudan kana kana içerse benden değildir. İçmeyenler ise benimle olanlardır, eliyle bir avuçdan fazla içmeyenler de bana bağlı sayılırlar.” Sonra pek azı müstesna büyük çoğunluğu o sudan içtiler. Tâlût’a inananlar nehri geçince şöyle dediler: “Bu gün Câlût (Golyat) ve askerlerine karşı koyacak gücümüz kalmadı.” Buna karşılık, (öldükten sonra) Allah’ın huzuruna çıkacaklarına kesinlikle inananlar ise şöyle dediler: “Geçmişte nice küçük birlikler, kendilerinden çok fazla olan ordulara karşı, Allah’ın izniyle zafer kazanmıştır. Bilin ki Allah, güçlüklere göğüs gerenlerle beraberdir.”

250.Onlar, Câlût (Golyat) ve ordusunun karşısına çıktıklarında şöyle dua ettiler: “Ey Rabbimiz! Bize sabır ve dayanma gücü ver! Ayaklarımızı sabit kıl! Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!”

251. Sonunda Allah’ın izniyle, Câlût’un (Golyat’ın) ordusunu bozguna uğrattılar. Davut da, Câlût’u (Golyat’ı) öldürdü. Allah da Davut’a Nebi’lik ve hikmet verdi, ona uygun gördüğü her şeyi öğretti. Allah, bazı insanların şerrini, diğer bazı insanlar vasıtasıyla engellemeseydi, yeryüzünde düzen tamamen alt-üst olurdu. Allah’ın ikramı çok geniştir ve herkesi kapsamaktadır.

252.Bütün bunlar Allah’ın âyetleridir. Biz bunları sana, (öğüt, ibret ve hidayet) olsun diye anlatıyoruz. Çünkü, sen de Allah’ın elçilerindensin.

253.Allah, bu elçilerine birbirlerinden farklı özellikler verdi. Kimisiyle konuştu, kimine de yüksek mertebeler bahşetti. Meryem oğlu İsa’ya da açık mucizeler verdi ve onu Kutsal Ruh ile destekledi. Allah dileseydi, o elçilerin ümmetleri kendilerine bunca âyet ve mucizeler geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı. Fakat onlar ayrılığa düştüler, bir kısmı iman etti, bir kısmı da inkâr ettiler. Evet, Allah dileseydi onlar birbirleriyle savaşmazlardı. Ama Allah (kullarını imtihandan geçirmeyi) dilemektedir.

254.Ey iman edenler! İçinde hiçbir alışverişin, dostluğun ve şefaatin (arka çıkmanın) olmayacağı bir gün gelmeden önce, size rızık olarak verdiklerimizden infak edin. Bunu görmezlikten gelenler, zalimlerin ta kendileridir.

255.O, Allah’tır. O’ndan başka ilah yoktur. Mutlak diri, hayatın ve varlığın kaynağı ve dayanağıdır, O’nu ne gaflet basar ve ne de uyku. Göklerde ve yerde olan her şey O’nundur. O’nun izni olmadan katında şefaat edecek (birine arka çıkacak) olan kimmiş bakayım? Onların önlerinde (açıkta) olanı da, arkalarında (gizlide) olanı da O bilir. Onlar, O dilemedikçe O’nun ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun hakimiyeti, gökleri ve yeri kapsamaktadır. Bunları gözetip korumak O’na ağır gelmez. O, yüce ve azametli olandır. (Bu âyet, “Âyet-el Kürsi” diye bilinmektedir.)

256.Dinde zorlama yoktur; doğrular, yanlış kurgulardan iyice ayrılmıştır. Kim sapkınlık edenleri reddederek Allah’a inanıp güvenirse, kopması imkânsız bir kulpa yapışmış olur. Allah, her şeyi işitip bilendir.

257.Allah, inanıp güvenenlerin velisidir (en yakınıdır), O, onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin kendilerine veli (en yakını) bildikleri ise tağutlardır, onlar da bunları aydınlıktan çıkarıp karanlıklara sokarlar. Bunlar cehennem ehlidirler, orada ebedi kalacaklardır.

258.Allah kendisine bir krallık verdi diye, Rabbi hakkında İbrahim’e karşı delil getireni bir baksana? İbrahim; “Yaşatan ve öldüren benim Rabbimdir!” dediğinde o (Nemrut), “ben de yaşatırım ve öldürürüm” dedi. İbrahim, “Allah güneşi doğudan getirir, sen de batıdan getirsene!” deyince, âyetleri inkâr eden o kişi (Nemrut) dondu kaldı. Allah, yanlışlara batan bir topluluğu yola getirmez.

259.Tavanları çökmüş ve duvarları üzerine yıkılmış bir kente uğrayan ve “Allah bu kenti ölümünden sonra nasıl diriltecek?” diyen kimseyi düşündün mü? Allah onu öldürdü ve yüz yıl sonra diriltip “Ne kadar kaldın?” diye sordu. “Bir gün, ya da daha az kaldım” dedi. Allah dedi ki: “Yok, tam yüz yıl kaldın. Yiyeceğin ve içeceğine bak hiç bozulmamış, bir de eşeğine bak! Bu, senin insanlara bir örnek olman içindir. Şimdi de (eşekten kalma) kemiklere bak, onları nasıl birleştireceğimizi ve sonra nasıl ete büründüreceğimizi gör!” Bunları açık seçik görünce dedi ki: “Şimdi anladım, Allah her şeye kadirdir!”

260.Bir gün İbrahim dedi ki: “Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster!” Allah: “Yoksa inanmadın mı?” dedi. İbrahim: “Hayır, inandım da kalbimin mütmain olması için!” dedi. “Öyleyse dört kuş tutup onları kendine alıştır, sonra onların her birini bir dağın zirvesine koy. Nihayet onları kendine çağır, uçarak sana geldiklerini göreceksin. İyi bil ki Allah, her işinde mükemmel ve her hükmünde tam isabet edendir.” dedi. 

261.Mallarını Allah yolunda infak edenlerin durumu, yedi başak bitirmiş ve her başağında yüz tane olan buğday örneği gibidir. Allah, doğru tercihte bulunana kat kat verir. Allah, her şeyi bilen ve lütfu geniş olandır.

262.Mallarını Allah yolunda harcayan, sonra harcadıklarını başa kakıp gönül kırmayan kimselerin Rableri katında mükafâtları vardır. Onlar, korkmayacaklar ve üzüntü de duymayacaklardır.

263.Güzel bir söz söylemek ve birinin ayıbını örtmek, yardım yapıp da sonra onu başa kakmaktan daha iyidir. Allah’ın böyle yardımlara ihtiyacı yoktur, O ceza vermekte acele etmeyendir.

264.Ey iman edenler! Allah’a ve ahiret gününe inanmadığı halde, insanlara gösteriş olsun diye mallarını harcayanlar gibi; başa kakıp gönül yıkmak suretiyle yaptıklarınızı boşa çıkarmayın. Bu kimsenin durumu, üzerinde bir parça toprak bulunan ve şiddetli bir yağmurun çırılçıplak bıraktığı bir kaya gibidir. İşte böyle kimseler (gösteriş için) yaptıkları hiçbir iyilikten sevap elde edemezler. Allah âyetlerini inkâr edenleri umduklarına kavuşturmaz.

265.Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla gönülden gelerek mallarını harcayanların durumu ise, yüksek bir tepedeki toprağı verimli olan bahçeye benzer. Bu bahçeye bol yağmur yağınca iki kat ürün verir. Hatta yağmur yağmayıp, çiseleme olsa bile bahçe yine ürününü verir. Allah, yaptıklarınızı hangi niyetle yaptığınızı bilir.

266.İçinden derelerin aktığı; hurma ve üzümlerle dolu bahçesinde her çeşit ürünlerin bulunduğu; çocukları bakıma muhtaçken sahibine de ihtiyarlığın gelip çatmış olduğu (birini düşünün)? Bu haldeyken, şiddetli bir kasırganın gelip bahçeyi kasıp kavurmasını ister mi? İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar ki düşünüp öğüt alasınız.

267.Ey iman edenler! Çalışıp kazandıklarınızdan ve yerden sizin için bitirdiğimiz şeylerin iyilerinden hayra harcayın! Size verildiğinde almayı istemeyeceğiniz şeylerden başkalarına vermeye kalkmayın! Bilin ki Allah’ın hiç kimseye ve hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, ne yaparsa en güzelini yapar.

268.Şeytan sizi, Allah yolunda harcama yaptığınızda fakirleşirsiniz diye korkutur ve (cimrilik gibi) kötü şeyler yapmaya teşvik eder. Halbuki Allah, (yaptığınız hayırlar sebebiyle) size af ve merhamet eder ve nimetinizi artırmayı vaat eder. Allah, sınırsız lütuf sahibidir ve her şeyi hakkıyla bilendir.

269.Allah, doğru tercihte bulunarak O’nun yolunda çaba sarfedene hikmeti verir. Kime hikmet verilmişse ona çok büyük bir nimet bahşedilmiş demektir. Ancak, bu bilgiyi Ulü’l-elbâb’dan (aklı selim ve sağduyu sahiplerinden) başkası elde edemez.

270.Allah rızası için yaptığınız her hayrı ve adadığınız her adağı Allah elbette bilir ve karşılığını da size verir. Verdiklerini başa kakanların veya adaklarını yerine getirmeyerek kendilerine zulmedenlerin ise hiçbir yardımcısı yoktur. 

271.Zekâtları (ve sadakaları) açıkça vermeniz güzeldir! Ama fakirlere verirken gizlemeniz sizin için daha iyidir, sizin bir kısım günahlarınızı örter. Allah, yaptınız her şeyin iç yüzünü bilmektedir.

272.Senin görevin onları yola getirmek değildir. Doğruyu seçeni yola getiren Allah’tır. Hayra yapacağınız her harcama kendiniz içindir. Harcamalarınızı, sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapın. Harcadıklarınızın karşılığı size tam olarak verilir ve haksızlığa da uğramazsınız.

273.Harcamalarınızı, özellikle bütün zamanını Allah yolunda hizmetle geçiren ihtiyaç sahiplerine yapın. Onlar dışarıda dolaşıp çalışamazlar. Onurlu oldukları için de, durumlarını yakından bilmeyenler onları zengin sanır. Onları yüzlerinden tanırsın. Kimseden yalvar yakar bir şey istemezler. Allah, hayra yaptığınız her harcamayı bilendir.

274.Mallarını gece gündüz, gizli ve açık hayra harcayanların ödülü Rableri katındadır. Onların üzerinde bir korku olmaz, onlar üzüntü de çekmezler.

275:Faiz yiyenler, şeytanın aklını çeldiği kimseler gibi davranırlar; Bu onların, “Alışveriş de tıpkı faiz gibidir” demeleri yüzündendir. Oysa ki Allah, alışverişi helâl, faizi haram kılmıştır. Bu nedenle kim, Rabbinin öğüdünü dinler ve faizi almaktan vazgeçerse, önceden aldıkları kendine kalır ve onun hesabı Allah’a aittir. Her kim de faizi almaya devam ederse işte onlar cehennem ahalisidir ve orada ebedi kalacaklardır.

(Not: Faiz Risalesinde ayrıntılı bilgi verilmiştir.)

276:Allah, faiz (kazancını) daraltır ama yapılan hayırları (zekât ve sadakaları) kat kat artırarak bereketlendirir. Allah, âyetleri görmezden gelen ve günâhda ısrar eden hiç kimseyi sevmez.

277:Buna mukabil; inanıp güvenerek salih amel işleyenler, namazı istikametle kılan ve zekâtı gönülden gelerek veren kimseler; işte onlar, mükâfatlarını Rablerinden alacaklar ve onlara ne korku vardır ve ne de üzülürler.

278:Ey iman edenler! Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ve eğer Allah’a yürekten güveniyorsanız (müminseniz), kalan faiz alacaklarınızdan vazgeçin.

279:Fakat, eğer bunu yapmazsanız, bilin ki Allah’a ve Rasulüne savaş açmış sayılırsınız. Ama, eğer tevbe ederseniz sermayenizi (geri almaya) hak kazanırsınız. Böylece ne haksızlık yapmış, ne de haksızlığa uğramış olursunuz. (Not: Allah’a ve Rasulüne savaş açanların cezasının ne olduğu Maide. 33 de belirtilmiştir.)

280:Şayet borçlu güç durumdaysa, rahatlayıncaya kadar ona vade tanıyın. Alacağınızı tamamıyla silmek (zekâta ve sadakaya saymak), eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.

281.Allah’ın huzuruna çıkarılacağınız o günden (mahşer gününden) çekinip korunun. O gün, herkese kazandıkları tam olarak verilecek ve kimseye haksızlık yapılmayacaktır.

282.Ey inananlar, birbirinize belli bir vadeye kadar borçlandığınızda borcunuzu yazın. Aranızdaki bir yazıcı, borcu doğru olarak yazsın. Yazıcı yazmaktan kaçınmasın, Allah’ın öğrettiği gibi yazsın. Borçlu olan özenle yazdırsın, Rabbinden çekinsin de yazdırırken borcunu eksiltmesin. Borçlu olan güçsüz veya yazdıramayacak durumda ise onun velisi doğru olarak yazdırsın. Borcun yazılmasında erkeklerden iki kişiyi de şahit tutun. İki erkek yoksa, bir erkek ile iki kadın da olur. Bunlar, şahitliğini kabul edeceğiniz kişilerden olsunlar. Kadınlardan biri unutur veya yanılırsa, diğeri hatırlatır. Şahitler çağrıldıklarında şahitlik etmekten kaçınmasınlar. Borç ister büyük ister küçük olsun, vadesiyle birlikte yazmaktan üşenmeyin. Allah katında böylesi daha düzgün, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur. Alışverişi peşin yapıyorsanız, onu yazmamanızdan dolayı size bir vebal yoktur. Bir de, alım satımlarınızı şahit huzurunda yapın. Ancak bundan, yazan da, şahitler de zarar görmesin, onlara zarar verirseniz yoldan çıkmış olursunuz. Allah’tan çekinerek korunun, bunu size Allah öğretiyor, Allah her şeyi bilendir.

283.Yolculukta olur da borcu yazacak birisini bulamazsanız, borçludan rehin alabilirsiniz. Alacaklı borçluya güvenir de (rehin almazsa) kendine güvenilen borçlu, Allah’tan çekinsin de güveni kötüye kullanmasın. Şahitler, şahitliği gizlemesinler, kim gizlerse kötülük yapmış olur. Allah, yaptığınız her şeyi bilmektedir.

284.Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. İçinizde olanı; açığa vursanız da gizleseniz de Allah bilir ve sizi ondan hesaba çeker. Af isteyen ve hak edeni affeder, azabı hak edene de azap eder. Allah her şeye bir ölçü koymuştur. (İçinizde olan; içinizden geçen değil içinizde gizleyip-sakladığınızdır.)

285.Resul; Rabbinden kendine indirilenlere iman etti, müminler de öyle! Hepsi; Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve elçilerine iman ettiler. “O’nun elçileri arasında ayırım yapmayız. İşittik ve itaat ettik, bağışlamanı dileriz ey Rabbimiz! Sonunda Senin huzuruna varacağız!” derler.

286.Allah kimseyi taşıyacağının fazlasından sorumlu tutmaz. Herkesin kazandığı iyilik (sadece) kendi lehine ve işlediği kötülük de (sadece) kendi aleyhinedir. (Şöyle dua edin:) “Rabbimiz! Unutur ya da yanılırsak bundan bizi sorumlu tutma! Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin ağır yükü (ısr yükünü) bize de yükleme! Rabbimiz! Zorlanacağımız yükü bize taşıtma! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize merhamet et! Sen bizim mevlamızsın (en yakınımızsın)! Kâfirlere karşı bize yardım et”.

(Not: Bakara sûresinin son iki âyeti “amenerresulü” olarak bilinmektedir.)

 

 

 

0 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. *

*

Son
karakter.

*