9 Aralık 2019 Pazartesi
MENÜ
SON YAZILAR

ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ

 

(Medine’de nâzil olmuştur ve 200 âyettir. Mushafta 3. ve inişte 94. sırada olup, adını 33. âyette geçen “İmran ailesinden” almaktadır. (İmran Ailesini tanıyalım: Baba İmran ve İmran’ın karısı Hanne ile onların kızları Meryem ve Meryem’in oğlu İsa. Hanne’nin kızkardeşi Elizabet, onun kocası yani İmran’ın bacanağı Zekeriyya ve Zekeriyya’nın oğlu Yahya.)

 

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

1.Elif. Lâm. Mîm.

2.Allah, kendisinden başka ilâh olmayan, her zaman diri olan, her şeyin varlığı kendisine bağlı olan ve bütün kâinatı yaratıp yönetendir.

3.Kur’an’ ı sana, gerçeğin ta kendisi ve önceki kitapları (vahiyleri) tasdik edici olarak bölümler halinde indiren Allah’tır. Tevrat’ı ve İncil’i de O indirmiştir.

4.İnsanlığa yol gösterici olarak, hakkı batıldan ayıran geçmişteki mesajları (vahiyleri) de O indirmiştir. Allah’ın âyetlerini inkâra şartlanmış olanlara gelince, onlara şiddetli bir azap vardır, zira Allah üstün kudret sahibidir ve insanlara yaptıklarının karşılığını eksiksiz verendir.

5.Yerde ve gökte olan hiçbir şey Allah’a gizli değildir.

6.Rahimlerde size dilediği şekli veren O’dur. O’ndan başka ilâh yoktur. O; her işinde mükemmel olan ve her hükmünde tam isabet kaydedendir.

7.Sana bu kitab’ı (Kur’an’ı) indiren O’dur. Onun bir kısmı muhkem (açıkça anlaşılan ve hüküm bildiren) âyetlerdir, bunlar kitab’ın anasını (esasını) teşkil ederler, diğerleri ise müteşabih (benzeşen) âyetlerdir. İçlerinde eğrilik olanlar, fitne çıkarmak  ve onu (kendi arzularına göre) tevil etmek için müteşabih âyetlerin peşine düşerler. Halbuki onun tevilini (asıl anlamını) ancak Allah ve “biz buna inanırız hepsi de rabbimiz katındandır" diyen ilimde derinleşmiş olanlar (râsihûn) bilir. Gerçekten de bunları sadece aklıselim ve sağduyu sahipleri (ulûl elbab) düşünüp anlayabilir.

8.Onlar şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Bizi doğru yola eriştirdikten sonra kalplerimizi hak ve hakikattan bir daha ayırma ve bize rahmetini bağışla! Çünkü, rahmeti ve merhameti bol olan yalnız Sensin!”

9."Rabbimiz! Geleceğinden şüphe olmayan o günde (Mahşer Gününde) bütün insanları bir araya toplayacak olan Sen’sin! Şüphesiz Allah vaadinden asla dönmez."

10.Kâfirlere gelince; onların malları da evlâtları da, Allah katında onlara hiçbir yarar sağlamayacaktır. Onlar cehennemin yakıtı olacaklardır. 

11.Bu kâfirlerin hali, tıpkı Firavun hânedanı ve daha önceki kâfirlerin haline benzer. Onlar âyetlerimizi yalanlamışlardı, Allah da onları günahları yüzünden cezalandırmıştı. Allah’ın azabı çok çetindir.

12.Kâfirlere de ki: "Siz mutlaka yenilgiye uğrayacak ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz. Cehennem, ne kötü bir varış yeridir!"

13.(Bedir’de) Karşı karşıya gelen iki orduda sizin için büyük bir ibret vardır: Ordunun biri Allah yolunda savaşan müminlerden, diğeri ise kâfirlerden oluşuyordu. Müminler, kâfirleri kendilerinin iki misli olarak görmekteydi. Allah dilediğini yardımıyla destekler. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için büyük bir ibret vardır. (Bedir savaşı Müslümanlarla Mekke’li müşrikler arasında yapılan ilk savaştır ve hicretin 2. yılında yapılmıştır. Resülullah ve ashabı; yeterli teçhizatı olmayan 300 kişi kadarken, Mekke’li müşriklerin ordusu ise yüzlerce deve ve atla takviye edilmiş, iyi teçhizatlı 1.000 kişi civarındaydı. Buna göre kâfirler, Müslümanların 3 katından fazlaydı. Böyle olduğu halde Allah, Müslümanlara müşrik ordusunu kendilerinin 2 misli olarak göstermek suretiyle müslümanların morallerini yükseltmiş oldu.)   [Bak.:Enfal 8/66 da sabreden müminlere, kendilerinin iki misli olan müşrikleri yenebilecekleri müjdesi verilmiştir.]

14.Kadınlara, oğullara, altın ve gümüş dolu hazinelere, cins atlara, sağmal hayvanlara ve ekinlere aşırı sevgi beslemek insanlara cazip görünebilir. Oysa bunlar, dünya hayatının geçici zevkleridir. Asıl varılacak güzel yer ise Allah katındadır.

15.Dünya cazibesine kapılanlara de ki: "Size bundan daha hayırlısını haber vereyim mi? Takva sahiplerine; içinden ırmaklar akan ve ebedi kalacakları cennetler, tertemiz eşler ve Allah’ın hoşnutluğu vardır! Allah, kullarının yaptıklarını görmektedir."

16.O takva sahipleri: “Rabbimiz! Biz Sana inanıp-güvendik, bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateşin azabından koru!” derler.

17.Bunlar: Zorluklara sabreden, sözlerini tutan, Allah’ın emirlerine itaat eden, mallarından infak eden ve seher vakitlerinde Allah’tan af ve mağfiret dileyenlerdir.

18.Allah’tan başka ilah olmadığına Allah’ın şahit olduğu gibi, melekler ve adaletten ayrılmayan ilim sahipleri de şahitlik etmektedirler. Allah’tan başka ilah yoktur. Her işinde mükemmel olan ve her hükmünde tam isabet eden yalnızca O’dur.

19.Allah katında gerçek din İslam’dır. Ehl-i Kitap ise, kendilerine vahiy (bilgi) geldikten sonra  aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilafa düştüler. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler bilsinler ki, Allah hesabı çok çabuk görendir.

20.Allah’ın dini hakkında seninle tartışanlara de ki: Ben tüm varlığımla Allah’a teslim oldum, bana tabi olanlar da! Daha önce kendilerine kitap verilenlere ve ümmilere (vahiyden haberi olmayanlara) “Siz de tüm varlığınızla Allah’a teslim oldunuz mu?” diye sor. Eğer teslim olurlarsa işte o zaman doğruyu bulmuş olurlar. Yok eğer yüz çevirirlerse, senin görevin sadece tebliğ etmektir. Allah, kullarının yaptıklarını görmektedir. 

21.Allah’ın âyetlerini inkâr edenlere, nebilerini haksız yere öldürenlere ve adaleti emreden insanların canına kıyanlara gelince, onlara acıklı bir azabı bildir!

22.İşte onların çabaları, dünyada da âhirette de boşa gidecektir. Onların hiçbir yardımcıları da olmayacaktır.

23.Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri (Kitap ehlini) görmedin mi? Aralarında hakem olması için Allah’ın kitabına çağrılıyorlar da, sonra onlardan bir kısmı dönüp yüz çeviriyorlar.

24.Onların bu tutumları, “Sayılı günler dışında bize ateş asla dokunmayacaktır” demelerinden ötürüdür. Dinlerinde uydurdukları bu tür yalanlar, onları aldatmıştır.

25.Geleceğinden şüphe olmayan Mahşer Günü, hesaba çekmek için onları bir araya getirdiğimizde halleri nice olacak? Çünkü o gün herkes, hayır ve şer olarak ne yapmışsa karşılığını eksiksiz alacak ve hiç kimseye haksızlık edilmeyecektir.

26.De ki: “Ey mutlak iktidarın (mülkün) sahibi olan Allah’ım! Sen iktidarı (mülkü) dilediğine (lâyık gördüğüne) verir, dilediğinden (müstehak gördüğünden) de çekip alırsın. Dilediğini (lâyık gördüğünü) yüceltip aziz eder, dilediğini (müstehak gördüğünü) alçaltıp zelil edersin. Bütün iyilikler senin elindedir. Sen, şüphesiz her şeye kadirsin”.

27.”Gündüzü kısaltarak geceyi uzatır, geceyi kısaltarak gündüzü uzatırsın. Ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarırsın. Dilediğin kimseye de hesapsız rızıklar verirsin.” 

28.Müminler, müminleri bırakıp da kâfirleri dost ve müttefik edinmesinler! Kim böyle yaparsa, Allah ile bütün bağını koparmış olur. Ancak, kendiniz onlara karşı korumak için olursa o zaman başka. Ama yine de Allah, kendisine karşı dikkatli olmanız konusunda sizi uyarıyor çünkü sonunda dönüşünüz yalnız Allah’adır.

29.De ki: Gönüllerinizdekini saklasanız da açığa vursanız da, Allah onu bilir. O, göklerde ve yerde olan her şeyi bilir. Allah her şeye kadirdir.

30.Herkes, dünyada yaptığı bütün iyilik ve kötülükleri karşısında hazır bulacağı o (Mahşer) gününde, yaptığı kötülüklerin kendisinden fersah fersah uzak olmasını ister; ancak Allah sizi azabından sakındırıyor. Çünkü Allah kullarına karşı çok şefkatlidir.

31.De ki: “Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyun ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.”

32.De ki: “Allah’a ve resulüne itaat edin. Yüz çevirip inkâr ederseniz, Allah inkâr edenleri sevmez."

33.Şüphesiz Allah; Âdem’i, Nûh’u, İbrâhim ailesini ve İmrân ailesini (içlerinden elçiler) seçerek diğer insanlara üstün kılmıştır.

34.Bunlar birbirlerinin soyundandır. Allah her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.

35.Vaktiyle İmran’ın karısı Allah’a şöyle yakarmıştı: “Rabbim! Karnımdaki çocuğu sırf Senin hizmetine adadım, benim bu adağımı kabul buyur. Şüphesiz Sen her şeyi işiten, her şeyi bilensin.”

36.O çocuğu doğurunca; Allah onun ne doğurduğunu bildiği halde, dedi ki:”Rabbim! Onu kız doğurdum, halbuki (mabede hizmet için) erkek çocuk kız çocuğu gibi değildir. Onun adını Meryem (Meryem, Allah’a ibadete adanan demektir) koydum. Onu ve soyunu kovulmuş şeytanın şerrinden Sana emanet ediyorum.”

37.Rabbi de Meryem’i (mabet hizmetine) memnuniyetle kabul etti. Onu, (Meryem’in teyzesinin kocası olan) Zekeriya’nın himayesine vererek nadide bir çiçek gibi büyüttü. Zekeriya ne zaman onu mabetteki odasında ziyaret etse, yanında yiyecekler olduğunu görür ve “Ey Meryem! Bunlar sana nereden geliyor?” diye sorardı. O da: “Bunlar Allah katındandır. Allah lâyık gördüğünü umulmadık yerlerden rızıklandırır” derdi.

38.Zekeriya orada Rabbine şöyle dua etti:”Rabbim! Kendi lütfundan bana da (böyle) hayırlı bir evlat bağışla; çünkü Sen tüm duaları işiten ve karşılığını verensin!”

39.Zekeriya mabette dua ederken melekler ona şöyle seslendi:“Allah sana, kendi katından gelen bir sözü doğrulayacak, insanlar arasında seçkin bir yere sahip olacak, efendi, iffetli, dürüst ve salihlerden bir Nebi olmak üzere Yahyâ’yı müjdeliyor!”

40.Zekeriya şaşkınlıkla:”Rabbim! Ben yaşlı bir ihtiyarken ve karım da kısırken, benim nasıl bir oğlum olabilir?” dedi. Ona:“İşte böyledir, Allah dilediğini yapar!” denildi.

41.Zekeriya “Rabbim bana oğlum olacağına dair bir işaret göster!” diye yalvardı. Ona denildi ki: “Üç gün müddetle işaretten başka şekilde insanlarla konuşmayacaksın! Rabbini çok an ve sabah akşam O’nu tesbih et (şanını yücelt)!”

42.Hani melekler şöyle demişti: “Ey Meryem! Allah (annenin duasını kabul ederek) seni seçti, tertemiz kıldı ve dünyada hiçbir kadına nasip olmayan (mabede hizmet görevini) sana verdi!" 

43.”Ey Meryem! Huşu ile Rabbinin huzuruna dur, secde et ve rükû edenlerle birlikte rükû et!”

44.(Ey Resul!) Sana aktardığımız bu bilgiler gayb haberlerindendir. İçlerinden hangisinin Meryem’i himaye edeceği konusunda anlaşamayıp kura çektiklerinde sen onların yanında değildin.

45.O zaman melekler şöyle demişti:“Ey Meryem! Allah sana, kendinden bir kelime ile (“ol” emriyle) meydana gelecek olan ve adı Meryem oğlu İsa Mesih olan, dünyada da âhirette de itibarlı ve Allah’ın yakınlarından olacak (bir oğul) müjdeliyor.”

46.O, beşikteyken de insanlarla yetişkin biri gibi konuşacak ve Allah’ın sâlih kullarından olacak.

47.(Meryem) “Rabbim! Bana hiçbir erkek eli değmemişken nasıl çocuğum olabilir?” deyince (Melek): “İşte öyle, Allah dilediğini yaratır, bir şeyin olmasını istediğinde sadece “ol” der ve o da hemen oluşmaya başlar” dedi.

48.Allah İsa’ya; kitabı ve hikmeti (doğru hüküm vermeyi), Tevrat'ı ve İncil’i öğretecektir.

49.Allah, onu İsrailoğulları’na resul olarak gönderecek ve resul da onlara şöyle diyecek: “Ben size Rabbinizden mucizeler getirdim. Size çamurdan kuşa benzer bir şey (maket) yapar ve ardından ona üflerim, Allah’ın izniyle kuş oluverir. Allah’ın izni ve iradesiyle körleri ve cüzamlıları (alaca hastalarını) iyileştirir, hatta ölüleri diriltirim. Ayrıca evlerinizde ne yiyip içtiğinizi ve ne sakladığınızı bilirim. Eğer inanmak isterseniz bütün bunlarda sizin için büyük bir mesaj vardır.”

50.Ben, size benden önce gönderilen Tevrat’ı tasdik etmek ve daha önce haram kılınan şeylerden bazılarını helâl kılmak için gönderildim ve size Rabbinizden bir mesaj getirdim: Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.

51.Hiç kuşkusuz Allah benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir; artık yalnız O’na kulluk edin, işte dosdoğru yol budur.

52.İsa onların (İsrailoğullarının) inkârcı tavırlarını görünce : ”Allah yolunda kim bana yardım edecek?” diye sordu. Havariler:”Allah yolunda yardımcın biz olacağız, biz Allah’a iman ettik. Sen de şahid ol ki biz Allah’a teslim olan müslümanlarız!” dediler.

53.Havariler Allah’a şöyle niyaz ettiler:“Ey Rabbimiz! İndirdiğin vahye inandık, elçinin emrine uyduk; öyleyse bizi (hakikate) şahit olanlarla birlikte yaz!”

54.(İsrailoğullarından inkâr edenler) İsa’ya tuzak kurdular, ama Allah onların tuzaklarını boşa çıkardı; çünkü Allah, tuzak kuranların tümünün üstündedir.

55.O zaman Allah şöyle buyurdu:“Ey İsa! Senin canını (onlar değil) Ben alacağım, seni kendi katıma yükselteceğim, seni inkâr edenlerden kurtaracağım, sana tâbi olanları Kıyamet Gününe kadar inkâr edenlere üstün kılacağım. Sonunda hepinizin dönüşü Bana olacak; Ben de, aranızda anlaşmazlığa düştüğünüz konularda hükmümü vereceğim!”

56.İnkârda direnenlere (kâfirlere) gelince: Onlara bu dünyada ve âhirette şiddetli azap çektireceğim ve kendilerine yardım edecek kimseyi de bulamayacaklar!

57.İman edip salih amel işleyenlere gelince: Allah onların mükâfatlarını eksiksiz verecektir, (bilin ki) Allah zalimleri asla sevmez.

58.(Ey Muhammed!) İşte bütün bunlar, hikmetli Kur’an’dan okuduğumuz âyetlerdendir.

59.Allah nezdinde İsa’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. Allah Adem’i topraktan yarattı ve sonra “ol” dedi ve oda oluşmaya başladı.

60.İşte (bu) gerçek sana Rabbin tarafından bildirildi; öyleyse sakın şüphe edenlerden olma.

61.Sana gerçek bilgi geldikten sonra, halâ bu konuda seninle münakaşa edenlere de ki: ”Gelin; çocuklarımızı ve çocuklarınızı, kadınlarımızı ve kadınlarınızı ve bütün halkımızı çağırıp bir araya getirelim, sonra da Allah’ın lâneti yalancının üzerine olsun” diye Allah'a dua edelim.

62.Şüphesiz bu anlatılanlar gerçek kıssalardır. Allah’tan başka ilah yoktur. Şüphesiz Allah, karşı konulmaz kudret sahibi ve her şeyi yerli yerince yapandır.

63.Eğer onlar bu söylenenleri kabul etmezlerse üzülme. Çünkü Allah fitne çıkaranları iyi bilir.

64.De ki:”Ey Ehl-i Kitap! Gelin aramızdaki ortak olan sözde buluşalım: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim, O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım, Allah’ı bırakıp da başkalarını rab edinmeyelim.” Eğer bunu da kabul etmezlerse: “Şahid olun ki, bizler Allah’ın emirlerine teslim olmuş müslümanlarız” deyin.

65.Ey Ehl-i Kitap! İbrahim hakkında neden tartışıp duruyorsunuz? Halbuki, Tevrat da, İncil de kesinlikle ondan sonra indirilmiştir. Aklınızı kullanmayacak mısınız?

66.İşte siz böyle kimselersiniz. Diyelim ki bilginiz olan konularda tartıştınız, fakat bilmediğiniz konularda niçin tartışıyorsunuz? Halbuki Allah her şeyi bilir, ama siz bilmezsiniz.

67.İbrâhim ne Yahudi, ne de Hıristiyandı. O, tam anlamıyla Allah'a teslim olmuş (hânif) bir müslümandı. Allah’a şirk koşanlardan da değildi.

68.Muhakkak ki İbrâhim’e en yakın olanlar, ona uyanlar, bu Nebi ve Nebiye uyanlardır. Allah, müminlerin dostu ve yardımcısıdır.

69.(Ey iman edenler!) Ehl-i Kitaptan bir kısmı, sizi doğru yoldan saptırmak ister. Oysa onlar sadece kendilerini saptırırlar da farkına bile varmazlar.

70.Ey Ehl-i Kitabın (bilginleri)! (Gerçeği) görüp bildiğiniz halde Allah’ın âyetlerini niçin inkâr ediyorsunuz?

71..Ey Ehl-i Kitabın (bilginleri)! Neden; hakka bâtılı karıştırıyor ve bildiğiniz halde hakkı gizliyorsunuz?

72.Ehl-i Kitaptan bir grup şöyle dediler: "İman edenlere indirilen vahye günün başında inandığınızı söyleyip günün sonunda inkâr edin ki belki bu sayede onlar da dinlerinden dönerler.

73.Ama siz, sizin dininize uyanlardan başkasına sakın inanmayın!" (Resulüm) De ki: Doğru yol sadece Allah'ın gösterdiği yoldur, size verilenin bir benzeri başka birine de verilmesi (zorunuza mı gitti), yoksa rabbinizin huzurunda aleyhinize delil getirirler diye mi (korkuyorsunuz)? Yine onlara de ki: "Lütuf ve ihsan Allah'ın elindedir, onu dilediğine verir, zira Allah sınırsız lütuf sahibidir ve her şeyi bilendir.

74.Rahmetini dilediğine ihsan eder. Allah büyük lütuf sahibidir.

75.Kitap ehlinden öyleleri vardır ki, kendisine bir hazine emanet etsen sana aynen iade eder. Fakat öyleleri de vardır ki, kendisine bir tek dinar emanet etsen, gidip tepesine dikilmedikçe onu sana geri vermez. Bunun sebebi onların, "Ümmilere (Ehl-i Kitaptan olmayanlara) karşı yaptıklarımızdan bize bir sorumluluk yoktur" şeklindeki (saçma) düşüncelleridir. Onlar, Allah hakkında bile bile yalan söylüyorlar.

76.Hayır! (Gerçek öyle değil). Her kim sözünü yerine getirir ve günah işlemekten sakınırsa, bilsin ki Allah sakınanları sever.

77.Allah'a karşı taahhütlerini ve yeminlerini basit bir dünya menfaatine değiştirenlerin âhirette hiç bir nasipleri yoktur. Kıyamet günü, Allah onlarla konuşmaz,yüzlerine bile bakmaz ve günahlarından arındırmaz, onları acıklı bir azap beklemektedir.

78.Onlardan öylesi de var ki; söyledikleri kitapta olmadığı halde, kitaptan sanmanız için dillerini eğip bükerek farklı farklı okurlar ve "Bu Allah'ın katındandır" derler. Sonuçta onlar bile bile Allah'a iftira etmiş olurlar.

79.Allah'ın kendisine kitap, hikmet ve nebilik verdiği kimselerin; insanlara "Allah'ın peşi sıra bana da kulluk edin!" demesi mümkün değildir. Aksine onlar şöyle der: "Allah'ın kitabını öğrenip onu başkalarına da öğreterek rabbinizin halis kulları olun!"  

80.Yine o (Nebi) size, melekleri ve nebileri rabler edinmenizi emretmez; siz müslüman olduktan sonra, o size kâfir olmanızı emreder mi hiç!

81.Allah, nebilerden (dolayısıyla kitap ehlinden) şöyle söz almıştı: "Size kitap ve hikmet verdim, yanınızda buluna kitabı doğrulayıcı bir resul (elçi) geldiğinde ona mutlaka inanacak ve yardım edeceksiniz. Bunu kabul ettiniz mi? Bu ağır ahdimi (ısr yükünü) üzerinize aldınız mı?" demişti. Onlar da "Kabul ettik!" dediler. Allah; "O halde şahid olın! Ben de sizinle birlikte şahid olanlardanım" dedi.

82.Artık bundan sonra verdiği bu sözden dönenler, doğru yoldan çıkmış olacaklarını bilsinler.

83.Onlar Allah'ın dininden başkasını mı arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde olanların tamamı, ister istemez O'na boyun eğip teslim olmuştur ve sonunda hepsi O'nun huzuruna varacaklardır.

84.De ki: Biz Allah’a ve bize indirilen vahye iman ettik. İbrâhim’e, İsmâil’e, İshak’a, Yakub’a, ve onun torunlarına indirilenlere; Rablerinden Musa’ya, İsa’ya ve bütün nebilere verilen vahiylere de iman ettik. Biz onların arasında hiçbir ayırım yapmayız ve biz yalnız Allah’a teslim olanlarız.

85.Kim İslâm’dan başka bir din ararsa, aradığı bu din asla kabul edilmeyecektir, üstelik o âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır.

86.İman edip, bu rasulün hak olduğuna tanıklık ettikten ve kendilerine apaçık âyetler (belgeler) geldikten sonra, imandan dönüp küfre sapan bir kavme, Allah'ın yol göstermesi mümkün değildir? Allah, böyle zalimler topluluğuna hidayet etmez.

87.Onların cezası; Allah'ın, meleklerin ve bütün insanların lânetine (dışlanmalarına) uğramak olacaktır.

88.Onlar bu halde kalacaklar, ne azapları hafifletilecek ne de onlara süre tanınacaktır.

89.Ancak, daha sonra tevbe edip durumlarını düzeltenler müstesnadır. Çünkü Allah çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.  

90.İman etmelerinin ardından inkâra sapıp, sonra da inkârda ileri gidenlere gelince; onların tevbesi asla kabul edilmeyecektir, işte onlar sapıkların ta kendileridir.

91.İnkârlarında direnerek kâfir olarak ölenler, kendilerini azaptan kurtarmak için yeryüzünün bütün hazinelerini vermek isteseler de onlardan kurtuluş akçesi kabul edilmeyecektir. Onlar için elem verici bir azap vardır ve onları kurtaracak kimse de olmayacaktır.

92.(Ey müminler!) Sevdiğiniz mallarınızdan infak etmedikçe fazilete ulaşamazsınız. Bununla beraber ne infak ederseniz, Allah onu hakkıyla bilir.

93.(Dediler ki:) Tevrat indirilmeden önce, İsrail'in (Yakub'un) günah diyerek kendisine yasakladıkları dışındaki bütün yiyecekler İsrailoğulları'na helal idi. De ki: "Eğer sözünüzde samimiyseniz Tevrat'ı getirin de okuyun!"

94.Artık bundan sonra kim Allah'a karşı yalan uydurursa, işte onlar zalimlerin ta kendileridir.

95.De ki: "Allah doğruyu söylemiştir. Yalnız Hakka yönelen ve müşriklerden olmayan İbrahim'in dinine yönelin!"

96.Yeryüzünde insanlar için inşa edilen ilk mabet Mekke’deki (Kâbe) olup burası hem bereketli ve hem de insanlar için hidayettir (yön göstericidir).

97.Orada apaçık deliller ve İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren herkes güvende olur. Ziyarete gücü yeten (yol bulabilen) herkesin Beyt'i (Kabe'yi) haccetmesi, Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Kim nankörlük ederse bilsin ki Allah'ın kimseye ihtiyacı yoktur.

98.De ki: "Ey Kitap Ehli! Allah'ın âyetlerini niçin inkâr ediyorsunuz? Allah, bütün yaptıklarınızı görmektedir!"

99.de ki: "Ey Kitap Ehli! Allah'ın yolunun doğru olduğunu bildiğiniz halde, onu eğri göstermeye çalışarak inananları niçin Allah'ın yolundan çevirmeye çalışıyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan asla habersiz değildir."

100.Ey iman edenler! Eğer siz Kitap Ehlinden bazılarına uyacak olursanız, onlar sizi imanınızdan sonra sizi tekrar küfre sevk ederler. 

101.Ey müminler! Allah'ın âyetleri size okunup anlatılırken, üstelik O'nun elçisi de aranızda (gönlünüzde) bulunurken inkâra nasıl yönelebilirsiniz? Kim Allah'a yürekten bağlanırsa, o gerçekten doğru yola iletilir.

102.Ey iman edenler! Allah’ın emir ve yasaklarına tam olarak uyun ve Allah’a hakkıyla teslim olmuş kimseler olarak ölün!

103.Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın, ayrılığa düşmeyin. Allah'ın size olan nimetini hatırlayın. Hani siz birbirinize düşmandınız da Allah gönülleriniz birleştirdi ve O'nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz bir ateş çukurunun tam kenarındayken oradan da sizi Allah kurtarmıştı. Doğru yolu bulmanız için, Allah size âyetlerini böyle açıklıyor.

104.(Ey müminler!) İçinizden; hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü önleyen bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

105.Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra bölünüp ihtilafa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.

106.Bazı yüzlerin ağardığı, bazı yüzlerin de karardığı (hesap) gününde, yüzleri kararanlara: "İnanmanızdan sonra inkâr  mı ettiniz? O halde inkâr etmenizden dolayı azabı tadın!" denilecektir. 

107.Yüzleri ağaranlar Allah'ın rahmetine kavuşacaklar ve orada ebedi kalacaklardır.

108.İşte bunlar Allah'ın âyetleridir ki sana onları gerçek bir şekilde bildiriyoruz. Çünkü Allah, hiç kimseye zulmetmek (haksızlık etmek) istemez.

109.Göklerdeki ve yerdeki her şey Allah'a aittir ve hepsi (sonunda) Allah'a döndürülecektir.

110.(Ey müminler!) Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği tavsiye eder, kötülükten sakındırırsınız ve Allah'a inanıp (güvenirsiniz). Eğer kitap ehli de inansaydı, elbette bu kendileri için hayırlı olurdu. İçlerinden iman edenler de var fakat çoğu yoldan çıkmışlardır.

111.Onlar size geçici sıkıntıdan başka hiç bir zarar veremezler. Sizinle savaşacak olsalar arkalarına dönüp kaçarlar, sonra onlara yardım da edilmez.

112.Bulundukları her yerde üzerlerine zillet çökmüştür. Ancak, Allah'la ve (mümin) insanlarla olan bağlarını doğru kuranlar bundan müstesnadır. Allah'ın gazabına uğramışlar ve üzerlerine miskinlik damgası vurulmuştur. Bu onların, Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri ve nebileri haksız yere öldürmeleri yüzündendir. Bütün bunlar da, Allah'a isyan etmelerinden ve Allah'ın sınırlarını aşmalarından kaynaklanmaktadır.

113.Onların hepsi bir değildir. Kitap Ehlinden, geceleyin Allah'ın âyetlerini doğru okuyan ve secdeye kapanan bir grup da vardır.

114.Allah'a ve âhiret gününe inanırlar; iyiliği tavsiye edip, kötülükten sakındırırlar ve hayırda yarışırlar. İşte bunlar salihlerdendir (iyi kimselerdir).

115.Onların yaptığı hiç bir iyilik karşılıksız bırakılmayacaktır. Allah, takva sahiplerini bilir.

116.İnkâr edenlerin malları da evlatları da, Alah'ın azabına karşı hiçbir fayda (koruma) sağlamayacaktır. Onlar cehennemliktir ve orada ebedî kalacaklardır.

117.Onların bu dünya hayatı için harcadıkları; kendilerine zulmeden bir kavmin ekinlerine vurup mahveden kavurucu bir rüzgara benzer. Onlara zulmeden Allah değildir, asıl onlar (Allah'a isyan etmekle) kendi kendilerine zulmetmektedirler.

118.Ey iman edenler! Sizden (dininizden) olmayanları sırdaş edinmeyin. Çünkü onlar, size kötülük etmekten geri durmazlar, hep kötülüğünüzü isterler. Ağızlarından kin kusmaktadırlar, içlerinde gizledikleri nefret ise daha büyüktür. Aklınızı kullanırsanız, âyetleri size böyle açıkladık.

119.Sizler onları seven kimselersiniz, halbuki onlar sizi sevmezler. Siz Allah'ın indirdiği bütün kitaplara inanırsınız; ama onlar sizinle bir araya geldiklerinde "Biz de inandık"  derler, kendi başlarına kaldıklarında ise size olan kinlerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: "Öfkenizden çatlayın!"  Şüphesiz Allah, kalplerde saklanan niyetleri bilmektedir.

120.Siz bir imkâna (iyiliğe) kavuşacak olsanız, bu onları üzer, başınıza bir kötülük gelince de sevinirler. Ama, eğer zorluklara direnir ve sorumluluk bilinciyle hareket ederseniz, onların tuzakları size hiç bir zarar veremez. Zira Allah, yaptıkları her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.

121.(Ey Resul!) Hani sen, müminleri (Uhud'da) savaş mevzilerine yerleştirmek üzere sabah erkenden evinden ayrılmıştın. Allah da her şeyi duyuyor ve her şeyi biliyordu.

122.Allah onların velisi (yardımcısı) olduğu halde, içinizden iki grubun paniğe kapıldığını da (biliyordu). Müminler, yalnız Allah'a inanıp güvensinler.

123.Nitekim siz düşmandan daha zayıf ve güçsüz bir durumda iken, Allah size Bedir’de yardım etmişti. O halde, Allah’tan sakının ki O'na şükretmiş olasınız.

124.O zaman müminlere: "Rabbinizin, indirilen üç bin melekle sizi desteklemesi size yetmez mi?"  diyordun.

125.Elbette yeterlidir! Eğer siz savaşın zorluklara direnir ve sorumluluk bilinciyle hareket ederseniz, düşman size ansızın saldırdığında, Rabbiniz nişanlı beşbin melekle yine yardım edecektir.

126.Allah bunu, sadece size bir müjde olsun ve kalpleriniz rahatlasın diye (vaad) etti, zira (zafer garantili) yardım, sadece  mutlak güç ve hikmet sahibi olan Allah katındandır.

127.(Yine Allah bu yardımı), kâfirlerden bir kısmını tamamen mahvetmek veya tam olarak hezimete uğratmak; diğerlerinin de hayal kırıklığına uğramış olarak çekip gitmelerini sağlamak için yapmıştır.

128.(Resulüm!) Bu konuda senin yapacağın birşey yok. Onların tövbelerini kabul etmek yahut onların küfürde ısrar etmeleri sebebiyle cezalandırılmalarına karar vermek Allah'a kalmıştır.

129.Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O, lâyık gördüğünü affeder, müstahak gördüğünü de cezalandırır. (Bununla birlikte) Allah, kullarına karşı çok affedici ve çok merhametlidir.

130.Ey iman edenler! Faizi kat kat artırarak yemeyin. Allah’ın bu yasağını çiğnemekten sakının ki kurtuluşa eresiniz.

131.Kâfirler için hazırlanmış olan cehennemden (Allah'ın emirlerine uyarak) kendinizi koruyun.

132.Allah'a ve elçisine itaat edin ki, size de merhamet edilsin.

133.Rabbinizin mağfiretine mazhar olmak ve cenneti kazanmak için birbirinizle yarışın. O, müttakiler için hazırlanmış olup gökler ve yeryüzü genişliğindedir.

134.Onlar (muttakiler) ki bollukta da, darlıkta da infak ederler; öfkelerini yenerler ve insanların hata ve kusurlarını affederler. Allah da böyle güzel davrananları sever.

135.Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları veya günah işleyerek kendilerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlayıp hemen O’ndan günahlarının affını isterler. Günahları Allah’tan başka kim affedebilir ki? Ayrıca onlar bile bile günah işlemekte ısrar etmezler.

136.Onların mükâfatı, Rableri tarafından bağışlanma ve içinden ırmaklar akan cennetlerdir. Onlar orada ebedi kalırlar. Böyle güzel ameller yapanlar için ne güzel bir mükâfattır bu.

137.Sizden önceki kavimlere de ilahî yasalar uygulandı. Yeryüzünde dolaşın da inkâr edenlerin sonunun ne olduğunu görün!

138.Bu (Kur'an), bütün insanlar için bir uyarı (bildiri), müttakiler için de rehber ve öğüttür.

139.Öyleyse gevşeklik göstermeyin ve üzülmeyin. Gerçekten inanıp güveniyorsanız, üstün olan şüphesiz sizsiniz.

140.Eğer siz bir yara aldıysanız, o topluluk da benzer bir yara aldı. Biz, böyle (iyi ve kötü) günleri insanlar arasında döndürüp dururuz. Allah, iman edenleri seçip ayırmak ve aranızdan şahitler edinmek istediği için böyle yapmaktadır, bilin ki Allah zalimleri sevmez.

141.Bunun bir sebebi de, Allah'ın gerçek iman edenleri seçip çıkarması ve kâfirleri de mahvetmesi içindir.

142.Allah, içinizden cihad edenleri ve Allah yolunda sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sanıyordunuz?

143.Siz, (Uhud savaşından önce) düşmanla savaşarak şehid olmayı çok istiyordunuz. İşte onu gördünüz, ama bakınıp duruyorsunuz

144.Muhammed yalnızca bir resuldür (elçidir), ondan önce de resuller (elçiler) gelip geçmiştir. Şayet o ölür veya öldürülürse, topuklarınız üzerinde gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Kim gerisin geriye (eski dinine) dönerse Allah'a hiçbir zarar veremez, halbuki şükredenlerin mükafâtını Allah verecektir.

145.Allah’ın izni olmadan ve Allah'ın belirlediği vâde dolmadan hiçkimse ölmez. Kim, yaptıklarının karşılığında bu dünyanın nimetlerini isterse, ona istediği dünyalığı veririz; kim de âhiret nimetlerini isterse ona da istediği âhiret nimetleri veririz. Biz, şükredenlerin mükâfatını elbette vereceğiz.

146.Geçmişte nice nebi, yanındaki birçok insanla birlikte savaşmıştı. Onlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı asla yılmadılar, gevşemediler ve boyun eğmediler. Allah sabredenleri sever.

147.Söyledikleri sadece şuydu: "Rabbimiz! Günahlarımızdan ve işimizdeki aşırılıklardan dolayı bizleri bağışla; ayaklarımızı sabit kıl, kâfirler topluluğuna karşı bizi muzaffer kıl!"

148.Bunun üzerine Allah onlara, hem bu dünya nimetleriinin ve hem de âhiret nimetlerinin en güzelini bahşetti. Allah güzel davrananları sever.

149.Ey iman edenler! Kâfirlere uyacak olursanız, onlar sizi dininizden çıkarıp kâfirliğe döndürürler, işte asıl o zaman kaybedenlerden olursunuz.

150.Oysa sizin mevlânız (dostunuz ve yardımcınız) sadece Allah'tır. O, yardımcıların en hayırlısıdır.

151.Hiçbir delile dayanmadıkları halde Allah'a şirk koştukları için kâfirlerin yüreklerine korku salacağız. Onların varacakları yer cehennemdir, zalimlerin barınakları ne kötüdür.

152.Allah, size verdiği yardım sözünü tutmuştu. Nitekim siz onları (Uhud'da) kılıçtan geçiriyordunuz. Derken, Allah size çok istediğiniz zaferin işaretlerini gösterince gevşeyip (resulün) emri konusunda tartıştınız ve itaatsizlik ettiniz. Savaşta kiminiz ganimet peşinde koşuyor, kiminiz de ahireti düşünerek canla başla çarpışıyordu. Allah size iyi bir ders olsun diye, düşmanlarınızı yenmenize mani oldu. Ama O sizi bağışladı, çünkü Allah müminlere karşı çok lütufkârdır. 

153.(Uhud'da) Siz can havliyle tepelere doğru kaçışıyor, resul de arkanızdan geri gelin diye sizi çağırıyordu. Allah sizi öyle bir kedere ve üzüntüye boğmuştu ki, artık ne kaybettiğinize (ganimete) ve ne de başınıza gelen bu musibete üzülecek halde değildiniz. Bilin ki Allah, yaptıklarınızdan tümüyle haberdardır.

154.Sonra O, bu kederin ardından size bir emniyet duygusu ve uyku hali, bazılarınıza da sukûnet bağışladı. İçinizden sadece kendilerini düşünen bir grup da Allah hakkında yanlış fikirlere ve cahiliye düşüncelerine kapıldılar ve "Bu hususta biz bir karar yetkisine sahip miydik?" diye  kendi kendilerine sordular. De ki: "Bütün karar yalnızca Allah'a aittir!" Onlar ise "Eğer bir karar yetkimiz olsaydı arkamızda bu kadar çok ölü bırakmazdık" diyerek, (resulüm) sana göstermeyecekleri o iman zayıflığını içlerinde saklamaya çalışıyorlar. Onlara de ki: "Evlerinizde de kalmış olsaydınız, içinizdeki eceli gelmiş olanlar, mutlaka öldürülecekleri yere (bir şekilde) gitmiş olurlardı." Başınıza gelen bütün bu olaylar, Allah'ın göğüslerinizde barındırdığınız herşeyi sınaması ve kalplerinizi boş şeylerden arındırması içindir. Zira Allah, insanların sinelerindeki herşeyi bilmektedir.

155.İki ordunun (Uhud’da) karşılaştığı gün, içinizden kaçanları yaptıkları hatalardan dolayı şeytan yoldan kaydırdı. Ancak yine de Allah onları bağışladı. Çünkü Allah, tarifsiz bağışlayan ve acele cezalandırmayandır.

156.Ey iman edenler! Yeryüzünde sefere çıkan veya savaşa katılan yakınları için “Bizim yanımızda kalsalardı onlar ölmezler veya öldürülmezlerdi” diyen kâfirler (münafıklar) gibi olmayın. Allah bu saplantıyı onların yüreklerinde derin bir acıya dönüştürdü. Halbuki canı veren de Allah’tır, alan da Allah’tır. Allah yaptığınız her şeyi görmektedir.

157.Allah yolunda öldürülmeniz veya ölmeniz, Allah’ın af ve merhametine nail olmanız demektir. Bu da sizin için, elde edilecek tüm ganimetlerden (dünyalıklardan) daha hayırlıdır.

158.Çünkü ölseniz de, öldürülseniz de Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.

159.(Ey resul!) Allah’ın rahmeti sayesinde sen onlara (Uhud’da itaatsizlik edenlere) yumuşak davrandın. Ama eğer onlara karşı katı yürekli davranmış olsaydın, kesinlikle senden uzaklaşırlardı. Şu halde, sen onları affet, affedilmeleri için de dua et ve yönetim işinde onlarla istişare et. Bir işi yapmaya karar verdiğin zaman da yalnız Allah’a güven. Çünkü Allah kendisine güvenenleri sever.

160.Allah size yardım ederse hiçbir kimse sizi yenemez. Ama eğer O sizi yardımsız bırakırsa, artık size kimse yardım edemez (hiçbir yardımın faydası olmaz). O halde, müminler yalnız Allah’a güvenip yalnız O’na dayansınlar.

161.Bir nebinin emanete (ganimet malına) hıyanet etmesi düşünülemez. Her kim emanete hıyanet ederse, kıyamet günü yaptıklarının günahıyla gelir. Hiç kimse haksızlığa uğratılmaz ve yaptıklarının karşılığını eksiksiz görür.

162.O halde; Allah’ın rızasını kazanmaya çalışan biriyle, (emanete hıyanet ederek) O’nun gazabına uğrayan kimse bir olur mu? Orası ne kötü bir duraktır!

163.Allah’ın rızasını kazananlarla, O’nun gazabına uğrayanların Allah katındaki yerleri (dereceleri) farklıdır. Allah onların yaptıklarını bilir ve karşılığını da ona göre verir.

164.Andolsun ki Allah; âyetlerini okuyarak onları arındırmak, ilahî kelamı (Kur’an’ı) ve hikmeti onlara öğretmek için içlerinden bir resul göndermekle müminlere büyük bir ihsanda bulunmuştur. Halbuki onlar, daha önce apaçık bir sapıklık içindeydiler.

165.(Bedir de) düşmanlarınıza çok daha ağırını tattırdığınız yenilginin acısını (Uhud’da) kendiniz tadınca (biz Allah yolunda savaştığımız halde) “Böyle bir yenilgiye niçin uğradık?” diye söyleniyorsunuz! De ki: “Bu, kendi yaptıklarınız (emre itaatsizlik) yüzündendir!” Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.

166.İki ordunun (Uhud’da) karşılaştığı gün uğradığınız sıkıntı, gerçek müminlerin ortaya çıkması için, Allah’ın izin ve iradesiyle olmuştur.

167.Ayrıca bu, münafıkların da ortaya çıkması içindi! Onlara; “Allah yolunda savaşa katılın, hiç olmazsa geride kalıp savunma yapın” denildiğinde “Eğer biz savaşmasını (savaş olacağını) bilseydik size katılırdık” diyerek alay ettiler. Onlar, o gün imandan çok küfre yakındılar. Onların ağızlarıyla söyledikleri, içlerinden geçirdikleriyle aynı değildi (münafıklık ediyorlardı). Halbuki Allah, onların kalplerinde gizlediklerini çok iyi biliyordu.

168.Onlar, savaşa katılan yakınları için; “Bizim sözümüze uysalardı öldürülmezlerdi!” dediler. De ki: “Doğruyu söylüyorsanız ölümü kendinizden savın bakalım!”

169.Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın! Bilakis onlar diridirler ve Rablerinin rızıklarına mazhar olmaktadırlar.

170.Onlar, Allah’ın kendilerine lütfettikleriyle mutludurlar. Arkalarından gelecek olup da henüz kendilerine kavuşmamış olanlara; hiçbir korku ve keder duymayacaklarının müjdesini vermek isterler.

171.Yine onlar, Allah’ın nimet ve lütfu ile müminlere vereceği mükâfatı zayi etmeyeceğini müjdelemek isterler.

172.Bunlar, aldıkları yaralardan sonra bile Allah’ın ve resulün çağrısına uydular, bu müminlerden iyilik yapıp kötülükten sakınanlara büyük bir mükâfat vardır.

173.Daha sonra insanlar onlara; “Düşmanlarınız büyük bir ordu ile üzerinize geliyor!” dediklerinde onlar: “Allah bize yeter, O ne güzel vekildir!” diyerek karşılık verdiler.

174.Bunun üzerine, Allah’ın lütfu ve keremiyle kendilerine hiçbir zarar dokunmadan geri döndüler. Çünkü onlar, Allah’ın rızasından başka bir şey istemiyorlardı. Bilin ki Allah, büyük bir lütuf sahibidir.

175.Size o haberi getiren şeytan (ruhlu kişiler) ancak kendi yandaşlarını korkutabilir. Siz onlardan korkmayın, Bana karşı gelmekten korkun, çünkü siz iman etmiş kimselersiniz.

176.(Resulüm!) Küfürde yarışanlar seni üzmesin, çünkü onlar asla Allah’a zarar veremezler. Zaten Allah, böylelerini âhirette hiçbir nimete kavuşturmayacaktır (yazmıştır). Onlar için şiddetli bir azap da vardır.

177.Şüphesiz, iman karşılığında inkârı satın alanlar Allah’a hiçbir zarar veremezler. Onlar için elem verici bir azap vardır.

178.Kâfirler, onlara mühlet vermemizin kendilerinin iyiliğine olduğunu sanmasınlar sakın. Onlara verilen mühlet, ancak günahlarını artırmalarına yarıyor. Onlar için alçaltıcı bir azap vardır.

179.Allah müminleri içinde bulundukları durumda bırakacak değildir, temizi pis olandan ayıracaktır. Allah, size gaybı da bildirecek değildir fakat Allah, (bunun için) resüllerinden uygun gördüğünü seçer. Siz Allah’a ve resüllerine inanıp güvenin. Eğer böyle yaparsanız hem kendinizi korursunuz ve hem de büyük bir mükâfata kavuşursunuz.

180.Allah’ın kendilerine verdiği nimetlerden (Allah yolunda harcamayarak) cimrilik yapanlar, bunun kendilerinin hayrına olacağını sanmasınlar. Aksine bu onlar için çok kötüdür. Cimrilik yaptıkları şeyler kıyamet gününde boyunlarına (azap olarak) dolanacaktır. Zira, göklerin ve yeryüzünün mirası tamamıyla Allah’a aittir. Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.

181-182.”Allah fakir biz ise zenginiz” diyenlerin sözünü Allah işitmiştir. Onların hem bu söylediklerini hem de haksız yere nebilerini öldürmüş olduklarını (amel defterlerine) kaydedeceğiz ve diyeceğiz ki: “Tadın o yakıcı azabı! Bu kendi ellerinizle yaptıklarınızın karşılığıdır. Yoksa Allah kullarına asla zulmetmez!”

183.”Gökten inecek bir ateşin yiyeceği (yakıp bitireceği) bir kurbanı bize getirinceye kadar hiçbir resule iman etmeyeceğimize dair Allah (Tevrat’ta) bizden söz aldı” diyenlere de ki: “Benden önce de size resuller gelmiş, hem hakikatın apaçık belgelerini ve hem de sözünü ettiğiniz şeyi (kurbanı) getirmişlerdi. Doğru söylüyorsanız, o halde o resulları niçin öldürdünüz?”

184.(Ey resul!) Seni yalanladılarsa; hakikatın apaçık delilleriyle, ilâhî hikmet yüklü kitaplarla ve aydınlatıcı vahiyle, senden önce gelen resuller de yalanlanmıştı.

185.Her can ölümü tadacaktır. Kıyamet günü yaptıklarınızın karşılığı size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılarak cennete konursa, o gerçekten kurtuluşa ermiştir. Zira bu dünya hayatı aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir.

186.Şüphesiz ki, mallarınız ve canlarınız konusunda yıpratıcı bir imtihandan geçirileceksiniz. Sizden önce kendilerine kitap verilen kimselerden ve Allah’a şirk koşan kimselerden; sizi incitip üzecek çok kötü sözler duyacaksınız. Bunlara sabreder ve Allah’a karşı gelmekten sakının ve bunların azim ve kararlılık gerektirdiğini bilin.

187.Allah, kendilerine kitap verilenlerden; “Kitabı insanlara açıkça anlatacaklarına ve asla gizlemeyeceklerine dair” söz almıştı. Fakat onlar bu sözlerinde durmadılar, onu kulak ardı ettiler ve basit dünya menfaatlerini ona tercih ettiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kötüdür.

188.Yaptıkları (kötülüklerden) zevk alan, yapmadıkları iyiliklerle (sanki yapmışlar gibi) övülmek isteyenlerin azaptan kurtulacaklarını sanma. Onlar için elem verici bir azap vardır.

189.Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’ındır. Allah her şeyi yapmaya kadirdir.

190.Kuşkusuz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbirini takip edişinde akıl sahipleri için nice deliller (ibretler) vardır.

191.O akıl sahipleri; ayakta dururken, otururken ve yanları üzerine yatarken (yani her durumda) Allah’ı zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışını düşünürler. “Ey Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın, Seni tesbih ederiz. Bizi cehennem azabından koru!” derler.

192.”Ey Rabbimiz! Sen kimi cehennem ateşine atarsan onu zelil ve perişan etmişsindir. O zalimler, kendilerine yardım edecek kimse de bulamazlar.”

193.”Rabbimiz! Bizi, Rabbinize iman edin diye imana çağıran bir davetçiyi (elçiyi) duyduk ve hemen iman ettik! Rabbimiz! Bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bize iyilerin ölümünü nasip et.”

194.”Ey Rabbimiz! Resullerin vasıtasıyla yaptığın vaadini bize nasip et. Kıyamet günü bizi utandırma, şüphesiz sen vaadinden asla caymazsın!”

195.Rableri de onların dualarına icabet etti ve: “Ben; sizden kadın olsun, erkek olsun iyi işler yapan hiç kimsenin emeğini zayi etmeyeceğim, çünkü siz birbirinizdensiniz. Hicret eden, yurtlarından çıkarılan ve benim yolumda eziyete uğrayanların; savaşanların ve öldürülenlerin günahlarını mutlaka örteceğim. Elbette onları, Allah’tan bir mükâfat olarak altlarında ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Mükâfatların en güzeli de Allah katından olandır!” 

196-197.Kâfirlerin yeryüzünde diyar diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın. O, geçici bir tatminden ibarettir, sonunda varacakları yer cehennemdir, o ne kötü bir meskendir.

198.Fakat, Rablerinin emir ve yasaklarına uyanlar için, Allah’tan bir ikram olarak, altlarından ırmaklar akan ve ebedi kalacakları cennetler vardır. Allah katından olan, erdem sahipleri için en hayırlı olandır.

199.Kitap Ehli içinde; hem Allah’a, hem size indirilene ve hem de kendilerine indirilen kitaplara tam bir samimiyetle ve Allah’a boyun eğerek inananlar vardır. Onlar, Allah’ın âyetlerini az bir kazanç için satmazlar. Onların mükâfatı Rableri katındadır. Şüphesiz Allah, hesabı çok çabuk görür.

200.Ey iman edenler! Allah yolunda karşılaştığınız zorluklara ve sıkıntılara sabredin, direnişte birbirinizle dayanışma içinde olun, mevzilerinizi koruyun ve Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olun ki ebedi kurtuluşa erebilesiniz.

"www.kuranyolcularınaselamlar.com"

 

0 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. *

*

Son
karakter.

*