15 Aralık 2019 Pazar
MENÜ
SON YAZILAR

NİSA SÛRESİ

4/98 NİSA SÛRESİ 

(Nisâ, kadınlar anlamına gelmektedir ve kadın haklarından bahsettiği için bu adı almıştır. Medine’de, hicretin 3.-5. yıllarında inmiş olup, Mushafta 4. inişte ise 98. sıradadır ve 176 âyettir.) 

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.             

1.Ey insanlar! Sizi bir tek özden (nefisten) yaratan, aynı özden de (aynı nefisten de) eşini yaratan ve her ikisinden de birçok erkek ve kadın var eden Rabbinize karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun! Birbirinizden dilekte bulunurken (Allah hakkı için diyerek) adını andığınız Allah’a ve akrabalık haklarına saygılı olun. Şüphesiz Allah sizi daima görüp gözetmektedir. 

2.(Himayenizdeki) yetimlere (rüşte erdiklerinde) mallarını verin. Helâli haramla değiştirmeyin, onların mallarını mallarınıza katarak yemeyin, çünkü bu çok büyük bir günahtır.

3.(Himayenizdeki) yetim kızlarla ve dul kadınlarla evlenip de adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız, o zaman size helâl olan diğer kadınlardan biriyle evlenin, (hatta) ikisi, üçü veya dördüyle evlenin. Ama, onlara da adaleti yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, o zaman bir tek kadını nikahlayın ya da hakimiyetiniz altında olan (esir) bir kadını nikahlayın. Zulüm ve haksızlık etmemeniz için en uygun olan budur.

4.Evlendiğiniz kadınlara mehirlerini cömertçe ve gönül hoşluğuyla verin. Şayet onlar mehirlerinin bir kısmını gönül rızasıyla size verirlerse onu da rahatlıkla alıp harcayın. (4.19*60.10)

5.Allah’ın; koruyup kollamanız için size emanet ettiği (yetim) mallarını, kârını-zararını bilmeyecek durumdaki sahiplerine teslim etmeyin. Fakat, bu malların gelirlerinden onların yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını karşılayın. Ayrıca onlara iyi davranın ve nasihatta bulunun.

6.(Velisi olduğunuz) yetimleri, evlenme çağına gelinceye kadar (zaman- zaman) deneyin. Onların; kârı-zararı ayırt edebilecek ve mallarını yönetebilecek olgunluğa (rüşte) eriştiklerini görürseniz, mallarını kendilerine teslim edin. Ama, “bunlar büyüdüklerinde mallarını geri alacaklar” diye düşünerek onların mallarını sakın saçıp-savurmayın. Eğer veli zengin ise, (malları yönettiği için) yetimin malından hiçbir şey almasın. Ancak veli fakir ise, örfe uygun ve makul ölçülerde yararlansın. Yetimlere mallarını teslim ederken, onlar adına mutlaka şahit bulundurun. Hesap sorucu olarak Allah yeter!

7.Ana-babanın ve yakın akrabanın miras olarak bıraktıkları malda; erkek mirasçıların belli bir payı olduğu gibi kız/kadın mirasçıların da belli bir payı vardır. Miras olarak birakılan mallar, az veya çok olsun bu paylar Allah tarafından farz kılınmıştır. (2.180,181,182*4.8,11,12,13,14,33,176)

 8.Mirasçı olmayan uzak akrabalar ile yetimler ve yoksullar mirasın paylaşımında hazır bulunurlarsa, onlara da az/çok bir şeyler verin ve gönül alıcı sözler söyleyin. (2.180,181,182*4.7,11,12,13,14,33,176)

9.Geride çaresiz evlatlar bıraktıkları takdirde, onların geleceğinden endişe edecek olanlar, aynı endişeyi diğer insanlar için de taşıyarak Allah’ın emrine itaatsizlikten sakınsınlar ve doğruları söyleyip, doğruları savunsunlar.

10.Yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarını ateşle doldurmuş olurlar. Bu yüzden onlar cehennemdeki alevli ateşe atılacaklardır.

11.(Ey iman edenler!) Allah, miras konusunda çocuklarınızın paylarıyla ilgili olarak size şunları emreder: Erkek çocuğun miras payı kız/kadın çocuğun miras payının iki katıdır. Ölenin erkek çocuğu bulunmayıp da; (iki veya) ikiden fazla kız/kadın çocuğu varsa bunlar mirasın üçte ikisini alırlar. Sadece bir kız/kadın çocuğu varsa, mirasın yarısı ona aittir. Ölenin çocukları varsa, ana-babasının her birinin payı altıda bir olur. Ölenin çocuğu bulunmuyor ve varisler sadece ana ve babası ise, bu takdirde ananın payı üçte birdir, (babanın payı üçte ikidir). Eğer ölenin çocuğu bulunmadığı halde varis olarak kardeşleri varsa o takdirde ananın payı altıda birdir (kalan da babası ve kardeşleri arasında paylaştırılır). Miras payları, ölenin vasiyetinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonra kalan mallara yapılır. Ana-babanız ve evlatlarınızdan hangisinin size daha faydalı olacağını siz bilemezsiniz. Bu hükümler Allah tarafından farz kılınmıştır. Kuşkusuz Allah, her şeyi hakkıyla bilen ve her hükmünde tam isabet edendir. (2.180,181,182*4.7,8,12,13,14,33,176)         

12.Çocuğu bulunmayan karılarınızın bıraktıkları mirasın yarısı sizindir (kocanındır), eğer (ölen karılarınızın) çocukları varsa kocanın mirastaki payı dörtte bir olur. Bu taksim, ölenin vasiyetin yerine getirilmesinden ve borçların ödenmesinden sonra kalan mala yapılır. Ölen kocanın çocuğu yoksa; vasiyetin yerine getirilmesin- den ve borcun ödenmesinden sonra, mirasının dörtte biri karılarına aittir, ölen kocanın çocukları varsa karılarının miras payı sekizde bir olur. Evlâdı ve ana-babası olmayarak miras bırakan erkek veya kıza/kadına; “kelâle” yoluyla (“ana bir” kardeşleri) mirasçı oluyorsa; bir erkek kardeşi veya bir kız/kadın kardeşi mirasçı olursa bunların her birinin mirastan payı altıda birdir, ölenin kardeşleri birden fazla iseler; hepsi birlikte mirasın üçte birini eşit olarak paylaşırlar. Bu taksim; mirasçılara zarar vermeyecek şekilde yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden ve borçların ödenmesinden sonra yapılır. Bunlar Allah’ın emridir; Allah, her şeyi bilendir, halîmdir. (2.180,181,182*4.7,8,11,13,14,33,176)

(NOT: Miras Risalesinde ayrıntılı bilgi vardır.)

13.Bütün bu hükümler Allah’ın koyduğu sınırlardır. Kim Allah’a ve Rasulüne uyarsa, Allah onları içlerinde ebedi kalacakları, zemininde ırmaklar akan cennetlere koyacaktır, en büyük kurtuluş işte budur. (2.180,181,182*4.7,11,12,14,33,176)

14.Kim de, Allah’ın koyduğu sınırları aşarak Allah’a ve Rasulüne isyan ederse, Allah onları içlerinde ebedi kalacağı cehenneme sokar, onlar için alçaltıcı bir azap vardır. (2.180,181,182*4.7,8,11,12,13,33,176)

15.Kadınlarınızdan hayasızlık (sevicilik) edenlere karşı aranızdan dört şahit getirin. Eğer dört kişi şahitlik ederlerse o kadınlarınızı, ölüm alıp götürünceye kadar veya (tövbe etmeleri halinde) Allah onların lehine bir yol açıncaya kadar evlerinizde (göz hapsinde) tutun.

16.İçinizden erkek erkeğe fuhuş (eşcinsellik) yapanlar olursa onları (kınayıp azarlayarak) cezalandırın, eğer tövbe edip hallerini düzeltirlerse artık üzerlerine gitmeyin. Çünkü Allah, tövbeleri kabul edendir, sınırsız merhamet sahibidir.

17.Allah’ın kabul etmeyi vâdettiği tövbe, ancak nefsine hâkim olamayarak günah işleyen, ardından pişmanlık duyup da günahtan vazgeçenlerin tövbesidir. Allah, işte böyle kimselerin tövbesini kabul eder. Allah her şeyi bilendir, her hükmünde tam isabet edendir.

18.Yoksa kötülükleri yapıp-yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca; “Ben şimdi tövbe ettim” diyenlerle kâfirlikte direnerek ölenler için kabul edilecek tövbe yoktur, onlar için acıklı bir azap hazırladık.                                                

19.Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmaya kalkmanız size helâl değildir. İspatlanabilir (açık) bir fuhuş işlemedikçe, karılarınıza vermiş olduklarınız (mehri) geri almak için onlara baskı yapmayın. Onlarla güzel bir şekilde geçiminizi sürdürün, zira onlardan hoşlanmasanız bile sizin hoşlanmadığınız bir şeyi, Allah’ın sizin için birçok hayra vesile kılmış olabileceğini unutmayın!

20.Eşinizi boşayıp başka bir kadınla evlenmek isterseniz, boşamak istediğiniz eşinize vaktiyle mehir olarak yükler dolusu altın ve gümüş vermiş olsanız bile o mehrin tek kuruşunu geri almayın. Boşamak istediğiniz eşinize (zina veya benzer) bir iftira atmak ve böylece çok büyük bir günaha girmek pahasına verdiklerinizi geri almanız olacak iş değildir!

21. Birbirinizin mahremi olduktan (bir yastığa baş koyduktan) ve eşiniz sizden (evlilik hukukuna uyacağınıza dair) sağlam bir söz aldıktan sonra verdiklerinizi nasıl geri alabilirsiniz ki?

22.Babalarınızın nikahladığı kadınlarla (üvey analarınızla) sakın evlenmeyin, fakat geçmişte yapılanlar geçmişte kalmıştır. Böyle bir şey; kötü bir gelenek, yüz kızartıcı bir hayasızlık ve çirkin bir günahtır.

23.(Ey mümin erkekler!) Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek veya kız kardeşinizin kızları, süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anaları (kayın valideleriniz), kendileriyle gerdeğe girdiğiniz karılarınızın (eski kocalarından) doğmuş olup sizin yanınızda bulunan kızlarını nikahlamanız da size haram kılınmıştır. Fakat gerdeğe girmeden ayrıldığınız kadınların kızları ile evlenmenizin bir günahı yoktur. Öz oğullarınızın eşleriyle (gelinlerinizle) evlenmeniz de size haramdır. Aynı anda iki kız kardeşi birlikte nikahınız altında bulundurmanız da haram kılınmıştır. Fakat, geçmişte olanlar geçmişte kalmıştır, çünkü Allah tarifsiz bir bağışlayıcı ve eşsiz bir merhamete sahiptir.

24.(Ey mümin erkekler!) Evli kadınları nikâhlamanız da haramdır. Fakat savaş esiri olarak elinize geçen kadınlar bu hükmün dışındadır. İşte bütün bunlar Allah’ın size bildirdiği hükümlerdir. Bütün bu sayılanların haricindeki mümin kadınlarla; mehirlerini vermek ve iffetli yaşamak şartıyla evlenmeniz size helaldir. Evlendiğiniz kadınlara mehirlerini tastamam verin. Mehir belirlendikten sonra, onu aranızda karşılıklı rıza ile artırıp-eksiltmenizde size bir günah yoktur. Allah her şeyi bilen ve her hükmünde tam isabet edendir.

25.Mümin, iffetli ve hür kadınları nikâhlayacak kadar varlığı olmayanlar, hakimiyetiniz altında olan (esir) mümin kadınları nikahlayabilirler. İmanınızı en iyi bilen Allah’tır. Hepiniz birbirinizdensiniz. Onları (esir kadınları) ailelerinin izni ile nikahlayın ve mehirlerini kendilerine marufa uygun olarak verin. Onlar (esir kadınlar) da iffetli olsunlar, zinadan uzak dursunlar ve gizli dostlar edinmesinler. Evlendikten sonra zina yapacak olurlarsa onlara (esir kadınlara) verilecek ceza, hür kadınlara verilen cezanın yarısı kadardır. Bu ruhsat, içinizden zor duruma düşmekten korkanlar içindir. Ama sabretmeniz daha iyi olur. Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

26.Allah bunları size açıkça anlatarak sizi, sizden öncekilerin doğru yoluna yöneltmek ve tövbenizi kabul ederek günahlarınızı affetmek ister. Allah her şeyi bilen ve her hükmünde tam isabet edendir.

27.Evet, Allah tövbenizi kabul edip sizi bağışlamak ister, şehvetlerine uyanlar ise, sizin doğru yoldan tamamen çıkarak günahlara dalmanızı isterler.

28.İnsan zayıf yaratıldığından Allah sizin yükünüzü hafifletmek ister.

29.Ey iman edenler! Birbirinizin mallarını; karşılıklı rızaya dayanan ticaret yoluyla dahi olsa haksız yere yiyerek kendinize yazık (zulüm) etmeyin. Şüphesiz Allah size karşı çok merhametlidir.

30.Kim haddi aşarak bu haksızlığı (zulmü) yaparsa, Biz onu cehennem ateşine sokacağız, zira bu Allah için çok kolaydır.

31.Eğer siz, yasaklanan büyük günahları işlemekten kaçınırsanız, Biz de sizin küçük günahlarınızı bağışlar ve sizi çok güzel bir yere (cennete) koyarız.

32.Allah’ın bir başkasına, sizden daha fazla verdiği nimetlere imrenip onları temenni etmeyin. Erkeklerin kendi kazandıklarından bir payı, kadınların da kendi kazandıklarından bir payı vardır. Siz çalışın ve  Allah’ın lütfundan olanı isteyin. Allah her şeyi hakkıyla bilmektedir.

33.Biz, ana-babanın ve yakın akrabaların bıraktıkları mallara mirasçılar belirledik. Kendileriyle (mirasla ilgili) sözleşme yaptığınız kimselere de miras paylarını verin. Unutmayın ki Allah, her şeye şahittir. (2.180,181,182*4.7,8,11,12,13,14,176)

34.Kocalar karılarının koruyup-kollayıcısıdırlar. Çünkü Allah, erkeklerle kadınları farklı alanlarda üstün yeteneklere sahip kılmıştır. Ayrıca erkekler kadınlara kendi mallarından harcama yapmaktadırlar. Dürüst ve erdemli kadınlar, hem Allah'a itaat ederler ve hem de Allah’ın korumasını istediği iffetlerini kocalarının yokluğunda da korurlar. Nüşuzundan (sadakatsizliğinden) endişe ettiğiniz karılarınıza önce nasihat edin, bu yeterli olmazsa onları yataklarında yalnız bırakın, bu da fayda vermezse bir süre ayrı yaşayın. Bundan sonra size itaat ederlerse, artık onları cezalandırmak için başka yollar aramayın (boşamaya kalkmayın). Allah her şeyi bilen ve her şeyden haberdar olandır.

35.Evli bir çiftin ayrılacaklarından endişe ederseniz, erkeğin ve kadının ailelerinden birer arabulucu (hakem) tayin edin. Eğer, her iki taraf da anlaşmazlığı gidermeyi arzu ederse, Allah da onların aralarını düzeltir. Unutmayın ki Allah her şeyi bilen, her şeyden haberdar olandır.

36.(Sadece) Allah’a kulluk edin ve O’ndan başka hiçbir şeye (ve hiç kimseye) ilahlık yakıştırmayın. Ana-babaya iyilik edin. En yakınlarınıza, yetimlere, yoksullara, yakın komşulara, uzak komşulara, yanınızdaki eş ve dosta, yolcuya ve hakimiyetiniz altında bulunan (esir kadın ve erkeklere) de iyilik edin. Unutmayın ki Allah, kendini beğenip övünenleri sevmez.

37.Onlar, kendileri cimrilik ettikleri gibi başkalarına da cimriliği tavsiye ederler. Allah’ın kendilerine bağışladığı nimetleri de (yoksullara vermemek için) gizlerler. Biz, âyetleri görmezden gelenlere (gizleyenlere) aşağılayıcı bir azap hazırladık.

38.Onlar, Allah’a ve ahiret gününe de inanıp-güvenmezler ve mallarını da gösteriş için harcarlar. Arkadaşı ve yoldaşı şeytan olan kimse, ne kötü bir dost edinmiştir.

39.(Halbuki) onlar Allah’a ve ahiret gününe inanıp-güvenselerdi ve Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi bir şey kaybetmezlerdi! Allah, onlar hakkında her şeyi bilmektedir.

40.Allah kimseye zerre kadar haksızlık yapmadığı gibi hayırlı bir şey yapanların mükafatını da kat-kat artırır ve fazladan da büyük bir mükafat verir.

41.(Ey resul!) Her toplum (ümmet) için dünyada yaptıklarına şahitlik edecek birini, mahşer günü huzurumuza getirdiğimizde ve seni de onlara şahit kıldığımızda, günahkarların hali nice olacak?

42.İşte o gün kâfirler ve resullerimize karşı çıkanlar, toprağa karışıp yok olmayı isterler ancak Allah’tan hiçbir şeyi gizleyemezler.

43.Ey iman edenler! Sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın. Cünüpken de iyice yıkanıncaya (gusledinceye) kadar namaz kılmayın. Eğer hasta veya yolcu iseniz yahut tuvalete gitmişseniz veyahut kadınlarla cinsel ilişkiye girmiş sonra da su bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin. Ellerinizi, kollarınızı ve yüzünüzü onunla mesh edin. Şüphesiz Allah, çok affedici ve engin merhamet sahibidir.

44.(Ey iman edenler!) Kendilerine Kitaptan bir pay verilmiş olanların, onu sapıklıkla değiştirdiklerini ve sizin de yoldan çıkmanızı istediklerini görmüyor musunuz?

45.Düşmanlarınızı en iyi Allah bilir. Veli (dost) olarak Allah size yeter, yar ve yardımcı olarak da Allah size yeter.

46.Yahudilerden bazıları kelimeleri tahrif ederler (anlamlarını değiştirirler), dillerini eğip-bükerek ve dinle alay ederek: “Semi’na ve eta’na-işittik ve itaat ettik” yerine “Semi’na ve asayna-işittik ve isyan ettik” diyorlar. Ayrıca “Vesma’ gayra musma” diyerek “Sen izin vermedikçe konuşmayız veya asıl sen bizi dinle” şeklindeki farklı anlamlı kelimeleri kullanıyorlar. Ayrıca “râîna-bizi güt” yerine “unzurna-bizi gözet” deselerdi onlar için daha doğru olurdu. Ama kafirlik etmeleri (kelimeleri tahrif etmeleri) yüzünden Allah onları lanetledi (dışladı), gerçek şu ki onlar çok azı müstesna iman etmezler.

47.Ey kitap ehli! Yanınızda olan Kitabı tasdik eden bu Kitaba (Kur’an’a) iman edin, aksi halde itibarınızı yok eder, sizi yüzsüz hale getiririz veya cumartesi yasağını çiğneyenleri lanetlediğimiz (dışladığımız) gibi sizi de lanetleriz (dışlarız), zira Allah’ın iradesi muhakkak gerçekleşir.

48.Allah, kendisine ortak koşulmasını (şirki) bağışlamaz. Şirkten uzak kalan kimselerin bunun dışındaki günahlarını bağışlar.. Kim Allah’a şirk koşarşa (ortak oluşturursa), O’na büyük bir iftira ederek korkunç bir günah işlemiş olur.

49.Kendilerini temize çıkaranlara (günahımız yok diyenlere) baksana! Halbuki, insanları sadece Allah temize çıkarır ve kimseye zerre kadar haksızlık da yapılmaz.

50.Baksana, (biz Allah’ın seçkin halkı ve sevdiği kullarıyız diyerek) kendi yalanlarını nasıl da Allah’a mal ediyorlar. Bu apaçık günah onlara yeter!

51.Kendilerine vahiyden bir pay verilenleri görmüyor musun? Tâguta ve putlara bel bağlamışlar ve kafirleri memnun etmek için “Kafirlerin, müminlerden daha doğru yolda olduklarını” iddia ediyorlar.

52.Bunlar, Allah’ın lânetledikleri (dışladıkları) kimselerdir, Allah’ın lânetlediklerine yardım edecek kimse de yoktur.

53.Yoksa onlar Allah’ın mülküne ortak olduklarını mı sanıyorlar? Eğer öyle olsaydı, insanlara zırnık (en küçük bir şey) bile vermezlerdi.

54.Yoksa onlar, Allah’ın ikramından pay verdiği kimseleri çekemiyorlar mı? Oysa Biz, İbrahim ailesine Kitap ve hikmet verdik ve onlara güçlü bir saltanat bahşettik.

55.Onlardan bir kısmı İbrahim’e inandı, kimi de yüz çevirdi. Cehennemin o kavurucu ateşi onlara (yüz çevirenlere) yeter.

56.Âyetlerimizi inkârda direnenleri (kâfirleri) ateşte kızartacağız, derileri yandıkça azabı sürekli hissetmeleri için derilerini tazeleyeceğiz. Allah; her işinde mükemmel olan ve her hükmünde tam isabet kaydedendir.

57.İnanıp-güvenen ve salih amel işleyenleri ise içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız, orada ölümsüz olarak ebediyen kalacaklardır. Orada, tertemiz eşleriyle mutlu bir hayat süreceklerdir.

58.Allah, size emanet edilenleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde de adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor, unutmayın ki Allah her şeyi işiten ve her şeyi görendir.

59.Ey iman edenler! Allah’a ve rasulüne (rasulün getirdiği kitaba) itaat edin ve sizden olan ülü’l-emre de itaat edin. Eğer (ülü’l-emr ile) bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah’a ve rasulüne (rasulün getirdiği kitaba) götürün. Eğer, Allah’a ve ahiret gününe inanıp-güveniyorsanız böyle yaparsınız. Böylesi en hayırlı olan ve sonuçları da en verimli olandır.

60.Hem sana indirilene ve hem de senden önce indirilenlere iman ettiklerini sananlara bir baksana! Onlar, aralarındaki anlaşmazlığın çözümü için bir kâhinin (tagûtun) hakemliğine başvurmak istiyorlar, oysa onlara ona uymamaları emredilmişti. Şeytan (ve şeytan tabiatlı adam) ise onları derin bir sapıklığa düşürmek istemektedir.

61.Onlara “Allah’ın indirdiğine ve bu resule gelin (ona uyun)” dendiğinde, o münafıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

62.Kendi elleriyle yaptıkları (günahları) yüzünden başlarına bir iş geldiğinde onların halleri ne olacak? O zaman sana gelip Allah’a yemin ederek “Biz sadece iyilik yapmak ve arayı bulmak istemiştik” diyecekler.

63.Onlar var ya! Onların kalplerinde olanı Allah bilir. Onların sözlerine aldırma, onlara öğüt ver ve onlara etkili sözler söyle.

64.Biz, gönderdiğimiz rasülleri, Allah’ın izniyle kendilerine tabi olunsun diye gönderdik. Halbuki onlar, kendilerine zulmettiklerinde sana gelip de Allah’tan günahlarının bağışlanmasını dileselerdi ve sen de onların mağfireti için dua etseydin, o zaman Allah’ın kendisine yönelenlerin tevbelerini kabul ettiğini ve ne kadar merhametli olduğunu elbette göreceklerdi.

65.Rabbine andolsun ki, onlar aralarında ihtilafa düştükleri konularda senin hakemliğine baş vurmadıkça, sonra da senin verdiğin hükme içlerinde hiçbir tereddüt ve sıkıntı duymadan tamamen teslim olmadıkça gerçek anlamda iman etmiş sayılmazlar!

66.Şayet onlara “Ya içinizdeki yanlış inancı öldürün veya yurdunuzdan çıkın” diye emretseydik, pek azı hariç bunu yapmazlardı. Halbuki kendilerine verilen öğüdü dinleyip-uygulasalardı onlar için elbette daha hayırlı olurdu.

67.O zaman Biz de onlara katımızdan büyük bir mükafat verirdik.

68.Ve onları dosdoğru yola yöneltirdik.

69.Kim Allah’a ve rasulüne itaat ederse; Allah’ın kendilerine nimet verdiği nebiler, sıddîkler, hak ve hakikat uğruna hayatlarını ortaya koyanlar (şehitler) ve sâlihlerle birlikte olacaklardır. Bunlar ne güzel dostturlar.

70.İşte bu Allah’ın ikramıdır ve bunu sadece Allah’ın bilmesi yeter.

71.Ey iman edenler! Savaşa hazır olun, tedbirinizi alın ve bölükler halinde veya topyekûn seferber olun.

72.Aranızdan bazılarınız işi ağırdan alarak ve ayak sürüyerek (savaşa katılmayıp), sizin başınıza bir iş geldiğinde ise “Allah bana iyilik yapmış da onlarla birlikte (savaşa) gitmemişim” derler.

73.Allah’ın size bir ikramı olduğunda, sanki kendilerine çağrı yapılmamış gibi “Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da başarı kazansaydım” derler.

74.Ahireti kazanmak için bu dünya hayatını verenler Allah yolunda savaşsınlar. Allah yolunda savaşarak öldürülenlere veya galip gelenlere, Allah yakında büyük bir ödül verecektir.

75.Çaresiz erkek, kadın ve çocuklar için Allah yolunda savaşmamak için sizin bir mazeretiniz olabilir mi? Onlar (çaresizler), “Rabbimiz! Halkı sapıklık içinde olan bu yerden bizi çıkar, bize katından bir dost, bir yardımcı gönder!” diye yalvarıp duruyorlar.

76.İman edenler Allah yolunda savaşırlar, âyetleri inkâr edenler (kâfirler) ise o sapıkların yolunda savaşırlar. Öyleyse siz, şeytanın dostlarıyla savaşın, bilin ki şeytanın hile ve tuzağı zayıftır.

77.”Ellerinizi (savaştan) çekin, namazı tam kılın, zekâtı verin” denilen şu kişileri görmedin mi? Savaş farz kılınınca da içlerinden bir bölümü Allah’tan korkar gibi insanlardan korkmuş, hatta korkuları daha da artmıştı. Dediler ki, “Rabbimiz! Bize savaşı niçin farz kıldın, biraz daha süre tanısaydın olmaz mıydı?” De ki, “Dünya menfaati pek azdır. Allah’tan çekinerek korunanlar için ahiret daha hayırlıdır, kimseye de zerre kadar haksızlık yapılmaz.”

78.Nerede olursanız olun, hatta sağlam kaleler içinde olsanız bile ölüm sizi yakalayacaktır. Onlara bir iyilik gelse “Bu Allah’tandır” derler. Bir kötülük geldiğinde ise “Bu senin yüzündendir” derler. De ki, “Başınıza gelen her şey (sünnetullaha göredir ve) Allah’tandır.” Bu insanlar neden laf anlamaz ve gerçekleri kavramazlar?

79.(Ey rasülüm!) Sana gelen iyilik Allah’tan, kötülük ise kendindendir. Biz seni insanlara rasül (elçi) olarak gönderdik. (Onlar inanmasalar da) bu gerçeğe Allah’ın şahitlik etmesi yeter.

80.Kim rasüle (elçiye) itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Ey rasül! Yüz çevirenlere aldırma, Biz seni onların başına bekçi olarak göndermedik.  

81.Onlar senin (söylediklerine) “Baş üstüne!” derler, senin yanından uzaklaştıklarında ise içlerinden bir güruh gece boyunca senin söylediklerinden farklı işler çevirirler. Ama Allah, onların geceleyin çevirdikleri işleri kaydetmektedir. Onlara karşı dikkatli ol ve Allah’a dayan, dayanmak için Allah sana yeter.

82.Onlar Kur’an’ın bütünündeki uyuma bakmazlar mı? Eğer Allah’tan başkasından gelseydi, onda çok sayıda çelişki ve tutarsızlık bulurlardı

83.Onlar, barış veya savaşla ilgili bir bilgi kendilerine ulaştığında onu yayarlar. Halbuki o haberi rasüle veya yorum yapabilen yetkililere iletselerdi gerçeği anlarlardı. Size Allah’ın lütuf ve ikramı olmasaydı çok azınız hariç, şeytana uyardınız.

84.(Rasülüm!) Artık, Allah yolunda savaşa gir! Sen sadece kendinden sorumlusun, ancak, müminleri de savaşa teşvik et. Allah o kâfirlerin gücünü ve direncini elbette kıracaktır. Allah karşı konulmaz bir güce sahiptir ve cezalandırması da pek şiddetlidir.

85.Kim bir iyiliğe katkı yaparsa onun getirisinden (sevabından) bir pay alır. Kim de bir kötülüğe (haksızlığa) katkı yaparsa, onun vebalinden bir pay alır. Zira Allah, her şeye bir ölçü koyan ve her işin karşılığını verendir.

86.Size selam verildiğinde, daha güzeliyle selamlayın veya aynısıyla karşılık verin, zira Allah, her şeyin hesabını tutmaktadır.

87.Allah, O’ndan başka ilah yoktur. Geleceğinden asla kuşku olmayan Kıyamet Günü’nde sizi bir araya toplayacaktır. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir ki!

88.(Ey iman edenler!) O münafıkların mümin mi yoksa kâfir mi oldukları hakkında ne diye iki gruba ayrılıyorsunuz? Allah onları kâfirlikleri sebebiyle alçaltmıştır. (Bu durumda) Allah’ın sapık saydığını siz mi yola gelmiş sayacaksınız? Allah’ın dalalette bıraktıkları için hiçbir çıkış yolu yoktur.

89.Onlar (o münafıklar), kendileri inkâr ettikleri gibi sizin de inkâr ederek kendilerinin seviyesine düşmenizi isterler. Onlar imana gelerek Allah yolunda hicret etmedikçe onları dost ve müttefik edinmeyin. Eğer bunu yapmayıp düşmanlığa yönelirlerse, onları yakaladığınız yerde öldürün. Onları kendinize dost ve sırdaş edinmek gibi bir hataya düşmeyin.

90.Sizinle anlaşması olan bir topluma sığınanlara, ya da sizinle veya kendi kabileleriyle savaşmayacaklarını bildiren tarafsızlara da dokunmayın. Allah dileseydi, onları sizin başınıza musallat eder onlar da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak durur, size saldırmaz ve barış teklif ederlerse, o zaman onlara zarar vermenize Allah razı olmaz.

91.Hem sizden yana, hem de kendi kabilelerinden yana kendilerini sağlama almak isteyen, fakat müminlere karşı bir savaşa çağrıldıklarında ona gözü kapalı uyanlara da rastlayacaksınız. Eğer onlar; sizi tacizden vazgeçmezler, sizinle barışa yanaşmazlar ve size karşı düşmanlığı terk etmezlerse onları takip edin ve yakaladığınız yerde öldürün. İşte savaşmanız hususunda size izin ve yetki verdiklerimiz bunlardır.

92.Hataen olması hariç, bir müminin diğer bir mümini öldürmeye asla hakkı yoktur. Hataen bir mümini öldürenin; mümin bir esiri özgürlüğüne kavuşturması ve öldürülenin ailesine diyet (kan bedeli) ödemesi gerekir, eğer onlar diyeti bağışlarlarsa o başka. Yanlışlıkla öldürülen mümin size düşman olan bir topluma mensup ise o zaman mümin bir esiri özgürlüğe kavuşturmak gerekir (ayrıca diyet ödemek gerekmez). Ama, sizinle sulh anlaşması olan bir topluma mensupsa, mümin bir esiri özgürlüğüne kavuşturmak ve ayrıca diyet ödemek gerekir. Buna imkân bulamayanlar, tevbesinin Allah tarafından kabulü için peş-peşe iki ay oruç tutmalıdır. Zira Allah, her şeyi bilendir, her hükmünde tam isabet edendir.

93.Kim bir mümini kasten öldürürse onun (âhiretteki) cezası, içinde ebedi kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiş, onu lânetleyip rahmetinden uzaklaştırmış ve onun için büyük azap hazırlamıştır.

94.Ey iman edenler! Allah yolunda sefere (cihada) çıktığınız zaman, mümin olduklarını söyleyerek size barış teklif edenlere, bu dünya hayatının (ganimet gibi) geçici menfaatine göz dikerek ”sen mümin değilsin, sana eman yok” demeyin, iyice dinleyip-anlayın. Zira asıl ganimet Allah katında olandır. Çünkü bir zamanlar siz de aynı durumdaydınız (imanınızı açığa vurmaktan çekiniyordunuz), Allah’ın lütfuna kavuşup (hicret edip mümin olduğunuzu açıkça ifade etmeye başladınız). Allah tüm yaptıklarınızdan haberdardır.

95.Geçerli bir mazereti olmadan savaşa katılmayıp evlerinde oturan müminlerle, Allah yolunda malları ve canlarıyla mücadele edenler bir olamaz. Allah; malları ve canlarıyla mücadele edenleri, evlerinde oturan müminlerden daha üstün bir mertebeye yükseltmiştir. Gerçi Allah, iman edenlerin hepsine cenneti vâdetmiştir ama, canları ve mallarıyla mücadele edenlere evlerinde oturan müminlerden çok daha büyük bir mükâfat verecektir.  

96.Ayrıca; Allah onlara yüksek manevi makamlar verecek, onların günahlarını bağışlayacak ve rahmetine mazhar kılacaktır. Zira Allah, tarifsiz bir bağışlayıcı ve eşsiz bir merhamet sahibidir.

97.Melekler, kendi kendilerine zulmedenlerin canlarını alırken, “siz imanınız için ne yaptınız?” diye soracaklar. Onlar “biz düşman yurdunda zayıf ve çaresiz kimselerdik (ne yapabilirdik ki)” şeklinde cevap verecekler. Bunun üzerine melekler, “Allah’ın yeryüzü yeterince geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya!” diyecekler. İşte bu gibilerin yeri cehennemdir, orası ne kötü bir varış yeridir.

98.Ancak, gerçekten güçsüz hale düşürülmüş, çaresiz kalmış ve hicret etme imkânı bulamamış olan erkek, kadın ve çocuklar bundan müstesnadır.

99.Onlar, Allah’ın kendilerini affedeceği kimselerdir, zira Allah tarifsiz bir affedici, eşsiz bir bağışlayıcıdır.

100.Allah yolunda hicret eden kimse, yeryüzünde inancını özgürce yaşayabileceği bir yer ve imkân bulur. Allah’ın ve rasulünün yolunda hicret etmek üzere evinden çıkıp da yolda ölen kimse Allah’ın mükâfatını hak eder. Allah tarifsiz bir bağışlayıcı ve eşsiz bir merhamet sahibidir. 

101.Yeryüzünde sefere çıktığınız zaman, kâfirlerin size kötülük etmelerinden (zarar vermelerinden) endişe ederseniz, namazları kısaltmanızda size bir vebal yoktur. Çünkü kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.                                   

(NOT: Namaz Risalesinde ayrıntılı bilgi verilmiştir.)

102.Sen de aralarında olup, onlara namaz kıldıracak olursan, bir grup silahlarını yanlarına alarak senin arkanda namaza dursun; diğer grup ise nöbet tutsun. Senin arkanda namaza duranlar secde ettikten sonra geri çekilip nöbete geçsinler, (bu sefer) namaz kılmamış olan grup silahlarını yanlarına alarak gelip senin arkanda namaza dursunlar. Kâfirler, ani bir baskın yaparak sizi silahsız ve gafil avlamak isterler. Ancak, yağmur dolayısıyla sıkıntıya düşer veya hastalanmış olursanız (namaz kılarken) silahlarınızı bırakabilirsiniz, (yeter ki) tedbiri elden bırakmayın. Allah, kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır!

103.Namazı kıldıktan sonra da ayaktayken, otururken ve yanlarınız üzerine uzanmış bir haldeyken Allah’ı anın. Güvene kavuştuğunuzda ise namazı tam kılın. Çünkü namaz, müminler için belirli vakitlerde ifa edilmesi gereken bir farzdır. 

104.Düşman birliklerini takip etmekte (kovalamakta) gevşek davranmayın. Siz (yorgun ve yaralı olduğunuz için) acı çekiyorsanız onlar da sizin gibi acı çekiyorlar. Üstelik siz Allah’tan, onların beklemedikleri mükâfatları bekliyorsunuz. Allah her şeyi bilen ve her hükmünde tam isabet edendir.

105.Biz sana hak ve hakikatlarla dolu olan bu kitabı (Kur’an’ı), insanlar arasında Allah’ın gösterdiği şekilde hükmedesin diye gönderdik. Öyleyse (sana verilen yanlış bilgilerle) sakın hainleri savunma!

106.Allah’tan günahlarının affını dile. Çünkü Allah, tarifsiz bir bağışlayıcı ve eşsiz bir merhamet kaynağıdır.

107.Günah işleyerek kendilerine ihanet edenleri de savunma! Çünkü Allah, ihanet edenleri ve günahkârları sevmez.

108.Onlar işledikleri suçu insanlardan gizlemeye çalışırlar, ama Allah’tan gizleyemezler. Nitekim gece vakti bir araya gelip Allah’ın hiç razı olmayacağı işleri planlarken Allah onların yanı başındaydı. Allah, onların yaptığı her şeyden haberdardır.

109.Hadi siz bu dünya hayatında onları savundunuz diyelim, Kıyamet Günün Allah’a karşı onları kim savunacak ya da onları kim koruyacak?

110.Kim başkalarına kötülük yapar veya kendine zulmeder sonra Allah’tan af dilerse, Allah’ı tarifsiz bağışlayıcı ve eşsiz merhamet sahibi bulacaktır.

111.Kim bir günah işlerse onu sadece kendi aleyhine işlemiş olur. Allah her şeyi bilen ve her şeyi yerli yerinde yapandır.

112.Kim bir hata yapar veya günah işler de onu, o suçu işlemeyen birinin üzerine atarsa, iftira suçuyla birlikte apaçık bir günahı yüklenmiş olur.

113.Eğer, sana Allah’ın lütfu ve ikramı olmasaydı, onlardan bir kısmı vereceğin hükümde seni yanıltmaya yeltenmişti, fakat onlar ancak kendilerini yanıltırlar ve seni yanıltamazlar. Çünkü Allah, sana Kitabı ve hikmeti indirmiş ve bilmediklerini öğretmiştir, Allah’ın sana olan lütfu büyüktür.

114.Onların gizli toplantılarının çoğunda bir hayır yoktur. Yardımlaşmayı, iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi isteyenlerin yaptıkları başka. Kim de bunları Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, ona büyük bir ödül vereceğiz.

115.Kendisi için doğru yol açıkça belli olduktan sonra, kim rasülden ayrılır ve müminlerin yolundan başka bir yola saparsa, onu saptığı bu yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Cehennem ne kötü bir varış yeridir.

116.Allah, kendisine şirk (ortak) koşulmasını bağışlamaz, şirkten uzak olanların bunun dışındaki günahlarını bağışlar. Allah’a şirk koşanlar ise derin bir sapıklığa düşmüş olurlar.

117.Onların Allah’tan önce yardıma çağırdıkları sadece dişi (putlar) dır, aslında böyle yapmakla sadece şeytanı yardıma çağırıyor bu sebeple de hayırsız şeytana tapmış oluyorlar.

118.Halbuki Allah şeytanı lanetlemiştir (dışlamıştır). O demişti ki: “Ne olursa olsun Senin kullarından belli bir kısmını ele geçireceğim”.

119.”Onları hak yoldan saptıracağım. Onları beklentiler içine sokacağım. Onlara emredeceğim, en’am cinsi hayvanların kulaklarını yardıracağım, onlara emredeceğim, Allah’ın yarattığı şekli değiştirecekler.” Bakın! Sizden kim o şeytanı Allah ile arasına giren bir veli (dost) sayarsa apaçık bir hüsrana uğramış olur.

120.O, onlara söz verir ve onları beklenti içine sokar. Şeytan sadece onları aldatmak için söz verir. 

121.Onların varacakları yer cehennemdir, oradan kaçıp kurtulacakları bir yer de bulamayacaklardır.

122.İman edip salih amel işleyenleri ebedi kalmak üzere, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Bu Allah’ın gerçek vaadidir. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir?

123.Sizin kuruntularınız da, Ehl-i Kitab’ın kuruntuları da boşunadır. Zira kötülüğü kim yaparsa cezasını görecektir. Böyleleri, Allah ile arasına girecek bir veli (dost) ve bir yardımcı bulamayacaktır.

124.Erkek olsun kadın olsun (fark etmez), iman edip salih amel işleyen herkes cennete girecektir. Onlara en küçük bir haksızlık da yapılmayacaktır.

125.Güzel davranarak kendini Allah’a teslim etmiş kimsenin dininden daha güzel dinli biri olabilir mi? Böylesi, İbrahim’in dosdoğru dinine uymuştur. Allah, İbrahim’i dost edinmiştir. 

126.Göklerde ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Allah, her şeyi çepeçevre kuşatmıştır.

127.Kadınlar hakkında senden fetva istiyorlar. De ki: “Onlarla ilgili fetvayı Allah vermektedir.” Şöyle ki: “Gerek mehirlerini vermeden kendileriyle evlenmek istediğiniz dul kadınlara, gerek miras haklarını aramaktan aciz durumdaki çocuklara, gerekse yetimlere ve öksüzlere adil davranmanız gerektiği hususunda Allah’ın Kitabı’ndaki hükümler size okunup tebliğ edilmektedir (siz bunlara uygun hareket edin)”. Allah, iyilik ve hayır olarak yaptığınız her şeyi bilir ve mükafatını verir.                                                                                                                

128.Bir kadın kocasının nüşuzundan (sadakatsizliğinden) veya yüz çevirmesinden korkarsa, aralarında uzlaşma yapmalarında iki taraf için de günah yoktur, zira uzlaşmak hayırlıdır. İnsanın nefsi ise cimrilik ve bencilliğe çok meyillidir. Eğer siz (cimrilik ve bencilliği aşıp) iyilik yapar ve sorumlu davranırsanız bilin ki, Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.

129.(Ey kocalar!) Ne kadar arzu etseniz bile, eşleriniz (kadınlar) arasında adil davranmaya güç yetiremezsiniz. Hiç değilse birisine büsbütün meyledip diğerini ortada bırakmayın. Eğer uzlaşır ve Allah’tan çekinerek kendinizi korursanız, bilin ki Allah sizi bağışlar ve ikramda bulunur.

130.Eğer (her şeye rağmen) eşler boşanacak olurlarsa, Allah lütfuyla her birine bir imkân vererek onun geçimini sağlar. Allah’ın lütfu geniştir ve her hükmünde tam isabet edendir. 

131.Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. Andolsun ki; sizden önce kendilerine Kitap verdiklerimize ve size yaptığımız tavsiye şudur: “Allah’ın emir ve yasakları konusunda duyarlı ve bilinçli olun. Âyetleri inkâr ederseniz bilin ki, göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur, her türlü övgü O’na aittir.

132.Evet! Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter.

133.Ey insanlar! Eğer Allah dilerse sizi yok eder ve yerinize başkalarını getirir. Allah’ın, bunu yapmaya gücü yeter ve bunun da ölçüsünü koymuştur.

134.Kim dünyalık isterse bilsin ki, dünya nimeti de ahiret nimeti de Allah katındadır. Allah, her şeyi işiten ve her şeyi görendir.

135.Ey iman edenler! Kendi aleyhinize veya ana-babanız ve yakınlarınız aleyhine bile olsa adaleti titizlikle ayakta tutan ve Allah için şahitlik yapan kimseler olun. Hakkında şahitlik ettiğiniz kimseler zengin de olsa, fakir de olsa adaletten ayrılmayın. Çünkü Allah’ın hakkını korumak (adaletten ayrılmamak), zengin ve fakirin, ana-baba ve akrabaların haklarını korumaktan daha önemlidir, Allah onların haklarını sizden daha iyi gözetir. Sakın hislerinize uyarak adaleti terk etmeyin. Eğer sözü eğip-bükerek gerçeği çarpıtır veya şahitlikten vazgeçerseniz şüphesiz ki Allah, yaptığınız her şeyi çok iyi bilmektedir.  

136.Ey iman edenler! Allah’a, Elçisine, o elçiye indirdiği Kitaba ve daha önce indirilen Kitaplara iman edin (inanıp-güvenin). Kim, Allah’ı, meleklerini, kitaplarını, elçilerini ve ahiret gününü inkâr ederek kâfir olursa, işte o tam olarak sapıtmış demektir.

137.Şüphesiz; iman edip sonra inkâr eden, sonra tekrar iman edip yine inkâr eden, sonra da inkârlarını daha da artıranları Allah asla affetmeyecek ve onları kurtuluş yoluna iletmeyecektir.

138.Münâfıklara, onların paylarına acıklı bir azabın düşeceğini haber ver.

139.Müminleri bırakıp da kâfirleri veli (dost) edinenler, şeref ve itibarı kâfirlerin yanında mı arıyorlar? Bilin ki şeref ve itibar tamamen Allah’ın yanındadır.

140.Allah, kitabında size şunu bildirmiştir: “Allah’ın âyetlerinin inkâr edilip alaya alındığını duyduğunuzda, onlar mevzuyu değiştirinceye kadar onlarla beraber oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz!” Allah, bütün münâfıkları ve kâfirleri cehennemde toplayacaktır. 

141.Onlar sizin başınıza gelecekleri gözetleyip dururlar, Allah size bir zafer nasip ederse “Biz sizin yanınızda değil miydik?” derler. Durum kâfirlerin lehine olduğunda ise onlara, “Biz size yardım ederek bunu sağlamadık mı, sizi korumadık mı?” derler. Kıyamet Gününde Allah aranızda hükmünü verecektir. Allah, kâfirlerin müminlere zarar vermesine izin vermeyecektir.

142.Münafıklar, Allah’ı aldattıklarını sanıyorlar. Halbuki Allah onların cezasını verecektir. Onlar namaza kalktıkları zaman gönülsüzce ve insanlara gösteriş için kalkarlar, Allah’ı da çok az zikrederler.

143.Onlar, küfürle iman arasında bocalayıp dururlar, ne onlara katılırlar ne de bunlara. Allah’ın sapık saydığı kimseler için sen bir çıkış yolu bulamazsın.

144.Ey iman edenler! Müminleri bırakıp da kâfirleri dost (veli) edinmeyin. Yoksa Allah’a, aleyhinize olacak apaçık bir delil mi vermek istiyorsunuz?

145.Münafıklar cehennemin en alt tabakasında olacaklar, onlara yardım edecek hiç kimse de olmayacaktır.

146.Ancak, tevbe ederek kendisi düzelten, Allah’ın dinine sarılarak bütün samimiyetiyle O’na yönelenler müstesna. Bunlar, müminlerle beraberdir, müminlere ise Allah büyük bir mükafat verecektir.

147.İman edip salih amel işlerseniz (imanınıza uygun yaşarsanız) Allah size neden azap etsin? Allah şükredenlere mükafatını veren ve her şeyi bilendir.

148.Allah çirkin sözün (kötülüğün) açıkça söylenmesini sevmez. Ancak, zulme uğrayan kimsenin durumu başkadır. Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.

149.Siz bir hayrı açıktan da yapsanız, gizli de yapsanız yahut bir kötülüğü affetseniz Allah onu bilir. Allah her şeye kâdirdir, affedicidir.

150.Allah’ı ve elçilerini inkâr edenler, Allah ile elçilerinin arasını ayırmak isteyen ve “Biz bir kısmına inanırız, bir kısmına inanmayız” diyerek iman ile inkâr arasında bir yol tutmak isteyenler var ya,

151.İşte gerçekten kâfir olanlar bunlardır. Biz onlara aşağılayıcı bir azap hazırladık.

152.Buna mukabil, Allah’a ve elçilerine inananlar ve elçilerden hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, Allah onların mükafatını verecektir. Çünkü Allah, tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. 

153.Ehl-i Kitap, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa’dan bunun daha büyüğünü isteyerek “Bize Allah’ı apaçık göstersene!” demişlerdi. Bu densizlikleri yüzünden yıldırım çarpmışa döndüler. Daha sonra kendilerine (tevhidin) apaçık delilleri geldiği halde buzağı (heykeline) tapınmaya başladılar. Bu suçlarına rağmen onları affetmiş ve Musa’ya açıkça deliller (mucizeler) vermiştik.

154.Onlardan söz almak için Tur dağını üzerlerine kaldırdık.  Ayrıca onlara: “O kapıdan şükrederek girin” ve “Cumartesi avlanma yasağını çiğneyerek haddi aşmayın” demiş ve bu hususta onlardan sağlam bir söz almıştık.

155.Sözlerinde durmadıkları, Allah’ın âyetlerini inkâr ettikleri, nebileri haksız yere öldürmeye kalktıkları ve “Bizim kalplerimiz mühürlüdür” dedikleri için Biz onları cezalandırdık. Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri sebebiyle onların kalpleri katılaşmış, artık pek azı dışında onlar iman etmezler.

156.Bu cezanın, âyetleri inkâr etmelerinin yanında diğer bir sebebi de Meryem’e büyük bir iftira atmaları.

157.Ayrıca, Meryem oğlu İsa Mesih’i, yani Allah’ın elçisini “Biz öldürdük” demeleri yüzündendir. Oysa onlar, İsa’yı ne öldürdüler ne de çarmıha gerdiler. Fakat öldürdükleri kişi onlara İsa’ymış gibi göründü. Anlaşmazlığa düştükleri bu konuda tam bir şüphe içindedirler. Bu husustaki bilgileri sadece varsayıma ve zanna dayanmaktadır. Onlar kesin olarak İsa’yı öldürmediler.

158.Hayır! Allah onu kendi katına yükseltti. Allah karşı konulmaz kudret sahibi ve her şeyi yerli yerince yapandır.

159.Nitekim, İsa’yı biz öldürdük diyenlerin (yalan-yanlış) iddialarına kitap ehlinden inanmayan yoktur. Fakat, Kıyamet Gününde İsa onlar aleyhinde şahitlik edecektir.

160.Yahudilerin işledikleri zulümlerden dolayı, önceden helal kılınmış temiz şeylerin bir kısmını onlara haram kıldık. Çünkü hem kendileri Allah yolundan sapıyorlar ve hem de birçok kimseyi saptırıyorlardı.

161.(Ayrıca) onlar kendilerine yasaklandığı halde faiz yiyorlar ve başkalarının mallarını batıl yollarla yiyorlardı. Onların kâfir olanlarına elem verici bir azap hazırladık.

162.Fakat onlardan ilimde derinleşmiş olanlar ile iman edenler, sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler; namazı tam kılar, zekâtı verir, Allah’a ve ahiret gününe iman ederler. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz.

163.Biz Nuh’a ve ondan sonra gelen nebilere; İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a ve torunlarına, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Davud’a da Zebur’u verdik.

164.Kıssalarını sana anlattığımız elçiler de gönderdik, kıssalarını sana anlatmadığımız elçiler de gönderdik. Allah, Musa’ya da seslenerek vahyetmiştir.

165.Müjdeleyici ve uyarıcı elçiler gönderdik ki, artık insanların Allah’a karşı ileri sürecekleri bir bahaneleri kalmasın. Allah karşı konulmaz bir kudret sahibi ve her şeyi yerli yerince yapandır.

166.Allah, sana kendi ilminden indirdiğine bizzat şahitlik eder ve melekler de şahitlik ederler, zaten şahit olarak Allah yeter.

167.İnkâra sapanlar (kâfirler) ve başkalarını da Allah yolundan saptıranlara gelince, onlar derin bir sapıklığa gömülüp gitmişlerdir.

168.Küfre gömülenleri ve zulümde direnenleri Allah asla affetmeyecek ve onlara bir (çıkış) yolu da göstermeyecektir.

169.Sadece ebedi olarak kalacakları cehennemin yolunu (gösterecektir), bütün bunlar Allah için pek kolaydır.

170.Ey insanlar! Bu elçi Rabbinizden hakikatı getirdi, artık ona iman ederseniz bu sizin hayrınıza olur. Yok eğer inkâr ederseniz bilin ki göklerde ve yeryüzünde olan her şey Allah’a aittir. Allah, her şeyi bilen ve her hükmünde tam isabet kaydedendir.

171.Ey Ehl-i Kitap! Dininizde aşırılık etmeyin, Allah hakkında sadece hakkı (gerçeği) söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, (Allah’ın oğlu değil) sadece ve sadece Allah’ın elçisidir ve “ol” emriyle Meryem’in (rahmine) ulaştırdığı kelimesidir ve O’ndan bir ruhtur. O halde siz de Allah’a ve elçilerine inanıp güvenin. ”Tanrı üçtür” (Baba, oğul ve kutsal ruhdan oluşan bir üçlüdür) demeyin, bundan vazgeçin ve sizin için hayırlı olana yönelin. Şüphesiz Allah tek bir ilahtır, başkası da yoktur. O’nun çocuğa ihtiyacı mı olur?  Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.

172.İsa Mesih Allah’a kul olmaktan geri durmaz, mukarreb (yakın olan) melekler de öyle. Kim O’na kul olmaktan geri durur da büyüklük taslarsa, Allah onların hepsini Kendi huzurunda toplayacaktır.

173.İman edip salih amel işleyenlerin mükafatını Allah eksiksiz verecek, hem de lütfundan ikramda bulunacaktır. O’na kulluk etmeyi kendine yakıştıramayıp büyüklük taslayanları ise acıklı bir azaba çarptıracaktır. Onlar, Allah ile aralarına girecek bir veli ve bir yardımcı bulamayacaklardır.

174.Ey insanlar! Size Rabbinizden açık bir delil geldi, size her şeyi açıklayan bir Nur (Kur’an) indirdik.

175.Allah, kendisine inanıp güvenen ve o Nur’a (Kur’an’a) sımsıkı sarılanları ikramı ve bol nimeti ile mükafatlandıracak ve onları Kendine götüren dosdoğru bir yola yönlendirecektir.

176.(Rasulüm!) Kelâle konusunda senden fetva istiyorlar. De ki “Size fetvayı Allah vermektedir.” Evlâdı ve ana-babası olmayarak miras bırakan erkek veya kıza/kadına; “kelâle” yoluyla (“baba bir” kardeşleri) mirasçı oluyorsa: Ölen kardeşin; sadece bir kız/kadın kardeşi mirasçı olursa onun payı mirasın yarısıdır, kız/kadın kardeşleri birden fazla iseler mirastan payları üçte ikidir. Ölen kardeşin mirasçıları erkek ve kız/kadın kardeşlerden oluşuyorsa; bu durumda erkeğe kızın/kadının iki katı pay verilir. Ölen kız/kadın kardeşin başka mirasçısı yoksa ve sadece erkek kardeşi ona mirasçı olursa, mirasın tamamını alır. Allah, yanılmayasınız diye size böyle açıklıyor. Allah, her şeyi bilmektedir. (2.180,181,182*4.7,8,11,12,13,14,33)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

0 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. *

*

Son
karakter.

*