15 Aralık 2019 Pazar
MENÜ
SON YAZILAR

MÂİDE SÛRESİ

 

5/110 MÂİDE SÛRESİ

(“Gök sofrası” anlamına gelen adını, 112-115nci âyetlerde geçen “mâide” kelimesinden almakta olup Mushafta 5nci ve inişte 110ncu sıradadır. Medine’de inmiş olup 120 âyettir.)

 

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla. 

1.Ey iman edenler! Sözleşmelere sadakat gösterin (gereğini yapın). Size bildirilenler dışındaki hayvanların eti helal kılınmıştır, ancak ihramlıyken avlanmanız helal değildir. Allah dilediği hükmü verir (dilediğini helal, dilediğini haram kılar). 

2.Ey iman edenler!  Allah’ın (hacca dair) sembollerine, haram aya, Kâbe’ye hediye olarak gönderilen kurbanlıklara ve (özellikle) gerdanlık takılmış kurbanlıklara, Rablerinin ikramını ve rızasını kazanmak için Kâbe’ye yönelen insanlara saygısızlık etmeyin. İhramdan çıktığınızda avlanabilirsiniz. (Bir zamanlar) Mescid-i Haram’a girmenize engel olmuş kimselere yönelik öfkeniz, onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın. İyilikleri yaymak ve kötülükleri engellemek için birbirinizle yardımlaşın ancak günah işlemek ve taşkınlık için birbirinize destek olmayın. Allah’ın emirlerine karşı gelmekten sakının, zira Allah’ın cezası işlenen suçla sıkıca bağlantılıdır.

3.Kesilmeden ölmüş (murdar) hayvan, kan, domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar size haram kılınmıştır. Eğer ölmeden önce kesmemişseniz; boğularak ölen, dövülerek öldürülen, yüksekten düşerek ölen, boynuzlanarak öldürülen veya yırtıcılar tarafından ısırılarak öldürülenler haramdır. Putlar için kesilen hayvanlar, ayrıca zar atarak ve fal bakarak geleceğe ilişkin kehanette bulunmanız da haramdır. Bunlar yoldan çıkmaktır (sapıklıktır). Bugün kafirler, dininizden (çıkacağınızdan) ümitlerini tamamen kesmişlerdir. Onlardan korkmayın, Ben'den korkun! Bugün dininizi, sizin için kemale erdirdim ve size olan nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâm’ı (Allah’a teslimiyeti) uygun gördüm. Her kim günaha eğilimi olmadan zorda kalarak (bu yasakları çiğnemeye) mecbur kalırsa Allah çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.

4. Sana, kendileri için nelerin helâl kılındığını soruyorlar. De ki: ”Temiz ve güzel olanlar size helâl kılındı". Allah’ın size verdiği bilgi ile yetiştirdiğiniz ve eğittiğiniz avcı hayvanların sizin için yakaladıklarını “Bismillah" (Allah'ın adıyla) diyerek yiyin. Allah’a karşı gelmekten sakının, çünkü Allah hesabı çabuk görendir.

5.Bugün, temiz ve güzel olanlar size helâl kılındı. Kendilerine Kitap verilmiş olanların yiyecekleri de size helâldir, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. Kendinizi korumuş, iffetli yaşamış ve gizli dost da tutmamışsanız, iffetli hür ve mümin kadınlar ile kendilerine sizden önce Kitap verilmiş olanların iffetli kadınları, mehirlerini vererek (nikahlamanız) halinde size helâldır. Her kim Allah’ın âyetlerini (hükümlerini) inkâr ederse, onun iyilik namına yaptıkları boşa gider ve ahirette kaybedenlerden olur.  

6.Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi, ellerinizi ve dirseklerinize kadar kollarınızı yıkayın. Başınızı meshedin, bileklerinize kadar ayaklarınızı da (veya yıkayın). Eğer cünüp olmuşsanız iyice yıkanın (gusledin). Yolculuk yaptığınız sırada; sizden biri tuvaletten gelmiş ya da eşlerinizle cinsel ilişkiye girmişseniz ve su da bulamazsanız veya suyu kullanamayacak kadar hasta iseniz; bu halde temiz bir toprağa yönelerek (teyemmüm edin) onunla yüzlerinizi, ellerinizi ve kollarınızı mesh edin. Allah, size güçlük çıkarmak istemez. O’nun isteği sizi (maddi-manevi kirden) arındırmak ve size olan nimetini tamamlamaktır ki (böylece) şükredenlerden olasınız.

7.Allah’ın size olan nimetini ve sizinle sözleştiğinde O’na verdiğiniz sözü hatırlayın, hani “İşittik ve itaat ettik!” demiştiniz. Allah’tan çekinerek kendinizi koruyun, çünkü Allah içinizde olanı bilir.

8.Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve dürüstçe şahitlik yapan kimseler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi, adaletsiz davranmaya sevk etmesin. Siz âdil olun, takvaya en uygun olan budur. Allah’a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah, yaptığınız şeylerin iç yüzünü bilir.

9.Allah, iman edip salih amel işleyenlere günahlarını bağışlayacağını ve onlara büyük mükâfat vereceğini vadetmiştir.

10.Âyetlerimizi inkâr edip yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennem ahalisidir. 

11.Ey iman edenler! Allah’ın üzerinizde olan nimetini hatırlayın; hani bir topluluk size zarar vermeye kalkışmıştı da Allah onları engellemişti. Şu halde Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun. Müminler sadece Allah’a güvensinler.

12.Allah, içlerinden on iki temsilci çıkararak İsrailoğulları adına söz almış ve şöyle demişti:”Eğer namazı tam kılar, zekâtı verir, elçilerime iman edip onları destekler ve Allah’a güzel bir borç (karz-ı hasen) verirseniz Ben de sizin günahlarınızı örterim ve sizi içinde ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra içinizden kim inkâr ederse, o doğru yoldan sapmış olur.”

13.Verdikleri sözden döndükleri için onları lânetledik (dışladık) ve kalplerini katılaştırdık. Unutmamaları istenenlerden bir kısmını unuttular ve kelimeleri bağlamlarından kopararak çarpıttılar. Çok azı hariç, onlardan hep kötülük göreceksin. Sen onlara aldırma ve onları bağışla, çünkü Allah iyilik edenleri sever.

14.”Biz Nasara’yız” diyenlerden de kesin ve bağlayıcı söz almıştık ama onlar unutmamaları istenenlerden bir kısmını unuttular. Bu yüzden onların  arasına Kıyamet Gününe kadar sürecek düşmanlık ve nefret yerleştirdik. Zamanı gelince, Allah onların yaptıkları her şeyi bir-bir haber verecektir.

15.Ey Ehl-i Kitap! Kitabınızdan gizlediklerinizden birçoğunu açıklayıp ortaya çıkaran, birçoğunun da üzerinde durmayan elçimiz size geldi. Artık size Allah’tan bir nur ve açık bir mesaj (Kitap) ulaşmıştır.

16.O Kitap’la Allah, rızasına uyanları karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve ebedi kurtuluş yollarına sokar ve dosdoğru yola yönlendirir.

17.”Meryem oğlu Mesih, Allah’tır” diyenler kâfir oldular. De ki:”Allah; Meryem oğlu Mesih’i, onun anasını ve yeryüzünde olan herkesi yok etmek isterse O’na karşı koymaya kimin gücü yeter?” Göklerde, yerde ve onlar arasındaki tüm otorite (hükümranlık) dilediğini yaratan Allah’a aittir. Allah’ın gücü her şeye yeter.

18.Yahudiler ve Hıristiyanlar ”Biz Allah’ın oğulları ve sevdiği kimseleriz” dediler. De ki: ”Öyleyse günahlarınızdan dolayı, neden size azap ediyor?” Hayır, siz onun yarattığı insanlardan sadece bir kısmısınız. Allah; affedilmeyi isteyenleri (ve buna uygun davrananları) affeder, azap yolunu seçenlere (ve buna göre davrananlara) ise azap eder. Göklerde, yerde ve onlar arasındaki tüm otorite (hükümranlık) Allah’a aittir ve dönüş O’nadır.

19.Ey Ehl-i Kitap! “Bize müjdeci ve uyarıcı gelmedi” demeyesiniz diye elçisiz geçen uzun bir fetret döneminden sonra doğruları ortaya koyan Elçimiz işte size geldi. Allah’ın gücü her şeye yeter. 

20.Bir gün Musa kavmine şöyle demişti: “Ey kavmim! Allah’ın size lütfettiği nimetini hatırlayın. İçinizden Nebîler çıkarmış, sizi kendi-kendinizin efendisi yapmış ve başka hiçbir topluma vermediğini size vermişti.

21.Ey kavmim! Allah’ın size vaad ettiği kutsal topraklara girin, fakat sakın geri adım atmayın, yoksa kaybedenlerden olursunuz.”

22.Onlar:”Ey Musa! Orada karşı konulmaz güce sahip bir halk var. Onlar oradan çıkmadıkça biz asla oraya girmeyiz. Eğer çıkarlarsa ancak o zaman gireriz” dediler.

23.Derken, Allah’a karşı gelmekten korkan ve O’nun nimetine erenlerden iki kişi çıkarak:”Onların üzerine ön cepheden saldırıp ana kapıyı tutalım, oradan girdiğimizde mutlaka galip geliriz. Ayrıca, madem ki biz müminiz öyleyse yalnız Allah’a güvenelim!” dediler.

24.Onlar yine “Ey Musa!” dediler. Onlar orada bulundukları sürece biz asla oraya girmeyiz. O halde sen ve Rabbin  birlikte gidip onlarla savaşın, biz işte burada oturuyoruz.

25.Musa şöyle dedi:”Ey Rabbim! Kendim ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık yoldan çıkan bu halk ile bizim yollarımızı ayır!”

26.Allah;”Kutsal topraklar onlara kırk yıl boyunca yasaklanmıştır. Bulundukları yerde şaşkın-şaşkın dolaşıp duracaklar. Artık, yoldan çıkmış bu halk için kendini üzme!” diye buyurdu.

27.(Rasulüm!) Bunlara iki Ademoğluna ait şu gerçek olayı anlat. Bir gün ikisi de Allah’a kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş, diğerininki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen “Seni kesinlikle öldüreceğim!” deyince kardeşi ”Allah sadece takva sahiplerinin ibadetini kabul eder” demişti.

28.”Ama sen beni öldürmek için el kaldırsan bile ben seni öldürmek için el kaldırmayacağım. Çünkü ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.

29.Böylece hem beni öldürmenin günahını hem de kendi günahını yüklenip cehennem halkından olmanı dilerim. Zalimlerin cezası işte budur.”

30.Kurbanı kabul edilmeyen, kardeşini öldürme konusunda nefsine mağlup oldu ve onu öldürdü. Böylece kaybedenlerden oldu.

31.Derken Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstersin diye yeri eşeleyen bir karga gönderdi. O da, "Yazıklar olsun bana, ben bu karganın yaptığını yapamayacak, kardeşimin cesedini gömemeyecek kadar aciz biri miyim? deyip yaptığına pişman oldu.

32.Bundan dolayı İsrailoğulları’na şöyle vahyettik:Öldürülen bir cana karşılık (kısas) olmaksızın veya yeryüzünde fitne-fesadı önlemek gayesiyle olmaksızın kim bir insanı öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir insanın hayatını kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur. Elçilerimiz İsrailoğulları’na, (adam öldürme ve fesad çıkarmanın günah olduğunu bildiren) açık delillerle gelmişlerdi, buna rağmen onların çoğu aşırılıktan vazgeçmediler.

33.Allah’a ve Rasulü’ne karşı savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuğu (fitne-fesadı) yaymaya çalışanların cezası sadece (işledikleri suça göre); ya öldürülmeleri, veya asılmaları, yahut ellerinin ve ayaklarının çapraz olarak kesilmesi, veyahut da bulundukları yerden sürülmeleridir. Bunlar, dünyada uğrayacakları rezilliktir. Ahirette ise onları büyük bir azap beklemektedir. (Bak. Bakara.279)

34.Ancak, siz onlara hâkim olmadan (ele geçirmeden) önce tevbe ederlerse başka. Bilin ki Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.

35.Ey iman edenler! Allah’tan çekinerek kendinizi koruyun, O’nun rızasını kazandıracak vesileler (yollar) arayın ve Allah yolunda mücadele (cihad) edin ki umduğunuza kavuşasınız.

36.Kâfirlikte direnenler; yeryüzündeki her şey hatta bir o kadarı daha kendilerinin olsa, Kıyamet Gününün azabından kurtulmak için tutup hepsini fidye olarak vermek isteseler de asla kabul edilmez. Onların payına düşen acıklı bir azaptır.

37.O ateşten çıkmak isterler ama çıkamazlar. Hak ettikleri ebedi bir azaptır.

38.Allah’tan ibretlik bir müeyyide olarak; işledikleri suça karşılık olarak, hırsızlık yapan erkek ve hırsızlık yapan kadının ellerini kesin. Zira Allah, her işinde mükemmeldir, her hükmünde tam isabet edendir.

39. Kim, yaptığı bu zulümden (hırsızlıktan) sonra tevbe eder ve kendini düzeltirse, Allah, onun tevbesini kabul eder. Çünkü Allah tarifsiz bir bağışlayıcı ve eşsiz bir merhamet kaynağıdır.

40.Göklerde ve yerde bütün yetkinin (hükümranlığın) Allah’ın elinde olduğunu bilmiyor musun? O, cezayı gerektiren bir yol tutana ceza verir, affı gerektiren bir yola gireni de bağışlar. Allah’ın gücü her şeye yeter.

41.Ey Rasul! Kalpten iman etmedikleri halde ağızlarıyla “iman ettik” diyen (münafıklar) ile bir kısım Yahudilerin kâfirlikte birbirleriyle yarışmalarına üzülme. Onlar; senin ağzından yalan uydurmak ve seni dinlemeye gelmeyen başka gruplara bilgi vermek (casusluk yapmak) için seni dinlemeye gelirler. Onlar (Yahudi din adamları); kelimeleri asıl bağlamlarından kopararak mânalarını çarpıtırlar ve “(Muhammed) bizim söylediğimiz gibi bir hüküm verirse kabul edin, başka bir hüküm verirse reddedin” derler. Allah’ın, (yapıp-ettiklerine göre) azaba müstahak gördüğünü sen Allah’ın azabından kurtaramazsın. İşte onlar, Allah’ın kalplerini temizlemeye layık görmediği kimselerdir, onları bu dünyada zillet, âhirette korkunç bir azap beklemektedir.

42.Onlar, yalanı dinlemeye çok meraklı ve haram yemeye de düşkündürler. (Bir hüküm vermen için) sana gelirlerse, kendini herhangi bir hüküm verme zorunda hissetme. Onları kendi hallerine bırakırsan sana hiçbir zarar veremezler. Ama eğer bir hüküm verecek olursan adaletle hüküm ver. Çünkü Allah adil davrananları sever.

43.İçinde Allah’ın hükümleri bulunan Tevrat ellerindeyken nasıl oluyor da senden hüküm istiyorlar, sonra da senin verdiğin hükme rıza göstermiyorlar? Gerçekte onlar iman etmiş değillerdir.

44. İçinde hidayet (rehber) ve nur olan Tevrat’ı Biz indirdik. Allah’a teslim olmuş nebîler, Yahudilere onunla hüküm verirlerdi. Rabbâniler (gerçek dindarlar) ve ahbâr (din bilginleri) de Allah’ın Kitabı’nı korumakla görevli olduklarından; Tevrat’ın Allah’ın Kitabı olduğuna şahitlik ederler ve onunla hüküm verirlerdi. O halde, insanlardan korkmayın Ben’den korkun. Âyetlerimi geçici bir bedelle satmayın. Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, kâfirlerin ta kendileridir.

45.Onlara o kitapta (Tevrat’ta) şunu yazdık: Cana-can, göze-göz, buruna-burun, kulağa-kulak, dişe-diş ve yaralamalara kısas (adil karşılık) vardır. Kim bağışlarsa (kısas hakkından vazgeçerse) kendi günahları için keffaret olur. Ama, Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler, işte onlar zâlimlerdir. (2.178*4.93*6.151*17.33*25.68)

46.Onların ardından, kendinden önce indirilen Tevrat’ı tasdik eden Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. Ona, içinde hidayet ve nur bulunan, insanlara doğru yolu gösteren ve bir öğüt kaynağı olan İncil’i verdik. Fakat onu anlayacak olanlar, Allah’ın emir ve yasakları konusunda duyarlı ve bilinçli kimselerdir.

47.Kendilerine İncil verilenler, Allah’ın İncil’de indirdiği âyetlere göre hükmetsinler diye emrettik. Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler fâsık (yoldan çıkmış) olan kimselerdir.

48.Sana da, önceki Kitapları tasdik eden ve (tahrif edilenleri) belirleyen bu Kitabı (Kur’an’ı) indirdik. O halde, artık onların (Ehli Kitabın) aralarında Allah’ın indirdikleriyle hüküm ver. Sana gelen hakikatı bırakıp da, onların heveslerine uyma. Her birinize bir yol ve yöntem belirledik. Eğer Allah dileseydi hepinizi bir tek ümmet yapardı. Ama, size verdikleriyle imtihan etmek (gelişmenizi sağlamak) için böyle yaptı. Artık birbirinizle hayırda yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır ve O, anlaşmazlığa düştüğünüz her konuda hükmünü bildirecektir. 

49.Ehli Kitap’tan olanlar aralarındaki bir davayı sana getirdiklerinde, Allah’ın indirdiği ile hükmet, onların arzu ve heveslerine uyma. Dikkatlı ol, Allah’ın indirdiklerinden bir kısmını uygulamaktan seni uzaklaştırmalarına fırsat verme. Eğer onlar senin verdiğin hükümden yüz çevirirlerse, Allah onları birtakım günahlarından dolayı cezalandırmak istediğini bil. Gerçek şu ki, onların çoğu yoldan çıkmıştır.    

50.Yoksa onlar cahiliye hükümlerini mi arıyorlar? Aklı başında bir toplum için Allah’tan daha iyi hüküm koyan olabilir mi? Bunu ancak iman sahibi olanlar anlayabilir.

51.Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları veli (yakın dost) edinmeyin. Onlar birbirlerinin velisidirler (yakın dostudurlar). Sizden kim onları veli (yakın dost) edinirse, kesinlikle onlardan olur. Allah, zalimler topluluğuna doğru yolu göstermez.

52.Kalplerinde hastalık olanların, “(devir dönüp de) başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz” diyerek Yahudi ve Hıristiyanların dostluğunu kazanmaya çalıştıklarını görürsün. Oysa Allah müminlere yakında zafer nasip edecek veya katından bir muvaffakiyet lütfedecektir. İşte o zaman (bu münafıklar) içlerinde gizledikleri şüphe ve nifaktan dolayı pişman olacaklar.

53.O zaman müminler birbirlerine şöyle derler:“Bizimle birlikte olduklarına dair var güçleriyle yemin edenler bunlar mı?” Onların bütün yaptıkları boşa çıkmış, böylece hüsrana uğramışlardır.

54.Ey iman edenler! İçinizden dininden dönenler olursa, Allah  onların yerine öyle kimseler getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever; onlar müminlere karşı şefkatli ve merhametli, kâfirlere karşı güçlü ve onurludurlar, Allah yolunda cihad (mücadele) ederler ve hiç kimsenin kınamasından korkup çekinmezler. İşte Allah lütfunu böyle doğru tercihte bulunanlara verir. Allah’ın lütfu geniştir ve her şeyi bilir.

55.Sizin veliniz sadece Allah, O’nun Rasulü ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı tam kılan ve zekatı veren müminlerdir.

56.Kim Allah’ı, Rasulünü ve müminleri gerçek veli edinirse bilsin ki, onlar Allah’ın tarafını tutan kimselerdir ve zafer Allah’tan yana olanlarındır.

57.Ey iman edenler! Sizden önce Kitap verilenlerden dininizi hafife alıp alay edenleri ve kâfirleri veli edinmeyin. Gerçekten iman ediyorsanız (sadece) Allah’tan sakının.

58.Namaz kılmak için ezan okuduğunuzda, onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu, onların aklını kullanmayan bir topluluk olmalarından dolayıdır.

59.De ki:“Ey Ehl-i Kitap! Bize gösterdiğiniz tepkinin sebebi; Allah’a, bize indirilene ve bizden önce indirilenlere iman etmemizden başka nedir? Sizin çoğunuz yoldan çıkmış kimselersiniz!”

60.De ki: “Allah katında cezası daha ağır olanları size bildireyim mi? Bunlar, Allah’ın lanetlediği ve gazap ettiği kimselerdir; tâgûta (şeytanî güçlere) boyun eğdikleri için kimini maymuna, kimini de domuza benzettikleridir. İşte yerleri en kötü olan ve doğru yoldan en fazla sapanlar bunlardır.”

61.Yanınıza geldiklerinde “iman ettik” derler, oysa kâfir olarak girip kâfir olarak çıkarlar. Allah onların gizlediklerini çok iyi bilmektedir.

62.Onların birçoğunun; günah işlemekte, düşmanlık etmekte ve haram yemekte birbirleriyle yarıştıklarını görürsün, yaptıkları şey ne kadar kötüdür!

63.Onların rabbânileri (gerçek dindarları) ve ahbârı (din bilginleri); onları günah işlemekten ve haram yemekten men etmeleri gerekmez miydi? Yaptıkları şey ne kötüdür! 

64.Yahudiler bir de “Allah’ın eli sıkıdır” derler, elleri sıkı olan kendileridir ve böyle dedikleri için lanetlendiler. Hayır! Allah’ın elleri açıktır ve dilediği gibi verir. Rabbinin sana indirdiği onlardan birçoğunun azgınlığını ve kâfirliğini artırır. Biz de, onların aralarına, Kıyamet Günü’ne kadar sürecek kin ve nefret tohumları saçtık. Onlar ne zaman bir savaş ateşi körüklemeye kalksalar, Allah onu söndürmüştür. Zira onlar yeryüzünde bozgunculuğa koşarlar, Allah ise bozguncuları sevmez.

65.Eğer, Ehl-i Kitap olanlar iman edip kendilerini (büyük günahlardan) korumuş olsalardı, onların diğer günahlarını örter ve onları nimetlerle dolu cennetlere koyardık.

66.Eğer onlar; Tevrat’a, İncil’e ve Rableri tarafından kendilerine indirilen (Kur’an’a) uysalardı; gökten ve yerden gelen nimetlere kavuşurlardı. Aralarında ölçülü ve doğru bir yol tutturanlar var ama onlardan çoğunun davranışı ne kötüdür!

67.Ey Rasul! Rabbinden sana ne indirilmişse (sadece) onu tebliğ et, eğer böyle yapmazsan elçilik görevini yapmamış olursun. (Tebliğ görevini yaparken hiç korkma!) çünkü Allah seni insanların kötülüklerinden koruyacaktır. Allah, âyetlerini inkâr eden kâfirler topluluğunu amaçlarına ulaştırmayacaktır.

68.De ki:“Ey Ehl-i Kitap! Tevrat’ı, İncil’i ve Rabbinizden size indirilmiş olanı tam olarak uygulamadıkça hiçbir esasa dayanmış olmazsınız.” Rabbinden sana indirilen (Kur’an), onlardan çoğunun azgınlığını ve inkârını artıracaktır. Artık o kâfirler topluluğuna üzülme.

69.İnananlar, Yahudiler, Sabiiler ve Hıristiyanlardan; Allah’a ve Ahiret Gününe iman edip salih amel işleyen hiç kimse, gelecekten endişe duymayacak, geçmişten dolayı da üzülmeyecektir.

70.Doğrusu Biz İsrailoğullarından kesin söz almıştık ve onlara elçiler göndermiştik. Ama onlar hoşlanmadıkları bir şey getiren elçilerden bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler. 

71.Yaptıklarından başlarına bir belâ gelmeyecek sandılar da kör ve sağır kesildiler. Sonra (tevbe ettiler), Allah onların tevbelerini kabul etti ama onların çoğu daha sonra yine de kör ve sağır kesildi. Allah, onların yaptığı her şeyi görmektedir.

72.“Meryem oğlu Mesih Allah’tır” diyenler, kâfir olurlar. Oysa Mesih onlara şöyle demişti: “Ey İsrailoğulları! Hem benim hem de sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a ortak koşarsa Allah ona cenneti yasak (haram) eder ve onun gideceği yer cehennemdir. Zalimlerin ise yardımcısı olmaz.”

73.”Allah üçün üçüncüsüdür (üç ilâhtan biridir)” diyenler de kâfir olurlar. Oysa tek bir İlâh dışında ilâh yoktur. Bu iddialarından vazgeçmezlerse, bu kâfirler acıklı bir azaba uğrayacaktır.

74.Onlar, Allah’a tevbe edip bağışlanma (mağfiret) dileseler olmaz mı? Allah çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.

75.Meryem oğlu Mesih sadece bir elçidir. Ondan önce de elçiler gelip geçmiştir. Onun annesi iffetli bir kadındır. Her ikisi de diğer insanlar gibi yiyip içerlerdi. Sen şu âyetleri nasıl açıkladığımıza bir bak, bir de onların âyetleri (hakikatı) nasıl ters-yüz ettiklerini gör.

76.De ki: "Size zarar verecek veya fayda sağlayacak gücü olmayan birini (ölmüş-gitmiş İsa’yı) Allah ile aranıza koyup ona kulluk mu ediyorsunuz?" Oysa, her şeyi işiten ve her şeyi bilen Allah’tır.

77.De ki: “Ey Ehl-i Kitap! Dininizde aşırılık etmeyin. Evvelce kendileri sapmış ve birçoklarını da saptırmış olan ve halâ yanlışta ısrar eden bir topluluğun arzusuna uymayın!”

78.İsrailoğullarının içinden kâfir olanlar, hem Davud’un, hem de Meryem oğlu İsa’nın diliyle lânetlendiler (dışlandılar). Bunun sebebi, sınırları aşarak Allah’a isyan etmeleriydi.

79.İşledikleri kötülüklerden dolayı birbirlerini uyarmazlardı. Yapmakta oldukları şey ne kötüydü.

80.Ehl-i kitaptan çoğunun diğer kâfirleri veli (yakın dost) edindiklerini görürsün. Kendi elleriyle (nefislerine uyarak) Allah’ın gazabını dâvet etmeleri kendileri için çok kötü bir şeydir. Onlar sürekli azap içinde kalacaklardır.

81.Eğer Allah’a ve bu Nebi’ye ve ona indirilmiş olana (Kur’ân’a) inanıp güvenselerdi kâfirleri veli (yakın dost) edinmezlerdi. Ama onların çoğu fâsık (yoldan çıkmış) kimselerdir.

82.İnsanlar içinde müminlere (inanıp güvenenlere) düşmanlığı en şiddetli olanların, Yahudiler ile müşrikler olduğunu göreceksin. İnsanlar içinde müminlere en sıcak davranan kimselerin de “Biz Nasranîyiz (Hıristiyanız)” diyenler olduğunu göreceksin. Bunun sebebi onların içinde kibre kapılmayan keşişler ve ruhbanların bulunmasıdır.

83.Nasraniler (Hıristiyanlar) o elçiye indirileni işittiklerinde, daha önce bildikleri gerçeklerden dolayı gözleri yaşarır. Derler ki "Rabbimiz! Biz iman ettik, bizi hakka şahit edenlerle beraber yaz.”

84.”Rabbimizin bizi sâlih kullar arasına katmasını beklerken, Allah’a ve bize gelen bu gerçeğe biz neden iman etmeyelim (inanıp güvenmeyelim)?"

85.Böyle demelerinden dolayı Allah onlara sürekli kalmak üzere, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Güzel davrananların alacağı karşılık işte budur.

86.Âyetlerimizi inkâr edip yalanlayanlara (kafirlere) gelince, onlar  cehennem ahalisidir.

87.Ey iman edenler (inanıp güvenenler)! Allah’ın size helâl kıldığı nimetlerden temiz ve hoş olanları kendinize yasaklayarak aşırı gitmeyin. Allah, aşırı gidenleri sevmez.

88.Allah’ın size verdiği rızıkların helâl, temiz ve hoş olanlarından yiyin. İnanıp güvendiğiniz Allah’tan çekinin.

89.Allah, düşünmeden ettiğiniz yeminlerden sizi sorumlu tutmaz. Ama yemin ederek kendinizi bağladıklarınızdan sizi sorumlu tutar. Böyle bir yemini bozmanın keffâreti; ailenize yedirdiğinizin yemeğin ortalamasından on fakiri doyurmak veya giydiklerinizin orta hallisiyle onları giydirmek yahut bir esiri hürriyetine kavuşturmaktır. Bunları yapamayan kimse (peş peşe) üç gün oruç tutar. Bozduğunuz yeminlerin keffâreti işte budur. Yeminlerinizi yerine getirin. Allah, âyetlerini size böyle açıklar ki görevinizi yerine getiresiniz.

90.Ey iman edenler (inanıp güvenenler)! Hamr (kişiyi uyuşturup sarhoş eden maddeler), kumar, putlar (dikili taşlar) ve fal okları şeytan işi pisliklerdir. Onlardan uzak durun ki umduğunuza kavuşasınız.

91.Şeytanın isteği, hamr (kişiyi uyuşturup sarhoş eden maddeler) ve kumar yoluyla sizin aranıza düşmanlık ve nefret sokmak, sizi Allah’ın Zikri’nden (Kur’an’dan) ve namazdan alıkoymaktır. Artık vazgeçersiniz değil mi?

92.Allah’a itaat edin, Elçi’nin getirdiğine itaat edin ve (haramlardan) kaçının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki elçinin sorumluluğu açık bir tebliğden ibarettir.

93.İman edip salih amel işleyenler; Allah’a inanıp-güvenerek kendilerini haramlardan korur ve salih amel işlemeye devam ederlerse, daha önce yiyip içtiklerinden (günahlardan) dolayı sorumlu tutulmayacaklardır. Dikkat edin! Takvada, imanda ve salih amel işlemede sebatkâr olmaları şartıyla daha önce yiyip içtiklerinden (günahlardan) dolayı sorumlu tutulmayacaklardır. Zira Allah, samimi ve sebatkâr olanları sever.

94.Ey iman edenler! Allah kendinden korkanları seçip ayırmak (bilmek) için, ellerinizin ve silahlarınızın menziline giren avı yasaklayarak sizi imtihandan geçirecektir. Bundan sonra kim haddi aşarsa onun için acıklı bir azap vardır.

95.Ey iman edenler! Avı, ihramlıyken öldürmeyin. Hanginiz onu, bilerek öldürürse öldürdüğüne denk (koyun, keçi, sığır, deve cinsi) bir hayvanı  kurban olarak Kâbe’ye göndermelidir. Denklik kararını sizden güvenilir iki kişi versinler. Ceza, yoksulları doyuracak keffâret yahut suçu dengeleyecek oruç şeklinde de olur. Bu, işlediği suçun cezasını çekmesi içindir. Allah, önceden yaptıklarınızı bağışlamıştır. Bundan sonra kim önceki suça (günaha geri) dönerse Allah ona hak ettiği cezayı verir. Üstün olan, hak edildiği kadar cezayı veren Allah’tır.  

96.Deniz (göl ve nehir) hayvanlarını avlamak ve yemek size helal kılındı ki, hem siz yararlanın hem de yolcular ondan yararlansın. Kara avı ise ihramda olduğunuz sürece haram kılındı. Bir gün topluca huzuruna çıkarılacağınız Allah’tan çekinerek kendinizi koruyun.

97.Allah Kâbe’yi, çevresi güvenli olan o Kutsal Evi, haram ayları, boyunlarına gerdanlık bağlanmış veya bağlanmamış kurbanlıkları, insanlar için dirlik ve düzen sebebi kıldı. Bu, Allah’ın göklerde ve yerde olan her şeyi bildiğini öğrenmeniz içindir. Her şeyi bilen Allah’tır.

98.Bilin ki Allah’ın cezası işlenen suçla sıkıca bağlantılıdır, aynı zamanda Allah, çok bağışlayan ve engin merhamet sahibidir.

99.Elçinin görevi sadece tebliğden ibarettir. Allah, açığa vurduğunuzu da gizlediklerinizi de bilir.

100.De ki: “Kötü ve çirkin olan şeylerle iyi ve güzel olan şeyler bir olmaz. İsterse kötü ve çirkin şeylerin çokluğu seni etkilemiş olsun”. Ey ul’ül-elbâb (aklı selim sahipleri)! Allah’tan çekinerek kendinizi koruyun ki umduğunuza kavuşasınız.

101.Ey iman edenler! Açıklandığında sizi zora sokacak şeyleri sormayın, Allah sizi onlardan sorumlu tutmaz. Kur’an indirilirken sorarsanız açıklanır. Allah bağışlayan ve ceza vermekte acele etmeyendir.

102.Sizden önce de bazı insanlar böyle sorular sormuş ve sonuçta hakkı inkâr eder duruma gelmişlerdi.

103.Allah; bahîra, sâibe, vasîle ve hâm (diye hayvanların bâtıl inançlarla yaratılış amaçları dışına çıkarılmalarını) emretmemiştir. Ama kâfirler kendi uydurdukları bu yalanı Allah’a mal ediyorlar. Zira onların çoğu aklını kullanmıyorlar.

104.Onlara "Allah’ın indirdiğine, elçinin getirdiğine gelin!" denilse, ”Atalarımızdan gördüklerimiz bize yeter!” derler. Ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolu bulamamış kimseler idiyse de mi?

105.Ey iman edenler! Siz kendinizden sorumlusunuz, doğru yolda olduğunuz sürece yoldan çıkanların size zararı olmaz. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, yapıp ettiğiniz şeyleri size bildirecektir.

106.Ey iman edenler! İçinizden birine ölüm hali geldiğinde vasiyet edecek olursanız sizden güvenilir iki kişiyi şahit tutun. Eğer bu durum yolculuk sırasında olursa o zaman sizin dışınızdan iki kişiyi vasiyetinize şahit tutun. Şahitlerin adaletinden şüphelenirseniz, şahitler kendi inançları gereği ibadetlerini yaptıktan sonra herkesin huzurunda onlara şöyle yemin ettirin: “Allah’a andolsun ki kendi yakınlarımız dahil hiç kimseyi kayırmayacağız. Allah adına ettiğimiz bu yemine sadakat göstereceğiz. Aksi halde elbette günah işlemiş oluruz.”

107.Bunlar yemin ettikten sonra yalan söyledikleri anlaşılırsa lehlerine vasiyet yapılan hak sahiplerinden iki kişiye “Allah’a andolsun ki bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden doğrudur. Yeminimizle hak ve hakikatın dışına çıkmayız, eğer çıkarsak haksızlık etmiş oluruz” diye yemin ettirilir. 

108.Böylesi, gereği gibi şahitliğin en alt ölçüsü ve yeminlerin başka yeminlerle bozulması korkusuna karşı daha uygun olanıdır. Sizler, Allah’ın emir ve yasaklarına karşı duyarlı olun. Allah, fasıklar (yoldan çıkanlar) topluluğunu doğru yola iletmez.

109.Allah, elçilerini huzurunda toplayacak ve onlara “insanlar sizin davetinize nasıl cevap verdiler?” diye soracak, onlar da “Bizim bu konuda bir bilgimiz yoktur, bütün gaybı (her şeyin içyüzünü) ancak Sen bilirsin!” diyeceklerdir.

110.İşte o zaman Allah, şöyle diyecektir: “Meryem oğlu İsa! Sana ve annene yaptığım nimetleri hatırla! Hani seni Kutsal Ruh (Cebrail) ile desteklemiştim; yetişkin çağında olduğun gibi beşikteyken de insanlarla konuşabiliyordun. Hani sana Kitab’ı ve hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, sonra ona üflerdin de yine iznimle kuş olurdu. Doğuştan körleri ve cüzamlıları da iznimle tamamen iyileştirirdin. Yine iznimle mezardan ölüyü (diri olarak) çıkartırdın. Seni İsrailoğullarından da kurtarmıştım, çünkü onlara açık mucizelerle geldiğin halde gerçeği görmek istemeyenler bu bir büyüdür! demişlerdi.”

111.Bir gün havarilere “Bana ve elçime iman edin!” diye vahyetmiştim. Onlar da “İman ettik; bizler müslüman (Allah’a teslim olan) kimseleriz; Sen buna şahit ol (ya Rab!)!” demişlerdi.

112.Hani havariler, “Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize, gökten sofra indirebilir mi?” diye sormuşlardı. İsa: “Eğer inanıyorsanız Allah’tan korkun!” cevabını vermişti.

113.Havariler biz istiyoruz ki, “Ondan yiyelim, kalblerimiz huzura ersin, bize doğru söylediğini bilelim ve o sayede hakikata şahitler olalım.” demişlerdi.

114.Meryem oğlu İsa: “Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Bize gökten bir sofra indir. Bizim için, geçmiş ve gelecek nesillerimiz için bir bayram ve senden bir mucize olsun. Bize rızık ver, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın!” demişti.

115.Allah buyurdu ki: "O sofrayı size indireceğim. Sizden kim, bundan sonra da inkâr ederse ona bu alemde kimseye vermediğim bir cezayı vereceğim!”

116.Allah soracak: “Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara, ‘Allah’ın yanı sıra beni ve annemi de tanrı edinin’ diye sen mi söyledin?” İsa diyecek ki “Rabbim, Sen’i tenzih ederim. Sen yüceler yücesisin. Benim haddim olmayan şeyi söylemem ne mümkün! Eğer ben böyle bir söz söylemiş olsaydım Sen zaten bilirdin. Sen, benim içimden geçenleri bilirsin ama ben Sen’in ilmine vakıf olamam. Bütün gaybı (kalplerde olanı) bilen sadece Sen’sin!”

 117.Bana ne emrettiysen ben onlara onu söyledim. "Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin!" dedim. Aralarında bulunduğum sürece onlara şahittim. Sen beni vefat ettirdikten sonra onlar sadece Sen’in gözlemin altındaydılar. Her şeye şahit olan Sen’sin.

118.Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin âciz kullarındır, ama  onları bağışlarsan, bu da Sen’in büyüklüğündendir. Sen üstün kudret sahibisin, her şeyi yerli yerince yaparsın!

119.Allah buyuracak ki “Bugün hesap günüdür, Allah’a verdikleri iman ve itaat sözüne sadakat gösterenlerin sadakatlarından fayda görecekleri gündür. İçinden ırmaklar akan cennetler onlar içindir. Orada ölümsüz olarak ebedî kalacaklardır. Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. En büyük kurtuluş işte budur.”

120.Göklerin, yerin ve bütün kâinatta bulunan her şeyin hükümranlığı Allah’a aittir ve O’nun her şeye gücü yeter.

 

 

 

 

 

0 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. *

*

Son
karakter.

*