9 Aralık 2019 Pazartesi
MENÜ
SON YAZILAR

EN’ÂM SÛRESİ

(En’âm; koyun, keçi, sığır ve deve cinsi büyük baş hayvanlar anlamına gelmektedir. Mekke döneminin sonlarında inmiş olup, Mushafta 6. sırada, inişte ise 55. sıradadır ve 165 âyettir.)

 

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

1.Hamd, gökleri ve yeri yaratan, karanlıkları ve aydınlığı var eden Allah’a mahsustur. Buna rağmen kâfirler başkalarını Rablerine denk tutuyorlar. 

2.Sizi balçıktan yaratan, sonra bir ecel belirleyen O’dur. O’nun katında belirlenmiş bir ecel (ecel-i müsemmâ) daha vardır. Siz yine de şüphe edip duruyorsunuz.

3.O, Allah’tır; göklerde ve yerde ilah O’dur. Gizlediklerinizi de, açığa vurduklarınızı da bilir. O, yapıp-ettikleriniz her şeyi bilir.

4.Buna rağmen onlara Rablerinden ne zaman bir âyet gelse, inanmayıp yüz çevirirler.

5.Kendilerine gelen hak ve hakikatı yalanladılar. Fakat, yalanladıkları şeylerin ne olduğunu yakında öğrenecekler. 

6.Kendilerinden önce nice nesilleri helâk ettiğimizi bilmezler mi? Onlara; size vermediğimiz imkânlar vermiş, gökten bol ve bereketli yağmurlar indirmiş, bağ ve bahçelerinde ırmaklar akıtmıştık. Ama sonunda, günahlarından dolayı onları helâk ettik ve onların yerine başka nesiller (medeniyetler) var ettik.

7.Eğer sana vahyi yazılı bir metin halinde gönderseydik ve ona elleriyle dokunmuş olsalardı yine de o kâfirler “Bu apaçık bir büyüden başka bir şey değildir” derlerdi.

8.Ayrıca “Ona (yardım edecek) bir melek indirilseydi ya!” dediler. Ama eğer bir melek indirmiş olsaydık o zaman işleri bitirilmiş olur ve (tevbe için) fırsat da verilmezdi.

9.Eğer bir meleği resul olarak gönderseydik, onu insan şekline sokar, böylece onları şüpheleriyle baş başa bırakırdık.

10.Senden önceki rasullerin (uyarılarıyla) alay etmişlerdi, fakat alay edenlerin hepsi cezalarını çekmişler, helâk olup gitmişlerdi.

11.De ki: “Yeryüzünde dolaşın da (rasulleri) yalanlayanların sonunun ne olduğunu görün.”

12.“Göklerde ve yerde olanlar kimindir?” diye onlara sor ve de ki: “Rahmet ve merhameti ilke edinmiş olan Allah'ındır.” Geleceğinden şüphe olmayan Kıyamet Günü hepinizi kesinlikle bir araya toplayacaktır. Ama kendilerine yazık edenler (kâfirler), bu hakikata asla inanmazlar.

13.Gecenin ve gündüzün içinde barınan her şey O’na aittir. O; her şeyi işiten  ve her şeyi bilendir.

14.De ki “Gökleri ve yeri yoktan var eden, her canlı varlığı rızıklandırdığı halde kendisi hiçbir rızka ihtiyaç duymayan Allah’tan başkasını mı veli (dost) edineyim? Yine şöyle de: “Bana, Allah’a tam bir teslimiyetle boyun eğenlerin öncüsü olmam emredildi!” Ayrıca; “Sakın Allah’a ortak koşanlardan olma!” diye emredildi.

15.De ki: “Eğer Rabbime isyan edecek olursam, büyük bir günün (Kıyamet Günü’nün) azabından korkarım!”

16.O gün (Kıyamet Günü), azaptan kim uzak tutulursa, Allah ona rahmet etmiştir. Bu da apaçık bir kurtuluştur.

17.Allah sana bir sıkıntı verirse bunu O’ndan başka kimse gideremez. O sana bir iyilik yaparsa (ona da kimse engel olamaz), O her şeyi yapmaya kâdirdir.

18.Kulları üzerinde yegâne hüküm (otorite) sahibi olan O’dur. O, her hükmünde tam isabet kaydeden ve her şeyden haberdar olandır.

19.Onlara: “En güvenilir, en büyük şahit kimdir?” diye sor ve şöyle cevap ver: “Allah’tır; O, sizinle benim aramda şahittir. Bu Kur'an; sizi ve kendilerine ulaşan herkesi uyarmam için bana vahyedildi!” Onlara şimdi: “Allah ile birlikte başka ilahların olduğuna gerçekten şahitlik eder misiniz?” diye sor ve “Ben asla şahitlik etmem” diye cevap ver ve ekle: “O tek ilah’tır. Ben, sizin O’na ortak koştuklarınızdan uzağım.”

20.Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler (Ehl-i Kitap), o rasulü kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ne var ki, kâfirlikte ısrar ederek kendilerini ziyana uğratanlar bu hakikata inanıp güvenmezler. 

21.Kendi uydurdukları yalanları Allah’a isnad eden ve/veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zalim kim olabilir! Gerçek şu ki, zalimler asla kurtuluşa eremezler.

22.O gün (Kıyamet Günü), onların hepsini bir araya toplayacağız ve müşriklere: “Allah’a ortak koştuklarınız şimdi nerede?” diye soracağız.

23.Onlar: “Rabbimiz Allah’a yemin ederiz ki bizim amacımız O’na ortak koşmak değildi” demekten başka bahane bulamayacaklar.

24.Baksana, kendilerine karşı nasıl da yalan uydurmuşlar? İlah edindiklerini de yanlarında bulamazlar.

25.Bunların içinde seni dinlemeye gelenler de olur. (Sanki) anlamasınlar diye onların kalplerine perdeler gerip, kulaklarına da tıkaç (kurşun) koymuşuz! Onlar, her türlü mucizeyi görseler de yine inanmazlar. Kâfirlikte direnen bu insanlar sana geldiklerinde seninle tartışarak “Bu Kur’an eskilerin masallarından (anlattıklarından) başka bir şey değil” derler.

26.Onlar, kendileri Kur’an’dan uzak durdukları gibi başkalarının da onu dinlemesine engel olurlar. Ama böyle yaparak sadece kendilerini mahvederler de bunun farkında bile olmazlar.

27.Cehennemin karşısına getirildiklerinde onları bir görsen! Derler ki “Ah keşke dünyaya geri döndürülsek de Rabbimizin âyetlerini yalanlamayıp biz de inananlardan olsaydık.”

28.Aslında onlar, daha önce inkâr ettikleri hakikatlar karşılarına çıktığı için öyle söylüyorlar. Eğer dünyaya geriye gönderilseler, yasaklanan şeyleri yine yaparlardı. Çünkü onlar gerçekten yalan söylüyorlar.

29.Onlar, “Hayat bu dünyadaki hayatımızdan ibarettir, biz bir daha dirilecek değiliz” demişlerdir.

30.Rablerinin huzuruna çıkarıldıkları gün onları bir görsen! Rableri onlara: “Öldükten sonra dirilme gerçek değil miymiş?” diyecek, onlar da “Rabbimize andolsun ki gerçekmiş” diye cevap verecekler. Bunun üzerine Rableri: “Öyleyse inkâr ettiğinizden dolayı azabı tadın!” diyecektir. 

31.Allah’ın (mahşerde) hesaba çekeceğini yalanlayanlar kesinlikle hüsrana uğrayacaklar. Kıyamet saati ansızın geldiğinde onlar günahlarını sırtlarına yüklenmiş bir vaziyette “Eyvahlar olsun, Mahşer Gününü yalanlamakla ne büyük yanlış yapmışız!” diyecekler. Ne kötü yük sırtlandıklarına baksana!

32.Dünyadaki fâni hayat geçici bir oyun ve eğlenceden ibarettir. Ahiret hayatı ise sakınanlar için kesinlikle daha hayırlıdır. Halâ aklınızı kullanmayacak mısınız?

33.Biz, onların söyledikleri şeylerin seni üzdüğünü elbette biliyoruz. Onların yalanladığı aslında sen değilsin, bu zalimler bile bile asıl Allah’ın âyetlerini inkâr ediyorlar.

34.Senden önce de nice elçiler yalanlanmıştı. Ama, yalanlanmalarına ve eziyete uğramalarına rağmen onlar sabrettiler, en sonunda kendilerine yardımımız ulaştı. Allah’ın elçilerini destekleme vaadini değiştirebilecek kimse yoktur. O elçilerin haberlerinden bir kısmı daha önce sana ulaşmıştı.

35.Eğer onların yüz çevirmeleri ağırına gidiyor ve gücün de yetiyorsa, yerin derinliklerine doğru bir tünel kaz veya göğe merdiven daya da böylece onlara bir mucize göster (bunu yapsan bile onlar yine inanmazlar). Allah (insanlara bırakmayıp) kendi dileseydi, elbette herkesi hidayet üzere toplardı. Öyleyse sakın (Allah’ın yasasını) bilmezden gelme.

36.Senin davetini ancak can kulağıyla dinleyenler kabul eder. O müşrikler öldükten sonra Allah onları bir gün diriltecek sonra O’nun huzuruna getirileceklerdir.

37.Onlar “Rabbinden ona mucizevi bir belge indirilmesi gerekmez miydi?” derler. De ki: “Allah her türlü mucizevi belgeyi indirmeye kadirdir.” Ama onların çoğu kendilerine mucize geldiği halde inanmadıkları takdirde helak olacaklarının bilincinde değiller.

38.(Mucize istemeye ne gerek var?) Yeryüzünde dolaşan bütün canlılar, gökyüzünde kanat çırparak uçan bütün kuşlar tıpkı sizin gibi toplumlardır (ümmetlerdir). Bu Kitap’ta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Sonunda bütün herkes Rablerinin huzuruna çıkarılacaklardır.

39.(Buna rağmen) Âyetlerimizi yalanlayanlar, hakikate karşı sağır ve dilsizler kesilmiş olanlardır. Onlar, kâfirliğe gömülmüşlerdir. Kim sapıklığı tercih ederse Allah onu sapık sayar, kim de doğru yolu tercih ederse onu da doğru yoluna yönlendirir.

40.De ki: “Bir düşünün, eğer Allah’ın azabına uğrasanız ya da Kıyamet Günü gelip çatsa, Allah’tan başka birine mi yalvaracaksınız? Eğer dürüst iseniz haydi cevap verin?” 

41.Hayır, ortak saydıklarınızı unutur, yalnız O’na yalvarırsınız. O, koymuş olduğu kurala uygun görürse duanızı kabul eder ve sıkıntınızı giderir.

42.Senden önceki toplumlara da elçiler gönderdik ve inkârlarından vazgeçip Allah’a yalvarıp yakarmaları için onları çeşitli baskılara ve zorluklara uğrattık.

43.Kendilerine azabımız gelince yalvarıp yakarsalar olmaz mıydı? Ama kalpleri katılaştı ve şeytan yapmakta oldukları şeyi kendilerine güzel gösterdi.

44.Onlar kendilerine verilen öğüt ve yapılan uyarıları unutunca (denemek için) her türlü nimeti bol bol verdik. Verilen nimetlerle şımardıkları sırada onları öyle bir yakaladık ki, bütün hayalleri ve ümitleri boşa çıktı.

45.Sonunda bu zalimler yok olup gittiler. Her şeyi yalnız Allah güzel yapar. Âlemlerin rabbi olan Allah’a hamdolsun.

46.De ki: “Allah sizin dinleme ve görme yeteneğinizi elinizden alsa, kalplerinizi de çalışamaz hale getirse, Allah’tan başka hangi ilah onları size geri verebilir? Bak bakalım, âyetleri (mesajları) çeşitli şekillerde nasıl açıklıyoruz, buna rağmen onlar yine de yüz çeviriyorlar.

47.De ki: “Söyleyin bakalım, Allah’ın azabı aniden veya göz göre-göre gelecek olsa zâlimlerden başkası mı helâk olacak sanıyorsunuz?”

48.Biz elçilerimizi yalnızca müjdeci ve uyarıcı olsunlar diye göndeririz. Bundan sonra da kim iman eder ve kendini düzeltirse onların gelecekten endişe etmeleri ve geçmişten hüzün duymalarına gerek yoktur.

49.Âyetlerimizi yalanlara gelince, onlar yoldan çıktıkları için azaba mahkûm olacaklardır.

50.Onlara şöyle de: “Allah’ın hazineleri benim yanımdadır” veya “Ben gaybı bilirim” demiyorum. “Ben bir meleğim” de demiyorum. Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum. Yine de ki: “Görmeyenle gören (kâfir ile mümin) bir olur mu, hiç düşünmüyor musunuz?”

51.(Ey rasulüm!) Rablerinin huzurunda toplanma korkusu çekenleri, Allah’ın emir ve yasakları konusunda duyarlı olmaları için Kur’an ile uyar. Hesap günü onların, Allah’tan başka ne bir dostu ve ne de O’nun azabından kurtaracak şefaatçisi olacaktır! 

52.Rablerinin rızasını isteyerek, sabah-akşam O’na yalvaranları (fakir müminleri, birkaç kibirli müşrik için) sakın yanından kovma! Onların hesabını sen verecek değilsin, senin hesabını da onlar verecek değiller. Bu nedenle, onları yanından kovup da zalimlerden olma!

53.Böylece onları birbirleriyle imtihan ederiz ki; “Allah’ın lütfuna layık gördüğü kimseler (biz değiliz de) bunlar mı?” desinler? Şükredenleri en iyi bilen Allah değil midir?

54.Âyetlerimize iman edenler (inanıp güvenenler) sana geldiklerinde de ki: “Size selam olsun, Rabbiniz kullarına rahmetiyle muamele etmeyi Kendine ilke edinmiştir. Haberiniz olsun ki, sizden biri bilmeden bir kötülük yapar, ardından tevbe eder ve kendini ıslah ederse, Allah’ı bağışlayan ve merhamet eden olarak bulacaktır.

55.Biz, âyetlerimizi böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz ki günahkârların tuttukları yolun yanlış olduğu iyice belli olsun. 

56.(Kâfirlere) de ki: “Ben, sizin Allah’ın dışında tapındıklarınıza tapmaktan men edildim.” De ki: “Ben sizin heva ve heveslerinize uyacak değilim, aksi takdirde doğru yolu bırakıp, sapıklığa düşmüş olurum.”

57.De ki: “Ben Rabbimden gelen açık bir delile dayanıyorum ve siz onu yalanladınız. Sizin acele istediğiniz azabı vermek de benim elimde değildir, karar ancak Allah’ındır. Hüküm Allah’a aittir. Bu gerçeği O haber vermektedir, hükmedenlerin en hayırlısı da O’dur.”

58.De ki: “Acele gerçekleşmesini istediğiniz (azabı getirmek) benim elimde olsaydı, aramızdaki hüküm gerçekleşmiş olurdu. Ama Allah, kimin zalimlik ettiğini en iyi Allah biliyor.”

59.Gaybın anahtarları O’nun katındadır, onu başkası değil sadece O bilir. O, karada ve denizde olan-biten her şeyi bilir; O’nun bilgisi olmadan bir yaprak bile düşmez. Yerin derinliklerinde bulunan bir tek tohum, yaş-kuru ne varsa hepsi O’nun apaçık yasasına dahildir (bir kayıtta yazılıdır).

60.Geceleyin sizi ölü (gibi) yapan, gündüzün de neler yaptıklarınızı bilen O’dur. Belirlenmiş ömrü yaşamanız için her gün hayata geri döndüren yine O’dur. Nihayet, sonunda O’nun huzuruna varacaksınız, işte o zaman O, yaptığınız her şeyi size bir-bir bildirecek ve (hak ettiğiniz karşılığı verecektir). 

61.Kulları üzerinde mutlak otorite sahibi olan sadece O’dur. O size koruyucu melekler gönderir. Sizden birine ölüm gelince elçilerimiz (ölüm melekleri) hiç kusur etmeksizin onun canını alırlar.

62.Sonunda onlar (ölenler) gerçek sahipleri olan Allah’ın huzuruna çıkarılırlar. Nihai hüküm yalnız O’nundur ve O hesabı en seri görendir.

63.De ki: “Karanın ve denizin derin karanlıklarında başınıza bir musibet gelip de içten içe yalvararak ‘eğer O bizi kurtarırsa kesinlikle şükredenlerden olacağız, söz’ dediğinizde sizi kurtaracak olan kimdir?”

64.De ki: “O belalardan ve bütün sıkıntıdan sizi kurtaracak olan sadece Allah’tır. Ama, daha sonra yine Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştırmayı sürdürüyorsunuz.”

65.De ki: “O size, başınızın üzerindeki gökyüzünden veya ayaklarınızın altındaki yerin derinliklerinden bir azap göndermeye kadir olduğu gibi, sizi birbirinize düşürerek paramparça bir toplum haline getirmeye de kadirdir.” Bak iyice anlayıp (iman etsinler) diye âyetlerimizi ayrıntılı olarak nasıl açıklıyoruz!

66.Buna rağmen senin kavmin Kur’an’ı yalanlıyor. Halbuki o Allah’ın kelamıdır. Onlara de ki: “Ben sizi zorla iman ettirecek değilim.”

67. ”Allah tarafından bildirilen her haber, yeri ve zamanı geldiğinde mutlaka gerçekleşecek ve siz de böyle olduğunu öğreneceksiniz.”

68.Âyetlerimizi yalanlayarak tartışanları gördüğünde, konuyu değiştirinceye kadar onların yanında durma. Eğer şeytan sana unutturacak olursa, hatırladığında o zalim toplulukla oturma.

69.Gerçi sakınan kimselere onların yaptıklarından bir sorumluluk yoktur. Fakat (yapılması gereken) onları bilgilendirmektir, belki onlar da sakınırlar.

70.Dünya hayatına aldanıp dinlerini oyun ve eğlence haline getiren kimseleri bırak ve onlara Kur’an’dan şu öğüdü bildir: Herkes yaptıklarının karşılığında hak ettiği azaba mahkûm olacak ve hiç kimsenin Allah’tan başka velisi (dostu) da şefaatçısı da olmayacak ve fidye olarak her şeyini verse dahi kesinlikle kabul edilmeyecektir. Yaptıkları hiçbir şey (günahlar) yakalarını bırakmayacaktır. İnkâr etmeleri sebebiyle onlara kaynar sudan bir içecek ve acıklı bir azap vardır. 

71.Onlara de ki: “Allah’ı bırakalım da bize bir fayda ve zarar veremeyen şeylere mi yalvaralım? Allah bizi doğru yola ilettikten sonra gerisin geriye, inkâra mı dönelim? Tıpkı arkadaşları “Bizimle gel!” diyerek doğru yola çağırırken, onları bırakıp da şeytanın ayartmasına kapılarak dünyevi zevklerin peşine takılan kimse gibi mi olalım? De ki: “Allah’ın gösterdiği yol doğru yoldur. Bize âlemlerin Rabbine teslim olmamız emredildi.”

72.”Namazı hakkıyla kılın, Allah’ın emir ve yasaklarına uyun, sonunda hepiniz O’nun huzurunda toplanacaksınız!”

73.Gökleri ve yeri hak ile (gerçek varlıklar olarak ve gerçekleri gösterir şekilde) yaratan O’dur. “Ol!” dediği gün varlıklar varoluş sürecine girerler. O’nun sözleri hakikatin ta kendisidir. Sur’a üflendiğinde hükümranlık sadece O’na ait olacaktır. O, gaybı (idrak edilemeyeni) de, idrak edilebileni de bilendir. O, her hükmünde tam isabet eden ve her şeyden haberdar olandır.

74.Bir zamanlar İbrahim, babası Azer’e: “Sen putları birer ilah sayıyorsun, öyle mi? Ben, seni de kavmini de açık bir sapıklık içinde görüyorum” demişti.

75.Biz İbrahim’e güçlü bir imana sahip olması için, Allah’ın göklerdeki ve yerdeki hükümranlığının azametini gösteriyorduk.

76.Gece karanlığında bir yıldız gördü: (Onlara inançlarının saçmalığını göstermek için) “Demek benim Rabbim bu” dedi. Yıldız batınca: “Ben batanları sevmem” dedi.

77.Sonra ayın doğuşunu gördüğünde (Onlara inançlarının saçmalığını göstermek için) “Demek benim Rabbim bu” dedi. Ay batınca da dedi ki: “Doğrusu eğer Rabbim beni doğru yola iletmeseydi, ben de kesinlikle sapıtan kimselerden olurdum!”

78.Nihayet güneşin doğuşunu gördüğünde: (Onlara inançlarının saçmalığını göstermek için) “Demek benim Rabbim bu, zira bu daha büyük” dedi. Fakat o da batınca “Ey kavmim, ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden çok uzağım!” dedi.

79.Çünkü ben, her türlü batıldan yüz çevirerek bütün varlığımla gökleri ve yeri yaratana yöneldim ve ben, O’ndan başkasına ilahlık yakıştıranlardan değilim!

80.Bunun üzerine kavmi onunla tartışmaya girdi. Dedi ki: “Beni doğru yola ileten O olduğu halde, siz hâlâ benimle Allah hakkında tartışıyor musunuz? Ben sizin şirk aracı saydıklarınızdan korkmuyorum, Rabbimin dilemediği hiçbir şey gerçekleşmez, Rabbim ilmiyle her şeyi kuşatır, siz hâlâ bunu düşünemiyor musunuz?  

81.”Allah’ın; tanrı oldukları konusunda hiçbir delil indirmediği şeyleri (putları) O’na ortak koşmaktan korkmuyorsunuz da ben sizin Allah’a ortak koştuğunuz şeylerden (putlardan) neden korkacakmışım? İki taraftan hangisinin kendine güvende hissetmeye daha lâyık olduğunu (eğer biliyorsanız) söyleyin.”

82.”İman edip imanına şirk bulaştırmayanlar var ya, güvene lâyık olanlar onlardır, çünkü onlar doğru yolda olanlardır.”

83.Bunlar, kavmine karşı İbrahim’e verdiğimiz delillerdir. Biz, dilediğimiz kimselerin derecelerini kat-kat yüceltiriz. Senin Rabbin; her hükmünde tam isabet eden ve her şeyi bilendir.

84.Biz İbrahim’e (oğul olarak) İshak’ı ve (torun olarak) Yakub’u bahşettik, hepsini de doğru yola ilettik. Daha önce Nuh’u ve onun soyundan gelen Davud, Süleyman, Eyyub, Yusuf, Musa ve Harun’u da doğru yola ilettik. Biz, ihlaslı olanları işte böyle ödüllendiririz. 

85.Zekeriya, Yahya, İsa ve İlyas’a da doğru yola ilettik, bunların hepsi de dürüst ve erdemli kimselerdi.

86.İsmail, Elyasa, Yunus ve Lut’a da doğru yola ilettik ve her birini insanlığın öncüleri yaptık.

87.Onların atalarından, nesillerinden ve kardeşlerinden bazılarını da seçtik ve doğru yola ilettik.

88.İşte bu yol Allah’ın yoludur. O, tercihini doğru yapan kullarını doğru yola iletir. Eğer onlar (Nebiler) şirk koşmuş olsalardı yapmış oldukları her şey kesinlikle boşa giderdi.

89.İşte onlar; kendilerine Kitap, Hikmet ve Nebilik verdiğimiz kimselerdir. Eğer ki insanlar bunların tebliğini inkâr ederlerse, o topluluğun yerine inkâr etmeyecek ve ona (yapılan tebliğe) sahip çıkacak bir topluluk getiririz.

90.İşte onlar (Nebi ve Rasuller), Allah’ın hidayet ettiği kimselerdir. Sen de onların yolundan yürü. (Müşriklere) de ki: “Ben yaptığım tebliğden dolayı sizden herhangi bir ücret istemiyorum. Bu Kur’an bütün insanlığa sadece bir öğüttür.” 

91.(O Yahudiler) “Allah hiçbir insana bir şey (vahiy) indirmemiştir” diyerek Allah’ı gereği gibi takdir edemediler. Onlara şöyle de: “Öyleyse insanları aydınlatması ve onlara rehber olması için Musa’nın getirdiği Kitabı indiren kimdir?” Siz onu yazılı hale getiriyor, işinize geleni ortaya çıkarıyor birçoğunu da gizliyorsunuz. Ayrıca size de, atalarınıza da bilmediğiniz şeyler (bu Kitap sayesinde) öğretildi. Onlara: “O Kitabı indiren Allah’tır” diye cevap ver, sonra onları bırak daldıkları boş laflarla oyalanıp dursunlar.   

92.İşte bu Kur’an, şehirlerin anasında (Mekke’de) ve onun çevresindeki (diğer bütün yerlerde) bulunanları uyarman için indirdiğimiz kendinden önceki (vahiyleri) tasdik eden ve bereket kaynağı olan bir Kitaptır. Âhirete inananlar, buna da inanırlar ve onlar namazlarına özen gösterirler. (Bkz. En’am 19. âyet: “Bu Kur’an, sizi ve kendilerine ulaşan herkesi uyarmam için bana vahyedildi”.)

93.Allah adına yalan uyduran, veya kendisine hiçbir vahiy indirilmediği halde “Bana da vahiy geliyor”, ya da “Allah’ın indirdiği gibisini ben de indiririm” diyenden daha zalim kimse olabilir mi? Sen o zalimleri can çekiştikleri ve meleklerin onlara ellerini uzatarak şöyle dediği anda bir görsen: “Haydi, canlarınızı çıkarıp teslim edin! Bugün alçaltıcı bir cezayla karşılaşacaksınız. Bu ceza, Allah hakkında gerçek dışı sözleriniz ve büyüklük taslayarak O’nun âyetlerini inkâr etmenize karşılıktır!”  

94.(Allah diyecek ki) “Tıpkı sizi ilk yarattığımız gibi yapayalnız huzurumuza geldiniz. Dünyada size verdiğimiz bütün nimetleri arkanızda bıraktınız. Kendinize kefil yapıp size eşlik edeceğine inandığınız şefaatçilerinizi de yanınızda görmüyoruz. Onlarla aranızdaki bütün bağlar kopmuş, sizi kurtaracaklarına inandıklarınız da sizi terk edip ortadan kaybolmuşlar!”

95.Tohumu ve çekirdekleri çatlatan (yemyeşil filizler çıkaran) Allah’tır. O, ölüden diriyi çıkarır, diriden de ölüyü çıkarır. İşte (sizin Rabbiniz) Allah budur! O halde nasıl olur da O’na iman ve itaatten yüz çevirirsiniz? 

96.Karanlığı yarıp tan yerini ağartan, geceyi dinlenme vakti yapan, Güneş ve Ay’ı zaman ölçüsü yapıp yörüngelerinde düzene göre hareket ettiren O’dur. Bütün bunlar, her şeyi eksiksiz bilen sonsuz kudret sahibi Allah’ın iradesiyle tesis edilmiştir.

97.Karanın ve denizin zifiri karanlığında yolunuzu bulmanız için yıldızları var eden de O’dur. Biz bu mesajları, bilinçlenmek isteyen bir topluluk için ayrıntılı olarak açıklıyoruz.

98.Sizi bir tek nefisten yaratan O’dur. Ardından (dünyada) bir kalma süresi ve bir dinlenme yeri (kabir) vardır. Biz mesajları, anlayan bir toplum için ayrıntılı olarak açıklıyoruz.

99.Gökten suları indiren O’dur. Biz bu yolla her türlü bitkiyi yetiştirdik, o bitkiden yemyeşil filizi, filizden de üst-üste dizili başakları çıkardık. Hurma ağacının tomurcuğundan yere doğru sarkan salkımları ayrıca; üzüm bağlarını, zeytin ve nar bahçelerini bitirdik. Onlardan (tadı ve görüntüsü) birbirlerine çok benzeyeni ve biri diğerinden çok farklı olanı vardır. Onların meyvelerinin bir ham haline, bir de olgunlaşmış haline bakın. Elbette bütün bunlarda iman eden bir toplumun (Allah’ın kudretine) alacağı nice dersler vardır.

100.(Onca delile rağmen müşrikler) Cinleri Allah’a ortak koştular, halbuki hepsini yaratan Allah’tır. Bir de cehaletleri sebebiyle Allah’a oğullar ve kızlar yakıştırdılar. Allah, onların yakıştırmalarından uzaktır, yüceler yücesidir!  

101.O, gökleri ve yeri örneksiz ve eşsiz güzellikte yaratandır. O’nun hiçbir zaman bir eşi olmadığı halde çocuğu nasıl olabilir? Kaldı ki her şeyi yaratan O’dur ve O, her şeyi eksiksiz bilendir.

102.İşte Rabbiniz olan Allah O’dur. O’ndan başka ilah yoktur, her şeyi yaratan O’dur. Öyleyse yalnız O’na kulluk edin, her şeyde güvenip dayanacağınız (vekil olan) O’dur.

103.Beşeri hiçbir görüş ve tasavvur O’nu kavrayamaz, fakat O, beşeri her türlü görüş ve tasavvuru çepeçevre kuşatır. Her şeye nüfuz eden ve her şeyden haberdar olan sadece O’dur.

104.(Rasulüm de ki:) Rabbinizden size açık deliller (âyetler) gelmiştir. Şu halde kim gerçeği görürse bu onun kendi yararınadır, kim de kör kalırsa (gerçeği görmezden gelirse) bu da onun kendi zararınadır. Ben sizin bekçiniz değilim.

105.İşte biz âyetlerimizi böyle derinlemesine dile getiriyoruz ki (onlar) “sen ders almışsın demesinler!” Ayrıca, bilen bir toplum için de güzelce açıklamış olalım.

106.Rabbinden sana vahyedilen neyse sen ona uy! O’ndan başka ilah yoktur. Müşriklerden de yüz çevir.

107.Eğer tercihi Allah yapsaydı, onlardan hiçbiri (Allah’a rağmen) müşrik olmazdı. Biz, seni onların başına bekçi yapmadık ve sen onların yaptıklarından (şirki seçmelerinden) sorumlu değilsin.

108.Onların, Allah’a ortak koştukları varlıklara çirkin sözler söylemeyin ki, onlar da cehaletin verdiği öfkeyle Allah’a çirkin söz söylemesinler. Esasen herkes, dünyada yaptığı davranışları kendince doğru (güzel) görmektedir. Ancak sonunda hepsi Rablerinin huzurunda toplanacak, işte o zaman yaptıkları (yanlışlar) kendilerine tek-tek bildirilecektir.

109.Kendilerine bir mucize gösterilmesi halinde, bu vahye iman edeceklerine dair olanca güçleriyle yeminler ediyorlar. De ki: “Mucizeler yalnızca Allah’ın katındadır!” İyi bilin ki; onlara bir mucize gelmiş olsaydı bile onlar yine de iman etmezlerdi.

110.Çünkü onlar başından beri; sanki gözleri kör ve gönülleri kapalıymış gibi vahyi inkâr etmekte ve azgınlıklar içinde bocalayıp durmaktadırlar.

111.Biz onlara melekleri indirsek, ölüler onlarla konuşsa ve her şeyi önlerine döksek, (tercih onlara bırakıldığı için) yine de iman etmezler, tercihi Allah yaparsa (elbette) başka olurdu. Fakat onların çoğu kendine hakim olamayanlardır.

112.İşte böyle. Her Nebiye, insan ve cin şeytanlarını düşman ettik. Onlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı yalanlar fısıldarlar. Tercihi Rabbin yapsaydı onlar bunu (elbette) yapamazlardı. Sen onlardan ve iftiralarından uzak dur.

113.O (insan ve cin şeytanları), ahirete inanmayanların gönüllerini o yaldızlı yalanlarla çelerek ondan hoşlansınlar ve işledikleri suçlarını işlemeye devam etsinler diye yaparlar.

114.De ki: “Hakikatı açık ve net olarak ortaya koyan bu Kitabı size gönderen O olduğu halde, (iyi ve kötüyü belirlemede) Allah’tan başka bir hakem arar mıyım?” Kendilerine Kitap verdiklerimiz bilirler ki Kur’an, Rabbin tarafından bütün gerçekleri gösterecek şekilde indirilmiştir. O halde sakın, şüpheye kapılanlardan olma.

115.Rabbinin sözleri; doğruluk ve adalet bakımından sözlerin en mükemmelidir. O’nun sözlerini değiştirmeye kimsenin gücü yetmez. Zira her şeyi işiten ve her şeyi bilen sadece O’dur. 

116.Yeryüzündekilerin çoğunluğuna uyacak olursan, onlar seni Allah’ın yolundan saptırırlar. Çünkü onlar sadece zanna (batıl inanca) uyarlar ve kendi uydurdukları şeyleri doğru sanırlar.

117.Ama Allah, kimlerin kendi yolundan saptığını, kimlerin de doğru yolda olduklarını çok iyi bilmektedir.

118.Eğer Allah’ın âyetlerine inanıyorsanız, Allah’ın adı anılarak (bismillah denilerek) kesilen hayvanları yemekten çekinmeyin.

119.Neye dayanarak Allah’ın adı anılarak (kesilenlerden) yemiyorsunuz? Halbuki Allah, zorda kalmadığınız sürece yenmesi haram olanları size açıkça bildirmiştir. Onların birçoğu, hiçbir bilgiye dayanmadan sırf keyiflerine uyarak (yasak alanını genişleterek) başkalarını saptırmaktadır. Fakat Allah, kimlerin haddi aştığını çok iyi bilmektedir.

120.Günahın açığından da gizlisinden de uzak durun (kaçının). Zira, günahkâr kimseler işlediklerinin cezasını çekeceklerdir. 

121.Üzerine Allah’ın adı anılmayıp başkasının adı anıldığından fısk olduğu kesin olan şeylerden yemeyin! Şeytanlar kendi dostlarına (bu gibi konularda) sizi tartışmaya çekmeyi telkin ederler. Eğer onların (dediklerine) uyarsanız, siz de onlar gibi müşrik olursunuz!

122.(Manen) Ölüyken (iman edince) dirilttiğimiz ve insanlar arasında gideceği yolu bulması için bir nur verdiğimiz kimse, hiç inkâr karanlıkları içinde bocalayıp duran kimse gibi olur mu? Olmaz ama, kafirler yaptıkları şeylerin doğru olduğunu sanırlar.

123.Her toplumda; kendilerini her şeyden müstağni gören, kibirli ve ileri gelen birtakım kişiler çıkar, orada hile ve aldatmacaya dayalı bir sömürü düzeni kurarlar. Ancak kurdukları düzeninin kendi aleyhlerine olduklarının (kendi kuyularını kazdıklarının) farkına varmazlar.

124.Onlara bir âyet tebliğ edildiğinde “Allah’ın elçilerine gelen âyetler gibi bize de gelmedikçe biz bu elçiye inanmayız” derler. Allah, kendine kimi elçi yapacağını herkesten iyi bilir. Günahkârlara Allah katında bir aşağılanma ve işledikleri günahla bağlantılı olarak bir azap vardır.

125.Allah, (hidayeti tercih edenin) kalbini islama açar, (dalaleti tercih edenin) kalbini de göğe tırmanıyormuş gibi daraltıp sıkıştırır. Allah, iman etmemekte direnenleri böyle sıkıntı içinde bırakır. 

126.Rabbinin doğru yolu işte budur. Biz, düşünüp anlamak isteyenler için âyetlerimizi açık bir şekilde anlatıyoruz.

127.Rableri katında onlar için barış ve esenlik yurdu (cennet) vardır. Yaptıkları güzel işler sebebiyle Allah onların en yakın dostu (velisi) olacaktır.

128.Herkesi toplayacağı (Mahşer) günü Allah şöyle diyecek: “Ey görünmez (şerli) varlıklarla yakınlık içinde olanlar! Siz birçok insanı tuzağa düşürdünüz.” Onlara yakın olan insanlar ise “Ey Rabbimiz! Biz birbirimizden epey yararlandık ama artık sürenin sonuna geldik!” diyecekler. O, “Ateş sizin kalıcı yurdunuz olacaktır, Allah aksini dilemedikçe” diyecektir. Şüphesiz senin Rabbin, her hükmünde tam isabet kaydeden ve her şeyi yerli yerince yapandır.

129.İşte Biz, zalimleri yaptıkları kötü işlerde birbirinin peşine takarız,

130.”Ey cinler ve insanlar topluluğu! Size âyetlerimi anlatıp böyle bir günle karşılaşacağınızı bildiren elçiler gelmedi mi?” Onlar, “Aleyhimize ama biz buna şahidiz” diyecekler. Dünya hayatı onları aldatmıştı, sonunda kâfir olduklarını kendileri itiraf edecekler.

131.Çünkü senin Rabbin, ahalisi uyarılmadan hiçbir toplumu işledikleri yanlışlar yüzünden helâk etmez.

132.Her insanın yaptığı işe göre farklı bir derecesi vardır. Senin Rabbin onların yaptıklarından habersiz değildir.

133.Senin Rabbin, hiçbir şeye ve hiç kimseye muhtaç değildir, sınırsız merhamet sahibidir. Sizi başka insanların soyundan yarattığı gibi, dilerse sizi yok eder ve yerinize başka bir toplumu getirir.

134.Tehdit edildiğiniz Kıyamet ve Hesap Günü mutlaka gelip çatacak ve siz buna asla engel olamayacaksınız.

135.Rasulüm de ki: “Ey kavmim! Elinizden ne geliyorsa yapın, elbette ben de görevimi yapmaya devam edeceğim. Dünya hayatı bitince, kimin kazançlı çıkacağını öğreneceksiniz. Şüphesiz zâlimler asla iflâh olmayacaktır.” 

136.Bu zâlimler, bizim yetiştirdiğimiz ekinlerden ve en’amdan (koyun, keçi, sığır, deve cinsi büyükbaş hayvanlardan) Allah’a da pay ayırırlar ve kendi saçma anlayışlarına göre “Bunlar Allah’ın, bunlar da O’na ortak olan ilahlarımızın” derler. Üstelik, ilahları için ayırdıklarından Allah’ın payına aktarma yapılmazken, Allah için ayırdıklarından ilahlarının payına kolayca aktarma yapıyorlar. Bunlar ne kötü hüküm veriyorlar!

137.Suç ortakları bu paylaştırmayı, müşriklerin çoğuna güzel gösterdikleri gibi onları mahvetmek ve dinlerini iyice bozmak için çocuklarını öldürmeyi bile güzel gösteriyordu. Bu gibi konularda tercihi Allah yapsaydı elbette bunu yapamazlardı. Öyleyse sen onları, yalan ve iftiralarıyla başbaşa bırak.

138.Yine batıl inançlarına göre derler ki: “Şu hayvanlar ve ekinler kutsaldır, bizim izin verdiklerimizden başka kimse onlardan yiyemez! Ayrıca şu hayvanlara yük vurulması ve binilmesi haram kılınmıştır!” Bunun gibi, bazı hayvanları keserken Allah’ın adını anmazlar. İşte bütün bunlar onların Allah adına uydurdukları yalandan başka bir şey değildir. Allah da onları uydurdukları yalan ve iftiralar yüzünden cezalandıracaktır.

139.Yine şöyle derler: “Şu hayvanların yavruları canlı doğarsa onların etini sadece erkeklerimiz yiyebilir. Şayet yavru ölü doğarsa erkeklerin yanı sıra kadınlar da yiyebilir.” Kendi başlarına helal-haram koydukları için Allah onları cezalandıracaktır. Allah, her hükmünde tam isabet kaydeden ve her şeyi en mükemmel yapandır.

140.Cehaletleri ve beyinsizlikleri yüzünden çocuklarını öldürenler ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiklerini, Allah’a iftira ederek haram kılanlar kesinlikle ziyana uğramışlar, yollarını sapıtmışlar ve doğru yolu bulamamışlardır. 

141.Hem ekilip-biçilerek hem de kendiliğinden yetişen: bahçe ve bağları, hurmalıkları, çeşitli mahsuller veren ekinleri, zeytinlikleri ve narları; birbirine benzeyen ve birbirinden farklı biçimlerde var eden O’dur. Bunlar ürün verdiklerinde o ürünlerden yiyin, hasat zamanında fakirlerin haklarını da verin fakat savurganlık etmeyin. Çünkü Allah, savurganlık edenleri

142.En’amın yük taşımaya uygun olanını da, olmayanını da yaratan O’dur. Allah’ın size rızık olarak verdiklerinden yiyin. (Allah’ın helal kıldıklarını haram sayarak), sakın şeytanın peşinden gitmeyin, çünkü şeytan sizin apaçık düşmanınızdır.

143.(Müşriklerin iddiasına göre) erkekli-dişili dört çift hayvanın etinin yenmesi haram kılınmıştır; koyundan bir çift, keçiden bir çift. Onlara de ki: “Allah bu hayvanların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa dişilerin rahimlerinde olan yavrularını mı haram kıldı? Eğer iddianızda samimiyseniz, buna ilahi kaynaklı bilgiyle cevap verin bakalım!”

144.Yine, deveden bir çift ve sığırdan bir çift. De ki: “Allah bu hayvanların erkeklerini mi, dişilerini mi, yoksa dişilerin rahimlerinde olan yavrularını mı haram kıldı? Yoksa Allah bunları haram kılarken siz O’nun yanında mıydınız?” O halde, hiçbir bilgiye dayanmadan, (sırf insanları saptırmak için) Allah’a karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir? Bilin ki Allah, zalimleri (zulmü terk etmedikleri takdirde) doğru yola iletmez.

145.Rasulüm! Onlara de ki: ”Bana vahyedilenler arasında, yenmesi haram kılınan yiyecekler olarak; (kesilmeden) ölmüş hayvanın eti, akıtılmış kanı, bir pislik olan domuz etini, sapıklıkla Allah’tan başkası adına kesilen hayvanın etini görüyorum. Zorda kalan olursa aşırıya gitmeden bunlardan da yiyebilir. Çünkü Rabbin, çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibidir.

146.Yahudilere bütün tırnaklı hayvanları haram kıldık. Sığır ve koyunların sırt, bağırsak ve kemik yağları dışındaki iç yağlarını da haram kıldık. Böylece işledikleri zulümler yüzünden onları cezalandırdık. Biz elbette doğruyu söyleriz.

147.Bu gerçeğe rağmen eğer seni yalanlarlarsa onlara de ki: Rabbiniz sınırsız merhamet sahibidir, ama günaha gömülüp gidenleri cezalandırması da kaçınılmazdır.

148.Müşrikler diyecekler ki: “Allah (mümin olmamızı) tercih etseydi biz de, atalarımız da şirke düşmezdik, herhangi bir şeyi de kendimize haram kılmazdık!” Onlardan öncekiler de böyle yalanlara sarıldılar ama sonunda azabımızı tattılar. De ki: “Yanınızda bir bilgi ve belgeniz varsa çıkarıp bize gösterin, ama siz sadece zanlarınızın peşinden gidiyor ve yalan söylüyorsunuz!”

149.Onlara şöyle de: “Herkesi susturan kesin delil Allah’a aittir. Eğer tercihi Allah yapsaydı elbette hepinizi doğru yola getirirdi (ama tercihi size bıraktı)!” 

150.Yine de ki: “Bunları Allah’ın haram kıldığına tanıklık edecek şahitlerinizi getirin de görelim.” Eğer bazıları (yalan) şahitlik edecek olurlarsa, sakın sen onlara inanma. Âyetlerimizi yalanlayan ve ahirete inanmayıp da bazı varlıkları Rablerine denk tutanların boş arzu ve heveslerine sakın uyma.  

151.Onlara de ki: “Gelin size Allah’ın neleri farz kıldığını bildireyim: Allah’tan başka varlıklara ilâhlıh yakıştırmayın, Ana-babaya iyi davranın, açlık korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin, çünkü sizin rızkınızı da çocuklarınızın rızkını da O verir, açık veya gizli hiçbir günaha ve hayasızlığa yaklaşmayın. Haklı bir sebep olmaksızın Allah’ın dokunulmaz kıldığı cana kıymayın.” Allah bunları emretmektedir ki aklınızı kullanıp hatalara düşmeyin.

152.Allah’ın şunları da emrettiğini bilin: “Rüşt çağına (malını yönetebilecek duruma) gelinceye kadar yetimin malına en güzel bir şekilde yaklaşın. Ölçü ve tartıda doğruluktan ayrılmayın (hataen olursa) bilin ki Biz, insanı gücünün yetmediği bir şeyle sorumlu tutmayız. Bir söz söylediğinizde, akrabanız dahi olsa mutlaka adaleti gözetip doğruyu söyleyin. Allah’a ve insanlara verdiğiniz sözleri yerine getirin.”

153.Benim dosdoğru yolum budur, size düşen bu yoldan yürümektir. Başka yollara gitmeyin yoksa Allah’ın yolundan ayrılırsınız. Allah, Kendisine karşı gelmekten sakınmanız için bunları emrediyor.

154.Nitekim Biz, Allah’ın emirlerini en güzel bir şekilde uygulayanlara nimetimizi tamamlamak ve her şeyi ayrıntılı olarak açıklamak, hidayet ve rahmet olmak üzere Musa’ya Kitab’ı verdik. Böylece İsrailoğulları Rablerine kavuşacaklarını (hesap vereceklerini) bilsinler ve buna göre yaşasınlar.

155.İndirdiğimiz bu Kitap da bereket kaynağıdır. Siz ona uyun ve sorumlu davranın ki merhamete lâyık olabilesiniz. 

156.Yoksa kalkıp: ”Bizden önce yaşayan iki topluma Kitap indirilmişti, onların öğretilerinden biz habersizdik” diyebilirdiniz.

157.Yahut: “Eğer o Kitap bize indirilmiş olsaydı biz ona, onlardan daha iyi uyardık” diyebilirdiniz. İşte size Rabbinizden açık bir delil, bir rehber ve bir rahmet kaynağı gelmiştir. Bundan sonra Allah’ın âyetlerini yalanlamaya kalkan ve onlardan yüz çevirenden daha zalim kim olabilir? Âyetlerimizden yüz çeviren ve halkı onlardan alıkoyanları kötü bir azapla cezalandıracağız.

158.Bunlar iman etmek için daha ne bekliyorlar? Yoksa kendilerine (ölüm) meleklerinin gelmesini mi veya Rabbinin (azabının) gelmesini mi yahut Rabbinin (kıyamet) alâmetlerinin gelmesini mi bekliyorlar? Rabbinin bu alâmetlerinden herhangi biri göründüğünde, daha önce iman etmemiş olan veya iman ettiği halde imanını ameliyle tasdik etmemiş olanın o an yapacağı imanı ona bir fayda sağlamayacaktır. De ki: “Siz bekliyorsanız biz de bekleyip göreceğiz!”

159.Dinlerini parça-parça edip gruplara ayrılanlara gelince, senin onlar için yapabileceğin bir şey yok. Zira onların işe Allah’a kalmıştır. Sonunda Allah onlara yaptıklarının hesabını soracaktır.

160.O gün; kim bir iyilikle gelirse yaptığının (en az) on katı mükâfat kazanacak, kim bir kötülükle gelirse yaptığına denk bir ceza verilecektir. Ama kimseye haksızlık yapılmayacaktır. 

161.Rasulüm de ki: “Rabbim beni dosdoğru bir yola, İbrahim’in şirkten arınmış tevhid dinine yöneltti. İbrahim hiçbir zaman müşriklerden olmadı.”

162.Yine de ki: “Benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm yalnızca âlemlerin Rabbi olan Allah içindir.”

163.”O’nun hiçbir eşi ve ortağı yoktur. İşte bana emredilen böyle inanmak ve bu inanç üzere yaşamaktır. Bunun için sizden önce, ben Allah’a boyun eğip teslimiyet gösterdim.”

164.”Allah her şeyin Rabbi iken ben O’ndan başka bir Rab mi arayayım? Herkes kendi yaptıklarının karşılığını görecek ve kimse bir başkasının günahını yüklenemeyecektir. Sonunda hesap vermek üzere varacağınız yer Allah’ın huzurudur. İşte o zaman, öteden beri bizimle tartışıp inkâr ettiğiniz tüm gerçekleri Allah size bildirecektir.”

165.Allah, önceki nesillerin yerine sizi bu topraklara mirasçı kılmıştır. Bahşettiği nimetlerle sizi sınamak için, bir kısmınızı diğerlerinden daha üstün derecelere yükseltmiştir. Rabbin karşılık vermede çok seridir, bununla birlikte tarifsiz bir bağışlayıcı ve eşsiz bir merhamet sahibidir.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

0 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. *

*

Son
karakter.

*