15 Aralık 2019 Pazar
MENÜ
SON YAZILAR

A’RÂF SÛRESİ

 

(46-49. âyetlerde cennetliklerle cehennemlikler arasındaki yüksek bir bölge olan “A’râf’tan” söz edildiği için sûreye bu ad verilmiştir. Mekke’de inmiş olup, Mushaf’ta 7. inişte ise 39. sıradadır ve 206 âyettir.)

 

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

1.Elif-Lâm-Mîm-Sâd!

2.Bu Kitap insanları uyarman ve müminlere öğüt vermen için sana indirilmiştir. Alacağın tepkiden dolayı yüreğinde asla bir sıkıntı duyma!

3.Rabbinizden size indirilenlere uyun. O’ndan başka kimseyi veli (yakın dost) edinip de peşinden gitmeyin. Ne kadar da az düşünüyor, az öğüt alıyorsunuz!

4.Biz nice toplumları helâk ettik, onlara azabımız gece yatarken veya gündüz uyurken ansızın gelmişti.

5.O vakit; “Biz gerçekten zalim kimselermişiz (kendimize yazık etmişiz)” demekten başka söyleyecek sözleri olmamıştı.

6.Mahşer Günü, kendilerine Rasul gönderdiğimiz kimseleri hesaba çekeceğiz ve mesajı gönderdiğimiz Rasulleri de sorgulayacağız. (5.116-120)

7.Sonra da tüm yaptıklarını bir-bir belgeleriyle kendilerine göstereceğiz. Zira Biz, onların yaptıklarından habersiz değildik.

8.Hesap Günü, günahlar ve sevaplar hatasız bir şekilde, tam bir adaletle  tartılacak ve sevapları ağır gelenler umdukları kurtuluşa ereceklerdir.

9.Sevapları günahlarından hafif gelenler (günahları ağır gelenler) ise, âyetlerimizi inkâr etmeleri ve zulümleri yüzünden kendilerine yazık edenlerdir.

10.(Ey insanlar!) Biz sizi yeryüzüne yerleştirdik ve orada size geçim kaynakları yarattık. Buna rağmen şükredenleriniz ne kadar da az! 

11.Sizi Biz yarattık, sonra size şekil verdik ve meleklere: “Âdem’e secde edin!” dediğimiz vakit hepsi secde ettiler ama İblis secde etmekten kaçındı.

12.Allah ona “Sana secde etmeni emrettiğim halde niçin secde etmedin?” diye sordu. İblis de “Ben ondan üstünüm, çünkü beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın” dedi.

13.Allah; “Öyleyse o bulunduğun yerden in! Orada büyüklük taslamaya hakkın yok, huzurumdan çık git, sen artık alçağın birisin” dedi.

14.İblis “Yeniden diriliş gününe kadar bana mühlet ver” dedi.

15.Allah “Sen mühlet verilenlerdensin” buyurdu. 

16.İblis: “Beni saptırmana karşılık, ben de onları saptırmak için Sen’in doğru yolunun üzerine oturup pusu kuracağım”,

17.”Sonra önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından onlara sokulacağım ve onların çoğunun Sana şükretmediğini göreceksin!” dedi.

18.Allah: “Aşağılanmış ve dışlanmış olarak oradan defol, onlardan kim sana uyarsa hepinizi birden cehenneme dolduracağım!” dedi.

19.(Sana gelince) “Ey Âdem! Sen ve eşin şu cennete (bahçeye) yerleşin. Oradaki nimetlerden yiyip-için yalnız şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz.”

20.Derken şeytan, edep yerlerini birbirlerine göstermeleri için onlara vesvese verdi ve Rabbinizin size bu ağacı yasaklamasının sebebi: “Melik (hükümdar) olmanızı önlemek yahut da ölümsüz olmanızı önlemek içindir” dedi.

21.“Ben sizin iyiliğiniz istiyorum” diyerek yeminler de etti.

22.Böylece, boş sözlerle onları aldatıp itibarlarını düşürdü. O ağacın meyvesini tadınca edep yerleri açıldı, onlar da cennet (bahçe) yapraklarıyla örtünmeye çalıştılar. Derken Rableri onlara seslendi: “Ben size o ağacı yasak etmedim mi?”, “Bu şeytan sizin apaçık düşmanınızdır!” demedim mi?

23.İkisi de: “Ey Rabbimiz! Biz kendimize yazık ettik; bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, biz şüphesiz kaybedenlerden olacağız!” dediler.

24.Allah buyurdu: “Birbirinize düşman olarak o cennetten (bahçeden) çıkıp-gidin! Yeryüzüne yerleşecek ve belli bir süre oranın nimetlerinden istifade edeceksiniz.”

25.”Orada yaşayacak, orada ölecek ve (Kıyamet Günü) orada diriltileceksiniz!” 

26.Ey Âdemoğulları! Size, örtünmenizi sağlayan ve güzel gösterecek elbiseler verdik. Ama, takvâ elbisesi hepsinden daha hayırlıdır. İşte bunlar, insanların düşünüp akletmeleri için Allah’ın gönderdiği âyetlerdendir. 

27.Ey Âdemoğulları! Şeytan, elbiselerini soyup edep yerlerini birbirlerine göstererek atalarınızın o cennetten (bahçeden) çıkmalarına sebep olduğu gibi sakın sizi de aldatmasın! Şeytan ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerlerden sizi görürler. Biz, şeytanları (sadece) iman etmeyenlerin velisi (yakın dostu) yaparız. 

28.O iman etmeyenler çirkin bir şey yaptıklarında “Atalarımızdan böyle gördük, bunu bize Allah emretti” derler. Onlara de ki: “Allah çirkin şeyleri emretmez, yalan-yanlış şeyleri Allah’a iftira mı ediyorsunuz?”         

29.De ki: “Rabbim, sadece hakka uygun davranmayı emreder. Her secde ettiğinizde bütün benliğinizle O’na yönelin ve dini yalnız Allah’a has kılarak O’na yalvarın. Başlangıçta sizi yarattığı gibi, sonunda (âhirette) hesap vermek üzere yine O’na döneceksiniz.”

30.Allah, insanların bir kısmının doğru yolda olduğunu onaylar. Onların bir kısmı da sapık sayılmayı hak eder. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları kendilerine veli (yakın dost) edinirler, üstelik de kendilerinin doğru yolda olduklarını sanırlar.  

31.Ey Âdemoğulları! (Tavaf için Kâbe’ye ve namaz için diğer) Mescidlere (açık-saçık veya şeffaf elbiselerle değil) elbiselerinizi giyerek girin. Yiyin-için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.

32.Onlara sor: “Allah’ın kulları için yarattığı zîneti, iyi ve temiz rızıkları haram kılan kimdir?” Cevap ver onlara: “Bunlar dünya hayatında (herkesle birlikte) müminler içindir, Kıyamet Günü ise sadece müminlere has olacaktır.” Biz, bilen bir topluluk için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz.

33.Onlara yine de: “Rabbim; gizli veya açık kötülükleri, günahın her türlüsünü, haddi aşmayı, Allah’tan başkalarına ilahlık yakıştırmanızı ve kendi-kendinize haramlar uydurarak bunları Allah’a isnad etmenizi yasaklamıştır.”

34.Her toplum (ümmet) için belli bir vâde (ecel) belirlenmiştir. Vâde (ecel) dolunca onu bir an ne geciktirebilirler, ne de öne alabilirler. 

35.Ey Âdemoğulları! İçinizden âyetlerimi size anlatan elçiler geldiğinde, Benim emir ve yasaklarım konusunda sorumlu, duyarlı ve bilinçli davrananlar ve kendini düzeltenler bilsin ki; onlar gelecekten kaygı ve geçmişten üzüntü duymayacaklardır.

36.Âyetlerimizi yalanlayan ve büyüklük taslayıp yüz çevirenler ise cehennem ahalisidir ve orada ebedi kalacaklardır.

37.Uydurdukları bir yalanı Allah’a mal eden veya O’nun âyetleri karşısında yalana sarılandan daha zalim kim olabilir? Onlar, bu dünyada kendilerine yazılmış olan belli bir ömrü yaşayacaklar. Sonunda elçilerimiz (ölüm melekleri) canlarını almaya geldiklerinde: “Allah ile aranıza koyarak yardıma çağırdıklarınız nerede?” diye soracaklar, onlar da “Bizi yüzüstü bırakıp gittiler!” diye cevap verecekler. Böylece kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik edecekler.

38.Hesap Günü geldiğinde Allah onlara: “Sizden önce gelip-geçmiş ve cehennemi hak eden cin ve insan topluluklarına siz de katılın!” diyecektir. Oraya giren her topluluk kendi yoldaşlarına lânet edecek (dışlayacak), hepsi bir araya geldiklerinde sonrakiler öncekiler için şöyle diyecekler: “Rabbimiz! Bizi işte bunlar saptırdılar, Sen bunların azabını iki katına çıkar.” Allah şöyle buyuracak: “Hepinize iki kat azap var, ama bunu bilmiyorsunuz.”

39.Öncekiler de sonrakilere şöyle diyecekler: “Sizin bizden ne farkınız var ki, siz de yaptıklarınıza karşılık azabı tadın!”

40.Âyetlerimizi yalanlayan ve büyüklük taslayıp yüz çevirenlere  göğün (rahmet) kapıları açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçmedikçe onlar cennete giremeyeceklerdir. Biz, kâfirlikte ısrar edenleri işte böyle cezalandırırız. 

41.Onların altlarındaki yatak da üstlerindeki örtü de cehennem ateşindendir. Biz, küfürde direnenleri işte böyle cezalandırırız.  

42.İman edip salih amel işleyenlere gelince, ki Biz kimseye gücünün yetmeyeceği bir yük yüklemeyiz, onlar cennetlik olanlardır ve orada ebedi kalacaklardır. 

43.Onların içlerindeki kötü duyguları söküp atarız. Onlar yanı başlarında çağıldayan derelerin verdiği huzur içinde: “Bizi cennete kavuşturan Allah’a hamdolsun! Allah bize doğru yolu göstermeseydi onu kendiliğimizden bulamazdık. Rabbimizin elçilerinin söyledikleri gerçekten doğruymuş” derler. Onlara şöyle seslenilecek: “Dünyada yaptıklarınıza karşılık olarak verilen cennet işte bu!” 

44.Cennet ahalisi cehennem ahalisine şöyle seslenecek: “Rabbimizin bize söz verdiği mükâfatın gerçek olduğunu gördük. Rabbinizin size vaad ettiği azabın gerçek olduğunu gördünüz mü?” Onlar “Evet gördük” diyecekler. Bunun üzerine birisi “Allah tüm zâlimlere lânet etsin!” diye seslenecektir. 

45.Onlar, İnsanları Allah’ın yolundan alıkoyup eğri yola gitmelerini isteyen ve ahireti de inkâr eden zâlimlerdir. 

46.İkisi (cennet ahalisi ile cehennem ahalisi) arasında bir sûr (perde, engel) vardır. Bu sûrun A’râf denilen burçlarında herkesi simalarından tanıyan insanlar vardır ve cennete girmek için sabırsızlanan cennet ehline “Selamün aleyküm!” diye seslenirler. 

47.Gözleri cehennem ahalisine çevrilince de “Ey Rabbimiz! Bizi zâlimlerle bir araya getirme” diye yalvarırlar. 

48.Ve cehennem ahalisine: “Kalabalık taraftarlarınızın, hesapsız servetinizin ve kibirli tavırlarınızın size bir şey kazandırmadığını işte gördünüz” derler. 

49.Yine cehennem ahalisine: “Allah rahmetini böylelerine eriştirmez” diyerek yemin ettiğiniz (müminlere) şimdi Allah'ın: “Girin cennete, size hiçbir korku yoktur ve siz hiç üzülmeyeceksiniz!” dediğini görün bakalım.

50.Cehennem ehli cennet ehline: “Suyunuzdan veya Allah’ın size verdiği rızıklardan biraz da bize verin!” diye yalvarırlar. Cennet ehli de: “Allah bu nimetleri kâfirlere haram kılmıştır” diye cevap verir. 

51.O kâfirler, kendilerine tebliğ edilen dinle alay etmişler ve var olan sadece bu dünyadaki hayattır diye vehme kapılıp ahiretin varlığını ve âyetlerimizi nasıl inkâr etmişlerse, Biz de bugün onları hiç umursamayacağız.

52.Biz onlara, doğru yolu göstermek ve rahmet kaynağı olmak üzere sağlam bilgi ve delillere dayalı olarak ayrıntılı şekilde açıkladığımız bir Kitap (Kur’an) indirdik. Fakat bunu anlayacak olanlar ancak, inanan (ve inanmak isteyen) kimselerdir.

53.Onlar, iman etmek için Kıyametin gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Onlar, Kıyamet günü geldiğinde: “Rabbimizin rasullerinin bize bildirdikleri meğer gerçekmiş. Şimdi bize sahip çıkacak şefaatçılar acaba nerede? Yahut, dünyaya geri dönmenin ve orada önceden işlediğimiz günahların aksine Rabbimizin emirlerine uygun işler yapmanın bir yolu var mıdır?” diye boşuna çabalarlar. Onlar kendilerine yazık ettiler ve şefaatçı diye uydurdukları da kendilerini yüzüstü bırakıp gitti.

54.Sizin Rabbiniz, o Allah’tır ki gökleri ve yeri altı günde (aşamada) yarattı, sonra kâinat üzerinde mutlak hükümranlığını kurmuştur. Gündüzü kovalayan geceyle örten, güneşi, ayı ve yıldızları emrine âmâde kılan O’dur. Bilin ki; yaratmak da, yarattıklarını koyduğu yasalara göre yönetmek de yalnız O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah yüceler yücesidir!

55.Rabbinize yalvararak ve sessizce dua edin, çünkü O haddi aşanları sevmez. 

56.Ey insanlar! Allah yeryüzünü nizam ve intizama sokarak yaşanır hale getirdikten sonra (haddi aşarak) bozgunculuk yapmayın. Allah’ın azabından korkarak ve rahmetini umarak O’na dua edin. Allah, (usulüne göre) dua edenlerin dualarına icabet eder.

57.Rahmetinden önce müjdeci olarak rüzgârları gönderen O’dur. Rüzgârlar yağmur yüklü bulutları taşımaya başladıklarında, onları kurak bir toprağa yönlendirerek yağmuru oraya yağdırırız ve onunla her türlü ürünün yetişmesini sağlarız. İşte ölüleri de (Kıyamet Günü) böyle dirilteceğiz. Belki düşünüp ibret alırsınız! 

58.Verimli toprağın bitkisi Rabbinin izniyle gür ve verimli olur. Çorak topraktan ise cılız ve faydasız bitkiden başka bir şey yetişmez. Biz, şükretmesini bilen bir toplum için âyetlerimizi ayrıntılı olarak böyle açıklıyoruz.

59.Biz, Nûh’u kendi kavmine rasul (elçi) olarak gönderdik. Nûh onlara: “Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Çünkü sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Doğrusu ben, sizin başınıza gelecek büyük bir günün azabından korkuyorum” dedi.

60.Kavminin ileri gelenleri “Biz seni açıkça sapıklık içinde görüyoruz” diye cevap verdiler. 

61.Nûh: “Ey kavmim! Ben sapıtmış değilim, aksine ben âlemlerin Rabbi tarafından görevlendirilen bir elçiyim”. 

62.”Size Rabbimin âyetlerini bildiriyor, öğüt veriyor ve Allah’tan gelen (vahiy) sayesinde sunda sizi uyarmak ve böylece O’nun rahmetine erişmenize vesile olmak için aranizin bilmediklerinizi biliyorum.” 

63.”Allah’ın emir ve yasakları konusızdan birine Rabbinizden vahiy gelmesine siz neden şaşırıyorsunuz?” dedi. 

64.Bütün uyarılara rağmen kavmi onu (Nûh’u) yalancılıkla suçladılar. Bunun üzerine onu ve onunla birlikte gemiye binenleri (müminleri) kurtardık, âyetlerimizi inkâr edenleri ise suda boğduk. Çünkü onlar gerçeklere karşı kör bir kavimdi. 

65.Ad kavmine de kardeşleri Hûd’u elçi olarak gönderdik. Onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! Yalnız Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Hâlâ sakınmayacak mısınız?” 

66.Kavminin ileri gelen kâfirleri ona; “Biz, senin akılsız ve düşüncesiz olduğunu ve yalancının biri olduğunu düşünüyoruz” dediler. 

67.Hûd şöyle dedi: “Ey kavmim! Ben akılsız ve düşüncesiz biri değilim, üstelik ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim.”

68.”Rabbimin mesajlarını size iletiyorum. Ben, size öğüt veren güvenilir bir kimseyim.”

69.”Sizi uyarması için içinizden birine Rabbinizden vahiy gelmesine mi şaşırdınız? O’nun, Nûh kavminin yerine sizi getirdiğini ve sizi daha da güçlü kıldığını unutmayın! Allah’ın nimetlerini aklınızdan çıkarmayın ki ebedî kurtuluşa erebilesiniz.”

70.Onlar şöyle cevap verdiler: “Sen bize, sadece Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer doğru söylüyorsan bizi tehdit ettiğin o azabı getir de görelim!”

71.Hûd onlara: “Artık siz Rabbinizin azabını da gazabını da hak ettiniz, yazıklar olsun size! Allah’ın (ilahî bir yetki verildiği konusunda) haklarında hiçbir delil indirmediği, sadece sizin ve atalarınız uydurdukları birtakım isimler hakkında benimle tartışıyor musunuz?” O halde (başınıza gelecekleri) bekleyin bakalım, ben de bekliyorum!”

72.Nihayet hak ettikleri azap geldiğinde, Biz rahmetimizle Hûd’u ve ona inananları kurtardık. Âyetlerimizi yalanlayıp inkârda ısrar edenlerin ise kökünü kuruttuk. 

73.Semûd kavmine de içlerinden biri olan Salih’i elçi olarak gönderdik. Onlara dedi ki: “Ey kavmim! Yalnız Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Rabbinizden size apaçık bir delil gelmiştir: Allah’ın devesi size gönderilen bir semboldür. Onu kendi haline bırakın, Allah’ın arzında serbestçe otlasın. Sakın ona bir kötülük yapmayın, sonra başınıza acı bir azap gelir.” 

74.”Hatırlayın; Allah Ad kavminden sonra, onların yerlerine sizi getirdi ve o bölgeye yerleştirdi. Siz o bölgenin ovalarında köşkler, dağlarında (kayaları) oyarak evler yapıyordunuz. Öyleyse Allah’ın nimetlerini düşünün ve yeryüzünde asla bozgunculuk yapmayın!”

75.Kavminin ileri gelenlerinden büyüklük taslayanlar; inananlardan zayıf ve güçsüz olanlarına şöyle dediler: “Salih’in, Rabbi tarafından elçi olarak gönderildiğine siz gerçekten inanıyor musunuz?” Onlar da: “Evet, biz ona ve tebliğ ettiği vahye inanıp iman ediyoruz” dediler.

76.Büyüklük taslayanlar: “Biz de sizin inandıklarınızı kesinlikle inkâr ediyoruz” dediler.

77.Ardından da Rablerinin emrine isyan ederek deveyi vahşice kestiler ve dediler ki: “Ey Salih! Eğer gerçekten Allah’ın elçisiysen bizi tehdit ettiğin azabı haydi getir de görelim!” dediler.

78.Derken şiddetli bir sarsıntı ansızın onları yakaladı ve oldukları yerde çöküp kaldılar.

79.Salih arkasını dönüp giderken şöyle mırıldandı: “Ey kavmim! Rabbimin mesajını size ulaştırdım ve size öğüt verdim, ama siz öğüt verenleri hiç sevmediniz!”

80.Lût’u da kavmine elçi olarak gönderdik, onlara şöyle dedi: “Sizden önce hiç kimsenin yapmadığı iğrenç bir şeyi siz nasıl yaparsınız?”

81.”Kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yöneliyorsunuz. Doğrusu siz haddi aşan azgın bir kavimsiniz!”

82.Kavmi şu cevabı verdi: “Memleketinizden çıkarın şunları, ne kadar da temiz insanlarmış böyle!”

83.Biz de Lût’u ve ona inanan ailesini kurtardık, fakat karısı geride kalıp helâk edilenlerden oldu.

84.Üzerlerine bir azap yağmuru (kül) yağdırdık. Günahkârların sonunun nasıl olduğunu bir düşün!

85.Medyen’e de kardeşleri Şuayb’i gönderdik. Onlara şöyle dedi: “Ey kavmim! Yalnız Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Rabbinizden size apaçık bir delil geldi. Ölçüyü ve tartıyı tam ve doğru yapın. Hiç kimsenin hakkını yemeyin. Ülkede düzen sağlandıktan sonra orada fitne-fesat çıkarıp huzuru bozmayın. İman eden kimseler için hayırlı olan budur.” 

86.”Köşe başlarını tutup tehditler savurarak, inananlara doğru yolu eğri göstermeye ve onları Allah’ın yolundan döndürmeye çalışmayın. Ayrıca; bir zamanlar sayıca az ve fakirdiniz. Allah, sayınızı çoğalttı ve sizi mal-mülk sahibi yaptı. Geçmişte fitne-fesat çıkaranların sonunun ne olduğuna bakıp ibret alın.” 

87.”Benim tebliğ ettiğim vahye kiminiz inanıyor, kiminiz de inkâr ediyorsunuz. Bu durumda, Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin, çünkü O hüküm verenlerin en hayırlısıdır.” 

88.Kavminin ileri gelenlerinden büyüklük taslayanları: “Ey Şuayb! Ya bizim dinimize dönersiniz ya da biz, seni ve sana inanları yurdumuzdan sürgün ederiz” dediler. Şuayb onlara dedi ki: “Bunu biz istemesek de yine yapacak mısınız?” 

89.Ve devamla: “Allah bizi kurtardıktan sonra sizin o bâtıl dininize tekrar dönersek Allah’a iftira etmiş oluruz. Rabbimiz olan Allah istemediği sürece biz sizin dininize asla dönmeyiz. Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz yalnız Allah’a güvendik. Ey Rabbimiz! Bizimle şu kavmimiz arasında hükmünü ver, çünkü Sen hüküm verenlerin en hayırlısısın!” dedi. 

90.Kavminin ileri gelen kâfirleri: “Eğer Şuayb’in peşinden giderseniz çok zararlı çıkar ve hüsrana uğrarsınız” diyerek inananları tehdit ettiler. 

91.Derken şiddetli bir sarsıntı ansızın onları yakaladı ki oldukları yere yığılıp kaldılar.

92.Şuayb’i yalancılıkla suçlayanlar, o diyarda sanki hiç yaşamamışlardı. Sonunda asıl hüsrana uğrayanlar Şuayb’i yalanlayanlar oldu. 

93.(Acıklı sonlarını gören Şuayb) şöyle mırıldandı: “Ey kavmim! Rabbimin âyetlerini size tebliğ ettim, gerekli öğütleri verdim. Kâfirlikte direnen böyle bir kavme ben şimdi nasıl üzüleyim?” 

94.Biz, nereye bir Nebi gönderirsek oranın halkını Allah’a boyun büküp yalvarsınlar diye çeşitli sıkıntı ve zorluklara sokarız. 

95.Sonra bu sıkıntıları giderip yerine bolluk ve bereket veririz. Böylece o bölgede yaşayanlar zenginlik ve refaha kavuşunca Allah’a şükretmek yerine “Atalarımız da bizim gibi bazen yoksulluk çekmiş, bazen de bolluk içinde yaşamışlardı” diyerek nankörlük ederler. Bu yüzden Biz de onları, hiç beklemedikleri bir anda kıskıvrak yakalayıp cezalandırırız. 

96.Eğer ki o bölgelerin insanları iman edip Allah’ın emir ve yasaklarına uysalardı, onlara gökten ve yerden bolluk ve bereket yağdırırdık. Fakat onlar Allah’ın âyetlerini yalanladılar. Biz de bu yaptıkları sebebiyle onları cezalandırdık. 

97.Bu gibi beldelerin inkârcı ahalisi, geceleyin uyurlarken azabımızın ansızın kendilerini yakalamayacağından nasıl emin olabilirler? 

98.Ya da bu gibi beldelerin inkârcı ahalisi, gündüzün koşuştururlarken azabımızın ansızın gelmeyeceğine dair bir güvenceye mi sahipler? 

99.Allah’ın azabının hiç gelmeyeceğini zannedenler, büyük bir gaflet içinde kendilerini hüsrana uğratanlardır. 

100.Helâk ettiğimiz o beldelerin halklarından sonra o yerlere mirascı olan (inkârcılar) şu gerçeği artık anlasınlar! Biz eğer istersek yaptıkları sebebiyle onları da pekâlâ cezalandırırız. Yahut, onların kalplerini öyle bir mühürleriz ki artık gerçekleri işitmez ve anlamaz hale gelirler.  

101.(Ey rasulüm!) Sana, helâk olup giden beldelerin halkları hakkında ibretlik kıssaları anlatıyoruz. Elçilerimiz, o beldelerin halklarına hak ve hakikatı bildiren nice âyetler (deliller) getirdiler. Ama onlar, başından beri inkâr ettikleri için iman etmediler. Bu yüzden onların kalpleri (mühürlenmiş gibi) kaskatı kesildi.

102.Biz, onların çoğunda (fıtrata/yaratılışa) uygun yaşamak gibi bir şey görmedik, aksine onların çoğunun sapık olduklarını gördük.

103.Onlardan sonra Musa’yı âyetlerimizle Firavun’a ve kavminin ileri gelenlerine gönderdik. Fakat onlar da âyetlerimizi inkâr ederek kendilerine yazık ettiler. Ama; inkârda direnenlerin sonunun ne hazin olduğunu gör.

104.Musa şöyle dedi: “Ey Firavun! Ben alemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir elçiyim.”

105.”Benim görevim, Allah hakkında sadece gerçeği söylemektir. Ben size Rabbinizden apaçık belgeler (mucizeler) getirdim. Artık İsrailoğulları’nı (serbest) bırak da benimle birlikte gelsinler.”

106.Firavun: “Madem ki belge (mucize) getirdiğini söylüyorsun, o halde göster de doğru söyleyip-söylemediğini görelim” diye karşılık verdi.

107.Bunun üzerine Musa, asasını yere attı, anında basbayağı bir yılan oluverdi.

108.Musa elini koynuna sokup-çıkardı, eli bakanlara göz kamaştıran bembeyaz oluvermiş.

109.Firavun’un ileri gelen adamları: “Bu adam, belli ki çok usta ve maharetli bir sihirbaz.”

110.”Amacı sizi tahtınızdan indirip, yurdunuzdan çıkarmaktır” dediler. Bunun üzerine Firavun: “Madem öyle, siz ne tavsiye ediyorsunuz?” dedi. 

111.Dediler ki: “Onu ve kardeşini (Harun’u) alıkoy ve şehirlere görevliler yolla.

112.En iyi sihirbazlarını toplayıp sana getirsinler.”

113.Sihirbazlar gelip Firavun’a: “Şayet biz galip gelirsek bize büyük bir mükafat var, değil mi?” diye sordular.

114.Firavun da: “Elbette! Üstelik benim yanımda yüksek bir mevki de elde edeceksiniz” dedi.

115.Sihirbazlar: “Ey Musa! Önce sen mi atacaksın, yoksa biz mi atalım?” dediler.

116.Musa: “Önce siz atın” dedi. Sihirbazlar attıkları zaman halkın gözünü büyüyle boyayıp onları dehşete düşürdüler ve böylece müthiş bir sihir ortaya koydular.

117.Biz de Musa’ya “Asanı at!” diye vahyettik. Bir de ne görseler; asa, sihirbazların uydurduğu şeyleri yalayıp-yutuyor.

118.Böylece Musa’nın yaptığının gerçek olduğu, sihirbazların yaptıklarının ise aldatmacadan (sihirden) ibaret olduğu ortaya çıktı.

119.Sonunda (Firavun ve avanesi) yenik düştüler ve onların küstahça gururu orada yerle bir oldu.

120.Sihirbazlar ise bir anda secdeye kapandılar ve,

121-122.”Biz âlemlerin Rabbine, Musa ile Harun’un Rabbine iman ettik” dediler. 

123.Firavun: “Ben size izin vermeden O’na nasıl inanırsınız? Bu sizin benim şehrimde bana haince kurduğunuz bir tuzaktır. Fakat, yakında size gününüzü göstereceğim!” 

124.”Dönekliğinizden dolayı kesinlikle ellerinizi ve ayaklarınızı keseceğim ve hepinizi asacağım” dedi. 

125-126.Onlar (sihirbazlar) “(İster as-ister kes) Biz zaten Rabbimize döneceğiz. Sen Rabbimizin âyetlerine (mucizelerine) inandığımız için bizden öç alıyorsun” diyerek Firavun’a cevap verdiler ve sonra: “Rabbimiz! Bize sabır ve dayanma gücü ver. Sana yürekten inanmış kulların olarak bizim canımızı al” diye dua ettiler. 

127.Kavminin ileri gelenleri de Firavun’a: “Ne yani, sen şimdi Musa’yı ve onun halkını bu ülkede kargaşa çıkarmalarına ve seni ve senin tanrılarını terkedip gitmelerine göz mü yumacaksın” dediler. Firavun şöyle dedi: “Elbette hayır! Onların erkek çocuklarını öldürüp, kadın ve kızlarını sağ bırakacağız. Biz onlara istediğimizi yapacak ezici güce sahibiz ve bu gücümüzü de sürdüreceğiz” dedi. 

128.Musa kendi kavmine şöyle dedi: “(Sakın korkmayın!) Allah’tan yardım isteyin ve dirençli olun. Yeryüzünün asıl sahibi Allah’tır ve kullarından dilediğini oraya mirasçı kılar. (Bilin ki) Mutlu son Allah’a itaatsızlıktan sakınanlarındır.” 

129.Lakin İsrailoğulları Musa’ya şu karşılığı verdi: “Sen bize gelmeden önce de baskı ve zulüm altında yaşıyorduk, sen geldikten sonra da değişen bir şey olmadı.” Musa kavmine şöyle dedi: ”Belki de Rabbiniz düşmanlarınızı helak edecek ve yeryüzünde sizi egemen kılacak, sonra da sizin yapıp-ettiklerinize bakarak sizi imtihan edecektir.” 

130.Doğrusu Biz, akıllarını başlarına almaları için Firavun ve hanedanını yıllarca kuraklığa ve kıtlığa mahkûm ettik. 

131.Onlar bolluk ve refaha kavuştuklarında “Bu zaten bizim hakkımızdı” derler. Yokluk ve darlığa düştüklerinde ise bunu Musa ve onunla birlikte olanların uğursuzluğuna yorarlardı. Halbuki onların uğursuzluğa yordukları şeyler (işledikleri günahlar sebebiyle) Allah’tan gelmişti. Fakat onların çoğu bunu idrak edemiyordu. 

132.(Musa’ya) “Bizi büyülemek için hangi mucizeyi (âyeti) getirirsen getir, yine de sana inanmayacağız” dediler. 

133.Bunun üzerine Biz de; su baskınları, çekirge sürüleri, haşere ve kurbağa istilası ve kan (renginde suyu) başlarına musallat ettik. Bunlar apaçık mesajlardı fakat yine de büyüklük taslayıp iman etmediler ve kâfir bir topluluk oldular. 

134.Başlarına musibet geldiğinde: “Ey Musa! Sana verdiği söz hürmetine bizim için Rabbine yalvar! Eğer bu musibeti üzerimizden kaldırırsan kesinlikle sana inanacağız ve İsrailoğulları’nın seninle birlikte Mısır’dan ayrılmasına da izin vereceğiz” derlerdi. 

135.Fakat, başlarındaki musibeti kaldırdığımız anda verdikleri sözden hemen dönüyorlardı. 

136.Biz de; âyetlerimiz yalan sayıp onu umursamadıkları için onların hepsini denizde boğarak cezalandırdık. 

137.Vaktiyle hor görülüp ezilen o kavmi ise bereketli kıldığımız toprakların en doğusundan en batısına kadar tamamına yerleştirdik. Rabbinin İsrailoğulları’na verdiği güzel bir (gelecek) vaadi, onların sabırlarının karşılığı olarak böylece gerçekleşti. Firavun ve hanedanının özenle yaptıkları ve yücelttikleri şeyleri de yerle bir ettik. 

138.İsrailoğullarını denizden geçirdikten sonra, birtakım putlara tapmakta olan bir topluluğa rastladılar. “Ey Musa! Bize de bunların tanrıları gibi bir tanrı heykeli yapsana” dediler. Musa onlara: “Siz gerçekten haddini bilmez cahil bir topluluksunuz.” 

139.”Bunların ibadet diye yaptıkları tam bir saçmalıktır, din diye bağlandıkları şey de boştur” 

140.”Allah (iman ettiğiniz için) sizi, putlara tapan kavimlerden üstün kılmışken ben size O’ndan başka bir tanrı mı arayıp bulayım?” dedi. 

141.Rabbinizin, Firavun ve hanedanının zulmünden sizi nasıl kurtardığını hatırlayın. Onlar oğullarınızı öldürüyor, kızlarınızı ise sağ bırakıyordu. Bütün bunlarla Rabbiniz sizi çetin bir imtihandan geçiriyordu. 

142.Musa’ya otuz gecelik bir süre tayin ettik ve buna on gece daha ekledik. Böylece Rabbinin tayin ettiği süre kırk geceye tamamlanmış oldu. Musa kardeşi Harun’a dedi ki: “Halkımın arasındaki benim görevimi sen üstlen ve düzeni muhafaza et, sakın bozguncuların yoluna sapma!” 

143.Musa tayin ettiğimiz vakitte belirlediğimiz yere gelince Rabbi onunla konuşmaya başlayıp emirlerini bildirdi. Musa: “Ey Rabbim! Bana kendini göster de Seni bir göreyim!” dedi. Allah, “Beni asla göremezsin! Fakat (bunu anlaman için) şu dağa bak, eğer (tecelli ettiğimde) dağ yerinde kalırsa o zaman sen de Beni görebilirsin!”  buyurdu. Rabbi dağa tecelli ettiğinde dağ dümdüz (yerle bir) oldu ve o anda Musa da bayılıp yere yığıldı. Ayıldığında: ”Ey Rabbim! Sen yüceler yücesisin, tövbeler olsun ben Sen’in (gözle görülemeyeceğine) inananların ilkiyim” dedi. 

144.Allah buyurdu ki: “Ey Musa! Seni rasul (elçi) olarak göndermem ve seninle konuşmam suretiyle sana insanlar arsında seçkin bir yer verdim. Sana verdiklerime sımsıkı sarıl ve şükredenlerden ol!” 

145.Biz Musa’ya verdiğimiz levhalarda her türlü öğüdü ve ayrıntılı açıklamalarını yazdık. “Onlara sıkıca sarıl ve kavmine de onun en güzelini almalarını emret! Yakında, doğru yoldan çıkanların yurdunun ne hale geldiğini size göstereceğim.” 

146.Yeryüzünde haddini aşarak büyüklük taslayanların âyetlerimden yüz çevirmelerine fırsat vereceğim. Onlar her türlü âyeti (mucizeyi) görseler bile yine de iman etmezler. Hidayet yolunu görseler ona asla yönelmezler, ama dalalet yolunu gördüklerinde hemen o yola koyulurlar. Bu, onların âyetlerimizi (delillerimizi) yalanlamaları ve onlara karşı umursamaz olmaları sebebiyledir. 

147.Âyetlerimizi yalanlayanlar ve Ahirette hesaba çekilmeyi de inkâr edenlerin yaptıkları (iyilikler) boşa gidecektir. Onlar sadece yaptıklarının karşılığını (cezayı) göreceklerdir. 

148.Musa (Rabbi ile sözleştiği yere gitmek üzere) ayrılınca, kavmi süs eşyalarından böğüren bir buzağı heykeli yapıp onu ilâh edindiler. O heykelin kendileriyle konuşmadığını ve onlara yol göstermeyeceğini bilmiyorlar mıydı? Onlar onu ilâh edinmekle zalimlerden oldular. 

149.Doğru yoldan saptıklarını anlayıp, yaptıklarına pişman olunca: “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa büsbütün kaybedenlerden olacağız” diye dövündüler. 

150.Musa kavminin yanına dönünce, üzgün ve öfkeyle dedi ki: “Benden sonra arkamdan ne kötü işler yapmışsınız. Rabbinizin emirlerini hemen terk ettiniz öyle mi?” Levhaları yere bırakıp kardeşini (Harun’u) başından yakalayıp kendine doğru çekti. Harun dedi ki: “Ey anamın oğlu! Bu topluluk beni güçsüz görüp sözümü dinlemedi, neredeyse beni öldüreceklerdi. Bana kızıp da düşmanları sevindirme, beni bu zalim toplulukla bir tutma!” 

151.Bunun üzerine Musa: “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Bizi rahmetine eriştir. Çünkü merhametlilerin en merhametlisi olan Sen’sin!” diye yalvardı. 

152.(Allah buyurdu ki:) “Buzağıyı ilâh edinenler, dünya hayatında Rablerinin gazabına ve zillete (alçaklığa) mahkûm olacaktır. Biz, iftiracıları böyle cezalandırırız.” 

153.”İşledikleri kötülüklerin ardından (pişman olarak) tevbe edip Allah’a inanıp- güvenenler, Rabbinin çok bağışlayıcı ve engin merhamet sahibi olduğunu (bilmeli).” 

154.Musa öfkesi geçince levhaları bıraktığı yerden aldı. O levhalarda Rablerinden korkanlar için hidâyet ve rahmet kaynağı olan âyetler (hükümler) vardı. 

155.Musa, (af dilemek için) kavminden yetmiş kişi seçip belirlediğimiz yere getirdi. Onlar şiddetli bir sarsıntıya tutulunca, Musa: “Ey Rabbim! Eğer dileseydin onları da beni de daha önce helâk ederdin. Aramızdaki akılsızların yaptıkları yüzünden bizi helâk edecek misin? Bu, Sen’in imtihanından başka bir şey değildir. Böylece; (sapıklığı tercih edenleri) sapıklıkta bırakır, (doğru yolu tercih edenleri) doğru yola iletirsin. Bizim velimiz (yakın dostumuz) Sen’sin, bizi bağışla, bize merhamet et. Bağışlayanların en hayırlısı Sen’sin.” 

156.”Bizim için bu dünyada da âhirette de iyi ve güzel olanı yaz!” Allah buyurdu ki: “Kötülük yapanları (müstehak olanları) azabıma uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kuşatmıştır. Onu, emir ve yasaklarıma uyanlara, zekâtı verenlere ve âyetlerime inanıp (güvenenlere) tahsis edeceğim.” 

157.İnanıp (güvenen) bu kimseler; ellerindeki Tevrat ve İncil’de geleceği bildirilen ve Ümmi olan Nebi ve Rasul’e uyarlar. Ümmi olan Nebi ve Rasul; onlara marufu (iyiliği) emreder, münkeri (fenalığı) yasaklar. Temiz şeyleri helal, pis şeyleri haram kılar. Onların üzerlerindeki Isr’larını (ağır yüklerini) indirir, bağları ve zincirleri çözer. Ona inanan, onu destekleyen, ona yardım eden, ona indirilen Nûr’a (Kur’an’a) uyanlar kurtuluşa eren kimseler olacaktır. (Not: Ümmi, kısaca Ehli Kitaptan olmayan demektir) 

158.Rasulüm de ki: “Ey insanlar! Ben Allah’ın tüm insanlara göndermiş olduğu rasulüyüm (elçisiyim). O Allah ki, göklerin ve yerin hükümranlığı sadece O’na aittir. O’ndan başka ilah yoktur, hayat veren de öldüren de O’dur. Siz de, Allah’a ve O’nun âyetlerine iman edip güvenen bu Ümmi olan Nebi ve Rasule iman edip güvenin ki  hidayete erebilesiniz.” 

159.Musa’nın kavmi içerisinde (İsrailoğullarında), hak ve hakikate (Allah’ın emirlerine) uyan ve adaleti gerçekleştiren bir topluluk (zümre) de vardı. 

160.Biz onları on iki boya (oymağa) ayırdık. Kavmi Musa’dan su isteyince o da Bize yakardı ve “Değneğini taşa vur!” diye vahyettik. Musa değneğini vurunca taştan on iki pınar fışkırdı. İsrailoğullarının on iki boyundan her biri kendi içeceği kaynağı öğrendi. Ayrıca, bulutları onların üzerine (çölde) gölgelik yaptık, onlara kudret helvası ile bıldırcın eti verdik ve “Size verdiğimiz güzel rızıklardan yiyin” dedik. Buna rağmen onlar (nankörlük) ettiler ve böyle yaparak Bize değil kendilerine zulmettiler. 

161.Onlara şöyle demiştik: “Şu şehre yerleşin ve nimetlerinden dilediğiniz gibi yiyin ama kapısından (kibirli değil) “(Rabbimiz) bizi bağışla!” diyerek tevazu içinde girin ki günahlarınızı bağışlayalım. Biz, doğru ve güzel davrananları ödüllendiririz. 

162.Ancak, onların arasındaki zâlimler bu emirlerin aksine işler yaptılar. Biz de yaptıkları zulümden dolayı üzerlerine gökten bir azap indirdik. 

163.Cumartesi yasağını çiğneyen deniz kıyısındaki kasaba halkının durumunu onlara sor. Cumartesi yasağına uydukları gün, balıklar sürüler halinde yanlarına geliyorlar, diğer günlerde ise gelmiyorlardı. Yoldan çıkmaları sebebiyle onları böyle zor bir imtihandan geçiriyorduk. 

164.O vakit içlerinden bir grup (öğüt verenlere) şöyle demişti: “Allah’ın helâk edeceği yahut suçlarıyla orantılı bir cezaya uğratacağı topluluğa siz ne diye öğüt verip duruyorsunuz?” Onlar: “Rabbimize karşı (kendimizi savunacak) mazeretimiz olsun. Ayrıca belki bu sayede Allah’ın emirlerini çiğnemekten de sakınırlar” dediler. 

165.Verilen öğüdü dikkate almadıkları belli olunca o yoldan çıkanları azaba uğrattık, öğüt verenleri ise kurtardık. 

166.Yasakladığımız şeyleri yapmakta ısrar edenlere “Aşağılık bir halde maymunlar gibi olun!” dedik. 

167.Nitekim Rabbin, (Bu hatalarından vazgeçmezlerse) Kıyamet Gününe kadar onlara çok büyük acılar çektirecek kimseleri ortaya çıkaracağını da bildirmişti. Şüphesiz Rabbin (dilerse) çok çabuk cezalandırır ama aynı zamanda çok affedici ve çok merhametlidir. 

168.Biz onları (parçalanmış) topluluklar halinde yeryüzüne dağıttık. İçlerinde iyi ve mümin olanlar da, kötü olanlar da var. İsyanlarından dönmeleri için, kötüleri hem iyiliklerle hem de kötülüklerle imtihan ederiz. 

169.Onların ardından da o Kitaba (Tevrata) mirasçı olan yeni bir nesil geldi, “Nasıl olsa bağışlanacağız” diyerek onlar da dünyanın geçici menfaatinin peşine düştüler. Benzer bir menfaat daha gelse onun da peşine düşerler. Halbuki Kitaplarında “Allah hakkında sadece gerçeği söyleyeceklerine dair” onlardan söz alınmamış mıydı? Üstelik Kitaplarını da okuyup durmaktalar. Âhiret yurdu, Allah’tan çekinerek kendini koruyanlar için daha hayırlıdır. (Ey Yahudiler!) Hala akıllanmayacak mısınız? 

170.Kitaba sımsıkı sarılıp namazı dosdoğru kılanlara gelince, Biz iyilik yapanların mükafatını zayi etmeyiz. 

171.Dağı bir gölgelik gibi tepelerine dikmiştik de onlar dağın üzerlerine yıkılacağını sanmışlardı. Biz de şöyle demiştik: “Size verdiğimiz Kitaba sıkıca sarılın, onun içindekileri (âyetlerini) aklınızda tutun ki sakınıp korunabilesiniz.” 

172.Rabbin Ademoğullarının bellerinden nesillerini aldığında onları kendilerine karşı şahit tutup: “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” diye sorduğunda onlar da: “Evet! Rabbimizsin, biz buna şahidiz” demişlerdi. Artık, Kıyamet Günü ”Biz bunun farkında değildik” diyemezsiniz. 

173.Şunu da diyemezsiniz: “Sana şirk koşanlar atalarımızdı, biz ise onlardan sonra gelen bir nesildik. Onların yaptıkları (şirk) yüzünden bizi helâk mı edeceksin?” 

174.Belki doğru yola gelirler diye âyetlerimizi böyle ayrıntılı olarak açıklıyoruz. 

175.Kendisine anlatılan âyetlerimizi (anladıktan sonra) yüz çevirip şeytana uyan ve böylece sapıklardan olan kimsenin haberini de onlara anlat. 

176.Biz eğer isteseydik âyetlerimiz sayesinde onu yüksek bir mertebeye eriştirirdik. Ama o arzularına uydu ve kendini dünyaya mahkûm etti. Onun durumu, üstüne varsan da, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtarak soluyan köpeğe benzer. Bu kıssaları anlat ki, belki düşünüp akıllarını kullanırlar 

177.Âyetlerimizi yalanlayanların hali ne kötüdür. Onlar böyle yapmakla kendilerine zulmetmiş oluyorlar. 

178.Allah’ın doğru yolda olduğunu onayladığı kişi hidayete ermiş olur. (Yaptıkları sebebiyle) yoldan çıktığını onayladığı kişiler ise kaybedenlerdir. 

179.İnsanların ve cinlerin çoğu (fıtrata aykırı davrandıklarından) cehennemlik olmaya müstahaktırlar. Çünkü bunların; kalpleri vardır hakikati idrak etmezler, gözleri vardır hakikati görmezler, kulakları vardır hakikatin çağrısını işitmezler. Onlar hayvan sürüsü gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. Onlar gaflete batmış olan zavallılardır. 

180.En güzel isimler Allah’a aittir. O’na bu güzel isimlerle dua edin. O’nun isimleri hakkında yanlışa sapanları terk edin. Onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir. 

181.Yarattığımız insanlardan öyle topluluklar da vardır ki, insanlara hak ve hakikatı gösterirler ve adaleti uygularlar. 

182.Âyetlerimizi yalanlayanlar, farkına varmadan kendilerini helâke (cehenneme) doğru sürüklemektedirler. 

183.Onlara (yanlıştan dönmeleri için) mühlet tanırım, eğer (dönmezlerse) bilsinler ki Benim düzenim çok sağlamdır. 

184.Arkadaşları (Muhammed’de) delilikten bir eser olmadığını düşünmezler mi? O yalnızca açık bir uyarıcıdır. 

185.Onlar, göklerin ve yerin muhteşem hükümranlığını görmüyorlar mı? Allah’ın yarattığı varlıklara bakıp da ibret almıyorlar mı? Kendi ecellerinin yakında geleceğini hiç düşünmezler mi? Bunca uyarıya inanmazlarsa artık hangi söze inanacaklar? 

186.Bu kadar açık kanıtları dikkate almayıp doğru yoldan sapmakta ısrar edenleri artık kimse doğru yola iletemez. Böyle kimseleri Allah da kendi sapkınlıklarıyla baş-başa bırakır. 

187.(Rasulüm!) Kıyametin ne zaman kopacağını sana soruyorlar. Onlara de ki: “Onun bilgisi yalnız Rabbimin katındadır, vakti gelince onu sadece O meydana getirecektir. O, bütün ağırlığıyla göklerde ve yerde kopacak ve sizi ansızın yakalayacaktır.” Sanki senin onun bilgisini elde etmen mümkünmüş gibi onu sana soruyorlar. Bir defa daha de ki: “Kıyametin ne zaman kopacağı sadece Allah’ın bileceği bir iştir.” Fakat insanların çoğu bunu bir türlü anlamıyor. 

188.De ki: “Ben de sizin gibi bir kulum. Başıma gelecek kötülükleri savmak veya veya kazanç elde etmek için özel güçlere de sahip değilim. Allah ne bildirirse ben o kadarını bilirim. Gaybı biliyor olsaydım kendi faydama olacak şeyleri yapar ve sıkıntılardan uzak kalırdım. Ben sadece bir uyarıcı ve müjdeciyim.” Bunu ancak inanan kimseler anlar. 

189.Sizi bir tek nefisten yaratan O’dur. Huzur bulmanız için eşlerinizi de aynı nefisten O yaratmıştır. Erkek eşine yaklaşıp eşi hamile kalınca kadın bebeği karnında taşımaya başlar. Hamileliği ağırlaşınca (bazı çiftler) Rableri olan Allah’a: “Bize eli ayağı düzgün, kusursuz bir çocuk verirsen elbette Sana şükredenlerden olacağız” diye dua ederler. 

190.Allah onlara sağlıklı bir evlat verince, O’nun bahşettiği çocuk konusunda başka güçleri de O’na ortak koşmaya kalkarlar. Halbuki Allah, onların ortak koştukları her şeyden çok yücedir. 

191.Siz şimdi; O’na has birtakım nitelikleri, bir şey yaratmaktan aciz oldukları gibi kendileri de yaratılmış olan varlıklara mı yakıştırıyorsunuz? 

192.Taptıkları varlıklar; onlara (müşriklere) da, bizzat kendilerine de yardım edemezler. 

193.Size doğru yolu göstermeleri için onlara (putlara) yalvarsanız bile onlar size asla karşılık veremezler. Onlara ister dua edip-yalvarın ister susun hiçbir şey değişmez. 

194.İyi bilin ki; Allah’tan başka yalvarıp-yakardığınız kimseler sizin gibi Allah’ın yarattığı varlıklardır. Hala inancınız doğru olduğunu düşünüyorsanız haydi onlara yalvarıp-yakarın da size karşılık versinler (de görelim). 

195.Onların yürüyecek ayakları veya tutacak elleri mi var? Görecek gözleri yahut dinleyecek kulakları mı var? (Rasulüm) O müşriklere de ki: “İlah diye taptığınız bütün varlıkları çağırın, sonra da hep birlikte bana tuzak kurun, eğer yapabiliyorsanız bana hiç göz açtırmayın!” 

196.”Çünkü benim velim (en yakınım) bu Kitabı indiren Allah’tır ve O, salih kullarının velisidir (en yakınıdır)”. 

197.”Allah’ın yanı sıra yalvarıp-yakardıklarınız ne size yardım edebilir ne de kendilerini koruyabilirler”. 

198.”Doğru yolu göstersinler diye seslenseniz sizi duymazlar bile, size baktıklarını sanırsınız fakat onlar görmezler”. 

199.(Rasulüm!) Sen onlara aldırma, iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. 

200.Şeytan seni kışkırtacak olursa hemen Allah’a sığın, çünkü O işitendir, bilendir. 

201.Kendilerini koruyanlar, şeytanın bir vesvesesini fark edince (fıtratı hatırlarlar) ve o esnada gerçeği kavrarlar. 

202.Yandaşlarına gelince (şeytanlar onları) azgınlığa sürüklerler ve sonra da onların yakalarını bırakmazlar. 

203.Onların yanına yeni bir âyetle gitmediğinde “Bari sen uydursaydın!” derler. De ki: “Ben ancak Rabbim tarafından bana gönderilenlere uyarım!” Bunlar Rabbinizden gelen ve gerçeği gösteren belgeler, iman edenleri doğru yola ileten bir rehber ve rahmettir.” 

204.Kur’an okunurken can kulağıyla dinleyin ve sesinizi kesin ki Allah’ın rahmet ve merhametine nail olasınız. 

205.(Rasülüm!) Sabah-akşam boyun büküp yalvara-yakara, derin bir ürpertiyle ve alçak sesle Rabbini an. Sakın gafillerden olma! 

206.Çünkü Allah’a çok yakın melekler bile O’na kulluk ederken asla kibre kapılmazlar, daima Allah’ı tesbih ederler (yüceltirler) ve sadece O’na secde ederler.

 

 

 

 

 

 

 

0 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. *

*

Son
karakter.

*