15 Aralık 2019 Pazar
MENÜ
SON YAZILAR
 HAŞR SÛRESİ
 HAŞR SÛRESİ

HAŞR SÛRESİ

59/95 HAŞR SÛRESİ  

(Adını 2nci âyette geçen “haşr” kelimesinden almıştır. Buradaki haşr, mahşerdeki haşr olmayıp, Beni Nadir Yahudilerinin Medine’den sürgün edilmeleri için toplanmalarını ifade etmektedir. Resulullah; Medinede yerleşik Evs ve Hazreç adındaki arap kabileleriyle ve yine orada yaşamakta olan Beni Nadir, Beni Kurayza ve Beni Kaynuka Yahudileriyle ve Medine’deki Müslümanlar arasında bir antlaşma imzalamıştı. Ancak Hendek savaşından sonra Beni Nadir kabilesi antlaşmaya uymayarak Müslümanlara ihanet etmeye ve Mekke’li müşriklere yardım etmeye başlamışlardı. Hatta düşmanlığı, Resullullah’a suikast düzenlemeye kadar götürdüler. Bunun üzerine Resulullah, onların Medine’yi terk etmeleri istedi. Beni Nadir buna uymayınca da onların yerleşmiş oldukları kaleleri kuşatma altına aldı. Sonunda Medine’den sürgün edildiler, onlar da gidip Hayber’e yerleştiler. Sûre, 24 âyetten oluşmaktadır.)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

1.Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ı tesbih etmektedirler. O, mutlak güç sahibidir, her şeyi yerli yerince yapandır.

2.Ehl-i kitaptan nankörlük edenleri (Beni Nadir), ilk kalkışmalarında (ilk haşr) yurtlarından çıkaran O’dur. Siz onların çıkacaklarını sanmamıştınız. Onlar da, kalelerinin kendilerini Allah’tan koruyacağını sanmışlardı. Fakat Allah’ın azabı, onlara hiç ummadıkları bir yerden geldi ve kalplerine öyle bir korku saldı ki, kendi elleriyle ve müminlerin eliyle evlerini yıkmaya ve harap etmeye koyuldular. O halde ibret alın, ey akıl sahipleri.

3.Allah, eğer onlara sürgün cezasını takdir etmemiş olsaydı, dünyada onları başka bir şekilde yine cezalandıracaktı. Âhirette ise onlar için cehennem azabı vardır.

4.Çünkü onlar, Allah’a ve Resulüne karşı geldiler. Her kim de Allah’a karşı gelirse bilsin ki, Allah’ın cezası pek çetindir.

5.(Ey müminler! Kuşatma esnasında) onların hurma ağaçlarını kesmeniz de, kesmeyip olduğu gibi bırakmanız da Allah’ın izniyle olmuştur. Bu izindeki maksat, verdikleri sözde durmayarak ihanet edenleri perişan etmek içindi.

6.Allah’ın onlardan alıp Resulüne fey olarak verdiklerine gelince, siz bunları elde etmek için at veya deve koşturmadınız (savaşmadınız). Fakat Allah, elçilerini dilediği kimselerin üzerine sevk edip onlara karşı galip getirir. (Bu bakımdan savaşsız elde edilen fey’leri (ganimetleri) bir nimet olarak elçisine vermiştir.) Allah her şeye kadirdir.

7.Allah’ın, savaş yapılmadan fethedilen ülkelerin halkından fey olarak elde edilen mallardan elçisine verdikleri: Allah’ın, elçisinin, onun akrabalarının, yetimlerin, yoksulların ve yolda kalmış kimselerin hakkıdır. Paylaşımın böyle olması, o malların içinizdeki zenginler arasında dolaşıp duran bir servete dönüşmemesi içindir. Şu halde, Resul (ganimet ve fey’den) size neyi veriyorsa onu alın ve vermediği şeyi istemekten kaçının.  Allah’ın emirlerine itaatsizlikten sakının, zira Allah’ın azabı çok çetindir.

8.(Bu mallarda), Allah’ın lütfunu ve rızasını kazanmak isteyen, Allah’ın dinine ve elçisine yardım eden, bu uğurda yurtlarından çıkarılıp mal ve mülklerini bırakan fakir muhacirlerin de hakkı vardır. İşte onlar, imanlarında samimi ve sadık olan kimselerdir.  

9.Daha önce Medine’yi kendilerine yurt edinmiş ve kalplerine imanı yerleştirmiş olanlar (ensar), yanlarına hicret eden müminleri severler. Onlara verilen ganimet mallarından dolayı gönüllerinde bir sıkıntı duymazlar; hatta kendileri ihtiyaç içinde olsalar bile muhacirleri kendilerine tercih ederler. Kim nefsinin tutkularından korunmuş olursa, işte onlar kurtuluşa erip, umduklarına kavuşacak olanlardır.

10.Bunların ardından gelenler de “Ey Rabbimiz!” derler. “Bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla. Kalplerimizde iman edenlere karşı kin bırakma. Rabbimiz, muhakkak ki Sen, çok şevkatli ve çok merhametlisin.”

11.Münafıkların, kitap ehlinden inkâr eden dostlarına: “Eğer siz yurdunuzdan çıkarılacak olursanız, biz de sizinle birlikte çıkarız. Sizin aleyhinizde olan kimseye asla uymayız. Eğer savaşa tutuşursanız biz de sizin yardımınıza koşarız” dediklerini görmedin mi? Allah, onların göz göre göre yalan söylediklerine şahitlik eder.

12.Onlar yurtlarından çıkarılacak olsa, bu münafıklar onlarla birlikte çıkmazlar. Onlara karşı savaş açılacak olsa, yardım da etmezler. Yardım etmeye kalkışsalar bile sıkışınca arkalarını dönüp kaçarlar, sonunda onlara güvenen Yahudiler de yardımsız kalırlar.

13.Ey müminler! Onların kalplerine sizin verdiğiniz korku, Allah korkusundan daha şiddetlidir. Çünkü onlar, Allah’ın kudret ve azametini gereği gibi kavrayamayan bir topluluktur.

14.Onlar, etrafı sağlam kalelerle çevrilmiş şehirlerde veya surların ardında olmazlarsa toplu halde sizinle savaşamazlar. Kaldı ki kendi aralarındaki şiddetli anlaşmazlıklar vardır. Siz onların birlik olduğunu zannedersiniz, oysa onların kalpleri darmadağınıktır. Çünkü onlar, aklını kullanmayan bir topluluktur.

15.Onların durumu, kendilerinden az bir zaman önce yaptıklarının cezasını tatmış olanların durumu gibidir. Onlar için, ayrıca acı bir azap daha vardır.

16.(Münafıkların, Yahudileri savaşa teşvik etmeleri) tıpkı şeytanın insanı kandırmasına benzer. Şeytan insana: “kâfir ol!” der, insan (ona kanarak) küfre girince de “ben senin yaptığından sorumlu değilim, ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım” der.

17.Her ikisinin (şeytanın ve ona uyanın) da sonu, içinde yerleşip kalacakları cehennemdir, zalimlerin cezası işte budur.

18.Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarın (âhiret) için ne hazırladığına bir baksın. Allah’tan korkun, çünkü Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.

19.Sakın, Allah’ı unutan ve bu yüzden Allah’ın da kendi canlarını kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın. İşte onlar, yoldan çıkanların ta kendileridir.

20.Cehennemlikler ile cennetlikler asla bir tutulamazlar, cennetlikler kurtuluşa erenlerin ta kendileridir.

21.Biz, bu Kur’an’ı eğer bir dağa indirmiş olsaydık, o dağın Allah korkusundan titremiş ve paramparça olmuş olduğunu görürdün. Biz bu misalleri, düşünüp ibret alsınlar diye insanlara anlatıyoruz.

22.O, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır, duyularla ve akılla idrak edilemeyenleri de, edilebilenleri de bilir. O, Rahmândır, Rahîmdir.

23.O, kendisinden başka ilah olmayan Allah’tır; egemenliğin mutlak sahibidir, her türlü eksiklikten uzaktır, esenlik verendir, güven sağlayan ve kendisine güvenilendir, görüp gözeten ve yönetendir, üstündür, iradesine sınır yoktur, büyüklükte eşi olmayandır. Allah, onların ortak koştukları şeylerden uzaktır.

24.O; yaratan, var eden, varlıklara şekil veren Allah’tır. En güzel isimler O’nundur. Göklerde ve yerde olanlar O’nu tesbih ederler. O, mutlak güç sahibidir, her şeyi yerli yerince yapandır.

www.kuranyolcularınaselamlar.com

0 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. *

*

Son
karakter.

*