9 Aralık 2019 Pazartesi
MENÜ
SON YAZILAR

TEVBE (BERÂE) SÛRESİ

(Medine’de hicri 9. yılda inmiştir. Mazeretsiz olarak Tebük seferine katılmayıp daha sonra günahlarını itiraf edenlerin tevbeleri kabul edildiğinden sûreye “Tevbe” adı verilmiştir. Bunun yanında ilk âyetteki “berâe” (ihtar fermanı) kelimesine atfen “Berâe” sûresi diye de anılmaktadır. Kur’an’da besmele ile başlamayan tek sûredir. Mushaf’ta 9ncu ve inişte 113ncü sırada olup, 129 âyettir.)

 

 

1.Allah ve Rasulü tarafından, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz (fakat antlaşmalara ihanet eden) müşriklere, artık (antlaşmaların hükümsüz olduğunu) bildiren ihtar fermanıdır (ültimatomdur):

2.”Yeryüzünde dört ay daha serbestçe gezip dolaşın. Ancak şunu iyi bilin ki siz Allah’ı aciz bırakamazsınız, fakat Allah kâfirleri perişan edecektir!”

3.Allah ve Rasulünden Hacc-ı Ekber (en büyük hac) gününde bütün insanlara yapılmış bir duyurudur: Allah ve Rasulünün artık müşriklerle hiçbir ilişkisi kalmamıştır. Tevbe (edip iman) ederseniz bu sizin için hayırlı olur, fakat yüz çevirecek olursanız bilin ki Allah’ın azabını engelleyemezsiniz. (Rasulüm!) İnkâr edenleri acı bir azapla müjdele.

4.Bununla birlikte, kendileriyle yaptığınız antlaşmaya sadık kalan ve sizin aleyhinize düşmanlarınızla iş birliği yapmayan ve size ihanet etmeyen müşrikler bu ihtarın dışındadır. Onlar, yaptığınız antlaşmalara sadık kaldıkları sürece siz de antlaşmalara sadık kalın. Çünkü Allah, antlaşmalara riayet edenleri ve sorumlu davrananları sever.

5. (Antlaşmaların hükümsüz olduğunu bildirdiğiniz) o müşrikleri; dokunulmaz oldukları dört ay bitince gördüğünüz yerde öldürün. Onları yakalayın, çepeçevre kuşatın ve çıkış yollarını tutarak aman vermeyin. Ama şirkten vazgeçip; tevbe ederler, namazı kılarlar ve zekatı verirlerse artık onlara ilişmeyin. Çünkü Allah çok bağışlayan ve engin merhamet sahibidir.

6.(Rasulüm!) Müşriklerden biri yanına gelmek için senden güvence isterse ona bu güvenceyi ver ki, Allah’ın âyetlerini işitip anlama imkânını bulsun. Sonra onu kendini güvende gördüğü bölgeye ulaştır. Çünkü onlar gerçeği bilmeyen bir topluluktur.

7.Sözlerinde durmayan müşriklerin yaptıkları antlaşmaların Allah ve Rasulü katında ne değeri olabilir? Ancak, Mescid-i Haram yanında antlaşma yaptıklarınızın durumu farklıdır. Onlar sözlerinde sadık kaldıkları sürece siz de onlara verdiğiniz sözlere sadık kalın. Çünkü Allah, antlaşmalara riayet edenleri ve sorumlu davrananları sever.

8.Evet, sözlerinde durmayan müşriklerin yaptıkları antlaşmaların nasıl bir değeri olabilir? Eğer onlar size galip gelselerdi ne ettikleri yeminleri ne de yaptıkları antlaşmaları gözetirlerdi. Sizi memnun edecek sözler söylüyorlar ama içlerinde size düşmanlık besliyorlar. Zaten onlar yoldan çıkmış kimselerdir.

9.Onlar, dünya menfaatlerini Allah’ın âyetlerine tercih etmişler ve insanları Allah’ın yolundan alıkoymuşlardır. Onların yaptıkları gerçekten çok kötüdür.

10.Onlar, bir mümine karşı akrabalık bağlarını da, antlaşmalardan doğan yükümlülüklerini de gözetmezler. Onlar, haddi aşan ve hak-hukuk tanımayan kimselerdir. 

11.Ama yine de onlar; tevbe eder, namazı kılar ve zekatı verirlerse artık sizin din kardeşleriniz olurlar. Bilen bir toplum için âyetlerimizi ayrıntılı olarak işte böyle açıklıyoruz.

12.Eğer, antlaşma yaptıktan sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa o kâfirlerin elebaşlarıyla savaşın. Çünkü, artık onların antlaşmaları hükümsüzdür. Böyle yapın ki belki kötü davranıştan vazgeçerler.

13.(Hudeybiye’deki) Antlaşmayı bozan, daha önce de Allah’ın Rasulünü yurdundan çıkarmak için etmediklerini bırakmayan ve saldırıyı başlatan bu toplulukla savaşmayacak mısınız? Yoksa siz onlardan korkuyor musunuz? Oysa asıl korkmanız gereken Allah’tır, çünkü siz müminsiniz.

14.Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onları cezalandırıp rezil etsin. Size de yardım ederek zafer versin ve müminlerin gönüllerini ferahlatsın.

15.Ayrıca müminlerin kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, (samimi tevbe edenin) tevbesini kabul eder. Allah her hükmünde tam isabet edendir. 

16.Ey iman edenler! İçinizden cihat edip Allah’tan, Rasulünden ve müminlerden başkasını veli edinmeyenleri Allah tam olarak ortaya çıkarmadan, kendi halinize bırakılacağınızı mı sandınız? Allah bütün yaptıklarınızdan haberdardır.

17.Müşrikler, küfür içinde olduklarına kendileri tanıklık edip-dururken, Allah’ın mescitlerinin bakım ve hizmetini yapmaya hakları yoktur. Onların bütün çalışmaları boşunadır. Onlar cehennemde ebedi kalacaklardır.

18.Allah’ın mescidlerine hizmeti üstlenme hakkı sadece; Allah’a ve Âhiret Gününe inanan, namazı kılıp zekâtı veren ve yalnız Allah’tan korkan kimselere aittir. Böyle kimseler umduklarına kavuşacaklardır.

19.Hacılara su verme, Mescid-i Haram’a hizmet etme gibi işleri yapanlarla, Allah’a ve Ahiret Gününe inanan ve Allah yolunda (malları ve canlarıyla) cihat eden kimselerin yaptıklarını bir mi tutuyorsunuz? Allah katında bunlar bir değildir. Allah zalim bir topluluğa hidayet etmez.  

20.İman edip (imanı uğrunda) hicret edenler,  Allah yolunda malları ve canlarıyla cihat edenler Allah katında en yüksek derecelere ulaşmışlardır. Kurtuluşa erenler de onlardır.

21.Rableri onları, Kendi rahmeti, rızası ve bitmez-tükenmez nimetlerle dolu cennetlerle müjdelemektedir.

22.Onlar orada ebedi kalacaklardır. Şüphesiz en büyük mükâfat Allah katındadır.

23.Ey iman edenler! Küfrü imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi bile veli (en yakın) olarak kabul etmeyin. Onları veli edinenler zalimlerin ta kendileridir.

24.Rasulüm! De ki: “Babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz (cemaatiniz), elde ettiğiniz mallar (mülkler), bozulmasından korktuğunuz ticaretiniz (düzeniniz), beğendiğiniz evler (barklar); eğer size Allah’tan, Rasulünden ve Allah yolunda cihat (mücadele) etmekten daha sevimli (önemli) geliyorsa, ilahî azabın gelmesini bekleyin. Bilin ki Allah, fâsıklık yapanlara (yoldan çıkanlara) hidayet etmez.

25.Allah sizi birçok yerde zafere ulaştırdı, özellikle Huneyn Günü: Hani o gün sayınızın çokluğuna fazlaca güvenmiştiniz, fakat bunun hiçbir faydasını görmemiştiniz. Onca genişliğine rağmen yeryüzü size dar gelmiş, sonunda düşman karşısında bozguna uğrayıp kaçmaya başlamıştınız.

26.Derken Allah, görmediğiniz ordular indirerek Rasulünün ve müminlerin kalbine bir sükûnet ve özgüven vermiş, kâfirlere de hak ettikleri cezayı vermişti. Allah, kâfirleri işte böyle cezalandırır. 

27.Bununla birlikte, Allah (samimi tevbe edenin) tevbesini kabul edecektir. Zira Allah, tarifsiz bağışlayan ve engin bir merhamet kaynağıdır.

28.Ey iman edenler! Bilin ki müşrikler (şirk batağına batmış) pisliklerdir. Artık bu yıldan itibaren Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. (Kâbe’yi ziyarete gelmelerinin yasaklanması sebebiyle) geçim darlığına düşmekten endişe ederseniz, bilin ki Allah dilediği kimseleri lütfuyla zenginleştirir. Allah her şeyi bilen ve yerli yerince yapandır.

29.Kendilerine Kitap verilenlerden Allah’a ve Âhiret Gününe inanmayan, Allah ve Rasulünün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini kendine din edinmeyen kimselerle, boyun büküp kendi elleriyle o cizyeyi (o cezayı) verinceye kadar savaşın. 

30.Bazı Yahudiler “Üzeyir Allah’ın oğludur!” dediler. Bazı Hıristiyanlar da “Mesih Allah’ın oğludur!” dediler. Bunlar, önceki inkârcıları taklit ederek dillerine doladıkları (boş) sözlerdir. Allah kahretsin onları, nasıl oluyor da (bunlara) kanıyorlar.

31.Onlar; Ahbârı (din bilginlerini), ruhbânı (din adamlarını) ve Meryem oğlu Mesih’i Allah’tan başka rabler edindiler. Oysa onlara, sadece tek bir ilaha (Allah’a) kul olmaları emredilmişti. O’ndan başka ilah yoktur, Allah onların şirk koştukları şeylerden uzaktır. 

32.(İnkârcılar) Allah’ın nurunu (tevhid ve islamı) ağızlarıyla üfleyerek (yalan ve iftiralarla) söndürmek istiyorlar. Allah buna izin vermeyecek, kâfirler hoşlanmasa da Allah nurunu (tevhid ve islamı) tamamlayacaktır. 

33.Dinini bütün dinlere hâkim kılmak için, Rasulünü hidayet ve hak din ile gönderen O’dur. Müşrikler hoşlanmasa da bu hakimiyet gerçekleşecektir.

34.Ey iman edenler! Haberiniz olsun ki; ahbârın (din bilginlerinin) ve ruhbânın (din adamlarının) birçoğu insanların mallarını haksız yollarla yerler ve insanları Allah yolundan saptırırlar. (Rasulüm!) Altını ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlara acıklı bir azabı müjdele! 

35.Kıyamet Günü, alevli ateş içinde kızdırılacak o altın ve gümüşlerle böğürleri ve sırtları dağlanacak ve onlara şöyle denecektir: “İşte kendiniz için biriktirdiğiniz altın ve gümüşler. Biriktirdiklerinizin acı azabını tadın bakalım!” 

36.Allah katında ayların sayısı, gökleri ve yeri yarattığı gün koyduğu yasalara göre onikidir. Bunlardan dördü haram aylardır, Allah’ın koyduğu sağlam ölçü budur. Bu konuda kendinize zulmetmeyin. Müşriklerin sizinle topyekün savaştıkları gibi, siz de onlara karşı topyekün savaşın ve iyi bilin ki, Allah sorumlu davrananlarla beraberdir.

37.“Nesî” denilen ve aylara yapılan ilave sadece küfürde daha ileri gitmektir ve inkâr edenlerin uydurduğu bir çarpıtma yöntemidir. Allah’ın haram kıldığı ay sayısına denk getirmek için bu ilaveyi bir yıl serbest bir yıl yasak sayıyorlar. Böylece Allah’ın haram kıldığını (güya) helâl yapıyorlar. Bu kötü davranışları onlara çok cazip göründü. Allah, inkâr eden bir toplumu doğru yola iletmez.

38.Ey iman edenler! Size ne oldu da, “Allah yolunda savaşa çıkın!” denilince (adeta) yere çakılıp kaldınız. Yoksa âhiretin yerine dünya hayatını mı tercih ettiniz? (Bilin ki) Dünya hayatının sefası, âhirete nazaran çok değersizdir.

39.Eğer topluca savaşa çıkmazsanız, Allah sizi acıklı bir azapla cezalandırır ve sizin yerinize başka bir topluluğu getirir de, siz Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Allah her şeye kadirdir.

40.Siz (Rasule) yardım etmeseniz de Allah ona yardım etmektedir. Kâfirler onu Mekke’den çıkmak zorunda bıraktığında, mağaradayken arkadaşına o şöyle demişti: “Üzülme, Allah bizimle beraberdir!” Bunun üzerine Allah ona kendi katından bir sükûnet indirdi ve sizin görmediğiniz ordularla destekledi. Kâfirlerin davasını alçalttı, yüce olan yalnızca Allah’ın davasıdır. Çünkü Allah daima üstündür ve her şeyi yerli yerinde yapandır. 

41.Kolay da gelse zor da gelse (her durumda) sefere çıkın. Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin, eğer bilirseniz bu sizin için hayırlı olandır. 

42.Eğer kolay elde edilecek bir kazanç ve zahmetsiz bir sefer olsaydı (münâfıklar) senin ardına düşerlerdi. Ama bu zorlu ve meşakkatli yolculuk (Tebük seferi) onlara uymadı. Üstelik (sen seferden döndüğünde) “Eğer gücümüz yetseydi sizinle birlikte sefere çıkardık” diye kendilerini helak edercesine Allah’a yeminler ederler. Allah, onların yalan söylediklerini elbette bilmektedir.

43.(Rasulüm!) Allah senin iyiliğini versin. Kimin doğru söyleyip, kimin yalan söylediğini ortaya çıkarmadan niçin onlara (sefere katılma) izni verdin? 

44.Allah’a ve Âhiret Gününe inanıp-güvenen kimseler, mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihada katılmak için senden izin isteme gereği duymazlar. Allah müttakileri çok iyi bilir. 

45.Savaşa katılmak için senden izin isteyenler, Allah’a ve Âhiret Gününe inanmayan, kalpleri şüphelerle dolu olan ve (katılsak mı, katılmasak mı diye) şüpheler içinde bocalayıp duran (münâfık) kimselerdir.

46.Eğer seninle sefere çıkmak isteselerdi onun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah, onların davranışlarını çirkin buldu da onları alıkoydu. Onlara adeta (sefere ehil değilsiniz) “oturanlarla birlikte siz de oturun!” denildi.

47.Eğer sizinle birlikte sefere çıkmış olsalardı, sorun çıkarmaktan başka size bir katkıları olmayacaktı. Aranıza sokularak fitne çıkarmaya çalışacaklardı, zira içinizde onlara kulak verecek olanlar da var. Ama Allah o zalimleri bilmektedir. 

48.Onlar daha önce de (Uhud da), senin aleyhine türlü-çeşitli işler çevirerek fitne çıkarmaya çalışmışlardı. Onların hoşuna gitmese de sonunda hak yerini buldu ve Allah’ın emri hâkim oldu.

49.Onlardan kimi de “bana izin ver (Rum dilberleri yüzünden) başım günaha girmesin” der. Bil ki onlar zaten günaha gömülmüşlerdir. Cehennem, kâfirleri elbette kuşatacaktır.

50.Sana bir iyilik gelirse bu onları üzer. Bir kötülükle karşılaşırsan “biz daha önceden tedbirimizi almıştık” deyip, sevinerek dönüp giderler.

51.De ki: “Allah’ın bizim için yazdığından başkası, bizim başımıza gelmez. O bizim mevlâmızdır, müminler yalnız Allah’a güvenip-dayansınlar.

52.De ki: “Şu iki iyilikten (şehitlik veya gazilikten) biri dışında bizim için siz başka ne bekleyebilirsiniz ki? Biz de Allah’ın sizi cezalandırmasını bekliyoruz. Bu, kendi katından veya bizim elimizle olabilir. Siz bekleyin, sizinle birlikte biz de bekliyoruz.

53.De ki: “İster gönüllü ister gönülsüz infak edin, sizden asla kabul edilmeyecektir; çünkü siz yoldan çıkmış bir topluluksunuz. 55.Onların (münâfıkların) mallarının ve çocuklarının (çokluğu) sakın seni imrendirmesin! Allah, kendilerine verilen bu nimetleri (kötüye kullandıkları) için dünya hayatında onlara azab edecek ve canlarını da kâfir olarak alacaktır.

54.Onların hayır için harcadıklarının kabulüne engel olan; Allah’a ve Rasulüne nankörlük etmeleri, namaza üşenerek kalkmaları ve yaptıkları hayrı gönülsüz yapmalarıdır. 

55.Onların (münâfıkların) mallarının ve çocuklarının (çokluğu) sakın seni imrendirmesin! Allah, kendilerine verilen bu nimetleri (kötüye kullandıkları) için dünya hayatında onlara azab edecek ve canlarını da kâfir olarak alacaktır.

56.Bir de kalkıp “biz de sizdeniz” diye Allah’a yemin ediyorlar. Halbuki onlar sizden değildir, onlar korkuya teslim olmuş bir güruhtur.

57.Eğer sizden kaçıp sığınacak bir yer, barınacak mağaralar veya başlarını sokacak bir delik bulsalar, süratle koşup oraya girerlerdi.

58.Onlardan bir kısmı da sadakaların taksimi hususunda (imalı bir şekilde) sende kusur ararlar. Kendilerine (yüklü) bir pay verilse bundan hoşlanırlar, verilmeyince de hemen kızarlar.

59.Halbuki onlar, Allah’ın ve Rasulünün kendilerine verdiğine razı olup da şöyle deselerdi: “Allah bize yeter, Allah lütfundan bize bahşedince Rasulü de (bize takdim eder), bizim muradımız Allah’ın rızasıdır”.

60.Sadakalar (zekâtlar) Allah’ın bir emri olarak sadece: fakirlere, miskinlere, zekât gelirlerini toplayıp-dağıtan görevlilere, kalpleri islâma ısındırılmak istenen kimselere, esirlere, (ödeme güçlüğü çeken) borçlulara, Allah yolunda cihat edenlere ve yolda kalmış olan yolculara verilir. Allah her şeyi bilir, her şeyi yerli yerince yapar. 

61.(münafıkların) içlerinde “O her şeye kulak kesilir” diyerek Nebîyi üzenler vardır. De ki: “Sizin iyiliğiniz için kulak kesiliyorum. Ben Allah’a iman ederim, müminlere de güvenirim, (benim dinlemem) müminler için bir rahmettir.” Ama Allah’ın Rasulünü üzenlere acıklı bir azap vardır.                                 

62.Onlar sizi hoşnut etmek için size Allah adına yeminler ederler. Eğer onlar mümin iseler Allah ve Rasulünü hoşnut etmeleri daha doğrudur.

63.Onlar bilmiyorlar mı ki Allah’a ve Rasulüne karşı çıkanların cezası, içinde ebedi kalacakları cehennem ateşidir ve bu en büyük zillettir.

64.Münafıklar kendileri hakkında, kalplerinde olanı ortaya çıkaracak bir sûrenin inmesinden çekiniyorlar (buna rağmen alay ediyorlar). De ki: “Alay edip-durun bakalım, Allah o korktuğunuzu ortaya çıkaracaktır!” 

65.Onlara niçin alay ettiklerini sorarsan: “Biz kendi aramızda muhabbet edip, eğleniyorduk” derler. De ki: “Allah ile, âyetleriyle ve Allah’ın Rasulüyle mi eğleniyordunuz!”  

66.Bahane üretmenizin faydası yoktur. Çünkü siz iman ettikten sonra (bilerek) kâfir oldunuz. İçinizden (hemen tevbe edenleri) bağışlasak bile, günah işlemeye (ısrarla) devam edenleri cezalandıracağız.

67.Münafıkların erkeği de kadını da aynıdır, kötülüğü teşvik eder iyiliğe engel  olurlar ve elleri de çok sıkıdır (cimridirler). Onlar Allah’ın (emir ve yasaklarını) unuttukları için, Allah da onları unutmuştur. Münafıklar, gerçekten yoldan çıkmış (fâsık) kimselerdir. 

68.Allah; münafık erkeklerle münafık kadınlara ve kâfirlere içinde ebedi kalacakları cehennem ateşini vaad etmiştir. Onların payına düşen odur, zira Allah onları lânetlemiştir (rahmetinden dışlamıştır). Onlar, ebedi bir azaba mahkûmdurlar.

69.(Ey münafıklar!) Siz de öncekilere benziyorsunuz. Üstelik, onlar sizden daha güçlüydü, malları ve evlatları sizden daha fazlaydı. Sizden öncekilerin (münafıkların), paylarına düşen dünya nimetleriyle zevk ve sefa sürdükleri gibi siz de payınıza düşen dünya nimetleriyle gününüzü gün ediyorsunuz, onların küfür batağına daldıkları gibi siz de küfür batağına dalıp gidiyorsunuz. Dünyaya ve ahirete yönelik olarak tüm yaptıkları boşa gidenler işte bunlardır ve en büyük ziyana uğrayacak olanlar da bunlardır. 

70.Kendilerinden önce gelip-geçmiş olan; Nûh, Âd ve Semûd kavimlerinin, İbrahim kavminin, Medyen halkının ve memleketi altı üstüne getirilmiş olan (Lût kavminin) ibretlik haberleri onlara gelmedi mi? O kavimlere apaçık belgelerle Rasuller gelmişlerdi. (Onlar Rasulleri yalancılıkla suçladıklarından helak oldular). Allah onlara asla zulmetmedi, onlar kendi kendilerine zulmettiler.    

71.Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velisidirler. Marufu (Kur’an’a uygun olanı) tavsiye ederler, münkeri (Kur’an’a aykırı olanı) engel olurlar. Namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Rasulüne itaat ederler. Allah bu kimselere rahmet edecektir. Şüphesiz Allah mutlak galiptir, hüküm ve hikmet sahibidir.

72.Allah mümin erkeklere ve mümin kadınlara; altından ırmaklar akan cennetler ve Adn cennetlerinde ebedi kalacakları köşkler vadetmiştir. Allah’ın onlardan razı olması hepsinden önemlidir. En büyük kurtuluş işte budur.

73.Ey Nebi! Kâfirlerle ve münafıklarla mücadele et ve onlara karşı dik dur. Onların varacakları yer cehennemdir ve orası ne kötü bir varış yeridir.

74.Onlar (kötü bir söz) söylemediklerine dair Allah adına yemin ediyorlar, halbuki onlar küfre varan sözler söylediler, böylece iman etmelerinden sonra inkâra saptılar ve başaramayacakları bir işe yeltendiler. Onlar, Allah ve Rasulü müminleri Allah’ın lütfuyla maddi-manevi zenginliğe eriştirdiği için, intikam almaya kalktılar. Artık tevbe ederlerse, bu kendileri hakkında daha hayırlı olur; eğer yüz çevirirlerse Allah onları bu dünyada ve âhirette elem verici bir azaba çarptıracak ve onlar yeryüzünde kendilerine ne bir dost ve ne de bir yardımcı bulabileceklerdir.   

75.Onlardan bir kısmı da: “Allah eğer lütfundan mal-mülk verip bizi zengin ederse, mutlaka sadaka (zekât) verir ve iyi insanlardan oluruz” diye Allah’a söz vermişti. 

76.Ama Allah lütfundan onlara mal verdiğinde cimrilik ettiler ve yüz çevirdiler, zaten onlar yan çizip duruyorlar.

77.Allah’a verdikleri sözden dönmeleri ve yalan söylemeleri sebebiyle Allah, kıyamete kadar sürecek bir nifak hastalığını onların kalplerine yerleştirdi.

78.Onların sırlarını da, fısıldaşmakta olduklarını da Allah’ın bildiğini onlar hâlâ öğrenmediler mi? Allah bütün gaybı en mükemmel olarak bilendir. )

79.Onlar; sadakalarını gönüllü olarak bolca veren müminlerle de, emeklerinden başka verecek bir şey bulamayan müminlerle de alay ederler. Allah asıl onların alaylarını başlarına geçirecektir ve onların hakkı elem verici bir azaptır! 

80.Onların bağışlanmalarını istesen de istemesen de bir şey değişmez. Onlar için yetmiş defa af dilesen bile Allah onları affetmeyecektir. Çünkü onlar Allah’ı ve Rasulünü inkâr etmişlerdir. Allah doğru yoldan çıkmış (fâsık) kimselere hidayet etmez. 

81.Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad etmekten hoşlanmayıp Allah’ın Rasulüne muhalefet edenler evlerinde oturdukları için sevindiler. Üstelik başkalarına da “bu sıcakta sefere çıkmayın” diye akıl verdiler. Onlara de ki: “Cehennem ateşi daha sıcaktır!” Keşke bu gerçeği kavrayabilselerdi. 

82.İşledikleri günahların karşılığı olarak, artık bunlar az gülecek ve çok ağlayacaklar. 

83.Allah, eğer seni (seferden) onlardan bir kısmının yanına döndürür de, onlar senin yanında başka bir cihada katılmak için senden izin isterlerse de ki: “Artık siz benimle birlikte asla sefere çıkamayacaksınız ve benimle birlikte düşmana karşı savaşamayacaksınız. Bundan önce savaşa katılmayıp evlerinizde oturmayı tercih ettiğiniz gibi bundan sonra da savaşa katılmayanlarla (kadınlar ve çocuklarla) birlikte oturmaya devam edin.”

84.Onlardan ölen birinin asla namazını kılma ve defninde bulunma. Çünkü onlar Allah’ı ve Rasulünü inkâr etmiş ve yoldan çıkmış (fâsık) olarak ölürler.

85.Onların (münâfıkların) mallarının ve çocuklarının (çokluğu) sakın seni imrendirmesin! Allah, kendilerine verilen bu nimetleri (kötüye kullandıkları) için dünya hayatında onlara azab edecek ve canlarını da kâfir olarak alacaktır.      

86.”Allah’a iman edin ve Rasulü ile birlikte cihada gidin!” diye emreden bir sûre indirildiği zaman içlerinden durumu müsait olanlar bile, “bizi bırak da geride  kalanlarla birlikte kalalım” diyerek senden izin istediler.                                       

87.Onlar, geride kalanlarla birlikte olmayı yeğlediler ve bunu içlerine sindirebildiler. Bu yüzden kalpleri mühürlendi, artık onlar gerçeği kavrayamazlar. 

88.Ama Rasul ve onunla birlikte olan müminler, mallarıyla ve canlarıyla cihad ederler. İşte onları hayırlı sonuçlar beklemektedir, kurtuluşa erecek olanlar da onlardır. 

89.Allah onlara içinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Onlar orada ebedi kalacaklardır. En büyük bahtiyarlık işte budur. 

90.Bedevilerden mazereti bulunanlar, kendilerine izin verilmesi için sana geldiler. Allah ve Rasulüne karşı yalan söyleyenler ise ne geldiler ne de mazeret ileri sürdüler. Bunlardan kâfir olanların başına can yakıcı bir azap gelecektir. 

91.Allah ve Rasulüne karşı samimi oldukları takdirde; zayıflara, hastalara ve savaşa hazırlanacak imkânı bulamayanlara, (Tebük de) savaşa katılmadıkları sebebiyle hiçbir günah yoktur. Çünkü gerçekten mazeretli olup da güzel davrananlar için sorumluluk söz konusu değildir. Allah çok bağışlayıcı, engin merhamet sahibidir.   

92.Kendilerine binek temin etmeni isteyenlere “sizi binek bulamıyorum” dediğin zaman üzüntüden gözyaşı dökerek evlerine geri gidenlerin de sorumluluğu yoktur.

93.İmkânları olduğu halde savaşa katılmamak için senden izin isteyenler ise sorumludurlar. Çünkü onlar geride kalanlarla birlikte kalmayı yeğlediler. Bu yüzden kalpleri mühürlendi, artık onlar gerçeği kavrayamazlar.                         

94.Seferden döndüğünüzde size bahane uyduracaklar. De ki: “Hiç bahane uydurmayın, asla size inanmayacağız. Çünkü Allah sizin haberlerinizi bize bildirdi. Allah ve Rasulü bundan sonra yapacaklarınıza (tevbe mi edeceksiniz, küfre devam mı edeceksiniz?) bakacak, sonunda görüneni de görünmeyeni de bilen Allah’ın huzuruna çıkarılacaksınız. O, yaptıklarınızı size tek-tek bildirecektir.

95.Seferden dönüp onlarla karşılaştığınızda (onların bahanelerini kabul edip) kendilerini kınamayın diye Allah adına yeminler edecekler. Siz de onlardan yüz çevirin, çünkü onlar (manen) pistirler. Zaten yaptıkları günâhların karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir. 

96.Yine kendilerinden razı olasınız diye yeminler edecekler. Siz onlardan razı olsanız bile Allah o fâsıklar (yoldan çıkmışlar) topluluğundan razı olmayacaktır.

97.Bedevî Arapların bazılarının inkârı ve ikiyüzlülükleri (yerleşik yaşayanlara göre) daha katıdır. Bunların, Allah’ın Rasulüne indirdiği hükümlerin sınırlarını bilmeleri beklenmez. Allah, bu (gerçeği) de bilir, (ama) hikmetle iş görendir.

98.Bedevî Araplardan, (Allah yolunda) harcadıklarını kayıp sayanlar şartların sizin aleyhinize dönmesini beklerler. Onlar bekledikleri musibete kendileri uğrayacaktır. Zira Allah, her şeyi işitmekte ve her şeyi bilmektedir.

99.Buna mukabil Bedevî Araplar arasında; Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman eden, (Allah yolunda) harcadığı her şeyi Allah’a yakınlık ve Rasulün desteğini (duasını) kazanma vesilesi sayanlar var. Bilin ki bu, onlar için Allah’a yakınlık sebebidir ve Allah onlara rahmet edecektir. Çünkü Allah, tarifsiz bir bağışlayıcı ve eşsiz bir merhamet kaynağıdır.

100.Muhacir ve Ensâr’ın öncülerinden ve onları samimiyetle takip edenlerden Allah razı olmuştır. Onlar da Allah’ın (iyilik ve ikramından) razı olmuşlardır. Allah onlara içinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Onlar orada ebedi kalacaklardır. En büyük kurtuluş işte budur. 

101.Çevrenizdeki Bedevî Araplar arasında birtakım münâfıklar var. Ayrıca Medine ahalisi arasında da münafıklık etmekte uzmanlaşanlar var. Sen onları bilmezsin (ama) Biz çok iyi biliriz. Onlara (bu dünyada) iki kat ceza vereceğiz, sonra da (âhirette) büyük bir azap vereceğiz. 

102.Bir de; önce iyi iken daha sonra kötüyü seçince (savaşa katılmayınca) günahını itiraf edenler var. Allah’ın onların af taleplerini kabul etmesi umulur çünkü Allah, tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır. 

103.(Rasulüm!) Onların mallarından (sadakatlarının ifadesi olarak) bir miktar sadaka al, bu sayede belki onlar ıslah olurlar. Onlara destek ol, çünkü senin desteğin onlara huzur verir. Allah her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.

104.Kullarının tevbelerini kabul edenin de, O’na sadakatlarını ifade için mallarından sunduklarını (sadakalarını) kabul buyuranın da sadece Allah olduğunu bilmiyorlar mı? Allah tevbeleri kabul edendir, merhametiyle muamele edendir. 

105.De ki: “Siz ne yaparsanız yapın. Yaptıklarınızı Allah, Rasulü ve müminler değerlendirecektir. En sonunda görülemeyeni ve görüleni ayrıntılarıyla bilen Allah’ın huzuruna çıkarılacaksınız. O size yapıp-ettiklerinizi eksiksiz bildirecektir.  

106.Bir de durumları Allah’a kalmış bir grup insan (itirafçılar) daha var. Allah, (durumlarına göre) ya ceza verir veya tevbelerini kabul eder. Çünkü Allah her şeyi bilir, doğru kararlar verir. 

107.Ayrıca; zarar vermek, kâfirlik etmek, müminlerin arasını açmak öteden beri Allah’a ve Rasulüne karşı savaş açanlara yardım etmek amacıyla mescid inşa edenler var. Bunlar sana “iyi ve güzel işler yapmaktan başka bir niyetimiz yok” diye yemin edeceklerdir. Allah şahit ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.                 

108.(Rasulüm!) Asla orada namaz kılma! Senin namaz kılmana layık olan, ilk günden itibaren takva temeli üzerine kurulmuş olan bir mescid var. Burada günahtan arınmak için can atan insanlar vardır. Allah arınmak isteyen kimseleri sever.

109.Binasını takva ve Allah rızasını elde etme temeli üzerine inşa eden kimsenin akıbeti mi hayırlıdır, yoksa binasını kaymakta olan bir uçurumun kıyısına kurup da sonunda onunla birlikte cehennem ateşine yuvarlanan kimsenin akıbeti mi? Allah zalim bir toplumu asla doğru yola getirmez.

110.O münafıkların yaptıkları (sözde) mescid, ölüp gidecekleri vakte kadar onların yüreklerinde bir dert ve sıkıntı kaynağı olarak kalacaktır. Allah, her şeyi bilen ve doğru karar verendir. 

111.Allah, kendi yolunda savaşan, öldüren ve ölen müminlerin canlarını ve mallarını, cennet karşılığında satın almıştır. Bu; Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah’ın bildirdiği bir vaadidir. Vaadine Allah’tan daha sadık kim olabilir ki? O’nunla böyle bir alış-veriş yaptığınız için sevinin! En büyük kurtuluş da işte budur.

112.Günâhlarından tevbe edenlere, yalnız O’na kulluk edenlere, sadece O’na şükredenlere, (Allah yolunda) seyahat edenlere, sadece O’na rükû edenlere, sadece O’na secde edenlere, iyiliği emredip kötülüğe engel olanlara, Allah’ın koyduğu sınırlara riayet edenlere... İşte bu müminlere (cennetle) müjde ver!

113.Cehennem ehli oldukları açıkça belli olan müşrikler için akrabaları bile olsalar, Nebî’ye ve müminlere onların bağışlanmaları için dua etmeleri yakışmaz (uygun değildir).

114.İbrahim’in (müşrik) babasının bağışlanması için dua etmesi ise ona verdiği bir sözden dolayıdır. Fakat, babasının Allah’a düşman olduğunu anlayınca ondan hemen uzaklaşmıştır. Zaten İbrahim yufka yürekli ve yumuşak huylu biriydi. 

115.Allah hiçbir kavme doğru yolu gösterdikten sonra (bile), uyacakları ve sakınacakları şeyleri açıkça göstermeden onların sapıklığına (günahkâr olduklarına) hükmetmez. Allah her şeyi bilendir.  

116.Şüphesiz göklerin ve yerin hükümranlığı sadece Allah’a aittir. Hayatı da ölümü de O takdir eder. Sizin Allah’tan başka ne bir dostunuz ve ne de bir yardımcınız vardır.

117.Allah, Nebî’nin tevbesini kabul ettiği gibi, içlerinden bir kısmının kalplerinin kaymak üzere olduğu bir sırada (Rasule bağlılık gösteren) Muhacir’lerin ve Ensar’ın tevbelerini de kabul etmiştir. Çünkü Allah, sınırsız şevkat ve merhamet sahibidir.

118.(Tebük) savaşından geri kalmak için (Rasul’den) izin koparan üç kişinin de tevbesini kabul etti. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, vicdanları da onları sıkıştırmıştı. Sonunda Allah’tan kaçanın tek sığınağının yine Allah olduğunu da anlamışlardı. Allah, tevbe etmeleri için onlara rahmetiyle yöneldi. Çünkü tevbeleri kabul eden ve rahmetiyle muamele eden sadece O’dur. 

119.Ey iman edenler! Allah’a karşı sorumlu davranın ve dürüst kimselerden olun! 

120.Medine halkına ve çevresindeki bedevîlere, Allah’ın Rasulünden (savaşta) geriye kalmaları ve onun canından fazla kendi canlarını sakınmaları yakışmaz. Zira Allah yolunda çekecekleri susuzluk,  yorgunluk ve açlık, kâfirleri öfkelendirecek her adım, düşmandan görecekleri her kötülük, mutlaka onlara bir sâlih amel olarak yazılır. Şüphesiz Allah güzel davrananların hakkını zayi edecek değildir. 

121.Allah yolunda onların yapacakları az veya çok harcamalar, vadileri ve tepeleri aşmak için katlanacakları yorgunluklar mutlaka kayda geçirilir. Sonunda Allah onları işledikleri amellere göre mükâfatlandıracaktır. 

122.Müminlerin dinde derin bilgi (tefakkuh) sahibi olmak için hep birlikte (Medine’ye) akın etmeleri doğru olmaz. Her kabileden küçük bir grubun (Medine’ye) giderek dini iyice öğrenmesi, sonra geri dönüp kendi kabilesini uyarması ve böylece onların da (yasaklardan) sakınmaları daha uygundur.                                                                                                                                                               

123.Ey iman edenler! Kâfirlerden size enyakın (tehdit) oluşturanlara karşı savaşın ki sizde sarsılmaz bir direnç olduğunu görsünler. Allah'ın, (düşmandan korkanla değil) sorumlu davrananlarla beraber olduğunu bilin! 

124.Bir sûre indirildiği zaman onlardan bazısı “Bu sûre, hanginizin imanını artırdı?” diye alay ederler. Halbuki bu, iman edenlerin imanını artırır ve onlar bunun sevincini ve müjdesini paylaşırlar. 

125.Kalplerinde hastalık bulunanların (münâfıkların) ise günâhlarına-günâh, nifâklarına-nifâk katar, sonunda onlar kâfir olarak ölürler.

126.Onlar başlarına gelen musibetlerle her yıl birkaç defa imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Ama yine de, ne tevbe ediyorlar, ne de ibret alıyorlar.

127.Ayrıca, bir sûre indirildiği zaman “bizi gören biri var mı?” diye birbirlerine bakarlar, sonra da sıvışıp giderler. Onlar anlamak istemeyen bir topluluk oldukları için Allah da onların kalplerini haktan döndürmüştür. 

128.Size kendi içinizden bir Rasul geldi. Sizin sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir. O size çok düşkün, müminlere karşı şefkatli ve merhametlidir.

129.Buna rağmen onlar senden yüz çevirecek olurlarsa de ki: “Allah bana yeter. O’ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O’na inandım, O’na güvendim. O yüce arşın Rabbidir”. 

 

 

0 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. *

*

Son
karakter.

*