9 Aralık 2019 Pazartesi
MENÜ
SON YAZILAR

YÛSUF SÛRESİ

12/ 53 YÛSUF SÛRESİ

(Sûrede Yusuf (a.s.) kıssası anlatıldığından bu adı almıştır. Yusuf (a.s.) kıssası , bu sûreden başka En’âm ve Mü’min sûrelerinde de anlatılmaktadır. Mekke’de inmiştir, Mushaf’da 12nci ve inişte 53ncü sıradadır ve 111 âyettir.)

Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

1.Elif, Lâm, Râ! Bunlar her şeyi açıkça ortaya koyan Kitap’ın (Kur’an’ın) âyetleridir. 

2.Düşünüp anlamanız için Biz onu Arapça (kümeler) olarak indirdik. 

3.Sana vahyettiğimiz bu Kur’an’la kıssaların en güzelini anlatacağız. Halbuki sen daha önce bunlardan habersizdin. 

4.Bir gün Yusuf babasına şöyle demişti: ”Babacığım! Rüyamda onbir yıldızı (gezegeni), Güneşi ve Ayı gördüm, hepsi bana doğru saygıyla eğiliyordu.” 

5.Babası da: “Yavrum! Rüyanı kardeşlerine sakın anlatma, onlar (şeytana uyup) sana bir tuzak kurarlar. Çünkü şeytan insanın apaçık düşmanıdır. 

6. ”Demek ki  rüyada gördüğün gibi Rabbin seni seçecek, sana rüya tabirlerini öğretecek, daha önce ataların İbrahim’e ve İshak’a nimetini tamamladığı gibi sana ve Yakub soyuna da nimetini tamamlayacaktır. Şüphesiz senin Rabbin her şeyi bilir ve her şeyi yerli yerince yapar.” (NOT: Yakub’un bir diğer adı da İsrail’dir ve onun soyu İsrailoğulları olarak anılmaktadır.) 

7.Yusuf ile kardeşlerinin kıssasında ibret almak isteyenler için nice dersler vardır.

8.Bir gün Yusuf’un kardeşleri kendi aralarında şöyle konuşuyordu: “Biz güçlü bir aile olduğumuz halde babamızın Yusuf’a ve onun öz kardeşine (Bünyamin’e) olan sevgisi bize olan sevgisinden çok fazla. Babamız gerçekten açıkça yanılgı içindedir.”

9.İçlerinden biri: “Yusuf’u öldürün veya bir yere götürüp atın ki babamızın ilgisi bize yönelsin. Ondan sonra da tevbe eder iyi kimseler oluruz” dedi. 

10.Onlardan biri de şöyle dedi: “Yusuf’u öldürmeyin, onu bir kuyunun dibine atın da gelip-geçen kervanlardan birisi onu bulup alsın. Eğer ona bir şey yapacaksanız böyle yapın”

11.Babalarına gelip: “Baba, neden bize güvenip de Yusuf’u emanet etmiyorsun? Halbuki biz onun iyiliğini istiyoruz.”

12.”Onu yarın bizimle gönder de gezip oynasın, biz ona göz-kulak oluruz” dediler.

13.Babaları (Yakub/İsrail) şöyle dedi: “Onu alıp götürmeniz beni endişelendiriyor, farkında olmadığınız bir sırada onu bir kurdun kapmasından korkuyorum.”

14.Dediler ki: “Biz birbirimize kenetlenmiş kuvvetli bir topluluk iken onu kurt kapacaksa bize yazıklar olsun!”

15.Yusuf’u götürüp kuyunun dibine atmak için sözleştiler, oraya götürdükleri esnada Yusuf’a şunu vahyettik: “Bir gün gelecek ve hiç beklemedikleri bir anda bu yaptıklarını onlara anlatacaksın.” 

16.Akşam olduğunda (yalandan) ağlayarak babalarına geldiler.

17.Şöyle dediler: “Baba! Biz yarışmak üzere uzağa girmiştik… Yusuf’u da azıklarımızın (eşyalarımızın) yanında bırakmıştık. Bir de baktık ki onu kurt yemiş. Biz ne kadar doğruyu söylesek de sen bize inanmayacaksın.”

18.Yusuf’un gömleğini de aldatıcı bir kana bulanmış olarak getirdiler. Yakup dedi ki: “Hayır! (Bu Yusuf’un kanı değil!) Nefsiniz size kötü bir iş yaptırmış. Bana düşen güzelce sabretmektir. Anlattığınız karşısında yardımına sığınılacak olan yalnız Allah’tır!” 

19.Sonra bir kervan geldi, sucularını suya gönderdiler. Kovasını kuyuya sarkıtınca (kovaya tutunan Yusuf’u gördü), “Müjde, işte bir oğlan çocuğu!” diye haykırdı. Kafiledekiler onu satmak üzere sakladılar. Oysa Allah onların ne yaptıklarını çok iyi biliyordu.

20.(Kafile Mısır’a varınca) onu yanlarında taşımak istemedikleri için çok ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar. 

21.Onu (kervancıdan) satın alan Mısır’lı adam karısına şöyle dedi: “Ona iyi bak, belki işimize yarayabilir, belki de onu evlat ediniriz.” Böylece Yusuf’u o ülkede iyi bir yere yerleştirdik ve olayları doğru yorumlamayı öğrettik. Allah neyi diler ve neye hükmederse onu mutlaka yerine getirir ama insanların çoğu bunu bilmezler.

22.Yusuf rüşt çağına ulaştığında, ona hikmeti (doğru hüküm çıkarmayı) ve ilmi verdik. İyilik edenleri ve işini güzel yapanları böyle mükâfatlandırırız. 

23.Derken, bulunduğu evin hanımı onu elde etmek istedi. Bütün kapıları kapadı ve “Haydi gel!” dedi. Yusuf: “Böyle bir şey yapmaktan Allah’a sığınırım. Kocan benim efendimdir, o bana çok iyi davranıyor. Şu bir gerçek ki yanlış yapanlar umduklarına kavuşamazlar” dedi. 

24.Kadın ona sahip olmayı kafaya koymuştu. Eğer Rabbinin (zinadan alıkoyan) delilini görmeseydi Yusuf da ona meyledecekti. Ancak Biz, kötülüğü ve hayâsızlığı ondan uzak tutalım diye delilimizi gösterdik ve kalbine sebat verdik. Çünkü o ihlâsa ermiş kullarımızdandı. 

25.Yusuf oradan uzaklaşmak için kapıya doğru koştu, kadın da peşinden koştu. Yusuf’u yakalamak için gömleğini arkasından çekince gömlek yırtıldı. Kapının yanında kadının kocasıyla burun-buruna geldiler. Kadın kocasına: “Ailene kötülük yapmak isteyen birinin cezası zindana atılmak veya acıklı bir azaptan başka ne olabilir ki?” dedi. 

26.Yusuf: “Asıl o benden yararlanmak istedi” dedi. Kadının yakınlarından biri de şöyle dedi: ”Eğer Yusuf’un gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru, o yalan söylüyor demektir.”

27.”Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan, o doğru söylüyor demektir.”

28.Kocası gömleğin arkadan yırtıldığını görünce karısına: “Bu sizin komplolarınızdan biridir. Sizin komplolarınız gerçekten büyüktür” dedi.

29.”Yusuf, sen bu olaydan kimseye bahsetme! Kadın sen de günahın için Allah’tan af dile. Çünkü sen günahkâr oldun!”

30.Şehirdeki bazı kadınlar: “Vezirin karısı genç kölesini çok istiyormuş, onun aşkıyla deli-divaneye dönmüş, kadın iyice azıtmış” diye konuşmaya başladılar. 

31.Vezirin karısı kadınların dedikodusunu duyunca onları evine davet etti. (Meyve ikram etti), her birinin eline bir bıçak verdi. Sonra Yusuf’a: “Çık karşılarına!” dedi. Kadınlar onun güzelliğine hayran kaldılar ve şaşkınlıktan ellerini kestiler. “Aman Allah’ım! Bu bir insan değil, olsa olsa saygın bir melek” olur dediler.

32.Vezirin karısı dedi ki: “Beni kınadığınız delikanlı işte bu. Onu elde etmeyi çok istedim, ama o hep karşı koydu. Ama benim isteğimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve perişan olacaktır.” 

33.Yusuf şöyle dedi: “Rabbim! Zindan bana onların istediği şeyden daha hayırlıdır. Sen eğer onların komplosundan beni korumazsan onlara meylederek cahillerden olurum.”

34.Rabbi onun duasını kabul etti ve kadınların komplosuna karşı (hapse attırarak) onu korudu. Çünkü O, her şeyi işiten ve her şeyi bilendir. 

35.Sonunda, Yusuf’un suçsuzluğunu ortaya koyan delilleri gördükleri halde, onu bir süre zindana atmaya karar verdiler. 

36.Yusuf’la birlikte zindana iki delikanlı da girmişti. Onlardan biri: “Ben rüyamda şarap yapmak için üzüm sıktığımı gördüm” dedi. Diğeri de: “Ben de rüyamda, başımın üstünde ekmek taşıdığımı ve kuşların ondan yediğini gördüm” dedi. “Bize rüyamızı tabir et! Çünkü biz senin iyilik yapanlardan olduğunu görüyoruz” dediler.

37.Yusuf: “Yiyeceğiniz yemek daha önünüze gelmeden ben rüyanızın tabirini size haber vereceğim. Bu Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Ama önce şunu bilmenizi isterim: Ben, Allah’a inanmayan ve âhireti de inkâr eden bir toplumun dinini terk ettim.” 

38. “Onun yerine ben atalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine tâbi oldum. Allah’tan başkasını ilâh koşmak bize yakışmaz. Bu (tevhid) inancı, Allah’ın bize ve bütün insanlara olan büyük lütfudur. Fakat insanların çoğu bunu bilmez ve Allah’a şükretmez. 

39. ”Ey benim zindan arkadaşlarım! (Hiçbir şeye gücü yetmeyen) birbirinden farklı (uydurma) ilâhlara inanmak mı daha iyidir, yoksa her şeyi kudretine boyun eğdiren tek bir Allah’a inanmak mı?” 

40.Allah ile aranıza koyup kulluk ettikleriniz, adlarını sizin ve atalarınızın uydurduğu boş şeylerdir. Allah onlara kulluk etmeniz hususunda hiçbir delil indirmemiştir.  Hüküm verme yetkisi sadece Allah’ındır. O, başkasına değil sadece Kendisine kulluk etmenizi emretmiştir. Dosdoğru din işte budur. Ancak insanların çoğu bunu bilmezler. 

41. ”Ey benim zindan arkadaşlarım! Rüyalarınızın yorumuna gelince, biriniz efendisine şarap sunacak, diğeriniz de asılacak ve kuşlar onun başını didikleyerek yiyecek. Rüyalarınızın kesin yorumu işte budur” dedi.

42.Yusuf, zindan arkadaşlarından kurtulacağını düşündüğü gence: “Efendinin yanında benden bahset!” dedi. Fakat şeytan o kişiye efendisinin yanında Yusuf’tan söz etmeyi unutturdu. Bu yüzden Yusuf birkaç yıl daha zindanda kaldı.

43.Bir gün Kral yanındaki yakınlarına: “Rüyamda yedi zayıf ineğin yedi besili ineği yediğini görüyorum. Bir de yedi yeşil ve yedi kuru başak görüyorum. Ey ileri gelenler! Eğer rüya yorumlamayı biliyorsanız rüyamı doğru olarak bana yorumlayın” dedi.

44.Onlar da: “Bunlar çok karışık rüyalardır. Biz böyle karışık rüyaların yorumunu bilmeyiz” dediler.

45.O iki zindan arkadaşından hayatta kalanı, nice zaman sonra Yusuf’u hatırlayarak: “Ben size o rüyanın yorumunu haber vereceğim, beni hemen Yusuf’a (zindana) gönderin” dedi. 

46.Yusuf’un yanına varınca: “Ey özü-sözü doğru Yusuf! (Rüyada görülen) yedi zayıf ineğin yedi semiz ineği yemesini ve yedi yeşil başak ile bir o kadar kuru başağı bize yorumla. Vereceğin bilgiyi saraydaki görevlilere götürünce, onların senin değerini anlamalarını umuyorum!” dedi.

47.Yusuf şöyle dedi: “Yedi yıl boyunca her zaman olduğu gibi ekip-biçin. Ancak, yemek için ayıracağınız az bir kısım hariç, hasad ettiğiniz ekinleri başağında bırakarak biriktirin.”

48. ”Sonra yedi yıl süren bir kıtlık olacak. Bu kıtlık süresince yedi yıldır biriktirdiğiniz başakları -tohumlukları hariç olmak üzere- yersiniz.”

49.”Daha sonra yağmurlu ve bereketli bir yıl gelecek ve insanlar kıtlıktan kurtulacak. O yıl meyvelerini bol-bol sıkacaklar ve hayvanlarını sağacaklar.”

50.(Bu yorumu duyan) Kral: “Onu bana getirin” dedi. Kralın elçisi gelince Yusuf: “Efendine, ellerini kesen kadınların derdi neymiş?” diye sor. Şüphesiz Rabbim onların komplolarını hakkıyla bilendir” dedi.

51.Kral kadınlara: “Yusuf’un gönlünü çelmek istediğinizde ondan nasıl bir karşılık gördünüz?” dedi. Onlar: “Allah için biz ondan en küçük bir kötülük görmedik” dediler. O sırada vezirin karısı: “Şimdi bütün gerçek ortaya çıktı. Onu arzulayan bendim. O, özü-sözü doğru biridir” dedi.

52.Olup-biten ortaya çıkınca, Yusuf: “(kadının kocası olan) Efendim bilsin ki, yokluğunda ben ona ihanet etmedim. Allah, hainlerin hilesini hedefine ulaştırmaz!” dedi.

53.”Ben nefsimi temize çıkarmaya çalışmıyorum. Çünkü Rabbim merhamet edip uyarmasa, insanın nefsi kötülüğü ister. Rabbim çok merhamet edendir, çok bağışlayandır” dedi.

54.Kral dedi ki: “Onu bana getirin, özel danışmanım yapayım” dedi. Yusuf’la konuştuğunda da: “Bundan sonra sen, bizim için yüksek mevki sahibi ve güvenilir birisin!” dedi.  

55.Yusuf ise: “Beni ülkenin hazinelerinin başına getir. Ben, işi bilirim ve hazineyi korurum” dedi. 

56.Biz böylece, Yusuf’a orada (Mısır’da) mevki, güç ve itibar verdik. Artık dilediği yerde ikamet ediyor, görevini dilediği gibi yapıyordu. Biz rahmetimizi, dilediğimiz (tercih ettiğimiz) kimseye veririz, ancak iyi ve güzel işler yapanların mükâfatını asla zâyi etmeyiz. 

57.Allah’a iman eden ve O’na karşı gelmekten sakınanlar için âhiret mükâfatı elbette daha hayırlıdır. 

58.Derken Yusuf’un kardeşleri gelerek huzuruna çıktılar, Yusuf onları tanımış ama onlar Yusuf’u tanımamışlardı.

59.Yusuf yiyecek yüklerini hazırlatınca onlara dedi ki: “Bir dahaki gelişinizde baba bir erkek kardeşinizi (Bünyamin’i) de getirin (ona da yiyecek vereyim). Gördüğünüz gibi ben ölçüyü tam yapıyorum ve misafirlerimi de güzel ağırlıyorum.”

60.”Eğer kardeşinizi getirmezseniz, artık benden ne bir ölçek buğday alabilirsiniz ne de benim yanıma yaklaşabilirsiniz!”

61.Onlar da: “Onu bizimle göndermesi için babasını razı etmeye çalışarak bunu sağlayacağız” dediler.

62.Yusuf adamlarına şöyle dedi: “Ödedikleri erzak bedellerini yüklerinin içine koyun, evlerine varınca onun farkına varırlar da belki tekrar erzak almaya gelirler.”

63.Babalarının yanına döndüklerine “Ey babamız! Kardeşimizi götürmezsek artık bize erzak verilmeyecekler. Kardeşimizi (Bünyamin’i) bizimle gönder ki erzak alabilelim. Biz onu özenle koruruz.”

64.Babaları dedi ki: “Onun için size nasıl güveneyim? Daha önce kardeşi (Yusuf) için size güvendiğim gibi mi? En iyi koruyan Allah’tır. O, en fazla merhamet edendir.”

65.Yüklerini açınca ödedikleri bedelin kendilerine iade edildiğini gördüler. Dediler ki: “Ey babamız! Daha ne isteriz ki! Bak ödediğimiz bedel geri verilmiş, (izin ver de) bununla ailemize yiyecek getirelim. Bizimle gönderirsen hem kardeşimizi koruruz ve hem de bir deve yükü de fazla erzak alırız. Zaten bu getirdiğimiz erzak bize azdır.”

66.Babaları dedi ki: “Hepinizi kuşatan bir felaket olmadığı takdirde, onu geri getireceğinize dair Allah adına sağlam bir söz vermedikçe onu sizinle göndermem. Yemin edip söz vermeleri üzerine de “Konuştuklarımıza Allah şahittir” dedi. 

67.Sonra şöyle dedi: “Oğullarım! Şehre (Mısır’a) hepiniz aynı kapıdan girmeyin, ayrı-ayrı kapılardan girin. Gerçi, Allah’tan başınıza gelecek hiçbir şeyi ben önleyemem. Hüküm sadece Allah’a aittir. Ben yalnız O’na inanıp-güvendim. Kendine bir dayanacak yer arayanlar yalnız O’na inanıp-güvensinler.” 

68.Babalarının istediği yerlerden şehre girdiler. Gerçi bu önlem, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi başlarından savacak değildi, sadece Yakub’un bir arzusunun yerine getirilmesiydi. Yakub’un, kendisine öğrettiğimiz için (ilahî takdir konusunda) bilgisi vardı ama insanların çoğu bu gerçeği bilmezler.

69.Yusuf’un huzuruna çıktıklarında öz kardeşi (Bünyamin) ile yakından ilgilendi. Onu bir kenara çekip: “Ben senin öz kardeşinim, onların yaptıklarından dolayı üzülme” dedi ve (başına gelenleri anlattı).

70.Yusuf onların mallarını hazırlatınca su tasını öz kardeşinin yüküne yerleştirdi. Sonra bir tellâl: “Kervancılar durun, siz hırsızsınız!” diye yüksek sesle bağırdı. 

71.Yusuf’un kardeşleri onlara “Kaybettiğiniz nedir?” diye sordular.

72.Kralın adamları: “Kralın su tasını kaybettik, onu arıyoruz. Onu getirene bir deve yükü mükâfat var. Bu mükâfatın verileceğine de kefiliz” dediler.

73.Yusuf’un kardeşleri: “Vallahi, siz de iyi biliyorsunuz ki biz buraya fitne-fesat çıkarmaya gelmedik, biz asla hırsız da değiliz” dediler.

74.Kralın adamları: “Peki, yalan söylediğiniz ortaya çıkarsa size (şeriatınıza göre) hırsızın cezası nedir?” diye sordular. (Bak. Bakara 2/73: Katilin bulunması için uygulanan “kasâme yönteminde” de aynı şekilde failin memleketindeki şeriat tatbik edilmiştir.)

75.Yusuf’un kardeşleri: “Çalınan su tası kimin yükünden çıkarsa, cezası onun (köle olarak) tutulmasıdır. Biz hırsızlık yapanları (şeriatımıza göre) böyle cezalandırırız” dediler.

76.(Kafile Yusuf’un huzuruna getirildi) Yusuf, önce diğerlerinin yüklerini aramaya başladı, sonunda su tasını öz kardeşinin (Bünyamin’in) yükünde bulup-çıkardı. Öz kardeşini yanında alıkoyması için Biz Yusuf’a böyle bir çâre öğrettik. Yoksa, Allah’ın başka bir sebep yaratması dışında, kralın kanunlarına göre kardeşini yanında alıkoyması mümkün olamazdı. Allah, dilediği kişiyi kat-kat yükseltir. Her bilenden üstün bir bilen vardır. 

77.Bunun üzerine Yusuf’un kardeşleri: “Onun (Bünyamin’in) hırsızlık yapması mümkündür, zira daha önce onun kardeşi de hırsızlık yapmıştı” dediler. Yusuf onlara bir şey belli etmeden bu sözü içine attı ve “Siz kötü bir durumdasınız. İleri sürdüğünüz şeyin aslını Allah çok iyi biliyor” diye kendi kendine söylendi.

78. Yusuf’un kardeşleri: “Ey Vezir! Onun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine içimizden birini alıkoy. Biz seni iyiliksever birisi olarak görüyoruz” dediler.

79.Yusuf: “Allah’a sığınırım! Malımızı kimde bulmuşsak onu alırız. Aksi halde yanlış yapanlardan oluruz” dedi.

80.Kardeşlerini (Bünyamin’i) geri almaktan ümitlerini kesince, aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri şöyle dedi: “Babamızın Allah’a yemin ettirerek sizden söz aldığını, daha önce de Yusuf hakkında işlediğiniz suçu bilmiyor musunuz? Ben buradan hiçbir yere ayrılmam. Babamın izni olur, ya da Allah benimle ilgili bir karar verirse o zaman başka. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.”

81.Siz babamızın yanına dönün ve ona deyin ki: “Ey babamız! İnan ki senin oğlun hırsızlık yaptı. Biz de sadece gördüğümüz ve bildiğimiz şeylere şâhitlik ediyoruz. Sana söz verirken gelecekte ne olacağını biz bilemezdik. Zira biz gayb’dan bilgi sahibi değiliz.”

82.”Bize inanmıyorsan, gittiğimiz o şehrin halkına veya birlikte yolculuk ettiğimiz kervandakilere sor. Emin ol ki, biz kesinlikle doğru söylüyoruz.”

83.Yakub: “Hayır! Belli ki nefisleriniz sizi aldatıp böyle kötü bir işe sürüklemiş. Artık bana düşen en güzel şekilde sabretmektir. Öyle umuyorum ki, Allah onların hepsini bana geri getirecektir. Çünkü O, her şeyi hakkıyla bilen her işi ve hükmü en doğru olandır” dedi. 

84.Onlardan yüzünü çevirip “Vah Yusuf’um vah, neredesin Yusuf?” diye ağlayıp-sızlanıyordu. Hüzün ve kederden iki gözüne ak düştü, göremez oldu. Buna rağmen oğullarına duyduğu kızgınlığını belli etmeyip, acısını içine gömüyordu.

85.Oğulları: “Yusuf diye-diye elden-ayaktan düşecek ya da ölüp gideceksin” dediler.

86.O da: “Ben derdimi ve üzüntümü sadece Allah’a şikayet ediyorum. Ve ben Allah’tan gelen vahiy ile sizin bilmediklerinizi biliyorum.” 

87. “Oğullarım! Haydi gidip, Yusuf ve kardeşini bulmaya çalışın. Sakın Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Çünkü, kâfirlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez.”  

88.Yusuf’un huzuruna vardıklarında: “Ey vezir! Kıtlık yüzünden biz ve ailemiz çok sıkıntı çektik. Bu defa erzak bedeli olarak çok az bir miktar getirdik. Sen bize yine erzakımızı tam ver sadakan olsun. Allah sadaka verenlere karşılığını verir” dediler.

89.Yusuf onlara: “Siz, Yusuf’a ve kardeşine ne yaptığınızı biliyorsunuz değil mi? Ama o zaman işin nereye varacağını bilmiyordunuz” dedi. 

90.Onlar: “Ne! Yoksa sensin değil mi? Gerçekten sen Yusuf musun?” diye sordular. O da: “Ben Yusuf’um, bu da kardeşim! Allah bize iyilik etti. Kim Allah’a karşı gelmekten kendini korur ve sabırlı olursa, Allah böyle güzel davrananların ödülünü verir” dedi. 

91.Onlar: “Allah’a yemin olsun ki Allah seni seçip, gerçekten bize üstün kıldı. Biz ise büyük bir suç işlemişiz” diyerek itirafta bulundular.

92.Yusuf: “Bugün yaptıklarınızdan dolayı size bir kınama yok. Allah sizi bağışlasın, çünkü O, merhamet edenlerin en merhametlisidir.” 

93. ”Benim şu gömleğimi götürün ve onu babamın yüzüne sürün de gözleri yeniden açılsın. Sonra da bütün ailenizi toplayıp birlikte bana gelin” dedi.

94.Kervan Mısır’dan ayrılır-ayrılmaz Yakub (yanındakilere): “Eğer beni bunaklıkla suçlamazsanız, ben gerçekten Yusuf’un kokusunu alıyorum” dedi. (Kenan diyarına yakın kuyudaki Yusuf’un kokusunu alamayan Yakub’un, 400 km. uzaktaki Mısır’dan Yusuf’un kokusunu alması, olayların Allah’ın takdirine göre geliştiğini göstermektedir.)

95.(Yanındakiler): ”Vallahi sen hala o eski şaşkınlığına devam etmektesin” dediler.

96.Müjdeci gelip gömleği yüzüne sürünce, Yakub yeniden görmeye başladı ve “Ben size, Allah’tan gelen vahiy ile sizin bilmediklerinizi bildiğimi söylememiş miydim?” dedi. 

97.Oğulları: “Ey babamız! Günahlarımızın bağışlanmasını dile, çünkü biz günah işledik” dediler. 

98.Babaları: “Rabbimden sizi bağışlamasını dileyeceğim. Çünkü O, günahları çok bağışlayan ve çok merhamet edendir” dedi. 

99.Hep birlikte yanına vardıklarında, Yusuf anasını-babasını bağrına bastı ve “Allah’ın izniyle Mısır’da güven içinde dolaşın” dedi.

100.Anasını-babasını tahtına oturttu. Hepsi birlikte onun önünde saygıyla eğildiler. Yusuf: “Babacığım, daha önce gördüğüm rüyanın tabiri işte budur. Rabbim o rüyayı gerçekleştirdi. Ayrıca şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra beni hapisten kurtararak ve sizi de çölden buraya getirerek Rabbim bana büyük ihsânlarda bulundu. Rabbim dilediği şeyi en güzel şekilde yapar. Çünkü O, her şeyi bilen ve her hükmünde en mükemmel olandır” dedi. 

101.”Rabbim! Bana iktidar ve yönetimden büyük bir nasip verdin, rüyaların tabirini ve olayların bağlantısını kurmayı (tevilini) öğrettin. Ey gökleri ve yeri yoktan yaratan Allah’ım! Dünyada da, âhirette de benim velim (en yakınım) Sensin. Canımı Müslüman (tam teslim olmuş olarak) al ve sâlih kullarının arasına kat.” 

102.(Rasulüm!) İşte bu kıssa gayb haberlerindendir, sana vahiy yoluyla bildiriyoruz. Yoksa Yusuf’un kardeşleri bir araya gelip tuzak kurarlarken sen onların yanında değildin. 

103.İnanmaları için ne kadar gayret etsen de, insanların çoğu iman etmezler. 

104.Üstelik tebliğ görevine karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. Bu Kur’an, bütün insanlara bir hatırlatma ve bir öğüttür. 

105.Göklerde ve yerde (iman etmek için) nice deliller var ama, insanlar onları görür fakat hiç aldırmadan geçip giderler.

106.Onların çoğu (araya aracılar koyarak) müşrik olmadıkça Allah’a güven de duymazlar. 

107.Yoksa onlar, Allah’ın azabının kendilerini kuşatmasından veya beklemedikleri bir anda kıyametin başlarına kopmasına karşı bir güvenceye mi sahipler? 

108.De ki: “Benim yolum işte budur. Gerçekleri göstererek insanları Allah’a (O’nun Kitabına) çağırıyorum. Ben, bana uyanlarla birlikte bu yoldayım. Allah’a boyun eğerim ve ben O’na şirk koşanlardan değilim.” 

109.Senden önce gönderdiğimiz Rasuller de, o ülkenin halkından vahyettiğimiz kimselerden başkası değildi. İnsanlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun ne olduğunu görüp ibret almıyorlar mı? Allah’tan çekinerek kendilerini koruyanlar (muttakiler) için, âhiret yurdu elbette daha hayırlıdır. Halâ aklınızı kullanmayacak mısınız? 

110.Nihayet Rasuller, kavimleri tarafından yalanlandıklarını kesin olarak anlayıp, umutlarını tamamen kesince kendilerine yardımımız yetişmiş ve dilediğimiz kimseler kurtarılmıştır. Ancak, kâfirler topluluğundan azabımız engellenemez. 

111.Bu Rasullerin kıssalarında akıllı kimselerin çıkaracağı dersler vardır. Bu Kur’an,(insanlar tarafından) uydurulabilecek bir söz değildir. O, kendinden öncekileri tasdik eder, her şeyi detaylıca açıklar, iman eden kimselere de doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmettir.

 

0 Yorum

Yorum Yazın

Email adresiniz paylaşılmayacaktır. *

*

Son
karakter.

*