24 Haziran 2024 Pazartesi
MENÜ
SON YAZILAR

BAKARA SÛRESİ

2/94 BAKARA SÛRESİ   

(Adını, 67nci-73ncü âyetlerde İsrailoğulları’na kesmeleri emredilen sığır/boğa anlamındaki bakara kelimesinden aldığı için sûreye bu ad verilmiştir. Kur’an’ın en uzun sûresidir ve 286 âyettir. Medine döneminde nazil olmuştur, Mushaf’da 2nci, inişte 94ncü sıradadır.)

E’ûzu bi’llâhi min’eş-şeytâni’r-racîm/kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Bismillahirrahmanirrahim/Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

1.Elif! Lâm! Mîm!

(Kur’an sûrelerinden bazılarının başında hurûf-u mukattaa denilen birtakım harfler vardır. Bunların tek tek okunacağında ittifak olduğu halde manaları/anlamları konusundaki görüşler farklıdır.)

2.Kendisinde hiç şüphe/çelişki olmayan bu Kitap/Kur’an müttâkiler için bir hidâyet/doğru yol rehberidir. 

3.Onlar gayba/idraki aşanlara iman ederler, o namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infâk ederler/hayra harcarlar.

4.Onlar sana indirilene ve senden önce indirilenlere de iman ederler, âhirete de kesin olarak iman ederler.

5.İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidâyet/doğru yol üzeredirler ve felâha/kurtuluşa erenler de onlardır.

(NOT: Müttâkiler/takvâ sahipleri: Allah’tan sakınanlar, Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olanlar şeklinde de ifade edilmektedir. Gayba inanmak: İnsanın bilgisi dışında kalan ve duyularla anlaşılması mümkün olmayan ve idraki aşan hakikatlere iman etmektir. Yani, Kur’an’da yazılı olanlara tam mânasıyla iman etmek ve Allah’a teslim olmaktır.)

6.Şüphesiz ki, kâfirleri uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir/ aynıdır, iman etmezler.

7.Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş, gözlerinde de perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır.

8.İnsanlardan öyleleri de vardır ki iman etmedikleri halde Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman ettik! derler. 

9.Onlar Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar. Halbuki onlar yalnız kendilerini aldatırlar fakat bunun farkına varmazlar.

10.Onların kalplerinde hastalık vardır, Allah da onların hastalığını artırmıştır ve yalanlamaları sebebiyle onlara elem verici bir azap vardır.

11.Onlara: Yeryüzünde fesat/bozgunculuk çıkarmayın! denildiğinde, biz sadece ıslah edicileriz! diye cevap verirler.

12.Dikkat edin; asıl fesat/bozgunculuk çıkaranlar onlardır ama bunun bile farkına varmazlar.  

13.Onlara: İman eden insanlar gibi siz de iman edin! dendiği zaman: O sefihlerin/akılsızların iman ettiği gibi biz iman etmeyiz! derler. İyi bilin ki, asıl sefihler/akılsızlar kendileridir ama bunu (bile) bilmezler.

14.Onlar, iman edenlerle karşılaştıklarında: Biz de iman ettik! derler. Şeytanlarıyla baş-başa kaldıklarında ise: Aslında biz sizin yanınızdayız, onlarla sadece alay ediyoruz! derler.

15.Allah onlarla alay etmektedir. Onların azgınlıklar içinde bocalayıp durmalarına süre tanımaktadır.

16.İşte onlar, hidâyet/doğru yol karşılığında dalâleti/sapıklığı satın aldılar, onların bu ticaretleri kazanç getirmedi ve doğru yolu bulamadılar.

17.Onların durumu, ateş yakan bir kimsenin durumuna benzer. Ateş etrafı aydınlatınca, Allah onların nurunu giderir ve onları karanlıkta bırakır da hiçbir şey göremezler.

18.Onlar; summüm-bükmün-umyün/sağır-dilsiz ve kördürler, (hakka) dönmezler.

19.Yahut; zifiri karanlıklar içerisinde gök gürültüsü ve şimşek çaktığı zaman gökten boşalan yağmura tutulmuş kimseye benzerler. Onlar yıldırımlardan ölecekleri korkusuyla parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Allah kâfirleri Muhît’tir/çepeçevre kuşatmıştır.

20. Neredeyse o şimşek gözlerini alacak/kör edecek. Önlerini her aydınlattığında biraz yol alırlar, üzerlerine karanlık çöktüğünde de çakılıp kalırlar. Allah dileseydi, işitmelerini ve görmelerini büsbütün yok ederdi. Allah Kadîr’dir/her şeye gücü yetendir. 

21.Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin, umulur ki muttâkilerden olursunuz. 

22.O sizin için, yeri bir döşek göğü de bir bina yaptı. Gökten su indirip onunla size çeşitli ürünlerden rızık çıkardı. Artık bile bile Allah'a ortak/ şirk koşmayın.

23.Eğer kulumuza (Muhammed'e) indirdiğimiz hakkında reybde/ şüphede/tereddütte iseniz onun (Kur’an’ın) misli/dengi bir sûre getirin! Eğer doğru söylüyorsanız Allah’ın peşi sıra destekçilerinizi de yardıma çağırın.

24.Yok bunu yapamazsanız-ki asla yapamayacaksınız-o halde, yakıtı insanlar ve taşlar olan ve kâfirler için hazırlanan ateşten sakının! 

25.Lezîne âmenû ve amilus sâlihâti/iman edip salih amel işleyenlere içinden ırmaklar akan cennetlerle müjdele! Kendilerine oranın meyvelerinden ikram edildiği her defasında: Bunlar bize daha önce de verilmişti! derler. Çünkü onlara verilenler dünyadaki nimetlerin benzeridir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Onlar orada/ cennette ebedî kalacaklardır.

(NOT: CENNET DE CEHENNEM DE EBEDÎDİR! 

Günâhı sevabından daha fazla olanların günâhları bitinceye kadar cehennemde yandıktan sonra cennete gideceklerini söyleyenlerin olduğu görülmektedir. Ancak Kur’an’da bunu teyit eden bir tek âyet yoktur. Allah’ın dışında şefaat edecek hiç kimse de yoktur. Kur’an’a göre; Cennete giren ebedî olarak cennette kalacak, cehenneme giren de ebedî olarak cehennemde kalacaktır. Cennete gidebilmek için hayattayken azamî gayreti lütfen gösterelim! Konuyla ilgili âyetler aşağıda bilginize sunulmaktadır:

(2.25,39,81,162, 257,275*3.15,85-88,91,116*4.14,56-57,93,122,168-169* 5.36-37,80*7.36*9.17,68*10.27,52*11.8,106-107 *13.5*16.28-29,97*18.2-3*20.75-76,100-101,112*21.98-99*23.102-103*25.68-69*32.13,14*33.64-65*37.7-9*39.71-72*40.69-76*41.27-28*43.74-75*44.51-57*47.15*52.7,27*56.1-56*58.16-17*59.16-17* 64.10*72.23*74.8-29*76.3-22*78.21-36* 82.13-16*98.6*Burada işaret edilen âyetlerin sayısı 200’den fazladır. H.S.)

26.Muhakkak ki Allah bir sivrisineği ve ondan da üstün (küçük) olanı misal vermekten çekinmez. İman edenler bunun Rablerinden gelen hak/ gerçek olduğunu bilirler. Kâfirler ise: Allah böyle bir örnekle neyi amaçladı? derler. Allah böylece, birçoğunun saptığını birçoğunun da doğru yolda olduğunu belirler. Yoldan saptığını belirledikleri ise fâsık/ yoldan çıkmış olanlardır.

27.Allah'a söz verdikten sonra ahdini bozanlar, Allah'ın birleştirmesini emrettiği bağları kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, işte onlar hüsrana uğrayanlardır.

28.Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Siz ölüyken sizi diriltti. Sonra yine öldürecek, sonra sizi yine diriltecek ve sonunda O’na döndürüleceksiniz.

29.O, yeryüzündekilerin hepsini sizin için yarattı. Sonra göğe yönelip onları yedi kat/gök olarak düzenledi. O Alîm’dir/her şeyi bilendir.

30.Rabbin bir gün meleklere: Ben yeryüzüne bir halife/sorumlu vekil tayin edeceğim! dediğinde onlar da: orada fesat çıkarmakta ve kan dökmekte olan birini mi halife/sorumlu vekil tayin edeceksin? Halbuki biz Sen’i; tesbih/yüceltiyoruz, hamd/övüyoruz ve takdis/kutsuyoruz dediklerinde Allah onlara: Ben sizin bilmediklerinizi bilirim! dedi.

(NOT:ÂDEM (a.s.)’ın İlk Rasûl olduğu söylenebilir, ancak ilk insan olduğunu söylemek doğru değildir. Konuyla ilgili âyetler şunlardır:Rabbin bir gün meleklere: Ben yeryüzüne bir halife tayin edeceğim! dediğinde onlar da: Orada fesat çıkarmakta ve kan dökmekte olan birini mi halife tayin edeceksin? dediler.  (Bakara.30) Eğer Âdem’den başka insanlar yaratılmış olmasaydı, gaybı bilmeyen meleklerin yaratılacak olan insanların fesat çıkaracağını ve kan dökeceğini bilmesi de mümkün olmazdı. Bu durum; başka insanların da yaratılmış olduğunun delilidir. İnsanlar tek bir ümmetti. Allah müjdeleyici ve uyarıcı olarak Nebi’ler gönderdi… (Bakara 213) Tek bir ümmet halinde yaşayan insanlara Nebiler’in daha sonra gönderilmiş olduğu açıkça ifade edilmektedir. Muhakkak ki Allah; Âdem’i, Nûh’u, İbrahim ailesini ve İmrân ailesini seçip âlemlere/diğer insanlara üstün kılmıştır. (Âl-i İmrân 33) Allah; Âdem’i,…seçip âlemlere/diğer insanlara üstün kılmıştır. Bu ifade Âdem’in diğer insanlar arasından seçilmiş olduğunun delilidir. Sonuç olarak, bu âyetler Âdem’in (a.s.) ilk insan olmadığını açıkça göstermektedir. Elbette doğrusunu Allah bilir. H.S.)

31.Ve Adem'e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra meleklere: Eğer doğru söylüyorsanız şunların isimlerini Bana söyleyin! dedi.

32.Melekler: Sen Sübhân’sın/yücesin. Senin öğrettiklerinden başka bizim bir ilmimiz/bilgimiz yoktur. Şüphesiz Sen Alîm’sin/her şeyi bilensin, Hakîm’sin/hikmet sahibisin! dediler.

33.Allah, Ey Adem! Onların isimlerini onlara/meleklere bildir! dedi. Adem isimleri bildirince: Ben size göklerin ve yerin gaybını/idraki aşanları bilirim, sizin açıkladıklarınızı da, içinizde gizlediklerinizi de bilirim! dememiş miydim? dedi.

(NOT: Gaybın bilgisi sadece Allah’a aittir! İlgili âyetler şunlardır: 2.33*5.109,116*6.50,59,73*7.188*9.78*10.20*11.31,49,123*12.102*13.810* 16.77*18.22,26*19.78*21.49*23.92*27.65,75*31.16* 32.6*34.3,14,48*35.38*39.46*41.47*43.85*49.18*53.35*57.25* 58.7*59.22* 64.18*67.13,25-26* 68.47*72.26)

34.O zaman meleklere, li âdeme/Âdem’e secde edin! dediğimizde onlar hemen secde ettiler. İblis hariç, o yüz çevirdi, kibirlendi ve kâfirlerden oldu.

İblis’in melek olmadığını ve onun cinlerden olduğunu da Kur’an bize bildirmektedir! (Kehf 18.50)

(NOT: Kur’an’da geçen secedû/secde kelimesi çok anlamlı kelimelerden birisidir. Kullanıldığı yere göre: Eğilmek-saygı duymak-boyun eğmek ve kulluk etmek gibi anlamları vardır. İnsanlara secde edilmesi söz konusu olduğunda ilk üç mâna verildiği halde, Allah’a secde edilmesi söz konusu olduğunda kulluk etmek mânası verilmelidir. Secde kelimesinin geçtiği âyetler şunlardır: 2.34,58*4.154*7.11,161*12.4,100*13.15*15.29*16.48*17.61*18.50*20.116*22.18*38.72*55.6 Bolt olarak işaretlenen:13.15*16.48* 22.18*38.72*55.6 âyetler Allah’a secde edilen âyetlerdir.)

Bakara 34ncü âyetle ilgili diğer bir konu da: Âdem (a.s.)’ın yaratılan ilk ve tek insan olduğunu söyleyen kimselerin olduğudur. Onların daha sonra da şöyle söyledikleri görülmektedir:                          

*Âdem (a.s.)’ın kaburga kemiğinden onun eşi yaratılmıştır. (Yani; Âdem (a.s.) kendi vücudundan yaratılan bir kadınla evlenmiştir.)                                                                                                                                                                                                    *Onlardan doğan erkek ve kızların da ertesi yıl doğan kızlar ve erkeklerle çapraz olarak evlenmeleri suretiyle insan nesli çoğalıp yeryüzüne yayılmıştır.                                                                                                                                                                          *Bu Allah’a yapılan büyük bir iftiradır! Allah sadece ilk Âdemi yaratabilmiş, daha sonra başka âdemleri yaratmaktan aciz mi kalmıştır?! Haşa, böyle söylemekten Allah’a sığınırım! Böyle söyleyenler Kur’an’ı dinamitledikleri bilmiyorlar mı, yoksa ne?!)

35.Dedik ki: Ey Âdem! Sen ve eşin şu cennete/bahçeye yerleşin, dilediğiniz nimetlerden bol bol yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zâlimlerden olursunuz! 

(NOT: Âdem ve eşinin çıkarıldığı cennet/bahçe dünyadaki bir cennettir/bahçedir. Zira; Âhiretteki cennete İblis’ın girmesi mümkün değildir ve oraya girenler de ebedîyen oradan çıkamazlar. H.S.)  

36.Fakat o şeytan onların ayaklarını kaydırdı ve bulundukları yerden çıkarttı. Biz de: Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak oradan inin. Sizin için yeryüzünde belli bir süreye kadar barınma ve geçinme imkânı var! dedik.

37.Âdem, Rabbinden bazı kelimeler öğrendi ve onlarla tevbe etti. Rabbi de onun tevbesini kabul etti. Çünkü Allah, Tevvâb’dır/tevbeleri kabul eder ve Rahîm’dir/rahmeti boldur. 

38.Onlara: Hepiniz oradan inin! Ben’den size bir hidayetçi/doğru yol gösterici gelirde kim hidayetçiye uyarsa onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklar! dedik.

39.Kâfir olup âyetlerimizi yalanlayanlar ise ateş ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır!

40.Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi hatırlayın, Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki Ben de size olan vaatlerimi yerine getireyim. Ve yalnız Ben’den korkun!

41.Elinizdekini (Tevrat'ın aslını) tasdik edici özellikte indirdiğim (Kur'an'a) iman edin! Onu inkâr edenlerin ilki siz olmayın. Âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Ve Bana karşı takvâlı olun.

42.Hakka bâtılı karıştırıp bile bile hakkı gizlemeyin.

43.Ve ekıymus salâte/o namazı dosdoğru kılın, o zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin.

(NOT: Bu âyet, Ehl-i Kitab'ın da bizim gibi namaz ve zekâtla yükümlü olduklarını ve namazlarını cemaatle birlikte kıldıklarını göstermektedir. H.S.)

44.İnsanlara birr’i/erdemli olmayı emredip kendinizi unutuyor musunuz? Hem de ilahî Kitabı/Tevrat’ı da okumaktasınız. Siz aklınızı kullanmaz mısınız?

45.Sabır ves salâh/o salâtla yardım isteyin. Şüphesiz bu, (Allah’a) saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.

46.Onlar (saygı duyanlar) Rablerine kavuşacaklarını ve sonunda O’na döneceklerini bilirler.

47.Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın.

48.Öyle bir güne/Mahşer Günü’ne karşı takvâlı olun ki: Hiçbir kimse bir başkası adına bir şey ödeyemez, hiç kimsenin şefaatı/aracılığı kabul edilmez, hiç kimseden fidye alınmaz ve hiç kimseye yardım da edilmez.

49.Firavun ailesinin/hanedanın zulmünden sizi kurtardığımızı hatırlayın. Onlar size azâbın en kötüsünü yapıyor: Oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda, Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı.

50.Bir gün denizi yarıp sizi kurtardık, Firavun ailesini/hanedanını da gözlerinizin önünde (suda) boğmuştuk. (Bak. 7.84 Dip Notu H.S.)

51.Hatırlayın Musa ile kırk gece için sözleştiğimizde, siz onun ardından buzağıyı ilâh edinerek zâlimlerden olmuştunuz.

52.Sonra belki şükredersiniz diye sizi affetmiştik.

53.Doğru yolu bulmanız için de Musa'ya Kitabı ve furkânı/hakkı bâtıldan ayırma yeteneğini vermiştik.

54.Hani Musa kavmine: Ey kavmim! Şüphesiz ki siz, buzağıyı (ilâh) edinmekle kendinize zulmettiniz. Yaratıcınıza tevbe edin, nefislerinizdeki (buzağı sevgisini) öldürün. Bu Yaratıcınız katında sizin için hayırlı olandır. Sonra O sizin tevbenizi kabul etmişti. Şüphesiz O Tevvâb’dır/tevbeleri çok kabul edendir, Rahîm’dir/ rahmeti boldur! dedi.

55.Bir zaman: Ey Musa! Allah'ı açıkça görünceye kadar sana asla inanmayacağız! demiştiniz de bakınıp dururken sizi yıldırım çarpmıştı.

56.Sonra şükredersiniz diye, ölümünüzün ardından sizi diriltmiştik.

57.O bulutu üzerinize gölge yaptık, kudret helvası ve bıldırcın eti indirdik: İhsan ettiğimiz bu temiz rızıklardan yiyin! dedik. Fakat onlar Bize değil kendilerine zulmettiler.

58.Bir zaman: Şu beldeye/şehre girin, dilediğiniz nimetlerden bol bol yiyin. Kapıdan boyun eğerek/tevazu içinde girin ve hıtta/bizi affet deyin! ki size mağfiret edelim. Biz; muhsinîn/güzel davrananlara nimetlerimizi artıracağız! dedik

59.Fakat o zalimler, kendilerine söylenen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de yaptıkları kötülükler yüzünden o zalimlerin üzerine gökten bir pislik/belâ indirdik.

60.Bir zaman Musa kavmi için su istemişti, Biz de ona: Fe kulnadrib biasâk el hacer/asanla şu taşa vur! demiştik. Ondan on iki pınar/göze fışkırmıştı ve herkes/her kabile su içeceği pınarı/gözeyi bilmişti. Allah'ın rızkından yiyin için, fakat yeryüzünde bozgunculuk yaparak kargaşa çıkarmayın! dedik.

61.Bir zaman kavmi şöyle demişti: Ey Musa! Biz tek çeşit yemeğe katlanamayız. Rabbine dua et de bizim için toprağın ürünlerinden; sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan gibi ürünler bitirsin/versin! O da: Daha iyi olanı, daha düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? İnin bir şehre, istedikleriniz orada var! demişti. Üzerlerine zillet ve miskinlik damgası vurulmuş, Allah'ın gazabına uğramışlardı. Çünkü, Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere Nebi’leri öldürüyorlardı. Bütün bunlar, isyana dalmaları ve haddi aşmaları sebebiyledir.

62.Muhakkak ki; iman edenler, Yahudiler, Hıristiyanlar ve Sâbiîler'den kim Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman eder ve sâlih amel işlerse onların Rableri katında ecirleri/mükâfatları vardır. Onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. (Bak. 5.69)

63.Bir gün Tûr’u üzerinize kaldırmış ve sizden mîsâk/kesin söz almıştık: Size verdiğimiz (Kitaba) sımsıkı sarılın ve içindekileri hatırlayıp zikredin. Umulur ki takvâya erersiniz! demiştik.

64.Ondan sonra yine yüz çevirmiştiniz. Eğer Allah'ın lütfu ve merhameti üzerinize olmasaydı hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.

65.İçinizden cumartesi yasağını çiğneyenlerin olduğunu elbette biliyorsunuz. Bu yüzden onlara: Aşağılık maymunlar olun! demiştik.  (Bak.5.60*7.166)

66.Biz bunu yanında olanlara ve onlardan sonra gelecek nesillere ibret olsun, müttâkilere de öğüt olsun diye yaptık.

67.Bir gün Musa kavmine: Allah, size bir bekarah/sığır/boğa kesmenizi emrediyor! dedi. Onlar: Sen bizimle alay mı ediyorsun? dediler. O: Hayır, cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım! dedi.

68.Onlar: Öyleyse bizim için Rabbine sor, onun nasıl bir bekarah/sığır/boğa olduğunu bize açıklasın! dedi. Musa: Rabbim; o ne yaşlı ne de körpe, ikisi arasında orta yaşlı bir bekarah/sığır/boğa  olacak! diyor. Haydi artık size verilen emri yerine getirin!

69.Onlar: Bizim için Rabbine sor, onun rengini tam olarak bize açıklasın! dediler. Musa: Rabbim; bakanların hoşuna giden, parlak sarı renkli bir bekarah/sığır/ boğa olacak diyor! dedi. 

70.Onlar: Bizim için Rabbine bir daha sor, onun nasıl bir bekarah/sığır/boğa olduğunu bize iyice açıklasın! Zira bize göre, o biraz karışık geldi. Allah dilerse elbette biz onu bulacağız! dediler.

71.(Musa) Rabbim: O, çift sürmek ve tarla sulamak için boyunduruğa koşulmamış, kusursuz, alacasız bir bekarah/sığır/boğa olmalı! diyor. (Onlar) Şimdi gerçeği söyledin!! dediler. Sonunda uygun olanı bulup kestiler. Fakat, neredeyse yapmayacaklardı! 

72.Bir gün bir kişiyi öldürüp suçu birbirinize atmıştınız. Allah gizlediğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır.

73.Onun/sığırın/boğanın bir parçasıyla öldürülene vurun dedik. Allah ölüleri işte böyle diriltir ve size âyetlerini/mucizelerini böyle gösterir, umulur ki akledersiniz.

74.Sonra kalpleriniz yine katılaştı, taş gibi oldu, hatta daha da katı. Bazı taşlar var ki içinden pınarlar fışkırır. Bazıları var ki yarılır içinden su çıkar. Bazıları da Allah’ın haşmetinden aşağılara yuvarlanır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.

75.Şimdi onların size inanacaklarını mı ümit ediyorsunuz? İçlerinden bir grup, Allah'ın kelâmını dinleyip iyice anladıktan sonra bilerek tahrif ederler.

76.İman edenlere rastladıklarında: Biz de iman ettik! derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında ise: Allah'ın size gösterdiği şeyi ne diye onlara söylüyorsunuz? Rabbinizin katında size karşı delil getirsinler diye mi?  Hiç akıl etmiyor musunuz? derler.

77.Onlar bilmezler mi ki, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da Allah çok iyi bilir!

78.Onlardan bir kısmı ümmîdirler, kendi kuruntuları dışında Kitabı (Tevrat'ı) bilmezler, onlar sadece zanda bulunurlar.

(NOT: Ümmî: Mekke’li olup, Ehli Kitap’tan olmayan ve Tevrat’tan da haberi olmayan kimse demektir. Ümmî; okuma yazma bilmeyen kimse değildir. H.S.)

79.Vay o kimselerin haline! Kitab’ı kendi elleriyle yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için: Bu Allah katındandır! derler. Kendi elleriyle yazdıklarından dolayı vay onların hâline! Kazandıklarından dolayı da vay onların hâline!

80.Onlar, sayılı günler dışında azap bize dokunmayacak! diyorlar. De ki: Yoksa Allah'tan bir söz mü aldınız? Ki Allah sözünden asla dönmez. Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyler mi uyduruyorsunuz!

81.Hayır, kim bir kötülük yapar ve kötülük kendisini çepeçevre kuşatırsa, işte onlar ateş ehlidirler ve onlar orada ebedî kalacaklardır.

82.Vellezîne âmenû ve amilus sâlihâti/iman edip sâlih amel işleyenlere gelince, onlar cennet ehlidir, onlar orada ebedî kalacaklardır.

(NOT: Kur’an’da; iman edip sâlih amel işleyenler birbirini tamamlayan bir tabir olarak kullanılır. Bu yüzden, sadece iman ettim demenin yeterli olmadığını ve iman etmeyi salih amel işlemekle desteklemenin şart olduğunu bilmemiz gerekir! H.S.)

83.Bir zaman İsrailoğullarından misâk/kesin söz almıştık: Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, ana babaya, yakın akrabaya, yetimlere ve miskinlere iyilik edin, insanlara güzel söz söyleyin ve ekıymus salâte/o namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin! Sonra pek azınız hariç sözünüzden dönmüştünüz. Ve siz döneklik yapıyorsunuz.  

84.Ve bir zaman misâk/kesin söz almıştık: Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız! diye. Siz de bunu kabul etmiştiniz ve şahit olmuştunuz.

85.Sonra siz öyle kimselersiniz ki; birbirinizi öldürüyor, aranızdan bir grubu yurtlarından çıkarıyor, onlara karşı yapılan kötülüklere ve düşmanlığa destek veriyorsunuz. Ve eğer esir olarak elinize düşerlerse fidye almaya kalkıyorsunuz. Onların yurtlarından çıkarılmaları haram değil mi? Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir! Kıyamet Gününde en şiddetli bir azaba uğratılırlar. Allah yaptıklarınızdan gafil değildir..

86.İşte bunlar, dünya hayatına karşılık âhireti satan kimselerdir. Bunların azabı hafifletilmez ve onlara yardım da edilmez. (Yani; âhireti vermişler karşılığında dünya hayatını almışlardır. Ticaretin en kötüsü budur. H.S.)

87.Andolsun ki Mûsa'ya o Kitabı/Tevrat’ı verdik, sonra birbiri ardından Rasûller gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da açık belgeler/ mucizeler verdik, onu Ruhu’l Kudüs ile destekledik. Hoşunuza gitmeyen mesajla gelen Rasûllere büyüklük tasladınız, bir kısmını yalanladınız, bir kısmını öldürdünüz.

88.Onlar: Kalblerimiz kılıflıdır! dediler. Hayır öyle değil, Allah onları lânetledi/dışladı. Kâfirlikleri yüzünden onların çok azı iman eder.

89.Nihayet, Allah katından yanlarındakini tasdik eden bir Kitap geldi. Daha önce inkâr edenlere karşı yardım isteyip durdukları halde, bekledikleri geldiğinde onu inkâr ettiler. Allah'ın lâneti/dışlaması kâfirlerin üstünedir.

90.Allah’ın kullarından dilediğine kendi lütfundan vahiy indirmesini kıskandıkları için Allah'ın indirdiğini inkâr ederek kendilerini düşük bir şeye satmaları ne kötüdür. Böylece onlar gazap üstüne gazaba uğradılar. O kâfirler için can yakıcı bir azap da vardır.  

91.Onlara: Allah'ın indirdiklerine iman edin! denildiğinde: Biz sadece bize indirilene iman ederiz! derler ve ondan başkasını inkâr ederler. Halbuki o (Kur'an), ellerindekini (Tevrat'ın aslını) tasdik eden bir gerçektir. Onlara de ki: Madem iman ediyordunuz, Allah'ın daha önceki Nebi’lerini neden öldürdünüz?

92.Andolsun ki Musa size apaçık belgelerle/delillerle gelmişti. Sonra onun ardından siz yine buzağıyı ilâh edinmiştiniz. Siz zâlimsiniz!

93.Bir zaman Tur'u üzerinize kaldırmış ve sizden kesin söz almıştık. Size verdiğimiz âyetlere kuvvetlice sarılın ve onu dinleyin! demiştik. Onlar: Dinledik ve isyan ettik! dediler. Kâfirlikleri yüzünden kalplerine buzağı sevgisi yerleşti. De ki: Eğer mü’minseniz, imanınız size ne kötü şeyler yaptırıyor!

94.De ki: Eğer âhiret yurdu başkalarının değil de, Allah katında sadece size aitse ve siz de bu inancınızda samimi iseniz, hemen ölümü temenni edin!

95.Fakat onlar, daha önce işledikleri günâhlar yüzünden asla ölümü temenni etmezler. Allah, o zalimleri çok iyi bilir.

96.Sen onları insanların yaşamaya en düşkünü olarak bulursun, hatta müşriklerden daha düşkündürler. Onların her biri bin yıl/yıllarca yaşamayı arzu ederler. Ne kadar uzun yaşasalar da bu onları azaptan uzaklaştıracak değildir. Allah, onların yaptıklarını görmektedir.

97.De ki: Kim Cebrail'e düşmanlık ederse iyi bilsin ki, ellerindeki kitabı/ Tevrat’ı tasdik eden, mü’minler için bir hidayet ve müjde olan bu vahyi/Kur’an’ı senin kalbine Allah'ın izniyle o (Cebrail) indirmiştir!

98.Kim; Allah’a, Meleklerine, Rasûllerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olursa bilsin ki Allah da böyle kâfirlerin düşmanıdır. 

99.Andolsun ki, sana apaçık âyetler indirdik. Onları fâsıklardan/ sapmışlardan başkası inkâr etmez.

100.Onlar ne zaman bir antlaşma yapsalar, içlerinden bir grup onu bozuyor. Aslında onların çoğu iman etmezler.

101.Allah katından, yanlarında bulunanı tasdik eden bir Rasûl geldiğinde, Ehl-i Kitaptan bir grup Allah'ın Kitabı’nı bilmiyorlarmış gibi ona arkalarını döndüler.

102.Onlar, Süleyman'ın mülkü/hükümranlığı konusunda şeytanların anlattıkları şeylere uydular. Halbuki Süleyman inkâr etmedi, insanlara sihri/büyüyü öğreten o şeytanlar inkâr ettiler. Bâbil'deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe/melike bir şey indirilmiş değildi. Halbuki o iki melek/melik: Biz bir imtihan aracıyız, (sihir yaparak) sakın küfre sapmayın! demeden hiç kimseye bir şey öğretmezlerdi. İnsanlar bu ikisinden, karı kocanın arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Gerçi onlar Allah'ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezlerdi. Aslında onlar, kendilerine fayda değil, zarar verecek şeyleri öğreniyorlardı. Halbuki onlar, onu/sihri yaptıranın âhirette hiçbir nasibi olmadığını biliyorlardı. Kendilerini sattıkları şey ne kötüdür, keşke bilselerdi!

103.Şayet onlar, iman edip takvâlı olsalardı, Allah'ın onlara vereceği mükafat elbette daha hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdi!

104.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Râinâ/bizi güt demeyin, unzurnâ/bizi gözet deyin ve onu (Rasûlü) dinleyin. Kâfirler için elem verici bir azap vardır.

105.Ehl-i Kitap'tan inkâr edenler, Rabbinizden size bir hayrın indirilmesini istemezler, müşrikler de öyledir. Halbuki Allah rahmetini dilediğine/lâyık olana verir, Allah büyük lütuf sahibidir.

106.Eğer Biz, bir âyeti nesh edersek/yürürlükten kaldırırsak veya unutturursak; ondan daha hayırlısını veya mislini/aynısını getiririz. Allah her şeye Kadîr’dir/ gücü yetendir.

(NOT: Bazı ilahiyatçıların bu âyete istinaden Kur’an’daki bazı âyetlerin nesh edildiğini söyledikleri görülmektedir. Halbuki neshden, önceki Kitaplardaki hükümlerden bazısının Kur’an âyetleri tarafından nesh edildiğini anlamak gerekir. Örnek olarak:

Bakara 2.187 O oruç gecelerinde kadınlarınızla/eşlerinizle cinsel ilişkide bulunmanız size helal kılındı! (Önceki ümmetlerde oruç gecelerinde eşlerin cinsel ilişkide bulunması haramdı, bu âyetle helal kılınarak daha hayırlısı gelmiştir.) 

Mâide 5.15 Ey Ehl-i Kitap! Kitaptan gizlediğiniz şeylerin birçoğunu size açıklamak ve (suçlarınızın) birçoğunu affetmek için size Rasûl geldi…                      En’âm 6.124: Onlara bir âyet gelince, Allah’ın Rasûllerine verilenin aynısı bize de verilmedikçe kesinlikle inanmayacağız! dediler. Halbuki risaletin kime verileceğini en iyi Allah bilir…

Nahl 16.101: Biz bir âyetin yerine başka bir âyet getirdiğimizde-Allah ne indirdiğini en iyi bilendir-onlar: Sen uyduruyorsun! derler. Halbuki onların çoğu bilmezler.

(Bak. 2.105-106,187*3.70-71,98-99*4.171*5.15*6.124*16.101* 43.31-32 Doğrusunu Allah bilir! H.S.)

107.Göklerin ve yerin hükümranlığının yalnız Allah'a ait olduğunu bilmez misin? Sizin için Allah’ın peşi sıra ne bir veli/koruyucu/destekçi ve ne de bir yardımcı vardır.

108.Yoksa; daha önce Musa'yı sorguya çekenler gibi, siz de Rasûlü sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Kim imanı bırakıp küfrü tercih ederse, o doğru yoldan sapmış olur.

109.Ehli Kitap’tan birçoğu; imanınızdan vazgeçirip sizi kâfir yapmak isterler. Bunu hakk kendilerine apaçık belli olduktan sonra, nefislerindeki kıskançlıktan dolayı yaparlar. Allah'ın emri gelinceye kadar onları kendi hallerinde bırakın. Muhakkak ki Allah her şeye Kadîr’dir/güç yetirendir.

110.Ve ekıymus salâte/o namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin! Hayır olarak yaptıklarınızın mükâfatını Allah katında bulursunuz. Muhakkak ki Allah, bütün yaptıklarınızı görmektedir.

111.Ve: Yahudi veya Hristiyanlardan başkası asla cennete giremeyecek! dediler. Bu onların kuruntusudur. De ki: Eğer doğru söylüyorsanız haydi delilinizi getirin!

112.Hayır, öyle değil! Kim muhsin olarak/ihlas ve samimiyetle kendini Allah’a teslim ederse, onun Rabbi katında ecri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaktır.

113.Kitab'ı okudukları halde: Yahudiler, Hristiyanların dini bir temeli yoktur! Hristiyanlar da Yahudilerin dini bir temeli yoktur! derler. İlmi olmayanlar da onların dediklerini söylerler. Allah Kıyamet Günü, onların anlaşamadıkları konulardaki hükmünü verecektir.

114.Allah’ın mescitlerinde O'nun isminin anılmasını engelleyen ve onların harap olmasına çalışandan daha zâlim kim olabilir? Onların oralara ancak korka korka girebilmeleri gerekir. Onlar için dünyada rezillik ve âhirette de büyük azap vardır.

115.Doğu da batı da Allah'ındır. Nereye yönelirseniz yönelin Allah’ın yönü/rızası oradadır. Muhakkak ki Allah Vâsi’dir/her şeyi kuşatandır, Alîm’dir/her şeyi bilendir.

116.Allah çocuk edindi! dediler. Hâşâ, O Süphân’dır/ münezzehtir/ noksan sıfatlardan uzaktır! Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmektedir.

117.Göklerin ve yerin Bedî’i/yoktan var edeni/örneksiz ve eşsiz güzellikte yaratanı O’dur. Bir şeyi yaratmak istedi mi, ona sadece: Ol! der, o da hemen oluşmaya başlar.

118.Bilgiye sahip olmayanlar: Allah bizimle konuşmalı yahut bize de bir âyet/delil göndermeliydi! dediler. Onlardan öncekiler de aynen öyle diyorlardı, kalpleri birbirine benzedi. Biz, inanmak isteyen bir kavim için âyetleri apaçık ortaya koyduk.

119.Şüphesiz ki Biz seni, hakk ile/doğru bilgiyle müjdeleyeci ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen, cehennem halkından sorumlu değilsin. 

120.Sen onların milletine/dinlerine tabi oluncaya kadar; Yahudiler ve Hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: Gerçek şu ki doğru yol Allah'ın yoludur! Sana gelen bu ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, Allah'tan senin için ne bir veli/koruyucu ne de yardımcı bulursun!

121.Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler onu hakka tilâvetih/ hakkıyla tilâvet ederler (anlayarak okurlar), işte onlar ona/Kitaba iman ederler. Kim onu inkâr ederse işte onlar hüsrana uğrayanlardır.

(NOT: Kıraat, Kur’an’ı yüzünden/anlamadan okumaya denir. Anlayarak okumaya ise Hakka tilâvet denilmektedir. H.S.)

122.Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere üstün kıldığımı hatırlayın!

123.Öyle bir güne/Mahşer Günü’ne karşı takvâlı olun ki: O gün hiç kimse bir başkasının cezasını ödeyemez, kimseden fidye kabul edilmez, kimseye şefaat/aracılık fayda vermez ve onlara yardım da edilmez!

124.Bir zamanlar Rabbi İbrahim'i birtakım kelimelerle imtihan etmiş, o da başarılı olmuştu. Ona: Ben, seni insanlara imam/önder yapacağım! dedi. O da: Zürriyetimden de olsun! deyince: Zâlimler ahdime nail olamaz! denildi.

125.Biz Beyt’i/Kâbe’yi insanlar için toplanma yeri ve güvenli bir yer yaptık. Siz de İbrahim’in makamında bir musallâ/namazgâh edinin. İbrahim ve İsmail’e: Tavaf edenler, itikâfa girenler, rükû ve secde edenler/namaz kılanlar için Beyt’i/Kâbe’yi temiz tutun! diye emrettik.

126.Hani İbrahim: Rabbim, burayı güvenli bir belde yap! Buranın halkından Allah'a ve Ahiret Günü’ne iman edenleri çeşitli ürünlerle rızıklandır! demişti. Allah: Kâfirlere de bir süre rızık veririm, sonra onları ateşin azabına mahkûm ederim. Orası ne kötü bir dönüş yeridir! dedi.

127.İbrahim ile İsmail Beyt’in/Kâbe'nin temellerini yükselttikleri sırada: Rabbimiz, bunu bizden kabul buyur, Sen; Semî’sin/işitensin, Alîm’sin/bilensin! dediler.

128.Rabbimiz! Bizi, Müslümanlardan/Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da müslüman bir ümmet yap! Bize menâsikimizi/ibadet usullerimizi göster ve tevbemizi kabul eyle! Sen Tevvâb’sın/tevbeleri kabul edensin, Rahîm’sin/merhametlisin! dediler.

129.Rabbimiz! Onların içinden bir Rasûl gönder de onlara Sen’in âyetlerini okusun! Kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın! Muhakkak ki Sen Azîz’sin/en üstün olansın, Hakîm’sin/hikmet sahibisin.

130.Sefihlerden/akılsızlardan başka kim İbrahim'in dininden/milletinden yüz çevirir? Andolsun ki Biz onu dünyada seçkin kıldık, şüphesiz ahirette de salihlerden/iyilerden olacaktır.

131.Rabbi ona: Müslüman ol/Bana teslim ol! dediğinde o da: Âlemlerin Rabbine teslim oldum! demişti.

132.İbrahim de Yakûp da bu dini/islamı kendi oğullarına vasiyet etmişti: Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah sizin için bu dini/islamı seçti, o halde Allah’a teslim/müslüman olarak ölmenin dışında sakın ölmeyin! dediler.

133.Yakûb ölmek üzereyken siz onun yanında/şahit miydiniz? Oğullarına: Benim vefatımdan sonra kime kulluk edeceksiniz! diye sormuş, onlar da: Senin ve ataların İbrahim, İsmail, İshak’ın tek ilahı olana kulluk edeceğiz. Biz O'na teslim olmuş kimseleriz! dediler.  

134.Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız size aittir. Siz onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz.

135.Dediler ki: Yahudi veya Hristiyan olun ki doğru yolu bulasınız! De ki: Hayır! Biz hanif olan İbrahim’in dinine/milletine uyarız. O, hiçbir zaman müşrik olmadı!

136.Siz şöyle deyin: Biz Allah’a iman ettik; bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakûb'a ve onların torunlarına indirilenlere, Musa’ya ve İsa’ya indirilenlere, Rableri tarafından bütün Nebi’lere verilenlere iman ettik. Onların arasında fark gözetmeyiz. Biz O’na teslim olan/ müslüman kimseleriz! 

137.Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yolu bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz onlar ayrımcılık yapmış olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter, O Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/ bilendir.

138.Allah’ın boyası (ile boyanın). Allah’tan daha güzel boyası olan kimse var mı? Biz yalnız O’na kulluk ederiz!

139.De ki: Allah hakkında bizimle tartışıyor musunuz? Halbuki, O bizim Rabbimiz olduğu gibi sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız size aittir. Biz; O’na muhlisûn/ihlasla bağlıyız.

140.Yoksa siz: İbrâhim ve İsmâil ve İshâk ve Yakûp ve torunlarının da Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: Siz mi daha iyi biliyorsunuz yoksa Allah mı? Allah’tan gelen bir şahitliği gizleyenden daha zalim kim olabilir? Allah, yaptıklarınızdan gafil/ habersiz değildir.

141.Onlar bir ümmetti gelip geçtiler. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size aittir. Onların yaptıklarından siz sorumlu değilsiniz.

142.İnsanların içindeki bazı sefihler/akılsızlar: Onları/müslümanları yöneldikleri kıbleden (Kudüs’ten) çeviren sebep nedir ki? diyecekler. De ki: Doğu da Allah’ındır, batı da! O, dileyeni/hak edeni doğru yola iletir.                                                                                                                      

143.Ve böylece insanlara örnek olmanız için sizi dengeli bir ümmet yaptık, Rasûl’ü de size örnek yaptık. Biz; Rasûl’e uyanlarla ökçesi üzerinde gerisin geri dönenleri belirtmek için senin yönelmek istediğin yeri/Kâbe’yi kıble yaptık. Onun değişmesi, Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerden başkasına ağır gelir. Allah sizin imanınızı boşa çıkarmayacaktır. Şüphesiz ki Allah, insanlara Raûfürrahîm’dir/ şevkatlidir, merhametlidir.

144.Senin yüzünü sık sık gökyüzüne çevirdiğini görüyoruz. Seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Yüzünü Mescid-i Haram/ Kâbe yönüne/tarafına çevir. Ve siz de nerede olursanız olun (namazda) yüzünüzü o yöne/tarafa çevirin! Şüphesiz ki kendilerine kitap verilmiş olanlar, bunun Rablerinden gelen bir hakk/gerçek olduğunu iyi bilirler. Allah, onların yaptıklarından gâfil/habersiz değildir.

145.Kendilerine kitap verilenlere her türlü âyeti/delili getirsen de yine senin kıblene (Kabê’ye) uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Sana gelen bunca ilimden/bilgiden sonra onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman zalimlerden olursun.

146.Kendilerine kitap verilenler onu (Kâbe’nin kıble olacağını) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ama onların bir kısmı bilerek bu gerçeği gizlerler.

147.Bu hakk/gerçek (Kâbe’nin kıble olması) Rabbinden gelmiştir. Sakın şüpheye düşenlerden olma!

148.Herkesin yöneldiği bir yönü vardır, ona yönelir. O halde siz hayırda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizi bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah her şeye Kadîr’dir/güç yetirendir.

149.Nereden (yola) çıkarsan çık, (namazda) yüzünü Mescid-i Haram/ Kâbe yönüne/tarafına çevir. Bu, Rabbinden gelen bir hakktır/gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

150.Nereden (yola) çıkarsan çık, (namazda) yüzünü Mescid-i Haram/ Kâbe yönüne/tarafına çevir. Siz de nerede olursanız olun (namazda) yüzünüzü onun yönüne/tarafına çevirin. Onların zulme sapanları hariç, insanların elinde sizin aleyhinize kullanacakları bir delil olmasın. Artık onlara saygı duymayın Bana duyun ki Ben de size olan nimetimi tamamlayayım. Böylece doğru yolu bulasınız.

(NOT: İNSANLIK İÇİN KURULAN İLK MABED BEKKE’DEKİ/MEKKE’DEKİ KÂBE’DİR! Doğrusu insanlar için kurulan ilk beyt/mabet Mekke’deki (Kâbe’dir).  Bereket kaynağı olan ve insanlara hidayeti/doğru yolu gösterendir (3.96). Orada apaçık deliller ve İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren herkes güvende olur. Yoluna gücü yetenlerin Beyt'i/Kabe'yi haccetmesi/ziyaret etmesi Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır. Kim bunu inkâr ederse bilsin ki Allah Ganîy’dir/zengindir (3.97). Biz Beyt’i/ Kâbe’yi insanlar için toplanma yeri ve güvenli bir yer yaptık. Siz de İbrahim’in makamında bir musallâ/namazgâh edinin. İbrahim ve İsmail’e: Tavaf edenler, itikâfa girenler, rükû ve secde edenler/ namaz kılanlar için Beyt’i/Kâbe’yi temiz tutun! diye emrettik (2.125). Hani İbrahim: Rabbim, burayı güvenli bir belde yap! Buranın halkından Allah'a ve Ahiret Günü’ne iman edenleri çeşitli ürünlerle rızıklandır! demişti. Allah: Kâfirlere de bir süre rızık veririm, sonra onları ateşin azabına mahkûm ederim. Orası ne kötü bir dönüş yeridir! dedi (2.126). İbrahim ile İsmail Beyt’in/Kâbe'nin temellerini yükselttikleri sırada: Rabbimiz, bunu bizden kabul buyur, Sen; Semî’sin/işitensin, Alîm’sin/bilensin! dediler (2.127). İnsanların içindeki bazı sefihler/ akılsızlar: Onları/müslümanları yöneldikleri kıbleden (Kudüs’ten) çeviren sebep nedir ki? diyecekler. De ki: Doğu da Allah’ındır, batı da! O, dileyeni/hak edeni doğru yola iletir (2.142).                                                                                                                  Ve böylece insanlara örnek olmanız için sizi dengeli bir ümmet yaptık, Rasûl’ü de size örnek yaptık. Biz; Rasûl’e uyanlarla ökçesi üzerinde gerisin geri dönenleri belirtmek için senin yönelmek istediğin yeri/Kâbe’yi kıble yaptık. Onun değişmesi, Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerden başkasına ağır gelir. Allah sizin imanınızı boşa çıkarmayacaktır. Şüphesiz ki Allah, insanlara Raûfürrahîm’dir/ şevkatlidir, merhametlidir (2.143). Senin yüzünü sık sık gökyüzüne çevirdiğini görüyoruz. Seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Yüzünü Mescid-i Haram/Kâbe yönüne/tarafına çevir. Ve siz de nerede olursanız olun (namazda) yüzünüzü o yöne/tarafa çevirin! Şüphesiz ki kendilerine kitap verilmiş olanlar, bunun Rablerinden gelen bir hakk/gerçek olduğunu iyi bilirler. Allah, onların yaptıklarından gâfil/habersiz değildir (2.144). Kendilerine kitap verilenlere her türlü âyeti/delili getirsen de yine senin kıblene (Kabê’ye) uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Sana gelen bunca ilimden/bilgiden sonra onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman zalimlerden olursun (2.145). Kendilerine kitap verilenler onu (Kâbe’nin kıble olacağını) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ama onların bir kısmı bilerek bu gerçeği gizlerler (2.146). Bu hakk/gerçek (Kâbe’nin kıble olması) Rabbinden gelmiştir. Sakın şüpheye düşenlerden olma! (2.147). Herkesin yöneldiği bir yönü vardır, ona yönelir. O halde siz hayırda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizi bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah her şeye Kadîr’dir/güç yetirendir (2.148). Nereden (yola) çıkarsan çık, (namazda) yüzünü Mescid-i Haram/ Kâbe yönüne/ tarafına çevir. Bu, Rabbinden gelen bir hakktır/ gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir (2.149). Nereden (yola) çıkarsan çık, (namazda) yüzünü Mescid-i Haram/Kâbe yönüne/ tarafına çevir. Siz de nerede olursanız olun (namazda) yüzünüzü onun yönüne/tarafına çevirin. Onların zulme sapanları hariç, insanların elinde sizin aleyhinize kullanacakları bir delil olmasın. Artık onlara saygı duymayın Bana duyun ki Ben de size olan nimetimi tamamlayayım. Böylece doğru yolu bulasınız (2.150).                                                                     Görüldüğü üzere; insanlık için kurulan ilk mabed Kudüs’deki Mescid-i Aksa değil, Mekke’deki Kâbe’dir. Rasûlullah kısa bir süre Kudüs’deki Mescid-i Aksa’ya yönelerek namaz kılmıştır. Kudüs’deki Mescid-i Aksa ikinci kıblemizdir. Bundan rahatsızlık duyarak 2.144’de Rabbinden Kâbe’ye döndürmesini talep etmiş ve onun bu talebi 2.147’de Allah tarafından onaylanarak Kâbe yeniden Kıble yapılmıştır.                                                                                              (Yahudiler ibadetlerinde Kudüs’deki Hacer-i Muallak’a/Muallak Taşına yönelirler. Hıristiyanlar ise gün doğuşuna (doğru) yönelirler. İslamoğlu, M.-Hayat Kitabı Kur’an S: 50, 2.145 dip not:279 H.S.)

151.Nitekim, size âyetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitab’ı ve hikmeti öğreten, size bilmediğiniz şeyleri öğreten içinizden bir Rasûl gönderdik.

152.Fezkürûnî/Beni anın/hatırlayın ki, ezkürküm/Ben de sizi anayım/ hatırlayayım! Veşkürûlî/Bana şükredin ve lâ tekfurûn/nankörlük etmeyin.

153.Yâ eyyühellezîne âmenûs/Ey iman edenler! Sabırla ves salâh/o salatla (duayla) yardım isteyin! Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.

154.Allah yolunda öldürülenler için: Ölüler demeyin! Bilakis onlar diridirler ama siz fark edemezsiniz/anlayamazsınız.

155.Andolsun Biz sizi; korku, açlık, mallarınızdan-canlarınızdan- ürünlerinizden azaltma ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele!

156.Onlar başlarına bir musibet geldiği zaman: İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn/biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döneceğiz! derler.

157.İşte Rablerinin salavatı/desteği ve rahmeti onların üzerinedir, hidayete erenler de onlardır.

158.Şüphesiz Safâ ve Merve Allah’ın sembollerindendir. Kim hacc veya umre niyetiyle o Beyti/Kâbe’yi ziyaret ederse, onları (Safâ ve Merve’yi) tavaf/sa’y etmesinde bir vebal yoktur. Kim gönüllü olarak bir hayır işlerse şüphesiz ki Allah Şâkir’dir/şükre karşılığını verir, Alîm’dir/bilendir.

159.Şüphesiz ki indirdiğimiz Kitaptaki apaçık delilleri ve hidayeti/ doğru yolu gösteren âyetleri insanlardan gizleyenlere; Allah lânet eder ve lânet edebilenlerin hepsi lânet ederler.

160.Ancak, tevbe edip kendini düzeltenler ve hakkı/gerçeği açıklayanlar bundan müstesnadır.  Ben onların tevbesini kabul ederim. Zira; Ben tevbeleri kabul ederim, merhamet ederim.  

161.Şüphesiz ki kâfir olan ve kâfir olarak ölenlere gelince, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti/dışlaması onların üzerinedir.

162.Onlar ebedî olarak kalacaklardır. Onların azapları hafifletilmez, onlara göz açtırılmaz.

163.Ve ilâhiküm ilâhüvvâhid’dir/Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır. Lâ ilâhe illâ/ Ondan başka ilâh yoktur. O, Rahmân’dır/esirgeyendir, Râhim’dir/ merhamet edendir.

164.Muhakkak ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün ardarda gelişinde, insanların yararı için denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirdiği yağmurla ölü toprakları dirilterek her türdeki canlıyı yeryüzüne yaymasında, Allah’ın emrine boyun eğmiş rüzgârları ve bulutları gökle yer arasında yönlendirmesinde, aklını kullanan kavimler için nice deliller vardır.

165.Bazı insanlar var ki, min dûnillâhi/Allah’ın peşi sıra bazı varlıkları O’na denk tutar ve onları Allah’ı sever gibi severler. Halbuki iman edenlerin Allah’a olan sevgileri her türlü sevgiden daha üstündür. Keşke Zalimler azabı gördükleri zaman anladıkları: Bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azabının çok şiddetli olduğunu, keşke daha önce anlayabilselerdi!

166.Azabı gördükleri zaman tabi oldukları kimseler, kendilerine tabi olanlardan uzaklaşırlar ve aralarındaki bütün bağları koparırlar.

167.Onlara tabi olanlar şöyle derler: Keşke elimize dünyaya dönme fırsatı geçse de onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak! Böylece Allah, pişmanlıklarına sebep olan bütün amellerini gösterecektir. Onlar artık o ateşten çıkacak değillerdir.

168.Ey insanlar! Yeryüzündeki nimetlerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden gitmeyin, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır!

169.Hiç kuşkusuz o/şeytan size; kötülüğü, vel fahşâi/haddi aşmayı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.

170.Onlara: Allah’ın indirdiklerine uyun! denildiğinde: Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeylere uyarız! derler. Ya ataları hiçbir şeyi akıl etmeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler idiyseler?

(NOT: ALLAH’IN DİNİ YERİNE ATALAR DİNİNE UYANLARA UYARILAR?                   

 Rasûller: Allah’ın indirdiklerine uyun! dediklerinde: (Onlar) Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeylere uyarız! derler. Böyle diyenlerin sadece geçmiş kavimler olduğunu düşünmek hatalıdır. Zira günümüzde de kendilerine Kur’an meali okunan bazı kimselerin ‘biz atalarımızın/dedelerimizin bize anlattıklarına uyarız’ dedikleri görülmektedir. Bunun başlıca sebeplerinden birinin, onların Kur’an’ın Türkçe mealini okumuyor olması olduğunu düşünüyorum. Bunlara: Ya ataları hiçbir şeyi akıl etmeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler idiyseler. Onlar sağır-dilsiz ve kördürler? şeklinde uyarılar yapılmaktadır. Konuyla ilgili âyetler şunlardır: 2.170-171*5.104* 7.28*10.78* 11.53,62,87*21.53-54*26.74*31.21*34.43* 37.69-70* 43.22 H.S.)  

171.O kâfirlerin durumu, (çobanın) sesini işiten ama bağırıp-çağırma dışında bir şey duymayan/anlamayan (sürünün) durumu gibidir. Onlar; sümmün-bükmün-umyün/sağır-dilsiz ve kördürler. Bu yüzden akıl etmezler. 

172.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temizlerinden yiyin! Eğer sadece Allah'a kulluk ediyorsanız O’na şükredin.

173.Şüphesiz ki O size sadece; leşi, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kılmıştır. Kim bunları yemeye mecbur kalır da başkasının hakkına tecavüz etmeden ve zaruret sınırını da aşmadan yerse, ona bir günâh yoktur. Çünkü Allah Gafûr’dur/ bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir.

(NOT: Haram olanlar hakkındaki âyetler sadece şunlardan ibarettir: Bakara 2.173*Mâide 5.3*En’âm 6.121,145*Nahl 16.115-116’dır. En’âm 6.121 âyetin dip notunda geniş bilgi verilmiştir. H.S.)

174.Muhakkak ki Allah’ın indirdiği Kitap’tan bir kısmını gizleyip onu az bir bedelle satanların karınlarına doldurdukları ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet Günü Allah onlarla konuşmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için elem verici bir azap vardır.

175.Onlar, hüdâ/hidâyet karşılığında dâlaleti/sapkınlığı, mağfiret/ bağışlanma karşılığında âzabı satın alan kimselerdir. Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklılar?

176.Bu böyledir. Çünkü Allah Kitabı hak/hakikat olarak indirmiştir. Kitap hakkında anlaşmazlığa girenler derin bir ayrılığın içindedir.

177.Yüzlerinizi doğu veya batı yönüne çevirmeniz el-birra/erdemli olmak değildir. Ve lakin el-birra/erdemlilik; Allah’a, Âhiret Günü’ne, Meleklere, Kitaplara ve Nebilere iman eden kişilerin yaptığıdır. Bunlar; akrabalarına, yetimlere, miskinlere/fakirlere, ibnu’s-sebîl/ (doğru) yoldakilere, dilenenlere ve fir rikâb/köleleri özgürleştirmeye sevdiği malından harcarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler. Anlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirirler. Darlık, sıkıntı, hastalık ve savaş esnasında sabrederler. İşte, sâdık/doğru olanlar ve müttakîler/takvâ sahipleri de bunlardır.

(NOT: Allah’a, Âhiret Günü’ne, Meleklere, Kitaplara ve Nebilere iman etmenin el-birra/erdemlilik olduğu belirtilmektedir. Nisâ 4.136 da; Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına, Rasûllerine ve Âhiret Günü’ne iman etmeyenlerin tam olarak sapmış oldukları ifade edilmektedir. Bazı insanlar tarafından Âmentü olarak Arapça ifade edilen bir duadan ve orada kadere imandan ve hayır ve şerrin Allah’tan geldiğinden de bahsedilmektedir. Âmentü duasındaki Kur’an’a aykırı bu ifadeler sebebiyle, bunu okuyanların dikkatli olmalarını ve manayı bilmeden dua ederken şirke düşülebileceğini hatırlatmayı bir görev sayıyorum.  

Kur’an’da kader kelimesi, Allah’ın her şeyi koyduğu ölçüye/nizama göre yarattığını ifade etmektedir. Hayrın ve şerrin yaratıcısı Allah’tır ancak Allah kullarına hayrı ve şerri kader olarak yazmaz. O kullarının yaptıkları amellere göre; hayırlara sevap/mükafat, şerlere günah/ceza verir! H.S.)

178.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas/adil karşılık farz kılındı. Hüre hür (katil hür ise o hürün); köleye köle (katil köle ise o kölenin), kadına kadın (katil kadın ise o kadının) öldürülmesi gerekir (öldüren o kişinin öldürülmesi şarttır, yerine başkası öldürülemez). Kim, öldürülenin kardeşi/mirasçısı tarafından bağışlanırsa, (katil) mârufa uygun olarak diyeti güzelce ödemelidir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Kim bundan sonra haddi aşarsa/düşmanlık yaparsa ona elim bir azap vardır. (NOT: Kısas Tefsirinde ayrıntılı bilgi verilmiştir. H.S.)

179.Ey Ulü'l-elbâb/aklı selim ve sağduyu sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır (kısas, yaşama hakkını koruyan en caydırıcı cezadır). Umulur ki takvâlı olursunuz.  

180.Birinize ölüm geldiğinde geride mal bırakacak olanlara; onu anası-babası ve yakın akrabaları arasında ma’rûfa uygun olarak vasiyet etmesi muttâkiler/takvâ sahipleri üzerine hak olarak yazıldı/farz kılındı.                         

181.Bunu/vasiyeti duyduktan sonra kim bunu/vasiyeti değiştirirse, doğrusu günâhı onun boynunadır. Şüphe yok ki Allah, Semî’dir/ işitendir, Alîm’dir/ bilendir.                                                       

182.Kim; vasiyet edenin yanılacağından veya günaha gireceğinden endişe eder ve tarafların arasını düzeltirse ona bir günâh yoktur. Şüphesiz ki Allah Gafûr’dur/affedicidir, Rahıym’dir/ merhametlidir. 

183.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Es-siyâmü/o oruç sizden öncekilere yazıldığı/farz kılındığı gibi size de yazıldı/farz kılındı. Umulur ki takvâya ulaşırsınız.

184 (Oruç) sayılı günlerde tutulur. Sizden kim hasta veya yolcu olur da (tutamazsa), tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutsun/ tamamlasın. Ve alellezîne yütîykûnehû fidyetün taâmü miskin/ve ona gücü yetenler üzerine bir miskini/fakiri doyuracak kadar fidye vermesi gerekir. Kim bir iyiliği fazlasıyla yaparsa bu onun için daha hayırlı olur. Ve en tesûmû/ve orucu (zamanında) tutmanın sizin için ne kadar hayırlı olduğunu eğer bilirseniz (tutarsınız).

(NOT: Oruç Tefsirinde ayrıntılı bilgi verilmiştir. H.S.)        

185.Ramazan ayı; hidâyet/yol gösterici olan ve fûrkan’ın/hakkı bâtıldan ayıran apaçık delillerin ve insanlara rehber olan Kur’an’ın indirildiği aydır. Sizden kim o aya şahit olursa/erişirse orucunu tutsun. Kim de hasta veya yolcu olur da (Ramazan ayında) tutamazsa, tutamadığı günlerin sayısı kadar diğer günlerde tutsun/tamamlasın. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Sayıyı tamamlamanıza ve size doğru yolu göstermesine karşılık Allah’ı tekbir etmenizi/ yüceltmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.

186.Kullarım Ben’i sana sorarlarsa, Ben onlara çok yakınım. Bana dua edenin/yardım isteyenin duasına cevap/karşılık veririm. Onlar da Ben’im dâvetime/çağrıma uysunlar ve Bana iman etsinler ki, doğru yolu bulabilsinler.

187.Es siyâmir/O oruç gecelerinde kadınlarınızla/eşlerinizle cinsel ilişkide bulunmanız size helâl kılındı. Onlar sizin için bir elbise, siz de onlar için bir elbisesiniz. Allah, nefislerinize karşı koyamayacağınızı bildiği için tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (oruç gecelerinde) eşlerinizle birleşebilir ve Allah’ın sizin için yazacağını (çocuk sahibi olmayı) isteyebilirsiniz. Fecrin beyaz ipliği/aydınlığı, siyah ipliğinden/ karanlığından size göre tam olarak ayırt edilinceye kadar yiyip için, sonra orucu gecenin/akşamın karanlığına kadar tamamlayın. Mescitlerde itikâfa girdiğinizde de eşlerinizle cinsel ilişkide bulunmayın. Bunlar hudûdüllâhi/ Allah’ın sınırlardır, sakın bunlara yaklaşmayın. Allah, takvâya ulaşmanız için âyetlerini böyle açıklıyor.                                                                          

(NOT: 2.106’daki NOT’da Nesh konusunda ayrıntılı bilgi verilmiştir. H.S.)

188.Birbirinizin mallarını aranızda bâtıl/haksız yollarla yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bilerek haram yollardan yemek için onları (rüşvet olarak) hâkimlere/yetkililere vermeyin.

189.Sana hilalleri/ayların evrelerini soruyorlar. De ki: Onlar insanlar ve hacc için zaman ölçüsüdür. Evlerinize arka tarafından girmeniz birr değildir, ve lakin birr takvâlı olmaktır. O halde evlerinize kapılarından girin ve Allah’a karşı takvâlı olun. Umulur ki kurtuluşa eresiniz. 

190.Yükâtilûneküm/size savaş açanlarla siz de Allah yolunda savaşın fakat haddi aşmayın. Şüphesiz ki Allah, haddi aşanları sevmez.

191.Onları yakaladığınız yerde vaktülûhum/öldürün. Sizi çıkardıkları yerden/yurdunuzdan siz de onları çıkarın. Vel fitnetü/fitne (baskı ve zulüm) adam öldürmekten daha ağır bir suçtur. Onlar Mescid-i Haram civarında sizinle yükâtilûküm/savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Fe in kâtelûküm/eğer onlar size savaş açarlarsa onları öldürün. O kâfirlerin cezası işte budur.

192.Eğer savaşa son verirlerse (siz de son verin). Şüphesiz Allah çok affedici, çok merhametlidir.

193.Ed fidnetüv/o fitne (baskı ve zulüm) ortadan kalkıncaya ve Allah’ın düzeni/inanç hürriyeti hâkim oluncaya kadar ve onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, zâlimlerden başkasına düşmanlık yoktur!                     

194.Haram ay haram aya karşılıktır. Hürmetler de birbirine karşılıklıdır. Size kim saldırırsa siz de ona misliyle/denk bir saldırı yapın. Allah’a karşı tâkvalı olun ve bilin ki Allah muttâkilerle beraberdir.

(NOT:Tevbe sûresinin 1-5 âyetlerinin diğer âyetlerle birlikte okunması halinde Yüce Allah’ın: ‘Bütün müşrikleri öldürün’ demediği, buna mukabil ‘Sadece, belirtilen şu işleri yapmaya devam edenleri öldürün’ dediği görülecektir. Bakara sûresi 190-194 âyetler buna örneklerden sadece bazısıdır. H.S.)

195.Allah yolunda infâk edin/harcama yapın! Kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik yapın, muhakkak ki Allah muhsinîn/iyilik yapan kimseleri sever.                                   

196.Haccı ve umreyi Allah için tam yapın. Eğer engellenecek olursanız, kolayınıza gelen bir hedy/kurban verin ve hedy/kurban yerine varıncaya/ kesilinceye kadar başlarınızı traş etmeyin. İçinizden biri hasta olur yahut başındaki bir rahatsızlığı sebebiyle traş olursa fidye olarak; oruç tutması veya sadaka vermesi yahut nüsük/kurban kesmesi gerekir. Güvenlikte olup da hacca kadar umre de yapan kişi, kolayına gelen bir hedy/kurban kesmelidir. Kurban bulamayan ise; üç gün hacda ve yedi gün de memleketine döndüğünde toplam on gün oruç tutmalıdır. Bunlar, Mescid-i Haram civarında ailece oturmayanlar içindir. Allah’a karşı takvâlı olun ve bilin ki Allah’ın cezası çok şiddetlidir.

197.El haccü/o hac bilinen aylarda yapılır. Kim o aylarda el hacce/o hacca başlarsa (ihrama girerse); cinsel ilişkiye girmek, günâh işlemek ve kavga etmek yasaktır. Allah yaptığınız bütün hayırları bilir. Siz kendinize azık hazırlayın, azığın en hayırlısı ise takvâdır. Yâ ülil elbâb/ ey aklı selim ve sağduyu sahipleri, takvâlı olun!

198.Rabbinizin lütfundan istemenizde size bir günah yoktur. Arafat’tan ayrılıp akın ettiğinizde Meş’ar-i Haram’da/Müzdelife’de Allah’ı zikredin/ hatırlayın. O’nu, size öğrettiği gibi zikredin/hatırlayın! Doğrusu siz bundan önce dalalete düşen kimselerdiniz.

199.Sonra, insanların aktıkları yerden siz de akın edin ve Allah’tan bağışlanma/af dileyin. Şüphesiz ki Allah Gafûr’dur/ bağışlayandır, Rahıym’dir/merhametlidir.                                                                     

200.Hac ibadetini bitirince, atalarınızı andığınız gibi hatta daha coşkulu bir şekilde Allah’ı zikredin/hatırlayın. İnsanlardan bazısı şöyle der: Rabbimiz! Bize dünyada ver! Böyle diyenlerin ahirette hiçbir nasibi yoktur.                                                                                        

201.Bazısı da: Rabbimiz! Bize dünyada iyilik/güzellik ver, ahirette de iyilik/güzellik ver, bizi ateşin/cehennemin azabından koru! der.

202.İşte bunlara kazandıklarından bir nasip vardır. Allah hesabı çabuk görendir.

203.Sayılı günlerde Allah’ı zikredin/hatırlayın. Kim acele eder (Mina’dan) iki günde dönerse ona bir günah yoktur. Kim geri kalırsa takvâlı olduğu takdirde ona da bir günah yoktur. Allah’a karşı takvâlı olun, bilin ki O’nun huzurunda toplanacaksınız.                       

204.Öyle insanlar var ki dünya hayatıyla ilgili sözleri senin hoşuna gider, kalbinde olana da Allah’ı şahit tutar, aslında o düşmanların en azılısıdır.                                    

205.Eline yetkiyi geçirince yeryüzünde fesat çıkarmaya, ürünleri ve nesilleri yok etmeye çalışır. Allah, fesâd çıkaranları sevmez.

206.Ona: Allah’a karşı takvâlı ol! denildiğinde gurura kapılır ve bu onu daha çok günaha batırır. Onun hakkından cehennem gelir. Ne kötü bir yerdir orası!                                 

207.İnsanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini/ malını ve canını fedâ eder. Allah kullarını karşı Raûf’tur/çok şefkatlidir.    

208.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Hep birlikte silm’e/ islama/ barışa girin. Şeytanın izinden gitmeyin. Çünkü o sizin için açık bir düşmandır.

209.Eğer size apaçık deliller geldikten sonra doğru yoldan çıkarsanız, bilin ki Allah Azîz’dir/güçlüdür, Hakîm’dir/hikmet sahibidir. 

210.Onlar bulutların gölgelerinin içinden; Allah’ın ve meleklerin çıkıp gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Bütün işler Allah’a döndürülür!

211.İsrailoğulları’na sor, onlara nice açık âyetler verdik? Kim Allah’ın nimeti/âyeti kendisine geldikten sonra onu değiştirirse, şüphesiz ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir.                                                                

212.Kâfirlere dünya hayatı güzel görünür, bu yüzden iman edenlerle alay ederler. Halbuki, takvâ sahipleri Kıyamet Günü’nde onlardan daha üstün konumda olurlar. Allah dilediğine hesapsız rızık verir.

213.İnsanlar tek bir ümmetti. Allah müjdeleyici ve uyarıcı olarak Nebi’ler gönderdi. Onlarla beraber ihtilafa düştükleri konularda insanların hakem olması için Kitab’ı hakk/hakikat olarak indirdi. Buna rağmen kitap verilenler kendilerine apaçık deliller geldikten sonra aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilafa düştüler. Sonra Allah izniyle, iman edenleri ihtilaf ettikleri konularda hakka/hakikata ulaştırdı. Allah dileyeni doğru yola iletir/ulaştırır.

214.Yoksa siz öncekilerin başına gelenlerin bir benzeri sizin de başınıza gelmeden cennete girebileceğinizi mi sandınız? Onlar, uğradıkları yoksulluk ve sıkıntıdan öylesine sarsılmışlardı ki; Rasûl ve birlikte olduğu iman edenler: Allah’ın yardımı ne zaman? diyorlardı. İyi bilin ki; Allah’ın yardımı yakındır!

215.Sana, nereye/kime infâk edeceklerini/hayra harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Hayır olarak yapacağınız harcamalar; ana babanıza, akrabalarınıza, yetimlere, miskinlere/yoksullara ve ibnu’s-sebili/yol oğlunadır (Allah yolunda olanlardır)! Allah, hayır olarak yaptığınız her şeyi bilmektedir. (İbnu’s-sebili/yol oğlu için Bak. 9.60 H.S.)

216.Hoşunuza gitmese de savaş sizin üzerinize yazıldı/farz kılındı. Hoşunuza gitmeyen bir şey sizin hayrınıza olabilir, hoşunuza giden bir şey de sizin için şer/kötü olabilir. Allah bilir siz bilmezsiniz.                                                                    

217.Sana haram ayı ve o ayda yapılan savaşı soruyorlar. De ki: O ayda savaş büyük günahtır. Ama insanları Allah’ın yolundan engellemek ve Mescid-i Haram’ın kutsallığını inkâr etmek ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük günahtır. Fitne/baskı ve zulüm adam öldürmekten daha büyük günahtır. Onların güçleri yetse dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşırlar. Sizden kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, bütün amelleri dünyada da âhirette de boşa gider. Onlar cehennem ahalisidir, orada ebedî kalacaklardır.

(NOT: Mürtedin/dinden dönen ve kâfir olarak ölenin bütün amelleri dünyada ve ahirette boşa gider ve onlar cehennem ahalisidir. Yani; dinden döndükten sonra tevbe etmeyip kâfir olarak ölenler cehennemlik olurlar. Mürtede-kısa bir sürede islama geri dönmezse-ölüm cezası verilmesi Kur’an’a aykırıdır. Allah, samimi tevbe edenlerin tevbelerini kabul edeceğini beyan buyurmakta ve onların günâhtan dönmelerine fırsat vermektedir. Haram aylar: Zilkade-Zilhicce-Muharrem ve Recep aylarıdır. H.S.)                   

218.Muhakkak ki; iman edenler, hicret edenler ve Allah yolunda cihad/mücadele edenler Allah’ın rahmetini umabilirler. Allah Gafûr’dur/ bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir. .                                          

219.Sana hamr’ı/sarhoş edici maddeleri vel meysir/ve şans oyunlarını soruyorlar. De ki: Her ikisinde de insanlar için büyük günah ve bazı faydalar vardır ama bunların günahları faydalardan daha büyüktür. Sana neyi infak edeceklerini/hayra harcayacaklarını soruyorlar. De ki: el-afv’ı/ ihtiyacınızdan fazlasını! Allah âyetlerini böyle açıklıyor, umulur ki düşünürsünüz.

220.Dünya ve âhiret hakkındadır. Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki:Onların durumunu düzeltmek hayırlıdır. Eğer onlarla birlikte yaşıyorsanız onlar sizin kardeşinizdir. Allah fesat çıkaranı da ıslah edeni de bilir. Eğer Allah dileseydi sizi zora sokardı. Muhakkak ki Allah Azîz’dir/ güçlüdür, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

221.Müşrik kadınları, onlar iman edinceye kadar nikâhlamayın/ evlenmeyin. Ve le emetüm mü’minetün/iman etmiş emet/köle bir kadın, müşrikten daha hayırlıdır, müşrik sizin çok hoşunuza gitse bile. İman etmedikçe müşrik erkeklerle evlenmeyin/nikâhlanmayın. Ve le abdüm mü’minün/iman etmiş bir köle, müşrik bir erkekten daha hayırlıdır, o sizin çok hoşunuza gitse bile. Onlar (müşrikler) sizi ateşe çağırırlar. Allah izniyle, sizi cennete ve mağfirete/bağışlanmaya çağırır. Allah âyetlerini insanlara böyle açıklar, umulur ki öğüt alırlar.

222.Sana kadınların ay/âdet hâli hakkında soruyorlar. De ki: O bir eziyettir. Ay/âdet hâli sırasında kadınlarınızı (rahat) bırakın ve temizleninceye kadar onlarla (cinsel) ilişkiye girmeyin. Temizlendikleri zaman, onlara Allah’ın size emrettiği yerden (döl yatağından) yaklaşın! Şüphesiz Allah tevbe edenleri ve temizlenenleri sever.

(NOT: Bu âyetin mealiyle ilgili olarak camide şahidi olduğum bir olay, benim Kur’an’ın mealini okumama ve araştırma yapmama vesile olmuştur, Rabbime hamd ediyorum. H.S.)                              

223.Nisâüküm harsülleküm/kadınlarınız size ürün/kazanç vermektedir. O halde, kadınlarınızla dilediğiniz gibi (döl yatağından) ilişkiye girin. Kendiniz için önceden hazırlık yapın. Allah’a karşı takvâlı olun. Bilin ki muhakkak O’nun huzuruna çıkarılacaksınız. Sen mü’minlere müjde ver.

224.Allah adına yaptığınız yeminleri; iyilik yapmanıza, takvâlı olmanıza ve insanların arasını düzeltmenize siper/engel yapmayın. Allah, Semî’dir/ işitendir, Alîm’dir/bilendir.

225.Allah, düşünmeden/kasıtsız yaptığınız yeminlerden sizi sorumlu tutmaz. Ancak, kasıtlı olarak yaptığınız yeminlerden sizi sorumlu tutar. Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Halîm’dir/hoşgörülüdür.

226.Kadınlarına îlâ yapanlar/ilişkiye girmeyeceğine yemin edenler için, (en çok) dört ay bekleme süresi vardır. Eğer yeminlerinden geri (eşlerine) dönerlerse şüphesiz ki, Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahıym’dir/merhametlidir.

227.Eğer (bu süre içinde) onları boşamaya karar verirlerse, muhakkak ki Allah Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/bilendir.                        

228.Boşanmış kadınlar evlenmeksizin üç kur/adet dönemi beklerler. Eğer Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanıyorlarsa, Allah’ın rahimlerinde yarattığını (adet sayısını veya hamileliği) gizlemeleri onlara helâl değildir. Eğer kocaları bu süre zarfında barışmak isterse, onlarla yeniden evlenmede herkesten daha fazla hak sahibidirler. Kocaların karıları üzerinde ma’rûfa uygun hakları olduğu gibi kadınların da kocaları üzerinde ma’rûfa uygun hakları vardır. Ancak kocaların karıları üzerindeki hakları bir derece daha fazladır. Allah Azîz’dir/ güçlüdür, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.                    

229.O talâk (dönüşü mümkün olan boşama) iki defadır. Bundan sonra kadını ya ma’rûfa uygun olarak tutmak ya da güzellikle bırakmak gerekir. Allah’ın koyduğu sınırları ihlal etmedikçe, kadınlara verdiğinizi (mehir ve hediyeleri) geri almanız size helâl olmaz. Fakat Allah’ın koyduğu sınırları korumaktan endişe ederseniz, kadının boşanmak için fidye vermesinde (iftida hakkı) iki taraf için de bir sakınca yoktur. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır, sakın onları aşmayın. Allah’ın sınırlarını aşanlar zalimlerin tâ kendileridir.

230.Erkek karısını üçüncü defa boşarsa, artık kadın ona helâl olmaz. Kadın başka bir erkekle evlenir (hülle değil, gerçek evlilik) ve o da kadını boşarsa o zaman eğer Allah’ın koyduğu sınırları koruyacakları kanaatine varırlarsa, (ilk kocasıyla) tekrar birbirlerine dönmelerinde/yeniden evlenmelerinde bir günah olmaz. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır, bilen bir kavim için bunları açıklıyor.

231.Karılarınızı boşadığınızda ve iddetlerinin/bekleme sürelerinin sonuna vardıklarında; onları ma’rûfa uygun olarak tutun veya ma’rûfa uygun olarak bırakın. Haksızlık ederek ve zarar vermek için onları tutmayın, bunu yapan kendisine zulmetmiş olur. Allah’ın âyetlerini alaya almayın, Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini aklınızdan çıkarmayın. O, indirdiği Kitap ve hikmet ile size öğüt vermektedir. Allah’a karşı takvâlı olun. Ve bilin ki, Allah Alîm’dir/bilendir.

232.Boşadığınız kadınlar iddeti/bekleme sürelerini tamamladıklarında, ma’rûfa uygun olarak anlaştıkları koca adaylarıyla evlenmelerine engel olmayın. Bu, içinizden Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman edenlere bir öğüttür, bu sizin için daha iyi olandır. Allah bilir, siz bilemezsiniz.

233.Anneler, emzirmeyi tamamlatmak isteyen (babalar) için çocuklarını tam iki yıl emzirsinler. Emziren annenin yiyeceğini ve giyeceğini ma’rûfa uygun olarak temin etmek çocuğun babasına aittir. Hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklenmez. Çocuğu yüzünden ne annesi zarara uğratılır ne de babası. (Çocuğun babası vefat etmişse) varislerinin sorumluluğu da aynıdır. Eğer çocuğun anne ve babası karşılıklı anlaşmayla çocuğu (daha erken) sütten kesmek isterlerse, ikisine de günah olmaz. Ma’rûfa uygun olarak ücretini vermeniz şartıyla süt anne tutmanızın size bir günahı olmaz. Allah’a takvâlı olun, bilin ki Allah yaptıklarınızı görmektedir. (Bak. 65.6-7 H.S.)                                      

234.İçinizden vefat eden erkeklerin geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına dört ay on gün beklerler. Bu süreyi tamamladıklarında, kendileri hakkında ma’rûfa uygun olarak verecekleri karardan size (yakınlarına) bir günah yoktur. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.                                                                    

235.(İddet bekleyen) Kadınlara, evlenme arzunuzu imâ etmenizde veya onu içinizde saklı tutmanızda size bir günah yoktur. Zira Allah, sizin bunu ileride onlara anlatacağınızı bilir. Fakat onlarla ma’rûfa uygun bir biçimde konuşmak yerine gizli buluşma/sözleşme yapmayın. (İddet süresi) dolmadan onları nikâhlamaya kalkmayın ve unutmayın ki Allah içinizden geçeni bilir. O’ndan sakının. Bilin ki Allah Gafûr’dur/ bağışlayandır, Halîm’dir/hoşgörülüdür.

(NOT: Boşadığınız veya kocası vefat eden kadınların iddet/bekleme süreleri şöyledir:                                              

a)Cinsel ilişkiye girmeden boşadığınız kadınların iddet/beklemeleri gerekmez.(33.49)                                                       

b)Boşadığınız; adet gören kadınlar için iddet/bekleme süresi üç kur/ temizlik dönemidir. (2.228)                                                       

c)Boşadığınız; adetten kesilmiş olan veya adet görmeyen kadınlar için iddet/bekleme süresi üç aydır. (65.4)                   

d)Boşadığınız; hamile kadınlar için iddet/bekleme süresi onların doğum yapmalarına kadardır. (65.4)                                 

e)Kocası vefat eden kadınlar için iddet/bekleme süresi dört ay on gündür. (2.234) H.S.)                                                  

236.İlişkiye girmeden veya mehirlerini belirlemeden kadınları boşamanızda size bir günah yoktur. Bu durumda bile onlara destek olun. İmkânı geniş olan gücü ölçüsünde, imkânı dar olan da ona göre ve ma’rûfa uygun olarak destek olsun. Bu, muhsinlerin/iyi davrananların üzerine bir borçtur.         

237.Mehirlerini kesinleştirdiğiniz kadınları ilişkiye girmeden boşarsanız, onlara tespit ettiğiniz mehrin yarısını verin. Ancak kadının hakkından vazgeçmesi veya da kocanın mehrin tamamını vermek istemesi müstesnadır. Erkeğin mehrin tamamını kadına bağışlaması takvâ açısından daha uygun olandır. Birbirinize faziletli davranmayı ihmal etmeyin. Şüphesiz ki Allah Basıyr’dir/yaptıklarınızı görmektedir.

238.Ales salevâti/namazları ves salâtil vüstâ/ve orta namazı muhafaza/ ifa edin ve Allah’ın huzurunda saygıyla durun.

239.Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, namazı yaya yahut binek üstünde eda edin. Güvene kavuştuğunuzda, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi Allah’ı zikredin/hatırlayın.

(NOT:Namazların nasıl kılınacağına dair hususlar Bakara 2.239 ve Nisâ 4.101-103 âyetlerinde belirtilmiştir. Buna göre; namazların belli vakitlerde ifa edilmeleri şarttır, zira namazların kazası yoktur. Ancak, şu iki durum söz konusu olduğunda; namazın yaya yahut binek üstünde kılınmasına veya kısaltarak kılınmasına ruhsat verilmiştir:

A)Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız; namazı yaya yahut binek üstünde eda edin. Burada, korkunun kaynağı belirtilmemiş, mü’minlerin kendi takdirlerine bırakılmıştır. Namazı vaktinde ve kısaltmadan eda edin, ancak bu durumda; Kıbleye dönülmesi-Kıyam-Rüku-Secde gibi rükunların tam olarak yapılmıyor olmasına ruhsat verilmiştir. Zira yaya veya binek üstünde giderken bunların tam olarak yapılması mümkün değildir. (2.239)

B)Yeryüzünde sefere/cihada çıktığınızda, kâfirlerin size bir kötülük yapmalarından korkarsanız o namazları kısaltmanızda size bir günah yoktur. Burada; sefere/cihada çıkmış olmanız ve kâfirlerin size bir kötülük yapmalarından korkuyor olmanız şartlarının birlikte olması gerekir. Buna göre; namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur ancak namazı vaktinde kılmalısınız. (4.101) Düşmana karşı tedbiri elden bırakmadan, kısaltarak bir/tek rekat olarak da kılabilirsiniz. (4.102) Güvene kavuştuğunuzda namazları tam kılın. Muhakkak ki namaz, mü’minlere vakti belirlenmiş bir farzdır. (4.103) H.S.)

240.İçinizden vefat ettiğinde geride eşlerini bırakacak olan erkekler; eşlerinin evlerinden çıkarılmadan bir yıllık geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Eğer onlar kendileri çıkmak isterlerse, ma’rûfa uygun olarak yaptıklarında size bir sorumluluk yoktur. Allah Azîzdir/güçlüdür, Hakîmdir/ hikmet sahibidir.

241.Boşanmış kadınların ma’rûfa uygun olarak geçimlerini sağlamak, müttâkilerin üzerine yüklenmiş bir görevdir.

242.İşte böyle Allah âyetlerini size açıklıyor. Umulur ki aklınızı kullanırsınız.                                                                                                       243.Binlerce kişi oldukları halde ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah onlara: Ölün! dedi, sonra onlara hayat verdi. Muhakkak ki Allah insanlara karşı çok lütufkârdır, lâkin insanların çoğu şükretmezler.                                              

244.Allah yolunda savaşın ve bilin ki şüphesiz Allah Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/bilendir.                                                           

245.Kim Allah’a karz-ı hasen/güzel bir borç verirse, fe yüdâıfehû lehû ad’âfen kesîrah/kat kat fazlasını ona verir! Allah hem daraltır hem genişletir, O’na döndürüleceksiniz.

(NOT: Allah’a karz-hasen/güzel bir borç verene karşılığını kat kat fazlasını vereceğini, mallarını Allah yolunda infâk edenlere 1’e 700 gibi katlayarak vereceğini ifade ederek; karz-ı haseni, infâkı ve sadaka vermeyi teşvik etmektedir (2.245,261,271). Kat kat artırılmış o ribâyı yemeyin! âyetleriyle de ribâ yemeyi yasaklamaktadır (3.130 ve 2.275-280). Yani; siz ribâ yemeyi terk edin. Kazancınızı artıracak olan: Karz-ı hasen yapmak, infâk ve sadaka vermektir! buyurmaktadır. Özet olarak: Yasak/haram olan ribâ yemektir. Helâl ve hayrınıza olan: karz-ı hasen yapmak, infâk etmek ve sadaka vermektir! Yüce Allah; karz-ı hasen/güzel bir borç vermeyi tavsiye ettiği halde, ilahiyatçıların ve DİB’nın bu konu hakkında topluma neden yeterince bilgi vermediğini anlamak mümkün değildir. H.S.)                                                                 

246.Musa’dan sonraki dönemde İsrailoğulları’nın melelerini/ileri gelenlerini görmedin mi? Nebî’lerine: Bize bir melik/komutan tayin et de Allah yolunda savaşalım! dediler. O: Ya size savaş yazılır/farz kılınır da savaşmazsanız? dedi. Onlar: Yurdumuzdan sürülmüş ve çocuklarımızdan ayrı düşmüşken Allah yolunda neden savaşmayalım ki? dediler. Fakat savaş üzerlerine yazılınca/farz kılınınca, içlerinden çok azı hariç hepsi yüz çevirdiler. Allah, o zalimleri çok iyi bilir.

 247.Nebî’leri onlara: Şüphesiz ki Allah size melik/komutan olarak Tâlût’u gönderdi! dedi. Onlar: O bize nasıl melik/komutan olabilir? Meliklik/ komutanlık ondan çok bizim hakkımızdır, onun fazla bir mal varlığı da yok! dediler. Nebileri: Muhakkak ki Allah, onu üzerinize seçti. Ona geniş bir ilim ve üstün bir güç verdi. Allah, mülkünde (melikliği/komutanlığı) dilediğine verir. Allah Vâsiun/her şeyi kuşatandır, Alîm’dir/bilendir.       

248.Ve Nebî’leri onlara dedi ki: Tâlût’a meliklik/komutanlık verildiğinin âyeti/delili; o Tâbût’un/Ahid Sandığı’nın size gelmesidir. Onu melekler taşıyacaktır, Rabbinizin bahşettiği bir sükûnet ve içinde Musâ ve Harun ailesinden hatıralar vardır. Eğer mü’min iseniz, şüphesiz bunda sizin için bir âyet/delil vardır!                          

249.Tâlût ordusuyla yola çıkınca: Allah sizi bir nehirle imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. İçmeyenler veya sadece bir avuç içenler bendendir! dedi. Çok azı müstesna hepsi o sudan içtiler. Tâlût ve yanındaki iman edenler nehri geçince: Bugün bizim Câlût/Golyat ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok! dediler. Buna karşılık, Allah’a kavuşacaklarına inananlar ise: Sayıca az nice birlikler Allah’ın izniyle, sayıca çok birliklere karşı galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir! dediler.

250.Câlût/Golyat ve ordusuyla karşılaştıkları zaman, (Talut’un askerleri): Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır, ayaklarımızı sabit kıl, kâfir kavme karşı bize yardım et! diye dua ettiler.                               

251.Allah’ın izniyle onları yendiler. Dâvûd; Câlût’u/Golyat’ı öldürdü. Allah; Dâvûd’a (a.s.) mülk/hükümranlık ve hikmeti/doğru hüküm vermeyi ve  dilediği ilimlerden öğretti. Eğer Allah insanların bir kısmını diğerleriyle savmasaydı yeryüzü fesada uğrardı. Lâkin Allah bütün âlemlere karşı çok lütufkârdır. 

(NOT: Dâvûd a.s.; Süleyman’ın (a.s.) babasıdır. H.S.) 

252.İşte bunlar Allah’ın âyetleridir. Onları sana hak/hakikat olarak okuyup/anlatıyoruz. Muhakkak ki sen gönderilenlerdensin/ Rasûllerdensin.

253.İşte o Rasûl’ler ki onların bazısına diğer bazısından daha fazla lütufda bulunduk. Allah onların bazısıyla konuştu, bazılarının derecelerini yükseltti. Meryem oğlu İsa’ya da beyyinâti/apaçık deliller verdi ve onu Ruh’ul Kudüs ile destekledi. Eğer Allah dileseydi, onlardan sonra gelen ümmetler kendilerine beyyinâtü/apaçık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı/öldürmezlerdi. Fakat onlar ayrılığa düştüler, içlerinden bazısı iman etti, bazısı da inkâr etti. Evet, eğer Allah dileseydi onlar birbirleriyle savaşmazlardı (Ancak, Allah tercihi onlara bıraktı). Lâkin Allah neyi dilerse onu yapar.

254.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Alışverişin, velinin/ destekçinin ve şefaatin/aracının olmadığı gün/Mahşer Günü gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan infâk edin/hayra harcayın. Kâfirler zalimlerin tâ kendileridir.

255.Allah, O’ndan başka ilâh yoktur. Hayy’dir/diridir, Kayyûm’dur/ yönetendir. O’nu ne gaflet basar ne de uyku tutar. Göklerde ve yerde olan her şey O’nundur. O’nun izni olmadan huzurunda kim şefaat/ aracılık edebilir? Onların önlerinde/açıkta olanı da arkalarında/gizli olanı da O bilir. O dilemedikçe onlar O’nun ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun hakimiyeti, gökleri ve yeri kuşatmıştır. Bunları gözetip korumak O’na zor gelmez. O, Aliyy’dir/ yücedir, Azıym’dir/ azametlidir.

(NOT: Bu âyet, Âyet-el Kürsi diye bilinmektedir. Şefaat Tefsirinde geniş bilgi verilmiştir. H.S.)

256.Lâ ikrâhe fiddîni/dinde zorlama/baskı yoktur; doğrular yanlışlardan tamamen ayrılmıştır. Kim tâgûtu/sapkınları reddederek Allah’a iman ederse, kopması imkânsız en sağlam bir kulpa tutunmuş olur. Allah, Semî’dir/işitendir, Alîm/bilendir.

257.Allah, iman edenlerin velisidir/yardımcısıdır; onları karanlıklardan nûra/aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velisi/destekçisi ise tağuttur/sapkınlardır ve onları nûrdan/aydınlıktan çıkarıp karanlıklara sokar. İşte onlar cehennem ehlidirler, orada ebedî kalacaklardır.

(NOT: Veli/evliya sözcüklerine; koruyucu, yardımcı, destekleyici, taraftar gibi anlamların verilmesi uygundur. Zira, Kur’an yakın dost olarak halil sözcüğünü kullanmaktadır. Bak. 4.125)

258.Allah kendisine mülk/yetki verdiği için İbrahim’le Rabbi hakkında tartışan kişiye baksana? İbrahim: Rabbim hayat veren ve öldürendir! dediğinde o (Nemrut): Ben de yaşatır ve öldürürüm! dedi. İbrahim: Allah güneşi doğudan getiriyor, sen batıdan getirsene! deyince, o kâfir kişi (Nemrut) şaşırıp kaldı. Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez.

259.Veya şu kişi gibisini (düşünsene)! Binaları çökmüş ve harabeye dönmüş bir kente uğramış ve: Allah bu kenti ölümünden sonra nasıl diriltecek? demişti. Allah onu öldürdü ve yüz yıl sonra diriltip: Ne kadar kaldın? dedi. O da: Bir gün, ya da bir günden az kaldım! dedi. Allah: Hayır! Yüz yıl kaldın! dedi. Buna rağmen, yiyeceğine ve içeceğine bak hala bozulmamış. Eşeğine de bak! Seni insanlara âyet/delil olman için böyle yaptık. Şimdi de (eşeğin) kemiklerine bak, onları nasıl yerine dizip sonra etle kaplıyoruz! Ona gerçek açıkça belli olunca: Anladım ki, Allah her şeye Kadîr’dir/güç yetirendir! dedi.

260.Hani İbrahim: Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster! demişti. (Rabbi): Yoksa inanmadın mı? dedi. O da: İnandım, lâkin kalbimin mutmain olması için! dedi. (Rabbi): Kuşlardan dört tane yakala ve onları kendine iyice alıştır, sonra her dağın üstüne/tepesine onlardan bir parça koy. Sonra onları kendine çağır, koşarak/uçarak sana gelecekler! dedi. Bil ki şüphesiz Allah, Azîz’dir/kudretlidir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir. 

261.Mallarını Allah yolunda infâk edenlerin/hayra harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başağında yüz dane bulunan bir tohuma benzer. Allah, dilediğine kat kat verir. Allah Vasî’dir/imkânları geniştir, Alîm’dir/bilendir.

(NOT: Ribâ Tefsirinde geniş bilgi verilmiştir. H.S.)

262.Mallarını Allah yolunda infâk eden/hayra harcayan, sonra başa kakmayarak gönül kırmayanların Rableri katında mükafâtları vardır. Onlar, korkmayacaklar ve üzülmeyeceklerdir.

263.Mâ’rufa uygun/güzel bir söz söylemek ve kusurları affetmek, sonrasında incitme yapılan bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah Ganî’dir/zengindir, Halîm’dir/hoşgörülüdür.

264.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Allah’a ve Âhiret Günü’ne inanmadığı halde, insanlara gösteriş olsun diye malını infâk eden/hayra harcayan kimse gibi; sadakalarınızı başa kakıp, gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Bu kimsenin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve şiddetli bir yağmurun çırılçıplak/topraksız bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. İşte böyle kimseler/gösteriş için yaptıkları harcamalardan hiçbir sevap elde edemezler. Allah o kâfir kavmi doğru yola iletmez.

265.Allah’ın rızasını kazanmak ve kendilerini geliştirmek için mallarını infâk edenlerin/hayra harcayanların durumu bir tepedeki bahçeye benzer. Yağmur bol yağınca iki kat ürün verir, bol yağmasa çisenti bile yeter. Allah yaptıklarınızı görür.

266.Sizden birisi: İçinden derelerin aktığı; hurma ve üzümlerle dolu bahçesinde her çeşit ürünlerin bulunduğu; kendisinin yaşlandığı ve çocukları da bakıma muhtaçken; ateşli bir kasırganın gelip bahçeyi yakıp kavurmasını ister mi? Allah, âyetlerini size işte böyle açıklıyor. Umulur ki düşünürsünüz.

267.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Kazandıklarınızdan ve yerden size rızık olarak bitirdiğimiz şeylerin tayyip/temiz olanlarından infâk edin/hayra harcayın! Size verildiğinde almayı istemeyeceğiniz kötü şeyleri infak etmeyin/hayra harcamayın! Bilin ki Allah Ganî’dir/zengindir, Hamîd’dir/övülmeye lâyık olandır.

268.O şeytan sizi fakirlikle korkutup fahşâya/çirkin şeylere yönlendirir. Allah ise size mağfiret/bağışlanma ve bol lütuf vaat ediyor. Allah Vasî’dir/ zengindir, Alîm’dir/bilendir.

269.O hikmeti (doğru hüküm verme yeteneğini) dilediğine (hak edene) verir. Kime hikmet verilmişse ona çok büyük bir hayır verilmiş demektir. Bunu ancak ulü’l-elbâb/aklı selim ve sağduyu sahipleri anlar.

270.Nafaka olarak her infâkı/hayra harcamayı ve adadığınız her adağı, muhakkak ki Allah bilir. Zâlimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.

271.Sadakaları/yardımlarıl açıktan vermeniz güzeldir! Eğer, fakirlere verirken onu gizlerseniz bu sizin için daha hayırlıdır ve günâhlarınıza keffaret/bağışlanma olur. Allah yaptıklarınızdan Habîr’dir/haberdardır.

272.Onları hidayete erdirmek senin görevin değildir. Lâkin Allah dileyeni/ tercih edeni doğru yola iletir. Sadece Allah’ın rızasını kazanmak için yapacağınız her infâk/hayra harcama kendiniz içindir. İnfâkınızın/hayra harcamalarınızın karşılığı tam olarak size verilir ve size haksızlık da yapılmaz.

273.İnfâkınızı/hayra harcamalarınızı, özellikle bütün zamanını Allah yolunda hizmete adayan ihtiyaç sahiplerine yapın. Onlar yeryüzünde (ticaret için) dolaşamazlar. Onurlu oldukları için de bilmeyenler onları zengin sanır. Sen onları yüzlerinden tanırsın. Onlar yüzsüzlük ederek kimseden bir şey istemezler. Şüphesiz ki Allah, hayır olarak yaptığınız her infâkınızı/hayra harcamanızı bilir.

274.Gece gündüz, gizli açık mallarını infâk edenlerin/hayra harcayanların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklar.

275.Ellezîne ye’külûn er ribâ/o ribâyı yiyen kimseler şeytanın çarptığı kimseler gibi kalkarlar. Bu, onların alışveriş de mislür ribâ/o ribâ gibidir! demelerindendir. Oysa Allah alışverişi helâl ve harram er ribâ/o ribâyı haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (ribâdan) vaz geçerse, geçmişte aldıkları onundur ve hükmü Allah’a kalmıştır. Kim de tekrar (ribâya) dönerse işte onlar ateş ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır.

276.Yemhakullâhü er ribâ/Allah o ribânın kazancını mahveder, sadakaları ise bereketlendirir/artırır. Allah, günâhta ısrar eden kâfirleri sevmez.

277.Şüphesiz; iman edip salih amel işleyenler ve ekâmüs salâte/o  namazı dosdoğru kılan ve zekâtı veren kimseler; işte onlar mükâfatlarını Rablerinden alacaklar ve onlara herhangi bir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

278.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Allah’a karşı takvâlı olun. Eğer mü’minseniz ve zerû mâ bekıye min er ribâ/kalan o ribâ alacağınızdan vazgeçin/bırakın.

279.Eğer (kalan ribâdan) vazgeçmezseniz/bırakmazsanız, Allah ve Rasûlü’nün size savaş açacağını bilin. Eğer tevbe ederseniz ruûsü emvâliküm/sermayeniz sizindir: Ne zâlim/zulmeden olursunuz, ne de mazlûm/zulme uğrayan olursunuz.

280.Eğer borçlu sıkıntıdaysa, eli genişleyinceye kadar ona mühlet verin. Alacağınızı tasadduk etmeniz/bağışlamanız eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır. 

(NOT: 278nci âyette:Kalan o ribâ alacağınızdan vazgeçin/bırakın denilmekte, 279ncu âyette de:Eğer tevbe ederseniz sermayeniz sizindir denilmektedir. 280nci âyette ise:Eğer borçlu sıkıntıdaysa ona mühlet verin. Alacağınızı tasadduk etmeniz/bağışlamanız eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır buyurulmaktadır. Ribâ Tefsirinde geniş bilgi verilmiştir. H.S.)

281.Allah’ın huzuruna döndürüleceğiniz o gün/Mahşer Günü için takvâlı olun. O gün, herkese kazandığının karşılığı tam olarak verilecek ve hiç kimseye haksızlık yapılmayacaktır.

282.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler, belli bir vadeyle/süreyle birbirinize borç verdiğiniz zaman onu yazın. Aranızdan yazan kâtip onu âdaletle yazsın. Yazan kâtip, Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin. Borçlu olan da borcunu yazdırsın, Rabbi olan Allah’a karşı takvâlı olsun ve eksik yazdırmasın. Eğer borçlu, aklı yetmez veya küçük, veya kendisi yazdıramayacak durumdaysa, o takdirde onun velisi âdil olarak yazdırsın. Aranızdaki iki erkeği de şahit tutun. Eğer iki erkek yoksa; razı olacağınız bir erkek ile biri yanılırsa/şaşırırsa diğerinin ona hatırlatması için iki kadın şahit (olsun)! Şahitler çağrıldıkları zaman (şahitlikten) kaçınmasınlar! Küçük veya büyük olduğuna bakmaksızın vâdesiyle birlikte yazmaya üşenmeyin. Allah katında böylesi daha âdil, şahitlik için daha sağlam, şüphe etmemeniz için daha uygundur. Ancak, aranızdaki ticareti peşin yapıyorsanız onu yazmamanızda size bir vebal yoktur. Alışverişinizi şahit huzurunda yapın. Ancak bundan kâtip de şahitler de zarar görmesin, eğer onlara bir zarar verirseniz bu durum sizin yoldan çıkmanız olur. Allah’a karşı takvâlı olun, bunu size Allah öğretiyor. Allah her şeyi Alîm’dir/bilendir.

(NOT: Bu âyet, Kur’an’ın en uzun âyetidir ve Mushaf’da tam bir sayfadır. Kur’an’ın en uzun sûresi ise Bakara sûresidir ve 286 âyettir. H.S.)

283.Eğer seferi/yolcu iseniz ve yazacak bir kâtip de bulamazsanız, alınan rehinler de yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen kimse Rabbi olan Allah’a karşı takvâlı olsun ve emaneti yerine getirsin. Şahit olanlar şahitliği gizlemesin, kim onu gizlerse muhakkak ki onun kalbi günahkârdır. Allah yaptıklarınızı Alîm’dir/bilir.

284.Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah ondan sizi hesaba çeker. Dileyeni/hak edeni bağışlar, dileyene/müstehak olana da azap eder. Allah her şeye Kadîr’dir/gücü yetendir.

285.Âmenerrasûlü/Bu Rasûl Rabbinden kendine indirilenlere iman etti, mü’minler de. Hepsi; Allah’a, Meleklerine, Kitaplarına ve Rasûllerine iman ettiler. Rasûllerinin arasında ayırım yapmayız, işittik ve itaat ettik, bağışlamanı dileriz ey Rabbimiz! Dönüşümüz Sana’dır! dediler.

286.Allah hiç kimseye gücünü aşan mükellefiyet yüklemez. Herkesin yaptığı iyilik lehine ve kötülük aleyhinedir. Rabbimiz! Unutur veya hata edersek bizi sorumlu tutma! Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi ısrî/ağır yükü bize yükleme! Rabbimiz! Bize gücümüzün üstünde bir sorumluluk yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize merhamet et! Sen bizim Mevlâmızsın! Kâfir kavimlere karşı bize yardım et!

(NOT: Mevlâ kelimesi Arapça’daki çok anlamlı kelimelerden birisidir: Mâlik-Nimet veren-Himaye eden-Koruyan-Gözeten-Yardım eden-Sahip-Yöneten-Efendi-Güvenilen…gibi anlamları vardır. ‘Mevlâ’ kelimesini,  geçtiği her yerde ‘Sahip’ olarak tercüme etmek doğru bir tercüme değildir. Ayrıca, Celâleddîn Rûmî adlı kişiye veya başka bir kişiye Mevlânâ denilmesi asla doğru değildir, zira bizim Mevlâ’mız sadece Allah’tır! Mevlâ kelimesinin Kur’an’da geçtiği âyetler şunlardır, lütfen okuyun: 2.286*3.150*6.62*8.40*9.51*10.30*22.78*66.2,4                                  

Bakara sûresinin 285-286ncı âyetleri yani son iki âyeti Âmenerrasûlü olarak bilinmektedir. H.S.)

(Harun Sorkun-Gözden Geçirme: Temmuz 2023)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

X