24 Eylül 2021 Cuma
MENÜ
SON YAZILAR

BAKARA SÛRESİ

2/94 BAKARA SÛRESİ

(Medine döneminde nazil olmuştur, Kur’an’ın en uzun sûresidir ve 286 âyettir. Adını, 67nci-73ncü âyetlerde İsrailoğulları’na kesmeleri emredilen inek-buzağı anlamındaki “bekarah” kelimesinden aldığı için Bakara adını almıştır. Mushafda 2nci, inişte 94ncü sıradadır.)

E’ûzu bi’llâhi min’eş-şeytâni’r-racîm/kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.

Bismillahirrahmanirrahim/Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

1.Elif, Lâm, Mîm.(Kur’an sûrelerinden bazılarının başında “hurûf-u mukattaa” denilen birtakım harfler vardır. Bunların tek tek okunacağı ifade edildiği halde,  anlamları konusunda kesin bir bilgiye ulaşılamadığı beyan edilmektedir!)

2-5.Kendisinde hiç şüphe/çelişki olmayan bu Kitap müttâkiler/takvâ sahipleri için bir hidâyet/doğru yol rehberidir. Onlar gayba inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infâk ederler/hayra harcarlar. Sana indirilene ve senden önce indirilenlere de iman ederler, âhirete de kesinlikle inanırlar. İşte onlar, Rablerinden gelen bir hidâyet/doğru yol üzeredirler ve kurtuluşa erenler de onlardır. (2.2-5,21,183*24.34)

(Müttâkiler yani takvâ sahipleri; “Allah’tan korkup sakınanlar, Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olanlar” şeklinde de ifade ed41”ilmektedir. Bakara sûresinin 2-5nci âyetleri müttâkiler hakkında, 6-7nci âyetleri kâfirler hakkında ve 8-20nci âyetleri ise münâfıklar hakkındadır. Gayba inanmak: insanın bilgisi dışında kalan ve duyularla anlaşılması mümkün olmayan ve idraki aşan hakikatlere inanmaktır. Yani, Kur’an’da yazılanlara tam mânasıyla inanıp teslim olmaktır.)  

6-10.Gerçek şu ki, kâfir olanları uyarsan da uyarmasan da onlar için aynıdır/birdir, onlar iman etmezler. Bu nedenle, Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş, gözlerine de perde inmiştir. Onlar için büyük bir azap vardır. İnsanlardan öyleleri de vardır ki, inanmadıkları halde “Allah’a ve Âhiret Günü’ne inandık” diyerek Allah’ı ve müminleri aldatmaya çalışırlar; halbuki onlar yalnızca kendilerini aldatırlar fakat bunun farkında bile değillerdir. Onların kalplerinde hastalık vardır, Allah da onların hastalığını artırmıştır ve yalanlamakta ısrarları sebebiyle onları can yakıcı bir azap beklemektedir. (2.6-10,88*4.155*7.100-101*9.87,93*10.74*16.108*30.59*40.35*47.16*63.3)

11-12.Onlara: "Yeryüzünde fesat çıkarmayın/bozgunculuk yapmayın" denildiğinde, "Biz sadece ıslah edicileriz" diye cevap verirler. Dikkat edin; asıl fesat çıkaranlar/bozgunculuk yapanlar onlardır ama bunun bile farkında değildirler.

13.Onlara: "İman eden insanlar gibi siz de iman edin" dendiği zaman, "O beyinsizlerin iman ettiği gibi biz iman etmeyiz!" derler. İyi bilin ki, asıl beyinsizler kendileridir ama bunu (bile) bilmezler.

14.Onlar, iman edenlerle karşılaştıklarında "Biz de iman ettik!" derler. Şeytanları (münâfıklar-müşrikler) ile baş başa kaldıklarında ise "Aslında biz sizin yanınızdayız, onlarla sadece alay ediyoruz" derler. (2.14,76*3.119)

15.Alay etmelerinin cezasını Allah onlara verecektir. Şimdilik onlara süre tanımakta ve onlar da azgınlıkları içinde bocalayıp durmaktadırlar,

16.Onlar, hidâyeti/doğru yolu bırakıp, dalâleti/sapıklığı satın aldılar, onların bu ticaretleri kazanç getirmedi, onlar doğru yolu da bulamadılar. (2.16,175)

17.Onların durumu, meşale yakmak isteyen bir kimsenin durumuna benzer. Meşale etraflarını aydınlatınca, Allah onların (gözlerinin) nurunu giderir ve onları karanlıkta bırakır ve artık göremezler.

18.Onlar, gerçeğe karşı sağır, dilsiz ve kör kesilirler, (bu yüzden) yanlıştan dönemezler. (2.18,171*6.39*11.24)

19.(Onlar) Zifiri karanlıklar içerisinde gök gürültüsü ve şimşek çaktığı bir yerde, bardaktan boşanırcasına yağan yağmura tutulmuş kimseye de benzerler. Onlar şiddetli gürültüden ölecekleri korkusuyla parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Allah kâfirleri çepeçevre kuşatandır.

20.Şimşek neredeyse gözlerini kör eder. Önlerini her aydınlattığında o esnada yol alırlar, üzerlerine karanlık çöktüğünde de çakılıp kalırlar. Allah dileseydi, işitmelerini ve görmelerini büsbütün yok ederdi. Allah, her şeye gücü yetendir. 

21.Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin, umulur ki takvâya erersiniz. (2.2,21)

22.O, yeryüzünü sizin için bir döşek, göğü de bir bina yapmıştır. Gökten su indirip onunla size rızık olarak meyveler çıkarmıştır. Öyleyse, bütün bunları bile bile Allah'a şirk/ortak koşmayın.

23.Kulumuza/Muhammed'e indirdiğimizden reybde (şüphede-tereddütte-zanda) iseniz onun dengi bir sûre getirin! Eğer sözünüze sadıksanız Allah’ın dışındaki şahitlerinizi de yardıma çağırın.

24.Ama eğer bunu yapamazsanız-ki asla yapamayacaksınız-o halde, yakıtı insanlar ve taşlar olan ve kâfirler için hazırlanan ateşten sakının!

25.İman edip salih amel işleyenleri içinden ırmaklar akan cennetlerle müjdele! Kendilerine oranın nimetlerinden ikram edildiği her seferinde, "Bunlar bize daha önce de verilmişti" derler. Çünkü onlara verilenler dünyadaki nimetlerin benzeridir. Onlar için orada tertemiz eşler de vardır ve orada ebedî/ölümsüz olarak kalacaklardır. (2.25,62,111-112,135*3.15*4.57,122-125*5.69*16.97*18.2*20.75,112)

26.Muhakkak ki Allah bir sivrisineği ve ondan daha küçük olanı örnek vermekten çekinmez. İman edenler bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. Kâfirler ise: "Allah böyle bir örnekle neyi anlatmak istedi?" derler. Allah, bu yolla birçoğunu saptırır, birçoğunu da doğru yola yöneltir. Ancak O, fâsıklardan/yoldan çıkmış olanlardan başkasını saptırmaz. (2.26-27*16.93)

27.Allah'a söz verdikten sonra ahdini bozanlar, Allah'ın emrettiği bağları kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, hüsrana uğrayanlar işte bunlardır. (2.26-27*16.93)

28.Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Cansızken size hayatı O verdi. Sonra öldürecek, sonra sizi diriltecek en sonunda O’na döndürüleceksiniz. 

29.O, yeryüzünde bulunanları sizin için yarattı. Sonra göğe yönelip onları yedi gök olarak düzenledi. O, Alîm’dir/her şeyi bilendir.(2.29*23.86*41.12*65.12*67.3*71.15)

30.Hani Rabbin meleklere: "Ben yeryüzünde bir halife/sorumlu vekil atayacağım" dediğinde, onlar da “orada bozgunculuk yapmakta ve kan dökmekte olanı mı atayacaksın? Halbuki biz Sen’i hamd ile/överek tesbih ediyor/yüceltiyor ve Sen’i takdis ediyoruz/kutsuyoruz” dediklerinde Allah onlara, “Ben sizin bilmediklerinizi bilirim” dedi.

31.Adem'e tüm isimleri/isim koymayı öğretti sonra meleklere: "Eğer doğru söylüyorsanız şunların isimlerini Bana söyleyin!" dedi.

32.Melekler: "Sen yücesin. Senin öğrettiklerinden başka bizim bir ilmimiz/bilgimiz yoktur. Şüphesiz  Sen Alîm’sin/her şeyi bilensin,Hakîm’sin/doğru hüküm verensin!" dediler.

33.Allah, "Ey Adem! Onların isimlerini onlara (meleklere) bildir!" dedi. Adem isimleri bildirince: "Size, Ben göklerin ve yerin gaybını/algılayamadıklarınızı bilirim, sizin açıkladıklarınızı da, içinizde gizlediklerinizi de bilirim" dememiş miydim?

34.O zaman meleklere: “Âdem’e secde edin!” dediğimizde hepsi secde ettiler ama İblis öyle yapmadı, büyüklenerek direndi ve kâfirlerden oldu.(2.34*7.11-12*12.4,100*13.15*15.28-35*16.48-49*17.61-62,107*18.50*20.116*22.18*25.60,64*27.24-25*38.72-78*41.37-38*53.62*76.26) 

35.Dedik ki: "Ey Âdem! Eşinle birlikte şu cennete/bahçeye yerleşin, dilediğiniz nimetlerden bolca yiyin, yalnız şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz!" (2.35-36*7.19-22*20.117-121)

36.Fakat şeytan, (o ağaç yüzünden) onların ayaklarını kaydırarak sahip oldukları konumdan çıkmalarına sebep oldu. Ve Biz: "Birbirinize düşman olarak oradan inin. Sizin için yeryüzünde geçici bir hayat alanı ve geçimlik olacak" dedik. (2.36*6.112*7.13,22-25)

37.Bu sırada Âdem, Rabbinden bazı kelimeler öğrendi ve tevbe etti. Rabbi de onun tevbesini kabul etti. Çünkü Allah, Tevvâb’dır/tevbeleri kabul eder ve Rahîm’dir/rahmeti geniştir. (2.37*7.23)

38.Onlara: "Oradan hepiniz inin! Ben’den size bir hidayet/rehber gelirde kim ona uyarsa onlara hiçbir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir" dedik. (2.38*7.24*20.123)

39.İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemliktir ve orada ebedî kalacaklardır.(2.39,81,161-162,257,275*3.85-86,116*4.14,56,93,168-169*5.36,80*7.36*9.17,68*10.27,52*11.8,106-107*13.5*16.28-29*20.100-101*21.98-99*23.103*25.68-69*32.14*33.64-65*37.8-9* 39.71-72*40.73-76* 41.27-28*43.74*47.15*58.16-17*59.16-17*64.10*72.23* 74.10-29*78.21-23*82.14-16*98.6)

40.Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi hatırlayın, Bana verdiğiniz söze uyun ki Ben de size vaad ettiklerimi tamamlayayım. Yalnız Ben’den çekinin! (2.40,135*3.81-84*7.157)

41.Elinizdekini (Tevrat'ın aslını) tasdik eden vahye (Kur'an'a) iman edin! Onu ilk inkâr eden siz olmayın. Âyetlerimi az bir bedel/çıkar karşılığında satmayın. Ve yalnız Ben’den sakının. (2.41*3.81)

42.Hakkı bâtıl ile karıştırmayın ve bile bile hakkı gizlemeyin. (2.42*3.71)

43.Ve ekıymus salâte/namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte siz de rükû edin. (2.43*6.72*9.60*98.5) (Âyet, Ehl-i Kitab'ın da bizim gibi namaz ve zekâtla yükümlü olduklarını göstermektedir. Ayrıca başka âyetlerde diğer bütün ümmetlerin de aynı şekilde yükümlü oldukları görülmektedir.)

44.Siz, insanlara birr’i/iyiliği öğütleyip kendinizi unutuyor musunuz? Hem de ilahî Kitabı (Tevrat’ı) da okumaktasınız. Siz hiç aklınızı kullanmaz mısınız?

45.Sabırla/göğüs gererek ves salâh/salâtla/destekle Allah'tan yardım isteyin. Şüphesiz bu, Allah’a huşû duyanlardan başkasına ağır gelir. (1.5*2.45,153*5.12)

46.Onlar (huşû duyanlar) Rablerine kavuşacaklarını ve sonunda O’nun huzuruna çıkacaklarını bilirler.

47.Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere/çağdaş kavimlere üstün kıldığımı hatırlayın. (2.47,122*3.139*44.32*45.16)

48.Hiçbir kimsenin bir başkası adına ödeme yapamayacağı, hiç kimseden şefaatın/aracılığın kabul edilmeyeceği, hiç kimseden fidye alınmayacağı ve hiç kimseye yardım edilmeyeceği bir günden (Mahşer Günü’nden) kendinizi koruyun. (2.48,123*3.91*5.36*6.70*13.18)

49.Sizi Firavun hanedanın zulmünden kurtarmıştık. Onlar size en kötü işkenceleri yapıyor, erkek çocuklarınızı öldürüp, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda, Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı.  (2.49*7.127,141*14.6*28.4*40.25)

50.Bir gün, denizi yarıp sizi kurtarmış ve Firavun hanedanını da gözlerinizin önünde (suda) boğmuştuk.

51.Musa ile kırk gece için sözleştiğimizde onun ardından buzağıyı ilâh edinerek zâlimlerden olmuştunuz. (2.51,92*4.153*7.142,148)

52.Buna rağmen, belki şükredersiniz diye sizi bir kez daha affetmiştik.

53.Doğru yolu bulmanız için de Musa'ya Kitabı ve furkânı/hakkı bâtıldan ayırma yeteneğini vermiştik. (2.53,185*3.4*8.41*21.48*25.1)

54.Musa kavmine demişti ki: "Ey kavmim! Şüphesiz ki siz, buzağıyı ilah edinmekle kendinize zulmettiniz, yaratıcınıza tevbe edin ve nefislerinizi (buzağı sevgisini) öldürün. Bu yaratıcınız katında, sizin için daha hayırlıdır. O sizin tevbenizi kabul eder. Çünkü O, Tevvâb’dır/tevbeleri çok kabul edendir, Rahîm’dir/rahmeti sonsuzdur.”

55.Bir zaman da: "Ey Musa! Allah'ı açıkça görünceye kadar sana inanmayız" demiştiniz de bakınırken sizi yıldırım çarpmıştı.(2.55,93,108,118*4.153)

56.Sonra şükredesiniz diye, ölümünüzün ardından sizi diriltmiştik.

57.Çölde bulutları üzerinize gölgelik yaptık, kudret helvası ve bıldırcın eti ikram ettik ve "İhsan ettiğimiz bu güzel rızıklardan yiyin" dedik. Fakat onlar (nankörlük ederek), Bize değil kendilerine zulmettiler.(2.57*3.117*4.160*6.146*7.160*8.51*9.70*10.44*11.101*16.33,118*18.49*20.80-81*29.40*30.9*43.76)

58.Bir zamanlar da şöyle demiştik: "Şu şehre girin, dilediğiniz ürünlerden bol bol yiyin. Ama (şehrin kapısından) tevazu içinde girin ve hıtta/bizi affet deyin! Böylece Biz de sizin hatalarınızı affedelim. Güzel davrananlara nimetlerimizi artıralım." (2.58*5.21)

59.Ne var ki zalimler, kendilerinden istenen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de yoldan çıkmaları sebebiyle zalimlerin üzerine gökten bir belâ/azap indirdik. (2.59*7.162)

60.Bir zaman Musa kavmi için su istemişti, Biz de ona: “fe kulnadrib biasâk el hacer/asanla şu taşa vur!" demiştik. Hemen ondan on iki pınar fışkırmıştı ve her kabile suyu içeceği pınarı/yeri bilmişti. "Allah'ın rızkından yiyin için, fakat yeryüzünde bozgunculuk yapmayın"dedik. (2.60*7.160)

61.Bir zaman yine kavmi "Ey Musa! Biz tek çeşit yiyecekle yetinemeyiz. Rabbine dua et de bize toprağın ürünlerinden; sebze, kabak, sarımsak, mercimek, soğan gibi ürünler bitirsin" demişti. O da: "Daha iyi olanı, daha düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? İnin şehre, istedikleriniz orada var" demişti. Başlarına zillet ve miskinlik çökmüş, Allah'ın gazabına uğramışlardı. Çünkü, Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere Nebi’leri öldürüyorlardı. Bütün bunlar, isyana dalmalarının ve haddi aşmalarının sonucudur.(2.61,87,90*3.21,112,181,183-184*4.155-156*5.70)

62.Şüphesiz iman edenler ile Yahudilerden, Hıristiyanlardan veSâbiîler'den kim Allah’a ve âhiret gününe iman ederek sâlih amel işlerse, onların Rabb’leri katında ecirleri vardır. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır. (2.25,62,111-112,135-138*3.95*4.57,122

125*5.69*6.161*16.97,123* 17.9*18.2*20.75,112)

63.Bir gün Tûr-ı (Sina’yı) üstünüze kaldırmış ve sizden mîsâk/kesin söz almıştık: "Size verdiğimize (vahye) sımsıkı sarılın ki korunabilesiniz!" demiştik.

64.Ondan sonra yine yüz çevirmiştiniz. Allah'ın size lütfu ve merhameti olmasaydı hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.

65.İçinizden cumartesi günü (avlanma yasağını) çiğneyenlerin olduğunu biliyorsunuz. Bu yüzden onlara "aşağılık maymunlar olun" demiştik. (2.65*4.47,154*5.60*7.163,166*16.124)

66.Bu cezayı, hem o devirde yaşayanlara hem de gelecek nesillere ibret olsun, müttakilere ise öğüt olsun diye yaptık.

67.(Faili meçhul bir cinayetin işlendiği) bir gün Musa kavmine, "Allah, size bir sığır kesmenizi emrediyor!" dedi. Onlar, "Sen bizimle alay mı ediyorsun?" dediler. O, "Hayır, cahillerden biri olmaktan Allah'a sığınırım”dedi. (2.67,73,179*5.44*12.74-76)

68.Kavmi, "Öyleyse bizim için Rabbine sor, onun nasıl bir sığır olduğunu bize açıklasın!" dedi. Musa, "Allah, o ne yaşlı, ne de körpe, ikisi arasında orta yaşlı bir sığır olacak" diyor. Haydi artık size verilen emri yerine getirin.

69.Bu defa da "Bizim için Rabbine sor, sığırın rengini tam olarak bize açıklasın!" dediler. Musa, "Rabbim; bakanların hoşuna giden, parlak sarı renkli bir sığır olacak" diyor, dedi. 

70.Onlar tekrar, "Bizim için Rabbine bir daha sor, onun nasıl bir sığır olduğunu bize iyice açıklasın! Zira bize göre, o özellikler birçok sığırda var. Allah dilerse biz uygun olanı bulacağız" dediler.

71.Musa, Rabbim diyor ki: "O, çift sürmek ve tarla sulamak için boyunduruğa koşulmamış, kusursuz, alacasız bir sığır olmalı." "Eh işte, şimdi oldu" dediler. Sonunda uygun sığırı bulup kestiler. Fakat, neredeyse emri yerine getirmeyeceklerdi! 

72.Bir gün bir kişiyi öldürüp suçu da birbirinizin üzerine atmıştınız. Oysa Allah, bütün gizlediklerinizi ortaya çıkaracaktır.

73.Bunun üzerine Biz; "Faili meçhul cinayetlerde katilin bulunması için (uygulamakta olduğunuz) yöntemi uygulayın" dedik. Allah (katili ortaya çıkarmak suretiyle) cinayetleri engeller ve akledersiniz diye size öğütler veriyor.(2.67,73,179*5.44*12.74-76)(NOT: İsrailoğulları şeriatında fail-i mechul bir cinayet işlendiğinde katilin bulunması için kasâme yöntemine başvuruyorlardı: Bir sığır kesiyorlar, şüpheli kişiler kesilen sığırın kanıyla ellerini yıkıyor ve ölenin katili olmadığına veya katili bilmediğine dair toplumun huzurunda yemin ediyorlardı. Bu yemini etmekten kaçınan kişinin, öldürülenin katili olduğuna hükmedilirdi. Ayrıca; yemin eden kişinin; telaşı, heyecanı ve davranış bozukluğu da onu ele veriyordu. Tevrat, Tesniye 21.1-9*Menâr, I-351). Ayrıca, Mâide 5.44 ve Yûsuf 12.74-76’da; Yahudilere ait davalarda Tevrat ile hükmedildiğini gösteren diğer delillerdir. (Âyete benzer meal verenler: Eliaçık, Rİ* Elik, H*Esed, M* İslamoğlu, M* Öztürk, M*Şener, AK*Yakıt, İ*Yıldız, M)

74.Bütün bunların ardından kalpleriniz yine katılaştı, taş gibi oldu, hatta daha da katı. Bazı taşlar var ki içinden pınarlar fışkırır. Bazıları var ki yarılır içinden su çıkar. Bazıları da Allah’ın haşmetinden aşağılara yuvarlanır. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

75.Şimdi onların size inanmalarını mi bekliyorsunuz? İçlerinden bir grup, Allah'ın kelamını dinleyip akıllarına da yattıktan sonra onu tahrif ederler.(2.75*4.46*5.13,41)

76.İman edenlerle karşılaştıklarında "Biz de inandık" derler. Birbirleriyle baş başa kaldıklarında ise şöyle derler: "Allah'ın size gösterdiği şeyi ne diye onlara söylüyorsunuz? Rabbinizin katında size karşı delil getirsinler diye mi? Hiç aklınızı kullanmaz mısınız?" (2.14,76*3.119)

77.Allah'ın, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da çok iyi bildiğinin farkında değiller mi? (2.77*3.5*6.3*11.5*14.38*16.19,23*20.7*21.4*24.29*27.25,74*28.69* 36.76*64.4*87.7)

78.Onların bir kısmı ümmîdirler, kendi kuruntuları dışında Tevrat'ı bilmezler, onlar sadece zanda bulunurlar. (2.78*3.20) (Ümmî: Mekke’li olup, Ehli Kitap’tan olmayan ve Tevrat’tan haberi olmayan kimse demektir. Yoksa; okuma-yazma bilmeyen demek değildir.)

79.Kitab’ı (Tevrat’ı) kendi elleriyle yazıp, sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için “Bu Allah katındandır diyenlerin vay hâline!” Onların kendi elleriyle yazdıklarından dolayı vay hâline! Onların kazandıklarından dolayı da vay hâline! (2.79,101,140, 159,174*3.77-78,187*5.15,44*6.91)

80.”Bize azap sayılı günler dışında dokunmayacak" diyorlar. De ki: "Yoksa Allah'tan bir söz mü aldınız! Allah, sözünden asla dönmez. Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyler mi uyduruyorsunuz?" (2.80*3.24)

81.Hayır! Kötülük yapan ve ona batan kişiler cehennem ehlidirler ve orada ebedî olarak kalacaklardır.

82.İman edip sâlih amel işleyenler ise cennet ehlidir ve onlar orada ebedî kalacaklardır.                       

83.Bir gün İsrailoğullarından şöyle misâk/kesin söz almıştık: “Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, ana-babaya, yakın akrabaya, yetimlere ve yoksullara iyilik edin, insanlara güzel söz söyleyin ve ekıymus salâte/namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin!” Ama pek azınız hariç, yüz çevirip sözünüzden dönmüştünüz. Hâlâ da yüz çevirmektesiniz.(1.5*2.45,83*5.12*7.194*20.14*21.73*98.5)

84.”Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız” diye sizden misâkaküm/kesin söz almıştık, siz de bunu kabul ve şahitlik etmiştiniz.

85.Ama sizler öyle kimselersiniz ki; birbirinizi öldürüyor, kavminizden bir kısmını yurtlarından çıkarıyor, onlara karşı yapılan kötülüklere ve düşmanlığa destek veriyorsunuz. Onları yurtlarından çıkarmak size haram olduğu halde, Üsârâ/esirler olarak elinize düştüklerinde de fidye karşılığında serbest bırakıyorsunuz. Yoksa siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir! Âhiret de ise çok şiddetli bir azaba mahkûm olmaktır. Allah, bütün bu yaptıklarınızı bilmektedir. (2.85*4.150-151*47.4)

86.İşte onlar, âhiret karşılığında dünya hayatını satın alan kimselerdir. Onların azapları hafifletilmeyecek ve onlara yardım da edilmeyecektir.(2.86,161-162,217*3.77,86-88*16.85*21.40*32.29*35.36*40.49-50*43.74-75)

87.Andolsun ki Mûsa'ya o Kitabı/Tevrat’ı verdik, sonrasında birbiri ardından Rasüller gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da açık belgeler/ mucizeler verdik, onu Ruhu’l Kudüs/Kutsal Ruh (Cebrail) ile destekledik. Hoşunuza gitmeyen mesajla gelen Rasullere küstahça başkaldırıyor, kimini yalancılıkla itham ediyor, kimini de öldürüyordunuz.(2.61,87,90*3.21,112,181,183-184*4.155-156*5.70*26.193-195*42.52)

88.Onlar, "kulûbünâ ğulf/kalblerimiz kılıflıdır" dediler. Hayır, kâfirlikleri yüzünden Allah onlara lânet etti/dışladı. Onların çok azı iman eder. (2.6-10,88*4.155*7.100-101*9.87,93*10.74*16.108*30.59*40.35*47.16* 63.3)

89.Nihayet, Allah katından yanlarındakini tasdik eden bir Kitap geldi. Daha önce inkâr edenlere karşı yardım isteyip durdukları halde, bekledikleri bu Kitap/Kur'an geldiğinde onu inkâr ettiler. Allah'ın laneti/ dışlaması kâfirlerin üstünedir.

90.Allah’ın dilediği bir kuluna (Muhammed'e) lütfuyla vahiy indirmesini kıskandıkları için Allah'ın indirdiğini (Kur’an’ı) inkâr ettiler ve kendilerini (düşük bir bedele) sattılar. Bu sebeple gazap üstüne gazaba uğradılar. O kâfirlerin hak ettikleri alçaltıcı bir azaptır. (2.87,90*4.155*5.70)

91.Onlara, "Allah'ın indirdiklerine iman edin" denildiğinde "Biz sadece bize indirilene iman ederiz" derler, onun dışındakileri inkâr ederler. Halbuki o (Kur'an), ellerindekini (Tevrat'ın aslını) tasdik eden bir gerçektir. "Madem iman ediyordunuz, daha önceki Allah'ın Nebi’lerini neden öldürüyordunuz?" diye onlara sor.

92.Andolsun ki Musa size apaçık belgelerle/delillerle gelmişti. Onun ardından siz yine buzağıyı ilâh edinmiştiniz. Siz (böyle) zalimlersiniz! (2.51,92*4.153-154*7.142,148,160*20.18,22,77,88*26.32-33,63* 27.10*28.31)

93.Bir gün Tur'u üzerinize kaldırmış ve sizden mîsâk/kesin söz almıştık. "Size verdiğimize sıkı sarılın ve dinleyin!" demiştik. Onlar, "Dinledik ve isyan ettik" demişlerdi. İnkârları yüzünden kalplerine buzağı sevgisi yerleşti. De ki: "Bozuk inancınız size ne kötü şeyler yaptırıyor!” (2.63,93*4.46*7.171)

94.Onlara de ki: "Eğer ahiret yurdu (cennet), Allah katında sadece size aitse ve siz de bu inancınızda samimi iseniz, hemen ölümü isteyin de görelim." (2.94*62.6)

95.Fakat onlar, daha önce işledikleri günâhlar yüzünden hiçbir zaman ölümü isteyemezler. Allah, zalimleri çok iyi bilir. (2.95*62.7)

96.Sen onları (İsrailoğulları’nı) insanların içinde yaşamaya en düşkünü olarak bulursun, hatta müşriklerden daha düşkündürler. Onların her biri bin yıl/yıllarca yaşamayı arzu ederler. Ne kadar uzun yaşasalar da bu onları azaptan kurtaramayacaktır. Allah, onların yaptıklarını görmektedir.

97.De ki: "Kim Cebrail'e düşmanlık ederse, iyi bilsin ki, ellerindeki kitabı tasdik eden, inananlar için bir hidayet ve müjde olan bu vahyi/Kur’an’ı senin (Muhammed a.s.) kalbine Allah'ın izniyle o (Cebrail) indirmiştir.”(2.97*26.194)

98.Kim; Allah’a, Meleklerine, Rasüllerine, Cebrail’e ve Mikail’e düşman olursa bilsin ki Allah da böyle kâfirlerin düşmanıdır. 

99.Andolsun ki, sana apaçık âyetler indirdik. Onları fâsıklardan başkası inkâr etmez.

100.Bunlar ne zaman bir anlaşma yapsalar, içlerinden bir grup onu bozup atmıyor mu? Hatta bunların çoğu iman etmezler.

101.Allah katından kendilerine gelen vahyi tasdik eden bir Rasül geldiğinde; Ehl-i Kitaptan bir grup, Allah'ın Kitabı’nı sanki bilmiyorlarmış gibi (Rasul’e) arkalarını döndüler.(2.79,101,140,159,174*3.78,187*5.15,44*6.91)

102.Onlar, Süleyman'ın mülkü ve saltanatı konusunda şeytan (ruhlu insanların) anlattıkları şeylere uydular. Halbuki Süleyman (büyü yaparak) küfre sapmamıştı. Ancak, insanlara büyüyü öğreten şeytan (ruhlu insanlar) kâfir olmuşlardı. Ve Bâbil'de Hârût ve Mârût adlı iki melike indirileni öğretiyordu. Halbuki o iki melik: "Biz bir imtihan vasıtasıyız, (büyü yaparak) sakın kâfir olmayın!" demeden hiç kimseye bir şey öğretmezlerdi. İnsanlar, bu ikisinden, karı kocanın arasını açacak şeyler öğreniyorlardı. Gerçi onlar Allah'ın izni olmadan kimseye zarar veremezlerdi. Aslında onlar, kendilerine fayda değil, zarar veren şeyleri öğreniyorlardı. Andolsun ki onlar, onu (büyüyü) yapanın ve yaptıranın âhirette hiçbir nasibi olmadığını biliyorlardı. Vicdanlarını sattıkları şey ne kötüdür, keşke bilselerdi!

103.Şayet onlar, iman edip takvâlı olsalardı, Allah'ın onlara vereceği sevap elbette daha hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdi!

104.Ey iman edenler! Rasüle, “râinâ”/bizi güt demeyin, “unzurnâ”/bizi gözet deyin ve onu dinleyin. Kâfirler için elem verici bir azap vardır.(NOT:Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler” Kur’an’da 20 sûrede 89 defa geçmektedir. Bunlar şunlardır:*2.104,153,172,178,183, 208, 254, 264, 267, 278, 282**3.100,102,118, 130, 149, 156, 200*4.19, 29, 43, 59, 71, 94, 135, 136, 144*5.1, 2, 6, 8, 11, 35, 51, 54, 57, 87, 90, 94, 95, 101, 105, 106**8.15, 20, 24, 27, 29, 45*9.23, 28, 34, 38, 119, 123*22.27*24.21, 27, 58**33.9, 41, 49, 53, 56, 69, 70*47.7, 33*49.1, 2, 6, 11, 12*57.28**58.9,11,12*59.18*60.1, 10, 13*61.2, 10,14*62.9*63.9*64.14*66.6, 8*Bk. Okuyan, M.-Kur’an-Meal Tefsir, S.22 dip not.4/Hocaya teşekkürler.)

105.Ehl-i Kitap'tan küfre sapanlar ile müşrikler, Rabbinizden size daha hayırlı bir şeyin indirilmesini istemezler. Halbuki Allah, rahmetini dilediğine verir ve büyük lütuf sahibidir. (2.105-106*6.124*39.65-66*43.31-32)

106.Biz, (önceki ümmetlerle ilgili) bir âyeti nesh edersek/yürürlükten kaldırırsak veya unutturursak; ondan daha hayırlısını veya mislini/aynısını getiririz. Allah, her şeye kadirdir/gücü yetendir.(2.105-106*6.124*39.65-66*43.31-32)

107.Göklerin ve yerin hükümranlığının yalnız Allah'a ait olduğunu ve Allah ile aranıza koyacağınız bir veli/yakın dost ve yardımcınızın daolmadığını bilmiyor musunuz? (2.107*7.3,30*46.4-6)

108.Yoksa size gelen Rasulden, daha önce Musa'dan istenene benzer şeyleri mi istiyorsunuz? Kim; (böyle yaparak) imanı bırakıp küfrü tercih ederse, o doğru yoldan sapmış olur. (2.53,55,108,118*4.153)

109.Ehli Kitap’tan birçoğu; sizin imanınızdan vaz geçerek küfre geri dönmenizi arzu ederler. Bunu, gerçekleri görüp bilmelerine rağmen, nefislerindeki kıskançlıktan dolayı yaparlar. Allah'ın emri gelinceye kadar onları affedin, kendi hallerinde bırakın. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.(2.90,109*24.22*31.15*64.14)

110.Ve ekıymus salâte/namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin! Bu dünyada hayır olarak yaptıklarınızın mükâfatını âhirette Allah katında bulursunuz. Zira Allah, yaptığınız her şeyi görmektedir. (2.110*53.39*73.20*99.7-8) 111.(Ehli Kitap), “Yahudi veya Hıristiyan olanlardan başka hiç kimse cennete giremeyecek” dediler. Bu onların kuruntusudur. De ki: “Eğer doğru söylüyorsanız haydi delilinizi getirin!”(2.62,111-112,135-138*3.15,95*4.57,123-125*5.69*6.79,161* 16.97,123*17.9*18.2*20.75,112)

112.Hayır, öyle değil! Kim muhsin olarak/ihlas ve samimiyetle kendini Allah’a teslim ederse, onlar yaptıklarının mükâfatını Allah katında bulacaklar. Onlara korku yoktur ve onlar mahzun da olmayacaklardır.(2.112*4.153*33.69)

113.Kitab'ı okudukları halde; Yahudiler "Hristiyanların dini bir temeli yoktur", Hristiyanlar da "Yahudilerin dini bir temeli yoktur" derler. Bilgi sahibi olmayanlar da benzer şeyler söylerler. Allah, onların anlaşamadıkları konudaki hükmünü Kıyamet Günü verecektir.(2.113*10.93*16.124*32.25*45.17)

114.Allah’ın mescitlerinde O'nun adının anılmasını engelleyen ve orayı harabeye çevirmeye çalışandan daha zâlim kim olabilir? Onların oralara ancak korkarak girebilmeleri gerekir. Onlar için dünyada rezillik ve ahirette de büyük azap vardır.

115.Doğu da, batı da yalnızca Allah'a aittir. Bu bakımdan nereye dönerseniz dönün, sonuçta O'na/rızasına yönelmiş olursunuz. Şüphe yok ki Allah Vâsi’dir/her şeyi kuşatan ve Alîm’dir/her şeyi en iyi bilendir. 116.”Allah çocuk edindi” dediler. Hâşâ, O Süphandır/böyle vasıflardan uzaktır! Göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmektedir.(2.116*9.30)

117.Gökleri ve yeri Bedî’si/yoktan var eden/örneksiz ve eşsiz güzellikte yaratan O’dur. Bir şeyi yaratmak istedi mi, ona sadece “Ol” der, o da hemen oluşmaya başlar. (2.117*6.101)

118.İlimden yoksun olanlar; "Allah bizimle konuşmalı yahut bize bir âyet/mucize/delil gelmeliydi!" dediler. Onlardan öncekiler de aynen öyle diyorlardı, kalpleri birbirine benzedi. Biz, inanan bir topluluk için âyetleri apaçık ortaya koyduk. (2.55,93,108,118*4.153)

119.Şüphesiz ki Biz seni, hak ile/doğru bilgiyle müjdeleyeci ve onunla uyarıcı olasın diye gönderdik. Sen, cehennem ehlinden sorumlu değilsin. 120.Sen onların milletine/dinlerine uymadıkça, Yahudiler de Hristiyanlar da senden asla memnun olmazlar. Onlara de ki: "Doğru yol Allah'ın gösterdiği gerçek yoldur." Sana bu hakikat geldikten sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, Allah'ın azabından seni koruyacak veli/yakın dost da, yardımcı da bulamazsın. (2.120*3.73*6.71)

121.Kendilerine verdiğimiz kitabı hakka tilâvetih/hakkıyla tilâvet edenler/ anlayarak okuyanlar, işte onlar kitaba iman ederler. Kim onu/kitabı inkâr ederse onlar hüsrana uğrayanlardır. (2.121*62.5) (NOT: Kur’an’ı anlamadan/yüzünden okumaya kıraat, anlayarak okumaya ve hayata uygulamaya ise tilâvet denilmektedir.)

122.Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetimi ve sizi âlemlere/çağınızın ümmetlerine üstün kıldığımı aklınızdan çıkarmayın! (2.47,122*3.139*44.32*45.16) (NOT: Her Nebinin ümmeti inandığı sürece, o dönemin en üstünü olur.)

123.Öyle bir günden (Mahşer Gününden) sakının ki: O gün hiçbir kimse bir başkasının cezasını çekemez, hiçbir kimseden fidye kabul edilmez, şefaatin/aracılığın kimseye faydası olmaz ve hiç kimse bir başkasından yardım da göremez.(2.48,123*3.91*5.36*6.70,164*10.54*13.18*17.15*29.12*31.33*35.18*39.7,43-44,47*53.38*60.3*70.11-14)

124.Bir zamanlar Rabbi, İbrahim'i birtakım sözlerle ağır imtihanlara tabi tutmuş, o da tam olarak başarılı olmuştu. Rabbi de ona "Ben, seni insanlara imam/önder yapacağım!" dedi. O da "neslimden de olsun!" deyince Rabbi, "Sözüm, zâlimler için geçerli değildir" dedi.

125.Hani Biz, Beyt’i/Kâbe’yi insanlar için toplantı ve güvenli bir yer yaptık. Siz de İbrahim’in makamından bir musallâ/namazgâh edinin. İbrahim ve İsmail’e de şöyle emrettik: “Tavaf edenler, itikâfa girenler, rükû ve secde edenler/namaz kılanlar için Ev’imi tertemiz tutun!” (2.125*3.96-97*14.37*22.26)

126.Bir gün İbrahim şöyle dua etti: "Rabbim, burayı güvenli bir belde yap! Buranın halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları çeşitli ürünlerle rızıklandır!" Allah şöyle buyurdu: "Kâfirlere de (dünyada) bir süre nimet veririm, sonra onları ateşin azabına mahkûm ederim. Orası ne kötü bir yerdir!" (2.126*14.35,37*31.24)

127.İbrahim, İsmail ile birlikte Kâbe'nin temellerini yükselttiği sırada şöyle yalvardı: "Rabbimiz, bunu bizden kabul et, Sen; Semî’sin/her şeyi işitensin ve Alîm’sin/her şeyi bilensin!"

128."Rabbimiz! İkimizi de Sana teslim olmuş kişiler kıl, soyumuzdan gelenlerden de Sana teslim olmuş bir ümmet eyle! Bize menâsikimizi /ibadet usullerimizi göster ve tevbemizi kabul buyur! Sen Tevvâb’sın/ tevbeleri kabul edensin, Rahîm’sin/merhameti bol olansın. (2.128*46.15) 129."Rabbimiz! Bunların içinden bir Rasul gönder de onlara Sen’in âyetlerini okusun! Kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın! Muhakkak ki Sen Azîz’sin/en üstün olansın, Hakîm’sin/en doğru karar verensin!" (2.129,151*3.164*62.2)

130.Düşünme melekelerini kaybetmiş olandan başka kim İbrahim'in dininden yüz çevirir? Biz onu dünyada seçkin kıldık, şüphesiz ahirette de sâlihıyn/salihler arasında olacaktır.

131.Rabbi ona (İbrahim’e), “Müslüman olup bana teslim ol!” dediğinde o şu cevabı vermişti “Âlemlerin Rabbine teslim oldum!”

132.İbrahim de, Yakup’da bunu kendi oğullarına vasiyet etti; “Ey oğullarım! Allah sizin için bu dini/islamı seçti, o halde kendinizi Allah’a teslim etmeden/müslüman olmadan sakın ölmeyin!” dedi. (2.132*3.102)

133.Yakub ölmek üzereyken siz onun yanında/şahit miydiniz? Oğullarına, "Benim vefatımdan sonra kime kulluk edeceksiniz?" diye sormuş, Onlar da: "Senin ve ataların İbrahim, İsmail, İshak'ın tek ilahı olana (Allah'a) kulluk edeceğiz. Biz zaten O'na teslim olmuş kimseleriz!" demişlerdi.

134.Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız size aittir. Siz onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz. (2.134,141*6.164*17.15*35.18*39.7*53.36-39)

135.Onlar; “Yahudi veya Hıristiyan olun" ki doğru yolu bulasınız diyorlar. De ki: "Hayır! Biz hanif olan İbrahim’in dinine uyarız. O, müşriklerden değildi." (2.25,62,111-112,135-138*3.15,95*4.57,122-125*5.69*6.79,161*16.97,123*17.9*18.2*20.75,112*22.78)

136.Siz şöyle deyin: Biz Allah’a iman ettik; bize indirilene, İbrahim'e, İsmail'e, İshak'a, Yakub'a ve torunlarına indirilenlere, Musa’ya ve İsa’ya indirilenlere, Rableri tarafından bütün Nebilere ne verilmişse hepsine inandık. Onların hiçbirini diğerinden ayırmayız. Biz Allah'a teslim olmuş kimseleriz/müslümanlarız. (2.62,136,285*3.84*4.152*5.69)

137.Eğer onlar da sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse, işte o zaman doğru yolu bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, onlar ayrımcılık çıkarmış ve sapmış olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter, zira O işitendir, bilendir. 138.Allah’ın boyası (ile boyanın). Kim Allah’tan daha güzel bir boya vurabilir ki? Biz yalnız O’na kulluk eden kimseleriz! (2.138*30.30)

139.Onlara de ki: Allah hakkında bizimle tartışıyor musunuz? O, bizim Rabbimiz olduğu gibi sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz size aittir. Biz; muhlisûn/O’na gönülden bağlı kimseleriz.

140.Yoksa siz; “İbrahim, İsmail, İshak, Yakup ve torunlarının Yahudi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz?” De ki: “Siz Allah’tan daha iyi mi biliyorsunuz?” Allah’ın kendisine gösterdiği bir gerçeği gizleyenden daha zalim kim olabilir? Ama, yaptığınız hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz. (2.79,101,140,159,174*3.78,187*5.15,44*6.91)

141.Onlar bir ümmetti, gelip geçtiler. Onların kazandıkları kendilerine, sizin kazandıklarınız da size aittir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulmayacaksınız. (2.134,141*6.164*17.15*35.18*39.7*53.38-39)

142.İnsanların içinden bir kısım akılsızlar şöyle diyecekler: “Onları  yöneldikleri kıbleden/Kudüs’ten, (Kâbe’ye) çeviren sebep nedir?” De ki: “Doğu da Allah’ındır, batı da! O, dileyeni doğru yola iletir.”

143.İşte böyle! Biz sizi, insanlara şahit/örnek olmanız için âdil/orta yolu izleyen bir ümmet yaptık, Rasul’ü de size şahit/örnek yaptık. Biz, Rasul’e uyanlarla ökçesi üzerinde gerisin geri dönenleri ayırmak için, eskiden yöneldiğin yeri/Kâbe’yi kıble yaptık. Onun değişmesi, Allah’ın hidayet ettiği kimselerden başkasına çok ağır gelir. Allah, sizin imanınızı/önceki namazlarınızı boşa çıkaracak değildir. Muhakkak ki Allah, insanlara karşı Raûf/çok şefkatli, Rahîm’dir/çok merhametlidir. (2.143*4.41*16.84,89*28.75*47.31)(NOT: Rasulullah ilk zamanlar namazlarda Kâbe’ye yöneliyordu. Ancak, Kâbe’nin içindeki putlar onu rahatsız ettiğinden bir müddet sonra, kendi iradesiyle Kudüs’ü kıble edindi ve bu durum 16 ay boyunca ve hicretten sonraya kadar devam etti. 2.142-143ncü âyetlerle Kâbe’nin kıble olduğu vahyedildi. Yakıt, İ-Kur’an’ı Hakîm Meali-S.59-Not:92)

144.Yüzünü sık sık gökyüzüne çevirmekte olduğunu görüyoruz. İşte şimdi seni istediğin kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram/Kâbe yönüne çevir. (Müminler siz de) Nerede olursanız olun (namazda) yüzünüzü o yöne çevirin! Ehli Kitaptan olanlar, bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah, onların yaptıkları her şeyden haberdardır.

145.Ehli Kitaptan olanlara bütün delilleri getirsen de yine senin kıblene yönelmezler. Sen de onların kıblesine yönelmeyeceksin. Onlar birbirlerinin kıblesine de yönelmezler. Sana gelen bunca ilimden/bilgiden sonra onların (kıble konusundaki) boş arzularına uyarsan, o zaman sen de kesinlikle zalimlerden olursun.(NOT: Yahudiler Beyt-ül Makdis’e/Kudüs’teki Süleyman Mabedine, Hıristiyanlar ise doğu yönüne yönelirler. Süleymaniye Vakfı Meali, 2.145 dip notu/İslamoğlu, M.-Hayat Kitabı Kur’an, 2.145 dip not:279)

146. Ehli Kitaptan olanlar onu (Kâbe’nin kıble olduğunu), kendi öz oğullarını bildikleri gibi iyi bilirler. Ama onların bir kısmı, bile bile bu gerçeği gizlerler.

147.(Ey Rasül!) Bu hak/gerçek, (Kâbe’nin kıble olması) senin Rabbinden gelmiştir. Sakın en ufak bir şüpheye kapılma! (2.147*3.60*10.94)

148.Herkesin yöneldiği bir yönü vardır. O halde siz hayırda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizi bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah’ın, her şeye gücü yeter.

149.Nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Bu, Rabbinin gelen bir gerçektir. Yaptığınız hiçbir şey, Allah’a gizli kalmaz.

150.Nereden çıkarsan çık, (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız olun (namazda) yüzünüzü ona doğru çevirin ki, insanların elinde sizin aleyhinize kullanacakları bir delil olmasın. Onların zulme sapanları başka. Artık onlardan korkmayın, Ben’den korkun! Yüzünüzü Mescid-i Haram’a dönün ki, Ben de size olan nimetimi tamamlayayım. Bu sayede siz de doğru yolu bulasınız.

151.Bunun için; size âyetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitab’ı ve hikmeti ayrıca bilmediklerinizi öğreten, içinizden bir Rasül gönderdik.(2.129,151*3.164*62.2)

152.Beni anın/aklınızdan çıkarmayın ki, Ben de sizi anayım! Bana şükredin ve asla nankörlük etmeyin. (2.152*18.27*29.45)

153.Yâ eyyühellezîne âmenûs/Ey iman edenler! Sabırla/göğüs gererek ves salâh/o salatla yardım isteyin! Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir. (2.45,153)

154.Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin! Hayır! Onlar diridirler ama siz fark edemezsiniz/anlayamazsınız. (2.154*3.169-170)

155.Andolsun Biz sizi; korku, açlık, mallarınızda ve canlarınızda/ organlarınızda ve ürünlerinizde bir kısım azaltma ile imtihan edeceğiz. Sen, sabırlı davrananlara müjde ver!(2.155*4.79*28.47*30.41*42.30,48)

156.Onlar (sabredenler), başlarına bir musibet geldiği zaman derler ki: “innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn/biz Allah’a aidiz ve sonunda O’na döneceğiz.” (2.156-157)

157.İşte, Rablerinin salavatı/desteği ve merhameti hep onların üzerinedir, doğru yolu bulanlar da onlardır. (2.156-157*33.43,56)

158.Şüphesiz Safâ ile Merve Allah’ın sembollerindendir. Kim hac veya umre niyetiyle o Beyti/Kâbe’yi ziyaret ederse, onları tavaf/sa’y etmesinde bir vebal yoktur. Kim gönüllü olarak bir hayır yaparsa şüphesiz ki Allah,  şükredenlere karşılığını verir, O her şeyi bilendir. (2.158,196)

159.İndirdiğimiz Kitaptaki apaçık delilleri ve hidayeti insanlardan gizleyenlere; Allah ve bütün lânet ediciler lânet ederler.(2.79,101,140,159,174*3.77-78,187*5.15,44*6.91)

160.Tevbe edip kendini düzelten ve gerçeği açıklayanlara gelince; Ben onların tevbesini kabul ederim. Zira Ben tevbeleri çok kabul edenim ve çok merhametli olanım. (2.160*3.89)

161.Şüphesiz kâfir olanlar ve kâfir olarak ölenlere gelince, Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lâneti/dışlaması onların üzerinedir.(2.161,162*3.77,88,91*4.137)

162.Onlar lânetli/dışlanmış olarak ebedî kalacaklardır. Ne azapları hafifletilir, ne de göz açtırılır.(2.161-162*3.77,88,91)

163.Hepinizin ilâhı Vâhid’dir/bir tek ilâhdır. Ondan başka ilâh yoktur. O, Rahmân’dır, Râhim’dir.

164.Muhakkak ki göklerin ve yerin yaratılışında, geceyle gündüzün ard arda gelişinde, insanlara faydalı yükler taşıyarak denizde yüzüp giden gemilerde, Allah’ın gökten indirdiği yağmurla ölü toprakları dirilterek her türdeki canlıyı yeryüzüne yaymasında, Allah’ın emrine boyun eğmiş rüzgârları ve bulutları gökle yer arasında yönlendirmesinde, aklını kullanan bir topluluk için nice deliller vardır .(2.164*3.190*10.6*23.80*24.44*25.62*45.3-5)

165.Bazı insanlar var ki, Allah’ın peşi sıra bazı varlıklar edinirler ve onları Allah’ı sever gibi severler. Halbuki iman edenlerin Allah’a olan sevgileri çok daha güçlüdür. Zalimler, azaba uğratıldıklarında anlayacakları, bütün kudretin Allah’a ait olduğu ve Allah’ın azabının çok çetin olduğunu, keşke bu dünyada anlayabilselerdi! (2.165*9.23-24*58.22*60.1)

166.Azabı gördükleri zaman uydukları kimseler, kendilerine uyanlardan uzaklaşırlar ve aralarındaki bütün bağları tamamıyla koparırlar. (2.166-167*7.38-39*33.67-68)

167.Onlara uyanlar şöyle derler: “Keşke elimize (dünyaya) dönme fırsatı geçse de, onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak.” Böylece Allah, bütün amellerini acı bir pişmanlık olarak gösterecektir. Onlar artık, o ateşten çıkacak değillerdir. (2.166-167*5.37*6.27*7.38-39*22.22*23.99-100,107*32.12,20*33.67-68*35.37*39.58*40.11*45.35)

168.Ey insanlar! Yeryüzündeki nimetlerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Şeytanın izinden gitmeyin, çünkü o sizin apaçık düşmanınızdır!(2.168,172,208*5.88*6.142*16.114*24.21)

169.O size; sadece kötülüğü, fahşâ’yı/haddi aşmayı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.

170.Onlara “Allah’ın indirdiklerine uyun!” denildiğinde, “Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduklarımıza uyarız!” derler. Ya ataları hiçbir şeyi akıl etmeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler idiyse? (2.170*5.104*7.28*10.78*11.53-54,62,87*21.52-53*26.70-74*31.21* *34.43*37.69-74*43.22-23)

171.Kâfir olanların durumu, (çobanın) bağırıp-çağırmasından başka bir şey duymayan/anlamayan (sürünün) durumu gibidir. Onlar; sağır, dilsiz ve kördürler. Onlar akıllarını da kullanamazlar. (2.18,171*6.39*11.24)

172.Ey iman edenler! Allah'ın size rızık olarak verdiği şeylerin temiz olanlarından yiyin! Yalnız/sadece Allah'a kulluk ediyorsanız, O'na şükredin. (2.168,172,208*5.88*6.142*16.114*24.21)

173.Şüphesiz ki (Allah) size; leşi/ölmüşü, kanı, domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesilen (hayvanı) haram kıldı. Kim bunları yemeye mecbur kalır da başkasının hakkına tecavüz etmeden ve zaruret sınırını da aşmadan yerse, ona bir günâh yoktur. Çünkü Allah, çok affedici ve çok merhametlidir. (2.173*5.3*6.145*16.115)

174.Muhakkak ki Allah’ın indirdiği Kitap’tan bir kısmını gizleyip onu az bir bedelle satanlara gelince, işte onların karınlarına doldurdukları ateşten başka bir şey değildir. Kıyamet Günü Allah onlarla konuşmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için can yakıcı bir azap vardır.(2.79,159,174*3.77-78,187*5.15,44)

175.Onlar, hidâyet karşılığında dâlaleti/sapıklığı, mağfiret karşılığında âzabı satın alan kimselerdir. Onlar, ateşe karşı ne kadar da dayanıklılar?(2.16,175)

176.Bu böyledir. Çünkü Allah Kitabı hak/hakikat olarak indirmiştir. Onlar ise Kitap hakkında anlaşmazlığa girdiler ve (böylece) derin bir ayrılığa düştüler.

177.El-birr/erdemli olmak, yüzlerinizi doğu veya batıya çevirmeniz değildir. El-birr/erdemli olmak; Allah’a, Âhiret Günü’ne, Meleklere, Kitaplara, Nebilere iman eden kişilerin yaptığıdır. Bu kişiler; yakınlarına, yetimlere, miskinlere, yolda kalmışlara, dilenenlere, fir rikâb/köleleri özgürleştirmeye sevdiği maldan harcarlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler. Anlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirirler. Darlık, sıkıntı, hastalık ve savaşın şiddetli zamanlarında sabrederler. İşte, sadık/doğru olanlar ve müttakîler bunlardır .(2.177,184,215*4.8,36,136*5.89,95*9.60*17.26*30.38*58.4*68.24*76.8)

178.Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas/adil karşılık farz kılındı. Katil hür bir kişiyse o hür kişinin; katil köle birisi ise o kölenin, katil bir kadınsa o kadının öldürülmesi gerekir (fazlası değil). Kim, öldürülenin kardeşi/mirasçısı tarafından bir bedel karşılığı bağışlanırsa, (katil) mârufa uygun olarak bedeli güzelce ödesin. Böyle olması, Rabbiniz tarafından yapılmış bir hafifletme ve bir rahmettir. Kim bundan sonra da düşmanlığa devam ederse ona acı bir azap vardır.(2.178-179*17.33*18.74*25.68) (Not: Kısas Tefsirinde ayrıntılı bilgi verilmiştir.)

179.Ey Ulü'l-elbâb/aklı selim ve sağduyu sahipleri! Kısasta sizin için hayat vardır (kısas, yaşama hakkını koruyan en caydırıcı cezadır.).Bu sayede belki (birbirinizin kanını dökmekten) korunursunuz.(2.178-179*17.33*25.68)

180.Birinize ölüm gelir de geride miras/mal bırakacak olursa onu; anası, babası ve yakın akrabaları arasında ma’rûfa (Kur’an’a) uygun olarak vasiyet etmesi müttakiler üzerine bir borç olarak farz kılınmıştır.(2.180-182*4.7-8,11-14,33,176)

181.Bunu/vasiyeti duyduktan sonra kim vasiyeti değiştirirse, günâhı onu değiştirenin boynunadır. Şüphe yok ki Allah, her şeyi işiten ve bilendir.

182.Kim; vasiyet edenin yanlış veya hatalı bir paylaşım yaptığını görür ve  düzeltmek için mirasçıları uzlaştırırsa, bundan dolayı bir günâh işlemiş olmaz. Şüphesiz ki Allah çok affedici ve çok merhamet edicidir.

183.Ey iman edenler! Es-siyâmü/o oruç sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de farz kılındı. Umulur ki bu sayede takvâya ulaşırsınız

184.(O oruç) sayılı günlerde tutulur. Sizden kim hasta veya yolculukta olur da (tutamazsa), tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutar. Ve alellezîne yütîykûnehû fidyetün taâmü miskin/gücü yetenler üzerine bir miskini doyuracak kadar fidye gerekirKim fidyeyi fazlasıyla verirse bu onun için daha hayırlı olur. Ve en-tesûmû/o orucu (zamanında) tutmanın sizin için ne kadar hayırlı olduğunu eğer bilirseniz (zamanında) tutarsınız. (2.184-185,286) (NOT: Oruç Tefsirinde ayrıntılı bilgi verilmiştir.)

 

185.Ramazan ayı; hidâyet/yol gösterici olan ve fûrkan’ın/hakkı bâtıldan ayıran apaçık delillerin ve insanlara rehber olan Kur’an’ın indirildiği aydır. Sizden kim o aya erişirse orucunu tutsun. Kim de hasta olur veya yolculukta olur da (Ramazan ayında) tutamazsa, tutamadığı günlerin sayısı kadar diğer günlerde oruç tutsun. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Sayıyı tamamlamanız ve size doğru yolu göstermesine karşılık Allah’ı tekbir etmeniz/yüceltmeniz içindir. Umulur ki O’na şükredersiniz. (2.184-185*3.4*25.1*44.1-5*97.1-5)

 

186.Kullarım Ben’i sana sorarlarsa, Ben onlara çok yakınım. Bana dua edenin/yardım isteyenin duasına cevap/karşılık veririm. Onlar da Ben’imdâvetime uysunlar ve Bana iman etsinler ki, doğru yolu bulabilsinler.(2.186*11.61*17.11*40.60*50.16*56.85*57.4*58.7)

187.Es siyâmir/O oruç gecelerinde eşlerinizle cinsel ilişkide bulunmanız size helâl kılındı. Onlar sizin için bir elbise/örtü, siz de onlar için bir elbise/örtüsünüz. Allah, nefislerinize karşı koyamayacağınızı bildiği için tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (oruç gecelerinde) eşlerinizle birleşebilir ve Allah’ın sizin için yazacağını (çocuk sahibi olmayı)isteyebilirsiniz. Fecrin beyaz ipliği/aydınlığı, siyah ipliğinden/karanlığından size göre tam olarak ayırt edilinceye kadar yiyip-için, sonra orucu gecenin/akşamın karanlığına kadar tamamlayın. Mescitlerde itikâfa girdiğinizde de eşlerinizle cinsel ilişkide bulunmayın. Bunlar hudûdüllâhi /Allah’ın sınırlardır, sakın bunlara yaklaşmayın. Allah, takvâya ulaşmanız için âyetlerini böyle açıklıyor. (2.187*11.114)

188.Mallarınızı aranızda bâtıl/haksız yollarla yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bilerek haram yollardan yemek için (rüşvet olarak) onları hâkimlere/yetkililere vermeyin.(2.188,275-276,278-280*3.130*4.29,161*30.39*83.1-3)

189. (Rasulüm!) Sana ayların evrelerini/hilalleri soruyorlar. De ki: “Onlar insanlar için haccın ve vakitlerin ölçüleridir.” Evlere arka taraflarından girmeniz birru/erdemlilik değildir. Bununla beraber birra/erdemli olmak takvâlı olmaktır. O halde evlere kapılarından girin ve Allah’a karşı takvâlı olun ki kurtuluşa eresiniz.

190-192.Yükâtilûneküm/size savaş açanlarla siz de Allah yolunda vekâtilû/savaşın fakat haddi aşmayın. Çünkü Allah, haddi aşanları sevmez. Onları yakaladığınız yerde vaktülûhum/öldürün. Sizi çıkardıkları yerden/yurdunuzdan siz de onları çıkarın. Vel fitnetü/fitne (baskı ve zulüm) yapmak adam öldürmekten daha ağır bir suçtur. Onlar Mescid-i Haram civarında sizinle yükâtilûküm/savaşmadıkça, siz de onlarla ve lâ tükâtilûhüm/savaşmayın. Fe in kâtelûküm/eğer onlar size savaş açarlarsa, faktülûhum/onları öldürün. O kâfirlerin cezası işte budur. Eğer savaşa son verirlerse (siz de son verin). Allah çok affedici, çok merhametlidir. (2.190-192,217*5.2,97*9.5,14,36)

193.Ed fidyetüv/fitne (baskı ve zulüm) ortadan kalkıncaya ve Allah’ın düzeni/inanç hürriyeti hâkim oluncaya kadar ve kâtilûhüm/onlarla savaşın. Eğer vazgeçerlerse, zâlimlerden başkasına düşmanlık yoktur!(2.193,256*6.35*8.39*10.99)(Not: Bu âyetler, inanç hürriyetinin delillerinden bazılarıdır!)

194.Haram ay haram aya karşılıktır. Dokunulmazlıklar da karşılıklıdır. Size kim saldırırsa siz de o saldırıya denk bir saldırı yapın. Allah’a karşı tâkvalı olun ve bilin ki Allah muttâkilerle beraberdir. (2.194*9.36)

195.Mallarınızı Allah yolunda infâk edin/hayra harcayın! (Böyle yapmayarak) kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın. İyilik yapın, muhakkak ki Allah iyilik yapanları sever.

196. Allah için, o haccı ve o umreyi tam yapın. Eğer engellenecek olur ve tam yapamazsanız, gücünüzün yeteceği bir hedy/kurban gönderin ve hedy/kurban yerine ulaşıncaya kadar başlarınızı traş etmeyin. İçinizden biri hasta olur yahut başındaki bir rahatsızlığı sebebiyle traş olursa fidye olarak; oruç tutması veya sadaka vermesi yahut nüsük/kurban kesmesi gerekir. Güven içinde olup da hacca kadar umre yapan kişi, gücünün yeteceği bir hedy/kurban kesmelidir. Kurbana gücü yetmeyenler ise; üç gün hacda ve yedi gün de memleketine döndüğünde olmak üzere toplamı on gün oruç tutmalıdır. Bunlar, Mescid-i Haram civarında ailece oturmayanlar içindir. Allah’a karşı takvâlı ve bilin ki Allah’ın cezası çok şiddetlidir. (2.158,196-200*3.97*22.27-28,33-34,36-37*48.25)

197.El haccü/o hac bilinen aylarda yapılır. Kim o aylarda el hacce/o hacca başlarsa (ihrama girerse), cinsel konuşma ve ilişkiden, günâh işlemekten ve kavga etmekten uzak durmalıdır. Allah, yaptığınız bütün iyilikleri bilir. Siz (âhirete) azık hazırlayın, azığın en hayırlısı ise takvâdır. Ey Ulü’l-elbâb/aklı selim ve sağduyu sahipleri, Bana karşı takvâlı olun!(2.197-199,203*22.28-29)

198.Rabbinizin lütfundan rızık istemenizde (ticaret yapmanızda) size bir günah yoktur. Arafat’tan çağlayıp akarken Meş’ar-i Haram’da/ Müzdelifede Allah’ı zikredin/hatırlayın. O’nu, size öğrettiği gibi zikredin/ hatırlayın! Doğrusu siz, bundan önce dalalete düşenlerdendiniz.

199.Sonra, insanların aktıkları yerden siz de akın ve Allah’tan bağışlanma dileyin. Şüphesiz ki Allah, çok bağışlayandır, çok merhametlidir.

200.Hac ibadetini yerine getirince, bir zamanlar atalarınızı andığınız gibi, hatta daha coşkulu bir şekilde Allah’ı zikredin/hatırlayın. İnsanlardan bazısı şöyle der: “Rabbimiz! Bize (vereceğini) bu dünyada ver!” Böyle diyenlerin ahirette hiçbir nasibi yoktur.

201-202.Bazıları da şöyle der: “Rabbimiz! Bize bu dünyada iyilik/güzellik ver, ahirette de iyilik/güzellik ver, bizi ateşin/cehennemin azabından koru!” İşte bunlar için kazandıklarına karşılık bir pay/nasip vardır. Allah hesabı çabuk görendir. (2.201-202*3.145*7.156*11.15-16*17.18*42.20)

203.Allah’ı sayılı günlerde de zikredin/hatırlayın. Kim acele eder ve (Mina’dan Mekke’ye) iki günde dönerse ona bir günâh yoktur. Geciken kişiye de bir günâh yoktur. Bu, Allah’a takvâ duyanlar için böyledir. Bilin ki, sadece O’nun huzurunda toplanacaksınız.

204.Öyle insanlar var ki dünya hayatıyla ilgili sözleri senin hoşuna gider, kalbinde olana da Allah’ı şahit tutar, aslında o düşmanların en yamanıdır.

205.Yetkiyi/yönetimi eline geçirince de yeryüzünde fesad çıkarmaya, ürünleri ve nesilleri yok etmeye/bozmaya çalışır. Allah, fesad çıkaranları sevmez.

206.Ona, “Allah’a karşı takvâlı/duyarlı ol!” dendiğinde gurura kapılır ve bu onu daha çok günâha batırır. Onun hakkından cehennem gelir. Ne kötü bir yerdir orası!

207.Öyle kimseler de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini/ malını ve canını fedâ eder. Allah böyle kullarına karşı çok şefkatlidir.

208.Ey iman edenler! Hepiniz birden barışa/islama girin ve şeytanın izinden gitmeyin. Çünkü o sizin için açık bir düşmandır .(2.168,208*6.142*24.21)

209.Size apaçık deliller geldikten sonra doğru yoldan çıkarsanız (şeytana uyarsanız), bilin ki Allah çok güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.

210.Onlar Allah’ın ve meleklerin bulutların arasından gelip işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Bilsinler ki; bütün işler sonunda Allah’a dönecektir!

211.İsrailoğullarına nice açık âyetler/deliller verdiğimizi sor? Kim Allah’ın nimeti olan mesajları kendisine ulaştıktan sonra değiştirirse, bilsin ki Allah’ın azabı çok şiddetlidir.

212.Kâfirlere yaşadıkları hayat güzel görünür, bu yüzden müminlerle alay ederler. Halbuki, takva sahipleri, Kıyamet Günü’nde onlardan üstün konumda olacaklardır. Allah, dilediklerine hesapsız rızık verir.

213.İnsanlar (bir zamanlar) tek bir ümmetti. Allah, onlara müjdeleyici ve uyarıcı Nebi’ler gönderdi, onlarla beraber hakkı içeren Kitap’lar da indirdi ki ihtilaf ettikleri konularda insanlar arasında o Kitap hükmetsin/hakem olsun. Buna rağmen Kitap Ehli, kendilerine apaçık deliller geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilafa düştüler. Sonra Allah izniyle, iman edenleri ihtilaf ettikleri konularda doğruya yöneltti. Allah, dileyeni doğru yola ulaştırır. (2.213,272*3.19*6.48*10.19*18.56*22.16*28.56*98.4-6)

214.Öncekilerin başına gelenlerin bir benzeri sizin de başınıza gelmeden cennete girebileceğinizi mi sanıyorsunuz? Onlar, uğradıkları yoksulluk ve sıkıntıdan öylesine sarsılmışlardı ki; Rasul ve onunla birlikte olan müminler; “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyorlardı. Şunu iyi bilin ki; Allah’ın yardımı yakındır. (2.214*12.110*22.40*40.51*47.7)

215.Sana kime infâk edeceklerini/hayra harcayacaklarını soruyorlar. De ki: “Hayır olarak yapacağınız harcamalar öncelikle; ana-babanıza, yakın akrabanıza, yetimlere, miskinlere ve yolda kalmışlara olmalıdır.” Allah, hayır için yaptığınız her şeyi bilmektedir.(2.177,215*4.36*9.60*17.26*30.38*76.8)

 

216.Hoşunuza gitmese de savaş sizin üzerinize yazıldı/farz kılındı. Hoşunuza gitmeyen bir şey sizin hayrınıza olabilir. Hoşunuza giden bir şey de sizin için şer/kötü olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.

217.Sana haram ayı ve o ayda yapılan kıtâlin/savaşı soruyorlar. De ki: O ayda kıtâlin/savaş büyük suçtur. Ama insanları Allah’ın yolundan engellemek ve Mescid-i Haram’ın kutsallığını inkâr etmek ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük suçtur. Fakat vel fitne/o fitne/ baskı ve zulüm minel katl/adam öldürmekten daha büyük suçtur. Onların güçleri yetse dininizden döndürünceye kadar yükâtilûneküm/ sizinle savaşırlar. Sizden kim mey yertedüd/dininden döner ve kâfir olarak ölürse, bütün amelleri dünyada da âhirette de boşa gider. Onlar cehennem ahalisidir, orada ebedî kalacaklardır.(2.161-162,191,217,256*5.54*9.36)(NOT: Mürtedin/dinden dönen ve kâfir olarak ölenin bütün amelleri boşa gider ve onlar cehennem ahalisidir. Yani; dinden döndükten sonra tevbe etmeyerek kâfir olarak ölenler cehennemlik olurlar. Mürtede (kısa bir sürede islama geri dönmezse) ölüm cezası verilmesi Kur’an’a aykırıdır. Allah, samimi tevbe edenlerin tevbelerini kabul edeceğini beyan buyurmakta ve onların günâhtan dönmelerine fırsat vermektedir.)

218.İman edenler, hicret erenler ve Allah yolunda cihada/mücadeleye girenler Allah’ın rahmetine lâyıktırlar/umabilirler. Allah çok bağışlayan ve çok merhametlidir.

219.Sana hamr’ı (sarhoşluk veren maddeleri) ve kumarı soruyorlar. De ki: Onların her ikisinde de insanlar için büyük zararlar ve bazı faydalar  vardır ama bunların verdikleri zararlar faydalardan çok daha büyüktür. Neyi infak edeceklerini/hayra harcayacaklarını soruyorlar. De ki: ihtiyacınızdan fazlasını! Allah, düşünesiniz diye âyetlerini size böyle açıklıyor. (2.177,219,275*3.92*4.43*5.90-91*16.67*76.8)

220.(Açıklama) Dünya ve âhiretle ilgilidir. Sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: Onlar için faydalı olanı yapmak hayırlıdır. Eğer onları aranıza alırsanız/onlarla beraber yaşarsanız, unutmayın ki onlar sizin (evladınız değil) kardeşiniz sayılır. Allah, fesatçılık yapanı ıslah edenden ayırmasını bilir. Eğer Allah dileseydi size zorluk çıkarırdı. Şüphesiz ki Allah güçlüdür, doğru hüküm verendir.

221.İman edinceye kadar müşrik kadınlarla evlenmeyin/nikâhlamayın. İman etmiş köle bir kadın, hür müşrik bir kadından daha hayırlıdır, müşrik (kadın) sizin çok hoşunuza gitse bile. İman edinceye kadar müşrik erkeklerle evlenmeyin/nikâhlanmayın. İman etmiş (erkek) bir köle, (erkek) bir müşrikten daha hayırlıdır, o sizin çok hoşunuza gitse bile. Onlar sizi ateşe çağırırlar. Halbuki Allah izniyle, sizi cennete ve mağfirete çağırır. Allah, âyetlerini insanlara böyle açıklıyor ki ibret alsınlar. (2.221*4.22-25*5.5*9.31*66.10-11)

222.Sana kadınların ay/âdet/lohusalık hâli hakkında soruyorlar. De ki: “O bir ezadır/eziyettir. Ay/âdet/lohusalık günlerinde kadınlarınızdan uzak durun ve temizleninceye kadar onlara yaklaşmayın. Temizlendiklerinde Allah’ın size emrettiği yerden/gibi onlarla birlikte olun.Şüphesiz ki Allah, tevbe edenleri ve arınıp temizlenenleri sever. (2.222,223)

223.Kadınlarınız sizin için (ürün veren) bir tarladır. O halde tarlanıza dilediğiniz zaman varın ama öncesinde hazırlık yapın. Allah’a karşı takvâlı olun. Bilin ki O’nun huzuruna çıkarılacaksınız. (Rasulüm!) Sen müminleri (cennetle) müjdele. (2.187,222,223*4.19*9.28)

224. Yaptığınız yeminleri; iyilik yapmanıza, takvâlı davranmanıza ve insanların arasını düzeltmenize; Allah’ı siper yapmayın. Allah, her şeyi işiten ve bilendir. (2.224*5.89*66.1-2)

225.Allah, kasıt olmadan yaptığınız yeminlerden dolayı sizi sorumlu tutmaz ama, kasıtlı olarak yaptıklarınızdan sizi sorumlu tutar. Allah çok bağışlayandır, hoşgörülüdür. (2.225*5.89*66.1-2)

226.Kadınlarına îlâ yapanlar/ilişkide bulunmayacağına yemin edenler için, (en çok) dört ay bekleme süresi vardır. Eğer yeminlerinden geri (eşlerine) dönerlerse bilsinler ki, Allah bağışlayan ve merhamet edendir. (2.226*58.3-4)

227.Ama eğer (bu süre içinde) onları boşamaya karar verirlerse bilsinler ki, Allah her şeyi işiten ve bilendir.

228.Boşanmış kadınlar kendi başlarına üç kur/temizlik dönemi beklerler. Allah’a ve ahiret gününe inanıyorlarsa, Allah’ın rahimlerinde yarattığını (hayız sayısını veya hamileliği) gizlemeleri onlara helâl değildir. Eğer kocaları bekleme süresi içinde arayı düzeltmek isterse, onların geri dönmeye hakları. Kocaların karıları üzerinde ma’rûfa göre hakları olduğu gibi kadınların da kocaları üzerinde ma’rûfa göre hakları vardır. Ancak kocalar için (boşamada) bir derece daha üstünlük vardır. Allah üstün kudret sahibidir, doğru hüküm verendir.

229.O talâk (dönüşü mümkün olan boşama) iki defa olur. Bundan sonra (üçüncüde) kadını ya ma’rûfa göre tutmak ya da güzellikle bırakmak gerekir. Kadınlara verdiklerinizden (mehir ve hediyeleri) geri almanız size helâl olmaz. Ancak, Allah’ın koyduğu sınırları koruyamamaktan korkmanız hariç. Allah’ın sınırlarını koruyamamaktan endişe ederseniz, bu durumda kadının (kocadan aldıklarını) fidye olarak verip kendini kurtarmasında (iftida hakkı) her ikisi için de günâh olmaz. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır, sakın onları aşmayın. Allah’ın sınırları aşanlar zalimlerin tâ kendileridir. (2.229*4.19-21,35*33.37*65.2)

230.Erkek karısını üçüncü defa boşarsa, artık kadın ona helâl olmaz. Kadın başka bir erkekle evlenir (asla hülleyle değil) ve o da boşarsa o zaman eğer Allah’ın koyduğu sınırlarda kalacakları kanaatine varırlarsa, tekrar birbirlerine dönmelerinde/yeniden evlenmelerinde bir günâh olmaz. Bunlar Allah’ın sınırlarıdır. Allah, bunları bilen bir kavim için açıklamaktadır.

231.Karılarınızı boşadığınızda ve iddetin/bekleme sürelerinin sonuna vardıklarında, onları ma’rûfa uygun olarak tutun veya ma’rûfa uygun olarak bırakın. Onları, haklarına tecavüz etmek için tutmayın, bunu yapan nefsine zulmetmiş olur. Kim böyle yaparsa kendine zulmetmiş olur. Allah’ın âyetlerini sakın hafife almayın, Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini aklınızdan çıkarmayın. O, indirdiği Kitap ve hikmet ile size öğüt vermektedir. Allah’a karşı takvâlı olun. Allah’ın her şeyi en iyi bildiğini unutmayın.

232.Boşadığınız kadınlar iddetin/bekleme sürelerinin sonuna vardıklarında, koca adaylarıyla ma’rûfa uygun olarak anlaştıkları takdirde evlenmelerine engel olmayın. Bu, içinizden Allah’a ve Ahiret Günü’ne inananlara bir öğüttür, sizin için hayırlı olan budur. Allah her şeyi bilir, fakat siz bilmezsiniz.

233.Emzirmeyi tamamlamak isteyen (boşanmış) anneler çocuklarını iki tam yıl emzirsinler. Annelerin yiyeceğini ve giyeceğini ma’rûfa uygun olarak temin etmek çocuğun babasına aittir. Hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklenmez. Çocuğu yüzünden ne annesi zarara uğratılır ne de babası. (Çocuğun babası vefat etmişse) varislerinin sorumluluğu da aynıdır. Eğer çocuğun anne ve babası karşılıklı anlaşmayla çocuğu (daha erken) sütten kesmek isterlerse, ikisine de günâh olmaz. Ma’rûfa uygun olarak ücretini vermeniz şartıyla süt anne tutmanızın size bir günâhı olmaz. Allah’a takvâlı olun ve Allah’ın her şeyi gördüğünü bilin.

234.İçinizden vefat eden erkeklerin geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına dört ay on gün beklerler. Sürenin sonuna vardıklarında, kendileri için ma’rûfa uygun olarak yaptıklarından size bir günâh olmaz. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.

235.(İddet bekleyen) O kadınlara, evlenme arzunuzu imâ etmenizde veya onu içinizde saklı tutmanızda size bir günâh yoktur. Zira Allah, sizin bunu ileride onlara anlatacağınızı bilir. Fakat onlarla ma’rûfa uygun bir biçimde konuşmak yerine gizlice buluşmayın. (Bekleme süresi) dolmadan nikâh kıymaya kalkışmayın ve Allah’ın içinizden geçeni bildiğini unutmayın. Allah’tan çekinin. Allah çok bağışlayandır ve hoşgörülüdür. 

236.Mehirlerini kesinleştirmeden ve ilişkiye girmeden kadınları boşamanızda size bir günâh yoktur. Bu durumda bile onlara destek olun. İmkânı geniş olan gücü ölçüsünde, darlık içinde olan da ona göre, ma’rûfa uygun olarak destek olsun. Bu, muhsinlerin üzerine bir haktır.

237.Mehirlerini kesinleştirdiğiniz kadınları ilişkiye girmeden boşarsanız, onlara tespit ettiğiniz mehrin yarısını verin. Ancak kadının hakkından vazgeçmesi veya da kocanın mehrin hepsini kadına vermek istemesi başka. Erkeğin; mehrin tamamını kadına bırakması takvâ açısından daha uygundur. Birbirinize faziletli davranmayı ihmal etmeyin. Şüphesiz Allah, yaptığınız her şeyi görmektedir.

238.Namazları ve orta namazı muhafaza edin, gönülden bağlılıkla Allah’ın huzurunda durun.(2.238*11.114*17.78*20.130*30.17-18* 50.38-39)

239.Fakat bir tehlikeden korkuyorsanız, namazı yaya yahut binek üstünde eda edin. Güvene kavuştuğunuzda, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi Allah’ı zikredin/hatırlayın. (2.239*4.101-103*29.45)

240.Vefat ettiğinde geride eş bırakacak olan erkekler; eşlerinin kendi evlerinden çıkarılmadan bir yıllık geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Ama onlar kendiliklerinden çıkarlarsa, onların kendilerinin ma’rûfa uygun kararları almalarından size bir günâh olmaz. Allah Azîzdir/güçlüdür, Hakîmdir/hikmet sahibidir.

241.Boşanmış kadınların ma’rûfa uygun olarak geçimlerinin sağlanması müttâkiler üzerine bir borçtur. (2.241*65.6)

242.Allah, aklınızı kullanmanız için âyetlerini size böyle açıklıyor.

243.Binlerce kişi oldukları halde, ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenlerin başından geçenleri görmedin mi? Allah onlara “ölün!” dedi ve sonra onları diriltti. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok lütufkârdır, ancak insanların çoğu şükretmezler. (2.56,243)

244.Allah yolunda savaşın ve bilin ki, Allah her şeyi işiten ve her şeyi bilendir.

245.Kim Allah’a kardan hasenen/güzel bir borç verirse, Allah da ona kat kat artırarak verir. Darlaştıran da bollaştıran da Allah’tır, sonunda O’na döndürüleceksiniz.(2.245,261*5.12*30.39*57.11,18*64.17*73.20) (NOT: Ribâ tefsirinde geniş bilgi verilmiştir.)

246.Musa’dan sonra İsrailoğulları’nın ileri gelenlerinin yaptıklarını görmedin mi? Nebîlerine: “İçimizden bir melik tayin et de Allah yolunda savaşalım” demişlerdi. Nebîleri onlara: “Ya size savaş emredilir de savaşmazsanız?” demişti. Onlar: “Allah yolunda neden savaşmayalım  ki? Hem yurdumuzdan sürülmüşüz ve hem de çoluk-çocuğumuzdan ayrı düşmüşüz!” dediler. Ama savaş üzerlerine yazılınca, pek azı dışında hepsi yüz çevirdi. Allah, o zalimleri çok iyi bilmektedir.

247.Nebî’leri onlara: “Allah, size melik olarak Tâlût’u gönderdi” dedi. Onlar: “O bize nasıl komutan olabilir? Komutanlık ondan çok bizim hakkımızdır. Onun fazla bir malı-mülkü de yok!” diyerek itiraz ettiler. Bunun üzerine Nebî: “Onu sizin üzerinize Allah seçti. Ona ilimde ve fizik olarak üstünlük verdi. Allah, mülkü/hükümranlığı dilediğine verir. Allah, her şeyi kuşatan ve her şeyi bilendir.”

248.Nebî’leri onlara şunu da dedi: “Tâlût’a mülk/hükümranlık verildiğinin işareti/delili o Tâbût’un (Ahid Sandığı’nın) size gelmesidir. Onu melekler taşır, Rabbinizden bir huzur ve içinde Musa ve Harun ailesinden hatıralar vardır. Eğer iman etmişseniz bunda sizin için kesin bir işaret/delil vardır.”

249.Tâlût ordusuyla birlikte sefere çıktığında dedi ki: ”Allah, sizi bir nehirle imtihan edecektir. Kim o nehirden kana-kana içerse benden değildir. İçmeyenler veya sadece bir avuç içenler bendendir.” Onlardan pek azı müstesna büyük çoğunluğu o sudan (kana-kana) içtiler. Tâlût’a inananlar nehri geçince şöyle dediler: “Bugün bizim, Câlût/Golyat ve askerlerine karşı koyacak gücümüz yok.” Buna karşılık, Allah’ın huzuruna çıkacaklarına kesinlikle inananlar ise şöyle dediler: “Geçmişte nice küçük birlikler, kendilerinden çok fazla olan ordulara karşı, Allah’ın izniyle zafer kazanmıştır. Bilin ki Allah sabredenlerle/dik duranlarla beraberdir.” (2.249*8.65-66)

250.Câlût/Golyat ve ordusunun karşısına çıktıklarında şöyle dua ettiler: “Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır! Ayaklarımızı sabit kıl! Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!”

251.Nihayet Allah’ın izniyle onları hezimete uğrattılar. Davud da, Câlût’u/Golyat’ı öldürdü. Allah; Davud’a mülk/hükümranlık ve hikmet verdi, ona dilediği şeyleri öğretti. Eğer Allah, bazı insanları diğer bazı insanlarla def etmeseydi, yeryüzü fesada uğrardı. Lâkin Allah âlemlere karşı çok lütufkârdır. (NOT: Davud; Hz. Süleyman’ın babasıdır.)  (2.251*21.79*27.15*38.20)

252.İşte bunlar Allah’ın âyetleridir. Onları sana hak/hakikat olarak  okuyup/anlatıyoruz. Muhakkak ki sen, mesaj gönderilenlerdensin /Rasullerdensin.

253.Allah, o Rasullerine farklı özellikler verdi. Bazılarıyla konuştu, bazılarına da yüksek mertebeler bahşetti. Meryem oğlu İsa’ya da açık deliller verdi ve onu Kutsal Ruh ile destekledi. Allah dileseydi, onlardan sonra gelen ümmetler kendilerine apaçık deliller geldikten sonra birbirlerini öldürmezlerdi. Fakat onlar ayrılığa düştüler, bir kısmı iman etti, bir kısmı da inkâr ettiler. Evet, Allah dileseydi onlar birbirlerini öldürmezdi. Lâkin Allah dilediğini yapandır. (2.253,285*3.84*4.152)

254.Ey iman edenler! Hiçbir alışverişin, hiçbir dostluğun ve hiçbir şefaatin olmayacağı bir gün/Mahşer Günü gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan infâk edin/hayra harcayın. Zira kâfirler zalimlerin ta  kendileridir.

255.Allah’tan başka ilâh yoktur. Hayy/diridir, Kayyûm/varlıkların  kaynağıdır. O ne uyuklar ve ne de uyur. Göklerde ve yerde olanlar sadece O’nundur. O’nun izni olmadan katında kim şefaat/aracılık edebilir? Onların önlerinde olanı da arkalarında olanı da O bilir. O dilemedikçe onlar O’nun ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun hakimiyeti, gökleri ve yeri kuşatmıştır. Bunları/bu düzeni gözetip korumak O’na ağır gelmez. O, yüce ve azametli olandır. (Bu âyet, “Âyet-el Kürsi” diye bilinmektedir.) (NOT: Şefaat Tefsirinde geniş bilgi verilmiştir.)

256.Lâ ikrâhe fid d’îni/dinde zorlama/baskı yoktur; doğrular ile yanlışlar tamamen ayrılmıştır. Kim tâgûtu/sapkınları reddederek Allah’a inanırsa, kopması imkânsız bir kulpa yapışmış olur. Allah, her şeyi işiten ve bilendir. (2.193,256-257*4.51,60*5.60*10.99*11.118*16.36,93*31.22)

257.Allah, iman edenlerin velisidir/en yakınıdır; onları karanlıklardan nûra/aydınlığa çıkarır. Kâfirlerin velisi/en yakını ise tağutdur/sapkınlardır ve onları nûrdan/aydınlıktan çıkarıp karanlıklara sokar. İşte onlar cehennem ehlidirler, orada ebedî kalacaklardır.

258.Allah kendisine mülk ve saltanat verdiği için, Rabbi hakkında İbrahim ile tartışmaya gireni görmedin mi? İbrahim; “Rabbim, hayat veren ve öldürendir” dediğinde o (Nemrut), “Ben de yaşatır ve öldürürüm” dedi. İbrahim, “Allah güneşi doğudan getirir, sen batıdan getirsene!” deyince, o kâfir kişi (Nemrut) dondu kaldı. Allah, zalim topluluğu doğru yola iletmez.

259.Veya şu kişiyi (gözünde canlandır). Binaları çökmüş ve harabeye dönmüş bir kente uğramış ve; “Allah bu kenti ölümünden sonra nasıl diriltecek?” demişti. Allah onu öldürdü ve yüz yıl sonra diriltip “Ne kadar kaldın?” diye sordu. “Bir gün, ya da daha az kaldım” dedi. Allah dedi ki: “Hayır, tam yüz yıl kaldın. Yiyeceğin ve içeceğine bak hala bozulmamış. Eşeğine de bak! Seni insanlara ibret olman için böyle yaptık. Şimdi de (eşeğin) kemiklerine bak, onları nasıl yerine dizip sonra etle kaplıyoruz.” Gerçeği anlayınca dedi ki: “Allah’ın her şeye kadir olduğunu anladım!”.(2.259*18.19)

260.Hani İbrahim, “Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster” demişti. O da, “Yoksa inanmıyor musun?” diye sorunca, o da; “Hayır, inandım da kalbimin tatmin olması için!” diye cevap verdi. Bunun üzerine (Allah); Öyleyse dört kuş alıp onları kendine alıştır, sonra onlardan her birini bir dağın üstüne bırak. Nihayet onları kendine çağır, uçarak sana gelirler. Bilin ki Allah, Azîzdir/üstün kudret sahibidir, Hakîmdir/hikmet sahibidir. 

261.Mallarını Allah yolunda infâk edenlerin/hayra harcayanların durumu, yedi başak bitirmiş ve her başağında yüz dane bulunan bir tohum gibidir. Allah, dilediğine kat kat artırarak verir. Allah’ın imkânları geniştir, her şeyi bilendir. (2.245,261*6.160*30.39*57.11,18*64.17*73.20) (NOT: Ribâ Tefsirine geniş bilgi verilmiştir.)

 

262.Mallarını Allah yolunda infâk eden/hayra harcayan, sonra başa kakmayan ve gönül kırmayanların Rableri katında mükafâtları vardır. Onlar, korkmayacaklar ve üzülmeyeceklerdir.

 

263.Gönül alıcı bir söz ve bağışlama, sonrasında incitme yapılan bir sadakadan daha hayırlıdır. Allah zengin yapmak dir ve hoşgörülüdür. (2.263*6.160*10.26*17.28*27.89)

 

264.Ey iman edenler! Allah’a ve Âhiret Günü’ne inanmadığı halde, insanlara gösteriş olsun diye malını infâk eden/hayra harcayan kimsenin; yaptığı gibi; sadakalarınızı başa kakıp, ezâ yapmak suretiyle boşa çıkarmayın. Bu kimsenin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve şiddetli bir yağmurun çırılçıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. İşte böyle kimseler/gösteriş için yaptıkları harcamalardan hiçbir sevap elde edemezler. Allah o kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez.(2.264*4.38,142*14.18*107.6)

265.Allah’ın rızasını kazanmak ve nefislerini güçlendirmek için mallarını infâk edenlerin/hayra harcayanların durumu bir tepedeki bahçeye benzer. Bol yağmur yağar ve bu sayede iki kat ürün verir. Yağmur bol yağmayıp çiselese bile yeter. Allah yaptıklarınızı görendir.(2.261,265*6.160*30.39*57.11,18*64.17*73.20)

 

266.İçinden derelerin aktığı; hurma ve üzümlerle dolu bahçesinde her çeşit ürünlerin bulunduğu; çocukları bakıma muhtaçken sahibine de ihtiyarlığın gelip çatmış olduğu (birini düşünün)? Bu haldeyken, ateşli bir kasırganın gelip bahçeyi kasıp kavurmasını ister mi? İşte Allah, âyetlerini size böyle açıklar ki düşünüp öğüt alasınız.

267.Ey iman edenler! Kazandıklarınızdan ve yerden size rızık olarak bitirdiğimiz şeylerin iyilerinden infâk edin/hayra harcayın! Size verildiğinde almayı istemeyeceğiniz şeylerden başkalarına vermeye kalkmayın! Bilin ki Allah zengindir ve hamd edilmeye/övülmeye lâyık olandır.

268.Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve sizi fahşâya/çirkin şeylere teşvik eder. Allah ise size katından bir mağfiret ve bir lütuf vadediyor. Allah’ın imkânları geniştir, her şeyi bilendir.

269.(Allah) hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse ona çok büyük bir nimet bahşedilmiş demektir. Bunu ancak Ulü’l-elbâb/aklı selim ve sağduyu sahipleri anlar. (2.269*3.7*39.18)

270.Allah yaptığınız her infâkı/hayra harcamayı ve adadığınız her adağı bilir. Zâlimlerin hiçbir yardımcısı yoktur.

 

271.Sadakaları açıktan vermeniz güzeldir! Ama fakirlere verirken onu gizlemeniz sizin için daha hayırlıdır, (böylece) Allah günâhlarınızın bir kısmını örter. Allah yapmakta olduklarınızdan haberdardır.

 

272.Onların hidayete ermesi senin görevin değildir. Zira Allah dileyeni/tercih edeni doğru yola ulaştırır. Yapacağınız her infâk/hayra harcama kendiniz içindir. İnfâkınızı/hayra harcamanızı sadece Allah’ın rızası için yapın. İnfâkınızın/hayra harcadıklarınızın karşılığı size tam olarak verilecek ve haksızlık da yapılmayacaktır.  (2.272-273*28.56*41.46*45.15*80.7*99.7-8)

 

273.(İnfâkınızı), özellikle bütün zamanını Allah yolunda hizmetle geçiren ihtiyaç sahiplerine yapın. Onlar yeryüzünde dolaşıp çalışamazlar. Onurlu oldukları için de durumlarını bilmeyenler onları zengin zanneder. Sen ise onları simalarından tanırsın. Onlar yüzsüzlük ederek kimseden bir şey istemezler. Allah, her infâkınızı/hayra harcamanızı bilendir.

 

274.Gece-gündüz, gizli-açık mallarını infâk edenlerin/hayra harcayanların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara herhangi bir korku yoktur, onlar asla üzülmeyeceklerdir.

 

275.Ellezîne ye’külûn er ribâ/o ribâyı yiyen kimseler şeytanın aklını çeldiği kimseler gibi (sersem) kalkarlar. Bu onların, “alışveriş de o ribâ gibidir” demeleri yüzündendir. Oysa ki Allah alışverişi helâl ve harram er ribâ/o ribâyı haram kılmıştır. Bu nedenle, kime Rabbinden bir öğüt gelir de (o ribâdan) vaz geçerse, (ribâ olarak) önceden aldıkları kendine kalır ve onun hesabı da Allah’a aittir. Her kim de tekrar (ribâya) dönerse işte onlar cehennem ahalisidir ve orada ebedî kalacaklardır. (2.275-276,278-279*3.130*4.161*30.39)

 

276.Yemhakullâhü er ribâ/Allah o ribânın kazancını yok eder, sadakaları ise bereketlendirir. Allah, küfre dalanları ve günâhta ısrar edenleri sevmez. (2.275-276,278-279*3.130*4.161*30.39)

 

277.Buna mukabil, iman edip salih amel işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekâtı veren kimseler; işte onlar mükâfatlarını Rablerinden alacaklar ve onlara herhangi bir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.

 

278.Ey iman edenler! Allah’a karşı takvâlı olun. Eğer inanıyorsanız,Ve zerû mâ bekıye min er ribâ/o ribâ kazancından kalan alacaklarınızdan vazgeçin/terk edin. (2.275-276,278-279*3.130*4.161*30.39)

 

279.Eğer böyle yapmazsanız (ribayı terk etmezseniz), Allah ve Rasulüne karşı savaş açmış olacağınızı bilin. Eğer tevbe ederseniz reûsü emvâliküm/sermayeniz sizindir. Böylece ne haksızlık yapmış ve ne de haksızlığa uğramış olursunuz.(2.275-276,278-279*3.130*4.161*30.39)

 

280.Şayet borçlu sıkıntıdaysa, rahatlayıncaya kadar ona mühlet verin. Alacağınızı tamamıyla tasadduk etmeniz/bağışlamanız eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır.(2.188,275-276,278-280*3.130*4.29,161* 5.33*30.39)

 

281.Allah’ın huzuruna çıkarılacağınız o günden (Mahşer Günü’nden) sakının. O gün, herkese kazandıkları tam olarak verilecek ve kimseye haksızlık yapılmayacaktır.

 

282.Ey iman edenler, belli bir vâdeyle birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın. Aranızdaki borcu bir kâtip/yazıcı âdil/doğru olarak yazsın. Hiçbir kâtip/yazıcı, Allah’ın kendisine öğrettiği şekilde yazmaktan çekinmesin. Borçlu olan da borcunu söyleyip yazdırsın, Allah’a karşı takvâlı olsun ve eksik yazdırmasın. Eğer borçlu, aklı kıt/yetmez veya zayıf ya da yazdıramaya gücü yetmiyorsa, o takdirde velisi âdil/doğru olarak yazdırsın. Erkeklerinizden iki kişiyi de şahit tutun. Eğer iki erkek yoksa; doğru olduğuna güvendiğiniz bir erkek ile biri yanılırsa/şaşırırsa diğerinin ona hatırlatması için iki kadın şahit (olsun)! Şahitler çağrıldıkları zaman (şahitlikten) kaçınmasınlar! Az veya çok olduğuna bakmadan borcu vâdesiyle birlikte yazmaya üşenmeyin. Allah katında böylesi daha, âdil, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur. Ancak, aranızdaki ticaret peşinse onu yazmamanızda size bir vebal yoktur. Alışverişinizi şahit huzurunda yapın. Ancak bundan kâtip/yazan da, şahitler de zarar görmesin, eğer onlara bir zarar verirseniz bu sizi fâsık/yoldan çıkan kimse yapar. Allah’a karşı takvâlı olun, bunu size Allah öğretiyor. Allah her şeyi bilendir. (NOT: Bu âyet, Kur’an’ın en uzun âyetidir ve Mushaf’da tam bir sayfadır.)(2.282-283*4.15*5.106-107*24.4)

283.Eğer yolculuktaysanız ve bir kâtip de bulamazsanız, borca karşılık bir rehin de yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen kimse emaneti yerine getirsin ve Rabbi olan Allah’a karşı takvâlı olsun. Şahit olanlar bildiklerini gizlemesin, kim onu gizlerse onun kalbi günaha batmış olur. Allah yaptıklarınızı çok iyi bilmektedir.

283.Yolculukta olur da borcu yazacak birisini bulamazsanız, borçludan rehin alabilirsiniz. Alacaklı borçluya güvenir de (rehin almazsa) kendine güvenilen borçlu, Allah’tan çekinsin de güveni kötüye kullanmasın. Şahitler, şahitliği gizlemesinler, kim gizlerse kötülük yapmış olur. Allah, yaptığınız her şeyi bilmektedir.

284.Göklerde ve yerde olan her şey sadece Allah’a aittir. İçinizdekileri açığa vursanız da gizleseniz de Allah bilir ve sizi ondan hesaba çeker. Dileyeni/isteyeni bağışlar, dileyene/isteyene de azap eder. Allah her şeye gücü yetendir. (2.225,284*3.129*5.18,40*29.21*48.14)

285.O Rasul; Rabbinden kendine indirilenlere iman etti, müminler de. Hepsi; Allah’a, meleklerine, Kitaplarına ve Rasullerine iman ettiler. “O’nun Rasulleri arasında ayırım yapmayız. İşittik ve itaat ettik, bağışlamanı dileriz ey Rabbimiz! Sonunda Senin huzuruna varacağız!” derler. (2.136,285*3.84*4.152)

286.Allah hiç kimseyi taşıyacağının fazlasından sorumlu tutmaz. Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine ve işlediği kötülük de kendi aleyhinedir. Rabbimiz! Unutur ya da yanılırsak bizi sorumlu tutma! Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin ısrî/ağır yükü bize de yükleme! Rabbimiz! Gücümüzün yetmeyeceği yükü bize yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize merhamet et! Sen bizim Mevlâmızsın. Kâfir kavimlere karşı bize yardım et!” (2.233,286*3.81*7.42*23.62*65.7)(NOT: Bakara sûresinin son iki âyeti “amenerrasulü” olarak da bilinmektedir.)

(Harun Sorkun-Mayıs 2019-GG2-Ağustos 2021)