2/94 BAKARA SÛRESİ
(67’nci-73’ncü âyetlerde İsrailoğulları’na kesmeleri emredilen sığır/boğa anlamındaki bakara kelimesine istinaden sûreye Bakara adı verilmiştir. Kur’an’ın en uzun sûresidir ve 286 âyettir. Medine döneminde nazil olmuştur, Mushaf’da 2’nci, inişte 94’ncü sıradadır.)
E’ûzu bi’llâhi min’eş-şeytâni’r-racîm/kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Bismillâhirrahmânirrahim/Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.
1.Elif! Lâm! Mîm!
(NOT:Kur’an sûrelerinden bazılarının başında hurûf-u mukattaa denilen bazı harfler vardır. Bunların tek tek okunacağında ittifak olduğu halde manâları/anlamları konusunda farklı görüşler ileri sürülmektedir.
Hurûf-u mukattaa’nın geçtiği âyetler şunlardır: 2.1*3.1*7.1*10.1*11.1*12.1*13.1*14.1*15.1*19.1*20.1*26.1*27.1*28.1*29.1*30.1*31.1*32.1*36.1*38.1*40.1*41.1*42.1*43.1*44.1* 45.1*46.1*50.1*68.1)
2.Kendisinde hiç şüphe/çelişki olmayan bu Kitap/Kur’an müttâkiler için bir hidâyet/doğru yol rehberidir.
3.Onlar gayba/idraki aşanlara iman ederler ve o namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan infâk ederler/hayra harcarlar.
4.Ve onlar, sana indirilene ve senden önce indirilenlere de iman ederler ve âhirete de kesin olarak inanırlar. (Bak.2.4,136-137*3.84-85*4.150-152)
5.İşte bunlar, Rablerinden gelen bir hidâyet/doğru yol üzeredirler ve işte bunlar felâha/kurtuluşa erenlerdir.
(NOT: Müttâkiler/takvâ sahipleri: Allah’tan sakınanlar, Allah’a karşı sorumluluk bilincinde olanlar şeklinde de ifade edilebilir. Gayba inanmak: İnsanın bilgisi dışında kalan ve duyularla anlaşılması mümkün olmayan ve idraki aşan hakikatlere inanmaktır. Yani, Kur’an’da yazılı olanlara tam mânasıyla iman etmek ve Allah’a teslim olmaktır.)
6.Şüphesiz ki, kâfirleri uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir/aynıdır, onlar iman etmezler.
(Bak.2.6-20,170-171*4.155-157*6.25-26,46-47,49-51,109-113*7.101-102,198-199* 10.74-75*16.104-109*17.45-48*18.56-57*30.58-59*32.21-22*40.34-35*41.4-5* 47.16*63.2-8)
7.Allah onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiş ve gözlerinde de perde vardır. Ve onlar için büyük bir azâp vardır.
8.Ve insanlardan öyleleri de vardır ki Allah’a ve Âhiret Günü’ne inanmadıkları halde, inandık derler.
9.Onlar Allah’ı ve iman edenleri aldatmaya çalışırlar. Ve yalnız kendilerini aldatırlar ve (bunun) farkına varmazlar.
10.Onların kalplerinde hastalık vardır. Allah onların hastalığını artırmıştır ve yalanlamaları sebebiyle onlara elem verici bir azâp vardır.
11.Ve onlara, yeryüzünde fesat/bozgunculuk çıkarmayın! denildiğinde derler ki: Biz sadece ıslah edicileriz.
12.İyi bilin ki; şüphesiz ki fesat/bozgunculuk çıkaranlar onlardır ve lâkin bunu anlamazlar.
13.Ve onlara: İman eden insanlar gibi siz de iman edin! denildiği zaman derler ki: O sefihlerin/akılsızların iman ettiği gibi biz iman edecek miyiz? İyi bilin ki, asıl sefihler/akılsızlar kendileridir ve lâkin bilmezler.
14.Ve onlar, iman edenlere rastladıklarında derler ki: Biz de iman ettik! Ve şeytanlarıyla yalnız kaldıklarında derler ki: Şüphesiz ki biz sizinle beraberiz, biz onlarla sadece alay ediyoruz!
15.Allah onlarla alay ediyor. Ve onların azgınlıklar içinde bocalamalarına süre tanıyor. (Bak. 2.15*3.178*6.44*19.75*67.20-21,27-28)
16.İşte onlar, hidâyet/doğru yol karşılığında dalâleti/sapıklığı satın aldılar, onların bu ticaretleri kazanç getirmedi ve doğru yolu bulamadılar.
17.Onların durumu, (karanlıkta) ateş yakanın durumuna benzer. Ateş etrafı aydınlatınca, Allah onların nurunu/ ışığını giderir ve onları karanlıkta bırakır, artık göremezler.
18.(Onlar) Summüm-bükmün-umyün/sağır-dilsiz-kördürler, onlar (hakka) dönmezler. (Bak.2.18,171*6.39*47.23)
19.Yahut zifiri karanlıklar içerisinde gök gürültüsü ve şimşek çaktığı zaman gökten boşalan yağmura tutulmuş kimseye benzerler. Onlar yıldırımlardan ölecekleri korkusuyla parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Ve Allah kâfirleri Muhît’tir/çepeçevre kuşatmıştır. (Bak.2.19,55*3.87-88*4.153*13.13*39.68*41.13,17*51.44)
20. Neredeyse şimşek gözlerini alacak/kör edecek. Onları her aydınlattığında biraz yol alırlar ve üzerlerine karanlık çöktüğünde de çakılıp kalırlar. Ve eğer Allah dileseydi, işitmelerini ve görmelerini yok ederdi. Muhakkak ki Allah her şeye Kadîr’dir/gücü yetendir.
21.Ey insanlar! Sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin, umulur ki takvâlı olursunuz. (Bak. 2.21*6.102*36.60-61*51.56)
22.O/Rabbiniz sizin için yeri bir döşek ve göğü bir bina yaptı. Ve gökten su indirdi, onunla sizin için çeşitli ürünlerden rızık çıkardı. Ve siz de bile-bile Allah'a ortaklar koşmayın.
(Bak.2.22*6.99*20.53*27.60*31.10*40.64*50.9*51.48)
23.Ve eğer kulumuza/Muhammed'e indirdiğimiz hakkında fi raybim/ şüphede iseniz onun misli/dengi bir sûre getirin! Eğer doğru söylüyorsanız Allah’ın peşi sıra şahitlerinizi/destekçilerinizi de çağırın.
24.Eğer bunu yapamazsanız-ve asla yapamayacaksınız-o halde, yakıtı insanlar ve taşlar olan ve kâfirler için hazırlanan ateşten sakının!
(Bak. 2.23-24*10.38*11.13*16.101*17.88*32.3*46.8*52.33-34*66.6)
25.Ve iman eden ve sâlih amel işleyenlere içinden ırmaklar akan cennetler vardır! Kendilerine oranın ürünlerinden rızık verildiği her defasında derler ki: Bunlar bize daha önce de rızık olarak verilmişti. Bu onlara (dünyadakine) benzer olarak verilmiştir. Ve onlar için orada tertemiz eşler de vardır. Ve onlar orada/cennette ebedî kalacaklardır.
(NOT: CENNET DE CEHENNEM DE EBEDÎDİR! Günâhı sevabından daha fazla olanların günâhları bitinceye kadar cehennemde yandıktan sonra cennete gideceklerini söyleyenlerin olduğu görülmektedir. Ancak Kur’an’da bunu teyit eden bir tek âyet bile yoktur ve bu söylem Kur’an’a aykırıdır. Allah’ın dışında şefaat edecek hiç kimse de yoktur. Kur’an’a göre; Cennete giren ebedî olarak cennette kalacak, cehenneme giren de ebedî olarak cehennemde kalacaktır. Cennete gidebilmek için hayattayken azamî gayreti göstermemiz gerekir! Konuyla ilgili âyetlerin başlıcaları şunlardır: (2.25,39,81,162, 257,275*3.15,85-88,91,116*4.14,56-57, 93,122,168-169* 5.36-37,80*7.36*9.17,68*10.27,52*11.8,106-107*13.5*16.28-29,97*18.2-3* 20.75-76,100-101, 112* 21.98-99*23.102-103*25.68-69*32.13,14*33.64-65* 37.7-9*39.71-72*40.69-76*41.27-28*43.74-75*44.51-57*47.15*52.7,27* 56.1-56* 58.16-17* 59.16-17*64.10*72.23*74.8-29*76.3-22*78.21-36*82.13-16* 98.6*Burada işaret edilen âyetlerin sayısı 200’den fazladır.)
26.Muhakkak ki Allah bir sivrisineği ve ondan da üstün (küçük) olanı misal vermekten çekinmez. İman edenler bunun Rablerinden gelen hakk/gerçek olduğunu bilirler. Ve kâfirler derler ki: Allah böyle bir misalle neyi amaçladı? (Allah) onunla birçoğunun saptığına ve birçoğunun da doğru yola geldiğine hüküm verir. Ve fâsıkların saptığına hüküm verir. (Bak. 2.26*17.89*18.54*22.73*25.50*29.41-43*30.58*39.27-28)
27.Allah'a söz verdikten sonra ahdini bozanlar ve Allah'ın birleştirmesini emrettiği bağları kesenler ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlar, onlar hüsrana/zarara uğrayanlardır. 28.Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Ve siz ölüyken sizleri diriltti. Sonra yine öldürecek, sonra sizi yine diriltecek ve sonra O’na döndürüleceksiniz. (Bak. 2.28*10.4*17.51*22.66*30.11,19,27,40*43.11* 45.26*71.17-18*85.13)
29.O, yeryüzündekilerin hepsini sizin için yarattı. Sonra göğe yönelip onları yedi kat/gök olarak düzenledi. Ve O her şeyi Alîm’dir/bilendir. (Bak. 2.29*16.13*35.27*39.21) 30.Ve Rabbin bir gün meleklere dedi ki: Ben yeryüzüne bir halife tayin edeceğim! Dediler ki: Orada fesat çıkarmakta ve kan dökmekte olan birini mi? Ve biz Sen’i; hamd ediyoruz/övüyoruz, tesbih ediyoruz/yüceltiyoruz ve takdis ediyoruz/kutsuyoruz. (Allah) dedi ki: Ben sizin bilmediklerinizi bilirim!
AÇIKLAMA-1: ÂDEM (a.s.) İLK İNSAN DEĞİLDİR! Âdem (a.s.)’ın ilk Rasûl olduğu söylenebilir, ancak ilk insan olduğunu söylemek doğru değildir. **Rabbin bir gün meleklere dedi ki: Ben yeryüzüne bir halife tayin edeceğim! Dediler ki: Orada fesat çıkarmakta ve kan dökmekte olan birini mi halife tayin edeceksin? (2.30) Eğer Âdem’den başka insanlar yaratılmamış olsaydı, gaybı bilmeyen meleklerin yaratılacak olan yeni bir insanın fesat çıkaracağını ve kan dökeceğini bilmeleri de asla mümkün olmazdı. Bu durum; Âdem’den önce başka insanların da yaratılmış olduğunun açık bir delilidir.
**İnsanlar tek bir ümmetti. Allah müjdeleyici ve uyarıcı olarak onlara Nebi’ler gönderd. Ve Yanlarında hakk ile Kitap indirdi. İnsanların aralarında ihtilaf ettikleri konularda hakem olsun diye… (2.213) Demek ki: Tek bir ümmet halinde yaşamakta olan insanlara Nebiler daha sonra gönderilmiştir.
**Muhakkak ki Allah; Âdem’i ve Nûh’u ve İbrâhîm ailesini ve İmrân ailesini seçip âlemlere/diğer insanlara üstün kılmıştır. (3.33)
Bunlar, Âdem (a.s.)’ın ilk insan olmadığının ve diğer insanlar arasından seçilmiş olduğunun açık delileridir. Diğer bir sorun da: Âdem (a.s.)’ın yaratılan ilk ve tek insan olduğunu söyleyen bazı ilahiyatçıların olduğudur. Onların daha sonra hatalı olarak şöyle dedikleri görülmektedir:
**Âdem (a.s.)’ın kaburga kemiğinden onun eşi yaratılmıştır. (Yani; Âdem a.s. kendi vücudundan yaratılan bir kadınla evlenmiştir.)
**Onlardan doğan erkek ve kızların da ertesi yıl doğan kızlar ve erkeklerle çapraz olarak evlenmeleri suretiyle insan nesli çoğalıp yeryüzüne yayılmıştır.
**Bu Allah’a yapılan büyük bir iftiradır! Allah sadece ilk Âdemi yaratabilmiş, daha sonra başka âdemleri yaratmaktan aciz mi kalmıştır? Haşa, böyle söylemekten Allah’a sığınırım! Böyle söyleyenler Kur’an’ı dinamitledikleri bilmiyorlar mı, yoksa neyin peşindeler? Ayrıca Yüce Allah; süt kardeşlerin bile evlenmelerini haram kıldığı halde, ana-baba bir kardeşlerin evlenmesine onay verdiğini söylemek Allah’a yapılan çok büyük bir iftiradır. Bunlar akıl tutulmasına uğramış zavallılar yahut da Allah’ın dinini dinamitlemekle görevli şeytanın uşaklarıdır. (Bak. Şûrâ 42.11 NOT’u.)
31.Ve Âdem'e bütün isimleri öğretti. Sonra onları meleklere gösterip dedi ki: Eğer doğru söylüyorsanız şunların isimlerini Bana bildirin/haber verin!
32.Dediler ki: Sen Sübhân’sın/noksanlıktan münezzehsin. Senin öğrettiklerinden başka bizim bir ilmimiz/bilgimiz yoktur. Şüphesiz ki Sen Alîm’sin/bilensin, Hakîm’sin/hikmet sahibisin!
33.Dedi ki: Ey Adem! Bunların isimlerini onlara/ meleklere haber ver/bildir! Adem isimleriyle bildirince dedi ki: Ben size göklerin ve yerin gaybını/idraki aşanları bilirim, sizin açıkladıklarınızı ve içinizde gizlediklerinizi de bilirim! dememiş miydim?
(NOT: Gaybın bilgisi sadece Allah’a aittir! İlgili âyetler şunlardır:2.33*5.109,116*6.50,59,73*7.188*9.78*10.20*11.31,49, 123*12.102*13.810* 16.77*18.22,26*19.78*21.49*23.92*27.65,75*31.16*32.6*34.3,14,48*35.38*39.46* 41.47*43.85*49.18*53.35*57.25*58.7*59.22*64.18*67.13,25-26*68.47*72.26)
34.Ve o zaman meleklere dedik ki: Âdem’e secde edin! Onlar hemen secde ettiler, iblis hariç. O/iblis yüz çevirdi, kibirlendi ve kâfirlerden oldu. (İblis’in melek olmadığını ve onun cinlerden olduğunu Kur’an bildirmektedir! (Bak. 2.30-34*7.11-18*15.28-40*17.61-65*18.50*38.71-83)
(NOT: Kur’an’da geçen secedû/secde kelimesi çok anlamlı kelimelerden birisidir. Kullanıldığı yere göre: Eğilmek-hürmet etmek-boyun eğmek ve kulluk etmek gibi anlamları vardır. İnsanlara secde edilmesi söz konusu olduğunda ilk üç mâna verildiği halde, Allah’a secde edilmesi söz konusu olduğunda Allah’a kulluk etmek mânası verilmelidir. Allah’a yapılan secdelere örnek olarak: Namazlarda yapılan secdeler ile insanların çok arzu ettikleri halde uzun süre kavuşamadıkları bir şeye daha sonra kavuşturan Allah’a yapılan secde veya dermansız bir hastalıktan kurtaran Allah’a yapılan secdeler gibi olaylar gösterilebilir. Kur’an’da secde kelimesinin geçtiği âyetler şunlardır: 2.34,58*4.102,154*7.11,161,206*12.4,100*13.15*15.29*16.48-49*17.61,107*18.50* 19.58*20.116*22.18* 25.60*27.25*32.15*38.72* 41.37*53.62*55.6*84.21*96.19) 35.Ve Dedik ki: Ey Âdem! Sen ve eşin şu cennete/ bahçeye yerleşin ve dilediğiniz nimetlerden bol bol yiyin ve şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zâlimlerden olursunuz! (Bak. 2.35-36*7.19-22*20.116-123)
(NOT: Âdem ve eşinin çıkarıldığı cennet/bahçe dünyadaki bir cennettir/bahçedir. Zira; Âhiretteki cennet henüz yaratılmamıştır ve Kıyametin Kopmasından sonra yaratılacağı bildirilmiştir. Ayrıca kovulmuş şeytanın âhiretteki cennette yeri olamaz, onun ve ona uyanların yeri cehennemdir.)
36.O şeytan onların ayaklarını kaydırdı ve bulundukları yerden onları çıkarttı. Ve dedik ki: Bazınız bazınıza (birbirinize) düşman olarak oradan inin. Ve sizin için yeryüzünde belli bir süreye kadar barınma ve geçinme imkânı var!
37.Âdem, Rabbinden bazı kelimeler öğrendi ve (tevbe etti). Muhakkak ki O, Tevvâb’dır/tevbeleri kabul eder ve Rahîm’dir/ merhametlidir.
38.Dedik ki: Hepiniz oradan inin! Ben’den size bir hidâyetçi gelirde kim hidayetçime tabî olursa onlara hiçbir korku yoktur ve onlar mahzûn olmayacaktır!
(Bak.2.38*7.14-15,19-21*46.29-32*51.56-57*114.1-6)
39.Ve inkâr eden ve âyetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar ateş ehlidir ve onlar orada ebedî kalacaklardır!
40.Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi hatırlayın! Ve Bana verdiğiniz sözü yerine getirin ki Ben de size olan vaatlerimi yerine getireyim. Ve yalnız Ben’den korkun!
41.Ve yanınızda olanı (Tevrat'ın aslını) tasdik edici olarak indirdiğim (Kur'an'a) iman edin! Ve onu inkâr edenlerin ilki siz olmayın. Ve âyetlerimi az bir bedel karşılığında satmayın. Ve Bana karşı takvâlı olun.
42.Ve hakkı/gerçeği bâtıl ile karıştırmayın ve bile bile hakkı/gerçeği gizlemeyin.
43.Ve ekıymus salât/o namazı dosdoğru kılın ve o zekâtı verin ve rükû edenlerle birlikte rükû edin. (NOT: Bu âyet, Ehl-i Kitab'ın (ve bütün ümmetlerin) bizim gibi namazla ve zekâtla sorumlu olduklarını ve namazı kıldıklarını göstermektedir. Görüldüğü üzere namaz Muhammed a.s. ümmetine ve önceki bütün ümmetlere farz kılınmıştır, namazın miraç’da farz kılındığını söylemek Kur’an’a aykırıdır.)
44.İnsanlara birr’i/iyiliği emreder ve kendinizi unutuyor musunuz? Ve siz o Kitabı/Tevrat’ı da okumaktasınız. Siz aklınızı kullanmaz mısınız?
45.Ve sabırla ve o salâtla yardım isteyin. Ve şüphesiz ki bu, (Allah’a) saygı duyanlardan başkasına ağır gelir. 46.Şüphesiz ki onlar (saygı duyanlar) Rablerine kavuşacaklarını ve (sonunda) O’na döneceklerini bilirler.
47.Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere/ çağdaşlarınıza üstün kıldığımı hatırlayın. (Bak. 2.47,122*5.20*44.31-32*45.16)
48.Öyle bir güne/Mahşer Günü’ne karşı takvâlı olun ki: Hiçbir kimse başkasına yardım edemez ve hiç kimsenin şefaatı/aracılığı kabul edilmez ve hiç kimseden fidye alınmaz ve hiç kimseye yardım edilmez.
(NOT: Şefaat yetkisi sadece Allah’a mahsustur. Mahşerde şefaat edeceğini söyleyen sahtekârlara/müşriklere kanmayın. İlgili âyetler için Bak. 2.255 notu)
49.Ve Firavun ailesinin/hanedanın zulmünden sizi kurtardığımızı hatırlayın. Onlar size azâbın en kötüsünü yapıyor: Oğullarınızı boğazlıyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Ve bunda, Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı. (Mûsâ kıssası için bak.: 2.49-74* 5.20-26*7.103-166* 10.75-93*11.96-111*14.5-14*18.60-82*19.51-53* 20.9-98* 26.10-68*27.7-14*28.3-48,76-82*29.39-44*37.114-122*40.23-53*44.17-42)
50.Ve bir gün sizin için denizi yarıp sizi kurtardık ve Firavun ailesini/ hanedanını (suda) boğmuştuk ve siz de bakıp duruyordunuz. (Bak. 2.50*7.136,138*10.90*20.78*26.60-67*28.40*43.55-56*51.38-40)
51.Ve bir zaman Mûsâ ile kırk gece için sözleşmiştik, sonra siz onun ardından buzağıyı (ilâh) edindiniz ve zâlimlerden oldunuz. 52.Sonra bunun ardından sizi affettik, umulur ki şükredersiniz.
53.Ve bir zaman Mûsâ'ya Kitabı ve furkânı/hakkı bâtıldan ayırma yeteneğini verdik. Umulur ki doğru yola ulaşırsınız.
54.Ve bir zaman Mûsâ kavmine dedi ki: Ey kavmim! Şüphesiz ki siz, buzağıyı (ilâh) edinmekle kendinize zulmettiniz. İlâ bâriiküm/ yaratıcınıza tevbe edin, nefislerinizi öldürün. Böyle yapmanız inde bâriiküm/yaratıcınız indinde sizin için hayırlı olandır. O sizin tevbenizi kabul eder. Şüphesiz ki O Tevvâb’dır/tevbeleri kabul edendir, Rahîm’dir/ merhametlidir! 55.Ve bir zaman dediniz ki: Ey Mûsâ! Allah'ı açıkça görünceye kadar sana inanmayacağız! Sizi yıldırım çarpmıştı ve siz bakınıp duruyordunuz. (Bak. 2.55*4.153*15.7-8*17.92*25.21*34.9)
56.Sonra ölümünüzün ardından sizi diriltmiştik, umulur ki şükredersiniz. 57.Ve o bulutu üzerinize gölge yaptık ve kudret helvası ve bıldırcın eti indirdik. Size ihsan ettiğimiz bu temiz rızıklardan yiyin! dedik. Ve onlar Bize zulmetmediler ve lâkin kendilerine zulmettiler. (Bak.2.57,63,83*4.160*6.146*7.160*19.52* 20.80-81*29.39-40) 58.Ve bir zaman (İsrailoğullarına) dedik ki: Şu beldeye/ şehre girin, dilediğiniz nimetlerden bol bol yiyin. Ve kapıdan süccedev/saygıyla girin ve deyin ki: Hıtta/bizi affet! Size mağfiret edelim/bağışlayalım. Ve Biz; muhsinîn/güzel davrananlara nimetlerimizi artıracağız!
59.O zâlimler kendilerinden istenen sözü başka bir sözle değiştirdiler. Biz de yaptıkları kötülükler yüzünden o zâlimlerin üzerine gökten bir riczem/pislik indirdik.
60.Ve bir zaman Mûsâ kavmi için su istemişti, Fe kulnadrib biasâk el hacer/asanla şu taşa vur! demiştik. Ondan on iki pınar/göze fışkırmıştı ve herkes/her kabile su içeceği pınarı/gözeyi bilmişti. Allah'ın rızkından yiyin için ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak kargaşa çıkarmayın!
61.Ve bir zaman dediniz ki: Ey Mûsâ! Biz bir çeşit yemeğe katlanamayız. Rabbine dua et de bizim için yerin bitirdiklerinden; bakliyat ve kabak ve sarımsak ve mercimek ve soğan versin! Dedi ki: Daha üstün olanı, daha düşük olanla değiştirmek mi istiyorsunuz? Şehre inin, şüphesiz ki istedikleriniz orada var. Ve üzerlerine zillet damgası ve miskinlik vuruldu. Ve Allah’ın gazâbına uğradılar. Çünkü onlar, Allah'ın âyetlerini inkâr ediyorlar ve haksız yere Nebi’leri öldürüyorlardı. Bütün bunlar, isyan etmeleri ve haddi aşmaları sebebiyledir. (Bak. 2.61*3.21,112,181*4.155)
62.Muhakkak ki; iman edenler ve Yahûdiler ve Hıristiyanlar ve Sâbiîler'den kim Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman eder ve sâlih amel işlerse onların Rableri katında ecirleri/mükâfatları vardır. Ve onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. (Bak 2.25,62,111-112*3.15*4.57,122,124-125*5.69*9.121*16.96-97*17.9*18.2,88* 20.75,112* 24.37-38*29.7*39.10,33-35*40.40)
63.Ve bir gün sizden mîsâk/kesin söz almıştık ve Tûr’u üzerinize kaldırmış ve Size verdiğimizi/Kitabı kuvvetle tutun ve içindekileri zikredin/hatırlayın. Umulur ki takvâya erersiniz! (Bak.2.63,83*19.52*20.80-81*29.39-40)
64.Sonra onun arkasından yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın lütfu ve rahmeti üzerinize olmasaydı hüsrana/zarara uğrayanlardan olurdunuz. 65.Ve elbette, içinizden cumartesi yasağını çiğneyenlerin olduğunu biliyorsunuz. Onlara dedik ki: Sefil/aşağılık maymunlar olun! (Bak. 2.63-65,93*4.47,154*5.60*7.163 ,165-166*10.93*16.124* 45.17)
66.Biz bunu; yanında olanlara ve onlardan sonraki nesillere ibret olsun, müttâkilere de öğüt olsun diye yaptık. 67.Ve bir zaman Mûsâ kavmine dedi ki: Şüphesiz ki Allah size bir bekarah/sığır-boğa kesmenizi emrediyor! Dediler ki: Sen bizimle alay mı ediyorsun? Dedi ki: Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım! 68.Dediler ki: Bizim için Rabbine sor, onun nasıl olduğunu bize açıklasın! Dedi ki: Rabbim diyor ki; o ne yaşlı ne de körpe, ikisi arasında orta yaşlı bir bekarah/sığır-boğa olacak! Haydi emrolunduğunuz işi yerine getirin!
69.Dediler ki: Bizim için Rabbine sor, onun rengini bize açıklasın! Dedi ki: Rabbim diyor ki; bakanların hoşuna giden, parlak sarı bir bekarah/ sığır-boğa!
70.Dediler ki: Bizim için Rabbine sor, onun nasıl bir bekarah/sığır-boğa olduğunu bize iyice açıklasın! Bize göre, o biraz karışık geldi. Ve Allah dilerse elbette biz onu bulacağız! 71.Dedi ki, Rabbim diyor ki: Şüphesiz ki o, ne boyunduruğa koşulup arazi sürer ve ne de ekin sular. Başıboş/serbest dolaşan, alacasız bir bekarah/sığır-boğadır! Dediler ki: Şimdi hakkı/gerçeği söyledin! Onu boğazladılar ve az kalsın yapmayacaklardı!
72.Ve bir gün bir adam öldürmüştünüz, katili hakkında suçu birbirinize atmıştınız. Ve Allah gizlediğiniz şeyi ortaya çıkaracaktır. 73.Dedik ki: (Boğazlanan) sığırın-boğanın bir parçasıyla öldürülene vurun. Allah ölüleri işte böyle diriltir ve size âyetlerini/mucizelerini böyle gösterir, umulur ki akledersiniz.
74.Sonra bunun arkasından kalpleriniz katılaştı, taş gibi oldu, hatta daha da katı. Ve şüphesiz ki bazı taşlar var ki içinden pınarlar fışkırır. Ve bazıları var ki yarılır içinden su çıkar. Ve bazıları da Allah’ın haşyetinden aşağılara yuvarlanır. Ve Allah yaptıklarınızdan gâfil değildir.
75.Onların/Yahûdilerin size inanacaklarını mı umuyorsunuz? Ve onlardan bir grup, Allah'ın kelâmını dinleyip-anladıktan sonra bile-bile onu tahrif ederler.
76.Ve iman edenlere rastladıklarında derler ki: Biz de iman ettik! Ve birbirleriyle baş-başa kaldıklarında derler ki: Allah'ın size açıkladığı şeyi neden onlara söylüyorsunuz? Rabbinizin katında aleyhinize delil getirsinler diye mi? Hiç akıl etmiyor musunuz?
(Bak. 2.75-76*4.46*5.12-13,41-43) 77.Onlar bilmezler mi ki, onların gizlediklerini ve açığa vurduklarını da Allah çok iyi bilir! (Bak.2.77*3.5*6.3*9.78*11.5*14.38*16.19,23*20.7*21.4*24.29*27.25,74*28.69* 36.76*64.4*87.7)
78.Ve bunlardan bir kısmı ümmîdirler, Kitabı/Tevrat'ı bilmezler ve onlar sadece hayal kurarlar ve onlar sadece zanda bulunurlar.
(NOT: Ümmî: Mekke’li olup, Ehli Kitap’tan olmayan ve Tevrat’tan da haberi olmayan kimse demektir. Ümmî; okuma yazma bilmeyen kimse değildir.)
79.Vay o kimselerin haline! Kitab’ı kendi elleriyle yazarlar sonra derler ki: Bu Allah katındandır! Bunu biraz para kazanmak için yaparlar. Vay onların haline, kendi elleriyle yazdıklarından dolayı. Ve vay onların hâline, kazandıklarından dolayı!
80.Ve dediler ki: Sayılı günler dışında ateş bize dokunmayacaktır! De ki: Yoksa Allah'tan bir söz mü aldınız? Ki Allah asla sözünden dönmez. Yoksa Allah hakkında bilmediğiniz şeyler mi uyduruyorsunuz!
81.Hayır, kim bir kötülük yapar ve kötülük kendisini çepeçevre kuşatırsa, işte onlar ateş ehlidirler ve onlar orada ebedî kalacaklardır.
82.Vellezîne âmenû ve amilus sâlihâti/iman edenler ve sâlih amel işleyenlere gelince, onlar cennet ehlidir ve onlar orada ebedî kalacaklardır. (Bak.2.82*3.135-136*4.122*10.9*13.29*18.30-31,107-108*22.50*29.58*39.74*103.1-3)
(NOT: Kur’an’da; “iman edenler ve sâlih amel işleyenler” birlikte kullanılan bir tabirdir ve adeta bitişik kardeşlerdir. Çoğu zaman bu tabire; “birbirlerine hakkı ve sabrı/iyiliği tavsiye edenler de” eklenmektedir. Asr sûresi buna örneklerden birisidir (103.1-3).
Bu yüzden, sadece iman etmenin yeterli olmadığını ve iman etmeye; sâlih amel işlemeyi ve birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmeyi de eklemek gerektiğini bilmeliyiz!)
83.Ve bir zaman İsrailoğullarından misâk/kesin söz almıştık: Allah’tan başkasına kulluk etmeyin ve ana-babaya ve yakın akrabaya ve yetimlere ve miskinlere/ çaresizlere iyilik edin ve insanlara güzel söz söyleyin ve ekıymus salâte/o namazı dosdoğru kılın ve o zekâtı verin! Sonra çok azınız hariç sözünüzden döndünüz. Ve siz döneksiniz. (Bak.2.63-64, 83*4.36*6.151*17.23-24*21.73*31.14*46.15)
84.Ve yine bir zaman misâk/kesin söz almıştık: Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız! diye. Sonra siz de bunu kabul etmiştiniz ve şahit olmuştunuz.
85.Sonra siz öyle kimselersiniz ki; birbirinizi öldürüyor ve sizden bir grubu yurtlarından çıkarıyor, onların aleyhine yapılan kötülüklere ve düşmanlığa destek veriyorsunuz. Ve eğer esir olarak elinize düşerlerse fidye alıyorsunuz. Ve onların yurtlarından çıkarılmaları size haram değil mi? Siz Kitab’ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkâr mı ediyorsunuz? Sizden böyle yapanların cezası dünya hayatında rezil olmaktan başka bir şey değildir! Ve Kıyamet Gününde en şiddetli bir azâba uğratılırlar. Ve Allah yaptıklarınızdan gafil/habersiz değildir. (Bak. 2.85*4.150-151*7.33 )
86.Bunlar, dünya hayatına karşılık âhireti satan kimselerdir. Bunların azâbı hafifletilmez ve kendilerine yardım da edilmez. (Bak. 2.86,161-162,174-175*3.86-88*14.2-3* 16.83-86,106-109*21.39-40*35.36-37*40.49-50*43.74-76) 87.Ve andolsun ki Mûsâ'ya o Kitabı/Tevrat’ı verdik, ardından Rasûller gönderdik. Ve Meryem oğlu İsa'ya da apaçık belgeler/mucizeler verdik ve onu Ruhu’l Kudüs ile destekledik. Hoşunuza gitmeyen mesajla gelen Rasûllere büyüklük tasladınız, bir kısmını yalanladınız ve bir kısmını öldürüyordunuz. (Bak. 2.53,87*5.70-71,110-111*16.102)
88.Ve dediler ki: Kalblerimiz kapalılıdır/doludur! Hayır, kâfirlikleri yüzünden Allah onları lânetledi/dışladı. Onların çok azı iman eder. (Bak. 2.6-7,88*4.155-156*7.100-101* 9.87-88,92-93*10.74-75*16.108-109*30.58-59*40.34-35*47.16*63.2-5)
89.Ve Allah katından yanlarındakini (Tevratı) tasdik eden bir Kitap (Kur’an) gelince ve önceden kâfirlere karşı yardım istiyorlarken onu (Kur’an’ı) inkâr ettiler. Allah'ın lâneti/ dışlaması o kâfirlerin üstünedir. (Bak.2.40-41,89-90,101,161-162*7.157-158) 90.Allah’ın kullarından dilediğine kendi lütfundan vahiy indirmesini kıskandıkları için Allah'ın indirdiğini inkâr ederek kendilerini düşük bir şeye satmaları ne kötüdür. Bu yüzden onlar gazâp üstüne gazâba uğradılar. Ve o kâfirler için alçaltıcı bir azâp vardır.
91.Ve onlara denildiğinde: Allah'ın indirdiklerine iman edin! Derler ki: Biz kendimize indirilene iman ederiz! Ve ondan başkasını inkâr ederler. Ve o (Kur'an), ellerindekini (Tevrat'ın aslını) tasdik eden hakk’dır/gerçektir. De ki: Madem ki iman ediyordunuz, Allah'ın Nebi’lerini daha önce neden öldürüyordunuz?
92.Ve andolsun ki Mûsâ size apaçık belgelerle (mucizelerle) gelmişti. Sonra onun ardından buzağıyı ilâh edinmiştiniz ve siz zâlimsiniz! (NOT: Mûsâ a.s.’a verilen mucilerle ilgili âyetler: Bak.2.51,60,92*4.153-154*7.107,133,148,160* 20.18,22,77*26.32-33,63* 27.10*28.31) 93.Ve bir zaman Tûr'u/Tûr dağını üzerinize kaldırmış ve sizden mîsâk/söz almıştık. Size verdiğimiz âyetlere sıkı sarılın ve onu dinleyin! (demiştik). Dediler ki: Semı’na ve asaynâ/dinledik ve isyan ettik! Ve kâfirlikleri yüzünden kalplerine buzağı sevgisi yerleşti. De ki: Eğer mü’min kimseler iseniz, imanınız size ne kötü şeyleri emrediyor!
94.De ki: Eğer âhiret yurdu başkalarının değil, Allah katında sadece size aitse ve siz de sözünüzde sâdık iseniz, hemen ölümü temenni edin/isteyin!
95.Ve onlar, daha önce işledikleri günâhlar yüzünden asla ölümü isteyemezler. Ve Allah o zâlimleri Alîm’dir/ bilir. (Bak. 2.94-95*7.171*62.6-7)
96.Ve sen, insanların hayata/yaşamaya en hırslısı/ düşkünü olarak onları bulursun ve müşriklerden daha düşkündürler. Onların her biri bin yıl/yıllarca yaşamayı arzu ederler. Ve çok yaşatılmış olmak onları azâptan uzaklaştıramaz/kurtaramaz. Ve Allah Basır’dır/onların yaptıklarını görmektedir.
97.De ki: Kim Cebrail'e düşmanlık ederse şüphesiz ki o/Cebrail, kendilerinden önceki vahiyleri tasdik eden, mü’minler için bir hidâyet ve müjde olan bu vahyi/ Kur’an’ı senin kalbine Allah'ın izniyle o/Cebrail indirmiştir! (Bak. 2.97-98*5.70-71*16.102*26.192-194* 69.40*81.19-21)
98.Kim; Allah’a ve meleklerine ve Rasûllerine ve Cebrail’e ve Mikail’e düşmanlık ederse, şüphesiz ki Allah o kâfirlerin düşmanıdır.
99.Ve andolsun ki, sana apaçık âyetler indirdik ve onları fâsıklardan/ sapkınlardan başkası inkâr etmez.
101.Ve Allah katından, yanlarında bulunan (Kitabı) tasdik eden bir Rasûl geldiğinde, Ehl-i Kitaptan bir grup Allah'ın Kitabı’nı bilmiyorlarmış gibi ona sırt çevirdiler. (Bak.2.101*3.81,187*7.101*10.74)
102.Ve onlar, Süleyman'ın mülkü/hükümranlığı konusunda şeytanların anlattıkları şeylere tabî oldular. Ve Süleyman inkâr etmedi ve lâkin insanlara sihri/ büyüyü öğreten o şeytanlar inkâr ettiler. Ve Bâbil'deki Hârût ve Mârût adlı iki meleğe/melik’e bir şey indirilmiş değildi. Hatta o iki melek/melik: Biz bir imtihan aracıyız, (sihir yaparak) sakın küfre sapmayın! demeden hiç kimseye bir şey öğretmezlerdi. İnsanlar bu ikisinden, karı kocanın arasını açacak şeyler öğrenmeye çalışıyorlardı. Gerçi onlar Allah'ın izni olmadan hiç kimseye zarar veremezlerdi. Ve onlar, kendilerine fayda değil, zarar verecek şeyleri öğreniyorlardı. Ve andolsun onlar, onu/sihri yaptıranın âhirette hiçbir nasibi olmadığını biliyorlardı. Ve sattıkları şey kendileri için ne çirkindir, keşke bilselerdi!
103.Ve eğer onlar, iman edip takvâlı olsalardı, Allah tarafından onlara verilecek mükâfat elbette daha hayırlı olacaktı. Keşke bunu bilselerdi!
104.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Râinâ/bizi güt demeyin ve unzurnâ/bizi gözet deyin ve onu/Rasûlü dinleyin. Ve kâfirler için elem verici bir azâp vardır.
105.Ehl-i Kitap'tan inkâr edenler ve müşrikler Rabbinizden size bir hayır indirilmesini istemezler. Ve Allah rahmetini dilediğine/lâyık olana verir ve Allah çok büyük lütuf sahibidir.
106.Biz, bir âyeti nesh edersek/yürürlükten kaldırırsak veya unutturursak; ondan daha hayırlısını veya mislini/aynısını getiririz. Şüphesiz ki Allah her şeye Kadîr’dir/gücü yetendir.
(NOT: Bazı ilahiyatçıların bu âyete istinaden Kur’an’daki bazı âyetlerin nesh edildiğini söyledikleri görülmektedir. Halbuki neshden, önceki Kitaplardaki hükümlerden bazısının Kur’an âyetleri tarafından nesh edildiğini anlamak gerekir. Bazı âyetleri örnek olarak veriyorum:
**Bakara 2.106 Eğer Biz, bir âyeti nesheder/yürürlükten kaldırırsak veya onu unutturursak ondan daha iyisini veya benzerini getiririz. Allah’ın her şeye Kâdir olduğunu sen bilmez misin?
**Bakara 2.187 O oruç gecelerinde kadınlarınızla/ eşlerinizle cinsel ilişkide bulunmanız size helâl kılındı! (Önceki ümmetlerde oruç gecelerinde eşlerin cinsel ilişkide bulunması haramdı, bu âyetle helal kılınarak daha hayırlısı gelmiştir.)
**Al-i İmrân 3.50 Ve benden önceki Tevrat’ı (aslını) tasdik etmek ve daha önce size haram kılınanlardan bazılarını helâl kılmak için geldim. Ve Rabbinizden size bir âyet/ mucize getirdim. Allah’a karşı takvâlı olun ve bana itaat edin!
**Mâide 5.15 Ey Ehl-i Kitap! Kitaptan gizlediğiniz şeylerin birçoğunu size açıklayan ve bir kısmına da dokunmayan Rasûlüm (Muhammed a.s.) size geldi…
**En’âm 6.124: Onlara bir âyet gelince, Allah’ın Rasûllerine verilenin aynısı bize de verilmedikçe kesinlikle inanmayacağız! dediler. Halbuki risaletin kime verileceğini en iyi Allah bilir…
**Nahl 16.101: Ve Biz bir âyetin yerine başka bir âyet getirdiğimizde-Allah ne indirdiğini en iyi bilendir-Dediler ki: Sen ancak bir iftiracısın. Öyle değil, onların çoğu bilmezler. (Bak. 2.105-106,187*3.50,70-71, 98-99*4.171*5.15*6.124*10.15-16*16.101-103* 25.4-6* 43.31-32)
107.Göklerin ve yerin mülkünün/hükümranlığının Allah'a ait olduğunu bilmez misin? Ve size Allah’ın peşi sıra ne bir veli/koruyucu-destekçi ve ne de bir yardımcı vardır.
108.Yoksa; daha önce Mûsâ'yı sorguya çekenler gibi siz de Rasûlü sorguya çekmek mi istiyorsunuz? Ve kim imanı bırakıp küfrü tercih ederse, o doğru yoldan sapmış olur. 109.Ehli Kitap’tan çoğu kendilerine hakk/gerçek apaçık belli olduktan sonra, nefislerindeki kıskançlıktan dolayı sizi imanınızdan vazgeçirip kâfir yapmak isterler. Allah'ın emri gelinceye kadar onları affedin, hoşgörün. Muhakkak ki Allah her şeye Kadîr’dir/güç yetirendir.
110.Ve ekıymus salâte/o namazı dosdoğru kılın ve o zekâtı verin! Ve kendiniz için hayır olarak yaptıklarınızın mükâfatını Allah katında bulursunuz. Muhakkak ki Allah, bütün yaptıklarınızı Basıyr’dır/ görmektedir.
111.Ve dediler ki: Yahûdilerden veya Hristiyanlardan başkası cennete giremeyecek! Bu onların kuruntusudur. De ki: Eğer doğru söylüyorsanız haydi delilinizi getirin!
112.Hayır! Kim muhsin/ihlaslı olarak kendini Allah’a teslim ederse, onun Rabbi katında ecri/mükâfatı vardır. Ve onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklar. (Bak 2.23-25,61-62,111-113*3.14-15*4.56-57,120-125*5.68-69*16.95-97* 17.9-10,23-24*18.2-3,87-88* 20.74-75,111-112*24.37-39*29.10-11*39.8-9,32-34* 40.39-40)
113.Ve Yahûdiler dediler ki: Hristiyanlar herhangi bir şey (dini temel) üzerinde değildir! Ve Hristiyanlar dediler ki: Kitab’ı okudukları halde Yahûdiler herhangi bir şey (dini temel) üzerinde değildir! Aynı şekilde ilmi olmayanlar da onların dediklerini dediler. Allah, Kıyamet Günü ihtilaf ettikleri konularda aralarında hükmünü verecektir.
114.Ve Allah’ın mescitlerinde O'nun isminin anılmasını engelleyen ve onların harap olmasına çalışandan daha zâlim kim olabilir? Başkası değil, bunların oralara (mescitlere) ancak korka korka girebilmeleri gerekir. Bunlar için dünyada rezillik ve âhirette de büyük bir azâp vardır.
115.Ve doğu ve batı Allah'ındır. Nereye yönelirseniz Allah’ın yönü/rızası oradadır. Muhakkak ki Allah Vâsi’dir/kuşatandır, Alîm’dir/bilendir.
116.Ve Allah çocuk edindi! dediler. O Süphân’dır/ noksandan münezzehtir! Doğrusu göklerde ve yerde olanların hepsi O’nundur. Hepsi O’na boyun eğmektedir. (Bak. 2.115-116*6.100-101*16.57-59,62*17.40*18.4-5*19.88-93*37.149-157* 43.15-17,19* 52.38-39*53.21-22)
117.Göklerin ve yerin Bedî’i/yoktan var edeni-örneksiz ve eşsiz yaratanı O’dur. Ve bir şeyi yaratmak istediğinde, ona sadece der ki: Kün fe yekûn/ol der, o da oluşmaya başlar.
(Bak. Allah’ın ol! demesiyle ilgili âyetler: 2.117*3.47,59*6.73*16.40*19.35*36.82*40.68*54.49-50)
118.Ve ilim sahibi olmayanlar dediler ki: Allah bizimle konuşmalı veya bize de bir âyet/mucize göndermeliydi! Onlardan öncekiler de aynen bunların dediklerini demişlerdi, kalpleri birbirine benzedi. Biz, inanan bir kavim için âyetleri apaçık kıldık.
119.Şüphesiz ki Biz seni hakk ile/doğru bilgiyle müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ve Sen cehennem halkından sorumlu değilsin. (Bak. 2.119*4.165*6.48*9.64-66*17.105* 18.56*33.45-46*34.28* 47.3*48.8)
120.Ve sen onların milletine/dinlerine tabî oluncaya kadar; Yahûdiler ve Hristiyanlar senden asla razı olmazlar. De ki: Şüphesiz ki doğru yol Allah'ın yoludur! Ve sana gelen bu ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, Allah'tan senin için ne bir veli/koruyucu ne de yardımcı bulursun! (Bak.2.120*3.19,72-73,83-85*5.44-49* 6.71* 9.33*33.12*42.13*43.43*45.18*48.28*61.9) 121.Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler onu hakka tilâvetih/ hakkıyla tilâvet ederler-anlayarak okurlar, işte onlar ona/ Kitaba iman ederler. Ve kim onu/Kitabı inkâr ederse işte onlar hüsrana/ziyana uğrayanlardır. (Bak. 2.121*27.92*29.45*62.5)
(NOT: Kur’an’ı anlayarak okumaya hakka tilâvet/hakkıyla tilâvet etmek denilmektedir. Kur’an’ı yüzünden anlamadan sesli okumaya ise kıraat etmek denilmektedir.)
122.Ey İsrailoğulları! Size verdiğim nimetlerimi ve sizi âlemlere/ çağdaşlarınıza üstün kıldığımı hatırlayın! (Bak. 2.47,122*5.20*44.30-32*45.16)
123.Ve öyle bir güne/Mahşer Günü’ne karşı takvâlı olun ki: O gün hiç kimse bir başkasının cezasını ödeyemez ve kimseden fidye kabul edilmez ve kimseye şefaat/ aracılık fayda vermez ve onlara yardım da edilmez!
(NOT: Şefaat yetkisi sadece Allah’a mahsustur. Mahşerde şefaat edeceğini söyleyen sahtekârlara/ müşriklere kanmayın. İlgili âyetler için Bak. 2.255 açıklaması.)
124.Ve bir zamanlar Rabbi İbrahim'i birtakım kelimelerle imtihan etmiş, o da başarılı olmuştu. (Rabbi) Dedi ki: Ben, seni insanlara imam/önder yapacağım! O dedi ki: Ve zürriyetimden de olsun! (Rabbi) Dedi ki: Zâlimler ahdime nail olamaz! (İbrâhim kıssası için Bak.: 2.124-141,260*6.74-89*11.69-83*14.35-41*15.51-60* 16.120-123*19.41-50*21.51-73*26.69-104*29.16-27*37.83-113*38.45-54*51.24-37)
125.Ve Biz Beyt’i/Kâbe’yi insanlar için toplanma yeri ve güvenli bir yer yaptık. Siz de İbrahim’in makamında bir musallâ/namazgâh edinin. Ve İbrâhim ve İsmâil’e ahidnâ/emir verdik: Tavâf edenler ve itikâfa girenler ve rükû ve secde edenler/namaz kılanlar için Beyt’i/Kâbe’yi temiz tutun! (Bak. 2.125*3.96-97*5.97* 14.37)
(NOT: Namazların Muhammed a.s.’a miraç’da farz olmadığının delilerinden birisinin de bu âyet olduğunu dikkatinize sunuyorum!)
126.Bir gün İbrahim dedi ki: Rabbim, burayı/Kâbe’yi güvenli bir belde yap! Buranın halkından Allah'a ve Ahiret Günü’ne iman edenleri çeşitli ürünlerle rızıklandır! (Allah) Dedi ki: Kâfirlere de bir süre rızık veririm, sonra onları ateşin azâbına mahkûm ederim. Ve orası ne kötü bir dönüş yeridir!
127.Ve İbrahim ile İsmail Beyt’in/Kâbe'nin temellerini yükselttikleri sırada: (Şöyle dua ettiler): Rabbimiz, bunu bizden kabul buyur; Sen; Semî’sin/işitensin, Alîm’sin/ bilensin!
128.Rabbimiz! Bizi, müslümanlardan/Sana teslim olanlardan kıl ve soyumuzdan da Sana müslüman/ teslim olan bir ümmet yap! Ve bize menâsikimizi/ibadet usullerimizi göster ve tevbemizi kabul eyle! Şüphesiz ki Sen Tevvâb’sın/tevbeleri kabul edensin, Rahîm’sin/ merhametlisin!
129.Rabbimiz! Onlara içlerinden bir Rasûl gönder de onlara âyetlerini okusun ve Kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları arındırsın! Muhakkak ki Sen Azîz’sin/üstün olansın, Hakîm’sin/ hikmet sahibisin.
130.Ve sefihlerden/akılsızlardan başka kim İbrahim'in milletinden/dininden yüz çevirir? Andolsun ki Biz onu dünyada seçkin kıldık ve şüphesiz ki ahirette de sâlihlerden/iyilerden olacaktır.
131.Rabbi ona/İbrahim’e dedi ki: Eslim/teslim ol! Dedi ki: Âlemlerin Rabbine eslemtü/ teslim (müslüman) oldum!
132.Ve İbrahim bu dini/islamı kendi oğullarına vasiyet etti. Ve Yakûb/ İsrâil: Ey oğullarım! Muhakkak ki Allah sizin için bu dini/islamı seçti, Allah’a teslim/müslüman olarak ölmek dışında sakın ölmeyin!
(NOT: Yâkûb a.s.’ın bir adı da İsrâil’dir ve onun soyundan gelenler İsrâiloğulları diye anılmaktadır.)
133.Yoksa, Yakûb/İsrâil ölmek üzereyken siz onun yanında/ şahit miydiniz? Oğullarına: dedi ki: Benim vefatımdan sonra kime kulluk edeceksiniz! Dediler ki: Senin ve ataların İbrahim ve İsmail ve İshak’ın tek ilâhı olana (Allah’a) kulluk edeceğiz. Biz O'na teslim olmuş kimseleriz!
134.Onlar bir ümmetti, gelip geçti. Onların kazandıkları kendilerine ve sizin kazandıklarınız size aittir. Ve siz onların yaptıklarından sorumlu değilsiniz.
135.Dediler ki: Yahûdi veya Nasârâ/Hristiyan olun ki hidâyete eresiniz/doğru yolu bulasınız! De ki: Hayır! Biz hanîf olan İbrâhim’in milletine/dinine uyarız. Ve O, hiçbir zaman müşriklerden olmadı! (Bak. 2.135*3.95*4.125*6.79,161*16.120,123* 22.78)
136.Deyin ki: Biz Allah’a iman ettik ve bize indirilene ve İbrahim'e ve İsmail'e ve İshâk'a ve Yakûb'a/İsrâil’e ve onların torunlarına indirilenlere ve Mûsâ’ya ve İsâ’ya indirilenlere ve Rablerinden bütün Nebi’lere verilenlere iman ettik. Onların arasında fark gözetmeyiz ve Biz O’na/Allah’a teslim olanlarız/müslümanlarız!
137.Eğer (onlar da) sizin iman ettiğiniz gibi iman ederlerse doğru yolu bulmuş olurlar. Ve eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz ki onlar ayrımcılık yapmış olurlar. Onlara karşı Allah sana yeter. Ve O Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/bilendir. (Bak.2.137*6.10*13.32*15.11,95*21.41*36.30)
138.Allah’ın boyası ile boyanın/dinine uyun. Ve kim Allah’tan daha güzel boya vurabilir? Ve biz O’na/Allah’a kulluk ederiz!
139.De ki: Allah hakkında bizimle tartışıyor musunuz? Ve O, bizim Rabbimiz olduğu gibi sizin de Rabbinizdir. Ve bizim amellerimiz bize ve sizin amelleriniz size aittir. Ve biz; O’na/Allah’a muhlisûn/ihlasla bağlıyız.
140.Yoksa siz: İbrâhim ve İsmâil ve İshâk ve Yakûp/İsrâil ve torunlarının da Yahûdi veya Hıristiyan olduklarını mı söylüyorsunuz? De ki: Siz mi daha iyi biliyorsunuz yoksa Allah mı? Allah’tan gelen bir şahitliği gizleyenden daha zâlim kim olabilir? Ve Allah, yaptıklarınızdan gafil/habersiz değildir.
141.Onlar bir ümmetti gelip geçtiler. Onların kazandıkları onlara ve sizin kazandıklarınız size aittir. Ve onların yaptıklarından siz sorumlu değilsiniz.
142.İnsanların içindeki bazı sefihler/akılsızlar diyecekler ki: Onları/ müslümanları yöneldikleri kıbleden (Kudüs’den) çeviren ne ki? De ki: Doğu da Allah’ındır ve batı da! O, dileyeni/hak edeni doğru yola iletir.
143.Ve işte böyle. Sizi, insanlara şahit olmanız için vasat/ dengeli bir ümmet kıldık ve Rasûl’ü de size şahit kıldık. Rasûl’e uyanlarla ökçesi üzerinde gerisin geri dönenleri ayırt etmek için senin yönelmek istediğin yeri/Kâbe’yi kıble yaptık. Ve bu Allah’ın hidâyete erdirdiği kimselerden başkasına ağır gelir. Ve Allah sizin imanınızı boşa çıkarmayacaktır. Şüphesiz ki Allah, insanlara Raûfür/şevkatlidir, Rahîm’dir/merhametlidir.
144.Senin yüzünü gökyüzüne çevirdiğini görüyoruz. Seni razı olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Yüzünü Mescid-i Haram/ Kâbe tarafına çevir. Ve siz de nerede olursanız olun (namazda) yüzünüzü o tarafa çevirin! Ve şüphesiz ki kendilerine kitap verilmiş olanlar, bunun Rablerinden gelen bir hakk/gerçek olduğunu bilirler. Ve Allah, onların yaptıklarından gâfil/ habersiz değildir.
145.Ve kendilerine kitap verilenlere her türlü âyeti/ delili getirsen de yine senin kıblene/Kabê’ye uymazlar. Ve sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Ve onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Ve sana gelen bunca ilimden/bilgiden sonra onların arzularına uyacak olursan, o zaman zâlimlerden olursun.
146.Kendilerine kitap verilenler onu (Kâbe’nin kıble olacağını) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ama onların bir kısmı bilerek bu gerçeği gizlerler.
147.Bu hakk/gerçek (Kâbe’nin kıble olması) Rabbinden gelmiştir. Sakın şüpheye düşenlerden olma! (Bak. 2.147*10.32*14.18*18.29*29.61*47.3*44.43-44*47.3*64.2* 76.3*80.11-12)
148.Ve herkesin bir yönü vardır, ona yönelir. Siz hayırda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizi bir araya getirecektir. Şüphesiz ki Allah her şeye Kadîr’dir/güç yetirendir.
149.Ve nereden yola çıkarsan çık, (namazda) yüzünü Mescid-i Haram/Kâbe tarafına çevir. Bu, Rabbinden gelen bir hakk’tır/ gerçektir. Ve Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
150.Ve nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Haram/Kâbe tarafına çevir. Ve nerede olursanız olun (namazda) yüzünüzü onun tarafına çevirin. Zâlimler hariç, insanların elinde sizin aleyhinize kullanacakları bir delil olmasın. Onlara saygı duymayın Bana duyun ki Ben de size olan nimetimi tamamlayayım ki doğru yolu bulasınız.
AÇIKLAMA-2: İNSANLIK İÇİN KURULAN İLK BEYT/MABED BEKKE’DEKİ/MEKKE’DEKİ KÂBE’DİR!
151.Nitekim size içinizden bir Rasûl gönderdik. Size âyetlerimizi okuyor ve sizi arındırıyor. Ve size Kitab’ı ve hikmeti ve bilmediklerinizi öğretiyor.
152.Fezkürûnî ezkürküm/Beni hatırlayın ki, Ben de sizi hatırlayayım! Veşkürûlî ve lâ tekfurun/Bana şükredin ve nankörlük etmeyin.
153.Yâ eyyühellezîne âmenûs/Ey iman edenler! Sabırla ves salâh/o salatla-duayla yardım isteyin! Muhakkak ki Allah sabredenlerle beraberdir.
154.Ve Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin! Hayır! Onlar diridirler ve lâkin siz anlamazsınız.
155.Ve mutlaka sizi; biraz korku ve açlık ve mallarınızdan ve canlarınızdan ve hasılattan eksiltmeyle imtihan edeceğiz. Ve sabredenleri müjdele!
156.Onlar başlarına bir musibet geldiğinde derler ki: İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn/Muhakkak ki biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz! (Bak. 2.46*7.124-125*23.57-61*26.50-51)
157.İşte Rablerinin salevâtüm/desteği ve rahmeti onların üzerinedir ve onlar hidâyeti/doğru yolu bulanlardır. (Bak. 2.152-157*16.96-97*30.41*33.56*42.30,48) 158.Şüphesiz ki Safâ ve Merve Allah’ın sembollerinden dir. Kim hacc veya umre için o Beyti/Kâbe’yi ziyaret ederse, onları (Safâ ve Merve’yi) tavaf/sa’y etmesinde bir günâh yoktur. Kim gönüllü olarak bir hayır işlerse şüphesiz ki Allah Şâkir’dir/şükre karşılığını verir, Alîm’dir/bilendir.
159.Şüphesiz ki indirdiğimiz apaçık delilleri ve hidâyeti/ doğru yolu gösteren âyetleri insanlara apaçık gösterdikten sonra gizleyenlere; Allah lânet eder ve bütün lânet edebilenler de lânet ederler.
160.Şüphesiz ki tevbe eden ve kendini ıslah edenler ve hakkı/gerçeği söyleyenler işte onların tevbesini kabul ederim. Ve Ben Tevvâbür/ tevbeleri kabul ederim ve Rahıym/ merhametliyim.
161.Şüphesiz ki kâfir olanlar ve kâfir olarak ölenlere gelince; Allah’ın ve meleklerin ve bütün insanların lâneti/dışlaması onların üzerinedir.
162.Onlar (orada/cehennemde) ebedî olarak kalacaklardır. Onların azâpları hafifletilmez ve onlara göz açtırılmaz. (Bak. 2.86,161-162*3.77,85-88*14.3*16.85,106-107*21.39-40* 32.29*35.36-37*40.49-50*43.74-75)
163.Ve ilâhiküm ilâhüvvâhid’dir/Hepinizin ilâhı bir tek ilâhtır. Lâ ilâhe illâ/Ondan başka ilâh yoktur. O, Rahmân’dır/rahmeti boldur, Râhim’dir/merhametlidir.
164.Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün ardarda gelişinde ve insanların yararı için denizde yüzüp giden gemilerde ve Allah’ın gökten indirdiği suyla/yağmurla ölümünden sonra toprakları dirilterek ve her türdeki canlıyı yeryüzüne yaymasında ve Allah’ın emrine boyun eğmiş rüzgârları ve bulutları gökle yer arasında yönlendirmesinde, aklını kullanan kavimler için nice âyetler/deliller vardır.
(Bak. 2.164*3.190*30.8*38.27*44.38-39)
165.Ve insanlardan bazıları, min dûnillâhi/Allah’ın peşi sıra ortaklar edinirler ve onları Allah’ı sever gibi severler. Ve şüphesiz ki iman edenlerin Allah’a olan sevgileri daha üstündür. Ve keşke zâlimler, azâbı gördükleri zaman bütün kuvvetin Allah’a ait olduğunu ve Allah’ın azâbının çok şiddetli olduğunu anladıkları gibi daha önce (dünyada iken) anlayabilselerdi!
166.O zaman kendilerine tabî olunanlar, kendilerine tabî olanlardan uzaklaşırlar ve azâbı gördüklerinde aralarındaki bütün bağları kopar. 167.Ve onlara tabî olanlar derler ki: Keşke (dünyaya) dönüş olsa da onların bizden uzaklaştıkları gibi biz de onlardan uzaklaşsak! İste böyle, Allah pişmanlıklarına sebep olan bütün amellerini gösterecektir. Ve onlar o ateşten çıkacak değildirler.
(Bak. 2.165-167*6.27* 7.53*9.23-24*18.52*19.81-82*23.99-100,107*28.62-64* 29.25*30.12-13*32.12,20*35.14-15,37*36.74-75*39.58-59*40.11-12*45.34-35*46.5-6* 58.22*60.1)
168.Ey insanlar! Yeryüzündeki nimetlerin helâl ve temiz olanlarından yiyin! Ve şeytanın yoluna tabî olmayın, şüphesiz ki o sizin apaçık düşmanınızdır! (Bak.2.168,172,208*5.88*6.142*16.114*24.21)
169.Şüphesiz ki o/şeytan size; kötülüğü vel fahşâi/hayasızlığı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.
170.Ve onlara denildiği vakit: Allah’ın indirdiklerine tabî olun! Dediler ki: Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduklarımıza tabî oluruz! Ya ataları hiçbir şeyi akıl etmeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler idiyseler de mi?
(NOT: Atalar dini hakkındaki âyetler için bakınız: 2.170*5.104*6.39*7.28*10.78* 11.53,62,87*21.52-56* 26.69-77* 31.21*34.43*37.69-74*43.22-25)
AÇIKLAMA-3: ALLAH’IN İNDİRDİĞİ DİN İSLAMDIR. ALLAH, ATALAR DİNİNİ VE RİVAYET DİNİNİ REDEDER!
171.Ve o kâfirlerin durumu, (çobanın) sesini işiten ama bağırıp-çağırma dışında bir şey duymayan/anlamayan (sürünün) durumu gibidir. Onlar; sümmün-bükmün-umyün/sağır-dilsiz ve kördürler. Onlar akıl etmezler.
172.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temizlerinden yiyin ve Allah’a şükredin! Eğer sadece O’na kulluk ediyorsanız? (Bak.2.168,172*5.88*16.114)
173.Şüphesiz ki O/Allah size sadece; leşi ve kanı ve domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kılmıştır. Kim bunları yemeye mecbur kalır ve zaruret miktarını aşmadan yerse ona bir günâh yoktur. Şüphesiz ki Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/ merhametlidir.
(NOT: HARAM VE HELÂL KOYMA YETKİSİ ALLAH’A MAHSUSTUR VE HARAM OLAN YİYECEKLER: Bak.2.173*5.3-5,87*6.121,143-146*10.59*16.115-116*22.30*66.1)
AÇIKLAMA-4: HARAM OLAN YİYECEKLER:
174.Muhakkak ki Allah’ın indirdiği Kitap’tan bir kısmını gizleyip onu az bir bedelle satanların karınlarına doldurdukları ateşten başka bir şey değildir. Ve Kıyamet Günü Allah onlarla konuşmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Onlar için elem verici bir azâp vardır.
175.İşte onlar, hüdâ/hidâyet karşılığında dâlaleti/sapıklığı ve mağfiret/bağışlanma karşılığında âzabı satın alan kimselerdir. Onlar ateşe karşı ne kadar da dayanıklılar? 176.İşte böyledir. Şüphesiz ki Allah Kitabı hakk/hakikat olarak indirmiştir. Ve Kitap hakkında ihtilafa düşenler derin bir ayrılığın içindedir. (Bak.2.137,176*42.17) 177.Yüzlerinizi doğu veya batı yönüne çevirmeniz el-birra/ erdemli olmak değildir. Ve lakin el-birra/ erdemlilik; Allah’a ve Âhiret Günü’ne ve Meleklere ve Kitaplara ve Nebilere iman eden kişilerin yaptığıdır. Ve (onların yaptıkları); akrabalarına ve yetimlere ve miskinlere/ fakirlere ve ibnu’s-sebîl/yol oğluna (Allah yolunda olanlara) ve dilenenlere ve fir rikâb/köleleri özgürleştirmeye sevdikleri mallardan verirler. Ve namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirler. Ve anlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirirler. Ve darlıkta ve hastalıkta ve savaş esnasında sabrederler. İşte bunlar sâdık olanlardır ve bunlar müttâkiler/takvâ sahipleridir.
(BAŞLICA YARDIM EDİLECEK OLANLAR: Bak.2.177,215*4.36*9.60*16.90*17.26*30.38*51.19*70.24-25*76.8)
(NOTLAR:
**Allah’a, Âhiret Günü’ne, Meleklere, Kitaplara ve Nebilere iman etmenin el-birra/erdemlilik olduğu ve erdemli olanların yaptıklarının muttâkilik olduğu bizlere bildirilmektedir.
**Onların/erdemli olanların yaptıkları şunlardır:
a)(…) Sevdikleri mallardan infâk ederler/hayra harcarlar,
b) Ve namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirler,
c) Ve anlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirirler,
d) Ve darlıkta ve hastalıkta ve savaş esnasında sabrederler,
e) İşte bunlar sâdık olanlardır ve bunlar müttâkiler/takvâ sahipleridir.
(NOT: Herkesin muttâkilerden olmak için çaba göstermesi gerekir:
**Kim; Allah’ı ve Meleklerini ve Kitaplarını ve Rasûllerini ve Âhiret Günü’nü inkâr ederse çok derin bir sapıklığa düşmüş olur. (4.136)
**Bazı insanlar tarafından Âmentü olarak Arapça okunan bir duadan ve orada kadere imandan ve hayır ve şerrin Allah’tan geldiğinden bahsedilmektedir. Âmentü duasındaki bu ifadeler Kur’an’a aykırıdır. Mânayı bilmeden bu duayı okuyanların şirke düşeceklerini hatırlatmayı bir görev sayıyorum.
**Kur’an’da kader kelimesi geçer ve bu Allah’ın her şeyi koyduğu ölçüye/nizama göre yarattığını ifade etmektedir. Kadere iman yoktur ve şirktir.
**Hayrın ve şerrin yaratıcısı Allah’tır ancak Allah kullarına hayrı ve şerri kader olarak yazmaz. O kullarının yaptıkları amellere göre; hayırlara sevap/mükâfat, şerlere günâh/ceza verir!)
178.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Öldürülenler hakkında size kısas/adil karşılık farz kılındı. O, hüre-hür (katil hür ise o hürün) ve o köleye-köle (katil köle ise o kölenin) ve o kadına kadın (katil kadın ise o kadının) öldürülmesi gerekir (öldüren o kişinin öldürülmesi şarttır, yerine başkası öldürülemez). Kim, öldürülenin kardeşi/ mirasçısı tarafından bağışlanırsa ve (katil) mârufa uygun olarak diyeti güzelce ödemelidir. Bu, Rabbinizden bir hafifletme ve bir rahmettir. Kim bundan sonra haddi aşarsa/düşmanlık yaparsa ona elim bir azâp vardır.
179.Ey Ulü'l-elbâb/akıl sahipleri! Ve kısasta sizin için hayat vardır (kısas, yaşama hakkını koruyan en caydırıcı cezadır). Ümit edilir ki takvâlı olursunuz.
(NOT: Adam öldürmeyle ilgili âyetler için: Bak.2.178-179*4.92-93*5.32,45*6.151*17.33* 18.74*25.68)
180.Birinize ölüm geldiğinde geride mal bırakacak olursa; onu anası-babası ve yakın akrabaları arasında ma’rûfa uygun olarak vasiyet etmesi muttâkiler/takvâ sahipleri üzerine hak olarak yazıldı/farz kılındı. (NOT: Geride mal bırakacak olanların ma’rûfa uygun olarak vasiyet etmeleri Allah’ın emridir. 2.180)
181.Bunu/vasiyeti duyduktan sonra kim bunu/vasiyeti değiştirirse, şüphesiz ki vebali değiştirenin boynunadır. Şüphesiz ki Allah, Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/bilendir.
182.Kim; vasiyet edenin yanılacağından veya günâha gireceğinden endişe eder ve tarafların arasını düzeltirse ona bir günâh yoktur. Şüphesiz ki Allah Gafûr’dur/affedicidir, Rahıym’dir/merhametlidir.
183.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Es-siyâmü/o oruç sizden öncekilere yazıldığı/farz kılındığı gibi size de yazıldı/farz kılındı. Umulur ki takvâya ulaşırsınız. (NOT: Oruç, takvâya ulaşmamız için farz kılınmıştır.)
184 (Oruç) sayılı günlerde tutulur. Sizden kim hasta veya yolculukta olur da (tutamazsa, tutamadığı) günler sayısınca diğer günlerde tutsun/tamamlasın. Ve alellezîne yütîykûnehû fidyetün taâmü miskin/ve ona gücü yetenler üzerine bir miskini/çaresizi doyuracak kadar fidye vermesi gerekir. Kim bir iyiliği fazlasıyla yaparsa bu onun için daha hayırlı olur. Ve en tesûmû/ve orucu (zamanında) tutmanın sizin için ne kadar hayırlı olduğunu eğer bilirseniz (tutarsınız).
185.Ramazan ayı; hidâyet/yol gösterici olan ve fûrkan’ın/hakkı bâtıldan ayıran apaçık delillerin ve insanlara rehber olan Kur’an’ın indirildiği aydır. Sizden kim o aya şahit olursa/ erişirse orucunu tutsun. Kim de hasta veya yolcu olur da (Ramazan ayında) tutamazsa, tutamadığı günlerin sayısı kadar diğer günlerde tutsun/ tamamlasın. Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez. Sayıyı tamamlamanıza ve size doğru yolu göstermesine karşılık Allah’ı tekbir etmenizi/ yüceltmenizi ister. Umulur ki şükredersiniz.
AÇIKLAMA-5: RAMAZAN AYINDA TUTULAMAYAN ORUCUN FİDYESİ HAKKINDA:
186.Ve kullarım Ben’i sana sorarlarsa, Ben onlara çok yakınım. Bana dua edenin duasına cevap veririm. Onlar da Ben’im dâvetime uysunlar ve Bana iman etsinler ki, doğru yolu bulabilsinler.
187.Leyletes siyâmir/o oruç gecelerinde kadınlarınızla/ eşlerinizle cinsel ilişkide bulunmanız size helâl kılındı. Onlar sizin için bir örtü/elbise ve siz de onlar için bir elbisesiniz. Allah, nefislerinize karşı koyamayacağınızı bildiği için tevbenizi kabul edip sizi bağışladı. Artık (oruç gecelerinde) eşlerinizle birleşebilir ve Allah’ın sizin için yazacağını (çocuk sahibi olmayı) isteyebilirsiniz. Ve fecrin beyaz ipliği/aydınlığı, siyah ipliğinden/ karanlığından size göre tam olarak ayırt edilinceye kadar yiyip için, sonra orucu gecenin/akşamın karanlığına kadar tamamlayın. Ve mescitlerde itikâfa girdiğinizde de eşlerinizle cinsel ilişkide bulunmayın. Bunlar hudûdüllâhi/Allah’ın sınırlardır, bunlara yaklaşmayın. Allah âyetlerini böyle açıklıyor. Umulur ki takvâya ulaşırsınız.
(NOT: 2.106’daki NOT’da Nesh konusunda ayrıntılı bilgi verilmiştir.)
188.Ve birbirinizin mallarını aranızda bâtıl/haksız yollarla yemeyin. Ve insanların mallarından bir kısmını bilerek haram yollardan yemek için onları (rüşvet olarak) hâkimlere/yetkililere vermeyin.
189.Sana hilalleri/ayların evrelerini soruyorlar. De ki: Onlar insanlar ve hacc için zaman ölçüsüdür. Ve evlerinize arka tarafından girmeniz birr/iyilik değildir ve lakin birr/iyilik takvâlı olmaktır. Ve evlerinize kapılarından girin ve Allah’a karşı takvâlı olun. Umulur ki kurtuluşa eresiniz.
190.Ve size karşı savaş açanlarla siz de Allah yolunda savaşın ve haddi aşmayın. Şüphesiz ki Allah haddi aşanları sevmez.
191.Onları yakaladığınız yerde öldürün ve sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın. Ve o fitne adam öldürmekten daha şiddetlidir. Ve Mescid-i Haram’da onlar sizinle savaşmadıkça siz de onlarla savaşmayın. Eğer onlar sizinle savaşırlarsa siz de onlarla savaşın. Kâfirlerin cezası işte böyledir.
192.Eğer (onlar) vazgeçerse şüphesiz ki Allah Gafûr’dur/ bağışlayandır, Rahıym’dir/ merhametlidir.
193.Ve fitne (zulüm ve işkence) kalmayıncaya ve din yalnızca Allah’ın oluncaya kadar onlarla savaşın. Eğer (fitneden) vazgeçerlerse, düşmanlık ancak zâlimlere karşıdır. 194.Haram ay haram aya karşılıktır ve hürmetler de birbirlerine karşılıktır. Kim size saldırırsa siz de ona misliyle/ aynı ölçüde saldırın. Allah’a karşı takvâlı olun. Muhakkak ki Allah muttâkilerle beraberdir.
195.Ve Allah yolunda infâk edin/hayra harcayın ve kendinizi ellerinizle tehlikeye atmayın ve muhsin olun/güzel davranın. Muhakkak ki Allah muhsinleri/ güzel davrananları sever. 196.Ve haccı ve umreyi Allah için tam yapın. Ve eğer engellenirseniz kolayınıza gelen bir hediy/kurban gönderin. Ve hediy/kurban yerine ulaşıncaya kadar başlarınızı tıraş etmeyin. İçinizden kim hasta olursa veya başından bir rahatsızlık duyarsa onun fidye vermesi gerekir. (Fidye olarak) oruç tutmak veya sadaka vermek veya nüsuk/kurban kesmek gerekir. Güvende olduğunuzda, hacca kadar umre de yapmak isteyenler kolayına gelen bir hedy/kurban gerekir. (Kurbana) imkânı olmayan; üç gün hacda ve yedi gün de (memleketine) döndüğünde olmak üzere on gün oruç tutmalıdır. Bu hüküm, ailesi Mescid-i Haram civarında oturmayanlar içindir. Ve Allah’a karşı takvâlı olun, bilin ki Allah’ın azâbı çok şiddetlidir.
197.O hac bilinen aylardadır. Kim o aylarda hacca başlarsa (ihrama girerse), hac esnasında; kadına yaklaşmak (cinsel ilişkiye girmek) ve günâh işlemek ve kavga etmek yasaktır. Ve hayır olarak ne yaparsanız Allah onu bilir. Ve azık hazırlayın şüphesiz ki azıkların en hayırlısı takvâdır. Ey akıl sahipleri takvâlı olun!
198.(Hac günlerinde) Rabbinizden lütuf istemenizde size bir günâh yoktur. Arafat’dan sel gibi aktığınızda Meş’ar-i Haram’da/ Müzdelife’de size öğrettiği gibi Allah’ı zikredin/ hatırlayın. Doğrusu bundan önce siz dâlalete/sapkınlığa düşenler idiniz.
199.Sonra, insanların akın edip döndüğü yerden (Müzdelife’den) siz de dönün. Ve Allah’tan bağışlanma dileyin. Muhakkak ki Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahıym’dir/ merhametlidir.
200.Hac ibadetinizi bitirince, atalarınızı zikrettiğiniz gibi hatta daha güçlü bir şekilde Allah’ı zikredin. İnsanların bazısı derler ki: Rabbenâ âtinâ fid dünyâ/Rabbimiz! Bize dünyada ver! Ve bunların âhirette bir payı yoktur!
201.Ve onlardan bazıları da derler ki: Rabbenâ âtinâ fid dünyâ hasenetev ve fil âhirati hasenetev ve kınâ azâben nâr/ Rabbimiz! Bize dünyada iyilik/güzellik ver ve âhirette de iyilik/güzellik ver ve bizi nâr’ın/ateşin azâbından koru! (Bak.2.201*14.40,41 Bunları dua âyetleri olarak okuyabiliriz.)
202.İşte bunların kazandıklarından bir nasip vardır. Ve Allah hesabı çabuk görendir. (Bak. 2.200-202*3.145*4.124*11.15-16*17.18-19*42.20)
203.Sayılı günlerde Allah’ı zikredin/hatırlayın. Kim acele eder iki günde (Mina’dan Mekke’ye) dönerse ona bir günâh yoktur. Kim geri kalırsa takvâlı olduğu takdirde ona da bir günâh yoktur. Allah’a karşı takvâlı olun ve bilin ki O’nun/Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.
204.Ve insanlardan öylesi var ki dünya hayatıyla ilgili sözleri senin hoşuna gider ve kalbinde olana da Allah’ı şahid tutar. Ve o hasımların en yamanıdır.
205.Ve yönetimi ele geçirdiğinde yeryüzünde fesâd çıkarmaya ve orada tohumları ve nesilleri bozmaya çalışır. Ve Allah fesâd çıkaranları sevmez.
206.Ve ona denildiğine: Allah’a karşı takvâlı ol! Gururu onu günâha batırır. Onun hakkından cehennem gelir. Ve orası ne kötü bir yataktır!
(NOT: 204-206’ncı âyetler üzerinde dikkatle düşünmeliyiz, onlar mü’min görünümlü münâfıklardır ve böyleleri çok tehlikelidir. Onlar yönetimi ele geçirdiğinde:
a) yeryüzünde fesâd çıkarırlar,
b) tohumları bozarlar,
c) ve nesilleri bozarlar. Tarihte ve günümüzde bunların yaşayan örneklerini görmekteyiz.) 207.Ve insanlardan öylesi de vardır ki, Allah’ın rızasını kazanmak için kendini fedâ eder. Ve Allah böyle kullarını karşı Raûf’tur/şefkatlidir.
208.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Hep birlikte silm’e/ islama-barışa girin. Ve şeytanın izinden gitmeyin. Şüphesiz ki o/şeytan sizin için apaçık bir düşmandır.
209.Size apaçık deliller geldikten sonra eğer ayağınız kayarsa, iyi bilin ki Allah Azîz’dir/güçlüdür, Hakîm’dir/ hikmet sahibidir.
210.Onlar bulutların gölgelerinin içinden; Allah’ın (azâb hükmünün) ve meleklerin çıkıp gelmesini ve işin bitirilmesini mi bekliyorlar? Ve bütün işler Allah’a döndürülür! (Bak. 2.210*4.160-161*6.158*7.53*8.50*9.70*11.101*16.33*18.49*20.80-81*29.40*30.9) 211.İsrailoğulları’na sor, onlara nice apaçık âyetler vermişdik? Kim Allah’ın nimeti/âyeti kendisine geldikten sonra onu değiştirirse, şüphesiz ki Allah’ın azâbı çok şiddetlidir. 212.Kâfirlere dünya hayatı güzel görünür ve bu yüzden iman edenlerle alay ederler. Halbuki, takvâ sahipleri Kıyamet Günü’nde onlardan daha üstün konumda olurlar. Ve Allah dilediğine hesapsız rızık verir.
213.İnsanlar tek bir ümmetti. Allah müjdeleyici ve uyarıcı olarak Nebi’ler gönderdi. Onlarla beraber ihtilafa düştükleri konularda insanların hakem olması için Kitab’ı hakk/hakikat olarak indirdi. Buna rağmen Kitap Verilenler kendilerine apaçık deliller geldikten sonra aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilafa düştüler. Ve Allah ihtilaf ettikleri konularda iman edenleri hakka/hakikata ulaştırdı. Allah dileyeni doğru yola iletir/ulaştırır. (Bak. 2.213*4.65,105*6.114*10.19,57*11.110*16.64*41.45)
214.Yoksa siz öncekilerin başına gelenlerin bir benzeri sizin de başınıza gelmeden cennete girebileceğinizi mi sandınız? Onlar, uğradıkları yoksulluk ve sıkıntıdan öylesine sarsılmışlardı ki; Rasûl ve onunla birlikte olan iman edenler diyorlardı ki: Allah’ın yardımı ne zaman? Şüphesiz ki; Allah’ın yardımı yakındır!
215.Sana, nereye/kime infâk edeceklerini/hayra harcayacaklarını soruyorlar. De ki: Hayır olarak yapacağınız harcamalar; ana babanıza ve akrabalarınıza ve yetimlere ve miskinlere/çaresizlere ve ibnu’s-sebili/yol oğlunadır (Allah yolunda olanlardır)! Ve Allah, hayır olarak yaptığınız her şeyi bilmektedir.
216.Ve hoşunuza gitmese de savaş sizin üzerinize yazıldı/farz kılındı. Ve olabilir ki hoşunuza gitmeyen bir şey sizin hayrınızadır. Ve hoşunuza giden bir şey de sizin için şer/kötü olabilir. Ve Allah bilir ve siz bilmezsiniz.
(NOT: Allah hayrı ve şerri yaratmıştır ancak Allah kullarının üzerine hayrı ve şerri yazmaz. Siz hayırlı bir iş yaparsanız ondan hayır/sevap kazanırsınız ve kötü bir iş yaparsanız ondan kötülük/günâh kazanırsınız. Yani hayrı ve şerri sizin kendi yaptıklarınız belirler ve onlar sizin amel defterinize yazılır.)
217.Sana haram ayı ve o ayda savaşmayı soruyorlar. De ki: O ayda savaşmak büyük günâhtır. Ama insanları Allah’ın yolundan alıkoymak ve Mescid-i Haram’ın kutsallığını inkâr etmek ve halkını oradan çıkarmak Allah katında daha büyük günâhtır. Ve fitne/baskı ve zulüm adam öldürmekten daha büyük günâhtır. Onların güçleri yetse dininizden döndürünceye kadar sizinle savaşırlar. Ve sizden kim dininden döner ve kâfir olarak ölürse, onun bütün amelleri dünya ve âhirette boşa gider. Ve onlar ateş/cehennem ahalisidir ve onlar orada ebedî kalacaklardır. (Bak. 2.217*9.36)
(NOT: Mürtedin/dinden dönen ve kâfir olarak ölenin bütün amelleri dünyada ve ahirette boşa gider ve onlar cehennem ahalisidir. Yani; dinden döndükten sonra tevbe etmeyip kâfir olarak ölenler cehennemlik olurlar. Mürtede-kısa bir sürede islama geri dönmezse-ölüm cezası verilmesi Kur’an’a aykırıdır. Allah, samimi tevbe edenlerin tevbelerini kabul edeceğini beyan buyurmakta ve onların günâhtan kurtulmalarına fırsat vermektedir. Haram aylar: Zilkade-Zilhicce-Muharrem ve Recep aylarıdır.)
218.Muhakkak ki; iman edenler ve hicret edenler ve Allah yolunda cihad/mücadele edenler işte onlar Allah’ın rahmetini umarlar. Ve Allah Gafûr’dur/ bağışlayandır, Rahîm’dir/ merhametlidir.
219.(Rasûlüm) Sana hamr’ı/sarhoş edici maddeleri vel meysir/ve şans oyunlarını soruyorlar. De ki: Her ikisinde de insanlar için büyük bir günâh ve bazı faydalar vardır. Ve fakat bunların günâhları faydalarından daha büyüktür. Ve sana neyi infâk edeceklerini/hayra harcayacaklarını soruyorlar. De ki: el-afv’ı/ ihtiyacınızdan fazlasını/ artanı! Allah âyetlerini size böyle açıklıyor, umulur ki düşünürsünüz.
(Bak. 2.219*5.90-92*6.141*16.67)
220.Dünya ve âhiret hakkındadır. Ve sana yetimler hakkında soruyorlar. De ki: Onların durumunu düzeltmek hayırlıdır. Ve eğer onlarla birlikte yaşıyorsanız onlar sizin kardeşinizdir. Allah fesat çıkaranı da ıslah edeni de bilir. Ve eğer Allah dileseydi sizi zora sokardı. Muhakkak ki Allah Azîz’dir/güçlüdür, Hakîm’dir/hikmet sahibidir. 221.Ve müşrik kadınları, onlar iman edinceye kadar nikâhlamayın/ evlenmeyin. Ve le emetüm mü’minetün/iman etmiş köle bir kadın, müşrik bir kadından daha hayırlıdır ve müşrik kadın sizin hoşunuza gitse bile. Ve iman etmedikçe müşrik erkeklerle evlenmeyin/ nikâhlanmayın. Ve le abdüm mü’minün/ iman etmiş bir köle, müşrik bir erkekten daha hayırlıdır, o sizin hoşunuza gitse bile. Onlar (müşrikler) sizi ateşe çağırırlar. Ve izniyle Allah sizi cennete ve mağfirete/ bağışlanmaya çağırır. Allah âyetlerini insanlara böyle açıklar, umulur ki öğüt alırlar. (Bak. 2.221,232*4.22,25*5.5*9.31*17.89*18.54*33.21*66.10-11)
222.Sana kadınların ay/âdet hâli hakkında soruyorlar. De ki: O bir eziyettir. Ay/âdet hâli sırasında kadınlarınızla (cinsel ilişkiden) uzak durun ve temizleninceye kadar onlarla (cinsel ilişkiye) girmeyin. Temizlendikleri zaman, Allah’ın size emrettiği yerden (döl yatağından) onlarla birlikte olun (cinsel ilişkiye girin)! Şüphesiz ki Allah tevbe edenleri ve temizlenenleri sever.
(NOT: Bu âyetin mealiyle ilgili olarak camide şahidi olduğum bir olay, benim Kur’an’ın mealinden okumama ve araştırma yapmama vesile olmuştur, Rabbime hamd ediyorum! Ay/âdet halindeki kadınların pis oldukları ve onlarla insani ilişkilerin kesilmesi diye bir şey Kur’an’da yoktur ve bu bir İsrailiyat geleneğidir. Bu durumun kadınların doğurganlıklarını ve insan neslinin devamını sağlayan pozitif bir özellik olmasına rağmen, sanki cüzzamlıymış gibi kadınların dışlanması asla doğru değildir. Ben; bu haldeki kadınların her türlü ibadetleri ve dini vecibelerini yapabilecekleri kanaatindeyim. Burada kadınlara bir kısıtlama getirilmemiş, kısıtlama onların kocasına getirilmiştir. 223ncü âyet de bunu teyit etmektedir. Doğrusunu Allah bilir!)
223.Nisâüküm harsülleküm/kadınlarınız size ürün/ kazanç vermektedir. O halde, kadınlarınızla dilediğiniz gibi (döl yatağından) ilişkiye girin. Ve kendiniz için önceden hazırlık yapın. Ve Allah’a karşı takvâlı olun ve O’nun huzuruna çıkarılacağınızı bilin. Ve mü’minlere müjde ver.
224.Ve Allah adına yaptığınız yeminleri; iyilik yapmanıza ve takvâlı olmanıza ve insanların arasını düzeltmenize siper/engel yapmayın. Ve Allah, Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/bilendir. (Bak.2.224-225*3.77* 4.33*5.1* 6.152*13.20*16.91*17.34*23.8*70.32)
225.Allah, düşünmeden/kasıtsız yaptığınız yeminlerden sizi sorumlu tutmaz. Ve lâkin, kasıtlı olarak yaptığınız yeminlerden sizi sorumlu tutar. Ve Allah Gafûr’dur/ bağışlayandır, Halîm’dir/hoşgörülüdür. (Bak.2.177,224-225*3.77*4.2,6,10,33,120*5.1*6.152*13.20* 16.91*17.34*23.8*70.32)
226.Kadınlarına îlâ yapanlar/ilişkiye girmeyeceğine yemin edenler için, dört ay bekleme süresi vardır. Eğer yeminlerinden geri (eşlerine) dönerlerse şüphesiz ki, Allah Gafûr’dur/ bağışlayandır, Rahıym’dir/merhametlidir.
227.Eğer (bu süre içinde) onları boşamaya karar verirlerse, muhakkak ki Allah Semî’dir/ işitendir, Alîm’dir/bilendir.
228.Ve boşanan kadınlar evlenmeden üç kur/âdet dönemi beklerler. Eğer Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanıyorlarsa, Allah’ın rahimlerinde yarattığını (adet sayısını veya hamileliği) gizlemeleri onlara helâl değildir. Ve eğer kocaları bu süre zarfında barışmak isterse, onlarla yeniden evlenmede herkesten daha fazla hak sahibidirler. Ve kocaların karıları üzerinde ma’rûfa uygun hakları olduğu gibi kadınların da kocaları üzerinde ma’rûfa uygun hakları vardır. Ve kocaların karıları üzerindeki hakları bir derece daha fazladır. Allah Azîz’dir/ güçlüdür, Hakîm’dir/hikmet sahibidir. (Bak. 2.228*65.1-2)
229.O talâk (dönüşü mümkün olan boşama) iki defadır. Bundan sonra kadını ya ma’rûfa uygun olarak tutmak ya da güzellikle bırakmak gerekir. Allah’ın koyduğu sınırları ihlal etmedikçe, kadınlara verdiğinizi (mehir ve hediyeleri) geri almanız size helâl olmaz. Fakat Allah’ın koyduğu hudutları/ sınırları korumaktan endişe ederseniz, kadının boşanmak için fidye vermesinde (iftida hakkı) iki taraf için de bir sakınca yoktur. İşte bunlar Allah’ın hudutlarıdır/sınırlarıdır, sakın onları aşmayın. Ve Allah’ın hudutlarını/sınırlarını aşanlar zâlimlerin tâ kendileridir. (Bak. 2.229,237*4.4,19-21,24,35*5.44-45,47*33.49*65.1-7)
230.Erkek karısını üçüncü defa boşarsa, artık kadın ona helâl olmaz. Kadın başka bir erkekle evlenir (hülle değil, gerçek evlilik) ve o da kadını boşarsa o zaman eğer Allah’ın koyduğu sınırları koruyacakları kanaatine varırlarsa, (ilk kocasıyla) tekrar birbirlerine dönmelerinde/yeniden evlenmelerinde bir günâh olmaz. Ve bunlar, bilen bir kavim için Allah’ın açıkladığı hudutlarıdır/sınırlarıdır.
231.Ve boşadığınız kadınlar, iddetlerinin/bekleme sürelerinin sonuna vardıklarında onları ma’rûfa uygun olarak tutun veya ma’rûfa uygun olarak bırakın. Ve haksızlık ederek ve zarar vermek için onları tutmayın ve bunu yapan kendisine zulmetmiş olur. Ve Allah’ın âyetlerini alaya almayın ve Allah’ın üzerinizdeki nimetlerini aklınızdan çıkarmayın. Ve size indirdiği Kitap ve hikmet ile size öğüt vermektedir. Allah’a karşı takvâlı olun. Ve bilin ki, şüphesiz ki Allah her şeyi Alîm’dir/bilendir.
232.Ve boşadığınız kadınlar iddeti/bekleme sürelerini tamamladıklarında, ma’rûfa uygun olarak anlaştıkları koca adaylarıyla evlenmelerine engel olmayın. Bu, içinizden Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman edenlere bir öğüttür, bu sizin için daha iyi ve daha temiz olandır. Ve Allah bilir siz bilemezsiniz.
233.Ve anneler, emzirmeyi tamamlatmak isteyenler (babalar) için çocuklarını tam iki yıl emzirsinler. Ve emziren annenin yiyeceğini ve giyeceğini ma’rûfa uygun olarak temin etmek çocuğun babasına aittir. Hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklenmez. Çocuğu yüzünden ne annesi zarara uğratılır ve ne de babası. (Çocuğun babası vefat etmişse) Ve varislerinin sorumluluğu da aynıdır. Eğer çocuğun anne ve babası karşılıklı anlaşmayla çocuğu (daha erken) sütten kesmek isterlerse, ikisine de günâh olmaz. Ma’rûfa uygun olarak ücretini vermeniz şartıyla süt anne tutmanızın size bir günâhı olmaz. Allah’a takvâlı olun ve bilin ki Allah yaptıklarınızı Basıyr’dir/görmektedir.
(NOT: Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemez. Bak. 2.233,286*6.152* 7.42*23.62*65.6-7)
234.İçinizden vefat eden erkeklerin geride bıraktıkları eşleri, kendi başlarına dört ay on gün beklerler. Bu süreyi tamamladıklarında, kendileri hakkında ma’rûfa uygun olarak verecekleri karardan size (yakınlarına) bir günah yoktur. Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.
235.(İddet bekleyen) Kadınlara, evlenme arzunuzu imâ etmenizde veya onu içinizde saklı tutmanızda size bir günâh yoktur. Zira Allah, sizin bunu ileride onlara anlatacağınızı bilir. Fakat onlarla ma’rûfa uygun bir biçimde konuşmak yerine gizli buluşma/sözleşme yapmayın. (İddet süresi) dolmadan onları nikâhlamaya kalkmayın ve unutmayın ki Allah içinizden geçeni bilir. O’ndan sakının. Bilin ki Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Halîm’dir/ hoşgörülüdür.
(NOT: Boşadığınız veya kocası vefat eden kadınların iddet/bekleme süreleri şöyledir:
a)Cinsel ilişkiye girmeden boşadığınız kadınların iddet beklemeleri gerekmez. (33.49)
b)Boşadığınız; âdet gören kadınlar için iddet/bekleme süresi üç kur/temizlik dönemidir. (2.228)
c)Boşadığınız; adetten kesilmiş olan veya adet görmeyen kadınlar için iddet/bekleme süresi üç aydır. (65.4)
d)Boşadığınız; hamile kadınlar için iddet/bekleme süresi onların doğum yapmalarına kadardır. (65.4)
e)Kocası vefat eden kadınlar için iddet/bekleme süresi dört ay on gündür. (2.234)
236.Mehirlerini belirlemeden ve ilişkiye girmeden kadınları boşamanızda size bir günâh yoktur. (Buna rağmen) İmkânı geniş olan gücü ölçüsünde, imkânı dar olan da ona göre ve ma’rûfa uygun olarak destek olsun. Bu, muhsinlerin/iyi davrananların üzerine bir borçtur.
237.Mehirlerini kesinleştirdiğiniz kadınları ilişkiye girmeden boşarsanız, onlara tespit ettiğiniz mehrin yarısını verin. Ancak kadının hakkından vazgeçmesi veya da kocanın mehrin tamamını vermek istemesi müstesnadır. Erkeğin mehrin tamamını kadına bağışlaması takvâ açısından daha uygun olandır. Birbirinize faziletli davranmayı ihmal etmeyin. Şüphesiz ki Allah Basıyr’dir/yaptıklarınızı görmektedir. (Bak. 2.237*4.20-21*33.49)
238.Ales salevâti/namazları ves salâtil vüstâ/ve o orta namazı muhafaza/ifa edin ve Allah’ın huzurunda saygıyla durun.
239.Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, namazı yaya yahut binek üstünde eda edin. Güvene kavuştuğunuzda, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi Allah’ı zikredin/ hatırlayın. (Bak. 2.239*4.101-103)
(NOT:NAMAZLARIN KILINIŞIYLA VE NAMAZ VAKİTLERİYLE İLGİLİ OLAN ÂYETLERDEN BAŞLICALARI ŞUNLARDIR: 2.238-239*4.43,101-103*5.6*11.114*17.78-79*20.130*29.45*30.17-18* 50.39-40*52.49*62.9-10* 73.1-4,20*76.25-26)
AÇIKLAMA-6: NAMAZIN KAZASI YOKTUR, VAKTİNDE EDA EDİLMESİ GEREKİR.
240.İçinizden vefat ettiğinde ve geride eşler bırakacak olan (erkekler); eşlerinin evlerinden çıkarılmadan bir yıllık geçimlerinin sağlanmasını vasiyet etsinler. Eğer onlar kendiliklerinden çıkarlarsa, onların kendileri için ma’rûfa uygun olarak yaptıklarında size bir sorumluluk yoktur. Ve Allah Azîzdir/güçlüdür, Hakîmdir/hikmet sahibidir.
241.Ve boşanmış kadınların geçimlerini ma’rufa uygun olarak sağlamak, muttâkilerin üzerine bir hakk’tır/ borçtur.
242.Allah âyetlerini size işte böyle açıklıyor. Umulur ki aklınızı kullanırsınız.
243.Ve binlerce kişi oldukları halde ölüm korkusuyla yurtlarını terk edenleri görmedin mi? Allah onlara dedi ki: Ölün! Sonra onlara hayat verdi. Muhakkak ki Allah insanlara karşı çok lütufkârdır ve lâkin insanların çoğu şükretmezler.
244.Ve Allah yolunda savaşın ve bilin şüphesiz ki Allah Semî’dir/ işitendir, Alîm’dir/ bilendir.
245.Kim Allah’a kardan hasenen (karz-ı hasen) güzel bir borç verirse, ona ad’âfen kesîrah/kat kat artırır! Ve Allah hem daraltır ve hem genişletir. Ve O’na döndürüleceksiniz. (NOT: Karz-ı hasen/güzel borç ve ad’âfen kesîrah/kat kat artırma ve Ribâ/tefeci faiziyle ilgili âyetler için Bak. : 2.245,261,271,275-276,278-280*3.130*4.161*30.39* 57.11,18* 64.17)
Allah’a karz-hasen/güzel bir borç verene karşılığını kat-kat fazlasını vereceğini, mallarını Allah yolunda infâk edenlere 1’e 700 gibi katlayarak vereceğini bildirerek; karz-ı haseni, infâkı ve sadaka vermeyi teşvik etmektedir (2.245,261,271).
Kat-kat katlanarak artan o ribâyı yemeyin! âyetleriyle de ribâ yemeyi yasaklamaktadır (3.130 ve 2.275-280). Yani; siz ribâ yemeyi terk edin. Kazancınızı artıracak olan: Karz-ı hasen ve infâk ve sadaka vermektir! buyurmaktadır. Özet olarak: Yasak/ haram olan ribâ yemektir. Helâl ve hayrınıza olan: karz-ı hasen ve infâk etmek ve sadaka vermektir! Yüce Allah; karz-ı hasen/ güzel bir borç vermeyi tavsiye ettiği halde, ilahiyatçıların ve DİB’nın bu konu hakkında topluma neden yeterince bilgi vermediğini anlamak mümkün değildir.) 246.Mûsâ’dan sonra, İsrailoğulları’nın melelerini/ileri gelenlerini görmedin mi? Nebî’lerine dediler ki: Bize bir melik/kral-komutan tayin et de Allah yolunda savaşalım! Dedi ki: Ya size savaş yazılır/farz kılınır da savaşmazsanız? Dediler ki: Ve biz Allah yolunda neden savaşmayalım ki ve yurdumuzdan sürülmüş ve çocuklarımızdan ayrı düşmüşken? Bunun üzerine savaş üzerlerine yazılınca/farz kılınınca, içlerinden çok azı hariç hepsi yüz çevirdiler. Allah, o zâlimleri Alîm’dir/bilir.
247.Ve Nebî’leri onlara dedi ki: Şüphesiz ki Allah size melik/ kral-komutan olarak Tâlût’u gönderdi/tayin etti! Dediler ki: O bize nasıl melik/kral-komutan olabilir? Ve meliklik/krallık-komutanlık ondan çok bizim hakkımızdır, onun fazla bir mal varlığı da yok! Dedi ki: Muhakkak ki Allah, onu üzerinize seçti. Ve ona geniş bir ilim ve üstün bir güç verdi. Ve Allah, mülkünde (melikliği/krallığı-komutanlığı) dilediğine verir. Ve Allah Vâsiun/her şeyi kuşatandır, Alîm’dir/bilendir.
248.Ve Nebî’leri onlara dedi ki: Şüphesiz ki ona/Tâlût’a (meliklik/komutanlık verildiğinin) âyeti/delili; o tâbût’un/Ahid Sandığı’nın size gelmesidir. Onu melekler taşıyacaktır, Rabbinizden bir sükûnet ve Mûsâ ve Hârûn ailesinden hatıralar vardır. Eğer mü’min iseniz, şüphesiz ki bunda sizin için bir âyet/delil vardır!
249.Tâlût ordusuyla yola çıkınca dedi ki: Muhakkak ki Allah sizi bir nehirle imtihan edecektir. Kim ondan içerse benden değildir. Ve içmeyenler ve sadece bir avuç içenler bendendir! Çok azı müstesna hepsi ondan/nehirden içtiler. O/Tâlût ve yanındaki iman edenler nehri geçince dediler ki: Bugün bizim Câlût/Golyat ve ordusuna karşı koyacak gücümüz yok! Allah’a kavuşacaklarına inananlar dediler ki: Sayıca az nice birlikler Allah’ın izniyle, sayıca çok birliklere karşı galip gelmiştir. Allah sabredenlerle beraberdir!
250.Ve Câlût/Golyat ve ordusuyla karşılaştıkları zaman, (Tâlût’un askerleri) dediler ki: Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve ayaklarımızı sabit kıl, kâfir kavme karşı bize yardım et! 251.Allah’ın izniyle onları yendiler. Ve Dâvûd; Câlût’u/ Golyat’ı öldürdü. Allah; Dâvûd’a (a.s.) mülk/ hükümranlık ve hikmeti/doğru hüküm vermeyi ve dilediği ilimlerden öğretti. Eğer Allah insanların bir kısmını diğerleriyle savmasaydı yeryüzü fesada uğrardı. Ve lâkin Allah bütün âlemlere karşı çok lütufkârdır. (NOT: Dâvûd (a.s.); Süleyman’ın (a.s.) babasıdır.)
252.İşte bunlar Allah’ın âyetleridir. Onları sana hak/hakikat olarak okuyoruz/anlatıyoruz. Ve muhakkak ki sen gönderilenlerdensin/Rasûllerdensin.
253.İşte o Rasûl’ler ki onların bazısını diğer bazısından üstün kıldık. Allah onların bazısıyla konuştu, bazılarına yüksek dereceler verdi. Ve Meryem oğlu İsa’ya da beyyinâti/apaçık deliller verdik ve onu Ruh’ul Kudüs/ Cebrail ile destekledik. Ve eğer Allah dileseydi, onlardan sonra gelenler kendilerine beyyinâtü/apaçık deliller geldikten sonra birbirleriyle savaşmazlardı/ öldürmezlerdi. Ve lâkin onlar ihtilâfa düştüler, içlerinden bazısı iman etti ve bazısı da inkâr etti. Ve eğer Allah dileseydi onlar birbirleriyle savaşmazlardı. Ve lâkin Allah dilediğini yapar. (Bak. 2.253,285*3.84*4.152)
254.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Ve alışverişin ve dostluğun ve şefaatin/aracının olmadığı gün/Mahşer Günü gelmeden önce, size verdiğimiz rızıklardan infâk edin/hayra harcayın. Ve kâfirler zâlimlerin tâ kendileridir. (Bak.2.254*14.31) 255.Allah, O’ndan başka ilâh yoktur. O Hayy’dir/diridir, Kayyûm’dur/ yönetendir. O’nu ne gaflet basar ve ne uyku tutar. Göklerdeki ve yerdeki her şey O’nundur. O’nun izni olmadan katında kim şefaat/ aracılık edebilir? Onların önlerinde/açıkta olanı ve arkalarında/gizli olanı da O bilir. O dilemedikçe onlar O’nun ilminden hiçbir şey kavrayamazlar. O’nun hakimiyeti, gökleri ve yeri kuşatmıştır. Ve bunları gözetip korumak O’na zor gelmez. Ve O, Aliyy’dir/yücedir, Azıym’dir/azâmetlidir.
(NOT: Şefaat yetkisi sadece Allah’a mahsustur. Mahşerde şefaat edeceğini söyleyen sahtekârlara/müşriklere sakın kanmayın. İlgili âyetler için Bak. : 2.48,123,255*6.51,70*10.3*19.86-87*20.109*21.28*34.23*36.23*39.42-44* 40.18*53.26*74.48*78.38)
256.Lâ ikrâhe fiddîni/dinde zorlama/baskı yoktur; doğrular yanlışlardan açıkça ayrılmıştır. Kim tâgût’u/sapkınları inkâr eder ve Allah’a iman ederse, işte o kopması imkânsız sağlam bir kulpa tutunmuş olur. Ve Allah, Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/ bilendir.
(NOT: Allah’a iman etmeyi doğru yapabilmek için önce Lâ İlâhe İllallah dememiz yani ilk önce Allah’tan gayrı bütün ilâhların reddedilmesi gerekir. Bu âyette de benzer şekilde ilk önce Tâgût’u/sapkınları inkâr etmek ve sonra Allah’a iman etmek gerektiği vurgulanmaktadır.)
257.Allah, iman edenlerin velisidir/yardımcısıdır; onları karanlıklardan nûra/aydınlığa çıkarır. Ve kâfirlerin velisi/yardımcısı ise tağuttur/sapkınlardır ve onları nûrdan/aydınlıktan çıkarıp karanlıklara sokar. İşte onlar nâr/ cehennem ehlidirler, orada ebedî kalacaklardır. (NOT: Veli/evliyâ sözcüklerine; koruyucu, yardımcı, destekleyici, taraftar gibi anlamların verilmesi uygundur. Zira, Kur’an yakın dost olarak halil sözcüğünü kullanmaktadır. (Bak. 2.257*3.28,68*4.125,144*5.51,55-57*6.14,125-127* 9.23,116* 45.19* 60.1,9) 258.Allah kendisine mülk/yetki verdiği için Rabbi hakkında İbrahim’le tartışan kişiye baksana? İbrahim: Rabbim yaşatan/ hayat veren ve öldürendir! Dediği zaman, o (Nemrut): Ben de yaşatır ve öldürürüm! demişti. İbrahim: Allah güneşi doğudan getiriyor, sen batıdan getirsene! deyince, o kâfir kişi (Nemrut) şaşırıp kaldı. Ve Allah, zâlim kavmi doğru yola iletmez.
259.Veya şu kişi gibisini (düşünsene)! Binaları çökmüş ve harabeye dönmüş bir beldeye uğramış ve demiş ti ki: Allah bu beldeyi ölümünden sonra nasıl diriltecek? Allah onu öldürdü ve yüz yıl sonra diriltti. Dedi ki: Ne kadar kaldın? Dedi ki: Bir gün, ya da bir günden az kaldım! (Allah) dedi ki: Hayır! Yüz yıl kaldın! Buna rağmen, yiyeceğine ve içeceğine bak hala bozulmamış. Eşeğine de bak! Senin insanlara âyet/delil olman için böyle yaptık. Şimdi de kemiklere bak, onları nasıl yerine dizip sonra etle kaplıyoruz! Ona gerçek açıkça belli olunca dedi ki: Anladım ki, Allah her şeye Kadîr’dir/güç yetirendir! 260.Ve bir zaman İbrâhim dedi ki: Rabbim! Ölüleri nasıl dirilttiğini bana göster! (Rabbi) Dedi ki: Yoksa inanmadın mı? Dedi ki: İnandım ve lâkin kalbimin mutmain olması için! (Rabbi) dedi ki: Kuşlardan dördünü tut/yakala ve onları kendine alıştır, sonra onlardan her birini bir dağın üstüne koy. Sonra onları kendine çağır, koşarak/uçarak sana gelecekler! Bil ki şüphesiz ki Allah, Azîz’dir/kudretlidir, Hakîm’dir/ hikmet sahibidir.
261.Mallarını Allah yolunda infâk edenlerin/hayra harcayanların durumu, yedi başak bitiren ve her başakta yüz dâne bulunan bir tohuma benzer. Allah, dilediğine yüdâifü/ kat kat verir. Allah Vasî’dir/ zengindir, Alîm’dir/bilendir.
(NOT: Karz-ı hasen/güzel borç, Ribâ/tefeci faizi, yüdâafü, yüdâı fehû, ez’afu muzâaf, ad’âfen müdâafeh ve ad’âfen kesîrah kat kat artırmayla ilgili âyetler için Bak.: 2.245,261,275-276,278-280*3.130* 4.161* 30.39*57.11,18*64.17)
262.Mallarını Allah yolunda infâk eden/hayra harcayan, sonra başa kakmayarak gönül kırmayanların Rableri katında mükafâtları vardır. Onlar korkmayacaklar ve onlar üzülmeyeceklerdir.
263.Mâ’rufa uygun/güzel bir söz söylemek ve kusurları affetmek, sonradan incitme yapılan bir sadakadan daha hayırlıdır. Ve Allah Ganî’dir/zengindir, Halîm’dir/hoşgörülüdür. (Bak. 2.263*17.28,53)
264.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Allah’a ve Âhiret Günü’ne inanmadığı halde insanlara gösteriş olsun diye malını infâk eden/hayra harcayan kimse gibi; sadakalarınızı başa kakıp, gönül kırmak suretiyle boşa çıkarmayın. Bu kimsenin durumu, üzerinde biraz toprak bulunan ve şiddetli bir yağmurun çırılçıplak bıraktığı bir kayanın durumu gibidir. İşte böyle kimseler/gösteriş için yaptıklarından hiçbir sevap elde edemezler. Allah o kâfir kavmi doğru yola iletmez.
265.Ve Allah’ın rızasını kazanmak ve kendilerini geliştirmek için mallarını infâk edenlerin/hayra harcayanların durumu bir tepedeki bahçeye benzer. Yağmur bol yağınca dı’feyn/iki kat ürün verir, bol yağmasa çisenti bile yeter. Allah Basıyr’dır/görendir. 266.Sizden birisi: İçinden derelerin aktığı; hurma ve üzümlerle dolu bahçesinde her çeşit ürünlerin bulunduğu; kendisinin yaşlandığı ve çocukları da bakıma muhtaçken; şiddetli bir kasırganın gelip bahçeyi yakıp kavurmasını ister mi? Allah, âyetlerini size işte böyle açıklıyor. Umulur ki düşünürsünüz.
267.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Kazandıklarınızdan ve yerden size rızık olarak bitirdiğimiz şeylerin tayyip/temiz olanlarından infâk edin/hayra harcayın! Ve size verildiğinde almayı istemeyeceğiniz kötü şeyleri infâk etmeyin/hayra harcamayın! Bilin ki Allah Ganî’dir/ zengindir, Hamîd’dir/övgüye lâyıktır.
268.O şeytan sizi fakirlikle korkutur ve fahşâya/çirkin şeylere yönlendirir. Ve Allah ise size mağfiret/ bağışlanma ve bol lütuf vaat ediyor. Ve Allah Vasî’dir/zengindir, Alîm’dir/ bilendir.
269.O hikmeti (doğru hüküm verme yeteneğini) dilediğine/hak edene verir. Kime hikmet verilmişse ona çok büyük bir hayır verilmiş demektir. Ve bunu ancak ulü’l-elbâb/ aklı selim sahipleri anlar.
270.Ve nafaka olarak verdiğiniz ve yaptığınız her infâkı/hayra harcamayı ve adadığınız her adağı, muhakkak ki Allah bilir. Ve zâlimlerin yardımcısı yoktur.
271.Sadakaları/yardımlarıl açıktan vermeniz güzeldir! Ve eğer onu gizlerseniz ve fakirlere öyle verirseniz, bu sizin için daha hayırlıdır ve günâhlarınıza keffaret/bağışlanma olur. Ve Allah yaptıklarınızdan Habîr’dir/haberdardır.
272.Onları hidâyete/doğru yola erdirmek senin görevin değildir. Ve lâkin Allah dileyeni/hak edeni hidâyete/ doğru yola iletir. Ve Allah’ın rızasını kazanmak için yapacağınız her infâk/hayra harcama kendiniz içindir. İnfâkınızın/hayra harcamalarınızın karşılığı tam olarak size verilir ve size haksızlık yapılmaz.
(NOT: ALLAH KİMLERİ HİDÂYETE ERDİRİR VE KİMLERİ DALÂLETDE BIRAKIR:
Bazı meallerde: “Allah dilediğini hidâyete erdirir, dilediğini dalâletde bırakır” denildiği görülmektedir. Bu Kur’an’a açıkça iftiradır. Zira, Allah kullarının hidâyete ermeleri için Rasûller ve vahiyler göndermiştir. Rasûlleri de insanların hidâyete/doğru yola ermeleri için Allah’ın vahiylerini onlara tebliğ etmişlerdir. İnsanlardan tebliğe uyanları ve ona uygun amel işleyenleri Allah hidâyete erdirmektedir. İnsanlardan tebliği inkâr edenleri ve vahye aykırı amel işleyenleri de Allah dalâlette bırakmaktadır. Burada Sebep: Kulların şeçimi kendilerinin yapması ve seçimlerine uygun ameller işlemeleridir. Sonuç: Onların seçtikleri yolu Allah’ın onaylamasıdır. Elbette Allah kullarının hidâyete ermelerini arzu eder ama dalâleti seçenleri de zorla hidâyete erdirmez.
Rabbimiz hakkı/gerçeği getirmiş ve bunu kullarına bildirmiştir. Bundan sonrası biz kullarının tercihine kalmıştır ve iki yol vardır:
1nci yol: Hidâyeti/doğru yolu seçenler ve ona uygun sâlih amel işleyenler, onlar bunu kendileri seçmiştir. Seçimi bir başkası değil, kendileri yapmıştır ve Allah bundan memnun olmuştur. Bu yolun sonu onlar için cennetlerdir.
2nci yol: Dalâleti/sapmayı tercih edenler ve ona uygun kötü amel işleyenler, onlar da bunu kendileri seçmiştir, başka birileri değil. Bunun kendi aleyhlerine olduğunu Rabbimiz en başında bildirmiştir. Bu yolu seçenlerin varacakları yer cehennemdir. İnsanlar; yaptıkları seçimlere ve amellerine göre Allah’ın onlar için belirlediği cennete veya cehenneme gideceklerdir. Bunun sorumlusu başkası değil sadece seçimi yapan insanın kendisidir. Bu konularla ilgili çok fazla âyet vardır. Ben bu âyetlerin bir kısmını bildireceğim:(Bak:2.272*6.117*10.108*16.125*17.15,97*27.92*28.56,85*39.41*68.7) 273.İnfâkınızı/hayra harcamalarınızı, özellikle bütün zamanını fi sebîlillâhi/Allah yolunda hizmete adayan ihtiyaç sahiplerine yapın. Onlar yeryüzünde (ticaret için) dolaşamazlar. Onurlu oldukları için de bilmeyenler onları zengin sanırlar. Sen onları yüzlerinden tanırsın. Onlar yüzsüzlük ederek kimseden bir şey istemezler. Şüphesiz ki Allah, hayır olarak yaptığınız her infâkınızı/hayra harcamanızı bilir.
274.Gece ve gündüz, gizli ve açık mallarını infâk edenlerin/ hayra harcayanların mükâfatları Rableri katındadır. Ve onlara korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklar.
275.Ellezîne ye’külûn er ribâ/o ribâyı yiyen kimseler şeytanın çarptığı/aklını çeldiği kimseler gibi kalkarlar. Bu, onların alışveriş de mislür ribâ/o ribâ gibidir! demeleri sebebiyledir. Ve Allah; alışverişi helâl ve harram er ribâ/o ribâyı haram kılmıştır. Kime Rabbinden bir öğüt gelir de (ribâdan) vaz geçerse, geçmişte aldıkları onundur ve onun hükmü Allah’a kalmıştır. Kim de (ribâya) dönerse işte onlar ateş/cehennem ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır.
276.Yemhakullâhü er ribâ/Allah o ribânın kazancını mahveder ve sadakaları bereketlendirir/artırır. Ve Allah günâhta ısrar eden kâfirleri sevmez. (Karz-ı hasen/güzel borç, Ribâ/tefeci faizi ve Yudâı fehû/kat kat artırmayla ilgili âyetler için Bak. 2.245,261,275-276,278-280*3.130*4.161*30.39*57.11,18*64.17)
277.Şüphesiz ki; iman edenler ve sâlih amel işleyenler ve ekâmüs salâte/o namazı dosdoğru kılanlar ve o zekâtı verenler; işte onlar mükâfatlarını Rablerinden alacaklar ve onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
AÇIKLAMA-7: ALLAH RİBÂ’YI HARAM KILMIŞTIR! FAİZ HARAM DEĞİLDİR
278.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Allah’a karşı takvâlı olun. Eğer mü’min iseniz ve zerû mâ bekıye miner ribâ/kalan o ribâ alacağınızdan vazgeçin/bırakın.
279.Eğer (kalan ribâ alacağınızdan) vazgeçmezseniz Allah ve Rasûlü’nün size savaş açacağını bilin. Ve eğer tevbe ederseniz ruûsü emvâliküm/sermayeniz sizindir: Ne zâlim/zulmeden olursunuz ve ne de mazlûm/zulme uğrayan olursunuz.
280.Ve eğer borçlu sıkıntıdaysa, eli genişleyinceye kadar ona mühlet/süre verin. Ve alacağınızı tasadduk etmeniz/bağışlamanız eğer bilirseniz sizin için daha hayırlıdır. 281.Allah’ın huzuruna döndürüleceğiniz gün/Mahşer Günü için takvâlı olun. Sonra herkese kazandığının karşılığı tam olarak verilecek ve hiç kimseye haksızlık yapılmayacaktır. 282.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler, belli bir vâdeyle/ süreyle birbirinize borç verdiğiniz zaman onu yazın. Ve aranızdan bir kâtip onu âdaletle yazsın. Ve kâtip, Allah’ın kendisine öğrettiği gibi yazmaktan çekinmesin. Ve borçlu olan da borcunu yazdırsın ve Rabbi olan Allah’a karşı takvâlı olsun ve eksik yazdırmasın. Eğer borçlu, aklı ermez veya küçük veya kendisi yazdıramayacak durumdaysa, o takdirde onun velisi âdil olarak yazdırsın. Aranızdaki iki erkeği de şahit tutun. Eğer iki erkek yoksa; razı olacağınız bir erkek ile biri yanılırsa/ şaşırırsa diğerinin ona hatırlatması için iki kadın şahit (olsun)! Ve şahitler çağrıldıkları zaman (şahitlikten) kaçınmasınlar! Az veya çok olduğuna bakmaksızın vâdesiyle birlikte yazmaya üşenmeyin. Allah katında bu daha âdil, şahitlik için daha sağlam, şüpheye düşmemeniz için daha uygundur. Ancak, aranızdaki ticareti peşin yapıyorsanız onu yazmamanızda size bir vebâl yoktur. Ve alışverişinizi şahit huzurunda yapın. Ve bundan kâtip ve şahitler de zarar görmesin. Ve eğer onlara bir zarar verirseniz, kendinize zarar verirsiniz. Ve Allah’a karşı takvâlı olun ve bunu size Allah öğretiyor. Ve Allah her şeyi Alîm’dir/bilendir.
283.Ve eğer seferi/yolcu iseniz ve bir kâtip bulamazsanız, alınan rehinler yeterlidir. Eğer birbirinize güvenirseniz, kendisine güvenilen kimse Rabbi olan Allah’a karşı takvâlı olsun ve emaneti yerine getirsin. Ve şahit olanlar şahitliği gizlemesin. Ve kim onu gizlerse muhakkak ki onun kalbi vebâl içindedir. Ve Allah yaptıklarınızı Alîm’dir/bilir. (Bak. 2.282-283*4.135*5.8) 284.Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. Ve içinizdekileri açığa vursanız ve gizleseniz de Allah ondan sizi hesaba çeker. Dileyeni/hak edeni bağışlar, dileyene/ müstehak olana da azâp eder. Ve Allah her şeye Kadîr’dir/gücü yetendir.
(Bak. 2.284*3.129*5.18,40*29.21*48.14)
285.Âmenerrasûlü/bu Rasûl Rabbinden kendine indirilenlere iman etti ve mü’minler de. Hepsi; Allah’a ve Meleklerine ve Kitaplarına ve Rasûllerine iman ettiler. Rasûllerinin arasında ayırım yapmayız. Ve dediler ki: İşittik ve itaat ettik, bağışlamanı dileriz ey Rabbimiz! Ve dönüşümüz Sana’dır!
286.Allah hiç kimseye gücünü aşan mükellefiyet yüklemez. Herkesin kazandığı (iyilik) kendi lehine ve kazandığı (kötülük) kendi aleyhinedir. Rabbimiz! Eğer unutur veya hata edersek bizi sorumlu tutma! Rabbimiz! Bizden öncekilere yüklediğin gibi ısran/ağır yükü bize yükleme! Rabbimiz! Bize gücümüzün üstünde bir sorumluluk yükleme! Bizi affet, bizi bağışla, bize merhamet et! Sen bizim Mevlâ’mızsın! Kâfir kavimlere karşı bize yardım et! (Bakara sûresinin 285-286ncı âyetleri yani son iki âyeti Âmenerrasûlü olarak da bilinmektedir.)
(NOT 1: Allah hiç kimseye gücünün üstünde bir yük yüklemez. Bak. 2.233,286*6.152*7.42*23.62*65.6-7)
(NOT 2: BİZİM MEVLÂMIZ SADECE ALLAH’TIR! Mevlâ kelimesi Arapça’daki çok anlamlı kelimelerdendir ve: Mâlik-Nimet veren-Himaye eden-Koruyan-Gözeten-Destekleyen-Yardım eden-Sahip olan-Yöneten-Efendi-Güvenilen… gibi anlamları vardır. Mevlâ kelimesinin geçtiği her yerde Sahip olarak tercüme edilmesi ise doğru değildir.
MEVLÂ KELİMESİNİN GEÇTİĞİ ÂYETLER ŞUNLARDIR:
**Bakara 2.286 (…) Rabbimiz! Bize güç yetiremeyeceğimiz şeyleri de yükleme! Bizi affet! Bizi bağışla! Bize merhamet et! Sen bizim Mevlâ’mızsın/yardımcımızsın, kâfir kavimlere karşı bize yardım et!
**Al-i İmrân 3.150-151 Hayır! Sizin Mevlâ’nız/yardımcınız Allah’tır. O, yardım edenlerin en hayırlısıdır. Haklarında hiçbir delil indirmediği varlıkları Allah'a şirk/ortak koştukları için kâfirlerin yüreklerine korku salacağız. Onların barınakları ateştir/cehennemdir. Zâlimlerin varacakları yer ne kötüdür!
**En’âm 6.62 Sonra onlar/mevta olanlar, gerçek Mevlâ’ları/ yardımcıları olan Allah’a döndürülürler. Dikkat edin! Hüküm yalnız O’nundur ve O hesabı en seri görendir.
**Enfâl 8.40 Eğer yüz çevirirlerse bilin ki, Allah sizin Mevlâ’nızdır. O ne güzel Mevlâ’dır ne güzel yardımcıdır.
**Tevbe 9.51 De ki: Allah’ın bizim için yazdığından başkası bizim başımıza gelmez. O bizim Mevlâ’mızdır/yardımcımızdır, mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler/güvensinler! **Yûnus 10.30 Orada herkes, daha önce yaptıklarını karşısında bulacak ve Mevlâ’ları/yardımcıları olan Allah’ın huzuruna çıkarılacaklardır. İlâh diye uydurdukları ise onları yüzüstü bırakıp gidecektir.
**Hac 22.78 (…) O halde namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sımsıkı sarılın. O sizin Mevlâ’nızdır. O ne güzel Mevlâ ve ne güzel yardımcıdır.
**Muhammed 47.11 Bu böyledir, çünkü Allah iman edenlerin Mevlâ’sıdır/yardımcısıdır. Ve kâfirlerin ise Mevlâ’sı/yardımcısı yoktur.
**Tahrîm 66.2 Allah, (gereksiz yere) yaptığınız yeminlerinizi keffaret vermek suretiyle bozabileceğinizi size bildirdi. Zira; Allah sizin Mevlâ’nızdır/ yardımcınızdır. O, Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.
**Tahrîm 66.4 De ki: Eğer siz ikiniz Allah’a tövbe ederseniz (iyi olur) doğrusu her ikinizin de kalpleri kaymıştı. Siz ikiniz eğer ona/Rasûl’e karşı dayanışma içine girerseniz unutmayın ki, Allah onun/Rasûl’ün Mevlâ’sıdır/yardımcısıdır. Cebrail ve sâlih müminler de onun dostu ve yardımcısıdır. Ayrıca melekler de onun yardımcısıdır.
SON SÖZ: Bizim Mevlâ’mız sadece Allah’tır. Celâleddîn Rûmî’ye (veya başka bir kişiye) Mevlâna denilmesi asla doğru değildir ve şirktir!
BAKARA SÛRESİ AÇIKLAMALARI:
AÇIKLAMA-1: ÂDEM (a.s.) İLK İNSAN DEĞİLDİR! Âdem (a.s.)’ın ilk Rasûl olduğu söylenebilir, ancak ilk insan olduğunu söylemek doğru değildir.
**Rabbin bir gün meleklere dedi ki: Ben yeryüzüne bir halife tayin edeceğim! Dediler ki: Orada fesat çıkarmakta ve kan dökmekte olan birini mi halife tayin edeceksin? (2.30)
Eğer Âdem’den başka insanlar yaratılmamış olsaydı, gaybı bilmeyen meleklerin yaratılacak olan yeni bir insanın fesat çıkaracağını ve kan dökeceğini bilmeleri de asla mümkün olmazdı. Bu durum; Âdem’den önce başka insanların da yaratılmış olduğunun açık bir delilidir.
**İnsanlar tek bir ümmetti. Allah müjdeleyici ve uyarıcı olarak onlara Nebi’ler gönderd. Ve Yanlarında hakk ile Kitap indirdi. İnsanların aralarında ihtilaf ettikleri konularda hakem olsun diye… (2.213) Demek ki: Tek bir ümmet halinde yaşamakta olan insanlara Nebiler daha sonra gönderilmiştir.
**Muhakkak ki Allah; Âdem’i ve Nûh’u ve İbrâhîm ailesini ve İmrân ailesini seçip âlemlere/diğer insanlara üstün kılmıştır. (3.33) Bunlar, Âdem (a.s.)’ın ilk insan olmadığının ve diğer insanlar arasından seçilmiş olduğunun açık delileridir. Diğer bir sorun da: Âdem (a.s.)’ın yaratılan ilk ve tek insan olduğunu söyleyen bazı ilahiyatçıların olduğudur. Onların daha sonra hatalı olarak şöyle söyledikleri görülmektedir:
**Âdem (a.s.)’ın kaburga kemiğinden onun eşi yaratılmıştır. (Yani; Âdem a.s. kendi vücudundan yaratılan bir kadınla evlenmiştir.)
**Onlardan doğan erkek ve kızların da ertesi yıl doğan kızlar ve erkeklerle çapraz olarak evlenmeleri suretiyle insan nesli çoğalıp yeryüzüne yayılmıştır.
**Bu Allah’a yapılan büyük bir iftiradır! Allah sadece ilk Âdemi yaratabilmiş, daha sonra başka âdemleri yaratmaktan aciz mi kalmıştır? Haşa, böyle söylemekten Allah’a sığınırım! Böyle söyleyenler Kur’an’ı dinamitledikleri bilmiyorlar mı, yoksa neyin peşindeler? Ayrıca Yüce Allah; süt kardeşlerin bile evlenmelerini haram kıldığı halde, ana-baba bir kardeşlerin evlenmesine onay verdiğini söylemek Allah’a yapılan çok büyük bir iftiradır. Bunlar akıl tutulmasına uğramış zavallılar yahut da Allah’ın dinini dinamitlemekle görevli şeytanın uşaklarıdır.
**O, göklerin ve yerin Fâtır’ı/yaratıcısıdır. O, size kendi türünüzden eşler yaratmıştır ve en’âm’ı/hayvanları da eşler halinde yaratmıştır. Bu sayede sizi çoğaltmaktadır. O’nun benzeri olan hiçbir şey yoktur. Ve O Semî’dir/işitendir, Basıyr’dir/görendir. (42.11)
(NOT: O size kendi türünüzden eşler yaratmıştır. Yani insanlar için insanlardan eşler yaratmıştır. Yani, Âdem a.s. için eşini onun kaburga kemiğinden yaratmamıştır. Ve hayvanlara da kendi türlerinden eşler yaratmıştır.)
AÇIKLAMA-2: İNSANLIK İÇİN KURULAN İLK BEYT/MABED BEKKE’DEKİ/MEKKE’DEKİ [hs1] KÂBE’DİR!
**Ve Biz Beyt’i/Kâbe’yi insanlar için toplanma yeri ve güvenli bir yer yaptık. Siz de İbrahim’in makamında bir musallâ/ namazgâh edinin. Ve İbrahim ve İsmail’e ahidnâ/emir verdik: Tavâf edenler ve itikâfa girenler ve rükû ve secde edenler/ namaz kılanlar için Beyt’i/Kâbe’yi temiz tutun! (2.125)
(NOT: Bu ve benzeri âyetler namazların Muhammed a.s.’a miraçta farz kılınmadığının apaçık delilidir. Zaten miraç da yapılmamıştır yani yoktur. Buna rağmen insanları nasıl da aldatıyorlar?)
**Hani İbrahim demişti ki: Rabbim, burayı güvenli bir belde yap! Buranın halkından Allah'a ve Ahiret Günü’ne iman edenleri çeşitli ürünlerle rızıklandır! Allah: Kâfirlere de bir süre rızık veririm, sonra onları ateşin azabına mahkûm ederim. Orası ne kötü bir dönüş yeridir! dedi (2.126).
**İbrahim ile İsmail Beyt’in/Kâbe'nin temellerini yükselttikleri sırada: Rabbimiz, bunu bizden kabul buyur, Sen; Semî’sin/işitensin, Alîm’sin/ bilensin! dediler (2.127).
**İnsanların içindeki bazı sefihler/akılsızlar: Onları/ müslümanları yöneldikleri kıbleden/Kudüs’ten çeviren sebep nedir ki? diyecekler. De ki: Doğu da Allah’ındır, batı da! O, dileyeni/hak edeni doğru yola iletir (2.142).
**Ve böylece insanlara örnek olmanız için sizi dengeli bir ümmet yaptık, Rasûl’ü de size örnek yaptık. Biz; Rasûl’e uyanlarla ökçesi üzerinde gerisin geri dönenleri belirtmek için senin yönelmek istediğin yeri/Kâbe’yi kıble yaptık. Onun değişmesi, Allah’ın hidayete erdirdiği kimselerden başkasına ağır gelir. Allah sizin imanınızı boşa çıkarmayacaktır. Şüphesiz ki Allah, insanlara Raûfürrahîm’dir/ şevkatlidir, merhametlidir (2.143).
**Senin yüzünü sık sık gökyüzüne çevirdiğini görüyoruz. Seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Yüzünü Mescid-i Haram/Kâbe yönüne çevir. Ve siz de nerede olursanız olun (namazda) yüzünüzü o yöne/ tarafa çevirin! Şüphesiz ki kendilerine kitap verilmiş olanlar, bunun Rablerinden gelen bir hakk/gerçek olduğunu iyi bilirler. Allah, onların yaptıklarından gâfil/habersiz değildir (2.144).
**Kendilerine kitap verilenlere her türlü âyeti/delili getirsen de yine senin kıblene Kabê’ye uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Sana gelen bunca ilimden/ bilgiden sonra onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman zâlimlerden olursun (2.145).
**Kendilerine kitap verilenler onu (Kâbe’nin kıble olacağını) kendi öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ama onların bir kısmı bilerek bu gerçeği gizlerler. (2.146).
**Bu hakk/gerçek (Kâbe’nin kıble olması) Rabbinden gelmiştir. Sakın şüpheye düşenlerden olma! (2.147). **Herkesin yöneldiği bir yönü vardır, ona yönelir. O halde siz hayırda yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizi bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah her şeye Kadîr’dir/güç yetirendir (2.148).
**Nereden (yola) çıkarsan çık, (namazda) yüzünü Mescid-i Haram/ Kâbe yönüne çevir. Bu, Rabbinden gelen bir hakktır/gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir (2.149).
**Nereden (yola) çıkarsan çık, (namazda) yüzünü Mescid-i Haram/ Kâbe yönüne çevir. Siz de nerede olursanız olun (namazda) yüzünüzü onun yönüne çevirin. Onların zâlimleri hariç, insanların elinde sizin aleyhinize kullanacakları bir delil olmasın. Artık onlara saygı duymayın Bana duyun ki Ben de size olan nimetimi tamamlayayım. Böylece doğru yolu bulasınız (2.150).
**Doğrusu insanlar için kurulan ilk beyt/mabet Mekke’deki/ Kâbe’dir. Bereket kaynağı olan ve insanlara hidâyeti/doğru yolu gösterendir (3.96).
**Orada apaçık deliller ve İbrahim’in makamı vardır. Oraya giren herkes güvende olur. Yoluna gücü yetenlerin Beyt'i/Kabe'yi haccetmesi/ziyaret etmesi Allah’ın insanlar üzerindeki bir hakkıdır. Kim bunu inkâr ederse bilsin ki Allah Ganîy’dir/zengindir (3.97).
**İlk günden itibaren takvâ temeli üzerine kurulmuş olan mescid/Mescid-i Haram (Kabe) var. Asıl orası namaz kılmaya daha lâtyık olandır. (9.108)
Görüldüğü üzere; insanlık için kurulan ilk beyt/mabed Kudüs’deki Mescid-i Aksa değildir ve Mekke’deki Mescid-i Haram yani Kâbe’dir. Çünkü Rasûlullah’ın döneminde Kudüs Bizansın yönetimindeydi ve halkı Hrıstiyandı. Daha sonra Halife Ömer zamanında Kudüs fethedilince orada inşa edilen mescide Aksa Mescidi/Mescid-i Aksa adı verilmiştir. Rasûlullah Medine’de, kısa bir süre Kudüs’e yönelerek namaz kılmış, sonra bundan rahatsızlık duymaya başlamış ve Rabbinden kıbleyi tekrar Kâbe’ye döndürmesi için dua etmiştir. (2.144) Onun bu duası Allah tarafından kabul edilmiş ve Kâbe yeniden Kıble yapılmıştır. (2.148-150) (Yahûdiler ibadetlerinde Kudüs’deki Hacer-i Muallak’a/Muallak Taşına yönelirler. Hıristiyanlar ise gün doğusuna yönelirler. İslamoğlu, M.-Hayat Kitabı Kur’an S: 50, 2.145 dip not:279)
AÇIKLAMA-3: ALLAH’IN İNDİRDİĞİ TEK DİN İSLÂMDIR. ALLAH, ATALAR DİNİ’Nİ VE RİVAYET DİNİ’Nİ REDDEDER!
A-ALLAH’IN İNDİRDİĞİ TEK DİN İSLÂMDIR:
**Allah’ın boyası ile boyanın/dinine uyun. Ve kim Allah’tan daha güzel boya vurabilir? Ve biz O’na/Allah’a kulluk ederiz! (2.138)
** Muhakkak ki, Allah katında din islâm’dır. Kitap verilenler kendilerine bilgi geldikten sonra aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilafa düştüler. Ve kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse bilsin ki şüphesiz ki Allah hesabı çok çabuk görendir. (3.19)
**Onlar Allah'ın dininden başka din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde olanların hepsi ister istemez O'na/Allah’a teslim olmuştur ve hepsi O'na döndürülecektir. (3.83)
**De ki: Biz Allah’a, bize indirilenlere, İbrâhim’e, İsmâil’e, İshak’a, Yakûb’a ve torunlarına indirilenlere; Mûsâ’ya, İsa’ya ve bütün Nebilere Rablerinden verilenlerin hepsine iman ettik! Biz onların arasında hiçbir ayırım yapmayız ve biz O’na teslim olanlarız! (3.84)
(NOT: Görüldüğü üzere; Mûsâ (a.s.) Yahûdilik dinini kurmamıştır ve İsa (a.s.) da Hristiyanlık dinini kurmamıştır. Rasûllerin tamamı; sadece ve yalnızca Allah’ın indirdiği din olan islâm’ı tebliğ etmişlerdir!)
** Ve kim islâm’dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul edilmeyecek ve o âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır. (3.85)
**(…) Bugün, sizin dininizi kemale erdirdim/ikmal ettim ve size olan nimetimi tamamladım. Size din olarak islâm’ı seçtim.(…)(5.3) (Geniş bilgi için bak: 6.88*10.19,25,93*13.27*14.4*16.93*21.92* 23.52*24.35,46*28.56*35.8*39.23* 42.13-14*45.17*74.31*98.4)
B-ATALAR DİNİ: Yüce Allah din olarak islâmı indirmiştir ve islâm dışındaki bütün dinleri reddeder. İnsanlardan bazıları atalarından gördükleri (uydurulmuş) dini kendilerine din edinmişler ve Allah’ın dinini kabul etmemişlerdir. Atalar dininin yanlışlığı konusundaki âyetlerden başlıcaları şunlardır:
**Ve onlara denildiği vakit: Allah’ın indirdiklerine tabî olun! Dediler ki: Hayır! Biz atalarımızı üzerinde bulduklarımıza tabî oluruz! Ya ataları hiçbir şeyi akıl etmeyen ve doğru yolu bulamayan kimseler idiyseler de mi? (2.170)
**Onlara: Allah’ın indirdiğine ve o Rasûle uyun! denildiğinde onlar: Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter! derler. Ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler de mi? (5.104)
**Âyetlerimizi yalanlayanlar karanlıklar içinde kalmış summüv ve bükmün/sağır ve dilsizlerdir. Allah dileyeni/müstehak olanı saptırır, dileyeni/hak edeni doğru yola iletir. (6.39) **Onlar bir fâhşâ/aşırılık yaptıkları zaman: Atalarımızdan böyle gördük, Allah bize böyle emretti! derler. De ki: Allah fahşâ’yı/ aşırılıkları emretmez. Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz? (7.28)
** Dediler ki: Atalarımızdan gördüğümüz yoldan/dinden bizi çevirmek ve yeryüzünün yönetimini ele geçirmek için mi geldiniz? Biz, ikinize de inanmıyoruz! (10.78)
**Dediler ki: Ey Hûd! Bize açık bir delil/belge getirmedin. Senin sözünle ilâhlarımızı terk edecek ve sana inanacak değiliz! (11.53)
**Dediler ki: Ey Sâlih! Sen daha önce aramızda ümit bağlanan biriydin. Sen şimdi atalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi vaz geçirmek mi istiyorsun? Gerçek şu ki, bizi çağırdığın konuda şüphe ve kaygı içindeyiz! (11.62)
**Dediler ki: Ey Şuayb! Atalarımızın taptıklarına tapmaktan veya mallarımıza istediğimizi yapmaktan vaz geçmemizi sana e salâtüke/o dinin mi emrediyor? Halbuki sen hoşgörülü ve akıllı birisin! (11.87)
(NOT: Atalar dini hakkındaki âyetler için bakınız: 2.170*5.104*6.39*7.28*10.78* 11.53,62,87*21.52-56*26.69-77* 31.21* 34.43*37.69-74*43.22-25)
C-RİVAYET DİNİ: İnsanlardan bazıları hiçbir bilgiye ve delile dayanmadan bazı insanların âlim olduklarına inanırlar ve bunu çevrelerindeki insanlara da yayarlar ve bu kişiler de hiçbir sorgulama ve test yapmadan aynı şekilde ona inanmaya başlar. Âlim dedikleri kişi de Kur’an âyetlerini çarpıtarak meal verdiği gibi hadis denilen ve Kur’an’a aykırı rivayetlerle insanları aldatmaya ve Allah’ın yolundan saptırmaya devam etmekteler. **Vay o kimselerin haline! Kitab’ı kendi elleriyle yazarlar sonra derler ki: Bu Allah katındandır! Bunu biraz para kazanmak için yaparlar. Vay onların haline kendi elleriyle yazdıklarından dolayı ve vay onların hâline kazandıklarından dolayı! (2.79) **Ve eğer yalanlarsanız, sizden önceki nice ümmetler de yalanlamıştı. Ve Rasûlün görevi, apaçık bir tebliğden ibarettir. (29.18)
**Dediler ki: Rabbimiz biliyor ki biz size gönderilmiş Rasûlleriz! Ve bize düşen, sadece apaçık tebliğden ibarettir! (36.17-18) Âyetler bunları ifade ettikleri halde rivayet dinini anlatanlar Kur’an’a aykırı rivayetleri uydurarak onu din diye satmaktadırlar. Bunlara pek çok örnek verilebilir ancak ben burada sadece bir kısmına örnek vereceğim: Onların VAR olduğunu söyledikleri yanlıştır, doğrusu onlar YOK hükmündedir.
**Ölene talkın/kopya verilmesi: YOK **Ölenin; 7’nci-42’nci-72’nci gecesi: YOK
**Kabirde sorgu-sual ve kabir azâbı: YOK **Sırat köprüsü: YOK
**Şefaat yetkisi: YOK (Sadece Allah’a aittir.) **Cehennemden çıkış: YOK **Namazın kazası: YOK **61 gün keffaret orucu tutmak: YOK **Kutsal geceler: YOK (Sadece Kadir Gecesi kutsaldor.) verilebilir.)
**Ve daha onlarca örnek verilebilir .
İnsanlardan bazıları; âlim dedikleri bu kimselerin anlattıkları rivayetleri din zannederek inanmakta ve böylece kendini dindar zannetmektedir. Ancak bu kişiler; sadece tabî oldukları kişinin dindarıdırlar, Allah’ın dininin ise kâfiridirler.
Tabî oldukları; bir kişi olduğu gibi, bir cemaat, bir tarikat ve bir mezhep de olabilir. Ancak bunların hepsi Allah indinde yoldan çıkmadır ve sapıklıktır. Bilinmelidir ki; dinin sahibi Allah’tır ve tek din İslâm’dır.
NOT: Çocukluk döneminden gençlik dönemine geçenler düşünmeye ve muhakeme etmeye başladıklarında; atalar dininin ve rivayet dininin anlatılarını yeterli bulmayarak yeni arayışlara başlamakta ve böylece ataist, deist vs. gibi yeni çıkmaz sokaklara girmekteler.
**Bunlardan birincisi; anne-babaların çocuklarına iyi bir müslüman olmalarını telkin etmek yerine; yüksek gelir getiren (topçu-popçu veya avukat-doktor-mühendis gibi) mesleklere yönelmelerini telkin etmelerinin rolü vardır.
**Bunlardan ikincisi; Allah’ın dini islâmı anlatanların küçük bir azınlık olmaları ve sosyal medyada seslerinin yeteri kadar çıkmamasıdır. **Bunlardan üçüncüsü, misyonerlik faaliyetleriyle islâma aykırı yayın yapan sosyal medyadaki yüzlerce yapay zeka destekli oluşumların varlığı ve gençleri fikir bombardımanına tabî tutmalarıdır. Bu konuda; bireylerin, toplulukların ve devlet kurumlarının önemli payı ve sorumlulukları olduğunu unutmayalım.
AÇIKLAMA-4: ALLAH’IN HARAM KILDIĞI YİYECEKLER:
**Şüphesiz ki O/Allah size sadece; leşi ve kanı ve domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kılmıştır. Kim bunları yemeye mecbur kalır ve zaruret miktarını aşmadan yerse ona bir günâh yoktur. Şüphesiz ki Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/ merhametlidir. (2.173)
**Size (şunlar) haram kılınmıştır: Leş/ölü hayvan ve kan ve domuz eti ve Allah’tan başkası adına kesilenler. Eğer canlıyken kesmemişseniz: Ve boğulmuş ve dövülerek ölmüş ve yüksekten düşerek ölmüş ve boynuzlanarak ölmüş ve yırtıcı hayvan tarafından öldürülmüşler de haramdır. Dikili taşlar/putlar adına kesilenler de haramdır. Ve fal oklarıyla kısmet aramanız da haramdır. Bunların hepsi fisk’tır/yoldan çıkmaktır. Bugün kâfirler dininizden (yok etmekten) ümit kestiler. Onlara saygı duymayın, Bana saygı duyun! Bugün, sizin dininizi kemale erdirdim ve size olan nimetimi tamamladım. Ve sizin için din olarak İslâm’ı seçtim. Her kim günâha yönelmeden ve zorda kalarak (haramlardan) yemeye mecbur kalırsa şüphesiz ki Allah Gafûr’dur/ bağışlayandır, Rahîm’dir/ merhametlidir. (5.3) **Kendileri için neyin helâl kılındığını sana soruyorlar. De ki: Temiz olanların hepsi size helâl kılındı. Ve Allah’ın size verdiği bilgiyle eğittiğiniz hayvanların yakaladıklarını Allah’ın adını anarak (Bismillâh diyerek) yiyin. Ve Allah’a karşı takvâlı olun. Muhakkak ki Allah hesabı çabuk görendir. (5.4)
**Bugün size temiz olan yiyecekler helâl kılındı. Ve kendilerine Kitap verilenlerin yiyecekleri size helâl, sizin yiyecekleriniz onlara helâldir. Ve mü’minlerden iffetli hür kadınlar ve sizden önce Kitap verilenlerden iffetli hür kadınlar; mehirlerini vermeniz üzerine, namuslu olmak, zina etmemek ve gizli dost tutmamak üzere, size helâldir. Ve kim imanı (bırakıp) inkâr ederse, amelleri boşa gider ve o âhirette zarara uğrayanlardan olur. (5.5)
(NOT: Yurt dışında yaşayan mü’min kardeşlerim bilsinler ki; Kitap Ehli’nin yiyecekleri size helâldir ve sizin yiyeceklerinizin de onlara helâldir!) **Ve üzerine Allah’ın adı (kasıtlı olarak) anılmamış olanları yemeyin! Ve şüphesiz ki o fisk’tır/yoldan çıkmaktır. Ve şeytanlar kendi evliyâlarına/ destekçilerine sizinle mücadele etmelerini telkin ederler. Ve eğer onlara tabî olursanız şüphesiz ki müşrik olursunuz! (6.121)
**De ki: Bana vahyolunanlarda sadece; Leş veya akmış kan veya domuz eti -ki bu rics’tir/pisliktir-veya bir sapkınlıkla Allah’tan başkası adına kesilenden başka, onu yiyecek kimse için haram edilmiş bir şey bulamıyorum. Zorda kalan haddi aşmadan zaruri ihtiyacı kadar yiyebilir. Şüphesiz ki Rabbin Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir. (6.145)
**O/Allah size sadece; leşi ve kanı ve domuz etini ve Allah’tan başkası adına kesileni haram kıldı. Kim zorda kalırsa haddi aşmadan ve zaruri ihtiyacı kadar bunlardan yiyebilir. Şüphesiz ki Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahim’dir/ merhametlidir. (16.115)
**Ve dillerinizin uydurduğu yalana dayanarak: Şu helâldir ve şu haramdır! demeyin. Allah’a yalan iftira etmeyin. Şüphesiz ki ki Allah’a yalan iftira edenler kurtuluşa eremezler. (16.116)
**Ve insanlar için haccı ilân et! Onlar, yaya olarak veya binek üzerinde uzak-yakın her yerden sana gelsinler! Kendilerine sağlanan menfaatlere şahit olsunlar. Ve kendilerine rızık olarak verilen kurbanlık hayvanları belirli günlerde keserken Allah’ın adını ansınlar/ bismillâh desinler. Onların etinden hem kendiniz yiyin ve hem de muhtaçları ve fakirleri doyurun! (22.27-28)
**İşte böyle. Kim Allâh’ın yasaklarına saygı gösterirse, bu Rabbi katında onun için hayırlıdır. Ve (haram olduğu) bildirilenlerin dışındaki bütün hayvanlar size helâl kılındı. Putların pisliğinden ve yalan sözden kaçının. (22.30)
**Ve her ümmet için bir mensek (kurban kesme zamanı/usülü) belirledik ki kendilerine rızık olarak verdiğimiz en’âm (koyun, keçi, sığır ve deve) cinsi hayvanları Allah’ın adını anarak/Bismillâh diyerek kessinler. Hepinizin ilâhı tek bir ilâhtır, O’na teslim olun. Ve alçak gönüllü olanlara müjdele! (22.34)
**Ve büyükbaş hayvanları da Allah’ın sembollerinden kıldık ki onlarda sizin için hayır vardır. Onlar, (kurban edilmek üzere) saflar halinde dizildiklerinde, üzerlerine Allah’ın adını anın/bismillah deyin. Boğazlanıp yere serildiklerinde ise onların etinden hem kendiniz yiyin ve hem de kanaatkâr olana ve fakirlere yedirin. Şükredesiniz diye onları sizin istifadenize verdik. (22.36)
(NOT: Hayvan keserken Allah’ın adının anılması (bismillah denilmesi) şart değildir ama bismillah denilmesi elbette iyidir. Sadece Allah’tan başka birinin adı anılarak kesilen hayvanların eti haram kılınmıştır. Ancak, kurban keserken Allah’ın adının anılması (bismillah denilmesi) şarttır.)
AÇIKLAMA-5: RAMAZAN AYINDA TUTULAMAYAN ORUÇLARIN FİDYESİ HAKKINDA:
Rabbimiz, oruçla ilgili olarak kimlerin fidye vereceğini Bakara 2.184 âyette şöyle bildirmektedir: Sizden (Ramazan orucunu tutanlardan) kim hasta veya yolcu olur da (tutamazsa), tutamadığı günler sayısınca diğer günlerde tutsun/ tamamlasın. Ve alellezîne yütîykûnehû fidyetün taâmü miskin/ve ona gücü yetenler üzerine bir miskini/fakiri doyuracak kadar fidye vermesi gerekir. Kim bir iyiliği fazlasıyla yaparsa bu onun için daha hayırlı olur. Ve en tesûmû/ve orucu (zamanında) tutmanın sizin için ne kadar hayırlı olduğunu eğer bilirseniz (tutarsınız). Bu âyetin mealini veren ilahiyatçıların birçoğu: “Yaşlı veya hasta olduğu için Ramazan ayında oruç tutamayanların (ilerki günlerde de tutamayacakları için) tutamadıkları günler sayısınca (29 veya 30 gün) fidye vermeleri gerekir!” dedikleri görülmektedir. Âyete verilen bu meal/mâna son derece hatalıdır. Çünkü:
1)Allah kimseye gücünün yetmediği bir sorumluluk yüklemez! Bu konudaki âyetler şunlardır: 2.233,286*6.152*7.42*23.62* 65.7’dir. Yaşlı veya hasta oldukları için oruç tutamayanlar ilerki günlerde de tutamayacakları için bunlar oruç tutmakla mükellef değildir ve bunların fidye ödemeleri de gerekmez.
2)Fidye vermesi gerekenler; ramazan orucunu tutmaya başladığı halde hastalık veya yolculuk sebebiyle oruçlarını geçici süre ramazandan sonra tamamlayanlar olduğu bildirilmektedir. Ve alellezîne yütîykûnehû/ (mali) gücü yetenlerin bir miskini doyuracak kadar fidye vermesi gerekir. Kim bir iyiliği fazlasıyla yaparsa bu onun için daha hayırlı olur. (Bu ifade; fidye verecek olanların orucunu diğer aylarda tamamlayanlar olduğunu göstermektedir.)
3)Son cümle; Ramazan ayında ve diğer aylarda oruç tutamayacak olan hasta veya yolcuları değil; Ramazan ayında oruç tuttuğu halde hasta veya yolcu olduğu için diğer aylarda tutarak orucu tamamlayanlara hitap ediyor ve onlara: Orucu zamanında tutmanın sizin için ne kadar hayırlı olduğunu eğer bilirseniz (tutarsınız)! deniyor.
4)Fidyenin muhatabı; Ramazan ayında ve diğer aylarda oruç tutamayacak olan hasta veya yolcular değildir. Fidyenin muhatabı; fidye vermeye (mali) gücü yetenlerdir ve onlara fidyeyi daha fazla verirlerse bunun onların hayrına olacağı bildirilmektedir. 5)Fidye olarak ödenecek meblağı DİB 2025 yılı için günlük 180 lira olarak belirlemiştir. Bu hatalıdır. Çünkü fakir birisinin buna gücü yetmeyebilir, zengin birisi için de bu çok düşük kalabilir. Bu konuda ölçüyü Kur’an belirlemiştir: Ailenize yedirdiğinizin ortalamasından verin, fazlasını verirseniz bu sizin hayrınıza olur. (Bak. Mâide 5.89) Önemli not: Allah’ın hükmüne aykırı hüküm koymak kimsenin haddi değildir ve şirktir. NOT: Ramazan’da orucunu kasten bozanların, 60 günü keffaret ve 1 günü kaza olmak üzere peş-peşe 61 gün oruç tutması gerektiği söylenmektedir. Kur’an’da böyle bir hüküm yoktur ve bu söylem Kur’an’a aykırıdır. Kardeşlerim: Bunlar benim görüşlerimdir. Sizler de Kur’an’daki âyetleri okuyup-anlayarak kendiniz bir sonuca/hükme varın. Doğrusunu Allah bilir.)
AÇIKLAMA-6: NAMAZ VAKTİNDE EDA EDİLMESİ GEREKEN BİR İBADETTİR VE NAMAZLARIN KAZASI YOKTUR:
**Namazları ve o orta namazı muhafaza/ifa edin ve Allah’ın huzurunda saygıyla durun. Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, namazı yaya yahut binek üstünde eda edin. Güvene kavuştuğunuzda, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi Allah’ı zikredin/hatırlayın. (Bakara 238-239)
**Ve yeryüzünde sefere/cihada çıktığınız zaman, kâfirlerin size kötülük yapmalarından korkarsanız o namazı kısaltmanızda size bir günâh yoktur. Muhakkak ki kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır. (Nisâ 101)
**(Rasûlüm!) Sen de aralarında olup, o namazı onlara kıldıracağın zaman, bir grup silahlarını yanlarına alarak seninle namaza dursun, (diğerleri) nöbet tutsun. Secde ettiklerinde bunlar geri çekilsinler (nöbete geçsinler). O namazı kılmamış olan diğer grup silahlarını yanlarına alarak gelip seninle birlikte o namazı kılsınlar. Kâfirler, ani bir baskın yaparak sizi silahsız ve gafil avlamak isterler. Ancak, yağmur dolayısıyla sıkıntınız olur veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda size bir sakınca yoktur, tedbirinizi alın. Şüphesiz ki Allah, kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır! (Nisâ 102)
**O namazı kıldıktan sonra; ayakta, otururken ve yanlarınız üzerine uzanmış bir haldeyken Allah’ı zikredin/hatırlayın. Güvene kavuştuğunuzda ise; o namazı dosdoğru/tam kılın. Çünkü o namaz, mü’minler için vakti belirlenmiş bir farzdır. (Nisâ 103)
**Ey iman edenler! Cuma günü o namaz için çağrı yapıldığında (ezan okunduğunda) Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. (Cum’a 9)
**O namazı bitirdiğinizde yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin/hatırlayın. Umulur ki kurtuluşa erersiniz. (Cum’a 10)
Kardeşlerim, namazların nasıl kılınacağı hakkında Kur’an’daki âyetlerin başlıcaları bunlardır. Bu âyetlerden anlaşılmaktadır ki:
**Eğer (bir tehlikeden) korkarsanız, namazı yaya yahut binek üstünde eda edin. (Yani; rükû, secde, Kıbleye yönelmek gibi bazı rükûnlardan vazgeçebilirsiniz.) Güvene kavuştuğunuzda kurallara uyarak namazı eda edin. Yani; Namazı vaktinde eda edin, çünkü namazın kazası yoktur! **Yeryüzünde sefere/cihada çıktığınızda, kâfirlerin size kötülük yapmalarından korkarsanız, namazları kısaltarak (bir rekat olarak) kılmanızda size bir günâh yoktur. Rasûlün de bulunduğu bir rekatlık namaz örneği Nisâ 102’de bildirilmektedir:
Cephede düşmanla karşı-karşıya iken Rabbimiz: “Rasûlüm önce şu kâfirlerin işini bitirin daha sonra namazınızı kaza edersiniz!” Diye buyurmamıştır. Durum bu kadar açıkken namazlar kaza edilebilir demek, Allah’a isyan etmektir.
Diğer bir konu da; Kur’an, seferiliği düşmanla cihad için yola çıkmak olarak beyan buyurmuşken, bazı ilahiyatçıların 90 km. lik seyahatlarda namazların kısaltılmasını söylemeleri akıl dışıdır. Hükmü sadece ve yalnızca Rabbimiz verir, başka hiç kimse veremez!
**Düşman tehlikesinden kurtulup güvene kavuştuğunuzda namazı dosdoğru/tam kılın. Çünkü o namaz mü’minler için vakti belirlenmiş bir farzdır. (Bir defa daha namazın kazasının olmadığının açık-seçik delilidir.)
**Namazın vaktinde eda edilememesinin istisnaları vardır ve şunlardır: a)Namaz vaktinde uykuya dalmak ve uyandığında vaktin çıktığını görmek, b)Namaz vaktinde bayılmış olmak ve ayıldığında vaktin çıktığını görmek, c)Namazı kılmadığı halde kıldığını zannetmek ve sonra kılmadığını hatırlamak,
Bunun gibi, kişinin iradesi dışındaki sebeplerle namazı vaktinde kılamaması ve vakit çıktığında namazı kılmadığını hatırlaması halinde, vakti çıkmış namazlarını kaza etmeyerek eda etmesi gerekir. Zira Yüce Allah: Kimseye gücünün üstünde bir sorumluluk yüklemeyeceğini beyan buyurmaktadır.
d)Başka bir konu da: Bazı ilahiyatçıların namazların cem edilmesine ruhsat olduğunu söylemeleridir. Şöyle ki: Öğle ile ikindi namazlarını ve akşam ile yatsı namazlarının birleştirilerek kılınmasının mümkün olduğudur. Bu söylem; Kur’an’a aykırıdır ve Allah’a isyan etmektir! Bakara 239 ve Nisâ 101-103 âyetlerini reddetmektir ve açık ifadesiyle şirktir.
**Cum’a 9’ncu âyet: Ey iman edenler! Cuma günü o namaz için çağrı yapıldığında (ezan okunduğunda) Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Bu âyetin başlangıcındaki; Ey iman edenler! Tabiri, kadın-erkek bütün iman edenlere hitap ettiği halde bazı ilahiyatçıların bunun sadece erkeklere hitap ettiğini söylemeleri hatalıdır. Hanım kardeşlerimizin de Cuma namazını cemaatle kılmalarını hatırlatmayı bir görev sayarım. Alışverişi bırakın ifadesini dar anlamda sadece ticaret yapanları kapsadığını düşünmek hatalıdır. Alışverişi bırakın ifadesinin; kazanç/fayda elde edeceğinizi düşündüğünüz her işi bırakın şeklinde geniş anlamda anlamak gerektiğini düşünüyorum. Doğrusunu Allah bilir!
AÇIKLAMA-7: ALLAH RİBÂ’YI HARAM KILMIŞTIR! FAİZ İSE HARAM DEĞİLDİR:
A)RİBÂ İLE İLGİLİ ÂYET MEALLERİ:
**Ellezîne ye’külûn er ribâ/o ribâ’yı yiyen kimseler şeytanın çarptığı kimseler gibi şaşkın kalkarlar. Bu onların, alışveriş de mislür ribâ/o ribâ gibidir demeleri yüzündendir. Oysa ki Allah alışverişi helâl ve harram er ribâ/o ribâ’yı haram kılmıştır. Bu nedenle, kime Rabbinden bir öğüt gelir de (ribâ’dan) vaz geçerse, geçmişte (ribâ olarak) aldıkları kendine kalır ve onun hesabı ise Allah’a aittir. Her kim de tekrar (ribâ’ya) dönerse işte onlar ateş ehlidirler ve orada ebedî kalacaklardır. (Bakara 2.275)
**Yemhakullâh er ribâ/Allah o ribâ’nın kazancını yok eder, sadakaları ise bereketlendirir. Allah, küfre dalanları ve günâhta ısrar edenleri sevmez. (Bakara 2.276)
**Ey iman edenler! Allah’a karşı takvâlı olun. Eğer mü’minseniz ve zerû mâ bekıye min er ribâ/o ribâ’nın kazancından kalan alacaklarınızdan vazgeçin. (Bakara 2.278)
**Eğer bunu yapmazsanız (o ribâ kazancını terk etmezseniz) Allah ve Rasûlünün size savaş açacağını bilin. Eğer tevbe ederseniz reûsu emvâliküm/ sermayeniz sizindir. Böylece ne zâlim/zulmeden olursunuz, ne de mazlûm/zulme uğrayan olursunuz. (Bakara 2.279)
**Eğer borçlu darda ise, eli genişleyene kadar bekleyin/süre verin. Eğer bilirseniz, alacağınızı bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır. (Bakara 2.280)
**Ey iman edenler! Lâ te’külü er ribâ ad’âfem müdaâfeh/kat kat artan o ribâ’yı yemeyin; fakat Allah’a karşı takvâlı olun ki mutluluğa eresiniz. (Âl-i İmrân 3.130)
**Yahûdilerin yaptıkları zûlümlerden ve birçok kimseyi Allah yolundan saptırmalarından dolayı, önceden kendilerine helâl kılınan temiz ve güzel şeylerin birçoğunu onlara haram kıldık. Kendilerine yasaklandığı halde ve ahzihimü er ribâ/o ribâ’yı alıyorlar ve insanların mallarını bâtıl yollarla yiyorlardı. Onlardan inkâra gömülenler için elem verici bir azâp hazırladık. (Nisâ 4.160-161)
**Allah’a ve Rasûlüne savaş açanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapanların cezası; ya öldürülmeleri veya asılmaları yahut döneklikleri sebebiyle el ve ayaklarının kesilmesi ya da bulundukları yerden sürgün edilmeleridir. Bu onlar için dünyadaki rezilliktir. Ahirette ise onlar için büyük bir azap vardır. (Mâide 5.33)
**İnsanların malları içinde artsın diye mir ribel/ribâ olarak verdikleriniz Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, işte mallarını hümül mud’ıfûn/kat kat artıranlar onlardır. (Rûm 30.39)
B)RİBÂNIN ÖZELLİĞİ ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 130’ncu ÂYETTE AÇIKLAMIŞTIR:
**a)Lâ te’külü er ribâ ad’âfem müdaâfeh/kat kat artan o ribâ’yı yemeyin! (Ribâ’nın özelliğinin ad’âfem müdaâfeh/kat kat artmak olduğu bu âyette açık ve net olarak açıklanmıştır.) (Âl-i İmrân 3.130)
**b)İnsanların malları içinde artsın diye mir ribel/ribâ olarak verdikleriniz Allah katında artmaz. Allah’ın rızasını isteyerek verdiğiniz zekâta gelince, onu verenler hümül mud’ıfûn/kat kat artıranlardır. (Rûm 30.39)
(Yani:Ribâ’ya verdikleriniz Allah katında artmaz! Allah’ın rızasını kazanmak için zekât (sadaka ve infâk olarak) verdikleriniz ise sizin için Allah katında kat kat artanlardır.)
C)ALLAH; RİBÂ YEMEYİ/ALMAYI YASAKLAMIŞTIR, RİBÂ ÖDEMEYİ/VERMEYİ İSE YASAKLAMAMIŞTIR.
Allah Kur’an’da; ribâ yemeyi/almayı şiddetle yasaklamış ve yasaklama hükmü tebliğ edildikten sonra; ribâ kazancından kalan alacaklardan vazgeçmeleri istenmiştir. Eğer bunu yapmazsanız (ribâ yemeyi terk etmezseniz), Allah’a ve Rasûlüne savaş açmış olacağınızı bilin! Eğer tevbe ederseniz reûsu emvâliküm/sermayeniz sizindir. (Bakara 2.278-279) Görüldüğü üzere; ribâ yiyenler/alanlar tenkit edilmektedir. Buna mukabil, Kur’an’da; ribâ ödemenin/vermenin tenkit edildiğine dair tek bir âyet yoktur!
Böyle olduğu halde, ilahiyatçıların büyük bir kısmının “ribâ alan da veren de cehennemliktir” dedikleri görülmektedir. Kur’an’a aykırı bu söylem Allah’a iftira atmaktır ve şirktir! Hatalar sadece bunlardan ibaret değildir: Rasûle izafe edilen rivayetler zinciri şöyle devam etmektedir:
*Faiz yiyenler/alanlar cehennemliktir,
*Faiz yiyenler/alanlar ve faiz verenler/ödeyenler cehennemliktir,
*Faizli işlemi yazanlar da cehennemliktir,
*Faizli işleme şahitlik edenler de cehennemliktir diyorlar.
Bunlar yetmez diyorum ve ben de bunlarla alay ederek: Faizli işlemlerin yapıldığı mahallede oturanlar da cehennemliktir, (yetmedi) o şehirde oturanlar da cehennemliktir, (yetmedi) o memlekette yaşayanlar da cehennemliktir! Diyorum…
Bu konular hakkında Kur’an’ın söyledikleri şunlardır:
*Kat-kat katlanarak artan ribâ yiyenler/alanlar cehennemliktir,
*Ribâ ödeyenler/verenler için Kur’an’da olumsuz hiçbir ifade yoktur.
*Ribâlı işlemi yazanlar için Kur’an’da olumsuz hiçbir ifade yoktur. Buna karşılık, vâdeli işlemlerin yazılması Kur’an’ın açık bir emridir. (Bakara 2.282)
*Ribâlı işlemlere şahitlik edenler için Kur’an’da olumsuz hiçbir ifade yoktur. Buna karşılık, vâdeli işlemlere şahitlik edilmesi Kur’an’ın açık bir emridir. (Bakara 2.282) D)RİBÂYA ALTERNATİF OLAN ÂYETLERİN MEALLERİ ŞUNLARDIR:
Servetinizin kat kat artması için ribâ’ya verdiğiniz mallarınızdaki artışlar gerçek değildir ve zâhiri bir artıştır. Çünkü; ribâ yoluyla elde edilen artışları Allah haram kılmıştır. Servetlerdeki artışın helâl yollarını da Allah belirtmiş olup başlıcaları şunlardır: İnfâk etmek, zekât vermek, sadaka vermek, karz-ı hasen yapmak/güzel bir borç vermek, cihad etmek, sabretmek ve takvâ sahibi olmaktır. Konuyla doğrudan ilgili 39 âyetin sadece numaralarını vermekle yetiniyorum:
(Bakara 2.195,207,245,254,261-262,264-265,267,270-274, 276-280*Âl-i İmrân 3.130*Nisâ 4.29,31,75,114* Mâide 5.12* En’âm 6.141*Enfâl 8.60*Tevbe 9.20,60,103*Ra’d 13. 17,22*Mü’minûn 23.111*Nûr 24.52*Rûm 30.39*Hâdid 57.11,18*Tegâbün 64.17* Müzzemmil 73.20)
Bu âyetlerden bazılarının mealini de örnek olarak veriyorum:
**Kim Allah’a karz-ı hasen/güzel bir borç verirse fe yüdâıfehû lehû ad’âfen kesîrah/kat kat fazlasını ona verir! Allah hem daraltır hem genişletir, sonunda O’na döndürüleceksiniz. (Bakara 2.245)
**Allah yolunda mallarını infâk edenlerin/hayra harcayanların durumu, yedi başak bitirmiş ve her başağında yüz dane bulunan bir tohum gibidir. Vallâhü yüdâifu li mey yeşâ/Allah dilediğine kat kat verir. Allah Vâsî’dir/imkânları geniştir. Alîm’dir/bilendir. (Bakara 2.261) (Bu âyette de; kat kat artacağı sanılan ribâ yerine, kat kat artacağı kesin olan Allah yolunda infâk etmemiz! emredilmektedir.)
**Ey iman edenler! Lâ te’külür ribâ ad’âfem müdâafeh/kat-kat artan o ribâyı yemeyin! Ve Allah’a karşı takvâlı olun, umulur ki kurtuluşa erersiniz. (Âl-i İmrân 3.130) **Kim Allah’a kardan hasenen/güzel bir borç verirse, (Allah) karşılığını ona kat-kat verir, onun için değerli bir ecir/ mükâfat da vardır. (Hâdid 57.11)
**Muhakkak ki; sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ve Allah’a kardan haseney/güzel bir borç verenlere; yüdâafü lehüm/ onlara kat-kat ödenir ve onlara kerîm/yüce bir ecir/mükâfat vardır. (Hâdid 57.18)
**Eğer Allah’a kardan haseney/güzel bir borç verirseniz, sizin için yüdâıfhü/onu kat-kat artırır ve sizi bağışlar. Ve Allah Şekûr’dur/şükre karşılık verir, Halîm’dir/hoş görendir. (Tegabün 64.17)
(NOT: Kat-kat artacağını sanarak ribâ’ya verdiğiniz mallar Allah katında artmaz! Buna karşılık olarak:
**Allah’a karz-ı hasen verirseniz, Allah karşılığını kat-kat verir.
**Allah yolunda mallarını infâk edenlerin durumu, bir tohum/dane eken ve karşılığında 700 dane alan gibidir. Allah dilediğine kat-kat verir.
**Kat-kat artan ribâ’yı yemeyin. Allah’a karşı takvâlı olun, umulur ki kurtuluşa eresiniz. **Allah’a kardan hasenen verirseniz, Allah karşılığını kat-kat verir, ona değerli bir mükâfat da vardır.
**Sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar ve Allah’a kardan haseney verenlere kat-kat ödenir. Ve onlara kerîm bir ecir/mükâfat vardır.
**Allah’a kardan haseney verirseniz, onu kat-kat artırır ve sizi bağışlar. Bu âyetlerden; ribâ’nın temel özelliğinin KAT-KAT ARTMAK olduğu açıkça anlatılmaktadır. Buna rağmen bazı ilahiyatçıların; ilk önce ribâ’ya faiz dediklerini ve daha sonra, yıllık %1 faiz almak da vermek de haramdır dediklerini görmekteyiz. Bu görüş Kur’an’a tamamen aykırıdır. Ribâ’ya faiz demek yerine, onu ifade etmek için TEFECİ FAİZİ demenin daha uygun olacağını belirtmek isterim.
Konunun önemine binaen KAT-KAT ARTAN RİBÂ’YI rakamlarla ifade etmek gerekirse:
Kat-kat artan ribâ’ya verilen borç: **1’nci yıl: 100 birim borç bir yıl sonra, 100 birim ana para+100 birim ribâ=200 birime yükseliyor. Borçlu bunu ödeyemez ve ilave bir yıl vâde isterse:
**2’nci yıl: 200 birim borç, bir yıl sonra 200 birim ana para+200 birim ribâ= 400 birime yükseliyor. Borçlu bunu ödeyemez ve ilave bir yıl daha vâde isterse:
**3’ncü yıl: 400 birim borç, bir yıl sonra 400 birim ana para+400 birim ribâ=800 birime yükseliyor.
Vâde daha da uzarsa: katlanarak artarak, 1.600’a, 3.200’e, 6.400’e vs. artarak devam ederek borçlu için ödenemez bir hale gelecektir. Kur’an; kat-kat artma ile; 100 birim borç birinci yıl katlanarak 200 birime, ikinci yıl 200 birim borç katlanarak 400 birime, üçüncü yıl 400 birim borç katlanarak 800 birime yükselecek ve bu böyle devam edecektir…
E)RİBÂ NEDİR? FAİZ HARAM MIDIR?
a)RİBÂ NEDİR:
Ribâ, servet sahiplerinin sahip oldukları paralarını kat-kat katlanarak artacak şekilde ihtiyaç sahiplerine kredi/borç olarak vermesi karşılığında aldığı bâtıl ve haram kazancın adıdır. Krediyi/borcu veren servet sahipleri tek taraflı olarak, kafalarına göre kuralları tayin ve tespit etmektedirler.
RİBÂ sisteminde kurallar, tek taraflı olarak krediyi/ borcu verenler tarafından tespit edilmekte ve borçluyu koruyacak hiçbir unsura yer verilmemektedir. Günümüzde bu tür işlemler TEFECİLİK olarak adlandırılmaktadır. Bunların diğer bir özelliği de YASA DIŞI yollarla yapılıyor olmasıdır. TEFECİLİK GELİRİ elde edenlerin yaptıkları işlemler KAYIT DIŞI olduğu için, elde ettikleri yüksek gelirlerden devlete VERGİ vermelerini beklemek düşünülemez. Kazandıkları bu KARA PARALARI da YASA DIŞI yolarda kullanacakları aşikârdır. Vadenin sonunda kat kat katlanan borç ödenemediği takdirde ise, tahsilat için yasal yollar değil MAFYA yolu kullanılmaktadır.
RİBÂ’nın başlıca özellikleri şunlardır:
1) Kat kat katlanarak artma özelliğinde olması,
2) Tüm kuralların krediyi veren tarafından tespit edilmesi,
3) Krediyi alanın söz ve itiraz hakkının olmaması,
4) Sistemin yasa dışı ve kayıt dışı (devlet kontrolü dışında) olması,
5) Ribâ kazancından (kayıt dışı olduğundan) vergi ödenmemesi,
6) Borçlunun temerrüde düşmesi halinde tahsilatın mafya yoluyla yapılması,
7) Kur’an Ribâ yemeyi/almayı haram saymış ve şiddetle yasaklamıştır. Buna karşılık ribâ ödemeyi/vermeyi yasaklamamıştır.
b)FAİZ HARAM MIDIR?
Günümüzde (Mayıs 2025 tarihinde) faiz sistemi özetle şöyledir:
Sistem devletin tespit ve tayin ettiği kurallara uygun olarak; (TCMB-BDDK-HAZİNE ve MALİYE BAKANLIĞI) kontrolü ve denetiminde yapılmaktadır. Faizle para toplama ve faizle kredi verme işleri bu konuya uygun yapıda kurulmuş olan, işlemleri sürekli devlet kontrolünde ve denetiminde olan Bankacılık Sistemi (Bankalar ve Özel Finans Kurumları) tarafından yapılmaktadır. Bu vasıfları taşımayanların bu işi yapmalarına izin verilmemektedir. Mevduata (Faizle para alırken) ve kredilere (Faizle borç para verirken) uygulanacak faiz oranları piyasa şartlarına göre bu kurumlar tarafından tespit edilmesine rağmen istisnai durumlarda ve gerekli görülmesi halinde geçici olarak Devletin müdahalesi olabilir. Devlet kuralları tespit ederken, krediye ihtiyaç duyacak özel ve tüzel kişileri koruyucu hükümleri koymaktadır. Bütün bunları yaparken; işçi ve memurları, bireyleri/halkı, esnaf ve kobileri, büyük sanayicileri, ihracatçıları hasılı toplumun bütün kesimlerini gözetmeye gayret edildiğine de işaret etmek gerekir.
FAİZ’in başlıca özellikleri şunlardır:
1)Faiz oranları; ekonomik durumlar, enflasyon oranları, ülkenin sermayeye ihtiyacı, döviz kurları ve dövize olan ihtiyaç gibi birçok unsur dikkate alınarak Bankacılık Sistemi tarafından piyasa şartları da gözetilerek tayin edilmektedir. Faiz oranlarında kat kat artmak gibi bir özellik yoktur ve bundan söz edilemez zira Devlet buna asla müsaade etmez.
2)Bankacılık Sistemi tarafından tüm kuralların tek taraflı konulması söz konusu değildir. Devlet, kredi kullananlar lehine kurallara müdahale etmektedir. Örnek olarak; yıllık %50 faiz oranıyla 10 yıl vadeli kredi kullanan bir kimse, bir süre sonra daha düşük oranlı mesela yıllık %40 faiz oranıyla yeni bir kredi bulduysa, önceki krediyi kapatarak bu yeni krediye geçebilir. Banka ben bunu kabul etmiyorum diyemez. Bunun aksi durumda, yani yıllık %50 faiz oranıyla kredi kullandırdıktan sonra, faiz oranlarının yıllık %60’a çıkması halinde Banka krediyi kullananı yeni yüksek faiz oranına geçmeye zorlayamaz.
3) Bankacılık Sisteminde krediyi alanların yasalara uygun olarak her türlü itiraz ve savunma hakları vardır.
4) Bankacılık Sistemi, tüm işlemlerini kayıt altına almakta ve yasaların kontrolüne tabi olarak çalışmaktadırlar.
5) Bankacılık Sistemi kazancını muntazam olarak Devlete beyan etmekte ve elde ettiği faiz gelirine göre hesaplanan vergiyi ödemektedir.
6) Borçlunun temerrüde düşmesi halinde, tahsilat hukuk sistemi içinde ve yasal yollarla yapılmaktadır, mafyacılık söz konusu değildir.
7) Kur’an sadece kat kat katlanarak artan RİBÂ yemeyi/ almayı yasaklamıştır. Allah’tan başka hiç kimsenin (Allah Rasûlü de buna dahildir) haram koyma yetkisinin olmadığı Kur’an’ın son derece açık bir hükmüdür.
Haram olan RİBÂ yemektir/almaktır. Türkçedeki adıyla TEFECİLİK geliri yemektir/almaktır. FAİZ geliri almak/ faiz yemek veya faiz ödemek/vermek haram değildir. Bunların haram olduklarını söylemek büyük bir hatadır ve haddi aşmaktır. (Bak. 7.33*16.116)
NOT: Ocak 2020 de, aylık %0,49 faiz ödeyerek ve yaklaşık 1.000 lira aylık taksitle TOKİ’den konut alacak olan düşük gelirli vatandaşların bu konutları almalarında dini açıdan bir proplem görmediğimi yani haram olmadığını o günlerde (www.künuranyolcularinaselamlar.com) adlı internet sitemde yayımlamış olduğumu ifade etmek isterim.
F)BAZI KAVRAMLARA YÜKLENEN HATALI ANLAMLAR:
a)PEŞİN SATIŞ NEDİR, VADELİ SATIŞ NEDİR, VADE FARKI NE DEMEKTİR?
Peşin Satış: Bir mal ve hizmetin tesliminde (veya kısa bir sürede) bedelinin ödenmesine peşin satış denir.
Vadeli Satış: Bir mal ve hizmetin tesliminden belli bir süre sonra (örneğin üç ay sonra) bedelinin ödenmesine vâdeli satış denir. Peşin satışta 100 lira olan bir malın veya hizmetin bedelinin üç ay sonra ödenmesi halindeki bedeli mesela 105 lira olarak tespit edilebilir ve bunda hiçbir mahzur yoktur.
Vâde Farkı: Vâdeli olarak satılan bir mal veya hizmetin bedelinin vâdesi dolduğu halde ödenemeyip, alıcının yeni bir vâde sonunda ödenmesini talep etmesi ve satıcının da bunu kabul etmesi halinde, örnekte üç ay sonra ödeneceği söylenen 105 liranın o tarihte ödenemeyip iki ay daha sonra ödenmesi halinde 105 liraya ilave edilecek mesela 5 liralık ilavede taraflar anlaşılırsa bu ilave 5 liraya vâde farkı denilmektedir. Böylece üç ay vâdeli 105 liraya satılan bir malın, vadesinde ödenemeyince vadeye iki ay daha eklenerek beş aya çıkarılan vâdede ödenecek bedel de 110 liraya çıkarılmıştır. Dinî literatürde ilahiyatçıların vâdeli satışla vâde farkının karıştırıldığı görülmektedir. Müslüman kardeşlerimizin bazılarının bu vâde farkının da haram olduğunu düşünerek almaktan imtina ettiği görülmekte, buna karşılık borçlulardan bazılarının da imkânları olduğu halde borçlarını zamanında ödemeyerek ve vâde farkı da vermeyerek alacaklıyı istismar ettikleri görülmektedir. Vâde farkı almanın yasak olduğunu söyleyen hiçbir âyet yoktur. sadaka olarak bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır!
b)ENFLASYON ORANI KADAR FARK/FAİZ ALMAK CAİZ MİDİR?
Enflasyon nedir? Enflasyon; mal ve hizmet fiyatlarının artmasıyla paranın satın alma gücünde meydana gelen azalmaya denir.
Türkiye’de 1991-2000 yıllarında enflasyon artış oranları yüzde olarak sırasıyla şöyledir: 71,1*67,9*71,4*125,5*76,0*79,8*99,1*69,7*68,8*39,0= 768,3/10= %76,83 Yani; On yıllık enflasyon artışının yıllık ortalaması %76,83’dür.
Hiper enflasyon ise, yıllık fiyat artışlarının %200’den daha fazla olması halidir. Buna paradan kaçış da denilmektedir. Hiper enflasyon tarihte bazı ülkelerin başına gelmiş ekonomik bir felâkettir. Dolayısıyla, enflasyonun sanıldığı kadar masum bir olay olmadığı görülmektedir. Türkiyede 1994-1996 yıllarında hiper enflasyon yaşanmış ve bankaların uyguladığı bir gecelik faizler %1000’ler seviyesine ulaşmıştır. Bu esnada 20’den fazla banka ile yüzlerce şirket de iflas etmiştir.
Bazı ilahiyatçıların; borcu verenin zarar görmemesi için, borçludan enflasyon artışı kadar bir fazlalık istemesinin caiz olduğunu söyledikleri görülmektedir. Bu hususta benim görüşüm şöyledir: Eğer enflasyon oranı %100 ve daha fazla ise: Borcu verenin borçludan enflasyon farkını talep etmesi Kur’an’a uygun değildir. Borcu alan kişinin kendisi vâdesi gelince borcu öderken, aldığı esas borca enflasyon farkını da ilave ederek ödemek istemesi halinde alacaklının bu farkı almasında bir mahzur olmayabilir. Yani; alacaklının enflasyon farkını borçludan talep etmesi yerine, borçlunun enflasyon farkını ödemeyi kendisinin arzu etmesi halinde ancak alacaklı bu farkı alabilir. Aksi takdirde alacaklının kendisinin borçludan enflasyon farkını ödemesini talep etmesi Kur’an’a uygun değildir. Borçlu dardaysa; enflasyon farkını almaması, ödeme vadesini bilâ-bedel uzatması hatta alacağının tamamını infâk ederek/ bağışlayarak boçluyu ibra etmesi Kur’an’a uygun olandır. Bunlar Kur’an’ın alacaklıya tavsiyesidir. (Bak. Bakara 2.280)
c)FARKLI BİR PENCEREDEN BAKALIM MI?
Size ne oluyor ki, Ey Rabbimiz! Halkı sapıklık içinde olan bu beldeden bizi çıkar, bize katından bir veli (yakın dost) ve yardımcı (kurtarıcı) gönder diye feryat etmekte olan; çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşa gitmiyorsunuz! (Nisâ 4.75)
Pek çok konuda KIYAS yaparak hüküm çıkarmaya çalışan ilahiyatçıların bu âyetin kıyasını yaparak RİBÂ ödemekte zorlanan mü’min kardeşlerimiz için, zenginlerin infâk etme, zekât ve sadaka verme veya karz-ı hasen yapmakla sorumlu olduklarını neden söylemediklerini sormak gerekmez mi?
Benzer şekilde; hazinenin nakit ihtiyacını karşılamak için bazı dönemlerde hazine bonosu veya devlet tahvili çıkararak vatandaşlardan faizle borç para aldıkları görülmektedir. Her şeye haram diyen ilahiyatçıların etkisinde kalan mü’minler bunun haram olmasından korktukları için, devletin bu borçlanma talebine olumlu yanıt vermediklerinden bu talebin karşılanması faiz lobisine kalmakta ve onlar da istedikleri yüksek faizle hazineye borç verme fırsatına kavuşmaktadırlar. Bu suretle devletin imkanları, tekel durumunda kalan faiz lobisi tarafından rahatça sömürülmektedir. Türkçemizde bunu ifade eden güzel tabirler vardır ve buna Kaş yapayım derken göz çıkarmak! veya kendi ayağına kurşun sıkmak! denilmektedir.
Madalyonun öteki yüzü ise başka sorunlara yol açmaktadır. Haram olduğunu düşündükleri için; tasarruflarını bankaya faize yatırmayan, hazine bonosu ve devlet tahvilini faiz diye almayan mü’minler için kalan sınırlı yollar şunlardır: Tasarruflarını ya dövize yatırmak veya altına yatırmak yahut da nakit olarak yastık altında tutmak. Dövize yatırdıkları takdirde artan döviz talebi döviz fiyatını suni olarak artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Altın veya nakit olarak yastık altında sakladıkları takdirde ekonomiye katkısı olmadığı gibi, çalınma ve kaybolma risklerini de taşıyacaklardır. Böylece, kendilerine faydası olmadığı halde hazinenin daha yüksek faiz oranıyla borçlanmasına da sebep olduklarının farkına bile varmamaktadırlar. Oyun içinde oyun oynanmaktadır.
G)YORUM:
a)Haram olan RİBÂ almaktır/yemektir, Türkçe ifadesiyle TEFECİ FAİZİ almaktır/ yemektir. RİBÂ ödemek yani TEFECİ FAİZİ ödemek ise haram değildir.
b)Bankacılık Sistemine ödenen faiz veya oradan elde edilen faiz geliri haram değildir.
c)Hazine bonosu veya devlet tahvilinden elde edilen faiz gelirleri haram değildir.
d)Bazı ilahiyatçıların faize hatalı olarak ribâ dedikleri ve halkımızın büyük çoğunluğunun da konuyu yeterince araştırmadan onların söylediklerini doğru zannettikleri için, haram olmayan faizi, haram olan ribâ zannediyorlar. Ribâ yiyenlerin büyük günâha girecekleri korkusuyla faiz almaktan kaçınıyorlar. Bunun sonucunda kendi kalesine gol atan futbolcu konumuna düşüyorlar ancak bunun da farkında değiller.
Olayı bir de şöyle anlatayım: Her kurumun olduğu gibi kamu kurumlarının da zaman-zaman borç paraya ihtiyacı olmaktadır. Bu ihtiyacı karşılamak için devletin hazinesi yerli veya yabancı kaynaklardan borç para almak için hazine bonosu veya devlet tahvili çıkararak (bir çeşit borç senedi) borç para talebinde bulunuyor. Diyelim ki: hazine bir yıl vadeli ve 100 milyar liralık borç para talep etsin. Bunun için yıllık %30 oranında faiz ödeyeceğini bildirsin. Parası olan insanlar/müslümanlar buradan elde edilecek faiz gelirinin haram olduğunu düşünerek hazinenin bu borç talebine katılmıyorlar. Onlar borç para vermedikleri için hazinenin ihtiyacı olan parayı; yerli tefeciler ile yurt dışı firmalar karşılamakta ve böylece hazine yıllık %30 faizle bulacağı borç paraya %50 faiz ödemek zorunda kalmaktadır.
Halbuki kendi insanlarımız bunun haram olmadığını bilerek devlete borç para verseler hazine bu paraya %50 faiz ödemek yerine %30 faiz ödeyerek temin edecekti. Bu durumda %20 fark hazinede yani devlette kalacak ve devletin giderleri 20 milyar lira azalmış olacaktı. Halkımız hazinenin borç talebine katılmadığı için devlet bir yıl içinde 20 milyar lira fazla faiz ödemiş ve böylece halkımız kendi kalesine gol atan futbolcu durumuna düşmüştür yahut da kendi ayağına kurşun sıkan acemi avcı konumuna düşmüştür
e)RİBÂ ile FAİZ’in aynı şey olmadığını söyleyen Türk müelliflerin isimleri vermek istiyorum. Bu 14 Türk müellif, internet sitemdeki MEAL VE TEFSİRLER başlığındaki toplam 64 müellifin içinden seçilmiştir ve isimleri şöyledir:
Aktaş, Erhan*Ateş, Süleyman*Bilmen, Ömer Nasuhi* Cihangir, Sonia*Çeker,Orhan*Elik, Hasan*Ersoy, Mehmet Akif*Gürer, Dilaver ve Sofuoğlu,Hayrullah* Özdemir,Gazi*Öztürk,Mustafa*Öztürk,YaşarNuri*Yakıt, İsmail*Yılmaz, Hakkı*Yüksel, Edip*
MEAL VE TEFSİRLER başlığındaki 14 Türk müellife ilave olarak 11 yabancı müellifin eserlerinin Türkçeye tercümelerinde de FAİZ terimi kullanılmasına rağmen Arapça orijinallerinde RİBÂ teriminin kullanılmış olduğunu da asla unutmamak gerekir. Bunlar:
Esed, Muhammed-Gazali, Muhammed-Hamidullah, Muhammed-İbn Arabî, Muhyiddin-İbn Kesir-Kadri, Hüseyin Kâzım-Mâturîdî, Ebû Mansûr-Mevdûdî Ebu’l A’lâ.-Süleymân, Mukâtil bin-Taberî, Muhammed bin Cerîr et-Turabî, Murtaza.
M. İslamoğlu hoca; Hayat Kitabı KUR’AN-Gerekçeli Meal-Tefsir Sayfa 93 de: Aslında “ribâ’ya”, “faiz” denmesi kanaatimizce 19. Yüzyıldaki buhran sırasında devletin ribâ ile borçlanmasına karşı oluşacak dînî tepkileri bloke etmek için düşünülmüş bir semantik hile idi. M. İslamoğlu hoca bu açıklamasıyla Ribâ ile faizin farklı şeyler olduğuna işaret etmektedir.
(NOT: Ribâ konusunda son günlerde yazılmış eserler olarak benim elde edebildiklerim: Mustafa Öztürk-Hakan Şahin: Ribâ ve Faiz-Nedir, Ne Değildir?-Ankara Okulu,2021*
Süleyman Uludağ: İslamda Faiz Meselesine Farklı Bir Bakış-Dergâh Yayınları,2020.
Bu sıralarda sık sorulan bir soruya, Kamus trc. III./651’de şöyle cevap verilmiştir: Görülüyor ki, ez’âf-ı muzâaf (ad’âfem müdaâfeh) tabiri sadece %100 olan riba nispetini değil, bundan daha fazla veya daha noksan olan, haddi yüksek ve oranı aşırı bulunan riba nispetlerini de ifade etmektedir. (S. Uludağ a.g.e. S.45)
Süleyman Uludağ hocanın bu son görüşüne katılmıyorum. Çünkü Kur’an; bir yılda kat-kat katlanarak artan ribâyı yasaklamıştır. Ribâ’da 100 birim bir yıl sonra katlanarak 200 birim olarak 2 katına çıkmakta, ertesi yıl bu 200 birim katlanarak 400 birim olarak öncekinin 2 katına çıkmaktadır. %100 ve üzerindeki her artış ribâ’dır. Buna karşılık %100’ün altındaki artışlar kat-kat artmadığı için ribâ değildir, faizler yüksek olsa da ribâ kategorisine girmezler.
f) Ülkemiz sermaye noksanı olan ülkeler gurubundadır. Sermaye talebi sermaye arzından fazla olduğu için, firmalar sermaye ihtiyaçlarını krediler yoluyla temin etmektedirler. Bankalar müşterilerinin kredi taleplerini karşılamak için mevduat sahiplerinden faizle borç almaktalar ve bunun için bankaya yatırılan mevduatlara faiz vermektedirler. Bu günlerde (Mayıs 2025 de) Bankaların halktan topladıkları mevduatlara verdikleri yıllık faiz oranı %50 civarındadır. Elde edilen yıllık faiz gelirinden %25 vergi tevkifatı yapıldığının (zekât alındığının) da bilinmesi gerekir. Buna mukabil halka ve şirketlere verdikleri kredilerin müşterilere yıllık maliyeti %80 civarındadır. Bankalardan alınan mevduat faizi gelirlerinin ve bankalara ödenen kredi faizlerin Ribâ olarak haram kılınması doğru değildir.
Sermaye arzının sermaye talebinden fazla olan ülkelerde ise bankalar, mevduat sahiplerine faiz vermek/ödemek bir tarafa, onlardan yıllık %1,0-%1,9 oranlarında (paranın saklanması karşılığı) faiz almaktadırlar ve buna negatif faiz denilmektedir. Konuları yorumlarken dar açıdan bakmak yerine geniş açıdan bakmak son derece önemlidir.
g) Bütün bunlara alternatif olarak en güzel yolun ne olduğunu da belirtmeliyim: Devlete, KARZ-I HASEN/GÜZEL BİR BORÇ verin ve bu suretle devlete borç olarak vereceğiniz paradan FAİZ ALMAYIN! Böylece Allah’tan, kat-kat katlanan sevap (belki de 1’e 700’e varan sevap) kazanmış olursunuz!
SON SÖZ: Kardeşlerim! Bunlar benim samimi görüşlerim ve kanaatlerimdir. Bunların mutlak doğru olduğunu söylemek de asla mümkün değildir. Tarihi süreçte oldukça farklı görüşlerin de beyan edildiği görülmüştür. Sizler farklı görüşleri de inceleyerek ve aklınızı da kullanarak bir sonuca ve kanaate varmalısınız. Zira hepimiz yaptıklarımızdan sorumlu olacağız. Muhakkak ki her şeyin doğrusunu bilen Allah’tır!
********************************************************************************
BAKARA SÛRESİ | Kuran Meali - Kuran Yolcularına Selamlar