3/98 ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ
(Sûre adını 33’ncü âyette geçen âle ımrâne/İmrân ailesi ifadesinden almıştır. İmrân Ailesi: Baba İmrân ve İmrân’ın karısı Hanne ve onların kızları Meryem ve Meryem’in oğlu İsâ Mesih. Hanne’nin kızkardeşi Elizabet, Elizabet’in kocası yani İmrân’ın bacanağı Zekeriyya (a.s.) ve Zekeriyya’nın oğlu Yahya (a.s.). Mushaf’ta 3’ncü, inişte 98’nci sıradadır. Medine döneminde nâzil olmuştur ve 200 âyettir.)
E’ûzubi’llâhimin’eşşeytâni’rracîm/kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.
Bismillâhirrahmânirrahim/Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.
1.Elif! Lâm! Mîm
2.Allah ki O’ndan başka ilâh yoktur. O Hayy’dır/daima diridir, Kayyûm’dur/varlıkları yaratıp yönetendir.
3.Kendinden öncekileri tasdik eden bu Kitab’ı/Kur’an’ı sana hakk/hakikat olarak O indirdi.Tevrat’ı ve İncil’i de O indirmişti.
4.Ve daha önce insanlara hidâyeti/doğru yolu göstermek için Furkan’ı/hakkı bâtıldan ayırmayı indirdi. Şüphesiz ki Allah’ın âyetlerini inkâr edenlere/kâfirlere şiddetli bir azâp vardır. Allah Azîz’dir/üstün kudret sahibidir, Züntikâm’dır/cezalandırandır.
5.Muhakkak ki yerde ve gökte olan hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.
(Bak.2.77*3.5*6.3*11.5*14.38*16.19,23*20.7*21.4*24.29* 27.25,74*28.69*36.76*64.4* 87.7)
6.Rahimlerde size dilediği şekli veren O’dur. O’ndan başka ilâh yoktur. O; Azîzdir/kudret sahibidir, Hâkîmdir/hikmet sahibidir. (Bak.3.6*7.11*19.67*40.64*64.3*76.2*82.7-8*95.4)
7.Bu Kitab’ı/Kur’an’ı sana indiren O’dur. Onun/Kitab’ın bir kısmı muhkem/hüküm bildiren âyetlerdir ki bunlar Kitab’ın anasını/esasını teşkil ederler. Ve diğerleri müteşabih/benzeşen (çok anlamlı, yoruma açık) âyetlerdir. Kalplerinde zeyğun/eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve kendi arzularına göre te’vil etmek/yorumlamak için müteşabih âyetlere uyarlar. Ve mâ ya’lemü te’vîlehû illallah ver râsihûne fil ılmi/onun te’vilini/ yorumunu Allah ve ilimde derinleşmiş olandan başkası bilemez. Derler ki: Biz buna iman ettik hepsi Rabbimiz katındandır! Ve mâ yezzekkeru illâ ülül elbâb/Ve bunu ancak aklıselim sahibi olanlar düşünüp öğüt alır.
(Bana göre, bu âyetin doğru meali böyle olmalıdır. İlimde derinleşmiş olanlara ve aklı selim sahibi olanlara atıf yapılmıştır. Bunun delilleri olan âyetler açıklamalar bölümünde verilmiştir.)
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ AÇIKLAMALARI
AÇIKLAMA 1: 7’NCİ ÂYETE VERİLEN DOĞRU MEAL VE HATALI MEALLER HAKKINDA AÇIKLAMA:
8.(Derler ki): Rabbimiz! Bizi doğru yola ulaştırdıktan sonra kalplerimizi saptırma ve bize katından rahmet bağışla! Şüphesiz ki Sen Vehhâb’sın/bol verensin!
9.Rabbimiz! Geleceğinden şüphe olmayan o günde/Mahşer Günü’nde bütün insanları Sen toplayacaksın. Şüphesiz ki Allah sözünden dönmez!
10.Şüphesiz ki kâfirlerin malları ve evlâtları Allah katında onlara hiçbir yarar sağlamayacaktır. Ve işte onlar o ateşin/cehennemin yakıtıdırlar.
11.Bunların hâli tıpkı Firavun hânedanı ve onlardan öncekilerin hâline benzer. Onlar âyetlerimizi yalanladı, Allah da onları günâhlarıyla yakaladı. Ve Allah’ın azâbı çok şiddetlidir.
12.Kâfirlere de ki: Yenileceksiniz ve (ahirette) cehenneme sürüleceksiniz. Ve orası ne kötü bir varış yeridir/döşektir!
13.(Bedirde) karşı karşıya gelen iki birlikte sizin için büyük bir âyet/delil vardır: Birliklerden biri Allah yolunda savaşıyordu, diğeri ise, onları kendilerinin iki misli/katı olarak gören kâfirlerdi. Ve Allah dilediğini yardımıyla destekler. Şüphesiz ki bunda ülil ebsar/basiret sahipleri için ibretler vardır. (Bak.3.13*8.9-12,41-45,65-66)
14.Kadınlara, oğullara, altın ve gümüş dolu hazinelere, cins atlara ve en’âmi/koyun, keçi, sığır, deve cinsi hayvanlara ve ekinlere aşırı sevgi beslemek insanlara cazip görünür. Bunlar dünya hayatının geçimlikleridir. Asıl varılacak en güzel yer ise Allah katındadır. (Bak. 3.14*6.144*8.28*18.46*26.88-89* 34.37*63.9*64.15)
15.De ki: Bunlardan daha hayırlısını size haber vereyim mi? Takvâ sahipleri için Rablerinin katında; içinden ırmaklar akan ve ebedî kalacakları cennetler ve tertemiz eşler ve Allah’ın rizası vardır! Ve Allah kullarını Basıyr’dir/görendir.
(Bak 2.62,112*3.15*4.57,122,124-125*5.69*9.121*16.96-97*17.9*18.2,88*20.75,112* 24.37-38*29.7*39.10,33-35*40.40)
16.Onlar derler ki: Rabbimiz! Şüphesiz ki biz iman ettik, bizim günâhlarımızı bağışla ve bizi o ateşin azâbından koru!
17.(Onlar) O sabredenler ve o sâdık olanlar ve o boyun bükenler ve o infâk edenler/hayra harcayanlar ve o seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.
18.Allah, kendisinden başka ilâh olmadığına şahittir ve melekler ve ilim sahipleri ve adaletten ayrılmayanlar da şahittir ki O’ndan başka ilâh yoktur. O, Azîz’dir/güçlüdür, Hakîm’ dir/hikmet sahibidir.
19.Şüphesiz ki, Allah katında din İslam’dır. Kitap verilenler kendilerine bilgi geldikten sonra aralarındaki kıskançlık yüzünden ihtilafa düştüler. Ve kim Allah’ın âyetlerini inkâr ederse bilsin ki şüphesiz ki Allah hesabı çok çabuk görendir.
(Bak.2.120*3.19,72-73,83-88*5.44-49*6.71*9.33*33.1-2*42.13* 43.43*45.18*48.28* 61.9)
20.Eğer seninle tartışırlarsa de ki: Ben, bana tabî olanlarla birlikte kendimi Allah’a teslim ettim! Ve de ki: Kendilerine Kitap verilenlere ve ümmilere/vahiyden haberi olmayanlara: Siz de teslim oldunuz mu? Eğer teslim olurlarsa doğru yolu bulmuş olurlar. Eğer yüz çevirirlerse, senin görevin sadece tebliğ etmektir. Ve Allah, kullarını Besıyrum/görmektedir.
21.Şüphesiz ki; Allah’ın âyetlerini inkâr edenler ve Nebi’leri haksız yere öldürenler ve adaleti emredenleri katleden insanlar için; elîm bir azâbı müjdele!
(NOT: Katledilen Nebi’lere örnek olarak, Yahûdilerce öldürülen Şuâyb (a.s) ve Zekeriyâ (a.s.) ve Yahyâ (a.s.)’dır.)
22.İşte bunların dünyadaki âmelleri boşa gitmiştir. Ve âhirette onların hiçbir yardımcıları yoktur.
23.Kendilerine Kitaptan bir nasip verilenleri/Kitap Ehlini görmüyor musun? Aralarında hakem olması için Allah’ın Kitabı’na çağrılıyorlar da onlardan bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyorlar.
24.Bu onların: Sayılı günler dışında bize ateş dokunmayacak! Demelerindendir. Ve uydurup dinlerine yakıştırdıkları bu tür yalanlar onları aldatmaktadır.
25.Geleceğinden şüphe olmayan bir günde/Mahşer Gününde onları topladığımız zaman halleri nasıl olacak? Ve her nefse kazandıklarının karşılığı tam olarak verilir ve onlar haksızlığa uğratılmaz.
26.De ki: Ey mâlikel mülki/mülkün/saltanatın sahibi olan Allah’ım! Mülkü/saltanatı men teşâü/dilediğine verirsin, mimmen teşâ’/dilediğinden mülkü/saltanatı geri alırsın. Ve men teşâü/dileyeni aziz edersin, men teşâ’/dileyeni zelil edersin. Bütün hayırlar Sen’in elindedir. Muhakkak ki Sen her şeye Kadîr’sin/gücü yetensin. (Bak. 2.116*3.26*17.111)
(NOT: Şâe sözcüğünün kullanıldığı yere göre iki farklı anlamı vardır. Birisi; dilediğine, diğeri ise; dileyene anlamındadır. Yukardaki âyette bunun örnekleri vardır: Allah mülkü dilediğini verir ve dilediğinden geri alır şeklinde tercüme edilmiştir. Zira mülkün/ saltanatın verilmesi veya geri alınması o kişiyi imtihan etmek içindir. Buna mukabil aynı şâe sözcüğü: Dileyeni âziz edersin, dileyeni zelil edersin! şeklinde tercüme edilmiştir. Zira Allah; dilemeyen/hak etmeyen hiç kimseyi âziz etmeyeceği gibi, müstehak olmayan hiç kimseyi de zelil etmez. Bunun en tipik örneği: Allah dileyeni doğru yola iletir, müstehak olanı da sapıklıkta bırakır! şeklinde yapılan doğru meallerdir. Buna mukabil; Allah dilediğini doğru yola iletir, dilediğini sapıklıkta bırakır şeklinde yapılan mealler ise hatalıdır.)
27.Geceyi gündüzün içine sokarsın ve gündüzü gecenin içine sokarsın. Ve ölüden diriyi çıkarırsın (ölüyü diriltirsin) ve diriden ölüyü çıkarırsın (diriyi öldürürsün) ve dilediğine hesapsız rızık verirsin. (Bak.3.27*22.61*31.29*35.13*57.6)
28.Mü’minler mü’minleri bırakıp da kâfirleri evliyâ/destekçi edinmesin! Ve kim böyle yaparsa Allah ile bir bağı kalmaz. Ancak, onlardan korunmanız için (bunu yapanlar) hariçtir. Ve Allah sizi kendisine karşı gelmekten sakındırır. Ve dönüşünüz yalnız Allah’adır. (Bak. 2.257*3.28,68*4.144*5.51,55-57* 6.14,125-127*9.23,116* 45.19* 60.1,9)
29.De ki: Göğüslerinizde/kalplerinizde olanı gizleseniz veya açığa vursanız da Allah onu bilir! Ve göklerde olanı ve yerde olanı da bilir! Ve Allah her şeye Kadir’dir/güç yetirendir.
30.O gün/Mahşer Günü her nefis, yaptığı hayır/iyilik ve kötülükleri karşısında bulur ve yaptığı kötülüklerin kendisiyle arasında uzak mesafe olmasını ister. Ve Allah kendisine karşı gelmekten sizi sakındırır. Ve Allah kullarına karşı Raûf’tur/çok şefkatlidir.
31.De ki: Eğer Allah’ı seviyorsanız bana tabî olun ki Allah da sizi sevsin ve günâhlarınızı bağışlasın. Ve Allah Gafûr’dur/ bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir.
32.De ki: Allah’a ve Rasûlü’ne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah kâfirleri sevmez.
33.Şüphesiz ki Allah; Âdem’i ve Nûh’u ve İbrâhim ailesini/ soyunu ve İmrân ailesini/soyunu seçerek âlemlere/diğer insanlara üstün kılmıştır.
34.Bunlar birbirlerinin soyundan gelen bir nesildir. Ve Allah Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/bilendir.
35.Bir zaman İmrân’ın karısı (Hanne) demişti ki: Rabbim! Ben karnımdakini (Meryem’i) özgür olarak sadece Senin hizmetine adadım, bunu benden kabul buyur! Şüphesiz ki Sen Semî’sin/ işitensin, Alîm’sin/bilensin!
36.Onu doğurunca dedi ki: Rabbim! Ben onu kız doğurdum. Ve Allah onun ne doğurduğunu daha iyi bilmektedir. Ve erkek çocuk kız çocuğu gibi değildir. Ve onun adını Meryem koydum. Ve onu ve neslini mineş şeytânir racîm/kovulmuş şeytanın şerrinden Sana emanet ediyorum!
(NOT: Meryem ismi, Allah’a ibadete adanan demektir. M. Öztürk-Kur’an’ı Kerim Meali Ankara Okulu-S:89)
37.Rabbi onu güzel bir şekilde kabul etti ve onu güzel bir bitki gibi yetiştirdi ve onu Zekeriyâ’nın himayesine verdi. Zekeriyâ mihraptaki odasına her girdiğinde onun yanında yiyecekler görürdü. Dedi ki: Ey Meryem! Bunlar sana nereden geliyor? O dedi ki: Bunlar Allah katındandır. Şüphesiz ki Allah dilediğine hesapsız rızık verir!
(Bak.3.35-37*19.16*66.12)
38.Zekeriyâ orada Rabbine duâ etti, dedi ki: Rabbim! Katından bana temiz bir nesil bağışla; şüphesiz ki Sen semîud dua/ duaları işitensin!
39.O (Zekeriya) mabette ayakta namaz kılarken melekler ona seslendi: Allah sana Yahyâ’yı müjdeliyor! Allah’tan gelen sözü tasdik eden ve efendi ve nefsine hâkim ve sâlihlerden bir Nebi olan! (Bak. 3.39*19.14)
40.Dedi ki: Rabbim! Ben yaşlı bir ihtiyarken ve karım da kısır, benim bir oğlum nasıl olabilir? Dediler ki: İşte böyledir, Allah dilediğini yapar!
41.(Zekeriya) Dedi ki: Rabbim bana bir âyet/delil ver! Dediler ki: Senin âyetin/delilin işaret dışında üç gün insanlarla konuşamayacak olmandır! Rabbini çok zikret/hatırla ve sabah akşam O’nu tesbih et/şanını yücelt!
42.Ve melekler dediler ki: Ey Meryem! Şüphesiz ki Allah seni seçti, seni arındırdı ve seni âlemlerin kadınlarına üstün bir konumagetirdi!
43.Ey Meryem! Rabbinin huzurunda huşu ile dur, secde et ve rükû edenlerle birlikte rükû et! (Bak. 3.43*22.77)
(NOT: Meryem validemize; Rükû edenlerle birlikte rükû et emrinin verilmiş olması, Cuma namazının kadınlara farz olduğunu gösteren delillerdendir. Ayrıca namazların mirac’da farz kılınmadığının açık bir delilidir ve zaten mirac da yoktur.)
44.Sana vahyettiğimiz bu bilgiler gayb haberlerindendir. Ve Meryem’i kimin himaye edeceği konusunda kalemlerini attıkları/kur’a çektikleri sırada sen onların yanında değildin. Ve tartıştıkları sırada da sen onların yanlarında değildin.
45.Bir zaman melekler demişlerdi ki: Ey Meryem! Muhakkak ki Allah sana kendisinden bir kelimeyi müjdeliyor. Onun ismi Meryem oğlu İsâ Mesih’dir. Ve dünyada ve âhirette itibarlı ve Allah’a yakın kılınanlardandır.
46.Ve beşikte ve yetişkinken insanlarla konuşacaktır ve sâlihlerden/iyilerdendir.
47.(Meryem) dedi ki: Rabbim! Bana hiçbir beşer dokunmamışken nasıl çocuğum olabilir? Dediler ki: İşte böyle, Allah dilediğini yaratır, bir şeyin olmasını istediğinde sadece ona ol der ve o da oluşmaya başlar! (Bak. 3.47*19.20-21,35)
(NOT: Allah’ın ol! demesiyle ilgili âyetler için Bak: 2.117*3.47,59*6.73*16.40*19.20-21,35*36.82*40.68*54.50)
48. Ve (Allah) ona Kitabı ve Hikmeti ve Tevrat'ı ve İncil’i öğretecektir.
49.Ve (İsâ) İsrailoğulları’na Rasûl olarak geldiğinde dedi ki: Ben size Rabbinizden bir âyet/mucize getirdim. Ben size çamurdan kuş şeklinde bir şey/maket yaparım ona üflerim, Allah’ın izniyle kuş olur. Ve Allah’ın izniyle; körleri ve cüzzamlıları/alaca hastalarını iyileştiririm, ölüleri diriltirim. Ve evlerinizde yediklerinizi ve biriktirdiklerinizi de size haber veririm. Eğer mü’minler iseniz, şüphesiz ki bunlarda sizin için âyetler/mucizeler vardır!
50.Ve benden önceki Tevrat’ı (aslını) tasdik etmek ve daha önce size haram kılınanlardan bazılarını helâl kılmak için geldim. Ve Rabbinizden size bir âyet/mucize getirdim. Allah’a karşı takvâlı olun ve bana tabî olun!
(NOT:Bu âyet Nesh’e en güzel örneklerden biridir. Görüldüğü üzere önceden haram kılınanlardan bazılarının bu âyetle helâl kılındığı apaçık ortadadır. Yoksa nesh, Kur’an âyetlerinden bazılarının sonraki âyetlerle nesh edilmesi değildir. Bakara 2.106,187 âyetleri ve 3.50 âyeti nesh hakkında çok açık bilgi vermektedir.)
51.Şüphesiz ki, Allah benim de Rabbim ve sizin de Rabbinizdir; O’na kulluk edin, sırâtum müstekıym/dosdoğru yol budur! (Bak. 3.51*5.72,117*19.36*43.63-65)
52.İsâ onların inkârını hissedince dedi ki: Allah yolunda bana kim yardım edecek? Havârîler dediler ki: Biz Allah’ın yardımcılarıyız, Allah’a iman ettik. Şahid ol ki biz müslümanız!
(NOT: Havârî kelimesinin beyaz giyenler, samimi olanlar, Rasûlü takip edenler gibi manaları vardır.)
53.Rabbimiz! İndirdiğine iman ettik ve Rasûlü’ne (İsâ’ya) tâbi olduk; bizi şahitlerle birlikte yaz!
54.Ve onlar (kâfirler) tuzak kurdular ve Allah da buna karşı tuzak kurdu (onların tuzaklarını boşa çıkardı). Ve Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır.
(Bak. 3.54*4.142*8.30*13.42*14.46*86.15-16)
55.O zaman Allah dedi ki: Ey İsâ! Ben seni vefat ettireceğim ve kendi katıma yükselteceğim. Ve seni kâfirlerden kurtaracağım. Ve sana tâbi olanları/mü’minleri Kıyamet Günü’ne kadar kâfirlere üstün kılacağım. Sonra dönüşünüz Banadır. Anlaşmazlığa düştüğünüz konularda aranızda hüküm vereceğim.
(NOT: Allah’ın bütün Rasûlleri Allah’ın tek dini olan İslam’ı tebliğ etmişlerdir. İsâ (a.s.) da Mûsâ (a.s.) da ve diğer bütün Rasûller de yalnızca İslamı tebliğ ettiler. Ve Muhammed (a.s.) Rasûllerin sonuncusudur.)
56.Kâfirlere gelince: Onları dünyada ve âhirette şiddetli bir azâba uğratacağım ve onlara yardım edecek kimse de yoktur!
57.Ve iman eden ve sâlih amel işleyenlere gelince: Ve (Allah) onların mükâfatlarını verecektir ve Allah zâlimleri sevmez.
58.İşte bu sana anlattıklarımız âyetlerden ve hikmetli öğütlerdendir.
59.Allah katında İsâ’nın durumu Âdem’in durumu gibidir. Allah onu (Âdem’i) topraktan yarattı ve sonra ona: Ol! dedi, o da oluşmaya başladı.
(Bak. Allah’ın ol! demesiyle ilgili âyetler: 2.117*3.47,59*6.73*16.40*19.35*36.82* 40.68*54.50)
(NOT: Âdem a.s. ve İsâ a.s.’ın her ikisi de babasız olarak yaratılmıştır. İsâ’nın a.s. annesi vardır ve Hz. Meryem validemizdir. Âdem’in a.s. ise bilinen anlamda annesi de yoktur! Çünkü, o topraktan yaratılmıştır.)
60.Bu hakk/gerçek Rabbin’dendir; sakın şüphe edenlerden olma!
61.Sana gelen bu ilimden sonra, seninle tartışmaya girenlere de ki: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı ve kadınlarımızı ve kadınlarınızı ve kendimizi ve kendinizi çağıralım sonra da Allah’ın lânetinin yalancıların üzerine olmasını isteyelim!
62.Şüphesiz ki bunlar hakk/gerçek kıssalardır ve Allah’tan başka bir ilâh yoktur. Ve şüphesiz ki Allah Aziz’dir/kudretlidir, Hâkim’dir/hikmetsahibidir.
63.Eğer (onlar) yüz çevirirlerse, şüphesiz ki Allah bozguncuları çok iyi bilir.
64.De ki: Ey Ehl-i Kitap! Gelin aramızda ortak olan bir sözde buluşalım: Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve min dûnillâhi/Allah’ın peşi sıra birbirimizi Rabler edinmeyelim! Eğer onlar yüz çevirirlerse deyin ki: Şahid olun ki biz müslümanlarız!
65.Ey Ehl-i Kitap! İbrâhîm hakkında neden tartışıyorsunuz? Tevrat da İncil de ancak ondan sonra indirildi. Akletmiyecek misiniz?
66.İşte siz böylesiniz. Diyelim ki biraz bilginiz olan bir şey hakkında tartıştınız. Hakkında hiç bilginiz olmayan konularda niçin tartışıyorsunuz? Ve Allah bilir ve siz bilemezsiniz.
67.İbrâhim; Yahûdi ve Hıristiyan değildi. Ve lâkin, hânif/ Allah’ı birleyen bir müslümandı. Ve o müşriklerden değildi.
68.İnsanlardan İbrâhim’e en yakın olanlar; ona tabî olanlar ve bu Nebi (Muhammed) ve iman edenlerdir. Ve Allah mü’minlerin velisidir/koruyucusudur.
(Bak.2.257*3.28,68*4.144*5.51,55-57*6.14,125-127*9.23,116*45.19*60.1,9)
69.Ehl-i Kitaptan bir grup sizi (doğru yoldan) saptırmak istedi. Ve onlar ancak kendilerini saptırırlar ve bunun bile farkına varamazlar.
70.Ey Ehl-i Kitap! (Gerçeği) gördüğünüz halde Allah’ın âyetlerini niçin inkâr ediyorsunuz?
71.Ey Ehl-i Kitap! Niçin hakka/gerçeğe bâtılı karıştırıyor ve bile-bile hakkı/gerçeği gizliyorsunuz?
72.Ve Ehl-i Kitaptan bir gurup dediler ki: İman edenlere indirilenlere günün başında iman edin ve günün sonunda inkâr edin, umulur ki onlar (dinlerinden) dönerler!
73.Ve sizin dininize tabî olanlardan başkasına inanmayın! De ki: Şüphesiz ki hidâyet/doğru yol Allah'ın hidâyetidir/doğru yoludur. (Derler ki:) Size verilenin benzerinin başkasına verilmesinden veya Rabbinizin huzurunda aleyhinize delil getirirler diye mi böyle söylüyorsunuz? De ki: Şüphesiz lütuf Allah'ın elindedir onu dilediğine/lâyık olana verir ve Allah Vâsî’dir/lütfu boldur, Alîm’dir/bilendir.
(Bak.2.120*3.19,72-73,83-85*5.44-49*6.71*9.33*33.1-2*42.13*43.43*45.18*48.28* 61.9)
74.Rahmetini dilediğine/lâyık olana ihsan eder. Ve Allah büyük lütuf sahibidir.
75.Ve Ehli Kitap’tan öylesi vardır ki ona yükler dolusu mal emanet etsen onu sana eksiksiz geri öder. Ve onlardan öylesi de vardır ki, kendisine bir dinar emanet etsen, başına dikilmedikçe onu sana geri ödemez. Bunun sebebi onların: Ümmilere (Ehl-i Kitaptan olmayanlara) karşı yaptıklarımızdan bize bir sorumluluk yoktur! demeleridir. Ve onlar Allah’a karşı bilerek yalan söylüyorlar.
76.Hayır! Kim sözünü yerine getirir ve takvâlı davranırsa, şüphesiz ki Allah müttâkileri sever.
77.Şüphesiz ki Allah'a verdikleri sözü ve yeminlerini az bir bedele satanların âhirette hiçbir payı yoktur. Ve Allah; Kıyamet Günü onlarla konuşmayacak, onların yüzüne bakmayacak ve onları temize çıkarmayacaktır. Ve onlar için elîm bir azâp vardır.
(Bak.2.224-225*3.77*4.2,6,10,33*5.1*6.152*13.20*16.91*17.34* 23.8*70.32)
78.Ve onlardan/Ehl-i Kitap’dan bir grup da var ki; söyledikleri Kitap’tan olmadığı halde Kitap’tan sanmanız için dillerini eğip bükerler. Ve derler ki: Allah katından olmadığı halde bu Allah katındandır! Ve Allah hakkında bile-bile yalan söylerler.
79.Allah'ın kendisine Kitap ve Hikmet ve Nebilik verdiği hiçbir beşerin sonra insanlara: Min dûnillâhi/Allah'ın peşi sıra bana da kulluk edin! demesi düşünülemez. Ve lâkin derler ki: Kitaptan okuyup öğrendiklerinizin gereği olarak Rabbâniyyîne /Rabbinize adanan kullar olun!
80.Ve o (Nebi) size; melekleri ve Nebileri Rabler edinmenizi de emretmez. Müslüman olmanızdan sonra sizin kâfir olmanızı emreder mi?
81.Ve Allah Nebilerden mîsâk/söz almıştı: Size Kitap ve Hikmet verdim. Sonra yanınızda olanı tasdik eden bir Rasûl geldiğinde ona iman edecek ve ona yardım edeceksiniz! Dedi ki: Bunu kabul ettiniz mi ve bu ısrî/ağır yükü üstlendiniz mi? Dediler ki: Kabul ettik! Dedi ki: Şahid olun sizinle birlikte Ben de şahidim!
82.Bundan sonra kim yüz çevirirse/dönerse, işte onlar fâsıktır/yoldan çıkmıştır.
83.Onlar Allah'ın dininden başka din mi arıyorlar? Ve göklerde ve yerde olanların hepsi ister-istemez O'na teslim olmuştur ve hepsi O'na döndürülecektir.
84.De ki: Biz Allah’a iman ettik. Ve bize indirilenlere ve İbrâhim’e ve İsmâil’e ve İshâk’a ve Yakûb’a ve torunlarına indirilenlere ve Mûsâ’ya ve İsâ’ya ve bütün Nebilere Rablerinden indirilenlerin hepsine iman ettik! Biz onların arasında hiçbir fark/ayırım yapmayız ve bizler O’na/Allah’a teslim olanlarız!
85.Ve kim İslâm’dan başka bir din ararsa, ondan asla kabul edilmeyecek ve o âhirette hüsrana uğrayanlardan olacaktır. (Bak.2.120*3.19,72-73,83-85*5.44-49*6.71*9.33* 33.1-3*42.13* 43.43*45.18*48.28*61.9)
86.İman ettikten ve bu Rasûl’ün hakk/gerçek olduğuna şahit olduktan ve kendilerine apaçık deliller geldikten sonra inkâr eden bir kavme Allah nasıl hidâyet eder/doğru yolu gösterir? Ve Allah, zâlim olan bir kavme hidâyet etmez/doğru yolu göstermez.
87.İşte onların cezası; Allah'ın ve meleklerin ve bütün insanların lâneti/ dışlamaları onların üzerinedir.
88.Onlar orada/cehennemde ebedî kalacaklar, onların azâpları hafifletilmeyecek ve onların yüzlerine bakılmayacaktır.
(Bak. 2.86,161-162* 3.77,88*14.3* 16.83-86,106-107*21.40* 32.29*35.36*40.49*43.75)
89.Şüphesiz ki bundan sonra tevbe eden ve kendilerini düzeltenler hariçtir. Muhakkak ki Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir.
90.Şüphesiz ki, iman ettikten sonra kâfir olanlar sonra da küfürde ileri gidenlerin tevbeleri asla kabul edilmez. Ve işte onlar dâlalette/sapıklıkta olanlardır.
91.Muhakkak ki kâfirler ve kâfir olarak ölenler ve dünya dolusu altınlarını (fidye) olarak verseler de bu onlardan asla kabul edilmeyecektir. İşte onlar için elîm bir azâp vardır ve onların yardımcıları da yoktur.
92.Sevdiğiniz şeylerden infâk etmedikçe/hayra harcamadıkça birre/iyiliğe eremezsiniz. Ve her ne infâk ederseniz/hayra harcarsanız, şüphesiz ki Allah onu Alîm’dir/bilir.
93.(Yahûdiler dediler ki:) Tevrat indirilmeden önce, İsrâil'in/ Yakûb'un kendi nefsine haram kıldıkları dışındaki bütün yiyecekler İsrâiloğulları'na helâldi! De ki: Eğer doğru söylüyorsanız Tevrat'ı getirip onu okuyun!
94.Bundan sonra kim Allah adına yalan uydurursa, işte onlar zâlimlerdir.
95.De ki: Allah doğru söyler. Hanîf olan/Allah’ı birleyen İbrâhim'in dinine tabî olun! Ve o müşriklerden değildi. (Bak. 2.135*3.95*4.125*6.79,161*7.159*16.120,123*22.78)
96.Şüphesiz ki; insanlar için kurulan ilk beyt/mabet Mekke’deki; bereket kaynağı ve insanlara hidâyeti/doğru yolu gösterendir/Kâbe’dir. (Bak.2.125-132*3.96-97*5.97)
97.Orada apaçık âyetler/deliller ve İbrâhim’in makamı vardır. Ve oraya giren herkes güvende olur. Ve yoluna gücü yetenlerin Beyt'i/Kabe'yi haccetmesi/ziyaret etmesi Allah’ın insanlar üzerindeki hakkıdır. Ve kim bunu inkâr ederse şüphesiz ki Allah bütün âlemlerden Ganîy’dir/zengindir.
98.De ki: Ey Ehli Kitap/Yahûdi ve Hristiyanlar! Allah yaptıklarınıza şahitken Allah'ın âyetlerini niçin inkâr ediyorsunuz?
99.De ki: Ey Ehli Kitap/Yahûdi ve Hristiyanlar! Allah yolunun doğruluğuna şahit olduğunuz halde onu eğri göstererek ve iman edenleri niçin çevirmeye çalışıyorsunuz? Ve Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.
100.Ey iman edenler! Eğer kendilerine kitap verilenlerden/ Yahûdi ve Hristiyanlardan herhangi bir gruba tabî olursanız, imanınızdan sonra sizi döndürürler, kâfir yaparlar!
101.Ve Allah'ın âyetleri size okunurken ve O’nun Rasûl’ü de aranızdayken ve siz nasıl inkâr edersiniz? Ve kim Allah'a sarılırsa o sıratım müstekıyme/dosdoğru yola iletilmiştir.
102.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Allah’a yaraşır şekilde takvâlı olun ve sadece müslüman olarak can verin!
103.Hep birlikte Allah’ın ipine/Kur’an’a sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Bir zaman birbirinize düşmandınız. Sizin kalplerinizi birleştirdi ve O’nun nimetiyle kardeş oldunuz. Ve siz ateşten bir çukurun kenarındayken sizi oradan kurtardı. Böylece Allah size âyetlerini açıklıyor, umulur ki doğru yolu bulursunuz.
(Konuyla ilgili âyetler: 2.256-257*3.103-105*4.174-175* 6.159*7.3*8.20,46,63* 23.52-53*30.30-32*33.2*39.55*45.18)
(NOT: Yüce Allah buyuruyor ki: Hep birlikte Allah’ın ipine/ Kur’an’a sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin! Buna rağmen insanların: Mezheplere, tarikatlara, cemaatlere bölünerek parça parça olduklarını ve onlardan her birinin kendi gruplarıyla övündükleri görülmektedir. Onlar, Allah’ın emirlerine isyan ettiklerinden bile habersizdirler. Bu durum yürekler acısı değil de nedir?)
104.İçinizden; hayra çağıran ve ma’rûfu/iyiliği emreden ve anil münker/kötülükten sakındıran bir ümmet/topluluk olsun. Ve işte onlar kurtuluşa erenlerdir.
105.Ve kendilerine apaçık deliller geldikten sonra ayrılığa düşerek ihtilâf edenler gibi olmayın. Ve işte bunlar için büyük bir âzap vardır.
106.O Gün/Kıyamet Günü; bazı yüzler ağarır bazı yüzler kararır. Yüzleri kararanlara: İman ettikten sonra inkâr mı ettiniz? İnkâr etmenizden dolayı azâbı tadın!
107.Ve yüzleri ağaranlara gelince, onlar Allah'ın rahmetinin içindedirler ve onlar orada (cennette) ebedî kalacaklardır.
108.İşte bunlar Allah'ın âyetleridir ki sana onları hakk/hakikat olarak açıklıyoruz. Ve Allah âlemlere zulmetmek istemez.
109.Ve göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır ve bütün işler Allah'a döndürülürler.
110.Siz insanlar için ortaya çıkarılmış hayırlı bir ümmetsiniz. Bil mâ’rûfi/iyiliği emredersiniz ve anil münkeri/kötülükten sakındırırsınız ve Allah'a iman edersiniz. Ve eğer Ehli Kitap da iman etseydi bu onlar için hayırlı olurdu. Onlardan iman edenler de var ve onların ekserisi fâsıktır/yoldan çıkmıştır. (Bak. 3.104,110,139*5.78-79*7.199* 9.71*11.116)
111.Onlar size eziyetten başka bir zarar veremezler. Ve eğer sizinle savaşsalar arkalarına dönüp kaçarlar, sonra onlara yardım da edilmez.
112. Onlar nerede olurlarsa olsunlar, Allah'ın ve insanların ahdine bağlı kalmadıkları sürece onlara zillet/alçaklık damgası vurulmuştur ve onlar Allah’ın gazâbına uğradılar ve üzerlerine miskinlik damgası vuruldu. Bu onların; Allah'ın âyetlerini inkâr etmeleri ve Nebi’leri haksız yere öldürmeleri yüzündendir. İşte bu, isyan etmeleri ve haddi aşmaları nedeniyledir.
113.Onların hepsi aynı/bir değildir. Ehli Kitap’dan Allah'ın âyetlerini okuyan ve geceleri secdeye kapanan bir topluluk da var.
114.Allah'a ve Âhiret Günü’ne iman ederler ve bil mâ’rûfi/ iyiliği emreder ve anil münkeri/kötülükten sakındırırlar ve hayırda yarışırlar. Ve işte bunlar sâlihlerdendir/ iyilerdendir. (Bak. 3.113-114*5.82-84*17.107-109*28.51-55)
115.Ve onların yaptığı hiçbir hayır/iyilik karşılıksız bırakılmaz. Ve Allah müttâkileri Alîm’dir/bilendir.
116.Şüphesiz ki kâfirlerin malları da evlâtları da Alah'ın azâbına karşı onlara hiçbir fayda sağlamayacaktır. Ve onlar ateş ehlidir ve onlar orada ebedî kalacaklardır.
117.Onların/kâfirlerin bu dünya hayatında infâk ettiklerinin/ hayra harcadıklarının durumu; kendilerine zulmeden bir kavmin ekinine isabet ederek helâk eden kavurucu bir rüzgâra benzer. Ve Allah onlara zulmetmez ve lâkin onlar kendilerine zulmediyorlar.
118.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Dininizden olmayanları bitânetem/sırdaş edinmeyin, onlar size kötülük etmekten geri durmazlar, size sıkıntı vermekten hoşlanırlar. Ağızlarından kin ve düşmanlık taşmaktadır ve içlerinde/ sinelerinde gizledikleri nefret ise daha büyüktür. Eğer aklınızı kullanırsanız âyetlerimizi size açıkladık!
119.İşte siz öyle kimselersiniz ki onları/kâfirleri seversiniz ve onlar sizi sevmezler. Ve siz (Allah'ın indirdiği) bütün Kitaplara iman edersiniz ve onlar sizinle bir araya geldiklerinde biz de iman ettik! Derler. Ve kendi başlarına kaldıklarında ise size olan kinlerinden parmaklarını ısırırlar. De ki: Kininizle ölün! Şüphesiz ki Allah, sinelerin içindekileri Alîm’dir/bilendir.
120.Size bir iyilik dokunsa bu onları üzer ve size bir kötülük isabet etse ona sevinirler. Ve eğer sabreder ve takvâlı olursanız, onların hileleri size zarar veremez. Şüphesiz ki Allah onların yaptıklarını Muhît’tir/kuşatmıştır!
121.Ve sen mü’minleri savaş mevzilerine yerleştirmek üzere sabah erkenden ailenden ayrılmıştın. Ve Allah Semî’dir/ işitendir, Alîm’dir/bilendir.
(NOT:Uhud savaşı hakkındadır.)
122.O zaman sizden iki gurup dağılmak üzereydi. Ve Allah onların Veli’si/yardımcısıdır ve mü’minler yalnız Allah'a tevekkül etsinler/güvensinler!
123.Ve andolsun ki siz Bedir’de zayıf/güçsüz durumdayken, Allah size yardım etmişti. Allah’a karşı takvâlı olun umulur ki şükredersiniz!
124.Sen o zaman/Bedir’de mü’minlere diyordun ki: İndirilen üç bin melekle Rabbinizin size yardım etmesi yetmez mi?
125.Evet! Siz sabrederseniz ve takvâlı olursanız ve onlar size saldırsa bile, Rabbiniz nişanlı beş bin melekle size yardım edecektir!
126.Ve Allah bunu size, bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yaptı. Ve nasr/zafer ancak Allah katındandır. O, Azîz’dir/kudret sahibidir, Hakîmdir/hikmet sahibidir.
127.(Allah bu yardımı); kâfirlerden bir kısmını saf dışı etmek ve onların bozguna uğrayarak umutsuz bir halde geri dönmeleri için yaptı.
128.Bu konuda senin yapacağın bir şey yoktur. (Allah) ya onların tevbelerini kabul eder veya onlara azâp eder. Şüphesiz ki onlar zâlimlerdir.
129.Ve göklerde ve yerde olanların hepsi Allah'ındır. O, dileyeni/hak edeni affeder, dileyene/müstehak olana azâp eder. Ve Allah, Gafûr’dur/affedicidir, Rahim’dir/ merhametlidir. (Bak.2.284*3.129*5.18,40*29.21*48.14)
130.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Lâ te’külür ribâad’âfem müdaâfeh/kat kat artan o ribâyı yemeyin. Ve Allah’a karşı takvâlı olun, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
(NOT: Ribâ konusunda geniş açıklama Bakara Sûresinin sonundaki açıklamalar bölümünde verilmiştir.)
131.Kâfirler için hazırlanacak ateşten korunmak için takvâlı olun!
132.Ve Allah'a ve Rasûlü’ne tabî olun, umulur ki rahmete eresiniz.
133.Ve Rabbinizin mağfiretini/bağışlamasını kazanmak ve müttâkiler için hazırlanan gökler ile yer genişliğindeki cennet için koşun. (Bak. 3.133*57.21)
134.Onlar/muttâkiler, bollukta ve darlıkta infâk ederler/hayra harcarlar. Ve öfkelerini yenerler ve insanları affederler. Ve Allah muhsin olanları/güzel davrananları sever.
135.Ve onlar/müttâkiler bir fâhişelik/çirkinlik yaptıklarında veya kendilerine zulmettiklerinde Allah’ı hatırlarlar, günâhlarının bağışlanmasını dilerler. Ve günâhları Allah’tan başka kim bağışlayabilir? Ve onlar işledikleri kötülüklerde bile bile ısrar etmezler.
136.İşte onların mükâfatları Rablerinden bir bağışlanma ve içinden ırmaklar akan cennetlerdir. Onlar orada ebedî kalacaklardır. Ve hayırlı iş yapanların mükâfatları ne güzeldir.
137.Sizden önce de nice sünnetler/yasalar uygulandı. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün!
138.Bu (Kur'an), insanlar için bir açıklamadır. Ve müttâkiler için bir hidâyettir/doğru yolu gösterendir ve bir öğüttür. (Bak. 3.138*10.57*17.82)
139.Ve gevşemeyin ve üzülmeyin. Ve eğer mü’minseniz siz en üstün olansınız.
(Bak. 2.47,122*3.139*5.20,56*37.171-173* 44.32*45.16*58.21)
140.Eğer siz (Uhud’da) bir yara aldıysanız, o kavim de (Bedir’de) benzer bir yara almıştı. Ve böyle (sıkıntılı) günleri insanlar arasında döndürüp dururuz. Ve Allah’ın, içinizdeki iman edenleri ayırt etmesi ve sizden şahitleri belli etmesi içindir. Ve Allah zâlimleri sevmez.
141.Ve Allah'ın iman edenleri arındırır ve kâfirleri de helâk eder.
142.Yoksa siz; Allah’ın içinizdeki cihad edenleri ve sabredenleri ortaya çıkarmadan cennete gireceğinizi mi sandınız?
143.Ve andolsun ki siz onunla/ölümle yüz yüze gelmeden önce ölümü temenni ediyordunuz ve onu (ölümü) gördünüz ve bakıp duruyorsunuz?
144.Ve Muhammed ancak bir Rasûl’dür, ondan önce de Rasûl’ler gelip geçti. Şayet o ölse veya öldürülse gerisin geriye (eski dininize) mi döneceksiniz? Ve kim gerisin geriye dönerse Allah'a hiçbir zarar veremez. Ve Allah şükredenlerin mükafâtını verecektir.
145.Ve Allah’ın izni/onayı olmadan ve belirlenmiş vâde/ süre dolmadan hiç kimse ölmez. Ve kim dünya nimetini isterse ona ondan veririz; kim de âhiret nimetini isterse ona da ondan veririz. Biz şükredenlerin mükafâtını vereceğiz.
146.Ve nice Nebi’ler yanlarındaki pek çok Rabbanilerle/Rabbe adananlarla birlikte savaşmıştı. Onlar, Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı gevşemediler ve (düşmana) boyun eğmediler. Ve Allah sabredenleri sever.
147.Ve söyledikleri sadece şuydu: Rabbimiz! Bizim günâhlarımızı ve işimizdeki taşkınlıklarımızı bağışla ve ayaklarımızı sabit kıl. Kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et!
148.Allah onlara hem bu dünya nimetlerini verdi hem de âhiret sevabının güzelliğini verdi. Ve Allah muhsin olanları/ güzel davrananları sever.
149.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Eğer kâfirlere itaat ederseniz onlar sizi topuklarınız üzerine (eski dininize) döndürürler ve hüsrana uğrayanlardan olursunuz.
150.Hayır! Sizin Mevlânız Allah’tır. Ve O, yardım edenlerin en hayırlısıdır. (Bak 2.286 Dip Notu)
151.Haklarında hiçbir delil indirilmeyen varlıkları Allah'a şirk/ortak koştukları için kâfirlerin kalplerine korku salacağız. Ve onların barınakları ateştir/cehennemdir ve zâlimlerin varacakları yer ne kötüdür!
152.Ve andolsun ki Allah size olan vaadini yerine getirdi. Siz O’nun izniyle düşmanlarınızı öldürüyordunuz. (Uhud’da) Arzuladığınız zafere kavuşunca gevşediniz. Verilen emre uymayarak itaatsizlik ettiniz. İçinizden bir kısmınız dünyayı/ganimeti istiyor, diğer bir kısmınız da âhireti istiyordu. Allah, sonra imtihan etmek için size olan desteğini kesti. Ancak yine de sizi bağışladı, Allah mü’minlere karşı çok lütufkârdır.
153.Ve Rasûl sizi çağırdığı halde siz uzaklaşıyor ve hiç kimseye dönüp bakmıyordunuz. (Allah) Size gam üstüne gam verdi ki, elinizden gidene (zafere/ganimete) ve başınıza gelen musibete (mağlubiyete) üzülmediniz. Ve Allah Habîr’dir/ haberdardır.
154.Sonra bu kederin ardından (Allah) bir kısmınıza güven duygusu ve tatlı bir uyku verdi. İçinizden bir gurup da canlarının derdine düşmüştü. Allah hakkında haksız yere cahiliye zannı beslediler. Diyorlardı ki: Bu işten bize bir fayda var mı? De ki: Şüphesiz ki bütün işler/kararlar Allah’a aittir! Sana açıklamadıkları şeyleri onlar içlerinde saklıyorlar. Diyorlar ki: Eğer bu işte yetkimiz olsaydı burada öldürülmezdik! De ki: Eğer evlerinizde olsaydınız bile içinizden ölüm/eceli gelmiş olanlar öldürülecekleri yere kendiliğinden gelirlerdi! Ve bütün bunları Allah, içinizde olanları ortaya çıkarmak ve kalplerinizi temizlemek için yaptı. Ve Allah sinelerdekileri Alîm’dir/bilendir.
155.Şüphesiz ki (Uhud’da) iki ordunun karşılaştığı gün içinizden geri dönenlere gelince; yaptıkları hatalardan dolayı şeytan onların ayaklarını kaydırmak istedi. Ve andolsun ki Allah onları bağışladı. Şüphesiz ki Allah Gafûr’dur/ bağışlayandır, Halîm’dir/hoşgörülüdür.
156.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! İzâ darabû fil erdı/yeryüzünde sefere çıkan veya savaşa katılan kardeşleri için: Onlar yanımızda olsalardı ölmezdi ve öldürülmezdi! diyen kâfirler gibi olmayın. Allah bunu onların kalplerinde bir hasret yapacaktır. Ve Allah yaşatır ve öldürür. Ve Allah yaptıklarınızı Basıyr’dir/görmektedir.
157.Ve eğer Allah yolunda öldürülür veya ölürseniz, Allah’ın bağışlaması ve rahmeti onların toplayacakları her şeyden daha hayırlıdır.
158.Ve eğer ölseniz veya öldürülseniz Allah’ın huzurunda toplanacaksınız.
159.(Ey Rasûl!) Allah’ın rahmetiyle (Uhud’da) sen onlara yumuşak davrandın. Ve eğer kaba ve katı yürekli olsaydın etrafından dağılıp giderlerdi. Sen onları affet, onlar için bağışlanma dile ve onlarla istişare et. Bir işe karar verdiğin zaman da Allah’a tevekkül et/güven. Muhakkak ki Allah tevekkül edenleri/güvenenleri sever.
160.Eğer Allah size yardım ederse sizi yenecek kimse yoktur. Ve eğer sizi yardımsız bırakırsa ondan sonra kim size yardım edebilir? Ve mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler/ güvensinler.
161.Ve hiçbir Nebi’nin emanete ihanet etmesi olacak şey değildir. Ve kim ihanet ederse, Kıyamet Günü ihanet ettiğiyle gelecektir. Sonra herkese kazandığı eksiksiz verilecek ve onlara haksızlık edilmeyecektir.
162.Allah’ın rızasını kazanan biriyle Allah’ın gazâbına uğrayan kimse aynı olur mu? Ve onun yeri cehennemdir ve orası ne kötü varış yeridir!
163.Allah katında onların dereceleri farklıdır. Ve Allah onların yaptıklarını Basıyr’dir/görmektedir.
164.Andolsun ki Allah; onlara âyetlerini okuyan ve onları arındıran ve onlara Kitabı ve Hikmeti/doğru hüküm çıkarmayı öğreten kendi içlerinden bir Rasûl göndermekle mü’minlere ihsanda bulunmuştur. Ve onlar daha önce apaçık bir dalâlet/sapıklık içindeydiler.
165.(Bedir’de) iki katını tattırdığınız musibet, (Uhud’da) kendinize dokununca; bu da nereden geldi? demiştiniz! De ki: Bu, kendi yaptıklarınız yüzündendir! Şüphesiz ki Allah her şeye Kadîr’dir/gücü yeter.
166.Ve (Uhud’da) iki ordunun karşılaştığı gün başınıza gelen musibet Allah’ın izniyledir ve mü’minlerin ayırt edilmesi içindir.
167.Ve münâfıkları belirlemek içindir! Ve onlara denildiğinde: Gelin Allah yolunda savaşın veya savunma yapın! Dediler ki: Savaş (olacağını) bilseydik size tabî olurduk! Onlar, o gün imandan çok küfre daha yakındı, kalplerinde olmayanı ağızlarıyla söylüyorlardı. Ve Allah, onların kalplerinde gizlediklerini çok iyi A’lemü/bilmektedir.
168.Onlar kardeşlerine dediler ki: Ve oturup bize uysalardı onlar öldürülmezdi! De ki: Eğer doğru söylüyorsanız ölümü kendinizden savun da görelim!
169.Ve Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanmayın! Bilakis onlar diridirler ve Rablerinin katında rızıklanmaktadırlar.
170.Allah’ın lütfundan kendilerine verdikleriyle sevinçlidirler. Ve arkalarından gelecek olanlara, hiçbir korku ve keder duymayacaklarını müjdelemek isterler.
171.Allah’ın nimetini ve lütfunu ve mü’minlerin ecirlerini/ mükâfatını Allah’ın zayi etmeyeceğini de müjdelemek isterler.
172.Onlar yara aldıkları sonra Allah’ın ve Rasûlü’nün çağrısına uydular. Mü’minlerden yilik yapanlara ve takvâlı olanlara büyük bir mükâfat vardır.
173.İnsanlardan bazıları onlara dediler ki: Düşmanlarınız büyük bir ordu ile üzerinize geliyor, onlardan korkun! Bu onların imanlarını artırdı ve dediler ki: Hasbünallâhü ve nı’mel vekil/Allah bize yeter, O ne güzel Vekil’dir!
174.Allah’ın lütfu ve nimetiyle kendilerine bir kötülük dokunmadan geri döndüler. Ve Allah’ın rızasını kazandılar. Ve Allah büyük lütuf sahibidir!
175.Size o haberi getiren şeytan ancak kendi dostlarını korkutur. Siz onlardan korkmayın, eğer mü’min iseniz Ben’den korkun!
176.(Rasûlüm!) Ve küfürde yarışanlar/kâfirler seni üzmesin. Şüphesiz ki onlar Allah’a hiçbir zarar veremezler. Allah, âhirette onlara bir nasip vermeyecektir. Ve onlar için büyük bir azâp vardır.
177.Şüphesiz ki, imana karşılık küfrü/kâfirliği satın alanlar Allah’a hiçbir zarar veremezler. Ve onlar için elîm bir azâp vardır.
178.Ve kâfirler, kendilerine mühlet vermemizin onlar için hayırlı olduğunu sanmasınlar. Onlara yalnız zaman tanıyoruz, onlar günâhlarını artırıyorlar. Onlar için alçaltıcı bir azâp vardır. (Bak. 2.15*3.178*19.75*73.11*86.17)
179.Allah, pis olanı temiz olandan ayırmadan mü’minleri içinde bulundukları bu durumda bırakacak değildir. Ve Allah size gaybı bildirecek de değildir. Ve lâkin Allah Rasûl olarak dilediğini seçer. Allah’a ve Rasûl’lerine iman edin. Ve eğer iman eder ve takvâlı olursanız size büyük bir mükâfat vardır.
180.Ve Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği nimetlerde cimrilik edenler, bunun kendilerinin hayrına olduğunu sanmasınlar. Hayır, bu onlar için şerdir/kötüdür. Cimrilik yaptıkları o mallar Kıyamet Günü’nde boyunlarına dolanacaktır. Ve göklerin ve yerin mirası Allah’ındır. Ve Allah yaptıklarınızdan Habîr’dir/haberdardır.
181.Şüphesiz ki Allah fakir biz zenginiz! diyenlerin sözünü Allah elbette işitti. Bu söylediklerini ve haksız yere Nebi’leri öldürmelerini yazacağız. Ve onlara diyeceğiz ki: Tadın o yakıcı azâbı!
182. Bu kendi ellerinizle yaptıklarınızın karşılığıdır! Ve Allah kullarına zulmetmez.
183.Dediler ki: Ateşin yiyeceği (yakıp yok edeceği) bir kurbanı getirinceye kadar hiçbir Rasûl’e iman etmeyeceğimize dair Allah bize emretti! De ki: Benden önce de size apaçık delillerle ve dediğinizi getiren Rasûl’ler gelmişti. Eğer doğru söylüyorsanız onları/Rasûlleri niçin öldürdünüz?
184.Eğer seni yalanlarlarsa; apaçık deliller, zeburlar/sahifeler ve aydınlatıcı kitaplarla senden önce gelen Rasûl’ler de yalanlamışlardı.
185.Her nefis/can ölümü tadacaktır. Ve Kıyamet Günü’nde, yaptıklarınızın karşılığı size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılır ve cennete konursa gerçekten o kurtuluşa ermiştir. Ve dünya hayatı aldatıcı bir zevkten başka bir şey değildir. (Bak. 3.185*4.97*6.60-62,93*8.50-51*16.28,32*21.35*29.57*39.30,42* 47.27-28)
186.Mallarınızla ve canlarınızla muhakkak imtihan edileceksiniz. Ve sizden önce kendilerine Kitap verilenlerden ve müşriklerden sizi üzecek pek çok söz işiteceksiniz. Ve eğer sabreder ve takvâlı davranırsanız, şüphesiz ki bunlar azim gerektiren işlerdendir.
187.Ve hani Allah, kendilerine Kitap verilenlerden mîsâk/söz almıştı: Onu insanlara açıklayacaksınız ve gizlemeyeceksiniz! Fakat onlar bu sözlerine sırt çevirdiler ve basit bir menfaata değiştirdiler. Yaptıkları bu alışveriş ne kötüdür!
188.Yaptıklarına sevinen ve yapmadıkları şeylere övünen kimselerin azâptan kurtulacaklarını sanma. Ve onlar için elîm bir azâp vardır.
189.Ve göklerin ve yerin mülkü/hükümranlığı Allah’ındır. Ve Allah her şeye Kadir’dir/ gücü yetendir.
190.Şüphesiz ki göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün birbirini takip edişinde ülil elbâb/akıl sahipleri için nice ibretler vardır.
(Bak. 2.164*3.190*10.6*21.16*23.80* 24.44*25.61-62* 30.8*38.27*44.38-39* 45.5*)
191.Onlar (ülil elbâb); ayakta dururken ve otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler/hatırlarlar. Ve göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler/düşünürler. (Derler ki) :Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın, Sübhân’sın/noksanlıklardan münezzehsin, o ateşin azâbından bizi koru!
192. Rabbimiz! Muhakkak ki Sen kimi ateşe atarsan onu perişan edersin. Ve zâlimlerin yardımcıları yoktur!
193.Rabbimiz! Biz; Rabbinize iman edin diye bizi çağıran bir davetçiyi işittik ve iman ettik! Rabbimiz! Bizim günâhlarımızı bağışla ve kötülüklerimizi ört ve canımızı meal ebrâr/erdemli olanlarla birlikte al! 194.Rabbimiz! Rasûllerin aracılığıyla vaat ettiklerini bize ver ve Kıyamet Günü bizi rezil etme. Şüphesiz ki Sen vaadinden dönmezsin!
195.Rableri onlara cevap verdi: Ben; sizden erkek veya kadın olsun çalışan/gayret eden hiç kimsenin amelini zayi etmem, hepiniz birbirinizdensiniz. Hicret edenlerin ve yurtlarından çıkarılanların ve yolumda eziyet çekenlerin ve savaşanların ve öldürülenlerin günâhlarını mutlaka örteceğim. Ve Allah katından bir mükâfat olarak onları altlarında ırmaklar akan cennetlere koyacağım. Ve mükâfatların en iyisi Allah katından olanıdır!
196.Kâfirlerin diyar-diyar dolaşmaları sakın seni aldatmasın.
197.O, geçici bir menfaattir, sonra varacakları yer cehennemdir ve ne kötü bir yatakdır orası. (Bak. 2.126*3.196-197*16.117*31.23-24)
198.Lâkin Rablerine karşı takvâlı olanlar için onlara bir ikram olarak, altlarından ırmaklar akan ve ebedî kalacakları cennetler vardır. Ve Allah katından gelenler, hayrul lil ebrâr/ erdemli olanlar için hayırlı olandır.
199.Ve şüphesiz ki Kitap Ehlinden öyle kimseler var ki: Allah’a ve size indirilene ve kendilerine indirilene Allah’a boyun eğerek iman ederler. (Onlar), Allah’ın âyetlerini az bir bedele satmazlar. İşte onların ecirleri/mükâfatı Rableri katındadır. Şüphesiz ki Allah hesabı çabuk görendir.
200.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Sabredin ve sabırda yarışın ve nöbet tutun. Ve Allah’a karşı takvâlı olun, umulur ki kurtuluşa erersiniz.
(Bak. 3.200*4.71,74-76*8.60*9.60) (Gözden Geçirme-2025)
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ AÇIKLAMALARI
AÇIKLAMA-1: ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ 7’NCİ ÂYETE VERİLEN HATALI MEALLER:
Âl-i İmr’an 7nci âyete verilen hatalı mealler şöyledir:
Bu Kitab’ı/Kur’an’ı sana indiren O’dur. Onun/Kitabın bir kısmı muhkem/açıkça anlaşılan âyetlerdir ki bunlar Kitab’ın anasını/esasını teşkil ederler. Ve diğerleri müteşabih/ benzeşen (çok anlamlı, yoruma açık) âyetlerdir. Kalplerinde zeyğun/eğrilik olanlar, fitne çıkarmak ve kendi arzularına göre te’vil etmek/yorumlamak için müteşabih âyetlere uyarlar. Ve mâ ya’lemüte’vîlehû illallâh/Ve onun te’vilini/yorumunusadece Allah bilir.Ver râsihûne fil ılmi/Ve ilimde derinleşmiş olanlarderler ki: Biz buna iman ettik hepsi Rabbimiz katındandır! Ve mâ yezzekkeru illâ ulûl elbâb/Ve bunu ancak aklı selim sahibi olanlar düşünüp öğüt alır.
[Âyete bu şekilde hatalı meal veren ilahiyatçıların çoğunlukta olduğunu söylemeliyim. Ancak Allah buyurmakta ki: Eğer siz çoğunluğa uyarsanız onlar sizi saptırırlar! (Bak. 6.116) Yani çoğunluk doğruyu ve hakikati ifade etmeyebilir. Dikkatli olmalıyız.]
Buna göre: Müteşabih âyetlerinte’vilini/yorumunu sadece Allah bilir demek; Allah’tan başka hiç kimse bilemez demektir. Ver râsihûne fil ılmi/ve ilimde derinleşmiş olanlar da bilemez demektir. Ulûl elbâb/aklı selimsahipleri de bilemez demektir. Özetle; müteşabih âyetlerin tevilini sadece Allah bilir ve başkahiç kimse bilemez! demektir. Basit bir soru: Allah’tan başka hiç kimsenin te’vilini/ yorumunu bilemeyeceği âyetleri Allah (hâşâ) boşuna mı indirmiştir? Üstelik böyle meal verenler; müteşabih âyetlerin Kur’an’da muhkem âyetlerden daha fazla olduğunu beyan etmektedirler. Bu durumda Kur’an’ın yarıdan fazlası anlaşılamaz demektir. Tevilini/ yorumunu Allah’tan başka hiç kimsenin (buna Allah Rasûlü de dahildir) bilemediği müteşabih âyetlerden mü’minlerin sorumlu tutulmaları ise Allah’ın adaletine uygun olmaz. Buna göre müteşabih âyetlerin indirilmesinin bir gayesi olabilir mi? Bu nedenle, böyle yapılan meallerin hatalı olduğunu söylüyorum!
Âyetin doğru meali ilk başta verdiğim gibi: Ve mâ ya’lemü te’vîlehû illallâh ver râsihûne fil ılmi/onun te’vilini/yorumunu Allah ve ilimde derinleşmiş olandan başkası bilemez. Derler ki: Biz buna iman ettik hepsi Rabbimiz katındandır! Ve mâ yezzekkeru illâ ülül elbâb/Ve bunu ancak aklıselim sahibi olanlar düşünüp öğüt alır.
Yani; Onun te’vilini/yorumunu Allah ve ilimde derinleşmiş olanlar bilir! şeklinde verilen mealler doğru olandır. Ayrıca, fitne çıkarmak ve kendi arzularına göre te’vil etmek/ yorumlamak için müteşabih âyetlere yönelenler, kalplerinde zeyğun/eğrilik olanlardan başkası değildir. Zaten onlardan başka ne beklenir ki?
BU GÖRÜŞÜMÜZE DELİL OLAN ÂYETLERDEN BAZILARI ŞUNLARDIR:
A) Âyetlerin te’vilini/yorumunu sadece Allah’ın yapmadığını, (Allah’ın dilemesiyle) bazı insanların da te’vil/yorum yaptığını gösteren âyetlerden bazıları şunlardır:
**Yûsuf 12.6: İşte böylece Rabbin seni seçecek, sana rüyaların te’vîlini/yorumunu öğretecek…
**Yûsuf 12.21: Onu satın alan Mısır’lı adam: Ona iyi bak belki işimize yarayabilir, belki de onu evlat ediniriz! dedi. Böylece min te’vîlil ehâdîs/olayları yorumlamayı öğretmek için Yûsuf’u o ülkede iyi bir yere yerleştirdik…
**Yûsuf 12.36:(…) Bize rüyamızı bi te’vîlih/yorumla! Çünkü biz senin iyilik edenlerden olduğunu görüyoruz! dediler.
**Yûsuf 12.37Yûsuf: Yiyeceğiniz yemek daha önünüze gelmeden ben rüyanızın bi te’vîlihi/yorumunu size haber vereceğim. Bu Rabbimin bana öğrettiklerindendir (…)
**Benzer âyetler: Yûsuf 12.45,100,101
**Kehf 18.78 (…) Ama dayanamayıp sorduğun şeylerin bi te’vîlini/yorumunu sana açıklayacağım! dedi.
**Kehf 18.82(…) İşte senin sabredemediğin şeylerin te’vîlü/ yorumu budur! dedi.
B) Kur’an’ın (bütün âyetlerinin) apaçık ve anlaşılır olduğunu gösteren âyetlerden bazıları şunlardır:
**Hûd.11.1-2 Elif! Lâm! Râ! Bu; âyetleri muhkem/sağlam kılınmış sonra Hakîm/hikmet sahibi ve Habîr/her şeyden haberdar olan tarafından fussilet/açıklanmış bir Kitap’tır. Allah’tan başkasına kulluk etmeyin, ben O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeciyim.
(Kur’an Allah tarafından açıklanmış bir Kitap’tır! Sadece bu âyet bile yeterli değil midir?)
**Şuara 26.1-2 Tâ! Sîn! Mîm! Bunlar, apaçık ve açıklayıcı olan Kitab’ın/Kur’an’ın âyetleridir. (Kur’an apaçıktır!)
**Kasas 28.2 Bunlar,apaçık Kitab’ın âyetleridir. (Kur’an apaçıktır!)
**Zümer 39.23 Allah sözlerin en güzelini, müteşabih/benzeşen ve mesâni/ikişerli âyetlerden oluşan bir Kitap olarak indirmiştir…
(NOT: Sözlerin en güzeli müteşabih ve mesâni âyetler olarak indirilmiştir.)
**Kamer 54.17,22,32,40: Andolsun düşünüp öğüt almanız için Biz Kur’an’ı kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mu?
(Kur’an kolaylaştırılmıştır.)
C) Meal ve tefsir yapan ilahiyatçıları hataya düşüren sebeplerden birisi de SECAVEND İŞARETLERİNE sadık kalmalarıdır. Burada da benzer hatalar söz konusudur.
SECAVENDİ KİMDİR: Ebu Abdullah Muhammed bin Tayfur es-Secavendi el Gaznevi. Afganistan’ın Gazne şehri, Secavend köyünde doğmuştur, hicretten 560 yıl sonra vefat etmiştir.
SECAVEND NEDİR: Kur’an’ın doğru okunabilmesi için, orijinal metinde olmadığı halde sonradan ilave edilen; vakfe/durak ve geçiş yerlerini gösteren işaretleri Mushaf’a uyarlayan bu kişinin adına izafeten Secavend işaretleri denilmiştir. Bunun gayesi, Kur’an okuyanın nefesini mânaya göre ayarlamasını sağlamak, dur-geç noktalarını doğru göstermekti. Bu noktalamalar/işaretler harflerle kodlandı. Secavendi’ye ait olan kod harfleri şunlardır: Kıf-Tı-Mim-Cim-Sâd-Kaf-Lâm Elif-Ze-Ayn-İkiz üç nokta.
Fakat bu işaretlerin bazen isabetsiz/hatalı bir yere konulduğu görülmektedir. Secavend işaretleri Hicri 550 yıllarında Mushafa uyarlanmıştır. Secavendlere uyulması kesin/mutlak şart değildir, zira Secavend işaretleri asla vahiy değildir!
D) Âyetlere meal verenler, o âyetlerle ilgili Kur’an âyetlerinin tamamını/hepsini dikkate alarak meal vermelidirler. Aksi takdirde, sadece ilgili âyeti dikkate alarak yapılan meallerin hatalı sonuç vereceğini bilmek gerekir. (İlimde derinleşmiş olanlar için: Bak Nisâ 4.162)
Yeterince delil sunduğumu ve açıklama yaptığımı sanıyorum.
Buna rağmen; Doğrusunu Allah bilir! Diyorum ve herkesi mütevazi olmaya davet ediyorum.
ÂL-İ İMRÂN SÛRESİ | Kuran Meali - Kuran Yolcularına Selamlar