21 Temmuz 2026 Salı
MENÜ
SON YAZILAR

NİSA SÛRESİ

4/106 NİSÂ SÛRESİ

(Sûre, kadınlar anlamına gelen adını 127’nci âyette geçen Nisâ kelimesinden almıştır. Sûrede genel olarak kadın haklarından bahsedilmektedir. Medine döneminde nâzil olmuştur. Mushaf’da 4’ncü, inişte 106’ncı sıradadır ve 176 âyettir.)

E’ûzu bi’llâhi min’eş-şeytâni’r-racîm/kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.

Bismillâhirrahmânirrahim/Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

1.Ey insanlar! Sizi nefsi vahide’den/tek bir özden yaratan ve ondan (aynı nefsi vahide’den) eşini yaratan ve ikisinden birçok erkek ve kadını var eden Rabbinize karşı takvâlı olun! Adını anarak birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a takvâlı olun. Ve akrabalık bağlarını koruyun. Şüphesiz ki Allah üzerinize devamlı Rakıyb’dir/gözetlemektedir. (Bak.4.1*6.98*7.189*23.12*30.20*39.6*76.2)

[NOT: İlahiyatçıların çoğu bu âyete hatalı meal vermekte, bunun sonunda da hatalar zincir halinde devam etmektedir, şöyle ki: İlk yaratılan insanın Adem a.s. olduğunu, ondan (onun kaburgasından) da eşinin yaratıldığını ve bu ikisinden olan çocukların birbirleriyle çaprazlama evlenmeleri suretiyle bütün insanların meydana geldiğini söylüyorlar. Böyle verilen mealler hatalıdır, yanlıştır ve Allah’a yapılan büyük bir iftiradır.  Şöyle ki:

1) Yaratılan ilk insan Adem a.s. değildir. Adem a.s.’ın ilk Rasûl olduğunu söylemek mümkün olsa da ilk insan olduğu söylenemez. Çünkü onun insanlar arasından seçilerek Rasûl yapıldığı bildirilmiştir.

(Bak. Bakara 2.30 Dip Notu)

2) Eşinin de aynı özden yaratıldığı 1’nci âyette açıkça bildirildiği halde eşinin Adem’in (kaburgasından) yaratıldığını söylemenin hiçbir delili yoktur. 

3) İlk düğme hatalı iliklenince sonraki düğmelerin de hatalı olacakları gibi Adem’in kendi kaburgasından yaratılan eşiyle evlendirilmesi çaresizce bir uydurmadır. 

4) Adem’in eşi, her yıl biri erkek diğeri kız olmak üzere ikiz çocuk doğurmuştur. Bunun hiçbir delili yoktur ve tam bir uydurmadır!

5) Farklı yıllarda doğan erkek ve kız kardeşlerin birbirleriyle çaprazlama evlenmesiyle insanların çoğalmaları sağlanmıştır ifadesi de delilsiz bir uydurmadır. Çünkü süt kardeşlerin bile birbiriyle evlenmesini haram kılan Rabbimizin (Bak.4.23), öz kardeşlerin evlenmesine izin verdiğini söylemek Allah’a yapılan büyük bir iftiradır.]

2.Ve yetimlere (nikâh/rüşt çağına vardıklarında) mallarını verin. Ve temiz olanı pis olanla değiştirmeyin! Onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin. Şüphesiz ki o büyük bir vebâldir. (Bak. 4. 2,6)

3.Ve eğer (evleneceğiniz) yetimlerin haklarını korumaktan endişe ederseniz, uygun/helâl olanlardan ikişer, üçer, dörder kadını nikâhlayın. Eğer onların arasında da adaleti sağlamaktan endişe ederseniz (hür) bir kadını veya mâ meleket eymânüküm/ellerinizin altındaki köle bir kadını nikâhlayın. Haksızlık etmemeniz için en uygun olan budur. (Bak.4.3,25,129*24.32-33)                                                                                                                                         

(NOT: Bu âyetler, erkeklerin dörde kadar kadınla evlenmesini sağlamaya yönelik değildir. Buna mukabil evlenilecek yetim kadınların haklarının korunmasına yöneliktir. 
2’nci âyet: onların mallarını kendi mallarınıza katarak yerseniz bunun büyük bir vebal olduğunu! bildiriyor.

3ncü âyet: eğer (evleneceğiniz) yetimlerin haklarını korumaktan endişe ederseniz, (o takdirde) uygun/helal olanlardan ikişer, üçer, dörder kadını nikâhlayın! diyor ve eğer onların arasında da adaleti sağlamaktan endişe ederseniz (hür) bir kadını veya köle bir kadını nikâhlayın! diyor. Ve son cümle şöyledir: Haksızlık etmemeniz için en uygun olan budur yani bir kadını nikâhlamanızdır.

Türkçede yetim denildiğinde sadece babası ölmüş çocuklar/kızlar ifade edildiği halde, Arap lisanında yetim tabiri ile babası ölmüş kızlarla birlikte kocası ölmüş kadınlar da ifade edilmektedir. Ancak istisnai bazı durumların olması halinde (Misal: savaşta çok fazla erkek ölmüşse) erkeklerin; ikişer, üçer, dörder kadını nikâhlamalarına ruhsat verilmiş, ancak buna da bazı kayıt ve şartlar getirilmiştir: Onların arasında adaleti sağlamaktan endişe ederseniz, (hür) bir kadını veya mâ meleket eymânüküm/ellerinizin altındaki köle bir kadını nikâhlayın. Haksızlık etmemeniz için en uygun olan budur. Ayrıca 25nci âyette: Hür mü’min kadınları nikâhlamaya (mali) gücü yetmeyenlere, ellerinin altındaki köle mü’min kadınları (velilerinin izniyle) nikâhlama! kolaylığı verilmiştir.)

4.Ve (evleneceğiniz) Kadınlara vadettiğinizi/mehirlerini gönüllü olarak verin. Şayet onlar kendi rızalarıyla ondan bir kısmını size bağışlarlarsa onu da âfiyetle yiyin.

5.Ve Allah’ın sizi kaim/sorumlu kıldığı (yetim) mallarının idaresini, süfeha/aklı ermeyen (yetimlere) vermeyin. O mallarla onları besleyin ve onları giydirin ve onlara ma’rûfa uygun/güzel sözler söyleyin.

6.(Velisi olduğunuz) Yetimlerievlenme/nikâh çağına gelinceye kadar gözetin/deneyin. Eğer onların rüşte erdiklerini görürseniz, onlara mallarını teslim edin. Ve (onlar büyüdüklerinde mallarını geri alacaklar diyerek), onların mallarını isrâf ederek yemeyin. Ve veli olan zengin ise, (malları yönettiği için) yetimin malından hiçbir şey almasın. Ve veli olan fakir ise ma’rûfâ uygun ölçüde yararlansın. Yetimlere mallarını onlara teslim ederken şahit bulundurun. Ve hesap görücü olarak Allah yeter!

(NOT: Bu âyette; evlenme/nikâh çağı kavramıyla rüşt çağı kavramı birlikte kullanılarak mü’minlerin dikkatine sunulmuştur. Yetimlere; onlar evlenme çağına ve rüşt çağına erdikten sonra mallarının verilmesini emreden Rabbimizin, kız çocuklarının evlenme çağına ve rüşt çağına varmadan 8-10 yaşlarında) evlenmelerine izin verdiğini söylemek Kur’an’a aykırıdır ve Allah’a iftiradır. ) (Bak. 4.2,6,10*6.152*17.34)

7.Ana-babanın ve akrabanın miras olarak bıraktıkları malda; erkekler için bir pay vardır. Ve ana-babanın ve akrabanın miras olarak bıraktıkları malda; kadınlar için de bir pay vardır. Miras olarak bırakılan mallar az veya çok olsun bu paylar farz kılınmıştır.

8.Ve mirasın paylaşımı esnasında (mirasçı olmayan) akrabalar ve yetimler ve miskinler/çaresizler hazır bulunursa, onları da rızıklandırın ve onlara ma’rûfa uygun/güzel sözler söyleyin. 

9.Geride korunmaya muhtaç çocuklar bırakacak olanlar, onlar için endişe duyacakları gibi, Allah’a karşı takvâlı olsunlar ve doğru söz söylesinler.

10.Şüphesiz ki yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarını sadece ateşle doldurmuş olurlar. Ve onlar alevli ateşe yaslanırlar. (Bak. 4.10*17.34)

11.Allah, evlâtlarınızın miras paylarıyla ilgili olarak size şunları emreder: Erkeğin payı kadının/kızın payının iki katıdır. Eğer (ölenin erkek çocuğu yoksa) kızlar/kadınlar (iki veya) ikiden fazla iseler onlar mirasın üçte ikisini alırlar. Ve eğer mirasçı bir tek kız/kadın ise, mirasın yarısı onundur. Ve ölenin çocukları varsa, ölenin ana-babasının her birinin payı altıda birdir (kalan çocuklarınındır). Ve eğer ölenin çocuğu yoksa ve varisler sadece ölenin ana-babası ise, ananın payı üçte birdir, (babanın payı üçte ikidir). Eğer ölenin çocuğu bulunmadığı halde varis olarak kardeşleri (ve anası) varsa o takdirde ölenin anasının payı altıda birdir (kalan, kardeşleri arasında paylaştırılır). Miras taksimi, ölenin vasiyetinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonra kalan mallara yapılır. Ana-babanız ve evlatlarınızdan hangisinin size daha faydalı olacağını siz bilemezsiniz. Bu hükümler Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz ki Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.  

12. Ve eğer ölen karılarınızın çocukları yoksa mirasın yarısı sizindir/ kocanındır, eğer çocukları varsa mirasın dörtte biri sizindir/ kocanındır. Miras taksimi, ölenin vasiyetinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonra kalan mallara yapılır. Eğer sizin (ölen kocanın) çocuğunuz yoksa mirasın dörtte biri karılarınızındır, eğer çocuğunuz varsa mirasın sekizde biri onlarındır/karılarınızındır. Miras taksimi, ölenin vasiyetinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonra kalan mallara yapılır. Ve eğer, erkek veya kadına kelâle yoluyla (ana-babası ve çocukları olmadan ölenin), bir erkek kardeşi ve bir kız kardeşi mirasçı olursa onların her birinin payı altıda birdir, erkek ve kız kardeşleri birden fazla iseler hepsi birden mirasın üçte birini eşit olarak paylaşırlar. Bu miras taksimi kimseye zarar vermeden yapılmalıdır. Miras taksimi, ölenin vasiyetinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonra kalan mallara yapılır. Bunlar Allah’ın tavsiyesidir/emridir; Allah, Alîm’dir/bilendir, Halîm’dir/ hoşgörülüdür. (Bak.4.12,176)

13.Bunlar Allah’ın hudutlarıdır. Ve kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse (Allah) onu içinden ırmaklar akan cennetine koyar. Onlar orada ebedî olarak kalacaktır ve işte bu büyük kurtuluştur. (Bak.1.4*4.13,80*5.67*24.54*33.36*69.43-47)

(NOT: Allah’a ve Râsulüne itaat edin demek; Allah’ın gönderdiği ve Rasûl’ün tebliğ ettiği vahye itaat edin, yani Allah’a itaat edin demektir. Allah’a ve Râsülüne isyan etmek ise; Allah’a isyan etmek demektir.  Bu konularda onlarca âyet vardır. Ben burada sadece birkaçına işaret edeyim:

**Fâtiha 1. 4: “(Allah’ım) Yalnız Sana kulluk ederiz ve yalnız Senden yardım isteriz” demek suretiyle Allah’tan başka hiç kimseye kulluk etmeyeceğimizi ve yardımı sadece Allah’tan isteyeceğimizi beyan ediyoruz ve araya başkasını sokmayacağız” demektir.

**Nisâ 4.80 Kim Rasûle itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Ve kim de yüz çevirirse seni onlara bekçi olarak göndermedik.

**Mâide 5.67: Ey Rasûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği Rasûl’luk görevini yapmamış olursun.

**Nûr 24.54: De ki: Allah’a itaat edin ve Rasûle itaat edin! Eğer yüz çevirirseniz, Rasûl kendine yüklenenden sorumlu tutulacaktır. Siz de kendinize yüklenenden sorumlu tutulacaksınız. Ve eğer ona itaat ederseniz hidâyete erersiniz. Rasûlün görevi apaçık tebliğden ibarettir.

**Hâkka 69.43-47: O, Alemlerin Rabbinden indirilmiştir. Eğer, Râsûl Bizim adımıza bazı sözleri katsa (veya çıkarsa); onu yakalar ve şah damarını keserdik. Hiçbiriniz de ona yardım edemezdi.)

14.Ve kim Allah’a ve Rasûlüne isyan eder ve O’nun hudutlarını aşarsa, (Allah) onu içinde ebedî kalacağı ateşe/cehenneme koyar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.

15.Kadınlarınızdan fâhişelik/eşcinsellik yapanların aleyhine aranızdan dört şahit gösterin. Eğer onlar şahitlik ederlerse; o kadınlar ölünceye kadar veya Allah onların lehine bir kapı/yol açıncaya kadar evlerde hapsedin/gözetim altında tutun.

(NOT: Fahişelik; aşırılık yapmaktır ve burada kast edilen ise eşcinsellik/ lezbiyenlik yapmaktır. Bunun için, aranızdan dört kişinin (erkek veya kadın) şahitlik etmesi gerekmektedir. Eğer bir kadın zina yaparsa, onun zina yaptığını söyleyen kişinin dört kişiyi de şahit göstermesi gerekir ki böylece beş kişi şahitlik etmiş demektir. Zina yapan erkek ve kadına ceza olarak yüz deynek/sopa vurulur.)

16.İçinizden vellezâni/homoseksüellik (erkek erkeğe zinâ) yapanlar olursa onların ikisine de eziyet edin/caydırıcı ceza verin. Eğer tevbe ederler ve durumlarını düzeltirlerse onlara eziyet etmekten/ceza vermekten vaz geçin. Şüphesiz ki Allah Tevvâb’dır/tevbeleri kabul eder, Rahîm’dir/ merhametlidir.

17.Allah katında kabul gören tevbe cahillikle/bilmeyerek günâh işleyen, ardından pişmanlık duyup günâhtan vazgeçenlerin yaptığı tevbedir. Allah, işte böyle kimselerin tevbesini kabul eder. Allah, Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

18.Ve kötülük/günâh işleyip de içlerinden birine ölüm gelip çatınca: Ben şimdi tevbe ettim! diyenlerin ve kâfir olarak ölenlerin tevbesi kabul edilmez, onlar için elîm bir azâp vardır.

(NOT: 17’nci âyet hangi tevbelerin kabul edileceğini ve 18’inci âyet ise hangi tevbelerin kabul edilmeyeceğini bildirmektedir.)

19.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Ve apaçık bir fuhuş işlemeleri hariç, verdiğiniz mehrin bir kısmını geri almak için onlara baskı yapmanız da (helâl değildir). Ve onlarla ma’rûfa uygun olarak geçinin. Eğer onlardan hoşlanmasanız bile hoşlanmadığınız bir şeyde Allah sizin için birçok hayır takdir etmiş olabilir!

20.Ve eğer bir eşinizi boşayıp başka bir eş almak isterseniz, boşamak istediğiniz eşinize yüklerle mehir/mal vermiş olsanız bile verdiğiniz hiçbir şeyi geri almayın. Ona iftira atmak ve açık bir günâh işlemek suretiyle verdiklerinizi geri mi alacaksınız!

21.Ve birbirinizle içli-dışlı olduktan ve sağlam bir söz verdikten sonra verdiklerinizi ondan nasıl geri alacaksınız?

22.Ve babalarınızın (daha önce) nikâhladığı kadınlarla evlenmeyin. Ancak geçmişte olanlar hariçtir. Şüphesiz ki böyle bir şey; çok çirkin ve iğrenç ve utanç verici bir yoldur.

23.(Ey mü’min erkekler!) Şu kadınlarla evlenmeniz size haram kılınmıştır: Analarınız ve kızlarınız ve kız kardeşleriniz ve halalarınız ve teyzeleriniz ve erkek kardeşinizin kızları ve kız kardeşinizin kızları ve süt anneleriniz ve süt kız kardeşleriniz ve karılarınızın anaları/kayın valideleriniz, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz karılarınızın (eski kocalarından doğan ve evinizde bulunan) kızları ve öz oğullarınızın karılarıyla/gelinlerinizle ve aynı anda iki kız kardeşi birlikte nikâhlamanız. Ve gerdeğe girmeden boşadığınız kadınların kızları ile evlenmenizde bir sakınca yoktur. Ancak geçmişte olanlar hariçtir. Muhakkak ki Allah Gafûr’dur/affedicidir, Rahîm’dir/ merhametlidir. )

24.Vel muhsanâtü minen nisâi/ve evli (hür) kadınları nikâhlamanız da size haramdır, ancak ellerinizin altındaki köle kadınlar hariçtir (nikahlamanız haram değildir), bunlar Allah’ın Kitabında size bildirdiği hükümlerdir. Ve bunların dışındaki kadınlarla; muhsinîne/iffetli olmak ve zinadan uzak durmak kaydıyla; mehirlerini vererek evlenmeniz size helâldir. Ve mehir belirlendikten sonra, onu aranızda karşılıklı rıza ile artırıp-eksiltmenizde size bir günâh yoktur. Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

(NOT: Ellerinizin altındaki köle kadınları (nikahlamanız haram değildir) çünkü onların önceki evlilikleri hükümsüz olmuştur. Buna rağmen, bu kadınları nikahlamanız halinde onların mehirlerini önceki kocalarına iade etmeniz gereklidir.)

25.Ve sizden muhsanâtil mü’minâti/iffetli (hür) mü’min kadınları nikâhlamaya gücü yetmeyenler, fe mim mâ meleket eymânüküm/ ellerinizin altındaki köle mü’min kadınları nikâhlasınlar. Ve Allah sizin imanınızı en iyi bilendir, hepiniz birbirinizdensiniz. Onları velilerinin izni ile nikâhlayın ve iffetli olmaları, zina etmemeleri ve gizli dost edinmemeleri şartıyla mehirlerini mâ’rufa uygun olarak verin.  Eğer evlendikten sonra fuhuş/zina yaparlarsa onlara hür kadınlara verilenin cezanın yarısı verilir. İşte bu (evlenme izni) içinizden günâha girmekten korkanlar içindir. Ve sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir. (Bak.4.3,25,129*24.32-33)                                                                                                                                         

(NOT: KUR’AN’DA KÖLELİK VE CARİYELİK KONUSUNDAKİ HÜKÜMLER Enfâl sûresinin sonunda açıklanmıştır.)

26.Allah hükümlerini size açıklamak, sizi sizden öncekilerin doğru yoluna iletmek ve tevbenizi kabul etmek istiyor. Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

27.Ve Allah sizin tevbenizi kabul etmek istiyor. Ve şehvetlerine uyanlar ise sizin büyük bir sapıklığa düşmenizi isterler.

28.Allah sizin yükünüzü hafifletmek istiyor ve insan zayıf yaratılmıştır.

29.Yâ eyyühellezîne âmenû/ey iman edenler! Birbirinizin mallarını karşılıklı rızaya dayanan ticaretle illâ/bile olsa bâtıl yollarla yemeyin ve kendinizi öldürmeyin. Şüphesiz ki Allah size karşı Rahîm’dir/ merhametlidir.

NİSÂ SÛRESİ AÇIKLAMALARI:

AÇIKLAMA -1: BİRBİRİNİZİN MALLARINI KARŞILIKLI RIZAYA DAYANAN TİCARETLE BİLE OLSA BÂTIL YOLLARLA YEMEYİN VE KENDİNİZİ ÖLDÜRMEYİN!

30.Ve kim bunu düşmanlık ve zulüm için yaparsa (birbirinizin mallarını karşılıklı rızaya dayanan ticaretle ve bâtıl yollarla yerse) onu ateşe mahkûm edeceğiz. Bu Allah için çok kolaydır.

31.Eğer size yasaklanan büyük günâhlardan kaçınırsanız, küçük günâhlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir makama koyarız.

32.Ve bir kısmınıza sizden daha fazla verdiklerini Allah’tan temenni etmeyin. Erkeklerin kendi kazandıklarından bir pay, kadınların da kendi kazandıklarından bir pay vardır. Siz Allah’ın lütfunu isteyin. Şüphesiz ki Allah her şeyi Alîm’dir/bilendir.

33.Ve Biz, ana-babanın ve yakın akrabaların bıraktıkları mallara mirasçılar belirledik. Ve yeminle beğlandığınız kimselere de miras paylarını verin. Şüphesiz ki Allah her şeye Şahît’tir/tanıklık etmektedir. (Bak.3.77*4.33*13.20*16.91*23.8*70.32*)

34.Erkekler kadınlar üzerinde kavvâm’dır/koruyup-kollayıcıdır. Allah (insanların) bazılarını diğerlerinden üstün kılmıştır ve (erkekler kadınlara) mallarından infâk etmektedir. Sâlihât/iyi kadınlar kânitât’dır/itaatkârdır ve Allah’ın korumasını (istediği iffetlerini kocalarının yokluğunda da) korurlar. Nüşûzundan/geçimsizliğinden endişe ettiğiniz karılarınıza nasihat edin, (bu yeterli olmazsa) onları yataklarında yalnız bırakın, (bu da yeterli olmazsa) vadribûhünne/mekânları-evlerinizi ayırın. Eğer size saygılı davranırlarsa, artık onların aleyhine başka yollar aramayın. Şüphesiz ki Allah Alîy’dir/çok yücedir, Kebîr’dir/çok büyüktür.

AÇIKLAMA-2: ALLAH KARILARINIZI DÖVÜN! DEMİYOR. 

35.Ve eğer karı-kocanın arasının açılmasından endişe ederseniz, erkeğin ve kadının ailelerinden birer hakem tayin edin. Eğer onlar eşlerin aralarını düzeltmek isterlerse, Allah onların/eşlerin aralarını buldurur. Şüphesiz ki Allah Alîm’dir/bilendir, Habîr’dir/ haberdardır.

36.Ve Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ve ana-babaya ve akrabaya ve yetimlere ve miskinlere/çaresizlere ve yakın komşuya ve uzak komşuya ve yakın arkadaşa ve ibnis sebîl/yolda kalmışlara ve mâ meleket eymânüküm/ hâkimiyetiniz altındaki kölelere iyilik edin. Şüphesiz ki ki Allah, kibirlenen ve böbürlenenleri sevmez. 

(YARDIM EDİLECEK OLANLARIN BAŞLICALARI: 
Bak.2.177,215*4.36*9.60*16.90*17.26*30.38*51.19*70.24-25* 76.8)

37.Onlar, kendileri cimrilik ederler ve başkalarına da cimriliği tavsiye/telkin ederler ve Allah’ın lütfundan kendilerine verdiklerini gizlerler. Ve kâfirlere alçaltıcı bir azâp hazırladık.

38.Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş için infâk ederler. Ve Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman etmezler. Ve şeytanı arkadaş edinen kimse, ne kötü birisini arkadaş edinmiştir.

39.Onlar Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman etselerdi ve Allah’ın verdiği rızıktan infâk etselerdi ne olurdu? Allah onları Alîm’dir/bilendir.

40.Şüphesiz ki Allah kimseye zerre kadar zulüm yapmaz. Ve eğer bir iyilik yapılırsa, onun mükâfatını kat kat artırır ve katından büyük bir mükâfat da verir.

(Bak.4.40*17.13-14*18.49*36.12*45.28-29*56.27* 69.18-29* 75.13* 78.40*82.10-13*84.7-12*99.6-8)

41.(Rasûlüm!) Her ümmetten bir şahit getirdiğimizde ve seni de onlara şahit yaptığımızda onların hali nice olacak?

(Bak. 2.161-162*4.41*16.84-85,89*28.75*30.57*40.49,52*41.24*45.34-35*66.7*77.35-36)

42.Kâfirler ve Rasûle isyan edenler, O Gün/Mahşer Günü toprağa karışıp yok olmak isterler ve onlar Allah’tan hiçbir şeyi gizleyemezler.

43.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Ve sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar o namaza yaklaşmayın. Ve yolda olan müstesna cünüpken gusledinceye kadar (o namaza yaklaşmayın).
Ve eğer hastaysanız veya yolculukta iseniz veya abdest bozmaktan geliyorsanız ev lâmestümün nisâe/veya kadınlara (cinsel olarak) dokunmuşsanız su da bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin, onunla yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin. Şüphesiz ki Allah Afüvv’dür/affedicidir, Gafûr’dur/bağışlayandır.

(Bak. 2.219*4.43*5.90-91*29.45)

(NOT: Bu âyette: Sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar; …cünüpken gusledinceye kadar o namaza yaklaşmayın! ifadesi yer almaktadır. Bu ifadeye sarhoşken namaza yaklaşmayın manası verilmesi son derece hatalıdır. Buradaki asıl maksat; sarhoşluk değil, sarhoşken ne dediğinizi bilmemektir. Sarhoş olmanıza rağmen, eğer ne dediğinizi biliyorsanız namazı kılmanızda bir sorun yoktur (içki içmenin haramlığı mahfuzdur). (Bak. 2.219*4.43*5.90-91*29.45).
Ne dediğinizi bilmek konusunu biraz daha genişletince; namaz kılarken manasını bilmediğiniz âyetleri değil, manasını bildiğiniz âyetleri okumanız gerektiğini de dikkatinize sunuyorum. Bak. Namaz hakkında Ankebût 29.45 Not’u! Abdest hakkında: Bak. Mâide 5.6 )

44.Kendilerine Kitaptan bir pay verilmiş olanları (Kitap Ehlini) görmedin mi? Sapıklığı satın alıyorlar ve sizin de yoldan sapmanızı istiyorlar.

45.Ve Allah düşmanlarınızı bilendir. Ve veli/destekçi olarak Allah size yeter ve nasıyrâ/yardımcı olarak da Allah size yeter.

46.Yahûdilerden bazıları kelimeleri tahrif ederek/yerlerini değiştirerek ve diyorlar ki: Semı’nâ ve asaynâ/işittik ve reddettik-Vesma’ gayra müsmeıv/asıl sen bizi dinle-Ve Râ’inâ/bizi güt-bize çobanlık et, gibi ifadeler kullanırlar! Ve eğer onlar deselerdi ki: Semı’nâ ve eta’nâ/işittik ve itaat ettik-Vesma’/seni dinliyoruz-Unzurnâ/bizi gözet!  Bu onlar için hayırlı ve doğru olurdu. Ve lâkin inkâr etmeleri yüzünden Allah onları lânetledi/dışladı, çok azı müstesna onlar (Yahûdiler) iman etmezler.

(Bak. 2.75,104*4.46-47*5.12-13,41-43)

47.Ey kendilerine Kitap verilenler! Ellerinizde olan Kitabı/Tevrat’ı tasdik eden bu Kitaba/Kur’an’a iman edin. Bunu; sizi yüzünüze bakılmaz bir hale getirmeden veya cumartesi yasağını çiğneyenleri lânetlediğimiz/ dışladığımız gibi sizi de lânetlemeden/dışlamadan önce yapın. Ve Allah’ın emri muhakkak gerçekleşir.

(Bak. 2.58,65,93*4.47,154*7.163*10.93*16.124*45.17)

48.Şüphesiz ki Allah, kendisine şirk/ortak koşulmasını bağışlamaz. Ve bunun dışında dilediğini/hak edeni bağışlar. Ve kim Allah’a şirk/ortak koşarsa, büyük bir iftira günâhı işlemiş olur.

49.Kendilerini temize çıkaranları (biz günâhsızız diyenleri) görmüyor musun? Hayır! Allah dileyeni/hak edeni temize çıkarır ve (kimseye) zerre kadar zulüm edilmez.

50.Şunlara baksana, Allah’a nasıl yalan iftira ediyorlar! Ve apaçık bir günâh olarak bu onlara yeter! 

51.Kitaptan kendilerine bir pay verilenleri (Kitap Ehlini) görmüyor musun? Cibt’e/putlara ve Tâgût’a/batıl güçlere iman ediyorlar ve diyorlar ki: Kâfirler iman edenlerden daha doğru yoldalar!

52.Onlar Allah’ın lânetlediği/dışladığı kimselerdir. Ve Allah kime lânet ederse/dışlarsa ona yardım edecek kimse de yoktur.

53.Yoksa onlar (Allah’ın) mülküne ortak olduklarını mı sanıyorlar? Eğer öyle olsaydı, insanlara zerre kadar bir şey bile vermezlerdi.

(Bak. 4.53*17.100*70.19-21)

54.Yoksa onlar, Allah’ın lütfundan pay verdiği kimseleri kıskanıyorlar mı? Andolsun İbrahim ailesine Kitap ve hikmet verdik ve onlara güçlü bir mülk/saltanat bahşettik.

55.Onlardan ona/İbrahim’e iman edenler oldu ve onlardan ondan yüz çevirenler oldu. Ve cehennemin o kavurucu ateşi onlara/yüz çevirenlere yeter!

56.Şüphesiz ki âyetlerimizi inkâr edenleri/kâfirleri ateşe atacağız. Derileri piştikçe âzabı sürekli tatmaları için onların derilerini yenileyeceğiz. Şüphesiz ki Allah Azîz’dir/güçlüdür, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

(Bak. 4.56*20.74*25.14*35.36*43.77*84.12-13)

57.Vellezîne âmenû ve amilüs sâlihâti/şüphesiz ki iman eden ve sâlih amel işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Onlar orada ebedî olarak kalacaklar ve tertemiz eşleriyle birlikte koyu/serin gölgelerde oturacaklardır.

(Bak 2.25,62,112*3.15*4.57,122,124-125*5.69*9.121*16.96-97* 17.9*18.2,88*20.75,112*24.37-38*29.7*39.10,33-35*40.40)

58.Şüphesiz ki Allah, size emaneti ehline vermenizi ve insanlar arasında adaletle hükmetmenizi emreder. Şüphesiz ki Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah Semî’dir/işitendir, Basîr’dir/görendir.

59.Yâ eyyühellezîne âmenû/ey iman edenler! Allah’a ve Rasûlüne (Rasulün getirdiği vahye) itaat edin ve sizden olan ülü’l-emre/yetkililere de itaat edin. Eğer herhangi bir hususta (ülü’l-emr ile/yetkililerle) anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah’a ve Rasûlü’ne arz edin. Eğer, Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanıyorsanız böyle te’vil/yorum yapmanız daha hayırlı ve daha güzeldir.

60.Sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ettiklerini iddia edenleri görmedin mi? Onlar, aralarındaki anlaşmazlığın çözümü için tagûtun/şeytani güçlerin hakemliğine başvurmak istiyorlar, oysa onlara tagûta/batıl güçlere uymamaları emredilmişti. O şeytan ise onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.

61.Ve onlara/münâfıklara: Allah’ın indirdiğine/Kitaba ve bu Rasûle uyun dendiği zaman o münâfıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

62.Kendi elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir musibet geldiğinde onların/münâfıkların halleri ne olacak? Sonra sana gelip Allah’a yemin ederek: Biz sadece iyilik yapmak ve arayı bulmak istedik! (derler).

63.Onlar öyle kimseler ki Allah onların kalplerinde olanı bilir. Sen onlara aldırma ve onlara öğüt ver ve onlara kendilerini etkileyecek sözler söyle.

(Bak. 2.168*4.63*16.125*17.53)

64.Ve gönderdiğimiz her Rasûlü, Allah’ın izniyle ona itaat edilmesi için gönderdik. Eğer onlar kendilerine zulmettiklerinde sana gelip, Allah’tan bağışlanma dileselerdi ve Rasûl de onlar için bağışlanma dileseydi, Allah’ı Tevvâb/tevbeleri kabul eden, Rahîymâ//merhametli bulurlardı.

(NOT: İnternette bir hoca önce Yûsuf 106’ncı âyete doğru meal verdi ve dedi ki: Onların çoğu ancak Allah’a şirk koşarak iman ederler! Sonra Nisâ 64’ncü âyetin Rasûl’ün şefaat ettiğine delil olduğunu söyledi ve dedi ki: Hani Peygamberler şefaat edemez diyorlardı bak işte şefaat ediyorlar!

Bu âyete benim verdiğim meali ve diğer mealleri incelediğimde gördüm ki bu hoca âyetin mealini çarpıtıyor. Bu âyet dünyadan bir örnek veriyor ve dünyada suç işleyen birileri eğer Rasûle gelerek Allah’tan bağışlanma dileselerdi ve Rasûl de onlar için (Allah’tan) bağışlanma dileseydi; Allah’ı Tevvâb/tevbeleri kabul eden, Rahıym/merhametli bulurlardı! diyor. Yüce Allah biz kullarının da diğer mü’minlerin günâhlarının bağışlanması için Allah’a dua etmemizi tavsiye etmiyor mu? Ayrıca onlarca âyette Allah’ın samimi tevbeleri kabul edeceği bildirilmektedir. Burada, günâh işleyenlerin nasıl tevbe edeceklerine örnek verilmiştir. Rasûl’ün onlara daha dünyadayken şefaat ederek günâhlarını bağışlaması söz konusu değildir. Zaten şefaat mahşer gününde yapılacak yardımlar/torpiller için kullanılan bir terimdir ve mahşerdeki şefaat yetkisi de sadece Allah’a aittir. Âyete meal verirken bu kadar çarpıtma yapılır mı? Kardeşlerim, bir söze inanmadan önce o sözün doğru olup olmadığını sorgulayın. İlk önce de benim yazdıklarımı sorgularsanız memnun olurum.)

65.Hayır, Rabbine andolsun ki, onlar aralarında ihtilafa düştükleri konularda seni hakem tayin edip sonra senin verdiğin hükme içlerinde hiçbir sıkıntı duymadan teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar!

(Bak. 4.65*6.114*10.19*11.110*16.64) 

66.Ve eğer onlara: Ya kendinizi öldürün veya yurdunuzdan çıkın! diye emretmiş oysaydık, pek azı hariç bunu yapmazlardı. Halbuki kendilerine verilen talimata uysalardı, onlar için hem daha hayırlı ve hem de daha sağlam olurdu.

67.Ve o zaman onlara katımızdan büyük bir mükafât verirdik.

68.Ve onları sırâtam müstekıymâ/dosdoğru yola iletirdik.

69.Ve kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse, işte onlar; Allah’ın kendilerine nimet verdikleri: Nebilerle ve sıddîklerle ve şehitlerle ve sâlihlerle beraber olacaktır. Ve bunlar ne güzel arkadaştır.

70.İşte bu lütûf Allah’tandır ve bilen olarak Allah yeter!

71.Yâ eyyühellezîne âmenû/ey iman edenler! Savaş için tedbirinizi alın ve bölük-bölük veya topyekûn savaşın!

(Bak. 3.200*4.71,74-76*8.60)

72.Ve şüphesiz ki (savaş için) içinizden bazıları ayak sürüyecektir. Size bir musibet isabet ettiğinde derler ki: Allah bana iyilik yapmış da iyi ki onlarla birlikte (savaşa) gitmemişim

73.Ve eğer Allah’tan size bir lütûf gelirse, sanki kendilerine çağrı yapılmamış gibi derler ki: Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı kazansaydım

74.Ahireti kazanmak için bu dünya hayatından vaz geçenler Allah yolunda savaşsınlar. Kim Allah yolunda savaşır da öldürülür veya galip gelirse; Biz onlara ileride büyük bir mükâfat vereceğiz.

75.Ve size ne oluyor da Allah yolunda ve Rabbimiz! Halkı zâlim olan bu beldeden bizi çıkar, katından bize bir koruyucu, bir yardımcı ver diyen zavallı erkekler ve kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?

76.Şüphesiz ki iman edenler Allah yolunda savaşırlar. Ve kâfirler ise tâgûtun/bâtıl güçlerin yolunda savaşırlar. Öyleyse siz, şeytanın taraftarlarıyla savaşın, şüphesiz ki şeytanın tuzağı zayıftır

77.Kendilerine: Ellerinizi (savaştan) çekin ve namazı dosdoğru kılın ve zekâtı verin! denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, onlardan bir grup Allah’tan korkar gibi insanlardan korkmuş hatta korkuları daha da artmıştı. Ve dediler ki: Rabbimiz! Bize savaşı niçin yazdın, biraz daha süre tanısaydın olmaz mıydı? De ki: Dünya geçimliği pek azdır. Ve takvâlı olanlar için âhiret daha hayırlıdır. Ve kimseye zerre kadar haksızlık yapılmaz.

78.Nerede olursanız olun velev ki sağlam kalelerde bile olsanız ölüm sizi yakalayacaktır. Ve onlara bir iyilik gelse derler ki: Bu Allah’tandır! Ve bir kötülük geldiğinde derler ki: Bu senin yüzündendir! De ki: Hepsi Allah’tandır! Bu kavimlere ne oluyor da hiçbir sözü anlamıyorlar?

(Bak. 4.78-79)

(NOT: Başınıza gelen her şey Allah’tandır demek: Sizin kendi ellerinizle yaptıklarınıza Allah’ın yasalarının uygulanması sonucudur! demektir. Yoksa kötülük yapıp-yapıp da bunların sorumluluğunu Allah’a yüklemek demek değildir.)

79.Sana gelen her iyilik Allah’tandır ve başına gelen kötülükler kendi nefsindendir! Ve Biz seni insanlara Rasûl olarak gönderdik. Ve şahit olarak Allah yeter.

80.Kim Rasûle itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Ve kim de yüz çevirirse seni onlara bekçi olarak göndermedik.

(Bak.4.13,80*5.67*24.54*33.36*69.43-47)

81.Onlar sana: Başüstüne! derler, yanından ayrıldıklarında içlerinden bir kısmı senin söylediklerinden farklı işler çevirirler. Ve Allah, onların çevirdiklerini yazmaktadır. Sen onlara aldırma ve Allah’a tevekkül et/güven! Vekil olarak Allah sana yeter.

82.Onlar Kur’an’ı okuyup etraflıca düşünmezler mi? Ve eğer Allah’tan başkası tarafından (gönderilmiş) olsaydı onda birçok ihtilaf/çelişki bulurlardı.

83.Ve onlara güvene yahut korkuya dair bir haber gelince onu yayarlar. Ve eğer onu Rasûle veya içlerindeki ulul-emre/yetkililere iletselerdi, işin iç yüzünü araştıranlar gerçeği anlarlardı. Eğer Allah’ın lütfu ve rahmeti olmasaydı çok azınız hariç şeytana uyardınız.

84.Sen Allah yolunda savaş, sen ancak kendinden sorumlusun (başkasından değil). Ve mü’minleri de (savaşa) teşvik et. Umulur ki  kâfirlerin gücünü Allah kıracaktır. Ve Allah’ın gücü üstündür ve cezası daha şiddetlidir.

85.Kim bir iyiliğe/güzelliğe şefaat/aracılık ederse ona ondan bir pay vardır. Kim de bir kötülüğe şefaat/aracılık ederse ona da ondan bir pay vardır. Allah her şeyi Mukît’tir/gözetendir!

86.Ve size selâm verildiğinde onun daha güzeliyle veya aynısıyla karşılık verin. Şüphesiz ki Allah, her şeye Hasîb’dir/hesabını tutar.

87.O Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur. Gerçekleşeceğinden asla şüphe olmayan Kıyamet Günü’nde sizi bir araya toplayacaktır. Ve Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir!

88.Size ne oluyor da kazandıkları günâh sebebiyle Allah’ın baş aşağı ettiği o münâfıklar hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz?  Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Ve Allah’ın saptırdığı için asla hiçbir çıkış yolu bulamazsın.

89.Onlar/münâfıklar, kendileri gibi sizin de inkâr ederek kendilerinin seviyesine düşmenizi isterler. Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan evliyâ/dostlar edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakalayın ve öldürün. Onlardan hiç kimseyi veli/dost ve yardımcı edinmeyin.

90.Ancak sizinle anlaşması olan bir kavme sığınanlara veya sizinle ve kendi kabileleriyle de savaşmayacaklarını bildirerek size gelenlere (tarafsızlara) dokunmayın. Eğer Allah dileseydi, onları sizin başınıza musallat eder onlar da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak durur, sizinle savaşmazlar ve size barış teklif ederlerse, Allah sizin onlara zarar vermenize izin vermez.

91.Hem sizden hem de kendi kavimlerinden emin olmak isteyenleri de bulacaksınız. Ama onlar, mü’minlere karşı fitneye/savaşa çağrıldıklarında balıklama dalarlar. Eğer onlar sizi tacizden vazgeçmezler, sizinle barışa yanaşmazlar ve ellerini sizden çekmezlerse, yakaladığınız yerde onları vaktülûhum/öldürün. İşte onlara karşı size açık bir yetki verdik.

(NOT: Nisâ 4.88-91nci âyetleri Tevbe 9.5’nci âyetlerle birlikte okuduğunuzda Allah’ın, müşrikleri gördüğünüz yerde kayıtsız şartın öldürün demediği görülecektir.)

92.Ve bir mü’minin başka bir mü’mini (kasten) öldürmesi düşünülemez, hata ile olması başka. Ve kim (bir mü’min) hata ile bir mü’mini öldürürse; fe tahrîru rakabetim mü’minetiv ve diyetüm/mü’min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ölenin ailesine diyet ödemesi gerekir, ölenin ailesinin diyeti bağışlaması başka. Ve eğer hata ile öldürülen mü’min size düşman olan bir kavme mensup ise o zaman fe tahrîru rakabetim mü’mineh/ mü’min bir köleyi azat etmelidir (diyet ödemesi gerekmez). Ve eğer o kişi aranızda anlaşma olan bir kavme mensupsa, ölenin ailesine diyet ödemek ve tahrîru rakabetim mü’mineh/mü’min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak gerekir. Bunlara güç yetiremeyen kişi, tevbesinin Allah tarafından kabulü için aralıksız (kameri) iki ay oruç tutmalıdır. Ve Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

93.Ve kim bir mü’mini mute’ammiden/kasten öldürürse onun cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Ve Allah ona gazap etmiştir ve onu lânetlemiştir/rahmetinden uzaklaştırımıştır ve onun için büyük bir azâp hazırlamıştır.

(Bak. 2.178-179*4.92-93*5.32,45*6.151*17.33*18.74*25.68)

94.Yâ eyyühellezîne âmenû/ey iman edenler! İzâ darabtüm fî sebîlillâhi/Allah yolunda sefere-cihada çıktığınızda iyice araştırın ve size selam verene (barış teklif edene) dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek sen mü’min değilsin! demeyin. Allah katında pek çok gânimet vardır. Önceden siz de onlar gibiydiniz, Allah size lütufta bulundu, durumu iyice araştırın. Şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

95.Mü’minlerden geçerli bir özrü/mazereti olmadan oturanlarla vel mücâhidûne/Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihâd edenler bir/eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihâd edenlerin derecesini oturanlardan üstün kılmıştır. Ve Allah hepsine güzellikler vadetmiştir ve mücâhitlere evlerinde oturanlardan daha büyük mükâfatlar vererek onları üstün kılmıştır.

96.Ve Allah, onlara (mücahitlere) kendi katından dereceler ve mağfiret/ bağışlanma ve rahmet vermiştir. Ve Allah, Gafûr’dur/bağışlayandır ve Rahîm’dir/merhametlidir

97.Melekler kendilerine zulmedenlerin canlarını alırken derler ki: Siz ne yapıyordunuz? Onlar derler ki: Biz yeryüzünde müstad’afîne/çaresiz kimselerdik! (Melekler) derler ki: Allah’ın arzı/yeryüzü geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya! İşte bunların varacakları yer cehennemdir, orası ne kötü bir yerdir.

(Bak. 4.97-100*6.22-23,61,93*7.37*8.50-51*16.28,32,87*47.27)

98.Ancak; güçsüz, çaresiz ve hicret etme imkânı bulamamış olan erkek, kadın ve çocuklar bundan müstesnadır.

99.İşte bu kimsleri Allah’ın affetmesi umulur. Ve Allah Afüv’dür/ affedendir, Gafûr’dur/bağışlayandır.

100.Ve kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde yaşayabilecek bir yer ve imkân bulur. Ve kim Allah’ın ve Rasûlü’nün yolunda hicret etmek üzere evinden çıkıp da yolda ölürse onun ecrini/mükâfatını Allah verir. Ve Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir.

101.Ve izâ darabtüm fil erdı/yeryüzünde sefere/cihada çıktığınız zaman, in hıftüm ey yeftinekümül lezîne kefûru/kâfirlerin size kötülük yapmalarından korkarsanız fe leyse aleyküm cünâhun en taksurû mines salâh/o namazı kısaltmanızda size bir günâh yoktur. Şüphesiz ki kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.

(NOT: Namazın kazası yoktur ve vaktinde eda edilmesi gereken bir ibadettir. Bakara Sûresi Açıklamaları, açıklama 5 de geniş açıklama yapılmıştır, lütfen bakınız.)  

102.Ve sen de aralarında olup, fe ekamte lehümüs salâte/o namazı onlara kıldıracağın zaman bir grup silahlarını yanlarına alarak seninle namaza dursun, diğerleri nöbet tutsun. Fe izâ secedû/secde ettiklerinde bunlar geri çekilsinler (nöbete geçsinler). Namazı kılmamış olan diğer grup silahlarını yanlarına alarak gelip seninle birlikte namazı kılsınlar. Kâfirler, ani bir baskın yaparak sizi silahlarınızdan ve eşyalarınızdan gafil avlamak isterler. Yağmur dolayısıyla sıkıntınız olur veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda size bir sakınca yoktur ve tedbirinizi alın. Şüphesiz ki Allah kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır!

103. Fe izâ kadaytümüs salâte/o namazı kıldıktan sonra; ayakta, otururken ve yanlarınız üzerine uzanmış bir haldeyken Allah’ı zikredin/ hatırlayın. Güvene kavuştuğunuzda namazı dosdoğru/tam kılın. Şüphesiz ki namaz mü’minler üzerine belirli vakitlerde yazılmış bir farzdır.

104. Ve (Düşman) kavmini/birliğini takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız onlar da sizin gibi acı çekiyorlar. Ve siz Allah’tan onların beklemedikleri mükâfatları bekliyorsunuz. Ve Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

105.Biz sana bu Kitab’ı/Kur’an’ı; insanlar arasında Allah’ın gösterdiği şekilde hüküm veresin diye hakk/gerçek olarak indirdik. Ve sakın hainleri savunma!

(Bak. 2.213*4.65,105*6.114*10.19,57* 11.110*16.44,64*41.45)

106.Allah’tan bağışlanma dile. Şüphesiz ki Allah, Gafûr’dur/ bağışlayandır, Rahıym’dir/merhametlidir.

107. Ve kendilerine hainlik edenleri savunma. Şüphesiz ki Allah, günâha batmış hainleri sevmez.

108.Onlar (günâhı) insanlardan gizlemeye çalışırlar ve Allah’tan gizlemeyi düşünmezler. Ve O’nun razı olmayacağı işleri plânlarken O/Allah onların yanındadır. Ve Allah, onların yaptıklarını kuşatmıştır.

109.Haydi siz bu dünya hayatında onları savundunuz diyelim, Allah’a karşı Kıyamet Günü onları kim savunacak veya kim vekil/yardımcı olacak?

110.Ve kim bir kötülük yapar ve kendine zulmeder sonra Allah’tan af dilerse,Allah’ı Gafûr/bağışlayan ve Rahîm/ merhametli bulur.

111.Ve kim bir günâh işlerse onu ancak kendi aleyhine işlemiş olur. Ve Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

112.Ve kim bir hata yapar veya günâh işler sonra onu suçsuz birinin üstüne atarsa, şüphesiz ki bir iftirayı ve apaçık bir günâhı yüklenmiş olur.

113.Ve eğer sana Allah’ın lütfu ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni yanıltmaya yeltenmişti. Ve onlar ancak kendilerini yanıltırlar ve sana hiçbir zarar veremezler. Ve Allah, sana Kitabı ve hikmeti indirmiş ve bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Ve Allah’ın sana olan lütfu çok büyüktür.

114.Onların gizli görüşmelerinin çoğunda bir hayır yoktur. Ancak, yardımlaşmayı veya iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi isteyenlerin yaptıkları başkadır. Ve kim bunları Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, ona büyük bir mükâfat vereceğiz.

115.Ve kendisine doğru yol belli olduktan sonra, kim Rasûle karşı çıkar ve mü’minlerin yolundan sapar ve başka yola girerse, onu saptığı yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Ve ne kötü bir varış yeridir orası.

116.Şüphesiz ki Allah kendisine şirk koşanı bağışlamaz ve bunun dışındaki dileyen/hak eden kimselerin günâhlarını bağışlar. Ve kim Allah’a şirk koşarsa derin bir sapıklığa düşmüş olur.                                      

117.Min dûnihî/O’nun peşi sıra onların yardıma çağırdıkları dişilerdir (dişi putlardır) ve onlar ancak inatçı şeytana tapıyorlar.

(Bak. 4.117*19.44*36.60)

118.Allah onu/şeytanı lânetlemişti/dışlamıştı. Ve o dedi ki: Senin kullarından belli bir kısmını ele geçireceğim!

119.Ve onları saptıracağım ve onları boş kuruntulara sokacağım ve onlara emredeceğim, en’am (koyun, keçi, sığır, deve) cinsi hayvanların kulaklarını yardıracağım ve onlara emredeceğim Allah’ın yaratışını/ yarattıklarını değiştirecekler!  Ve kim o şeytanı min dûnillâhi/Allah’ın peşi sıra veli/destekçi edinirse apaçık bir hüsrana uğramış olur.

120.O/şeytan onlara vaatte bulunur ve onları ümitlendirir. Ancak, şeytanın vaadi sadece onları aldatmaktan ibarettir.

(NOT: Y. N. Öztürk hoca ilk cümleyi: (şeytan) onları anlamını bilmeden okumaya iter! şeklinde tercüme ederek zımnen; anlamını bilmeden Kur’an okumanın şeytanın yolundan gitmek olduğunu ifade etmektedir.

Bak. Öztürk, Y.N.-Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Meali, S:98)

121.İşte onların varacakları yer cehennemdir ve oradan kurtulmak için çare bulamazlar.

122.Vellezîne âmenû ve amilüs sâlihâti/ve iman eden ve sâlih amel işleyenleri ebedî kalmak üzere, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Bu Allah’ın gerçek bir vaadidir/sözüdür. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir? (Bak 2.25,62,82,112*3.15,135-136*4.57,87,122, 124-125*5.69*10.9*13.29*16.96-97*17.9*18.2,30-31,88,107-108* 20.75,112* 22.50*24.37-38*29.7,58*30.15*31.8-9*39.10,33-35,74* 40.40*42.22)

123.İş (cennet) sizin kuruntularınıza ve Ehl-i Kitab’ın kuruntularına bağlı değildir. Kim bir kötülük işlerse ona karşılığı verilir. Ve min dûnillâhi/Allah’ın peşi sıra veli/destekçi ve yardımcı da bulamazlar.

124.Ve kim erkek veya kadın olsun mü’min olarak sâlih amel işlerse işte onlar cennete girecektir. Ve onlara zerre kadar haksızlık yapılmaz.

125.Ve iyilik yaparak kendini Allah’a teslim eden ve dinde hanif/Allah’ı birleyen İbrâhîm’in dininden daha güzel kimin dini olabilir? Ve Allah İbrâhîm’i halîl/dost edinmiştir.

(Bak 2.62,112*4.57,122,124-125* 5.69* 16.96-97*17.9*18.2,88*20.75,112*24.37-38*29.7*39.10,33-35*40.40)

(NOT: Kur’an’da, dost olarak halîl sözcüğü kullanılmaktadır. Veli/evliya sözcüklerine ise; koruyucu, destekleyici, taraftar gibi anlamların verilmesi uygundur.)

126.Ve göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. Ve Allah Mühıyt’tir/ her şeyi kuşatmıştır. (Bak. 2.255,284*3.109,129* 4.126,131-132,170*10.55*16.52* 24.64* 30.26*31.26*42.4*53.31)

127. Ve senden kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki: Onlar hakkındaki fetvayı size Allah vermektedir: Kendilerine yazılmış olanı (mirası-mehri) vermeyip kendileriyle evlenmek istediğiniz yetim kadınlara, çaresiz çocuklara ve diğer yetimlere adil davranmanız konusundaki fetvayı bu Kitap’da/Kur’an’da okunan âyetler size vermektedir. Ve hayır olarak ne yaparsanız Allah onu Alîm’dir/bilmektedir. (Bak.2.220*4.2-6,127)

128.Ve eğer bir kadın kocasının nüşûzundan/sadakatsizliğinden veya yüz çevirmesinden endişe ederse, sulh yoluyla arayı düzeltmelerinde iki taraf için de günâh yoktur ve sulh hayırlıdır. Ve insanların nefisleri ise kıskançlığa meyillidir. Ve eğer arayı düzeltir ve takvâlı olursanız, şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan Habîr’dir/haberdardır.

129.Ve ne kadar isteseniz de kadınlarınız arasında adil davranmaya güç yetiremezsiniz. Birisine meyledip de diğerini muallakta/ortada bırakmayın. Ve eğer uzlaşır ve takvâlı davranırsanız, muhakkak ki Allah Gafûr’dur/ bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir. (Bak.4.3,25,129*24.32-33)

130.Ve eğer eşler birbirinden ayrılırsa/boşanırsa, Allah kudretiyle her birini zenginleştirir. Ve Allah Vasî’dir/yardımı boldur, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

131.Ve göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. Ve andolsun ki; sizden önce Kitap verdiklerimize ve size de: Allah’a karşı takvâlı olun! diye emrettik. Ve eğer inkâr ederseniz bilin ki, göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. Ve Allah Ganî’dir/zengindir, Hamîd’dir/övgüye lâyıktır.

(Bak. 2.255*4.126,131-132,170*16.52*30.26*42.4)

132.Ve göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. Ve vekil olarak Allah yeter. (Bak. 2.255*4.126,131-132,170*16.52*30.26*42.4)

133.Ey insanlar! Eğer dilerse sizi yok eder ve yerinize başkalarını getirir. Allah buna Kadîr’dir/gücü yetendir.

(Bak. 4.133*11.94*17.17*21.11*22.45,48*29.31*65.8)

134.Kim dünya nimetini isterse (bilsin ki), dünya nimeti ve âhiret nimeti Allah katındadır. Ve Allah Semî’dir/işitendir, Basîr’dir/ görendir.

135.Yâ eyyühellezîne âmenû/ey iman edenler! Ve eğer kendiniz veya ana-babanız veya yakınlarınız aleyhine bile olsa, adaleti ayakta tutan ve Allah için şahitlik eden kimseler olun. Onlar (şahitlik ettikleriniz) zengin olsa veya fakir olsa Allah onlara sizden daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten ayrılmayın. Eğer dilinizi eğip-bükerseniz/yalan söylerseniz veya şahitlik yapmaktan kaçınırsanız; şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan Habîr’dir/haberdardır (sizi bundan sorumlu tutar).

(Bak. 4.58,135*5.8*6.152)

136.Yâ eyyühellezîne âmenû/ey iman edenler! Allah’a ve Rasûl’üne ve Rasûl’üne indirdiği Kitaba ve daha önce indirdiği Kitap’lara iman edin. Ve kim, Allah’ı ve Meleklerini ve Kitaplarını ve Rasûllerini ve Âhiret Günü’nü inkâr ederse, işte o çok derin bir sapkınlığa düşmüştür.

(Bak. 2.177*4.136)

137.Şüphesiz ki; iman eden sonra inkâr eden, sonra iman eden sonra inkâr eden, sonra inkârda ileri gidenleri Allah affetmeyecek ve doğru yola iletmeyecektir.                                                    

138.Münâfıklar için onlara elem verici bir azâp olduğunu müjdele!

139.Onlar/münâfıklar, mü’minlerin peşi sıra kâfirleri evliyâ/destekçi-dost ediniyorlar, onların yanında itibar mı arıyorlar? Şüphesiz ki itibar tamamıyla Allah’ın yanındadır. 

140.Ve O size indirdiği Kitap’ta şunu bildirmiştir: Allah’ın âyetlerini inkâr ettiklerini veya alaya aldıklarını işittiğinizde, onlar mevzuyu değiştirinceye kadar yanlarında oturmayın, yoksa şüphesiz ki siz de onlar gibi olursunuz! Muhakkak ki Allah münâfıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır. 

141.Onlar sizi sürekli gözetlerler. Eğer Allah size bir zafer verirse derler ki: Biz sizinle beraber değil miydik? Ve eğer kâfirlere bir nasip/üstünlük düşerse derler ki: Biz size yardım ederek bunu sağlamadık mı ve sizi mü’minlerden korumadık mı? Allah aranızda hükmünü Kıyamet Günü verecektir. Ve Allah, mü’minlerin aleyhine kâfirlere asla yol vermez.

142.Şüphesiz ki münâfıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Ve O, onların hilelerini başlarına geçirir. Ve izâ kâmû iles salâti/onlar-münâfıklar o namaza kalktıkları zaman gönülsüzce kalkarlar ve insanlara gösteriş yaparlar. Ve Allah’ı da çok az zikrederler/hatırlarlar.

(Bak. 4.142*9.54*19.59*74.41-47*107.1-7)

143.Onlar/münâfıklar, (imanla küfür) arasında bocalayıp dururlar ne oraya katılırlar ve ne buraya. Ve Allah’ın saptırdığına/sapık saydığına sen asla çıkış yolu bulamazsın.

144.Yâ eyyühellezîne âmenû/ey iman edenler! Mü’minlerin  dûninde/peşi sıra kâfirleri evliyâ/destekçi edinmeyin. Allah’a, kendi aleyhinize apaçık bir delil vermek mi istiyorsunuz?

(Bak. 2.257*3.28*4.144*5.51,55-58*9.23*45.18-19*60.1,9)

145.Şüphesiz ki münâfıklar cehennemin en alt/aşağı tabakasında olacaktır. Ve onları kurtaracak kimse de olmayacaktır.

146.Şüphesiz ki tevbe edenler ve hallerini düzeltenler ve Allah’a sarılanlar ve dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır. İşte bunlar mü’minlerle birlikte olacaklar ve Allah mü’minlere büyük bir mükâfat verecektir.

(NOT: Nisâ 4.137-146ncı âyetlerde münâfıklar anlatılmaktadır. Münâfıkların başlıca özellikleri şunlardır: İmanla inkâr arasında gidip-gelirler, mü’minleri bırakıp kâfirleri veli/koruyucu edinirler, Allah’ın âyetleriyle alay ederler, mü’minler veya kâfirlerden kim galip gelirse ona: biz sizin yanınızdaydık derler, Allah’ı aldatmaya çalışırlar (ama başaramazlar), namaza gönülsüz olarak ve insanlara gösteriş için kalkarkar, münâfıklar cehennemin en alt/aşağı tabakasında olacaktır. Ancak tevbe ederek hallerini düzeltenler ve Allah’a sarılanlar mü’minlerle birlikte olacaktır.  (Bak. Mâûn 107.1-7 )

147.Eğer siz şükrederseniz ve iman ederseniz Allah size neden azâp etsin ki? Ve Allah Şâkir’dir/şükrün karşılığını verendir, Alîm’dir/bilendir.

148.Allah zulûm altında olanın sözü hariç, çirkin/kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Ve Allah Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/bilendir.

149.Eğer bir iyiliği açıktan veya gizli yaparsanız yahut bir kötülüğü bağışlarsanız Şüphesiz ki Allah Afûv’dur/affedicidir, Kadîr’dir/güç yetirendir.

150.Şüphesiz ki onlar/kâfirler; Allah’ı ve Rasûllerini inkâr ederler ve Allah’ın ve Rasûllerinin arasını açmak isterler ve derler ki: Biz bazısına inanırız ve bazısını inkâr ederiz! Ve iman ile inkâr arasında bir yol tutmak isterler!

151.İşte onlar gerçekten kâfir olanlardır. Ve Biz kâfirlere alçaltıcı bir azâp hazırladık.

152.Ve Allah’a ve Rasûllerine iman edenler ve onlardan/Rasûllerinden hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara, Allah onların mükâfatını verecektir. Ve Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir.

153.Ehl-i Kitap; senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Bundan daha büyüğünü Mûsâ’dan istediler ve dediler ki: Allah’ı bize açıkça göster! Bu zulûmleri yüzünden onları yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine apaçık deliller geldikten sonra buzağıyı ilâh edindiler. Buna rağmen onları affettik ve Mûsâ’ya apaçık bir yetki verdik.

(Bak. 2.51,55,92*4.153*15.6-8*17.89-94*25.7-8,20-22)

154.Ve onların mîsâklarını/sözlerini tutmaları için Tûr Dağı’nı üzerlerine kaldırdık. Ve dedik ki: O kapıdan süccedev/tevazuyla girin! Ve onlara dedik ki: Cumartesi (avlanma) yasağını çiğnemeyin! Ve onlardan sağlam bir söz aldık. (Bak. 2.63,65,93*4.47,154*7.163,171*10.93*16.124* 32.25*39.46*45.17)

(NOT: Secde konusunda; Bakara 34ncü âyetin dip notunda bilgi verilmiştir.)

155.Verdikleri mîsâkdan/sözden dönmeleri ve Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri ve Nebileri/Rasûlleri haksız yere öldürmeleri ve bizim kalplerimiz mühürlüdür! demeleri sebebiyle Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Pek azı hariç onlar iman etmezler. 

(Bak.2.6-7,101-102, 114*4.155*7.101,193,198*9.87,93*10.74*16.106-108*17.46*18.57* 30.58-59*32.22*40.35*41.5*47.16*63.1-5)

156.Ve küfür/inkâr etmeleri ve Meryem’e büyük bir iftira atmaları yüzünden (onları cezalandırdık).  (Bak 4.156*19.27-28)                     

157.Ve Allah’ın Rasûlü Meryem oğlu İsâ Mesih’i biz öldürdük! demeleri yüzündendir. Ve onu öldürmediler ve çarmıha germediler. Ve lâkin onlara öyle gösterildi. Ve şüphesiz ki ihtilâfa düştükleri bu konuda tam bir şüphe içindeler. Bu konuda sağlam bir bilgileri yoktur, ancak zanna dayanmaktalar. Ve kesin olarak onu/Meryem oğlu İsâ Mesih’i öldürmediler

158.Doğrusu, Allah onu kendi katına yükseltmiştir. Allah Azîz’dir/ kudretlidir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

159.Ve Ehl-i Kitap’tan her biri kendilerinin ölümlerinden önce ona/İsâ Mesih’e (Allah’ın Rasûlü olduğuna) iman edecektir. Ve O da Kıyamet Günü’nde onlar hakkında şahitlik edecektir

(Bak 3.106*4.159*5.116-118)

160.Yahûdilerin yaptıkları zulûmlerden ve insanlardan birçoğunu Allah yolundan saptırmalarından dolayı, kendilerine önceden helâl kılınan temiz ve güzel şeylerden birçoğunu onlara haram kıldık.

(Bak.2.63-64,83*4.160-161*6.146*7.160*16.118*19.52*20.80-81*29.39-40)                                               

161.Ve kendilerine yasaklandığı halde ve ahzihimü er ribâ/o ribâyı alıyorlar ve insanların mallarını bâtıl yolarla yiyorlardı. Ve o kâfirler için elem verici bir azâp hazırladık.

(NOT: Karz-ı hasen/güzel borç, Ribâ/tefeci faizi ve Yudâı fehû/kat kat artırmayla ilgili âyetler için Bak. 2.245,261,275-276,278-279*3.130*4.161* 30.39*57.11,18*64.17)

162.Lâkinir râsihûne fil ılmi minhüm vel mü’minûne/lâkin onlardan (Yahudilerden) ilimde derinleşmiş olanlar ve mü’minler; sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ederler ve namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirler ve Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman ederler. İşte onlara büyük bir mükâfat vereceğiz.  (Bak. 3.7,75,110,113-115*4.162)

163.Muhakkak ki Biz Nûh’a ve ondan sonra gelen Nebi’lere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve İbrâhîm’e ve İsmâil’e ve İshâk’a, ve Yakûp’a ve torunlarına ve İsâ’ya ve Eyyûb’a ve Yûnus’a ve Hârûn’a ve Süleymân’a da vahyettik ve Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.

(Bak. 2.136*3.45-46,84,184*4.163,171*6.83-89*16.44*19.29-34)

164.Ve daha önce (kıssalarını) sana anlattığımız Rasûl’lere ve anlatmadığımız Rasûl’lere de vahyettik. Ve Allah Mûsâ ile kelamla/ kelimelerle konuştu.

165.Müjdeleyici ve uyarıcı olarak Rasûl’leri gönderdik ki, Rasûl’ler geldikten sonra insanların Allah’a karşı ileri sürecekleri bir bahaneleri kalmasın. Allah Azîz’dir/üstündür, Hâkîm’dir/hikmet sahibidir.

(Bak. 2.119*4.165*6.48*9.64-66*17.105*18.56*20.134*28.47*33.45-46* 34.28*48.8)

166.Lakin, Allah sana indirdiklerini kendi ilmiyle indirdiğine şahitlik eder ve melekler de şahitlik ederler. Ve şahit olarak Allah yeter. 

167.Şüphesiz ki kâfir olanlar ve (insanları) Allah’ın yolundan alıkoyanlar derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.

168.Şüphesiz ki kâfirleri ve zâlimleri Allah affetmeyecek ve onlara bir çıkış yolu da göstermeyecektir. (Bak. 4.167-168*16.25,88*29.13)

169.Onlara ancak/sadece cehennemin yolu gösterilecektir. Onlar orada ebedî olarak kalacaklar, bu Allah için çok kolaydır.

170.Ey insanlar! Bu Rasûl Rabbinizden size hakkı/hakikatı getirdi, iman ederseniz bu sizin hayrınıza olur. Ve eğer inkâr ederseniz şüphesiz ki göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. Ve Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

(Bak. 4.126,131-132,170*10.108*16.52*17.105*30.26*39.7*42.4)

171.Ey Ehl-i Kitap! Dininizde aşırılık etmeyin ve Allah hakkında sadece hakkı/hakikati söyleyin. Meryem oğlu İsâ Mesîh sadece Allah’ın Rasûlü ve Meryem’e attıığı kelimesidir/hükmüdür ve O’ndan bir rûhtur. Allah’a ve Rasûl’lerine iman edin. Ve (O) üçtür demekten vaz geçin, sizin için hayırlı olan budur. Şüphesiz ki Allah tek bir ilâhtır, O çocuk sahibi olmaktan münezzehtir!  Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Ve vekil olarak Allah yeter. (Bak. 3.45-46*4.163,171*19.29-35)

172.Mesîh Allah’a kul olmaktan çekinmez ve mukarrebûn/en yakın olan melekler de öyle. Ve kim O’na kul olmaktan çekinir ve büyüklük taslarsa Allah onların hepsini huzurunda toplayacaktır.

173.İman eden ve sâlih amel işleyenlerin mükâfatı verilecek ve Kendi fazlından daha da artıracaktır. Ve büyüklük taslayan ve kibirlenenleri elîm bir azâbla cezalandıracaktır. Ve onlar, min dûnillâhi/Allah’ın peşi sıra bir veli/destekçi ve yardımcı da bulamayacaklardır.

174.Ey insanlar! Rabbinizden size bir burhân/delil geldi, size apaçık bir Nûr/Kur’an indirdik.

175.Allah’a iman eden ve O’na sımsıkı sarılanlara gelince, onları Kendi rahmeti ve nimetiyle mükafatlandıracak ve dosdoğru yola ulaştıracaktır.  (Bak.3.103-105*4.175*7.3*30.32*39.55)

(NOT: Yüce Allah buyuruyor ki: Allah’ın ipine/Kur’an’a hep birlikte sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin! Buna rağmen insanların: Mezheplere, tarikatlara, cemaatlere v.s. bölünerek parça parça olduklarını ve onlardan her birinin kendi gruplarıyla övündüklerini görmek yürekler acısıdır. Bu âyetin hükmüne ve Ey akıl sahipleri akledin! Âyetinin hükmüne ne zaman uyacaksınız?)
176.Senden fetva istiyorlar. De ki: Kelâle hakkında size fetvayı Allah veriyor. Ölenin (ana-babası ve çocuğu olmayıp) sadece bir kız kardeşi mirasçı oluyorsa, mirasın yarısı onundur. Ve kız kardeşleri iki (veya daha fazla) iseler hepsi birden mirasın üçte ikisine ortak olurlar. Ve eğer mirasçılar erkek kardeş ve kız kardeşlerden oluşuyorsa; bu halde erkek kardeşin payı iki kız kardeşin payı kadardır. (Ölenin sadece bir erkek kardeşi mirasçı olursa mirasın tamamını alır). Allah, yanılmayasınız diye size böyle açıklıyor. Ve Allah her şeyi Alîm’dir/bilendir. (Bak. 4.12,176)

(Gözden Geçirme-2025)

NİSÂ SÛRESİ AÇIKLAMALARI:

AÇIKLAMA -1: BİRBİRİNİZİN MALLARINI KARŞILIKLI RIZAYA DAYANAN TİCARETLE BİLE OLSA BÂTIL YOLLARLA YEMEYİN VE KENDİNİZİ ÖLDÜRMEYİN!

Bazı ilahiyatçıların Nisâ 29’uncu âyete şöyle meal verdikleri görülüyor:

“Ey iman edenler! Mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyin illâ/ancak karşılıklı rızaya dayalı ticaret yoluyla yiyebilirsiniz. (Bu emre karşı gelip) kendinizi öldürmeyin. Allah size karşı çok merhametlidir.”

Yani; bâtıl yollarla yemeyin illâ/ancak karşılıklı rızaya dayalı ticaret yoluyla olursa her haltı yiyebilirsiniz. (Bu emre karşı gelirseniz) kendinizi öldürürsünüz: Örnek 100 liralık bir malı karşılıklı rızaya dayalı ticaret yoluyla olunca 200 liraya satabilirsiniz. (Bu emre karşı gelirseniz) yani bu kadarı da olmaz ki derseniz! kendinizi öldürürsünüz.

Buradaki temel proplem âyette geçen illâ edatına hatalı anlam vermekten kaynaklanmaktadır. İllâ edatına; ama/ancak anlamı verildiği zaman âyetin anlamı bozulmaktadır. Halbuki illâ edatına bile olsa anlamı verildiğinde âyete doğru anlam verilmiş olacaktır. Bu âyetten sonra gelen 30’ncu âyette de şöyle meal veriyorlar: Kim bunu; sınırı aşarak ve yanlışa dalarak yaparsa, ileride onu bir ateşe sokarız. Bu, Allah’a göre kolaydır.

29’ncu âyette yapın dediklerini 30’ncu âyette yapmayın diyorlar ve eğer kim yaparsa onu ateşe sokarız! diye cezalandırıyorlar.

29’ncu âyetin meali: Birbirinizin mallarını; karşılıklı rızaya dayanan ticaretle bile olsa bâtıl yollarla yemeyin ve kendinizi öldürmeyin” şeklinde olunca, 30’ncu âyete verilen: Kim bunu düşmanlık ve zulüm için yaparsa (birbirinizin mallarını karşılıklı rızaya dayanan ticaretle ve bâtıl yollarla yerse) onu ateşe mahkûm edeceğizmealiyle uyumlu hale geliyor.

Bu konuda tarihte yaşanmış örneklerle anlatılmaktadır: Galata bankerleri diye anlatılan ibretlik örnekler vardır. Galata bankerinin şöyle bir düzeni varmış: İstanbul’un Galata semtinde bu bankerlerin bir odası ve bu odada bankerin masası ve koltuğu ve misafirlerin oturacakları birkaç koltuk, çok büyük ve ağır bir çelik kasa, masanın üzerinde ciltli ve kalın bir kitap varmış.

Banker faizle para vermenin haram olduğunu düşündüğünden onu hileyi şeriye yoluyla haram olmaktan çıkarmak için faizle verdiği parayı ticaret yoluyla vermeye çeviriyormuş. Bankerler genellikle Yahûdi kimselermiş. Borç para almak için gelen kişiye banker: Kaç para istiyorsun kuzum diye soruyormuş, müşterisi yüz bin liraya ihtiyacım var! diyorsa tamam kuzum diyormuş. Masanın üzerindeki ciltli kitabı eline alıp müşteriye: Ben bu kitabı sana bir yıl vadeli olarak iki yüz bin liraya satıyorum diyor ve ondan iki yüz bin liralık borç senedi alıyormuş, sonra da ona sen şimdi bu kitabı bana peşin yüz bin liraya sat diyormuş ve kitabı alarak ona yüz bin lira nakit veriyormuş. Bu suretle olayı tefecilik yerine alış-verişe/ticarete çevirmek suretiyle haram olmaktan çıkarmış oluyorlarmış. Çünkü ilahiyatçılar ticaret yoluyla yapılan işlemlerin helal olduğunu söylüyorlarmış. Masanın üzerindeki aynı kitap, gelen müşterinin ihtiyacına göre vadeli dört yüz bin liraya satılıp, peşin olarak iki yüz bin liraya alınıyormuş. Ve benzerleri aynı şekilde devam ediyormuş.

İlahiyatçılar âyete: Mallarınızı aranızda bâtıl yollarla yemeyin illâ/ancak karşılıklı rızaya dayalı ticaret yoluyla yiyebilirsiniz” Şeklinde hatalı meal verirse, tefeciler de bunu “bir kitabı 200 bin liraya bir yıl vadeli satıp aynı kitabı 100 bin liraya peşin alarakistismar yolunu bulur, hem de yıllarca…

Halbuki Allah; birbirinizin mallarını kat-kat artan o ribâyla yemeyin buyurduğu halde…Siz Allah’a isyan ettiğinizin farkında değil misiniz? Yoksa şeytanın safında mı yer alıyorsunuz?

Kardeşlerim, akledin ve aklınızı kullanın. Bir sözü kimin söylediğine değil, sözün doğru mu yanlış mı olduğuna bakın! Ve size söylenenleri lütfen sorgulayın.)

AÇIKLAMA -2: ALLAH KARILARINIZI DÖVÜN! DEMİYOR. 

**Erkekler kadınlar üzerinde kavvâm’dır/koruyup-kollayıcıdır. Allah (insanlardan) bazılarını diğerlerinden üstün kılmıştır ve erkekler kadınlara mallarından infâk etmektedir. Sâlihât/iyi kadınlar kânitât’dır/itaatkârdır ve Allah’ın korumasını istediği iffetlerini kocalarının yokluğunda da korurlar. Nüşûzundan/geçimsizliğinden endişe ettiğiniz karılarınıza nasihat edin, (bu yeterli olmazsa) onları yataklarında yalnız bırakın, (bu da yeterli olmazsa) vadribûhünne/mekânları-evlerinizi ayırın. Eğer size saygılı davranırlarsa, artık onların aleyhine başka yollar aramayın. Şüphesiz ki Allah Alîy’dir/çok yücedir, Kebîr’dir/çok büyüktür. (Nisâ 4.34)

Âyete yukardaki şekilde doğru meal verilmesi gerekirken, ilahiyatçıların bazılarının vadribûhünne kelimesine onları dövün şeklinde hatalı meal verdikleri görülmektedir

Bu konuyu biraz açıklayalım. Prof. Dr. M. Okuyan 962 sayfalık KUR’AN SÖZLÜĞÜ adlı kitabınını 509-515 sayfalarında: D-R-B/Darabe kökünden kelimelerin kullanıldığı yere göre 71 farklı anlamı olduğunu bildirmektedir. Bunlardan bazıları şunlardır: Yolculuğa çıkmak-Yüz çevirmek-Terk etmek-Vurmak-Ayrılmak-Sefere çıkmak vs. M. Okuyan hoca âyete: kısa süreli ayrılmak manasını vermekte ve “âyette kasdedilen anlamın dövmek olmadığı gün gibi aşikârdır” demektedir.

İslamî literatürde İFK/İFTİRA OLAYI diye bilinen bir olaydan bahsedilir. Rasûlullah bazı seferlere giderken eşlerinden birini de götürüyormuş. Bir seferde Ayşe validemizi götürmüş. Kafile seferden Medine’ye dönerken bir yerde konaklamış ve sabahleyin hareket etmiş. Ayşe validemizin devesini çeken görevli Ayşe validemizin deveye bindiğini düşünerek kafileyle yola koyulmuş. Çünkü güneşten ve çöl tozlarından koruyan örtüler nedeniyle onun deveye binmediğini görememiş. Annesinin hediyesi olan gerdanlığını aramak için tuvalet yaptığı yerden gelen Ayşe validemiz kafilenin gittiğini anlayınca tek başına kalakalmış. Kafileden hastaları, unutulan silahları ve eşyaları toplamak için görevlendirilen artçılardan birisi Ayşe validemizin geride kaldığını görünce onu atına bindirerek hızlıca kafileye yetiştirmiş. Bunu gören münâfıkların reisi Ayşe zina etti diye çevresini kışkırtmış. Sonra bu iftira kafiledeki diğerlerine onlardan da bütün Medine halkına yayılmış.

Ayşe validemizin günâhsız olduğunu en iyi bilen Rabbimiz bu olayı yayanları Nûr sûresinde şöyle tenkit etmiştir:

**İffetli/namuslu kadınları zinayla suçlayıp da bunu (ispat için) dört şahit getiremeyenlere seksen celde/sopa vurun. Bir daha da onların şahitliğini kabul etmeyin. Çünkü onlar fâsıktırlar/ yoldan çıkmıştırlar. (Nûr 24.4)

**(Rasûlün eşine) O iftirayı atanlar şüphesiz içinizden bir gruptur. Bunu kendiniz için bir kötülük sanmayın, aksine o sizin hayrınızadır. Onların her birine kazandığı günâhtan bir pay vardır. Günâhın büyüğünü yüklenene (liderlerine) de büyük bir azâp vardır. (Nûr 24.11)

**Bu iftirayı işittiğinizde; mü’min erkek ve mü’min kadınların birbiriniz hakkında hüsn-ü zan/iyi niyet besleyip: Bu apaçık bir iftiradır! demeniz gerekmez miydi?  (Nûr 24.12)

**Onların (iftiracıların) dört şahit getirmeleri gerekmez miydi? Şahit getiremediklerine göre onlar Allah nezdinde yalancı kimselerdir. (Nûr 24.13)

**Allah’ın dünya ve ahirette eğer sizin üzerinizde lütfu ve rahmeti olmasaydı, bulaştığınız bu işten (iftiradan) dolayı size büyük bir azâp dokunurdu. (Nûr 24.14)

**Çünkü siz, iftirayı dilden dile yayıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız bir şeyi ağızlarınıza doluyordunuz. Bunu da önemsiz sanıyordunuz, halbuki Allah katında o büyük bir günahtır. (Nûr 24.15)

**Onu duyduğunuzda: Bu konuda konuşmak bize yakışmaz. Haşâ! Bu büyük bir iftiradır! deseydiniz ya! (Nûr 24.16)

**Mü’minler arasında çirkin söylentilerin yayılmasından hoşlananları, bu dünyada da âhirette de can yakıcı bir azâp beklemektedir. Çünkü Allah bilir, siz bilemezsiniz. (Nûr 24.19)

**Mü’min erkekleri ve mü’min kadınları yapmadıkları bir şeyle suçlayanlara gelince, onlar iftira suçunu ve apaçık bir günâhı yüklenmiş olurlar. (Ahzâb 33.58)

**Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Fâsık birisi size önemli bir haber getirirse doğruluğunu iyice araştırın. Aksi halde bilmeden bir toplumun başına kötü bir iş açarsınız, sonra da bu yaptığınızdan pişmanlık duyarsınız. (Hucürât 49.6)

Görüldüğü üzere; Ayşe validemizin iffetsizlik etmediği ve ona büyük bir iftira atıldığı Rabbimiz tarafından ilân ve tescil edilmiştir. Allah cümlemizi kuru iftiradan muhafaza eylesin! 

Selam, sevgi ve saygılar.