2 Aralık 2023 Cumartesi
MENÜ
SON YAZILAR

NİSA SÛRESİ

4/106 NİSÂ SÛRESİ

(Sûre kadınlar anlamına gelen adını 127nci âyette geçen Nisâ kelimesinden almıştır. Sûrede genel olarak kadın haklarından bahsedilmektedir. Medine döneminde nâzil olmuştur. Mushaf’da 4ncü, inişte/nüzulda ise 106ncı sırada olup 176 âyettir.)

E’ûzu bi’llâhi min’eş-şeytâni’r-racîm/kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım.

Bismillahirrahmanirrahim/Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

1.Ey insanlar! Sizi nefsi vahide’den/tek bir özden yaratan ve ondan/aynı özden eşini yaratan ve ikisinden birçok erkek ve kadını var eden Rabbinize karşı takvâlı olun! Adına birbirinizden dilekte bulunduğunuz Allah’a ve yakın akrabalara karşı takvâlı olun. Şüphesiz ki Allah Rakîb’dir/devamlı gözetmektedir. 

(NOT: İlahiyatçıların birçoğu bu âyete hatalı meal/tefsir vermekte, bunun sonucunda da zincir halinde hatalar devam etmektedir, şöyle ki: İlk yaratılan insanın Adem a.s. olduğunu, ondan (onun kaburgasından) da eşinin yaratıldığını ve bu ikisinden olan çocukların birbirleriyle çaprazlama evlenmeleri suretiyle bütün insanların meydana geldiğini söylüyorlar. Hatalı olan bu meali/tefsiri detaylandırırsak:

1)Yaratılan ilk ve tek insan Adem a.s. dır. (Her nedense Adem’in yaratıldığı özden başka insanlar yaratılmamıştır.)                                                        

 2) Adem’in (kaburgasından) eşi yaratılmıştır.                                                                                       

 3) Adem kendisinden olma eşiyle evlenmiştir.                                                                                          

 4) Adem’in eşi, her yıl biri erkek diğeri kız olmak üzere ikiz çocuk doğurmuştur.                           

5) Farklı yıllarda doğan erkek ve kız kardeşlerin birbirleriyle evlenmesiyle insanların çoğalmaları sağlanmıştır. (Aynı yıl doğan erkek ve kız kardeşleri birbirleriyle evlendirmeyerek nedense itina göstermişler!?)                                                                                                                                               

6) Süt kardeşlerin bile birbiriyle evlenmesi haram kılınmışken, öz kardeşlerin evlenmesine Allah izin verir mi! diye soranlara da: Allah dilediğini yapar! diyerek Allah’a iftira etmekten çekinmemişler.                                                                                                                 

7) Âyette: İkisinden birçok erkek ve kadını var eden ifadesi kullanıldığı halde, bütün insanların onlardan meydana geldiğini söylemişlerdir.

Halbuki: Ey insanlar! Sizi tek bir özden yaratan ve aynı özden eşini yaratan ve ikisinden birçok erkek ve kadını var eden Rabbinize karşı takvâlı olun! şeklinde doğru mealin verilmesi halinde böyle hatalara düşülmeyecektir. H.S.)

2.Yetimlere (rüşte erdiklerinde) mallarını verin. Temizi olanı pis olanla değiştirmeyin. Onların mallarını kendi mallarınıza katarak yemeyin, çünkü o büyük bir günahtır.

3.Evleneceğiniz yetimlerin haklarını korumaktan endişe ederseniz, uygun olanlardan ikişer, üçer, dörder kadını nikâhlayın. Eğer onların arasında da adaleti sağlamaktan endişe ederseniz bir kadını veya ellerinizin altındaki köle bir kadını nikâhlayın. Haksızlık etmemeniz için en uygun olan budur.                              (NOT: Âyetler, erkeklerin dörde kadar kadınla evlenmesini sağlamaya yönelik değil, evlenilecek kadınların haklarının korunmasına yönelik hükümler ihdas etmektedir: 2nci âyette: Yetimlere (rüşte erdiklerinde) mallarını verin, onların mallarını kendi mallarınıza karıştırarak yerseniz, büyük bir günâh işlemiş olursunuz! buyuruluyor. 3ncü âyetin bütünlüğü gözardı edilerek, sadece bu âyette geçen: uygun olanlardan ikişer, üçer, dörder kadını nikâhlayın! tabirini dikkate alarak, Kur’an dört kadınla evlenmeye (kayıtsız şartsız) ruhsat vermektedir denildiği görülmektedir ki bu yanlıştır. Türkçede yetim denildiğinde sadece babası ölmüş çocuklar/kızlar ifade edildiği halde, Arap lisanında yetim tabiri ile babası ölmüş kızlarla birlikte kocası ölmüş kadınlar da ifade edilmektedir. Ancak özel bazı durumların olduğu bölgelerdeki (Misal: savaşta çok fazla erkek ölmüşse) erkeklerin; ikişer, üçer, dörder kadını nikâhlamaları mümkün olabilecektir. Ancak buna da bazı kayıt ve şartlar getirilmiştir: Onların arasında adaleti sağlamaktan endişe ederseniz, bir kadını veya köle bir kadını nikâhlayın! Haksızlık etmemeniz için uygun olan budur! Ayrıca 25nci âyette: Hür mümin kadınları nikâhlamaya (mali) gücü yetmeyenlere, ellerinin altındaki köle mümin kadınları (velilerinin izniyle) nikâhlama! kolaylığı verilmiştir. H.S.)

4.(Evleneceğiniz) Kadınlara vadettiğinizi/mehri gönüllü olarak verin. Şayet onlar kendi rızalarıyla ondan bir kısmını size bağışlarlarsa onu da afiyetle yiyin.

5.Allah’ın size emanet ettiiği (yetimlerin) mallarını, aklı ermeyen/kârını-zararını bilmeyen (yetimlere) vermeyin. Fakat, bu malların gelirleriyle onların yiyecek ve giyecek ihtiyaçlarını karşılayın ve onlara ma’rûfa uygun/güzel sözler söyleyin.

6.(Velisi olduğunuz) Yetimleri, evlenme/nikâh çağına gelinceye kadar gözetin/ deneyin. Onların rüşte erdiklerini görürseniz, mallarını kendilerine teslim edin. Ama: bunlar büyüdüklerinde mallarını geri alacaklar diyerek, onların mallarını isrâf ederek yemeyin. Veli olan zengin ise, (malları yönettiği için) yetimin malından hiçbir şey almasın. Ancak veli olan fakir ise, ma’rûfâ uygun ölçüde yararlansın. Yetimlere mallarını kendilerine teslim ederken şahit bulundurun. Hesap görücü olarak Allah yeter!

(NOT: Bu âyette; evlenme çağı kavramıyla rüşt çağı kavramı birlikte kullanılarak mü’minlerin dikkatine sunulmuştur. Yetimlere; onlar evlenme çağına ve rüşt çağına erdikten sonra mallarının verilmesini emreden Rabbimizin, kız çocuklarının evlenme çağına ve rüşt çağına varmadan (8-10 yaşlarındaki kızların) evlenmelerine izin verdiğini söylemek Kur’an’a aykırıdır ve Allah’a iftiradır. H.S.)

7.Ana-babanın ve akrabanın miras olarak bıraktıkları malda; erkeklerin payı vardır. Ana-babanın ve akrabanın miras olarak bıraktıkları malda; kadınların da payı vardır. Miras olarak bırakılan mallar az veya çok olsun, bu paylar farz kılınmıştır. 

8.Mirasın paylaşımı esnasında mirasçı olmayan akrabalar, yetimler ve miskinler orada bulunurlarsa, onları da rızıklandırın ve onlara ma’rûfâ uygun/güzel sözler söyleyin. 

9.Geride korunmaya muhtaç evlat bırakacak olanlar, onlar için endişe duyacakları gibi, Allah’a karşı takvâlı olsunlar ve doğru söz söylesinler.

10.Şüphesiz ki yetimlerin mallarını haksız yere yiyenler, karınlarını yalnız ateşle doldurmuş olurlar. Onlar alevli ateşe atılacaklardır.

11.Allah, evlatlarınızın miras paylarıyla ilgili olarak size şunları emreder: Erkeğin payı  kızın/kadının payının iki katıdır. (Ölenin erkek çocuğu yoksa) kızlar/kadınlar (iki veya) ikiden fazla iseler bunlar mirasın üçte ikisini alırlar. Eğer mirasçı bir kız/kadın ise, mirasın yarısı ona aittir. Ölenin çocukları varsa, ölenin ana-babasının her birinin payı altıda birdir (kalan çocuklarınındır). Ölenin çocuğu yoksa ve varisler sadece ölenin ana-babası ise, bu takdirde ananın payı üçte birdir, (babanın payı üçte ikidir). Eğer ölenin çocuğu bulunmadığı halde varis olarak kardeşleri (ve anası) varsa o takdirde ölenin anasının payı altıda birdir (kalan, kardeşleri arasında paylaştırılır). Miras taksimi, ölenin vasiyetinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonra kalan mallara yapılır. Ana-babanız ve evlatlarınızdan hangisinin size daha faydalı olacağını siz bilemezsiniz. Bu hükümler Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz ki Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.  

12.Ölen karılarınızın çocukları yoksa mirasın yarısı sizindir/kocanındır, çocukları varsa mirasın dörtte biri sizindir/kocanındır. Miras taksimi, ölenin vasiyetinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonra kalan mallara yapılır. Eğer sizin (ölen kocanın) çocuğunuz yoksa mirasın dörtte biri karılarınızındır, çocuğunuz varsa mirasın sekizde biri onlarındır/karılarınızındır. Miras taksimi, ölenin vasiyetinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonra kalan mallara yapılır. Eğer, erkek veya kadına kelâle yoluyla (ana-babası ve çocukları olmadan ölene), (ölenin) bir erkek kardeşi ve bir kız kardeşi mirasçı olursa onların her birinin payı altıda birdir, erkek ve kız kardeşleri birden fazla iseler hepsi birden mirasın üçte birini eşit olarak paylaşırlar. Bu miras taksimi kimseye zarar vermeden yapılmalıdır. Miras taksimi, ölenin vasiyetinin yerine getirilmesinden ve borçlarının ödenmesinden sonra kalan mallara yapılır. Bunlar Allah’ın vasiyetidir; Allah, Alîm’dir/bilendir, Halîm’dir/hoşgörülüdür.

(NOT: Nisâ 12nci âyetteki kelâle ana bir kardeşlerin miras hisselerini, Nisâ 176ncı âyetteki kelâle ise baba bir kardeşlerin miras hisselerini bildirmektedir.)

13.İşte bunlar Allah’ın hudutlarıdır. Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse (Allah) onu içinden ırmaklar akan cennetine koyar. Onlar orada ebedî olarak kalacaktır, işte bu büyük kurtuluştur.

(NOT: Allah’a ve Râsulüne itaat edin demek; Allah’ın gönderdiği ve Râsulünün size tebliğ ettiği vahye itaat edin, yani Allah’a itaat edin demektir. Allah’a ve Râsülüne isyan etmek ise; Allah’a isyan etmek demektir. Bu konularda onlarca âyet vardır. Ben burada sadece birkaçına işaret edeyim: Fatiha 1.5: (Allah’ım) Yalnız Sana kulluk ederiz! demek suretiyle Allah’tan başka hiç kimseye kulluk etmeyeceğimizi beyan ediyoruz. Mâide 5.67: Ey Rasûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et! Eğer bunu yapmazsan, O’nun verdiği Rasûl’luk görevini yapmamış olursun. Hâkka 69.43-47: O, Alemlerin Rabbinden indirilmiştir. Eğer, Râsul Bizim adımıza bazı sözleri katsa (veya çıkarsa); onu yakalar ve şah damarını keserdik. Hiçbiriniz de ona yardım edemezdi. H.S.)

14.Ve kim Allah’a ve Rasûlüne isyan eder ve O’nun hudutlarını aşarsa, (Allah) onu içinde ebedî kalacağı ateşe/cehenneme koyar ve onun için alçaltıcı bir azap vardır.

15.Kadınlarınızdan fâhişelik/eşcinsellik yapanların aleyhine aranızdan dört şahit gösterin. Eğer onlar şahitlik ederlerse; o kadınlar ölünceye kadar veya Allah onların lehine bir kapı/yol açıncaya kadar evlerde hapsedin/gözetim altında tutun.

(NOT: Fahişelik; aşırılık yapmaktır ve burada kast edilen ise eşcinsellik/lezbiyenlik yapmaktır. Bunun için, aranızdan dört kişinin (erkek veya kadın) şahitlik etmesi gerekmektedir. Eğer bir kadın zina yaparsa onun için zina yaptığını söyleyen kişinin dört kişiyi de şahit göstermesi gerekir ki böylece beş kişi şahitlik etmiş demektir. Zina yapan erkek ve kadına ceza olarak yüz deynek/sopa vurulur. H.S.)

16.İçinizden vellezâni/homoseksüellik (erkek erkeğe zinâ) yapanlar olursa onların  ikisine de eziyet edin/caydırıcı ceza verin. Eğer tevbe edip durumlarını düzeltirlerse onlara eziyet etmekten/caydırıcı ceza vermekten vaz geçin. Çünkü Allah Tevvâb’dır/ tevbeleri çok kabul eder, Rahîm’dir/ merhametlidir.

17.Allah katında kabul gören tevbe cahillikle/bilmeyerek günah işleyen, ardından pişmanlık duyup günahtan vazgeçenlerin yaptığı tevbedir. Allah, işte böyle kimselerin tevbesini kabul eder. Allah, Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

18.Yoksa kötülük/günah yapıp da içlerinden birine ölüm gelip çatınca: Ben şimdi tevbe ettim! diyenler ve kâfir olarak ölenler için (kabul edilecek) tevbe yoktur, onlar için elim bir azap vardır.

19.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Kadınlara zorla mirasçı olmanız size helâl değildir. Apaçık bir fuhuş işlemeleri hariç, karılarınıza vermiş olduğunuz/mehri geri almak için onlara baskı yapmayın. Onlarla güzel bir şekilde geçiminizi sürdürün, eğer onlardan hoşlanmasanız bile hoşlanmadığınız bir şeyde Allah sizin için birçok hayır takdir etmiş olabilir!

20.Eğer eşinizi boşayıp başka bir eş almak isterseniz, boşamak istediğiniz eşinize yüklerle mal vermiş olsanız bile verdiğiniz hiçbir şeyi geri almayın. Ona iftira atmak ve açık bir günah işlemek suretiyle verdiklerinizi geri mi alacaksınız!

21.Birbirinizle içli dışlı olduktan ve sağlam bir söz verdikten sonra verdiklerinizi nasıl geri alacaksınız?

22.Babalarınızın (daha önce) nikâhladığı kadınlarla evlenmeyin. Ancak geçmişte olanlar hariçtir, Böyle bir şey; utanç verici, çirkin ve kötü bir yoldur.

(NOT: Buradaki babalarınız tabiri babalarınızı, onların babalarını ve onların da babaları olmak üzere bütün üst soyu kapsar. H.S.)

23.(Ey mü’min erkekler!) Şu kadınlarla evlenmeniz size haram kılınmıştır: Analarınız, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek kardeşinizin kızları, kız kardeşinizin kızları, süt anneleriniz, süt kız kardeşleriniz, karılarınızın anaları/kayın valideleriniz, kendileriyle gerdeğe girdiğiniz karılarınızın (eski kocalarından doğan ve evlerinizde bulunan kızları), öz oğullarınızın karılarıyla/gelinlerinizle ve aynı anda iki kız kardeşi birlikte nikâhlamanız. Gerdeğe girmeden ayrıldığınız kadınların kızları ile evlenmenizde bir sakınca yoktur. Ancak geçmişte olanlar hariçtir. Muhakkak ki Allah Gafûr’dur/affedicidir, Rahîm’dir/ merhametlidir.

(NOT: Buradaki analarınız tabiri analarınızı, onların analarını ve onların da anaları olmak üzere bütün üst soyu kapsar. H.S.)

24.Vel muhsanâtü minen nisâi/evli (hür) kadınları nikâhlamanız da haramdır, ancak ellerinizin altındaki köle kadınları (nikahlamanız haram değildir) hariçtir. İşte bunlar Allah’ın size bildirdiği hükümlerdir. Bunların dışındaki kadınlarla; muhsinîne/iffetli olmak ve zinadan uzak durmak kaydıyla; mehirlerini vererek evlenmeniz size helâldir. Mehir belirlendikten sonra, onu aranızda karşılıklı rıza ile artırıp-eksiltmenizde size bir günah yoktur. Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

(NOT: Ellerinizin altındaki köle kadınları (nikahlamanız haram değildir) çünkü onların önceki evlilikleri hükümsüz olmuştur. Buna rağmen, bu kadınları nikahlamanız halinde onların mehirlerini önceki kocalarına iade etmeniz gereklidir. H.S.)

25.Muhsanâtil mü’minâti/iffetli (hür) mümin kadınları nikâhlamaya gücü yetmeyenler, ellerinizin altındaki köle mümin kadınları nikâhlayabilirler. Sizin imanınızı en iyi bilen Allah’tır, hepiniz birbirinizdensiniz. Onlardan; iffetli, edepli, hayâsızlık etmeyen ve gizli dost edinmemiş olanları velilerinin izni ile nikâhlayın ve mehirlerini mâ’rufa uygun olarak kendilerine verin.  Evlendikten sonra fuhuş/zina yapacak olurlarsa onlara hür kadınlara verilenin cezanın yarısı verilir. Bu evlenme izni içinizden günaha girmekten korkanlar içindir. Ama sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır. Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir.

26.Allah size hükümlerini açıklamak, sizi sizden öncekilerin doğru yoluna iletmek ve tevbenizi kabul etmek istiyor.  Allah Alîm’dir/bilendir,

Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

27.Allah sizin tevbenizi kabul etmek istiyor. Şehvetlerine uyanlar ise sizin derin bir sapıklığa düşmenizi isterler.

28.Allah sizin yükünüzü hafifletmek istiyor, zira insan zayıf yaratılmıştır.

29.Yâ eyyühellezîne âmenû/ey iman edenler! Birbirinizin mallarını; karşılıklı rızaya dayanan ticaretle bile olsa bâtıl yollarla yiyerek kendinize yazık etmeyin. Şüphesiz ki Allah size karşı Rahîm’dir/çok merhametlidir.

30.Kim düşmanlık ve zulm ile bunu yaparsa, onu ateşe mahkûm edeceğiz, bu Allah için çok kolaydır.

31.Size yasaklanan büyük günahlardan kaçınırsanız, küçük günahlarınızı örteriz ve sizi şerefli bir makama koyarız.

32.Allah’tan bir başkasına sizden daha fazla verdiği nimetleri istemeyin. Erkeklerin kendi kazandıklarından bir pay, kadınların da kendi kazandıklarından bir pay vardır. Siz Allah’ın lütfunu isteyin. Şüphesiz ki Allah Alîm’dir/bilendir.

33.Biz, ana-babanın ve yakın akrabaların bıraktıkları mallara mirasçılar belirledik. Kendileriyle sözleşme yaptığınız kimselere de miras paylarını verin. Şüphesiz ki Allah her şeye Şahît’tir/tanıklık etmektedir.

34.Erkekler kadınların koruyup-kollayıcısıdır. Çünkü, Allah insanlardan bazılarını bazılarından üstün kılmıştır, erkekler kadınlara kendi mallarından da harcama yapmaktadırlar. Sâlihât/iyi kadınlar kanaatkârdırlar ve Allah’ın korumasını istediği iffetlerini kocalarının yokluğunda da korurlar. Nüşûzundan/geçimsizliğinden endişe ettiğiniz karılarınıza önce nasihat edin, bu yeterli olmazsa onları yataklarında yalnız bırakın, bu da fayda vermezse vadribûhünne/bir süre mekanları ayırın. Bundan sonra size saygılı davranırlarsa, artık onların aleyhine başka yollar aramayın/ boşamayın. Muhakkak ki Allah Alîy’dir/çok yücedir, Kebîr’dir/ çok büyüktür.  

35.Eğer karı-kocanın arasının bozulmasından endişe ederseniz, erkeğin ve kadının ailelerinden birer hakem tayin edin. Eğer onlar eşlerin aralarını düzeltmek isterlerse, Allah onların/eşlerin aralarını bulur. Şüphesiz ki Allah Alîm’dir/her şeyi bilir, Habîr’dir/her şeyden haberdar olandır. 

36.Allah’a kulluk edin ve O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, miskinlere/yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yakın arkadaşa, yolcuya ve mâ meleket eymânüküm/ hâkimiyetiniz altındaki kölelere iyilik edin. Unutmayın ki Allah, kibirlenen ve böbürlenenleri sevmez. 

37.Onlar (kibirlenenler), kendileri cimrilik yaptıkları gibi başkalarına da cimriliği tavsiye/telkin ederler, Allah’ın lütfundan kendilerine verdiği nimetleri gizlerler. Biz, kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırladık.

38.Onlar (kâfirler), Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman etmezler ve insanlara gösteriş için mallarını infak ederler. Şeytana arkadaş olan kimse, ne kötü birisini arkadaş edinmiştir. 

39.Onlar Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman etselerdi ve Allah’ın kendilerine verdiği rızıktan infak etselerdi ya! Allah, Alîm’dir/her şeyi bilendir.

40.Şüphesiz ki Allah kimseye zerre kadar haksızlık yapmaz. Eğer bir iyilik yapılırsa, onun mükâfatını kat kat artırır ve katından büyük bir mükâfat verir. 

41.Her ümmetten/toplumdan bir şahit getirdiğimizde ve seni de onlara şahit yaptığımızda onların hali nice olacak?

42.Rasûle isyan eden kâfirler, O Gün/Mahşer Günü toprağa karışıp yok olmayı isterler ancak Allah’tan hiçbir şeyi gizleyemezler.

43.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar; yolda olan müstesna cünüpken gusledinceye kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hastaysanız veya yolculukta iseniz yahut abdest bozmaktan geliyorsanız, ev lâmestümün nisâe/ya da kadınlara (cinsel olarak) dokunmuşsanız ve su da bulamamışsanız temiz bir toprakla teyemmüm edin, onunla yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin. Şüphesiz ki Allah Afüvv’dür/affedicidir, Gafûr’dur/bağışlayandır.                

(NOT: Bu âyette: “Sarhoşken ne dediğinizi bilinceye kadar; …cünüpken gusledinceye kadar namaza yaklaşmayın!” ifadesi yer almaktadır. Bu ifadeye “sarhoşken namaza yaklaşmayın” manası verilmesi hem eksiktir hem de hatalıdır. Buradaki asıl maksat; “sarhoşluk” değil, “sarhoşken ne dediğinizi bilmemektir”. Sarhoş olmanıza rağmen, eğer “ne dediğinizi biliyorsanız” namazı kılmanızda bir sorun olmadığını düşünüyorum. Ne dediğinizi bilmek konusunu biraz daha genişletince; “namaz kılarken manasını bilmediğiniz âyetleri değil, manasını bildiğiniz âyetleri okumanız gerektiğini” de dikkatinize sunuyorum. Doğrusunu Allah bilir! Ayrıca; abdest konusunda: Bak. Mâide 5.6 H.S.)

44.Kendilerine Kitaptan bir pay verilmiş olanlara bak hele! Sapıklığı satın alıyorlar sizin de sapmanızı istiyorlar.

45. Allah düşmanlarınızı en iyi bilendir. Veli/destekçi olarak Allah size yeter, nasıyrâ/yardımcı olarak da Allah size yeter.

46.Yahudilerden bazıları kelimeleri tahrif ederek/ anlamlarını değiştirerek, dillerini eğip-bükerek ve dine saldırarak: Semı’nâ ve asaynâ/işittik ve reddettik-Vesma’ gayra müsmeıv/asıl sen bizi dinle-Râ’inâ/bizi güt/bize çobanlık et, gibi ifadeler kullanırlar! Halbuki, şöyle deselerdi onlar için daha iyi olurdu: Semı’nâ ve eta’nâ/işittik ve itaat ettik-Vesma’/seni dinliyoruz-Unzurnâ/bizi gözet/yönet!  Ama kâfirlik etmeleri yüzünden Allah onları lânetledi/dışladı, çok azı müstesna onlar (Yahudiler) iman etmezler. 

47. Ey kendilerine Kitap verilenler! Ellerinizde olan Kitabı/ Tevrat’ı tasdik eden bu Kitaba/Kur’an’a iman edin. Aksi halde sizi yüzünüze bakılmaz bir hale getiririz veya cumartesi yasağını çiğneyenleri lânetlediğimiz/dışladığımız gibi sizi de lânetleriz/ dışlarız. Allah’ın emri muhakkak gerçekleşir.

48.Şüphesiz Allah, kendisine şirk/ortak koşulmasını bağışlamaz. Bunun dışında hak edeni bağışlar. Kim Allah’a şirk/ortak koşarsa, büyük bir iftira günahı işlemiş olur.

49.Kendilerini temize çıkaranlara (günahsızız diyenlere) baksana! Halbuki, hak edeni Allah temize çıkarır ve kimseye zerre kadar haksızlık da yapılmaz.

50.Şunlara bak hele! Allah hakkında nasıl da yalan uyduruyorlar! Apaçık bir günah olarak bu onlara yeter! 

51.Kitaptan kendilerine bir pay verilenleri (Kitap Ehlini) görmüyor musun? Cibt’e/putlara ve Tâgût’a/batıl güçlere iman ediyorlar ve: Kâfirler müminlerden daha doğru yoldadır! diyorlar.

52.Bunlar, Allah’ın lânetledikleri/dışladıkları kimselerdir, Allah’ın lânetlediklerine/ dışladıklarına yardım edecek kimse de yoktur.

53.Yoksa onlar Allah’ın mülküne ortak olduklarını mı sanıyorlar? Eğer öyle olsaydı, insanlara zırnık/zerre kadar bir şey bile vermezlerdi.

54.Yoksa onlar, Allah’ın ikramından pay verdiği kimseleri kıskanıyorlar mı? Oysa Biz, İbrahim ailesine Kitap ve hikmet verdik ve onlara güçlü bir saltanat bahşettik.

55.Onlardan bir kısmı İbrahim’e inandı, kimi de yüz çevirdi. Cehennemin o kavurucu ateşi onlara/yüz çevirenlere yeter.

56.Şüphesiz ki âyetlerimizi inkâr edenleri/kâfirleri ateşe atacağız. Derileri piştikçe âzabı sürekli tatmaları için onların derilerini yenileyeceğiz. Muhakkak kiAllah Azîz’dir/güçlüdür, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

57.Vellezîne âmenû ve amilüs sâlihâti/iman edip salih amel işleyenleri, içlerinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Orada ebedî olarak kalacaklar ve tertemiz eşleriyle birlikte koyu/serin gölgelerde oturacaklar.

58.Muhakkak ki Allah, size emaneti ehline vermenizi ve insanlar arasında adaletle hükmetmenizi emreder. Allah size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz ki Allah Semî’dir/her şeyi işitendir, Basîr’dir/her şeyi görendir.

59.Yâ eyyühellezîne âmenû/ey iman edenler! Allah’a ve Rasûlüne (Rasulün getirdiği Kitaba) itaat edin ve sizden olan ülü’l-emre/yetkililere de itaat edin. Eğer herhangi bir hususta ülü’l-emr ile/yetkililerle anlaşmazlığa düşerseniz onu Allah’a ve Rasûlüne arz edin. Eğer, Allah’a ve Ahiret Günü’ne inanıyorsanız böyle te’vil/yorum yapmanız daha hayırlı ve daha güzeldir.

60.Sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman ettiklerini sananlara bir baksana! Onlar, aralarındaki anlaşmazlığın çözümü için bir tagûtun/şeytani güçlerin hakemliğine başvurmak istiyorlar, oysa onlara tagûta/batıl güçlere uymamaları emredilmişti. Şeytan ise onları derin bir sapıklığa düşürmek istiyor.

61.Onlara: Allah’ın indirdiğine/Kitaba ve bu Rasûle uyun, dendiğinde o münâfıkların senden büsbütün uzaklaştıklarını görürsün.

62.Kendi elleriyle yaptıkları yüzünden başlarına bir musibet geldiğinde onların halleri ne olacak? O zaman sana gelip Allah’a yemin ederek: Biz sadece iyilik yapmak ve arayı bulmak istedik! derler.

63.Allah onların kalplerinde olanı bilir. Sen onlara aldırma, onlara öğüt ver ve etkili sözler söyle.

64.Biz gönderdiğimiz Rasûlleri, Allah’ın izniyle kendilerine tabi olunsun diye gönderdik. Halbuki onlar, kendilerine zulmettiklerinde sana gelip de Allah’tan günâhlarının bağışlanmasını dileselerdi ve Rasûl de onların mağfiretini dileseydi, o zaman Allah’ın tevbeleri kabul ettiğini ve Rahîm/merhametli olduğunu göreceklerdi.

65.Hayır, Rabbine andolsun ki, onlar aralarında ihtilafa düştükleri konularda seni hakem tayin edip, sonra da senin verdiğin hükme içlerinde hiçbir tereddüt ve sıkıntı duymadan teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar!

66.Şayet onlara: Ya kendinizi feda edin veya yurdunuzdan çıkın! diye emretmiş oysaydık, pek azı hariç bunu yapmazlardı. Halbuki kendilerine verilen talimata uysalardı, onlar için hem daha hayırlı hem de daha sağlam olurdu.

67.O zaman Biz de onlara katımızdan büyük bir mükafât verirdik.

68.Ve onları dosdoğru yola yönlendirirdik.

69.Kim Allah’a ve Rasûlüne itaat ederse, onlar; Allah’ın kendilerine nimet verdikleri: Nebilerle, sıddîklerle, şehitlerle ve sâlihlerle beraber olacaktır. Bunlar ne güzel dosttur.

70.İşte bu Allah’ın ikramıdır ve bunu Allah’ın bilmesi yeterlidir.

71.Yâ eyyühellezîne âmenû/ey iman edenler! Savunma tedbirinizi alın; bölük bölük veya topyekûn savaşın!

72.Şüphesiz (savaş için) içinizden bazıları ayak sürüyecektir. Size bir musibet isabet ettiğinde: Allah bana iyilik yapmış da iyi ki onlarla birlikte (savaşa) gitmemişim! derler.

73.Eğer Allah’tan size bir lütuf gelirse, sanki kendilerine çağrı yapılmamış gibi: Keşke ben de onlarla beraber olsaydım da büyük bir başarı kazansaydım! derler.

74.Ahireti kazanmak için bu dünya hayatından vaz geçenler Allah yolunda savaşsınlar. Allah yolunda savaşanlar öldürülsünler veya galip gelsinler; Allah onlara büyük bir ödül verecektir.

75.Size ne oluyor da: Rabbimiz! Halkı zalim olan bu yerden bizi çıkar, bize katından bir veli/koruyucu, bir yardımcı gönder! diye yalvarmakta olan; çaresiz erkekler, kadınlar ve çocuklar için Allah yolunda savaşmıyorsunuz?

76.İman edenler Allah yolunda savaşırlar, kâfirler ise tâgûtun/batıl güçlerin yolunda savaşırlar. Öyleyse siz, şeytanın taraftarlarıyla savaşın, muhakkak ki şeytanın tuzağı zayıftır.

77.Kendilerine: Ellerinizi çekin, namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin! denilen kimseleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca, onlardan bir grup Allah’tan korkar gibi insanlardan korkmuş, hatta korkuları daha da artmıştı. Dediler ki: Rabbimiz! Bize savaşı niçin yazdın, biraz daha süre tanısaydın olmaz mıydı? De ki: Dünya geçimliği pek azdır. Âhiret, takvâlı olanlar için daha hayırlıdır. Kimseye zerre kadar haksızlık yapılmaz.

78.Nerede olursanız olun, sağlam kalelerde bile olsanız ölüm sizi yakalayacaktır. Onlara bir iyilik gelse: Bu Allah’tandır! derler. Bir kötülük geldiğinde ise: Bu senin yüzündendir! derler. De ki: Başınıza gelen her şey Allah’tandır! Bu kavimlere ne oluyor da, hiçbir sözü anlamıyorlar?

(NOT: Başınıza gelen her şey Allah’tandır demek: Sizin kendi ellerinizle yaptıklarınıza Allah’ın yasalarının uygulanması sonucudur! demektir. Yoksa kötülük yapıp-yapıp da bunların sorumluluğunu Allah’a yüklemek demek değildir. H.S.)

79.Sana gelen her iyilik Allah’tandır, başına gelen kötülükler ise kendi nefsindendir! Biz seni insanlara Rasûl olarak gönderdik. Şahit olarak Allah yeter.

80.Kim Rasûle itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur. Kim de yüz çevirirse seni onlara bekçi olarak göndermedik.

81.Onlar sana: Baş üstüne! derler, senin yanından ayrıldıklarında içlerinden bir grup senin dediklerinden farklı işler çevirirler. Allah, onların çevirdiklerini yazmaktadır. Onlara aldırma! Allah’a tevekkül et! Vekil olarak Allah sana yeter.

82.Onlar Kur’an’ı inceleyerek etraflıca düşünmezler mi? Eğer Allah’tan başkası tarafından gönderilmiş olsaydı onda birçok ihtilaf/çelişki bulurlardı.

83.Onlara güven yahut korkuya dair bir haber gelince onu hemen yayarlar. Halbuki onu Rasûle veya içlerindeki ulul-emre/yetkililere iletselerdi, işin iç yüzünü araştıranlar gerçeği anlarlardı. Eğer Allah’ın lütuf ve rahmeti olmasaydı çok azınız hariç şeytana uyardınız.

84.(Rasûlum!) Allah yolunda savaş! Sen kendinden başkasından sorumlu değilsin. Mü’minleri de (savaşa) teşvik et. Umulur ki Allah o kâfirlerin gücünü kıracaktır. Allah’ın gücü üstündür ve cezalandırması şiddetlidir.

85.Kim bir iyiliğe/güzelliğe şefaat/aracılık ederse ona, ondan bir pay vardır. Kim de bir kötülüğe şefaat/aracılık ederse, ona da ondan bir pay vardır. Allah her şeyi Mukît’tir/ gözetendir.

86.Size selâm verildiğinde, onun daha güzeliyle veya aynısıyla karşılık verin. Şüphesiz ki Allah, her şeye Hasîb’dir/hesabını tutar.

87.Allah ki, O’ndan başka ilâh yoktur. Gerçekleşeceğinden asla şüphe olmayan Kıyamet Günü’nde sizi bir araya toplayacaktır. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir!

88.Size ne oluyor da Allah’ın kazandıkları günah sebebiyle baş aşağı ettiği o münâfıklar hakkında iki gruba ayrılıyorsunuz?  Allah’ın saptırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Allah’ın saptırdığı için asla hiçbir çıkış yolu bulamazsın.

89.Onlar, kendileri gibi sizin de inkâr ederek kendilerinin seviyesine düşmenizi isterler. Allah yolunda hicret edinceye kadar onlardan veli/dost edinmeyin. Eğer yüz çevirirlerse onları yakaladığınız yerde öldürün. Onlardan hiç kimseyi veli/dost ve yardımcı edinmeyin.

90.Ancak sizinle anlaşması olan bir kavme sığınanlara yahut hem sizinle hem de kendi kabileleriyle savaşmayacaklarını bildirerek size gelenlere dokunmayın. Eğer Allah dileseydi, onları sizin başınıza musallat eder onlar da sizinle savaşırlardı. Eğer onlar sizden uzak durur, size saldırmaz ve size barış teklif ederlerse, Allah onlara zarar vermenize izin vermez.

91.Hem sizden hem de kendi kavimlerinden emin olmak isteyenleri de bulacaksınız. Ama onlar, müminlere karşı fitneye/savaşa çağrıldıklarında balıklama dalarlar. Eğer bunlar sizi tacizden vazgeçmezler, sizinle barışa yanaşmazlar ve ellerini sizden çekmezlerse, yakaladığınız yerde onları vaktülûhum/öldürün. Onlara karşı size açık bir yetki verdik.

(NOT: Nisâ 4.88-91nci âyetleri Tevbe 9.5nci âyetlerle birlikte okuduğunuzda Allah’ın, müşrikleri gördüğünüz yerde kayıtsız şartın öldürün demediği görülecektir. H.S.)

92.Bir mü’minin başka bir mü’mini öldürmesi düşünülemez, hata ile olması başka. Hata ile bir mü’mini öldürenin; fe tahrîru rakabetim mü’minetiv ve diyetüm/mü’min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturması ve ölenin ailesine diyet ödemesi gerekir, ölenin ailesinin diyeti bağışlaması başka. Hata ile öldürülen mü’min size düşman olan bir kavme mensup ise o zaman fe tahrîru rakabetim mü’mineh/mü’min bir köleyi azat etmelidir (yeterlidir, diyet ödemesi gerekmez). Eğer o kişi aranızda anlaşma olan bir kavme mensupsa, ölenin ailesine diyet ödemek ve tahrîru rakabetim mü’mineh/ mü’min bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmak gerekir. Bunlara güç yetiremeyen kişi, tevbesinin Allah tarafından kabulü için aralıksız iki ay oruç tutmalıdır. Zira Allah Alîm’dir/ bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

93.Kim bir mü’mini mute’ammiden/kasten öldürürse onun cezası, içinde ebedî kalacağı cehennemdir. Allah ona gazap etmiştir, onu lânetlemiştir/rahmetinden uzaklaştırımıştır ve onun için büyük bir azâp hazırlamıştır.

94.Yâ eyyühellezîne âmenû/ey iman edenler! İzâ darabtüm fî sebîlillâhi/Allah yolunda sefere/cihada çıktığınızda iyice araştırın ve size selam verene; dünya hayatının geçici menfaatine göz dikerek sen mü’min değilsin! demeyin. Zira Allah katında pek çok gânimet vardır. Önceden siz de onlar gibiydiniz, Allah size lütufta bulundu. Artık durumu iyice araştırın, şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

95.Mü’minlerden geçerli bir mazereti olmadan oturanlarla vel mücâhidûne/Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihâd edenler bir/eşit değildir. Allah, malları ve canlarıyla cihâd edenlerin derecesini oturanlardan üstün kılmıştır. Allah hepsine güzellikler vadetmiştir ancak mücâhitlere evlerinde oturanlardan daha büyük mükâfatlar vererek üstün kılmıştır.

96.Allah, onlara (mücahitlere) katından dereceler, mağfiret/bağışlanma ve rahmet vermiştir. Allah, Gafûr’dur/bağışlayandır ve Rahîm’dir/merhametlidir

97.Melekler kendilerine zulmedenlerin canlarını alırken: Siz ne yapıyordunuz? derler. Onlar: Biz yeryüzünde mus’tezaf/zayıf ve çaresiz kimselerdik! derler. Melekler: Allah’ın arzı geniş değil miydi, hicret etseydiniz ya! derler. İşte onların yeri cehennemdir, orası ne kötü bir varış yeridir.

98.Ancak; güçsüz, çaresiz ve hicret etme imkânı bulamamış olan erkek, kadın ve çocuklar bundan müstesnadır.

99.Umulur ki Allah bunları affeder. Allah affedendir, bağışlayandır.

100.Kim Allah yolunda hicret ederse, yeryüzünde yaşayabilecek bir yer ve imkân bulur. Kim Allah’ın ve Rasûlünün yolunda hicret etmek üzere evinden çıkıp da yolda ölürse onun mükâfatını Allah verir. Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/

merhametlidir.

101.Ve izâ darabtüm fil erdı/yeryüzünde sefere/cihada çıktığınız zaman, in hıftüm ey yeftinekümül lezîne kefûru/kâfirlerin size kötülük yapmalarından korkarsanız fe leyse aleyküm cünâhun en taksurû mines salâh/o namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur. Muhakkak ki kâfirler sizin apaçık düşmanınızdır.

(NOT: SEFERİLİK NEDİR VE SEFERİLİKTE NAMAZ NASIL KILINMALIDIR?

Seferilik seyahat için değil, kâfirlerle savaşmak/cihat için çıkılan yolculuktur.

*Seferilik sonunda elde edilecek ganimetler vardır,

*Seferilikte kâfirlerin size kötülük yapma ihtimali vardır,

*Seferilikte namazı kısaltmanızda size bir günah yoktur,

*Seferilikte namazı kısaltarak nasıl kılınacağı örneği verilmiştir,

*Seferilikte namazı kısaltabilirsiniz, güvene kavuşunca tam kılın,

*Seferilikte cephede savaşıp galip geldiğinizde, düşmanı takip ederken gevşeklik göstermeyin.

*Namazların kısaltılması için; yolculukta gidilen mesafenin veya sürenin uzun olmasının hiçbir önemi yoktur. Gidilen mesafe 1.000 km. veya yolculuk süresi 10 gün olsa bile; bunlar namazların kısaltılması için yeterli sebep değildir.

*Seferilik kâfirle savaşmak için çıkılan yolculuktur. Kâfirlerin size kötülük yapmaları ihtimal dahilindedir. Ancak kâfirlerin size kötülük yapma ihtimali henüz yoksa, namazları kısaltmadan tam kılabilirsiniz. Kâfirlerin size kötülük yapmalarından korkarsanız; namazları mutlaka kısaltmanız da şart değildir ama kısaltmanızda size bir vebal yoktur!

Dört rekatlı bir farz namazı; kâfirlerin yapacağı kötülük derecesine göre: 

a) Kısaltmadan dört rekat olarak veya,

b) Kısaltarak iki rekat olarak veya,

c) Daha da kısaltarak bir rekat olarak da kılabilirsiniz.                                                                                       

SEYAHATLARDA/YOLCULUKLARDA NAMAZ NASIL KILINMALIDIR? 

Kâfirlerin kötülük yapmaları dışındaki (namaz vaktinin çıkması, şiddetli yağış, sel, heyelan, köpek saldırısı gibi) tehlikelerden korkarsanız, namazın nasıl kılınacağı  konudaki bilgiyi bize Bakara 239ncu âyet vermektedir: Eğer bir tehlikeden korkarsanız, namazı yaya yahut binek üstünde (kısaltmadan) eda edin.  Ancak; kıbleye yönelmek, kıyam, rüku ve secde gibi bazı rükünleri terk edebiliriz. Güvene kavuştuğunuzda, bilmediğiniz şeyleri size öğrettiği gibi Allah’ı zikredin/hatırlayın. Eğer yolculukta, bir tehlike söz konusu değilse, namazı yaya yahut binek üstünde değil, rükûlu-secdeli olarak ve kurallarına uygun olarak (kısaltmadan) tam olarak kılmak gerekir.

NAMAZIN KAZASI YOKTUR, VAKTİNDE KILINMALIDIR!

Cephede düşmanla savaşırken veya yayan yahut binek üstünde giderken bile vaktinde kılınması şart olan namazın kazaya bırakılması asla düşünülemez. Çünkü namaz, mü’minler için vakti belirlenmiş bir farzdır. H.S.)

102.Sen de aralarında olup, fe ekamte lehümüs salâte/o namazı onlara kıldıracağın zaman, bir grup silahlarını yanlarına alarak seninle namaza dursun, (diğerleri) nöbet tutsun. Secde ettiklerinde bunlar geri çekilsinler (nöbete geçsinler). O namazı kılmamış olan diğer grup silahlarını yanlarına alarak gelip seninle bilikte o namazı kılsınlar. Kâfirler, ani bir baskın yaparak sizi silahsız ve gafil avlamak isterler. Ancak, yağmur dolayısıyla sıkıntınız olur veya hasta olursanız silahlarınızı bırakmanızda size bir sakınca yoktur, tedbirinizi alın. Şüphesiz ki Allah, kâfirler için alçaltıcı bir azap hazırlamıştır!

103. Fe izâ kadaytümüs salâte/o namazı kıldıktan sonra; ayakta, otururken ve yanlarınız üzerine uzanmış bir haldeyken Allah’ı zikredin/hatırlayın. Güvene kavuştuğunuzda ise; o namazı dosdoğru/tam kılın. Çünkü o namaz, müminler için vakti belirlenmiş bir farzdır.

104. (Düşman) kavmini/birliğini takip etmekte gevşeklik göstermeyin. Eğer siz acı çekiyorsanız onlar da sizin gibi acı çekiyorlar. Üstelik siz, Allah’tan onların beklemedikleri mükâfatları bekliyorsunuz. Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/ hikmet sahibidir.

105.Biz sana bu Kitab’ı/Kur’an’ı; Allah’ın gösterdiği şekilde insanlar arasında hüküm veresin diye hak olarak indirdik. Sakın hainleri savunma!

106.Allah’tan bağışlanma dile. Muhakkak ki Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahim’dir/merhametlidir.

107.Kendilerine hainlik edenleri savunma! Muhakkak ki Allah, hainlik eden günahkârları sevmez.

108.Onlar işledikleri suçu insanlardan gizliyorlar, ama Allah’tan gizleyemezler. Geceleyin bir araya gelip O’nun razı olmayacağı işleri plânlarken Allah onların yanındaydı. Allah, onların yaptıklarını çepeçevre kuşatmıştır.

109.Hadi siz bu dünya hayatında onları savundunuz diyelim, Allah’a karşı Kıyamet Günü onları kim savunacak ya da kim vekil/yardımcı olacak?

110.Kim bir kötülük yapar veya kendine zulmederse, sonra Allah’tan af dilerse, Allah’ı Gafûr/bağışlayan ve Rahîm/merhametli bulur.

111.Kim bir günah işlerse onu ancak kendi aleyhine işlemiş olur. Allah Alîm’dir/ bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

112.Kim bir hata yapar veya günah işler, sonra onu suçsuz birine atarsa, bir iftirayı ve apaçık bir günahı yüklenmiş olur.

113.Eğer Allah’ın lütfu ve merhameti olmasaydı, onlardan bir grup seni yanıltmaya yeltenmişti. Ama onlar ancak kendilerini yanıltırlar ve sana zarar veremezler. Allah, sana Kitabı ve hikmeti indirmiş ve bilmediğin şeyleri öğretmiştir. Allah’ın sana olan lütfu çok büyüktür.

114.Onların gizli görüşmelerinin çoğunda bir hayır yoktur. Ancak, yardımlaşmayı, iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi isteyenlerin yaptıkları başka. Kim bunları Allah’ın rızasını kazanmak için yaparsa, ona büyük bir mükâfat vereceğiz.

115.Kendisi için doğru yol açıkça belli olduktan sonra, kim Rasûle karşı çıkar ve mü’minlerin yolundan saparsa, onu saptığı yolda bırakırız ve cehenneme sokarız. Ne kötü bir varış yeridir orası.

116.Muhakkak ki Allah, kendisine şirk koşanı bağışlamaz, bunun dışındaki dilediği/hak eden kimselerin günahlarını bağışlar. Allah’a şirk koşanlar ise derin bir sapıklığa düşmüş olurlar.  

117.Min dûnihî/O’nun peşi sıra onların yardıma çağırdıkları dişilerdir (dişi putlardır), aslında onlar inatçı şeytanı yardıma çağırıyor ve ona yakarıyorlar.

118.Halbuki Allah onu lânetlemişti/dışlamıştı, o da şöyle demişti: Senin kullarından belli bir kısmını ele geçireceğim!

119.Ve onları saptıracağım, onları boş kuruntulara sokacağım, onlara emredeceğim, en’am (koyun, keçi, sığır, deve) cinsi hayvanların kulaklarını yardıracağım, onlara emredeceğim Allah’ın yaratışını/yarattıklarını değiştirecekler! Kim o şeytanı min dûnillâhi/Allah’ın peşi sıra veli/destekçi edinirse apaçık bir hüsrana uğramış olur.

120.O (şeytan), onlara vaatte bulunur ve onları ümitlendirir/hayal kurdurur. Ancak, şeytanın vaadi sadece onları aldatmaktan ibarettir.

(NOT: Y. N. Öztürk hoca ilk cümleyi: “(şeytan) onları anlamını bilmeden okumaya iter” şeklinde tercüme ederek zımnen; anlamını bilmeden Kur’an okumanın şeytanın yolundan gitmek olduğunu ifade etmektedir. Öztürk, Y.N.-Kur’an-ı Kerim ve Türkçe Meali, S:98 H.S.)

121.İşte onların varacakları yer cehennemdir, oradan kaçış yolu da bulamazlar.

122.Vellezîne âmenû ve amilüs sâlihâti/iman edip sâlih amel işleyenleri ebedî kalmak üzere, içinden ırmaklar akan cennetlere koyacağız. Bu Allah’ın gerçek bir vaadidir/ sözüdür. Allah’tan daha doğru sözlü kim olabilir ki?

123.Sizin kuruntularınız da Ehl-i Kitab’ın kuruntuları da geçerli değildir. Kim bir kötülük yaparsa cezasını görür. Bunlar, min dûnillâhi/Allah’ın peşi sıra veli/destekçi ve yardımcı da bulamazlar.

124.Erkek veya kadın mü’min olarak salih amel işleyen herkes cennete girecektir. Onlara zerre kadar haksızlık da yapılmaz.

125.Muhsinûn/güzel davranan ve benliğini Allah’a teslim eden kimsenin dininden daha güzel dinli kim olabilir ki? Böylesi, hanîf/tevhide inanan İbrahim’in dinine uymuştur. Allah, İbrahim’i halil/yakın dost edinmiştir. 

(NOT: Kur’an’da, yakın dost olarak halil sözcüğü kullanılmaktadır. Veli/evliya sözcüklerine ise; koruyucu, destekleyici, taraftar gibi anlamların verilmesi uygundur. H.S.)

126.Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. Allah Mühıyt’tir/her şeyi kuşatmıştır.

127.Senden o kadınlar hakkında fetva istiyorlar. De ki: Onlar hakkındaki fetvayı size Allah vermektedir: Mehirlerini vermeden nikâhlamak istediğiniz yetim kadınlara, zavallı çocuklara, yetimlere adil davranmanız; Kitaptaki/Kur’an’daki âyetlerdedir (onlara uyun)! Şüphesiz ki Allah, hayır/iyilik olarak yaptığınız her şeyi bilendir.

128.Eğer bir kadın kocasının nüşûzundan/sadakatsizliğinden veya yüz çevirmesinden endişe ederse, uzlaşmaya çalışmalarında iki taraf için de günah yoktur, zira uzlaşmak daha hayırlıdır. İnsanların nefisleri ise bencilliğe çok meyillidir. Eğer arayı düzeltir ve takvâlı olursanız, muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

129.Ne kadar isteseniz de, kadınlarınız arasında adil davranmaya güç yetiremezsiniz. Birisine büsbütün yönelip diğerini muallakta/ortada bırakmayın. Eğer uzlaşır ve takvâlı davranırsanız, muhakkak ki Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/ merhametlidir.

130.Eğer eşler birbirinden ayrılırsa/boşanırsa, Allah bol nimetiyle her birini zenginleştirir. Allah Vasî’dir/yardımı boldur, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

131.Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. Andolsun ki; sizden önce Kitap verdiklerimize ve size de: Allah’a karşı takvâlı olun! diye emrettik. Eğer inkâr ederseniz bilin ki, göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. Allah Ganî’dir/zengindir, Hamîd’dir/ övgüye lâyıktır.

132.Göklerde ve yerde olanların hepsi Allah’ındır. Vekil olarak Allah yeter.

133.Ey insanlar! Eğer dilerse sizi yok eder ve yerinize başkalarını getirir. Allah buna Kadîr’dir/gücü yetendir.

134.Kim dünya nimetini isterse bilsin ki, dünya nimeti de âhiret nimeti de Allah katındadır, Allah, Semî’dir/işitendir, Basîr’dir/görendir.

135.Yâ eyyühellezîne âmenû/ey iman edenler! Kendiniz, ana-babanız veya yakınlarınız aleyhine bile olsa, adaleti ayakta tutan ve Allah için şahitlik yapan kimseler olun. Onlar zengin de olsa fakir de olsa Allah onlara sizden daha yakındır. Nefsinizin arzusuna uyarak adaletten ayrılmayın. Eğer dilinizi eğip-bükerseniz/yalan söylerseniz veya şahitlikten kaçınırsanız; şüphesiz ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

136.Yâ eyyühellezîne âmenû/ey iman edenler! Allah’a, Rasûl’üne ve Rasûl’üne indirdiği Kitaba ve daha önce indirdiği Kitap’lara iman edin. Ve kim, Allah’ı, Meleklerini, Kitaplarını, Rasûllerini ve Âhiret Günü’nü inkâr ederse, işte o çok derin bir sapkınlığa düşmüştür.

137.Şüphesiz; iman edip sonra inkâr eden, sonra iman edip tekrar inkâr eden, sonra da inkârda ileri gidenleri Allah affetmeyecek ve doğru yola iletmeyecektir.

138.Münâfıklar için elem verici bir azap olduğunu müjdele!

139.Müminleri bırakıp da kâfirleri evliya/destekçi edinenler, onların yanında itibar mı arıyorlar? Bilin ki itibar tamamıyla Allah’ın yanındadır.

140.Ve O size indirdiği Kitap’ta şunu bildirmiştir: Allah’ın âyetlerini inkâr ettiklerini veya alaya aldıklarını duyduğunuzda, onlar mevzuyu değiştirinceye kadar yanlarında oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz! Muhakkak ki Allah münâfıkların ve kâfirlerin hepsini cehennemde toplayacaktır.

141.Onlar sizi sürekli gözetlerler. Eğer Allah size bir zafer verirse: Biz sizinle beraber değil miydik? derler. Eğer kâfirler üstünlük sağlarsa onlara: Biz size yardım ederek bunu sağlamadık mı, mü’minlerden sizi korumadık mı? derler. Allah aranızda hükmünü Kıyamet Günü verecektir. Allah, mü’minlerin aleyhine kâfirlere asla bir yol vermez.

142.Şüphesiz ki münâfıklar Allah’ı aldatmaya çalışırlar. Halbuki O, onların hilelerini boşa çıkarır. Ve izâ kâmû iles salâti/onlar o namaza kalktıkları zaman gönülsüzce kalkarlar ve insanlara gösteriş yaparlar. Allah’ı da çok az zikrederler/hatırlarlar. 

143.Onlar, (imanla küfür) arasında bocalayıp dururlar, ne oraya katılırlar ne buraya. Allah’ın saptırdığına/sapık saydığına sen asla çıkış yolu bulamazsın.

144.Yâ eyyühellezîne âmenû/ey iman edenler! Mü’minlerin  dûninde/peşi sıra kâfirleri evliyâ/koruyucu destekçi edinmeyin. Allah’a, kendi aleyhinize olacak apaçık bir delil vermek mi istiyorsunuz?

145.Şüphesiz ki münâfıklar cehennemin en alt/aşağı tabakasında olacaktır. Onlara yardım edecek kimse de olmayacaktır.

146.Ancak, tevbe ederek hallerini düzelten, Allah’a sarılarak dinlerini Allah’a has kılanlar müstesnadır, bunlar mü’minlerle birlikte olacaktır. Allah mü’minlere yakında büyük bir ödül verecektir. 

(NOT: Nisâ 4.136-146ncı âyetlerde münâfıklar anlatılmaktadır. Münâfıkların başlıca özellikleri şunlardır: İmanla inkâr arasında gidip gelirler, mü’minleri bırakıp kâfirleri veli/koruyucu edinirler, Allah’ın âyetleriyle alay ederler, mü’minler veya kâfirlerden kim galip gelirse ona: biz sizin yanınızdaydık derler, Allah’ı aldatmaya çalışırlar (ama başaramazlar), namaza gönülsüz olarak ve insanlara gösteriş için kalkarkar, münâfıklar cehennemin en alt/aşağı tabakasında olacaktır. Ancak tevbe ederek hallerini düzeltenler ve Allah’a sarılanlar mü’minlerle birlikte olacaktır.  Bak. Mâûn 107.1-7 H.S.)

147.Eğer siz iman eder ve şükrederseniz Allah size neden azap etsin ki? Allah Şâkir’dir/şükrün karşılığını verendir, Alîm’dir/bilendir.

148.Allah (zulüm altında olanın sözü hariç) çirkin/kötü sözün açıkça söylenmesini sevmez. Allah Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/bilendir.

149.Siz bir hayrı açıklar veya gizlerseniz yahut bir kötülüğü bağışlarsanız bilin ki Allah Afûv’dur/affedicidir, Kadîr’dir/güç yetirendir.

150.Onlar, Allah’ı ve Rasûllerini inkâr ederler; Allah ile Rasûllerinin arasını açmak isterler ve: Biz bir kısmına inanırız, bir kısmını inkâr ederiz! diyerek iman ile inkâr arasında bir yol tutmak isterler! 

151.İşte onlar gerçekten kâfir olanlardır. Biz kâfirlere alçaltıcı bir azap hazırladık.

152.Allah’a ve Rasûllerine iman eden ve Rasûllerinden hiçbirini diğerlerinden ayırmayanlara gelince, Allah onların mükâfatını verecektir. Çünkü Allah Gafûr’dur/ bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir.

153.Ehl-i Kitap kendilerine senden gökten bir kitap indirmeni istiyorlar. Bundan daha büyüğünü Musa’dan istemişler ve: Allah’ı bize açıkça göster! demişlerdi. Bu zulümleri yüzünden onları yıldırım çarpmıştı. Sonra kendilerine apaçık deliller geldiği halde buzağıyı ilah edindiler. Buna rağmen onları affetmiş ve Musa’ya apaçık bir saltanat vermiştik.

154.Onların mîsâklarını/sözlerini tutmaları için Tur Dağı’nı üzerlerine kaldırdık. Onlara: O kapıdan secde ederek/saygıyla girin! dedik ve: Cumartesi avlanma yasağını çiğneyerek haddi aşmayın! dedik ve onlardan mîsâk/kesin bir söz aldık.

155.Verdikleri sözden dönmeleri, Allah’ın âyetlerini inkâr etmeleri, Nebileri haksız yere öldürmeleri ve bizim kalplerimiz mühürlüdür! demeleri sebebiyle Allah onların kalplerini mühürlemiştir. Pek azı hariç onlar iman etmezler. 

156.Ve inkâr etmeleri ve Meryem’e büyük bir iftira atmaları (yüzündendir).    

157.Ve Allah’ın Rasûlü Meryem oğlu İsa Mesih’i biz öldürdük! demeleri yüzündendir. Halbuki onu öldürmediler ve çarmıha germediler. Lakin öldürdükleri kişi onlara öyle gösterildi. Anlaşmazlığa düştükleri bu konuda tam bir şüphe içindeler. Bu hususta sağlam bir bilgileri yok, sadece varsayıma ve zanna dayanmaktalar. Kesin olarak onu/Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürmediler!  

158.Doğrusu, Allah onu kendi katına yükseltmiştir. Allah Azîz’dir/kudretlidir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

159.Ehl-i Kitap’tan her biri ölmeden önce ona/İsa Mesih’e iman edecektir, O da

Kıyamet Günü’nde onlar hakkında şahitlik edecektir.

160.Yahudilerin yaptıkları zulümlerden ve insanlardan birçoğunu Allah yolundan saptırmalarından dolayı, kendilerine önceden helâl kılınan temiz ve güzel şeylerden birçoğunu onlara haram kıldık.

161.Kendilerine yasaklandığı halde ve ahzihimü er ribâ/o ribâyı alıyorlar ve insanların mallarını bâtıl yolarla yiyorlardı. O kâfirler için elem verici bir azâp hazırladık.

162.Lâkinir râsihûne fil ılmi minhüm vel mü’minûne/lakin onlardan (Yahudilerden) ilimde derinleşmiş olan mü’minler; sana indirilene ve senden önce indirilenlere inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman ederler. İşte onlara büyük bir mükafat vereceğiz. (Bak. Âl-i İmrân 3.7 H. S.)

163.Muhakkak ki Biz Nuh’a ve ondan sonra gelen Nebi’lere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakup’a ve torunlarına, İsa’ya, Eyyub’a, Yunus’a, Harun’a ve Süleyman’a da vahyettik, Davud’a da Zebur’u verdik.

164.Daha önce kıssalarını sana anlattığımız Rasûl’leri ve anlatmadığımız Rasûl’leri de gönderdik. Allah Musa ile kelamla/kelimelerle konuştu. 

165.Müjdeleyici ve uyarıcı olarak Rasûl’leri gönderdik ki, artık insanların Rasûl’ler geldikten sonra Allah’a karşı ileri sürecekleri bir bahaneleri kalmasın. Allah Azîz’dir/ üstündür, Hâkîm’dir/hikmet sahibidir.

166.Lakin, Allah sana indirdiklerini kendi ilmiyle indirdiğine şahitlik eder, melekler de şahitlik ederler. (Elbette) şahit olarak Allah yeter. 

167.Muhakkak ki kâfir olup (insanları) Allah’ın yolundan alıkoyanlar derin bir sapıklığa düşmüşlerdir.

168. Muhakkak ki Allah, kâfirleri ve zalimleri affetmeyecek ve onlara bir çıkış yolu da göstermeyecektir. 

169.Onlara ancak cehennemin yolunu gösterecektir. Onlar orada ebedi olarak kalacaklar, bu Allah için çok kolaydır.

170.Ey insanlar! Bu Rasûl Rabbinizden size hakkı/hakikatı getirdi, iman ederseniz bu sizin hayrınıza olur. Eğer inkâr ederseniz şüphesiz ki göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

171.Ey Ehl-i Kitap! Dininiz hakkında aşırılık etmeyin, Allah hakkında sadece hakkı/hakikati söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih sadece Allah’ın Rasûlü ve Meryem’e attıığı kelimesidir/hükmüdür ve O’ndan bir ruhtur. O halde Allah’a ve Rasûl’lerine iman edin. (O) üçtür demeyin, buna son verin, sizin için hayırlı olan budur. Şüphesiz ki Allah tek bir ilahtır, O çocuk sahibi olmaktan münezzehtir!  Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Vekil olarak Allah yeter.

172.Mesih Allah’a kul olmaktan kaçınmaz, mukarrebûn/yakın olan melekler de öyle. Kim O’na kul olmaktan çekinerek büyüklük taslarsa bilsin ki Allah onların hepsini huzurunda toplayacaktır.

173.İman edip salih amel işleyenlerin mükâfatı eksiksiz verilecek ve Kendi fazlından daha da artıracaktır. Büyüklük taslayan ve kibirlenenleri ise elem verici bir azaba çarptıracaktır. Onlar, min dûnillâhi/Allah’ın peşi sıra bir veli/destekçi ve yardımcı da bulamayacaklardır. 

174.Ey insanlar! Rabbinizden size bir burhan/delil geldi, size apaçık bir Nûr/Kur’an indirdik.

175.Allah’a iman edip O’na sımsıkı sarılanlara gelince, onları Kendi rahmeti ve nimetiyle mükafatlandıracak ve dosdoğru yola ulaştıracaktır. 

176.Senden fetva istiyorlar. De ki: Kelâle (anası-babası ve çocukları olmayarak miras bırakanlar) hakkında size fetvayı Allah veriyor. Ölenin sadece bir kız kardeşi mirasçı oluyorsa, mirasın yarısı onundur, kız kardeşleri iki (veya daha fazla) iseler hepsi birden mirasın üçte ikisine ortak olurlar. Ölenin sadece bir erkek kardeşi mirasçı olursa mirasın tamamını alır, mirasçıları erkek kardeş ve kız kardeşlerden oluşuyorsa; bu halde erkek kardeşin payı iki kız kardeşin payı kadardır. Allah, yanılmayasınız diye size böyle açıklıyor. Allah Alîm’dir/bilendir.

(NOT: Nisâ 12nci âyetteki kelâle ana bir kardeşlerin miras hisselerini, Nisâ 176 ncı âyetteki kelâle ise baba bir kardeşlerin miras hisselerini bildirmektedir. H.S.)

(Harun Sorkun-Gözden Geçirme: Ağustos 2023)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

X