24 Haziran 2024 Pazartesi
MENÜ
SON YAZILAR

MÂİDE SÛRESİ

5/108 MÂİDE SÛRESİ

(Sûre adını; 112nci ve 114ncü âyetlerde geçen mâidetem mines semâi/gökten indirilen sofra anlamındaki mâide/sofra kelimesinden almıştır. Mushafta 5nci, inişte 108nci sıradadır. Medine’de inmiş olup 120 âyettir.)

Eûzu bi’llahimin’eş-şeytânir-racîm/kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Bismillâhirrahmânirrahıym/Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

1.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Akitleri/sözleşmeleri yerine getirin. Haram oldukları bildirilecek olanlar hariç olmak üzere; en’âm cinsi (koyun, keçi, sığır, deve) hayvanlar size helal kılındı. Ancak ihramlıyken avlanmanız (kara avı) helal değildir. Muhakkak ki Allah dilediği hükmü verendir.  (Bak.5.96)                                                                                  

2.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Şeâirallâhi/Allah’ın sembollerine saygısızlık etmeyin: Haram aylara, hediye kurbanlıklara, gerdanlıklı olanlara, Rablerinin lütuf ve rızasını kazanmak için Beyt-ül Harâm’a gelenlere. İhramdan çıktığınızda (kara avı) yapabilirsiniz. Bir zamanlar Mescid-i Harâm’a girmenize engel olmuş bir kavme yönelik öfkeniz onlara saldırganlık yapmanıza yol açmasın. İyilik ve takvâda yardımlaşın, günâh ve düşmanlıkta yardımlaşmayın. Allah’a karşı takvâlı olun, Allah’ın azâbı çok şiddetlidir.                                                             

3.Size (şunlar) haram kılınmıştır: Leş/ölü, kan, domuz eti ve Allah’tan başkasının adı anılarak kesilenler. Eğer ölmeden önce kesmemişseniz: boğularak ölen, vurularak/dövülerek ölen, yüksekten düşerek ölen, boynuzlanarak ölen, yırtıcı hayvan tarafından ısırılarak ölenlerin (eti) haramdır. Dikili taşlar/putlar adına kesilenlerin (eti) de haramdır. Fal oklarıyla kısmet aramanız da size haram kılınmıştır. Bunların hepsi fısktır/yoldan çıkmaktır. Kâfirler bugün dininizden (yok etmekten) ümitsizliğe düştüler, onlardan korkmayın Ben’den korkun! Bugün, sizin dininizi kemale erdirdim ve size olan nimetimi tamamladım. Size din olarak İslâm’ı seçtim. Her kim günaha yönelmeden ve zorda kalarak (haramlardan) yemeye mecbur kalırsa Allah Gafûr’dur/ bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir.                                                                                           

(NOT: Haramlarla ilgili âyetler: 2.173*5.3-5*6.121,145*16.115-116’dır. En’âm 6.121'in dip notunda geniş bilgi verilmiştir. H.S.) 

4.Sana, kendileri için nelerin helâl kılındığını soruyorlar? De ki: Tayyibât/temiz olan nimetlerin hepsi size helâl kılındı! Ve Allah’ın size öğrettiği bilgiyle eğittiğiniz avcı hayvanların sizin için yakaladıklarını Bismillah/Allah'ın adıyla diyerek yiyin! Allah’a karşı takvâlı olun. Muhakkak ki Allah hesabı çabuk görendir. (Bak.7.157)                                                                                

5.Bugün, tayyibât/temiz olan yiyeceklerin hepsi size helâl kılındı. Kendilerine Kitap verilmiş olanların yiyecekleri size, sizin yiyecekleriniz de onlara helâldir. İffetli hür ve mümin kadınları ve sizden önce kendilerine Kitap verilmiş olanların iffetli kadınlarını; mehirlerini vermeniz, iffetli olmanız, gizli dost tutmamanız şartıyla size helâldir. Her kim imanı inkâr ederse/reddederse onun iyilik namına yaptıkları boşa gider ve ahirette hüsrana uğrayanlardan olur.                                 

6.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! İzâ kumtüm iles salâti/o namaza kalkacağınız zaman fağsilû/yıkayın; yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi. Vemsehû/mesh edin; başınızı ve her iki topuklarınıza kadar ayaklarınızı. Eğer cünüp olmuşsanız fettahherû/temizlenin. Eğer hasta veya seferde/yolculukta olursanız yahut sizden biriniz tuvaletten geliyorsanız ev lâmestümün nisâe/veya kadınlara (cinsel olarak) dokunmuşsanız ve su bulamamışsanız; temiz bir toprağa yönelin/ teyemmüm edin, onunla yüzlerinizi ve ellerinizi mesh edin. Allah sizi sıkıntıya sokmak istemez. Lakin O’nun isteği sizi temizlemek ve size olan nimetini tamamlamaktır. Umulur ki şükredersiniz.                               

(NOT: Bu âyette; namaza başlamadan önce nasıl temizlik yapacağımız anlatılmaktadır. Müslümanların abdest almak olarak ifade ettikleri bu konuda âyet şunları söylemektedir: O namaza kalkacağınız zaman;                                                                        a) Fağsilû/yıkayın; yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi,                                                                                                                 

b) Vemsehû/mesh edin; başınızı ve topuklara kadar ayaklarınızı.                                                                       

Böylece, namaza kalkacağınız zaman;                                                                       

a)Yüzlerin ve dirseklere kadar ellerin yıkanması ve                                       

b)Başın ve topuklara kadar ayakların mesh edilmesi (sıvazlanması) emredilmektedir (hepsi bu kadar).                                       İslam İlmihali adlı kitaplarda bunlara ilaveler yapıldığı görülmektedir:  

a)Yüzlerin ve dirseklere kadar ellerin yıkanmasına, ağzın ve burnun yıkanması ilave edilmiştir.                                        

b)Başın ve topuklara kadar ayakların mesh edilmesine, kulakların ve boynun meshedilmesiyle ayakların yıkanması ilave edilmiştir. Bunların ne sakıncası var ki denilebilir? Bunların, haşa Allah eksik yapmış da insanlar eksikleri gidermiş gibi anlaşılma ihtimali ve böylece Allah’a şirk koşma ihtimali olabilir bu bakımdan, Allah ne dediyse sadece odur! dememiz gerekir. Ayaklara mesh edilmesi de; çorap veya mest üzerine değil çıplak ayağa meshedilmesi gerekir. Allah, tenkit edenlerin tenkidinden korkmayın, Ben’den korkun! buyurmaktadır. (Bak. 3.175*5.44)                                                        

İslami litaratürde bu âyet abdest âyeti olarak anılmaktadır. Ayrıca Bak. Nisa 4.43 H.S.)                                             

7.Allah’ın size olan nimetini ve O’na verdiğiniz sözü hatırlayın, hani: semı’nâ ve eta’nâ/işittik ve itaat ettik! demiştiniz. Allah’a karşı takvâlı olun. Muhakkak ki Allah göğüslerde olanı bilir.                                           

8.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan ve adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir kavme olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sevk etmesin. Siz âdil olun, takvâya en uygun olan budur. Allah’a karşı takvâlı olun. Muhakkak ki Allah yaptıklarınızdan haberdardır.                                                                                                                                

9.Allah, âmenû ve amilüs sâlihâti/iman edip salih amel işleyenlerin günahlarını bağışlayacağını ve onlara büyük mükâfat vereceğini vadetmiştir.                                                                                                                                        

10.Âyetlerimizi inkâr edip yalanlayanlara gelince, işte onlar cehennem ahalisidir.                                                           

11.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın. Hani bir topluluk size elini uzatmaya kalkışmıştı da Allah onların ellerini sizden çekmişti. Allah’a karşı takvâlı olun. Mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler/güvensinler.                                    

12.Andolsun ki, Allah İsrailoğullarından misak/kesin söz almıştı. Ve içlerinden on iki temsilci görevlendirmişti. Allah dedi ki: Bilin ki Ben sizinle beraber olacağım! Eğer siz; ekamtümüs salâte/o namazı dosdoğru kılarsanız ve o zekâtı verirseniz ve Rasûllerime inanarak onları desteklerseniz ve Allah’a karzı hasen/güzel bir borç verirseniz; Ben de sizin günâhlarınızı örterim/silerim ve mutlaka sizi içinden ırmaklar akan cennetlere koyarım. Bundan sonra içinizden kim inkâr ederse işte o doğru yoldan sapmış olur.                                                                                                                  

13.Verdikleri sözden döndükleri için onları lânetledik/dışladık ve kalplerini katılaştırdık. Kelimeleri bağlamından kopararak tahrif ettiler. Öğütlendikleri şeylerden bir kısmını unuttular. İçlerinden çok azı hariç sen onların daima hainlik ettiklerini göreceksin. Sen onlara aldırma ve onları affet, muhakkak ki Allah iyilik edenleri  sever.                                                          

14.Biz Nasârâ’yız/Hristiyanız! diyenlerden de misak/kesin söz almıştık, ama onlar öğütlendikleri şeylerden bir kısmını unuttular. Bu yüzden onların arasına Kıyamet Gününe kadar sürecek düşmanlık ve kin yerleştirdik. Ve Allah yaptıkları şeyleri onlara haber verecektir.                                                                                                                     

15.Ey Ehl-i Kitap! Kitap’dan gizledikleden pek çok şeyi size açıklayan ve bir kısmından da söz etmeyen Rasûlüm geldi. Doğrusu size Allah’tan bir nûr ve apaçık bir Kitap/Kur’an geldi.                                                                                    

16.Allah; onunla/Kur’an’la rızasına uyanları; selâmet yollarına iletir. Onları izniyle karanlıklardan aydınlığa çıkarır ve onları dosdoğru yola iletir.                                                                                                            

17.Muhakkak ki; Meryem oğlu Mesih’e: o Allah’tır! diyenler kâfir olmuştur. De ki: Allah; Meryem oğlu Mesih’i, onun annesini ve yeryüzündekilerin hepsini helâk etmek isterse O’na kim engel olabilir? Göklerin, yeryüzünün ve onların arasında olanların hepsinin mülkü/ yönetimi Allah’a aittir. Dilediğini yaratır. Allah her şeye Kâdir’dir/gücü yetendir.                           

18.Yahudiler ve Hristiyanlar: Biz Allah’ın oğulları ve sevdiği kimseleriz! dediler. De ki: Öyleyse günahlarınızdan dolayı size neden azap ediyor?  Doğrusu, siz O’nun yarattıklarından bir beşersiniz/insansınız. Allah dileyeni/hak edeni affeder, dileyene/müstehak olana azap eder. Göklerin, yeryüzünün ve onların arasında olan her şeyin mülkü/ yönetimi Allah’a aittir ve dönüş O’nadır.                                                                              

19.Ey Ehl-i Kitap! Bize bir müjdeleyici ve uyarıcı gelmedi! demeyesiniz diye Rasûllerin arasının kesildiği bir fetret döneminde gerçekleri açıklayan, müjdeleyici ve uyarıcı Rasûlüm size geldi. Allah her şeye Kadîr’dir/güç yetirendir.                              

20.Bir gün Mûsa kavmine dedi ki: Ey kavmim! Allah’ın size verdiği nimetleri hatırlayın. İçinizden Nebîler seçti, sizi melikler/güç sahibi yaptı ve âlemlere vermediği birçok şeyi size verdi!                                        

21.Ey kavmim! Allah’ın size yazdığı/vadettiği mukaddes topraklara girin, fakat geriye dönmeyin, yoksa hüsrana uğrarsınız! dedi.                                                                                                                                                 

22.Dediler ki: Ey Mûsa! Orada zorba bir kavim var. Onlar oradan çıkıncaya kadar biz asla oraya girmeyeceğiz. Eğer oradan çıkarlarsa ancak o zaman gireceğiz!                                                                         

23.Derken, korkanların içinden Allah’ın nimet verdiği iki kişi dedi ki: Onların üzerine bildik kapıdan girin! Eğer oraya girerseniz mutlaka galip gelirsiniz. Eğer mü’minseniz yalnız Allah’a güvenin!                                 

24.Dediler ki: Ey Mûsa! Onlar orada bulundukları sürece biz asla oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin birlikte savaşın! Biz burada oturup bekleyeceğiz!                                                                                                    

25.Mûsa: Rabbim! Kendim ve kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum. Artık fâsık/yoldan çıkmış bu kavim ile bizim aramızı ayır! dedi.                                                                                                                                                                    

26.(Allah) dedi ki: Orası/Kutsal topraklar onlara kırk yıl boyunca yasaklandı. Yeryüzünde şaşkın şaşkın dolaşacaklar. Artık, fâsık/yoldan  sapmış olan bu kavm için üzülme!                                                                                                            

27.Onlara ebney âdeme/iki Âdemoğlunun gerçek kıssasını anlat. Bir gün ikisi de Allah’a kurban sunmuşlar, birininki kabul edilmiş diğerininki kabul edilmemişti. Kurbanı kabul edilmeyen: Seni kesinlikle öldüreceğim! deyince diğeri: Allah sadece müttâkilerden kabul eder! demişti.                                                                                          

(NOT: Bazı meallerde iki Âdemoğlu yerine Âdem’in iki oğlu ifadesi kullanılmaktadır. Ebney âdeme belirtisiz isim tamlamasıdır ve iki Âdemoğlu anlamındadır. Onların kardeş oldukları 30ncu ve 31nci âyetlerden anlaşıldığı halde Âdem’in (a.s.) oğulları olduğunu gösteren hiçbir delil yoktur. Kur’an’da; İsrailoğulları denildiği zaman onların İsrail’in (a.s.) çocukları olduğunu değil, onun yolunu takip edenler olduğu anlaşıldığı gibi, Âdemoğulları denildiği zaman da Âdem’in (a.s.) çocukları olduğunu değil onun yolunu takip edenler olduğunu anlamak gerekir. H.S.)                                                                          

28.Ama sen beni öldürmek için elini kaldırsan bile ben seni öldürmek için elimi kaldırmayacağım. Ben âlemlerin Rabbi olan Allah’tan korkarım.                                                                                                                                                              

29.Dilerim ki, benim (beni öldürmenin) günahıyla birlikte kendi günahını da yüklenip ateş halkından olursun! Zalimlerin cezası işte budur.                                                                                                                                                                            

30.Nihayet kardeşini öldürme konusunda nefsine mağlup oldu ve onu öldürdü, böylece hüsrana uğrayanlardan oldu.

31.Allah, kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini ona göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. O da: Yazıklar olsun bana, ben bu karganın yaptığını yapamayacak, kardeşimin cesedini gömemeyecek kadar aciz biri miyim? deyip pişmanlık duyanlardan oldu.                                                                                                                           

32.Bu yüzden İsrailoğullarına şöyle yazdık: Öldürülen bir cana karşılık/ kısas olmaksızın veya yeryüzünde fesat çıkarmayı/ bozgunculuk yapmayı önlemeye karşılık olmaksızın; kim bir insanı öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur. Kim de bir insana hayat verirse bütün insanlara hayat vermiş gibi olur! Rasûllerimiz onlara apaçık delillerle gelmişlerdi, buna rağmen onların birçoğu aşırılıktan vazgeçmezler.                                                                                                                      

33.Allah’a ve Rasûlü’ne savaş açanların ve yeryüzünde fesat/ bozgunculuk çıkarmaya çalışanların cezası; ya öldürülmeleri veya asılmaları yahut el ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi ya da yerlerinden sürgün edilmeleridir. Bu onlar için dünyadaki rezilliktir. Ahirette ise onlar için büyük bir azap vardır.                                                                                  

34.Ancak, siz onlara hâkim olmadan/ele geçirmeden önce tevbe edenler hariçtir. Bilin ki Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/ merhametlidir.                                                                                                                    

35.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Allah’a karşı takvâlı olun. O’nun rızasını kazandıracak vesileler/yollar arayın ve Allah yolunda cihad/mücadele edin, umulur ki kurtuluşa erersiniz.                       

36.Şüphesiz ki; yeryüzündekilerin hepsi ve bir o kadarı daha kâfirlerin olsa ve Kıyamet Günü’nün azabından kurtulmak için hepsini fidye olarak vermek isteseler bu onlardan kabul edilmeyecektir. Onlar için elem verici bir azap vardır.                 

37.O ateşten çıkmak isterler ama çıkamazlar. Onların hak ettikleri sürekli/kalıcı bir azaptır.                                  

38.Hırsızlık yapan erkeğin ve hırsızlık yapan kadının yaptıklarına karşılık Allah’tan ibretlik bir ceza olarak fektaû eydiyehumâ/ellerini kesin. Allah Azîz’dir/güçlüdür, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.                                                                                    (NOT: Âyette geçen; fektaû eydiyehumâ tabirine, ellerini kesin manası vermek yerine bazı meallerde mecaz bir anlam verilerek güçlerini yok edin manasının verildiği görülmektedir. Mecaz anlam verildiği takdirde hırsızlık yapana Allah’tan ibretlik bir ceza verilmesi mümkün olamaz. Dolayısıyla doğru mealin ellerini kesin olması gerekir. Bak. 7.124*20.71*26.49 H.S.)                                                                                                                     

39.Kim, yaptığı zulümden sonra tevbe eder ve kendini düzeltirse, muhakkak ki Allah onun tevbesini kabul eder. Şüphesiz ki Allah Gâfur’dur/bağışlayandır, Rahim’dir/merhametlidir.                                                                           

40.Göklerin ve yerin mülkünün/hükümranlığının Allah’a ait olduğunu bilmiyor musun? O, dileyene/müstahak olana azap eder, dileyeni/hak edeni de bağışlar. Allah her şeye Kadîr’dir/gücü yetendir.                          

41.Ey Rasûl! Kalpleri inanmadıkları halde ağızlarıyla inandık diyerek küfürde yarışanlar seni üzmesin. Ve Yahudilerden bazıları; seni dinlemek için gelmeyen kavimlere (yalan) bilgi vermek için seni dinlerler. Kelimeleri yerlerinden değiştirerek manâlarını tahrif ederler. Onlara: Size şöyle (bizim istediğimiz gibi) bilgi verilirse onu alın, başka bir bilgi verilirse reddedin! derler. Allah’ın azaba müstahak gördüğünü sen kurtaramazsın! İşte onlar, Allah’ın kalplerini arındırmaya lâyık görmediği kimselerdir, onları bu dünyada zillet, âhirette korkunç bir azap beklemektedir.                                                            

42.Onlar yalanı çok dinlerler, durmadan haram yerler. Eğer bir hüküm vermen için sana gelirlerse aralarında ister hüküm ver ister yüz çevir. Eğer onlardan yüz çevirirsen onlar sana hiçbir zarar veremezler. Ama eğer bir hüküm verirsen aralarında adaletle hüküm ver. Muhakkak ki Allah adil davrananları sever.                                                                                         

43.İçinde Allah’ın hükümleri bulunan Tevrat yanlarında olduğu halde nasıl oluyor da seni (önce) hakem tayin ediyorlar sonra bundan yüz çeviriyorlar? Onlar aslında mü’min/iman etmiş değiller!                                                                       

44.İçinde hidâyet/doğru yol rehberi ve nûr olan Tevrat’ı Biz indirdik. Nebîler, teslim olmuş Yahudilere onunla hüküm veriyorlardı. Ver rabbâniyyûne/kendini Rabbe adayanlar vel ahbâru/ve din bilginleri de korumakla görevli ve şahidi oldukları Allah’ın Kitabıyla hüküm verirlerdi. Öyleyse insanlardan değil Ben’den çekinin. Âyetlerimi geçici bir bedele satmayın. Allah'ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, kâfirlerin tâ kendileridir.                                                                                                 

45.Onlara o kitapta/Tevrat’ta şunu yazdık: Cana can, göze göz, buruna burun, kulağa kulak, dişe diş ve yaralamalara kısas (adil karşılık) gerekir. Kim kısastan vazgeçerse kendi günahları için keffâret olur.  Ama, Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler zâlimlerin tâ kendileridir.                                                                                                                                                                                                                              46.Onların ardından Tevrat’ı tasdik edici olarak Meryem oğlu İsa’yı gönderdik. Ona, içinde hidayet/doğru yol rehberi ve nûr bulunan, kendinden önceki Tevrat’ı tasdik eden, müttâkiler için hidayet/doğru yol rehberi ve öğüt olan İncil’i verdik.      47.İncil ehli Allah’ın onda indirdiğiyle hükmetsinler! Allah’ın indirdiği ile hükmetmeyenler fâsıkların tâ kendileridir.         

(NOT: Allah’ın indirdiğliye hükmetmeyenler için: Onlar;                                                                                                             *Kâfirlerin tâ kendileridir (5.44),                                                                                                                                                        *Zâlimlerin tâ kendileridir (5.45),                                                                                                                                                    *Fâsıkların tâ kendileridir (5.47) ifadeleri peş peşe kullanılmaktadır. H.S.)                                                             

48.Sana, önceki Kitapları tasdik edici ve koruyucu olan bu Kitabı/ Kur’an’ı hakk/gerçek olarak indirdik. O halde, onların aralarında Allah’ın indirdiğiyle/Kur’an ile hüküm ver ve sana gelen hakkı/gerçeği bırakıp da onların heveslerine uyma. Her birinize bir şerîat ve yöntem belirledik. Eğer Allah dileseydi hepinizi tek bir ümmet yapardı. Ama, size verdikleriyle imtihan etmek için böyle yaptı. Artık hayırlarda yarışın. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O, aranızda ihtilafa düştüğünüz konularda hükmünü size bildirecektir.                                                                                    

49.Ve aralarında Allah’ın indirdiği/Kur’an ile hükmet, onların arzularına uyma. Allah’ın indirdiklerinden bir kısmını uygulamaktan seni saptırmalarına karşı dikkatli ol. Eğer onlar yüz çevirirlerse, bil ki Allah onları günahlarından dolayı cezalandıracaktır. Muhakkak ki, insanların çoğu fâsıktır/yoldan çıkmıştır. (Bak. 5.47 dip notu. H.S.)                            

50.Cahiliye hükümlerini mi istiyorlar? Kesin inanmış bir kavim için Allah’tan daha iyi hüküm veren kim olabilir?               

51.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Yahudileri ve Hıristiyanları evliyâ/koruyucu-destekçi edinmeyin. Onlar birbirlerinin velisidirler/koruyucusu-destekçisidir. Sizden kim onları evliyâ/ koruyucu-destekçi edinirse o da onlardan olur. Muhakkak ki Allah, zâlim kavme hidayet etmez.                                                                                     

52.Kalplerinde hastalık olanların: Başımıza bir felaket gelmesinden korkuyoruz! diyerek onların arasında koştuğunu görürsün. Umulur ki Allah, bir fetih nasip eder veya katından yeni bir emir getirir de onlar içlerinde gizledikleri şeye pişman olurlar.                                        

53.İman edenler şöyle derler: Bizimle birlikte olduklarına dair bütün güçleriyle Allah’a yemin edenler bunlar mı? Onların bütün amelleri boşa gitti ve hüsrana uğrayanlardan oldular.                                                                                

54.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Sizden kim dininden dönerse bilsin ki, Allah onların yerine öyle bir kavim getirir ki, Allah onları sever, onlar da Allah’ı sever; onlar mü’minlere karşı şefkatli, kâfirlere karşı onurludurlar, Allah yolunda cihad/mücadele ederler ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmazlar. Bu Allah’ın dileyene/lâyık olana verdiği lütfudur. Allah Vâsi’dir/imkânı boldur, Alîm’dir/bilendir.                                                                                                               

55.Sizin veliniz/destekçiniz sadece Allah, O’nun Rasûlü ve Allah’ın emirlerine boyun eğerek namazı dosdoğru kılan ve zekâtı veren mü’minlerdir.                                                                                           

56.Kim Allah’ı ve Rasûlünü ve mü’minleri veli/destekçi edinirse, muhakkak ki Allah’ın tarafını tutanlar galip gelecektir.      57.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Sizden önce Kitap verilenlerden ve kâfirlerden dininizi alay ve eğlence edinenleri veli/destekçi edinmeyin. Eğer mü’minseniz Allah’a karşı takvâlı olun.                                                               

58.Ve izâ nâdeytüm iles salâtit/o namaza çağırdığınız zaman, onlar onu alay ve eğlence konusu yaparlar. Bu onların akıllarını kullanmayan bir kavim olmaları yüzündendir.                                                                            

59.De ki: Ey Ehl-i Kitap! Allah’a, bize indirilene ve bizden önce indirilenlere inandığımız için mi bizden nefret ediyorsunuz? Şüphesiz ki sizin çoğunuz fâsıksınız/yoldan çıkmışsınız!                                                                                             

60.De ki: Allah katında cezası daha kötü olanları size bildireyim mi? Onlar; Allah’ın lanetlediği ve gazap ettiği, kimini maymuna, kimini de domuza çevirdikleri ve tâgûta/şeytanî güçlere kulluk edenlerdir. İşte yerleri en kötü olan ve doğru yoldan en fazla sapanlar onlardır! (Bak. 2.65*7.166)                                                                                          

61.Yanınıza geldiklerinde iman ettik derler, oysa kâfir olarak girip kâfir olarak çıkarlar. Allah onların gizlediklerini çok iyi bilmektedir.                                                                                                                                                                              

62.Onların birçoğunun; günah işlemekte ve düşmanlık yapmakta ve haram yemekte birbirleriyle yarıştıklarını görürsün, yaptıkları şey ne kötüdür!                                                                                                                             

63.Rabbâniyyûne/Rabbe adananların vel ahbâru/ve din bilginlerinin; onların günah söz söylemelerine ve haram yemelerine mani olsalardı ya! Yaptıkları şey ne kötüdür.                                                                                                                      

64.Yahudiler dediler ki: Allah’ın eli bağlıdır/sıkıdır! Böyle dedikleri için onların elleri bağlandı ve lânetlendiler. Aksine O’nun elleri açıktır ve dilediği gibi infâk eder/yardım eder. Andolsun ki Rabbinden sana indirilenler onlardan çoğunun tugyânını/azgınlığını ve kâfirliğini artırır. Biz de aralarına Kıyamet Günü’ne kadar sürecek düşmanlık ve nefret yerleştirdik. Savaş için ateş yaktıkları her sefer, Allah onu söndürmüştür. Onlar yeryüzünde bozgunculuk için koşarlar, Allah bozguncuları sevmez.                                                                                                                              

65.Eğer, Ehl-i Kitap olanlar da iman edip takvâ sahibi olsalardı, onların günâhlarını örter ve naim/nimeti bol cennetlere koyardık.                                                                                      

66.Eğer onlar; Tevrat’ı, İncil’i ve Rablerinden kendilerine indirileni gereği gibi uygulasalardı; gökten ve yerden verilen nimetlere kavuşurlardı. Aralarında mutedil olanlar/orta yolu izleyenler var ama onlardan çoğu kötü işler yapıyorlar!     

67.Ey Rasûl! Rabbinden sana indirilenleri tebliğ et/bildir, eğer böyle yapmazsan risâlet/tebliğ görevini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan korur. Muhakkak ki Allah, kâfirler topluluğunu doğru yola iletmez.                                                     

68.De ki: Ey Ehl-i Kitap! Tevrat’ı ve İncil’i ve Rabbinizden size indirilmiş olanı gereği gibi uygulayıncaya kadar doğru bir şey/yol üzerinde değilsiniz! Rabbinden sana indirilen, onlardan çoğunun tuğyanını/ azgınlığını ve küfrünü artıracaktır, o kâfir kavme üzülme.                                                                                                                                            

69.Muhakkak ki iman edenler/mü’minler, Yahudiler, Sâbiîler ve Hristiyanlardan; kim Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman edip salih amel işlerse onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir. (Bak.2.62)

70.Şüphesiz ki İsrailoğulları’ndan kesin söz almıştık ve onlara Rasûller göndermiştik. Ama onlara hoşlanmadıkları bir şey getiren Rasûllerden bir kısmını yalanladılar, bir kısmını da öldürdüler.                                          

71.Bir fitne/imtihan olmayacağını sandılar, gerçeklere kör ve sağır kesildiler. Sonra Allah onların tevbelerini kabul etti ama onların çoğu yine kör ve sağır kesildiler. Allah onların yaptıklarını görmektedir.                                                                                    72.Andolsun ki, Meryem oğlu Mesih’e: O Allah’tır diyenler! kâfir oldular. Oysa ki Mesih dedi ki: Ey İsrailoğulları! Hem benim hem de sizin Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin. Kim Allah’a şirk koşarsa Allah ona cenneti haram kılmıştır ve onun varacağı yer ateştir. Zalimlerin hiçbir yardımcısı yoktur!                                                                                                                          

73.Andolsun, Allah üçün üçüncüsüdür/üç ilâhtan biridir! diyenler kâfir oldular. Oysa ki tek bir ilâhtan başka ilâh yoktur. Eğer bu söylediklerinden vazgeçmezlerse kâfirlere elim bir azap dokunacaktır.                                                                                      74.Hâlâ Allah’a tevbe edip bağışlanma/mağfiret dilemiyorlar mı? Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/ merhametlidir.                                                                                                     

75.Meryem oğlu Mesih sadece bir Rasûldür/elçidir. Ondan önce de Rasûller/elçiler gelip geçmiştir. Onun annesi Meryem sıddık/çok dürüst bir kadındır. Her ikisi de diğer insanlar gibi yiyip içerlerdi (ilah değildi). Onlara âyetleri nasıl açıkladığımıza bir bak, bir de onların âyetlerimizi nasıl ters yüz ettiklerini gör.                                                                              

76.De ki: Size zararı veya faydası olmayan şeylere mi mîn dûnillâhi/ Allah’ın peşi sıra kulluk ediyorsunuz? Allah Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/bilendir.                                                                                                         

77.De ki: Ey Ehl-i Kitap! Haksız olarak dininizde aşırılığa gitmeyin. Evvelce kendileri sapmış, birçoklarını da saptırmış olan ve halâ doğru yoldan uzaklaşan bir kavmin heveslerine uymayın!                                                             

78.İsrailoğullarından kâfir olanlar, haddi aşarak isyan etmeleri sebebiyle; hem Davud’un hem de Meryem oğlu İsa’nın diliyle lânetlendiler/dışlandılar.                                                                                            

79.İşledikleri kötülüklerde birbirlerine engel olmuyorlardı. Yapmakta oldukları şey ne kötüdür.                                

80.Onlardan çoğunun kâfirleri veli/destekçi-taraftar edindiklerini görürsün. Nefislerinin kendilerinden istediği şey ne kötüdür. Allah  onlara gazap etmiştir ve onlar azap içinde ebedî kalacaklardır.                                             

81.Eğer Allah’a ve bu Nebi’ye ve ona indirilene/Kur’ân’a iman etselerdi, onları evliyâ/destekçi-taraftar edinmezlerdi. Ama onların çoğu fâsıktır/yoldan çıkmıştır.                                                                       

82. İman edenlere düşmanlığı en şiddetli olan insanların, Yahudiler ile şirk koşanlar olduğunu göreceksin. İman edenlere sevgide daha yakın olan insanların da: Biz Nasarayız/Hristiyanız diyenler olduğunu göreceksin. Bunun sebebi; onların içinde büyüklük taslamayan keşişlerin ve rahiplerin olmasıdır.                                                                  

83.Bu Rasûle indirileni duydukları zaman; gerçeklere aşina oldukları için gözlerinden yaşların boşaldığını görürsün. Derler ki: Rabbimiz! Biz iman ettik, bizi şahit olanlarla birlikte yaz!                                    

84.Rabbimizin bizi sâlih kullar arasına katmasını beklerken, Allah’a ve bize gelen bu gerçeğe biz neden iman etmeyelim ki! derler.                      

85.Böyle söylemelerinden dolayı Allah onları; ebedî kalacakları içinden ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Muhsinûn/güzel davrananlara verilen karşılık işte budur.                                                  

86.İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlar ise, onlar cehennem ahalisidir.                                                                           

87.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Allah’ın size helâl kıldığı tayyibâtı/temiz şeyleri haram kılmayın ve haddi aşmayın. Muhakkak ki Allah haddi aşanları sevmez.                                                                         

88.Allah’ın size verdiği rızıkların helâl, tayyib/temiz olanlarından yiyin. İman ettiğiniz Allah’a karşı takvâlı olun.          

89.Allah, kasıtsız olarak yaptığınız yeminlerden sizi sorumlu tutmaz. Ama bilerek/bilinçli yaptığınız yeminlerden sizi sorumlu tutar. Böyle bir yemini bozmanın keffâreti; ailenize yedirdiğinizin ortalamasından on miskini doyurmak veya onları giydirmek yahut tahrîru rakabeh/bir köleyi özgürlüğüne kavuşturmaktır. Bunları yapamayan kimse üç gün oruç tutar. Bozduğunuz yeminlerin keffâreti budur. Yeminlerinizi yerine getirin. Allah size âyetlerini böyle açıklıyor, umulur ki şükredersiniz.                  90.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Hamr (sarhoş eden veya kişiyi uyuşturan maddeler), kumar, putlar/dikili taşlar ve fal okları şeytan işi pisliklerdir. Bunlardan uzak durun ki kurtuluşa eresiniz.                                                     

91.Şeytanın isteği ancak; hamr (sarhoş eden veya kişiyi uyuşturan maddeler) ve kumar yoluyla sizin aranıza düşmanlık ve nefret sokmak, sizi Allah’ın zikrinden/hatırlamaktan ve o namazı kılmaktan alıkoymaktır. Artık bunlardan vazgeçersiniz değil mi?                                                               

92.Allah’a itaat edin, bu Rasûle itaat edin ve sakının. Eğer yüz çevirirseniz bilin ki Rasûlün görevi sadece apaçık bir tebliğden ibarettir.                                                                                              

93.Âmenû ve amilus sâlihâti/iman edip salih amel işleyen kimseler; takvâlı olarak iman edip salih amel işlerler, sonra takvâlı olarak iman edip salih amel işlemeye devam ederlerse, daha önce yiyip içtikleri yüzünden sorumlu olmayacaklardır. Zira Allah muhsinîn/iyilik yapanları sever.                                                                                                     

94.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Allah; ellerinizin ve mızraklarınızın menziline giren bir kısım avı yasaklayarak sizi imtihan eder. Allah, böylece (kişinin) yalnız olduğu bir yerde O’ndan kimin korktuğunu belirler. Bundan sonra kim haddi aşarsa onun için elim bir azap vardır.                                                                                                           

95.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! İhramlıyken av hayvanı öldürmeyin. Sizden kim onu kasten öldürürse, içinizden adil iki kişinin kararıyla keffaret olarak; öldürdüğüne denk bir hayvanı kurban olarak Kâbe’ye göndermeli veya miskinleri doyurmalı yahut yaptığının dengi oruç tutmalıdır. Bu yaptığının cezasını çekmesi içindir. Allah, önceden yaptıklarınızı bağışlamıştır. Bundan sonra kim önceki suçu tekrar işlerse Allah ona yaptığının acısını tattırır. Allah Azîz’dir/güçlüdür, Züntikâm/hesap sorandır.                                                                                                 

96.Deniz avı ve onu yemek ve ondan geçimlik sağlamak size ve yolcu olanlara helal kılındı. İhramda olduğunuz sürece kara avı size haram kılındı. Huzurunda toplanacağınız Allah’a karşı takvâlı olun. (Bak. 5.1)                                                          

97. Allah; Beytü’l Harâm/kutlu ev olan Kâbe’yi, haram ayları, kurbanlık hayvanları ve gerdanlıkları da insanlar için kıyâm/diriliş vesilesi yaptı. Bilin ki, Allah göklerde ve yerde olan her şeyi bilendir. 

98.Bilin ki şüphesiz Allah’ın cezası şiddetlidir. Ve şüphesiz Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir.  

99.Rasûle düşen görev sadece tebliğden ibarettir. Allah, açığa vurduğunuzu da gizlediklerinizi de bilir.                            

100.De ki: Habîs/pis olanla tayyib/temiz olan şeyler aynı değildir. İsterse habîs/pis olan şeylerin çokluğu hoşuna gitse bile! Ey ul’ül-elbâb/aklı selim ve sağduyu sahipleri! Allah’a karşı takvâlı olun, umulur ki kurtuluşa eresiniz.                               

101.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Açıklandığında sizi zora sokacak şeylerle ilgili soru sormayın. Kur’an indirilirken eğer sorarsanız size açıklanır. Halbuki Allah onlardan sizi muaf tutmuştur. Allah Gafûr’dur/ bağışlayandır, Halîm’dir/hoş görülüdür.                                            

102.Sizden önce de bir kavim bunları sormuş, sonra onları inkâr etmişlerdi.                                                       

103.Allah; bahîra, sâibe, vasîle ve hâm diye bir şeyi meşru kılmadı.  Ama kâfirler kendi yalanlarını Allah’a mal ediyorlar. Zira onların çoğu akletmezler.                                                                                     

104.Onlara: Allah’ın indirdiğine ve o Rasûle uyun! denildiğinde onlar: Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şey bize yeter! derler. Ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yolda olmayan kimseler idiyseler de mi?                                                           

105.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Siz kendinize bakın. Siz doğru yolda olursanız yoldan sapanlar size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O yaptıklarınızı size haber verecektir.                                                                  

106.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! İçinizden birine ölüm belirtisi geldiğinde vasiyette bulunursa, aranızdan adil iki kişi şahitlik etsin. Eğer yolculuk ederken ölüm belirtisi ortaya çıkarsa sizden olmayan iki kişi şahitlik etsin. Eğer şüpheye düşerseniz, şahitler ibadetlerini yaptıktan sonra onlara şöyle yemin ettirin: Allah’a andolsun ki kendi yakınlarımız dahil hiç kimseyi kayırmayacağız. Allah adına ettiğimiz yemine sadık kalacağız. Aksi halde, biz mutlaka günahkârlardan oluruz! 107.Eğer şahitlerin günah işledikleri anlaşılırsa; onların yerine mirasçı olanlardan iki kişi geçer: Allah’a andolsun ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden daha doğrudur. Biz hiçbir haksızlık yapmadık, aksi halde zalimlerden oluruz! diye yemin ettirilir.                                                                                                       

108.Böylesi, şahitliğin gereği gibi yerine getirilmesi ve yeminlerin bozulmasına karşı daha uygun olanıdır. Allah’a karşı takvâlı olun ve dinleyin. Allah, fâsık/yoldan çıkan kavmi doğru yola iletmez.                                                                         

109.Allah, Rasûlleri topladığı gün (Mahşer Günü) onlara: İnsanlar size ne cevap verdiler? der, onlar da: Bizim bu konuda bir bilgimiz yoktur, gaybı/idraki aşanları bilen ancak Sen’sin! derler.                                                                                           

110.Allah o gün diyecek ki: Ey Meryem oğlu İsa! Sana ve annene olan nimetimi hatırla! Hani seni Ruh-ul Kudüs ile desteklemiştim. Sen beşikteyken de yetişkin çağında da insanlarla konuşuyordun. Sana Kitab’ı ve Hikmeti, Tevrat’ı ve İncil’i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş şeklinde bir şey yapar, sonra ona üflerdin de yine Benim iznimle kuş olurdu. Doğuştan körleri ve abraşı/alacalıyı da Benim iznimle iyileştiriyordun. Benim iznimle ölüleri çıkarıyordun/ diriltiyordun. Seni İsrailoğullarından kurtarmıştım. Onlara açık mucizelerle geldiğin halde kâfir olanlar: Bu apaçık bir sihirdir! dediler.

111.Ve hani havarilere: Bana ve Rasûlüme/İsa’ya iman edin! diye vahyetmiştim/ilham etmiştim. Onlar da: İman ettik, bizim müslüman olduğumuza şahit ol! demişlerdi.                                                                                   

112.Hani havariler: Ey Meryem oğlu İsa! Rabbin bize, mâidetem mines semâi/gökten sofra indirebilir mi? diye sormuşlardı. O: Eğer mü’minseniz Allah’a karşı takvâlı olun! demişti.                                    

113.Dediler ki: Biz istiyoruz ki ondan yiyelim ve kalblerimiz tatmin olsun, bize doğru söylediğini bilelim ve buna şahitler olalım!                    

114.Meryem oğlu İsa: Ey Allahım! Ey Rabbimiz! Mâidetem mines semâi/bize gökten bir sofra indir. Hem bizim için, hem de geçmiş  ve gelecek nesillerimiz için bir bayram ve senden bir âyet/mucize olsun. Bize rızık ver, Sen rızık verenlerin en hayırlısısın! demişti.                                                              

115.Allah: Ben onu size indireceğim. Bundan sonra sizden kim inkâr ederse onu bu âlemde kimseye vermediğim bir azaba uğratırım! demişti.                                                                                                     

116.Ve Allah: Ey Meryem oğlu İsa! İnsanlara; Allah’ın peşi sıra beni ve annemi de ilâh edinin dedin mi? diye sorunca, İsa der ki: Rabbim, Sen’i tenzih ederim/yüceler yücesisin. Gerçek olmayan şeyi söylemem haddim değildir! Eğer ben onu söylemiş olsaydım Sen zaten bilirdin. Sen, benim içimden geçenleri bilirsin ama ben Sen’in ilmine vakıf olamam. Bütün gaybı/idraki aşanları bilen sadece Sen’sin!                                                                                                    

117.Bana ne emrettiysen ben onlara sadece onu söyledim: Benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah’a kulluk edin! dedim. Aralarında olduğum sürece onlara şahittim. Sen beni vefat ettirdikten sonra onlar sadece Sen’in gözlemin altındaydılar. Sen her şeye şahit olansın!

118.Eğer onlara azap edersen, şüphesiz onlar senin âciz kullarındır. Ama eğer onları bağışlarsan şüphesiz Sen: Azîzül/üstünsün, Hakîmsin/ hikmet sahibisin!                                                                                 

119.Allah der ki: Bugün/Mahşer Günü; doğruluklarının doğru olanlara fayda sağlayacağı gündür. Onlara altlarından ırmaklar akan cennetler vardır, orada ölümsüz olarak ebedî kalacaklardır. Allah onlardan, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. En büyük kurtuluş işte budur!                                                                                                          

120.Göklerin, yerin ve bunların arasında bulunanların mülkü/ hükümranlığı Allah’a aittir ve O her şeye Kâdir’dir/gücü yetendir.

(Harun Sorkun-GG Eylül 2023)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

X