21 Temmuz 2026 Salı
MENÜ
SON YAZILAR

A’RÂF SÛRESİ

7/56 A’RÂF SÛRESİ 

(46’ncı ve 48’nci âyetlerde cennetliklerle cehennemlikleri ayıran yüksek yer olan A’râf’tan bahsedildiği için sûreye A’râf adı verilmiştir. Mekke döneminde nazil olmuştur. Mushaf’ta 7nci, inişte 56ncı sıradadır ve 206 âyettir.)

E’ûzu bi’llâhi min’eş-şeytâni’r-racîm/kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Bismillâhirrahmânirrahim/Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

1.Elif! Lâm! Mîm! Sâd!

2.Bu sana indirilen bir Kitap’tır. Onunla (insanlara) uyarıda bulunman ve mü’minlere öğüt vermen hususunda göğsünde bir sıkıntı olmasın!                                      

3.Rabbinizden size indirilenlere tabî olun/uyun. Ve O’nun/Rabbinizin peşi

sıra başka evliyâ/desdekçiler edinmeyin. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz! (Bak.3.103-105*4.174-175*7.3*30.31-32*39.54-55)

(NOT: Yüce Allah buyuruyor ki: Allah’ın ipine/Kur’an’a hep birlikte sımsıkı sarılın ve ayrılığa düşmeyin! (Âl-i İmrân 3.103) Buna rağmen insanların: Mezheplere, tarikatlara, cemaatlere v.s. bölünerek parça parça olduklarını ve onlardan her birinin kendi gruplarıyla övündükleri görülmektedir. Bunun Allah’ın emrine isyan olduğunu bile bilmiyorlar. Bu yürekler acısı bir haldir.)

4.Ve Biz nice kentleri helâk ettik. Azâbımız onlara gece uyurken veya gündüz yatarken gelmişti.

5.Azâbımız onlara geldiğinde: Biz gerçekten zâlim kimseleriz! demekten başka bir sözleri olmadı.

6.Kendilerine Rasûl gönderdiklerimizi ve gönderdiğimiz Rasûlleri  mutlaka hesaba çekeceğiz!

7.Onlara yaptıklarını bir ilimle/bilgiyle anlatacağız. Ve Biz onlardan habersiz değiliz.

8.Ve O Gün/Mahşer Günü terazi/ölçü hakk/gerçek olarak kurulacaktır. Kimin tartısı/sevapları ağır gelirse işte onlar kurtuluşa erecektir.

9.Ve kimin tartısı/sevapları hafif gelirse, âyetlerimize zumetmeleri/ haksızlık etmeleri yüzünden onlar kendilerine yazık edenlerdir.

(NOT: A’râf 8nci ve 9ncu âyetlerden açıkça anlaşılmaktadır ki: Mahşer Günü, terazi/ölçü hakk olarak kurulacak ve:

A)Tartısı/sevapları ağır gelenler kurtuluşa erecekler (cennete gidecekler),

B)Tartısı/sevapları hafif gelenler kendilerine yazık edenlerdir (cehenneme gidecektir).

C)Görüldüğü üzere Mahşerde şefaat/torpil diye bir şey yoktur.

D)Kabir azâbı yoktur ve uydurmadan ibarettir.

E)Sırat köprüsü diye bir köprü yoktur ve olmayacaktır.

F)İnsanlar için iman etmeleri ve amellerinden/yaptıklarından başka hiçbir şeyin faydası olmayacaktır.

Yüzlerce âyet: âmenû ve âmilüs sâlihâti/iman eden ve sâlih amel işleyenler diye başlamaktadır.)

10.Ve andolsun ki sizi yeryüzüne Biz yerleştirdik ve orada size geçim imkânları sağladık. Ne kadar da az şükrediyorsunuz?

11.Andolsun ki sizi Biz yarattık. Sonra size şekil verdik. Sonra meleklere dedik ki: Sucudû li âdem/Âdeme secde/hürmet edin! İblis hariç fe secedû/hepsi secde/hürmet ettiler. O/iblis mines sâcidîn/secde/hürmet edenlerden olmadı.

(NOT: Secde konusunda; Bakara 34ncü âyetin dip notunda bilgi verilmiştir. )

12.(Allah) Dedi ki: Sana emrettiğim halde secde etmeni engelleyen nedir? (İblis) Dedi ki: Ben ondan hayırlıyım, beni ateşten yarattın ve onu çamurdan yarattın! (Bak. 7.12*15.28-34*17.61*38.71-77* 55.14-16)

13.(Allah) Dedi ki: Hemen oradan in! Orada büyüklük taslamak senin haddin değil, haydi çık git. Çünkü sen aşağılanlardansın!

14.(İblis) Dedi ki: Yeniden diriliş gününe kadar bana (yaşam) süresi ver!

15.(Allah) Dedi ki: Sen (yaşam) süresi verilenlerdensin! 

16.(İblis) Dedi ki: Beni saptırmana karşılık, ben de onları (saptırmak) için dosdoğru yolunun üzerine oturacağım!

17.Sonra önlerinden ve arkalarından ve sağlarından ve sollarından sokulacağım ve onların çoğunun şükretmediğini göreceksin!

18.(Allah) Dedi ki: Kınanmış ve kovulmuş olarak oradan çık, onlardan kim sana uyarsa hepinizi cehenneme dolduracağım! (Bak. 7.12-18*15.30-42*16.98-100*17.61-65*34.20-21*38.71-85)

19.Ve Ey Âdem! Sen ve eşin şu cennete/bahçeye yerleşin. Dilediğiniz yerden yiyin ve şu ağaca yaklaşmayın yoksa zâlimlerden olursunuz! (Bak. 2.35-36*7.19-22*20.117-121)

20.Şeytan, kapalı edep yerlerini açmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: Rabbinizin size bu ağacı yasaklamasının sebebi melik/hükümdar olmanızı veya ölümsüz olmanızı önlemek içindir!

21.Ve ben size nasihat ediyorum! diyerek de yeminler etti.

22.Böylece, onları aldatıp (yasak ağaca) yöneltti. O ağaçtan tadınca bedenleri/edep yerleri kendilerine göründü. Ve cennet/bahçe yapraklarıyla örtünmeye çalıştılar. Ve Rableri onlara seslendi: Ben size bu ağacı yasak etmedim mi? Ve şüphesiz ki şeytan sizin apaçık düşmanınızdır! demedim mi?

23.Dediler ki:Rabbimiz! Biz kendimize zulmettik ve eğer bizi bağışlamaz ve bize merhamet etmezsen, biz hüsrana uğrayanlardan oluruz!

24.(Allah) Dedi ki: Birbirinize düşman olarak (hepiniz) oradan inin! Ve size belli bir süre yeryüzünde yerleşme ve yararlanma imkânı vardır!

25.Dedi ki: Orada/yeryüzünde yaşayacak ve orada ölecek ve (Kıyamet Günü) oradan (diriltilip) çıkarılacaksınız! (Bak.7.25*20.55)

26.Ey Âdemoğulları! Size, bedenlerinizi örtecek ve sizi süsleyecek elbise indirdik. Takvâ elbisesi daha hayırlıdır. İşte bu Allah’ın âyetlerindendir. Umulur ki düşünüp öğüt alırlar.

27.Ey Âdemoğulları! Şeytan, ebeveynlerinizin/ana babanızın elbiselerini soyup bedenlerini birbirlerine göstererek o cennetten/bahçeden çıkardığı gibi sakın sizi de aldatmasın! Şüphesiz ki o/şeytan ve yandaşları, sizin onları göremeyeceğiniz yerlerden sizi görürler. Şüphesiz ki Biz, iman etmeyenlere şeytanları evliyâ/destekçi yaptık. (Bak.7.27*41.25*43.36-37)

28.Ve onlar bir fâhşâ/aşırılık yaptıkları zaman derler ki: Atalarımızdan böyle gördük ve Allah bize böyle emretti! De ki: Allah Fahşâ’yı/aşırılıkları emretmez. Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?         

29.De ki: Rabbim bana adaleti emretti. Her mescitte yüzlerinizi/ bütün benliğinizi O’na yöneltin ve dini yalnız O’na has kılarak O’na dua edin. Sizi ilk yarattığı gibi yine O’na döneceksiniz! (Bak. 7.29*10.105)

30.Bir kısmınızı/hak edenleri hidâyete/doğru yola iletti. Bir kısmınıza da dalâlet/sapıklık hakk/gerçek oldu. Çünkü onlar Allah’ın peşi sıra şeytanları kendilerine evliyâ/yakın dostlar edindiler. Ve kendilerinin doğru yolda olduklarını sanıyorlar.  (Bak. 7.30*12.103,106*18.103-104*43.36-37)

31.Ey Âdemoğulları! Mescidlere girişlerinizde ziynetlerinizi takının (temiz ve güzel giyinin). Ve yiyin ve için ve israf etmeyin. Şüphesiz ki O/Allah israf edenleri sevmez!

32.De ki: Allah’ın kulları için çıkardığı ziyneti/süsü ve temiz rızıkları kim haram edebilir? De ki: Bunlar dünya hayatında iman edenler içindir (ama kâfirler de faydalanır). Kıyamet Günü’nde sadece mü’minler içindir. Bilen bir kavim için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz! (Bak 7.32,50)

33.De ki: Rabbim ancak şu (eylemleri/fiilleri) haram kılmıştır: Fahşa’nın/ hayasızlığın açık veya gizli olanını, günâh işlemeyi, haksız yere saldırmayı, hiçbir delil olmadan Allah’a şirk/ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediğiniz şeyleri O’na isnat etmenizi!  (Bak. 6.145 dip notunda geniş bilgi verilmiştir. 2.83,169*4.135*6.151* 7.33*16.90)             

34.Her ümmet/toplum için belli bir ecel/vâde belirlenmiştir. Ecel/vâde gelince bir an ertelenmez ve bir an öne alınmaz. (Bak. 7.34*10.49*15.4-5*16.61*23.43)  

35.Ey Âdemoğulları! İçinizden âyetlerimi size anlatan Rasûller geldiğinde, kim kendini düzeltirse onlara korku yoktur ve onlar üzülmeyecektir.                                                               

36.Şüphesiz ki kibirlenip âyetlerimizi yalanlayanlar onlar ateş/cehennem ahalisidir ve onlar orada ebedî kalacaklardır.                                                  

37.Allah’a yalan uyduran veya O’nun âyetlerini yalanlayandan daha zâlim kim olabilir? Kitapta yazılan payları/cezaları onların başına gelecektir. Sonunda elçilerimiz/ölüm melekleri canlarını almaya geldiklerinde derler ki: Allah’ın peşi sıra yakardıklarınız (ilâhlar) nerede? Derler ki: Bizden uzaklaşıp gittiler! Kendilerinin kâfir olduklarına dair kendi aleyhlerine şahitlik ederler! (Bak.7.37*16.38,87*18.48)                   

38.(Allah) Der ki: Sizden önce geçmiş cin ve insan topluluklarıyla siz de ateşe girin! Oraya giren her topluluk kendi yoldaşlarına lânet edecek/ dışlayacak, hepsi bir araya geldiklerinde sonrakiler öncekiler için derler ki: Rabbimiz! Bizi işte bunlar yoldan çıkardı, Sen bunlara ateşten kat kat azâp ver! Allah der ki: Hepinize (hak ettiğiniz) azâp var ama siz bunu bilemezsiniz!                                                                 

39.Ve öncekiler de sonrakilere derler ki: Sizin bizden ne farkınız var ki, siz de yaptıklarınıza karşılık (hak ettiğiniz) azâbı tadın!                               

40.Muhakkak ki âyetlerimizi yalanlayan ve büyüklük taslayanlara göğün (rahmet) kapıları açılmayacak ve deve iğne deliğinden geçinceye kadar (ebedî olarak) onlar cennete giremeyecektir. Ve mücrimleri/günâhta ısrar edenleri işte böyle cezalandırırız.                                          

41.Cehennem (ateşi) onların altlarına yatak, üstlerine örtü (yorgan) olacaktır (onları çepeçevre kuşatacaktır). Zâlimleri işte böyle cezalandırırız.                                                     

42.İman eden ve sâlih amel işleyenlere-Biz bir kimseye ancak gücünün yeteceği bir yük yükleriz-işte onlar cennet ehlidir ve onlar orada ebedî kalacaklardır.                                         

43.Ve onların göğüslerindeki kini söküp atarız. Onların altlarından ırmaklar akar. Ve derler ki: Bizi buraya ulaştıran Allah’a hamdolsun! Allah bize doğru yolu göstermeseydi, biz doğru yolu bulamazdık. Andolsun ki Rabbimizin Rasûlleri hakkı/doğruları getirmişler! Ve onlara şöyle seslenilir: İşte cennet! Yaptıklarınızın karşılığı olarak size verildi.                    

44.Ve cennet ehli ateş/cehennem ehline seslenir: Rabbimizin bize vaad ettiklerinin hakk/gerçek olduğunu gördük. Rabbinizin size vaad ettiklerinin hakk/gerçek olduğunu siz de gördünüz mü? Derler ki: Evet gördük! İçlerinden bir çağırıcı der ki: Allah’ın lâneti zâlimlere olsun!

45.Onlar, Allah’ın yolundan alıkoyan ve yolu eğri gösteren ve âhireti de inkâr edenlerdir! 

46.Ve iki taraf (cennetlikler ile cehennemlikler) arasında bir hicap/perde vardır. Ve a’râf üzerinde (en yüksek yerde) herkesi simalarından tanıyan kimseler vardır. Ve cennet ehline seslenirler: Selamün aleyküm/size selam olsun! (Bak. 3.106-107*7.46*10.27*21.101-103*39.53-61*55.41* 57.13*80.40-42)                                                                                        

47.Ve gözleri ateş/cehennem ehline çevrilince derler ki: Rabbimiz! Bizi zâlim kavimlerle birlikte bulundurma!                                                                              

48.Ve a’raf halkı; yüzlerinden tanıdıkları cehennem halkına derler ki: Çokluğunuzun ve büyüklük taslamanızın size hiçbir faydası olmadı.                                                        

49.(Cennet ehline derler ki): Allah böylelerine rahmet etmez! diyerek yemin ettikleriniz bunlar mıydı? Siz girin cennete, size hiçbir korku yoktur ve siz üzülmeyeceksiniz!                        

50.Ve ateş/cehennem ehli cennet ehline seslenirler: Suyunuzdan veya Allah’ın size verdiği rızıklardan biraz da bize verin! Derler ki: Allah bunları kâfirlere haram kılmıştır! (Bak. 7.32,50)                                               

51.Ve dünya hayatı onları aldattı ve dinlerini oyun ve eğlence haline getirdiler. Onlar hesaba çekileceklerini unuttular ve âyetlerimizi inkâr ettiler. Bugün biz de onları unuturuz.                                  (Bak. 7.51*9.67*20.126*32.14*45.34*59.19)                                                 

52.Ve andolsun ki iman eden bir kavim için; bir ilimle/bilgiyle bölüm bölüm açıkladığımız, hidâyet/doğru yolu gösteren ve rahmet olan bir Kitap/Kur’an indirdik/gönderdik. (Bak. 6.126,154*7.52,174*10.5,24*12.111*16.89*41.3)                                   

53.Onlar illa onun te’vilinin/yorumunun gerçekleşmesini mi bekliyorlar? Onun te’vili/yorumu gerçekleştiği gün onu unutmuş olanlar derler ki: Rabbimizin Rasûllerinin bize tebliğ ettikleri hakkmış/gerçekmiş. Bize şefaat edecek şefaatçılar/aracılar var mı bize şefaat etsinler? Veya (dünyaya) geri dönmenin ve orada yaptıklarımızın aksini yapmanın bir yolu var mı? Onlar kendilerini hüsrana uğrattılar ve uydurdukları şeyler (şefaatçılar/aracılar) de kaybolup gittiler. (Bak. 2.210* 6.158* 7.53*8.50-51*11.101*16.33*18.49*29.40)                                      

54.Şüphesiz ki Rabbiniz olan Allah; gökleri ve yeri altı günde/aşamada yarattı, sonra arşa istiva etti/hükümranlığını kurdu. Gündüzü, sürekli kovalayan geceyle örter. Ve güneş’i ve ay’ı ve yıldızları emrine âmâde kılan O’dur. Bilin ki; yaratmak ve emir/hüküm de O’nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah çok yücedir! (Bak. 7.54*10.3*11.7*13.2*20.5-6*25.59-60*32.4-5*50.38*57.4-5)                            

55.Rabbinize yalvararak/boyun bükerek ve sessizce/içten içe dua edin, Şüphesiz ki O haddi aşanları sevmez.                                                                          

56.Ve yeryüzünde düzen temin edildikten sonra bozgunculuk yapmayın. O’na; korku ve ümitle dua edin. Şüphesiz ki Allah’ın rahmeti muhsinin/ iyilik yapanlara çok yakındır. 

57.Rüzgârları müjdeci olarak rahmetinden/yağmurdan önce gönderen O’dur. Rüzgârlar, yağmur yüklü bulutları yüklenince, onları ölmüş/kuru bir beldeye sevk ederiz. Bulutlarla indirdiğimiz suyla orada her türlü ürünü çıkarırız. İşte ölüleri de (Kıyamet Günü) böyle diriltip çıkarırız. Umulur ki düşünüp ibret alırsınız! (Bak.7.57*20.53*24.43*25.48-49*27.63* 30.19,46,48*35.9*41.39*43.11*50.9-11)

58.Toprağı iyi olan beldenin bitkisi Rabbinin izniyle verimli olur. Ve çorak toprağın bitkisi ise verimsiz olur. Biz, şükreden bir kavim için âyetleri böyle açıklıyoruz.

59.Andolsun ki, Nûh’u kendi kavmine gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Şüphesiz ki ben, size gelecek büyük bir günün (Mahşer Günü’nün) azâbından korkuyorum! (NÛH KISSASI İÇİN BAK.:7.59-64*10.71-73*11.25-49*23.23-30*26.105-122*37.75-82*54.9-16*71.1-28)

60.Kavminin ileri gelenleri dediler ki: Şüphesiz ki, biz seni açık bir sapıklık içinde görüyoruz!  

61.Dedi ki: Ey kavmim! Bende sapıklık yok ve lakin ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir Rasûlüm!

62.Rabbimin mesajlarını tebliğ ediyorum ve size öğüt veriyorum. Allah’tan gelen vahiyle sizin bilmediklerinizi biliyorum!

63.Takvâlı olmanız ve böylece merhamet olunmanız için içinizden sizi uyaracak birine Rabbinizden bir öğüt gelmesine mi şaşıyorsunuz?

64.Onu/Nûh’u yalanladılar. Onu ve onunla birlikte gemiye binenleri (mü’minleri) kurtardık. Ve âyetlerimizi yalanlayanları suda boğduk. Şüphesiz ki onlar gerçekleri görmeyen bir kavimdi. (Bak. 7.64,72,83-84,165*11.58,66,94*21.9)

65.Ve Ad kavmine kardeşleri Hûd’u gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. Hâlâ takvâlı olmayacak mısınız? (HÛD KISSASI İÇİN BAK.: 7.65-72*11.50-60* 26.123-140*54.18-22)

66.Kavminin ileri gelen kâfirleri dedi ki: Biz, senin akılsız ve yalancının biri olduğunu düşünüyoruz!

67.Dedi ki: Ey kavmim! Ben akılsız biri değilim. Ve lakin ben âlemlerin Rabbinin Rasûlüyüm!

68.Rabbimin mesajlarını size tebliğ ediyorum/iletiyorum. Ve ben, sizin için güvenilir bir öğüt vericiyim!

69.Sizi uyarması için içinizden birine Rabbinizden vahiy gelmesine mi şaşırdınız? Düşünsenize Nûh kavminin yerine sizi halife yaptı/getirdi ve yaratılışta sizi onlardan güçlü kıldı! Allah’ın nimetlerini hatırlayın, umulur ki kurtuluşa erersiniz!

70.Dediler ki: Sen bize, sadece Allah’a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarını bırakmamız için mi geldin? Eğer doğru söylüyorsan bizi tehdit ettiğin şeyi/azâbı getir!

71.Dedi ki: Rabbinizin azâbı ve gazâbı hakkınızda kesinleşti! Allah’ın haklarında hiçbir yetki belgesi/delil indirmediği, sizin ve atalarınız uydurdukları isimler hakkında benimle tartışıyor musunuz? Bekleyin, ben de sizinle beraber bekliyorum!

72.Onu/Hûd’u ve beraberindekileri rahmetimizle kurtardık. Ve âyetlerimizi yalanlayan ve iman etmeyenlerin kökünü kesdik/kuruttuk. (Bak. 7.64,72,83,165*11.58,66,94*21.9) 

73.Semûd (kavmine) de kardeşleri Sâlih’i gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka bir ilâhınız yoktur. Rabbinizden size apaçık bir delil gelmiştir: İşte bu Allah’ın dişi devesi sizin için bir âyettir/mucizedir. Onu kendi haline bırakın, Allah’ın arzında/toprağında serbestçe otlasın. Ve sakın ona bir kötülük yapmayın, yoksa elem verici bir azâba uğrarsınız!

(SÂLİH KISSASI İÇİN BAK.:7.73-79*11.61-68*26.141-159*27.45-53* 54.23-32)

74.Hatırlayın; Allah, Ad kavminin yerine sizi halife/sorumlu yaptı ve yeryüzüne yerleştirdi. Siz oranın ovalarında köşkler, dağlarını oyarak evler yapıyordunuz. Allah’ın nimetlerini hatırlayın ve yeryüzünde karışıklık ve fesat çıkarmayın!

75.Kavminin melelerinden/ileri gelenlerinden büyüklük taslayanlar iman edenlerin zayıf ve güçsüz olanlarına dediler ki: Salih’in Rabbi tarafından gönderilen bir Rasûl olduğuna siz gerçekten inanıyor musunuz? Dediler ki: Şüphesiz ki biz onunla gönderilenlere iman ediyoruz! 

76.Büyüklük taslayanlar dediler ki: Şüphesiz ki biz sizin iman ettiklerinizi inkâr ediyoruz!

77.Ve Rablerinin emrine isyan ettiler ve dişi deveyi vahşice kestiler. Ve dediler ki: Ey Sâlih! Eğer sen Rasûllerden isen bizi tehdit ettiğin azâbı getir!

78.Onları şiddetli bir sarsıntı yakaladı ve yurtlarında diz üstü çöküp kaldılar. (Bak. 7.73-78*11.61-68*17.59*26.153-158)

79.O/Sâlih onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: Ey kavmim! Rabbimin mesajını size ilettim ve size nasihat ettim. Ve lâkin siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz!

80.Ve Lût’u kavmine gönderdik, dedi ki: Sizden önce âlemlerde hiç kimsenin yapmadığı fâhişete/aşırılığı mı yapıyorsunuz? (LÛT KISSASI İÇİN BAK.:7.80-84*11.77-83*26.160-175* 27.54-58* 29.28-35*51.32-37*54.33-40)

81.Şüphesiz ki siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır! Siz haddi aşan bir kavimsiniz!                                                    

82.Kavminin cevabı: Onları şehrinizden çıkarın, çünkü onlar güya çok temiz insanlarmış! Demek oldu.                                                                                                                 

83.Onu/Lût’u ve ailesini kurtardık. Karısı hariç, o geride kalanlardan oldu.  (Bak. 7.64,72,83,165*11.58,66,94*21.9)                                                                                                     

84.Ve üzerlerine bir azâp yağmuru yağdırdık. Mücrimlerin/suçluların sonunun nasıl olduğunu bir bak!                                                                     

85.Ve Medyen’e de kardeşleri Şuayb’i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka bir ilâhınız yoktur. Rabbinizden size apaçık bir delil gelmiştir. Ölçüyü ve tartıyı tam yapın. Ve insanların eşyalarını eksik vermeyin. Ve yeryüzünde düzen sağlandıktan sonra bozgunculuk yapmayın. Eğer mü’min iseniz, sizin için bunlar daha hayırlıdır!

(ŞUAYİP KISSASI İÇİN BAK.:7.85-93*11.84-95*26.176-191*29.36-38)                                                         

86.Ve tehdit ederek her yolun başına oturmayın. Ve iman edenleri Allah’ın yolundan çevirmeyin. Ve o (doğru) yolu eğri göstermeyin. Bir zamanlar siz (sayıca) azdınız, hatırlayın O/Allah sizi nasıl çoğalttı. Bozgunculuk yapanların sonunun nasıl olduğunu hatırlayın!                                                                                       

87.Ve eğer benimle gönderilen (vahye) içinizden bir grup iman ediyor ve bir grup inkâr ediyor, o halde Allah aramızda hüküm verinceye kadar sabredin. Ve O/Allah hüküm verenlerin en hayırlısıdır!                                                                             

88.Kavminin melelerinden/ileri gelenlerinden büyüklük taslayanları dediler ki: Ey Şuayb! Ya seni ve seninle birlikte iman edenleri yurdumuzdan süreceğiz ya da bizim dinimize dönersiniz. Dedi ki: Biz istemesek de mi? (Bak. 7.88*14.13*18.20*19.46)

89.Allah bizi kurtardıktan sonra eğer sizin (bâtıl) dininize dönersek Allah’a yalan söyleyerek iftira etmiş oluruz. Rabbimiz olan Allah’ın-dilemesi müstesna-biz sizin dininize dönmeyiz. Ve Rabbimizin ilmi her şeyi kuşatmıştır. Biz Allah’a tevekkül ettik/güvendik. Ey Rabbimiz! Bizimle şu kavmimiz arasında adaletle hükmet. Ve Sen hüküm verenlerin en hayırlısısın! (Bak. 6.80*7.89*20.98*65.12)  

 90.Kavminin melelerinden/ileri gelenlerinden kibirlileri dedi ki: Eğer Şuayb’e tabî olursanız hüsrana uğrayanlardan olursunuz! (Bak. 7.90-93)                                           

91.Şiddetli bir sarsıntı onları yakaladı, yurtlarında yere çöküp kaldılar.

92.Şuayb’i yalanlayanlar, o diyarda sanki hiç yaşamamıştı. Şuayb’i yalanlayanlar hüsrana uğradılar.

93.(Şuayib) Onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: Ey kavmim! Rabbimin mesajlarını size tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Kâfir bir kavme ben şimdi nasıl üzülürüm!

94.Nebi (Rasûl) gönderdiğimiz beldelerin halkını, tevazu göstermeleri için çeşitli sıkıntı ve darlıkla deneriz. (Bak.7.94,130)

95.Sonra kötülüğü iyiliğe çevirdik, nihayet refaha kavuştular. Ve dediler ki: Atalarımız da sıkıntı ve bolluk yaşamıştı! Onları farkında olmadıkları bir sırada ansızın yakaladık.

96.Ve eğer o beldelerin halkı iman edip takvâlı olsalardı, onlara gökten ve yerden bolluk yağdırırdık. Ve lâkin onlar yalanladılar, yaptıklarına karşılık onları yakaladık.

97.O beldelerin halkı ve geceleyin uyurlarken azâbımızın onlara gelmesinden emin mi oldular?

98.Ve o beldelerin halkı ve kuşluk vakti eğlenirlerken azâbımızın onlara gelmesinden emin mi oldular?  

99.Onlar Allah’ın tuzağından emin mi oldular?  Hüsrana/zarara uğrayan kavimlerden başka kimse Allah’ın tuzağından emin olamazlar. (Bak.7.99*67.16-18*70.28)

(NOT:Buradaki ifadeden “hüsrana uğrayanların Allah’ın tuzağından emin oldukları anlaşılmasın”, çünkü onlar zaten Allah’ın tuzağına uğradıkları için hüsrana/zarara uğratılmışlardır.)

100.Önceki sahiplerinden sonra o yerlere mirasçı olanların şunu bilmeleri gerekir: Biz eğer istersek günâhlarından dolayı onları da musibete uğratırız. Ve kalplerini mühürleriz, (gerçekleri) duyamazlar!

101.İşte o beldeler ve onların bazı haberlerini sana anlatıyoruz. Ve andolsun ki Rasûlleri onlara apaçık deliller getirmişti. Ama onlar önceden yalanladıkları şeye iman etmediler. Allah o kâfirlerin kalplerini işte böyle mühürler. (Bak.2.6-7,101*4.155*7.101,198*9.86-87,93*10.74* 16.106-109*17.45-47*18.57*30.58-60*32.22*40.35*41.1-5*47.16*63.1-3)

102.Ve onların çoğunda ahde vefa görmedik ve onların çoğunu fâsık/ yoldan çıkmış gördük.

103.Sonra, onların ardından Mûsâ’yı âyetlerimizle/mucizelerimizle Firavun’a ve melelerine/ileri gelenlerine gönderdik. Onlar ona zulmettiler. Bak, bozguncuların sonu nasıl oldu?

104.Ve Mûsâ dedi ki: Ey Firavun! Şüphesiz ki ben âlemlerin Rabbi tarafından gönderilmiş bir Rasûlüm!

105.Allah’a karşı görevim hakk/gerçek dışında bir şey söylememektir.  Rabbinizden size apaçık deliller getirdim.İsrâiloğulları’nı benimle gönder!

106.(Firavun) Dedi ki: Eğer bir âyet/mucize getirdiysen ve doğru  söyleyenlerden isen onu göster de görelim?

107.Mûsâ asasını yere attı, asa apaçık/gerçek büyük bir yılan oldu. (Bak. 7.107-108*17.101-102*20.19-23*26.32-35*27.10-12*28.31-32)                                                               

108.Ve Mûsâ elini (koynundan) çıkardı, eli bakanların gözünü kamaştıran bembeyaz oldu.                                                                                                                           109.Firavun kavminin meleleri/ileri gelenleri dedi ki: Şüphesiz ki bu adam çok alîm/bilgili bir sihirbaz!                                                                 

110.(Firavun dedi ki): Sizi yurdunuzdan çıkarmak istiyor, görüşünüz nedir?           

111.Dediler ki: Onu/Mûsâ’yı ve kardeşini/Hârun’u alıkoy ve şehirlere toplayıcılar/görevliler gönder. (Bak.7.111*26.36-37)                                               

112.Âlîm/bilgin sihirbazların hepsini sana getirsinler!  (Bak. 7.112*10.79*20.60*26.36-37)

113.Ve sihirbazlar Firavun’a geldiler, dediler ki: Şayet biz galip gelirsek bize büyük bir mükafat var, değil mi? (Bak. 7.113*26.41)                

114.(Firavun) Dedi ki: Elbette! Benim en yakın adamlarımdan olacaksınız! (Bak. 7.114*26.42)                                                                    

115.(Sihirbazlar) Dedi ki: Ey Mûsâ! Hünerini sen mi atarsın ve yoksa biz mi atalım? (Bak.7.115*20.65)

116.Dedi ki: Siz atın! Attıkları zaman halkın gözünü büyüleyip onları dehşete düşürdüler. Ve büyük bir sihir ortaya koydular. (Bak.7.116*10.80*20.66*26.43-44)                 

117.Mûsâ’ya vahyettik: Asanı at! Bir de ne görseler; asa onların uydurduklarını (sihirleri) yutuyor! (Bak. 7.117-119*20.69*26.45)                                                       

118.Böylece hakk/gerçek ortaya çıktı ve onların yaptıkları yok olup gitti. (Bak. 7.118*10.81-82)                                                                                                           

119.Onlar orada mağlup oldular ve küçük düştüler.

120.Ve sihirbazlar hep birden secdeye kapandılar.  (Bak. 7.120-122*20.70*26.46-48)

121.Dediler ki: Biz âlemlerin Rabbine iman ettik!                                             

122.Mûsâ’nın ve Hârûn’un Rabbine!                                                                 

123.Firavun dedi ki: Ben size izin vermeden O’na iman ettiniz ha? Şüphesiz ki siz halkı şehirden çıkarmak için bir hile kurmuşsunuz.  Yakında göreceksiniz! (Bak. 7.123-124* 20.71*26.49)                                                                            

124.Kesinlikle ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve sonra hepinizi asacağım! (Bak. 5.33-34*7.124* 20.71*26.49)                                                                                              125.Dediler ki: Şüphesiz ki biz Rabbimize döneceğiz!  (Bak.7.125*20.72-73*26.50)

126.Ve Rabbimizin bize gelen âyetlerine iman ettiğimiz için sen bizden intikam alıyorsun! Rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve bizi müslüman olarak vefat ettir! (Bak.7.126*20.73*26.50-51)                                                                    

127.Ve Firavun’un kavminin meleleri/ileri gelenleri dediler ki: Mûsâ ve kavmini yeryüzünde fesat çıkarmaları ve seni ve ilâhlarını terketmeleri için mi bırakacaksın!  (Firavun) Dedi ki: Onların oğullarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız. Ve şüphesiz ki biz onların üzerinde ezici bir güce sahibiz!  (Bak. 2.49*7.127,141*14.6*28.4*40.25)                                  128.Mûsâ kavmine dedi ki: Allah’tan yardım isteyin ve sabredin. Şüphesiz ki yeryüzü Allah’ındır ve kullarından dilediğini/layık olanları oraya mirasçı kılar. Ve mutlu son muttâkilerindir! (Bak.3.180*7.128*19.40*28.83*40.77)

129.(Kavmi) Dedi ki: Sen bize gelmeden önce ve geldikten sonra da bize eziyet edildi! (Mûsâ) Dedi ki: Umulur ki Rabbiniz düşmanlarınızı helâk edecek ve sizi yeryüzünde halifeler yapacak ve sizin nasıl işler yapacağınıza bakacaktır! (Bak. 7.129,137*10.13-14)             

130.Andolsun ki, Firavun ve ailesini/hanedanını yıllarca kuraklığa ve ürün kıtlığıyla cezalandırdık! Umulur ki düşünüp öğüt alırlar. (Bak.7.94,130,137*43.46-48*44.17)

131.Onlara (Firavun hanedanına) bir iyilik geldiğinde derler ki: Bu bizim hakkımızdır! Ve başlarına bir kötülük geldiğinde; Mûsâ ve onunla birlikte olanların uğursuzluğuna bağlıyorlardı. İyi bilin ki, onların uğursuzluğu Allah katındandır. Ve lâkin onların çoğu bilmezler. (Bak. 4.78-79*7.131*27.47*36.18-19*42.30)                                              

132.Dediler ki: Bizi büyülemek için hangi âyeti/mucizeyi getirirsen getir, yine de sana inanmayacağız!                     

133.Onlara ayrı ayrı âyetler/mucizeler gönderdik: tufan ve çekirge ve haşarat ve kurbağa ve kan. Yine büyüklük tasladılar. Ve suçlu bir kavim oldular.                                        

134.Ve başlarına bir âfet geldiği zaman derler ki: Ey Mûsâ! Sana verdiği söz hürmetine bizim için Rabbine yalvar! Eğer bu âfeti üzerimizden kaldırırsan sana inanacağız ve İsrailoğulları’nı seninle birlikte göndereceğiz! (Bak.7.133-136)                                              

135.Ne zaman başlarındaki âfeti sözlerini tutmaya yetecek bir süreliğine kaldırdırsak, verdikleri sözden hemen dönerlerdi.                                                                  

136.Biz de onlara hak ettikleri cezayı verdik. Âyetlerimizi/mûcizelerimizi yalanladıkları ve onları umursamadıkları için onları denizde boğduk. (Bak. 2.49-50*7.136*8.52-54*10.90-91* 17.101-103*20.77-78*26.60-67* 28.38-40*30.47*51.38-40)

137.Hor görülüp ezilen o kavmi (İsrailoğulları’nı), bereketli kıldığımız toprakların doğusuna ve batısına mirasçı kıldık. Rabbinin; İsrailoğulları’na sabırlarına karşılık olarak takdir ettiği hüküm gerçekleşti. Firavun ve kavminin özenle yaptıkları ve yükselttikleri binaları da yerle bir ettik. (Bak.7.128-129-130,137)                                                                                                           

138.Ve İsrailoğullarını denizden geçirdik. Derken kendilerine has putlara tapan bir kavme rastladılar. (İsrailoğulları) dediler ki: Ey Mûsâ! Bize de bunların ilâhları gibi bir ilâh yap! (Mûsâ) Dedi ki: Şüphesiz ki siz cahil bir kavimsiniz! (Bak. 7.136,138*26.60-67)

139.Bunların içinde bulundukları şey/din helâk sebebidir, yaptıkları şeyler/ibadetler bâtıldır!

140.Sizi âlemlere/çağdaşlarınıza üstün kıldığı halde, size Allah’tan başka bir ilâh mı arayayım?

141.Ve hatırlayın, oğullarınızı öldürüyor ve kadınlarınızı sağ bırakarak size azâbın en kötüsünü yapan Firavun ve ailesinin zulmünden sizi kurtarmıştık. Bütün bunlarla Rabbinizin sizin için büyük bir imtihanı vardı.                                                            

142.Ve Mûsâ’ya otuz gece süre verdik ve buna on gece daha ilave ettik. Böylece Rabbinin belirlediği süre kırk geceye tamamlandı. Mûsâ kardeşi Hârûn’a dedi ki: Kavmimin içinde benim yerime geç, onları ıslah et ve sakın bozguncuların yoluna uyma!                     

143.Ve Mûsâ belirlediğimiz yere tayin ettiğimiz vakitte geldi. Rabbi onunla konuşunca, (Mûsâ) dedi ki: Ey Rabbim! Bana kendini göster de Seni göreyim! (Allah) dedi ki: Sen Beni göremezsin! Ve lâkin şu dağa bak, eğer dağ yerinde kalabilirse sen de Beni görebilirsin! Rabbi dağa tecelli edince dağ yerle bir oldu, Mûsâ bayılıp düştü. Ayılınca dedi ki: Ey Rabbim! Sen Sübhânsın/noksandan münezzehsin, Sana tevbe ettim ve ben mü’minlerin öncüsüyüm!

(NOT: Gözler O'nu/Allah’ı göremez ama O gözleri görür. İlgili âyetler: En'âm 6.103*A'râf 7.143*Şûrâ 42.51)

144.(Allah) Dedi ki: Ey Mûsâ! Risâlât/elçilik vererek ve kelâmla/ sözlerimle insanlar içinde seni seçkin kıldım. Sana verdiklerimi al ve şükredenlerden ol! (Bak. 7.144*20.9-16,41-44)   

145.Ve ona verdiğimiz levhalarda her türlü öğüdü ve ayrıntılı açıklamaları yazdık. Onlara sıkıca sarıl ve kavmine emret onlara en güzel şekilde sarılsınlar! Fâsıkların/yoldan çıkanların yurdunu yakında size göstereceğim. (Bak. 6.154*7.145)                                      

146.Yeryüzünde haksız yere büyüklük taslayanları âyetlerimden uzaklaştıracağım. Ve onlar bütün âyetleri/mucizeleri görseler yine ona iman etmezler. Rüşt yolunu (doğruyu eğriden ayırmayı) görseler onu yol tutmazlar. Ve eğer sapıklık yolunu görürlerse onu yol tutarlar. Bu onların âyetlerimizi yalanlamalarından ve onlardan gafil olmalarındandır. 

(Bak. 6.25,109,111*7.132,136,146-147*10.33,96*15.14-15*17.93*

26.198-199*34.31-33)   

147.Ve âyetlerimizi ve âhirette hesaba çekilmeyi yalanlayanların bütün amelleri boşa gitmiştir. Onlar kendi yaptıklarından başka bir karşılık mı bulacaklar?                           

148.Mûsâ’nın kavmi, onun (Tur’a gitmesinin) ardından ziynet eşyalarından böğüren bir buzağı heykelini (ilâh) edindiler. O heykelin kendileriyle konuşamadığını ve onlara yol gösteremediğini bilmiyorlar mı? Onlar onu (ilâh) edinmekle zâlimlerden oldular.     

149.Akılları başlarına gelip dalâlete saptıklarını anladıklarında dediler ki: Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa mutlaka hüsrâna uğrayanlardan olacağız!    

150.Mûsâ kavmine dönünce, üzgün ve öfkeyle dedi ki: Benden sonra arkamdan ne kötü şeyler yapmışsınız. Rabbinizin emirlerini bekleyemediniz mi? Ve levhaları yere bırakıp kardeşini başından tutup kendine doğru çekti. (Hârûn) Dedi ki: Anamın oğlu! Şüphesiz ki bu kavim beni güçsüz buldu ve az daha beni öldüreceklerdi. Benimle düşmanları sevindirme ve bu zâlim kavimle beni bir tutma! (Bak. 7.150*20.86,92-96)  

151. (Mûsâ) Dedi ki: Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Ve bizi rahmetine al. Ve Sen merhametlilerin en merhametlisisin!                                                               

152.Şüphesiz ki buzağıyı ilah edinenler Rablerinin gazâbına uğrayacaklar ve dünya hayatında zillete mahkûm olacaklar. Ve iftiracıları işte böyle cezalandırırız.               

153.Kötü amel işledikten sonra tevbe edip arkasından iman edenlere, şüphesiz ki bundan sonra Rabbin Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/ merhametlidi.                                   

154.Ve Mûsâ’nın öfkesi geçince levhaları aldı. Ve onlardaki nüshalarda Rablerine (karşı günâh işlemekten) korkanlar için hidâyet ve rahmet bildiren âyetler vardı.              

155.Mûsâ, belirlediğimiz yer ve zamanda hazır olmak üzere kavminden yetmiş erkek seçti. Onları şiddetli bir sarsıntı yakalayınca Mûsâ dedi ki: Rabbim! Eğer dileseydin bunları ve beni daha önce helâk ederdin. İçimizdeki beyinsizlerin yaptıkları yüzünden bizi helâk mı edeceksin? Bu, ancak Sen’in bir imtihanındır. Böylece; dileyeni/müstehak olanı sapıklıkta bırakır, dileyeni/hak edeni hidâyete/doğru yola iletirsin. Sen bizim velimizsin/koruyucumuzsun, bizi bağışla, bize merhamet et. Ve Sen, bağışlayanların en hayırlısısın! 

156.Ve bize bu dünyada ve âhirette iyilik yaz, şüphesiz ki biz Sana yöneldik! (Allah) Dedi ki: Dilediğimi/müstehak olanı azâba uğratırım ve rahmetim her şeyi kuşatmıştır. Onu; takvâlı olanlara ve zekâtı verenlere ve âyetlerime iman edenlere yazacağım!                     

157.Onlar ki; ellerindeki Tevrat ve İncil’de yazılı buldukları, ümmi olan Nebi Rasûl’e tabî olurlar/uyarlar. O; onlara ma’rufu/iyiliği emreder ve münkerden/fenalıktan engeller. Ve temiz şeyleri helâl, pis şeyleri haram kılar/bildirir. Ve onların üzerlerindeki Isr’larını/ağır yüklerini indirir ve bağlarını ve zincirlerini çözer. Ona iman eden ve ona saygı gösteren ve ona yardım eden ve ona indirilen Nûr’a/Kur’an’a uyanlar kurtuluşa erenlerdir. (Bak.2.173*5.3,87*6.121,143-146*7.32-33,157*9.29*10.59* 16.115-116*22.30*66.1*                69.44-47)                                                                                                                                   

158.De ki: Ey insanlar! Ben Allah’ın hepinize gönderdiği bir Rasûlüyüm.  Göklerin ve yerin mülkü/hükümranlığı O’na aittir. O’ndan başka ilâh yoktur. Dirilten/yaşatan ve öldüren O’dur. Allah’a ve Rasûlü’ne iman edin. O ümmi Nebi Allah’a ve bütün kelimelerine iman eder. Ona tabî olun, umulur ki doğru yolu bulasınız.

159.Ve Mûsâ’nın kavminde hakkı/hakikatı gösteren ve onunla adalete uyan ve bir ümmet/topluluk vardır. (Bonunlaak.7.159,181)                             

160.Ve onları (İsrailoğulları’nı) ümmet/topluluk olarak oniki boya/oymağa ayırdık. Ve kavmi ondan su isteyince Mûsâ’ya vahyettik: Asanla el hacer/şu taşa vur! O zaman ondan oniki pınar fışkırdı. Her boy/oymak kendi içeceği pınarı bildi. Ve bulutları (çölde) onların üzerine gölgelik yaptık ve onlara kudret helvası ve bıldırcın eti verdik. Dedik ki: Size verdiğimiz temiz rızıklardan yiyin! Ve onlar Bize zulmetmediler ve lâkin kendilerine zulmettiler!

(Bak. 2.57*4.160-161*6.146*7.160*10.44*11.101*16.33,118*20.80-81* 29.40*30.9*43.76) 161.Ve onlara denilmişti ki: Şu şehre girin ve dilediğiniz şeylerden yiyin ve Hıtttatüv/bizi bağışla deyin, sücceden/(Allah’a) secde ederek kapıdan girin ki sizin günâhlarınızı bağışlayalım. İyilik edenlerin ödüllerini artırırız!                                                

(NOT: Secde konusunda; Bakara 34ncü âyetin dip notunda bilgi verilmiştir.)     

162.Onların arasındaki zâlimler kendilerine söylenen sözü başka bir söze çevirdiler. Biz de yaptıkları zulümden dolayı üzerlerine gökten bir azâp gönderdik.                                   

163.Ve deniz kıyısındaki kasabanın durumunu onlara/İsrailoğulları’na sor. Onlar Cumartesi yasağını çiğniyorlardı. Balıklar, (avlanmanın yasak olduğu) cumartesi günü akın akın geliyor ve (avlanmanın yasak olmadığı) günlerde gelmiyordu. Yoldan çıkmalarından dolayı onları işte böyle imtihan ediyorduk. (Bak. 2.65-66*4.47,154*7.163*16.124)                                                                                                                                          (NOT: İSRAİLOĞULLARI’nın İSYANI VE HİLESİ BİT-Mİ-YOR: Allah; deniz kıyısındaki bir kasabada yaşayan İsrailoğulları’nın cumartesi günü orada balık avlamalarını yasaklıyor. Haftanın diğer günlerinde ise orada balık avlamalarını serbest bırakıyor. Balıklar cumartesi günü oraya akın-akın geliyor, diğer günlerde ise gelmiyordu. (Balıkların cumartesi günü akın-akın oraya gelmesi ve diğer günlerde gelmemesi, Allah’ın âyetlerinden/mucizelerinden değil midir? Talmut’ta yapılan açıklamaya göre: İsrailoğulları; cumartesi günü balık avlamaları halinde Allah’ın gazâbına uğrayacaklarını biliyorlar. Kendilerinin akıllı olduklarını zannederek bir hile yapmaya karar veriyorlar ve: Ağlarımızı avlanma yasağı olmayan cuma gününden atarız, avlanma yasağı olan cumartesi günü çekmeyiz ve yasağın olmadığı pazar günü çekeriz, böylece hem balıkları avlamış oluruz ve hem de Allah’ın cezasından kurtuluruz! diyerek bunu tatbik ediyorlar. Diyorlar amma, Allah’ın Semî’/her şeyi işiten ve Basîr/her şeyi bilen olduğunu düşünemiyorlar. Allah’ın yasağına uymadıkları için yoldan sapma cezasına mahkûm oluyorlar ve onlara: Aşağılık maymunlar olun! deniyor. Bak. 2.65*5.60*7.166)                                            164.Ve içlerinden bir grup dedi ki: Allah’ın helâk edeceği yahut şiddetli bir azâba uğratacağı bir kavme siz neden öğüt veriyorsunuz?  Dediler ki: Rabbimize karşı mazeretimiz olsun veya belki onlar takvâlı olurlar diye!

(NOT: Olayda üç grup insan söz konusu: 

**Birinci grupta olanlar: Allah’ın koyduğu yasağı ihlal etmek için çeşitli yollar (hileyi şerriye) arayanlardır.

**İkinci grupta olanlar: Onlara yaptıklarının yanlış olduğunu hatırlatanlar.

**Üçüncü grupta olanlar: İkinci gruptakilere siz onlara neden öğüt veriyorsunuz! diyenler. İkinci grupta olanların cevabı bizlere de örnek olma özelliğindedir: Rabbimize karşı bizim bir mazeretimiz olması için. Ayrıca, belki de onlar takvâlı olurlar yani hatadan dönerler! Demek ki: Hatalı yolda olanlar için bizim onlara yanlış yaptıklarını hatırlatmamız gerekir. Emr-i bil ma’ruf ve nehy-i anil münkerde de bize bu emredilmiyor mu?)                                                                                              

165.Kendilerine verilen öğüdü unuttukları zaman, Biz de onları kötülükten men edenleri kurtardık, zulmedenleri ise fâsıklık yapmaları sebebiyle çetin bir azâba uğrattık.                                                              (Bak. 7.64,72,165*11.58,66,94*21.9)                                                                                     

166.Yasakladığımız şeyleri yapmakta ısrar edenlere dedik ki: Aşağılık maymunlar olun! (Bak. 2.65*5.60*7.163-165)                                                                                          

167.Ve o vakit Rabbin, onların üzerine Kıyamet Gününe kadar kötü azâba uğratacak kimseleri göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz ki Rabbin cezayı seri verendir. Şüphesiz ki O Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir.                      

168.Ve onları yeryüzünde ümmetlere/topluluklara ayırdık. İçlerinden sâlih olanlar da var ve içlerinden aşağılık olanlar da var. Onları bazen iyilikle bazen kötülükle imtihan ederiz. Umulur ki doğruya dönerler.

169.Onların ardından o Kitaba/Tevrat’a mirasçı olan bozuk bir nesil geldi. Onlar alçak dünya malını alırlar. Ve derler ki: Nasıl olsa bağışlanacağız! Ve kendilerine benzer bir menfaat daha gelse onu da alırlar. Halbuki, o Kitab’a/Tevrat’a bağlı kalacaklarına ve Allah hakkında sadece hakkı söyleyeceklerine dair söz alınmamış mıydı? Üstelik onun içindekileri de okuyup öğrenmişlerdi. Âhiret yurdu takvâ sahipleri için daha hayırlıdır. Hâlâ akletmeyecek misiniz?

170.O Kitaba sımsıkı sarılan ve o salâtı/namazı dosdoğru kılanlara gelince, Şüphesiz ki Biz iyilerin mükâfatını zayi etmeyiz. (Bak. 7.170*11.115-116*12.90*18.30*21.94*72.13)

171.Ve bir zaman o dağı (Sinâ dağını) bir gölgelik gibi üzerlerine kaldırmıştık, onlar da başlarına düşecek sanmışlardı. Size verdiğimize/ (Kitaba) sımsıkı sarılın ve onun hükümlerini aklınızdan çıkarmayın. Umulur ki takvâya erersiniz! (Bak. 2.63,93*4.154*7.171)

172.Ve Rabbin âdemoğullarının bellerinden zürriyetlerini/çıkardı ve onları kendileri hakkında şahit tuttu, elestü  bi rabbiküm/Ben sizin Rabbiniz değil miyim? Onlar: Kâlû belâ şehidnâ/elbette, buna şahidiz! dediler. Kıyamet Gününde: Biz bundan habersizdik! demeyesiniz diye. (Bak. 3.6*7.172*16.78*77.20-23*86.5-7)

(NOT: B. Bayraklı hoca yeni bir anlayışın ışığında KUR’AN TEFSİRİ Cilt: 7, S. 397-401 bu konuyu açıklamaktadır: Bu zamana kadar bize anlatılan: Yüce Allah’ın ruhları yarattığı zaman onları topladığı ve onlara: Ben sizin Rabbiniz değil miyim? diye sorduğu, ruhların da: Evet, Sen bizim Rabbimizsin! diye cevap verdikleri şeklindedir. Bu toplantının adına Bezm-i Elest veya Elest Bezmi denmiştir.

Bize anlatılan bu durum, A’râf sûresinin 172nci âyetine ters düşmektedir. Çünkü: Bu soru ve cevaplamanın ruhlar âleminde değil, insan yavrusunun anne karnındayken olduğunu 172’nci âyetten anlıyoruz. Âyetten; Hz. Âdem’in yaratılmasından sonra bu sorunun sorulduğu net bir şekilde ortada durmaktadır. Zürriyetlerini çıkardı/aldı ifadesinden çocuğun yaratıldığı anlatılmaktadır. Onları kendi öz benliklerine şahit tuttu denirken, bu sorunun ruhlar âleminde değil, bedenle ruhun birleştiği an sorulduğu ifade edilmektedir. Demek ki; Bezm-i Elest bir anda olmuş bitmiş değil, tam tersine devam etmektedir. Her annenin karnında yaratılan çocuğun ruhuna bu soru sorulmaktadır. Böylece Bezm-i Elestin bir süreç olduğu ortaya çıkmaktadır. Yüce Allah’ın anne karnında yaratılan çocuğun ruhuna bu soruyu sormasının bir başka anlamı da onların ruhunu Allah’a inanacak şekilde proğramlamış olmasıdır. Demek ki insanın aklı/ruhu tevhîd inancına inanacak bir şekilde programlanmıştır. Ama dünyaya geldikten sonra yanlış düşünce ve felsefeler insanın bu proğramını bir virüs gibi bozmuştur…) (B. Bayraklı hocaya teşekkür ederim. H.S.)                                                            

173.Veya bizden önceki atalarımız şirk koşmuşlar ve biz onlardan sonra gelen bir nesiliz. Bâtıla dalan (atalarımızın) yaptıkları yüzünden bizi helâk mı edeceksin? demeyesiniz diye. (Bak.6.156-157*7.172-173*39.55-58*43.23-24)

174.Ve âyetlerimizi ayrıntılı olarak böyle açıklıyoruz ve umulur ki (hakka/gerçeğe) dönerler. (Bak. 6.55,97-98,114,119,126,154*7.32,52,145,174*9.11*10.5,24,37*11.12*12.111*13.2*16.89* 17.12*30.28*41.3,44)                   

175.Onlara, kendisine anlatılan âyetlerimizden yüz çeviren şu kimsenin haberini anlat. Şeytan da onu kendisine tabî kıldı, böylece azgınlardan oldu. (Bak.3.86-91,106*7.175*43.36-39)                                        176.Ve eğer dileseydik onu âyetlerle yükseltirdik. Ve lâkin o arzularına uyarak yere/dünyaya saplanıp kaldı. Onun durumu; üstüne varsan da dilini sarkıtarak soluyan, kendi haline bıraksan da dilini sarkıtarak soluyan köpeğin durumuna benzer. İşte bu, âyetlerimizi inkâr eden kavmin durumuna benzer. Bu kıssaları anlat umulur ki düşünürler.            (Bak. 7.176,179*11.120*12.111*20.99*25.44*50.37*69.12*79.26)

177.Âyetlerimizi yalanlayan ve kendilerine zulmeden kavmin hali ne kötüdür. (Bak.6.39*7.177)                178.Allah kime hidâyet ederse o doğru yola ulaşır, kimi saptırırsa işte onlar hüsrana uğrayanlardır. (Bak. 7.178,186*10.99-100*18.29*28.56*76.3*

(NOT: Allah; doğru yola ulaşmak isteyen ve ona göre gayret gösteren/hak eden kişiye hidâyet eder. Sapıklığı tercih eden ve ona göre çaba göstereni/müstehak olanı dalâlette/sapıklıkta bırakır.

**A’râf 7.178 Allah kime hidâyet ederse o doğru yola ulaşır, kimi saptırırsa işte onlar hüsrana uğrayanlardır.

(NOT:Bu âyeti doğru açıklamak için konuyla ilgili olan diğer âyetleri birlikte ele almak gerekir. Konuyla ilgili olan âyetlerin bazıları şunlardır:

**Yûnus 10.99: Eğer Rabbin dileseydi yeryüzünde olanların hepsi topluca iman ederdi! O halde iman etmeleri için insanları sen mi zorlayacaksın?

**Yûnus 10.100 Allah’ın izni olmadan hiç kimse iman etmez. O/Allah aklını kullanmayanların üzerine rics/pislık yağdırır.

**Kehf 18.29 Hakk/gerçek Rabbinizdendir. Dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin! (...)

**Kasas 28.56 (Rasûlüm!) Muhakkak ki sen sevdiğini hidâyete/doğru yola iletemezsin. Fakat Allah dileyeni/hak edeni hidâyete/doğru yola erdirir. Zira O/Allah hidâyete/doğru yola erecekleri en iyi bilendir.

**İnsan 76.3: Biz ona/insana doğru yolu gösterdik; ister şükreder, isterse nankörlük/inkâr eder.

Görüldüğü üzere: Allah, hidâyeti isteyeni ve ona göre amel edeni/hak edeni hidâyete erdirir, buna mukabil sapıklığı tercih ederek ona göre amel edeni/müstehak olanı ise dalalette/sapıklıkta bırakır. Yani insan neyi ister ve nasıl amel ederse Allah onun isteğine yardım eder. Ancak Rabbimizin asıl arzu ettiği insanların iman etmesidir. Bunun için kavimlere Rasûller/elçiler ve vahiyler göndermiştir. Ancak Rasûller sadece vahyi tebliğ etmişler ve asla zorlama yapmamıştır. Çünkü Allah; dinde zorlama yoktur! Diye buyurmaktadır. Bak.Bakara 2.256)

179.Andolsun ki insanların ve cinlerin çoğu cehennemliktir. Onların; kalpleri vardır onunla idrak etmezler ve gözleri vardır onunla görmezler ve kulakları vardır onunla işitmezler. Onlar en’âm/hayvanlar gibidir, hatta daha da aşağıdırlar. İşte onlar gâfil olanlardır.

(Bak.2.6-21,75-81,170-171*3.83-87*5.59-60*6.128-130*7.163-167,179*9.63-68*12.103,106*  16.104-109*72.13-15*95.4-6)

180.Ve lillâhil esmâül husnâ/Ve en güzel isimler Allah’ındır. O’na o isimlerle dua edin. Ve O’nun isimlerinden sapanları terk edin. Onlar yaptıklarının cezasını çekeceklerdir.   

(Bak.:7.180,205*17.110-111*20.8*59.22-24)                                                                      

181.Ve yarattıklarımızdan; hakkı/hakikatı tavsiye eden ve onunla adil davranan bir ümmet/topluluk vardır. (Bak.7.159,181)

182.Âyetlerimizi yalanlayanları bilmedikleri yerlerden yavaş yavaş kötü sona yaklaştıracağız.

183.Ve onlara mühlet veririm şüphesiz ki planım çok sağlamdır.

(Bak. 7.183*68.44-45*73.11*86.17)

184.Arkadaşlarında (Muhammed’de) cinlerin hiçbir etkisinin olmadığını düşünmezler mi? O sadece apaçık bir uyarıcıdır!

185.Onlar, göklerin ve yerin melekûtunu/eğemenliğini görmüyorlar mı? Allah’ın yarattığı varlıkları, ecellerinin yaklaşmış olacağını hiç düşünmezler mi? Onlar, bundan/Kur’an’dan sonra hangi hadîs’e/söze inanacaklar? (Bak. 7.185*45.6*77.50)

186.Allah’ın saptırdığı (saptığını onayladığı) kişiyi hiç kimse doğru yola iletemez. Ve O, onları kendi sapkınlıkları içinde bocalar bir halde bırakır.                             (Bak.7.178,186*28.56*30.29*39.23,36*45.23) 

(NOT:Allah; insanlardan şu kişiyi hidâyete/doğru yola ileteyim, şu kişiyi de dalaletde/sapıklıkta bırakayım! demez. Eğer öyle olsaydı binlerce âyeti ve onları insanlara tebliğ edecek Rasûlleri göndermezdi. Allah yolun doğru olanını ve eğri olanını insanlara bildirmiştir. Onlardan doğru yolu seçen ve ona uygun amel işleyenleri hidâyete/doğru yola iletmiştir. Onlardan eğri yolu seçen ve ona göre amel işleyenleri de dalalette/ sapıklıkta bırakmıştır. Bu Allah’ın adaletine uygun olandır.)

187.Sana o (son) saatin/Kıyametin ne zaman gerçekleşeceğini soruyorlar. De ki: Onun bilgisi sadece Rabbimin katındadır. O’ndan başka onun vaktini kimse ortaya çıkaramaz. Göklerde ve yerde etkisi ağır olacak ve ansızın gelecektir! Sen sanki onun bilgisine sahipmişsin gibi sana soruyorlar. De ki: Onun bilgisi sadece Allah’ın katındadır! Ve lâkin insanların çoğu bunu bilmezler!

(NOT: Son saat/Kıyametin kopmasıyla ilgili âyetler için Bak. 6.31DipNotu.)                                  

188.De ki: Allah dilemedikçe; benim kendime bir yarar sağlamaya veya başıma gelecek zararları önlemeye gücüm yetmez. Ve eğer gaybı/idraki aşanları bilseydim kendime hayırlı olacak şeyleri yapar ve bana kötülük de dokunmazdı. Ben, iman eden bir kavim için sadece bir uyarıcı ve müjdeciyim!

189. O sizi nefs-i vâhide’den/tek bir özden (süzülmüş çamurdan) yarattı. Sükûn bulmanız için eşini de ondan/aynı özden yarattı. Eşini sarınca/birleşince o hafif bir yük yüklendi/hamile kaldı. Bir müddet geçti. Yükü ağırlaşınca Rableri olan Allah’a: Bize sâlih bir evlat verirsen elbette şükredenlerden olacağız! diye dua ettiler.

190.Onlara sâlih bir evlat verince, kendilerine verdiği çocukla ilgili olarak O’na ortaklar koşmaya başladılar. Allah, onların ortak koştukları şeylerden yücedir.

191.Hiçbir şey yaratamayan, kendileri de yaratılmış olan şeyleri mi O’na ortak/şirk koşuyorlar?

192.Ve onlar/şirk koştukları ne onlara yardım edebilirler ne de kendilerine yardım edebilirler!

193.Ve eğer onları (müşrikleri) doğru yolu çağırsanız size uymazlar. Onları çağırsanız da çağırmasanız da onların size karşı olan tutumları değişmez. 

(Bak.2.6-7*4.155*7.101,193,198*9.87,93*10.74*16.106-108*17.46*18.57*30.58-59*32.22* 40.35*41.5*47.16* 63.3)

194.(Ey müşrikler!) Allah’ın peşi sıra yalvardıklarınız da sizin gibi kullardır. Eğer doğru söylüyorsanız onları çağırın da size cevap versinler?                                      

195.Onların (putların), yürüyecek ayakları veya tutacak elleri mi var? Görecek gözleri yahut işitecek kulakları mı var? De ki: Şirk koştuklarınızı çağırın sonra bana tuzak kurun ve göz açtırmayın!                                                                                                                 196.Şüphesiz ki benim velim/koruyucum o Kitabı/Kur’an’ı indiren Allah’tır ve O, sâlih kullarının velisidir/koruyucusudur.                       

197.O’nun peşi sıra yalvardıklarınız ne size yardım edebilirler ne de kendilerine. (Bak. 7.197*17.56*25.3*36.23*39.38*46.5)                                                                                           198.Ve onları hidâyete/doğru yola çağırsanız sizi duymazlar ve sana baktıklarını sanırsın ve onlar seni görmezler.

(Bak.2.6-7*4.155*7.101,193,198*10.74*17.46*18.57*30.58-59* 32.22*40.35*41.5*47.16*63.3)

199.Sen affedici ol ve ma’rufu tavsiye et ve cahillerden yüz çevir!              

200.Ve şeytandan sana bir kışkırtma/dürtü gelirse hemen Allah’a sığın, şüphesiz ki O Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/bilendir. (Bak. 7.200*16.98-100*23.97-98*41.36*113.1-5*114.1-6) 201.Şüphesiz ki şeytandan bir vesvese olduğu zaman, takvâlı olanlar düşünüp hemen gerçeği kavrarlar. 

202.Ve şeytanlar yandaşlarını azgınlığa sürükler ve onların yakalarını bırakmazlar.      

203.Ve onlara (istedikleri) bir âyet getirmediğin zaman derler ki: Bari sen kendin uydursaydın! De ki: Ben sadece Rabbim’den bana vahyedilenlere uyarım! Bunlar Rabbinizden gelen bir basiret/gönül gözü, iman eden bir kavim için bir hidâyet ve rahmettir.                            

204.Ve Kur’an okunduğu zaman onu dinleyin ve susun, umulur ki rahmete nail olursunuz!                                                             

205.Sabah ve akşam/her zaman boyun büküp tevazuyla ve alçak sesle Rabbini zikret/hatırla. Ve sakın gafillerden olma! (Bak.:7.180,205*17.110*20.8*59.22-24)                   

206.Muhakkak ki Rabbine yakın olanlar; O’na kullukta kibre kapılmazlar, Ve O’nu tesbih ederler/yüceltirler ve O’na secde ederler.                                   

(NOT: Kur’an’da 14 tilavet secdesi vardır ve şunlardır:  7.206*13.15*16.49*17.107*19.58*22.18*25.60*27.25*32.15*38.24*41.37*53.62*84.21*96.19)

(Gözden Geçirme-2025)