29 Mayıs 2024 Çarşamba
MENÜ
SON YAZILAR

TEVBE (BERÂE) SÛRESİ

9/114 TEVBE/BERÂE SÛRESİ 

(Muhacirlerden ve Ensardan bazı kimselerin tevbelerinin Allah tarafından kabul edildiğinin bildirilmesine binaen; sûreye Tevbe Sûresi adı verilmiştir. Bunun yanında, ilk âyetteki Berâetüm minallâhi ifadesine atfen Berâe Sûresi diye de anılmaktadır. Medine döneminde nazil olmuştur. Mushaf’da 9ncu, inişte 114ncü yani son sıradadır ve 129 âyettir.)

E’ûzu bi’llâhi min’eş-şeytâni’r-racîm/kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Bismillahirrahmanirrahim/Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

(NOT: Nahl 16.98: Fe izâ kara’tel kur’âne festeız billâhi mineş-şeytânir-racîm/Kur’an okumaya başlayacağın zaman kovulmuş şeytandan Allah’a sığınılması, yani; festeız billâhi mineş-şeytânir-racîm denilmesi emredilmektedir ve bu Kur’an’ın kesin/âmir hükmüdür. Literatürde buna kısaca; isti’âze/eûzü çekmek denilmektedir.

Kur’an sûrelerin başlarında isti’âze/eûzü çekmenin bulunması gerekli iken, meallerin çoğunluğunda: Bismillahirrahmanirrahim/Rahmân ve Rahîm olan Allah’ın adıyla ifadesinin yani sadece besmelenin yer aldığı görülmektedir.  

Ayrıca meallerin çoğunda; Tevbe Sûresinin başında hem isti’âze’ye, hem de, besmeleye yer verilmediği görülmektedir ki bu hatalıdır.

Ben, yazmakta olduğum Kur’an mealinde; Kur’an’ın âmir hükmüne uygun olarak bütün sûrelerin başlarında; isti’âze’ye/e’ûzu çekme’ye yer verirken, buna ilave olarak besmeleye de yer verdim. Zira, Kur’an’a uygun olanı budur.

İsti’âze/eûzü çekmek ile ilgili olan âyetlerin başında Nahl 16.98 gelmektedir. Diğer âyetler de şunlardır: A’râf 7.200*İbrâhîm 14.22*Hicr 15.39-42*Mü’minûn 23.97-98*Fussilet 41.36*Nâs 114.1-6)

1.Allah ve Rasûlü tarafından, kendileriyle antlaşma yapılan müşriklere bir berâet’dir/uyarıdır!  

2.Yeryüzünde (Mescid-i Harem bölgesinde) dört ay daha serbestçe dolaşın. Ancak bilin ki siz Allah’ı âciz bırakamazsınız. Muhakkak ki Allah kâfirleri rezil edecektir!

3.Allah ve Rasûlü’nden Hacc-ı Ekber gününde bütün insanlara yapılmış bir duyurudur: Allah ve Rasûlü bu müşriklerden berîdir/uzaktır. (Ey müşrikler!) Eğer Tevbe ederseniz bu sizin hayrınıza olur, eğer yüz çevirirseniz bilin ki Allah’ı âciz bırakamazsınız. Kâfirlere elem verici bir azâbı müjdele!

4.Ancak kendileriyle yaptığınız antlaşmaya sadık kalan ve sizin aleyhinize düşmanlarınızla iş birliği yapmayan müşrikler (bundan) müstesnadır. Onlarla yaptığınız antlaşmanın süresini tamamlayın. Muhakkak ki Allah müttâkileri sever.

5.Bu haram aylar/dokunulmaz oldukları dört ay çıkınca, (Antlaşmayı bozan ve Mekke’yi terk etmeyen) faktülül müşrikine/o müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün! Onları yakalayın, kuşatın ve çıkış yollarını tutun. Eğer tevbe ederler ve ekâmüs salâte/o namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirlerse yollarını serbest bırakın. Muhakkak ki Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahim’dir/merhametlidir.

(NOT: Tevbe sûresinin 5nci âyetini tercüme ederken öncelikle 1-13ncü âyetleri birlikte ele almak gerekir. Daha sonra Kur’an’daki konuyla ilgili diğer âyetleri dikkate alarak tercümeyi doğru ve tam yapmak gerekir. Bakara sûresi 190-194ncü âyetler buna örnektir. Aksi takdirde, 5nci âyetin seyf/kılıç âyeti olduğunu söyleme hatasına düşüldüğü görülür!                                    

Nisâ 90-91nci âyetleri Tevbe 5nci âyetlerle birlikte okunca Allah’ın, müşrikleri gördüğünüz yerde kayıtsız şartın öldürün demediği görülecektir.  

Tevbe 5nci âyetin mealindeki hataları tekzip eden bir yazım, Kitap ve Hikmet Dergisinin 33ncü sayısında yayımlanmıştır. H.S.)

6.(Rasûlüm!) Müşriklerden biri (yanına gelmek için) senden güvence isterse ona bu güvenceyi ver ki, Allah’ın âyetlerini dinleme/öğrenme imkânını bulsun. Sonra onu kendini güvende gördüğü bölgeye ulaştır. Çünkü onlar gerçeği bilmeyen bir kavimdir.

7.Mescid-i Haram yanında yaptığınız antlaşmanın kapsamına girmeyen müşriklerin lehine Allah ve Rasûlü’nün verilmiş bir sözü nasıl olabilir ki? Ancak, antlaşma yaptıklarınız sözlerinde sadık kaldıkları sürece, siz de onlara verdiğiniz sözlere sadık kalın. Çünkü Allah müttâkileri sever.

8.Nasıl olabilir ki? Eğer onlar size galip gelselerdi ne akrabalık bağlarını  gözetirlerdi, ne de verdikleri söze uyarlardı. Dilleriyle sizi memnun edecek sözler söylüyorlar ama kalplerinde size düşmanlık besliyorlar. Onların çoğu fâsıktır/yoldan çıkmıştır.

9.Onlar, Allah’ın âyetlerini az bir bedele sattılar ve insanları O’nun yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten çok kötüdür.

10.Onlar, mü’minlere karşı akrabalık bağlarını da antlaşmalardan doğan yükümlülüklerini de gözetmezler. Onlar, haddi aşan kimselerdir. 

11.Eğer onlar; tevbe ederler, ekâmüs salâte/o namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirlerse artık onlar sizin dinde kardeşleriniz olurlar. Bilen bir kavim için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz. (Bak. 9.5)

12.Eğer antlaşma yaptıktan sonra yeminlerini bozar ve dininize saldırırlarsa o kâfirlerin elebaşlarıyla fe kâtilû/savaşın. Çünkü, artık onların yeminleri yok hükmündedir. Umulur ki yanlıştan vazgeçerler.

13.Etmiş oldukları yeminleri bozan ve Rasûlü yurdundan çıkarmaya çalışan, üstelik saldırıyı ilk başlatan bu kavme karşı savaşmayacak mısınız? Yoksa siz onlardan korkuyor musunuz? Eğer mü’min iseniz asıl Allah’tan korkmanız gerekir. (Bak. 17.76-77)

14.Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin. Onlara karşı size yardım etsin (zafer versin) ve mü’min kavmin gönüllerini ferahlatsın.

15.Ve (mü’minlerin) kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dileyenin/lâyık olanın tevbesini kabul eder. Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir. 

16.Yoksa siz Allah’ın; içinizden cihat edip, Allah’tan, Rasûlü’nden ve mü’minlerden başkasını veli/destekçi edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

17.Müşriklerin; kâfir olduklarına bizzat kendileri şahit oldukları halde, Allah’ın mescitlerini imara/hizmet etmeye hakları yoktur. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Onlar ateşte ebedî kalacaklardır.

18.Allah’ın mescidlerini ancak; Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman eden, namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar/hizmet edebilirler. İşte bunların umduklarına kavuşmaları umulur. (Bak. 24.37)

(NOT: Allah’tan başkasından korkmayan! tabiri, mefhum-u muhalifinden, “sadece Allah’tan korkanlar” demektir. H.S.)

19.Hacılara su verme, Mescid-i Haram’ı imar/hizmet etme gibi işleri yapanlarla, Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman edip Allah yolunda cihat eden kimseleri bir/eşit mi tutuyorsunuz? Allah katında bunlar bir/eşit değildir. Allah zalim kavme hidayet etmez.  

20.İman edip hicret eden ve Allah yolunda mallarıyla-canlarıyla cihat edenlerin Allah katında dereceleri daha üstündür. İşte bunlar hümül fâizûn/kurtulanlardır/kazançlı olanlardır.

(NOT: Kur’an ribâ yemeyi/tefeciliği haram kılmıştır. Ribâ ile ilgili âyetler şunlardır: 2.275,276,278,279*3.130*4.161*30.39

Buna mukabil Kur’an’da faiz tabiri olumsuz olarak hiç kullanılmaz. Hümül fâizûn olarak geçtiği yerlerde de Allah’ın razı olduğu kazanç olarak (kurtulanlar/kazançlı olanlar) gibi olumlu manada kullanılmaktadır.

*Tevbe 9.20-22: Allah katında dereceleri üstün olanlar: hümül fâizûn/ kurtulanlar/kazançlı olanlar.  

*Mü’minûn 23.111 Ben sabretmelerine karşılık bugün onları ödüllendirdim. Şüphesiz ki onlar hümül fâizûn (kurtulanlar/kazançlı olanlar.)  

*Nûr 24.52 Allah’a ve Rasûlü’ne itaat eden, Allah’a Hûşu duyan ve Allah’a karşı takvâlı olanlar; işte onlar hümül fâizûn (kurtulanlar/kazançlı olanlar.)  

*Haşr 59.20: Cennet ehli hümül fâizûn (kurtulanlar/kazançlı olanlar.)  

 

Görüldüğü üzere; hümül fâizûn: Allah katında dereceleri üstün olanları, Sabredenleri, Allah’a karşı takvâlı olanları ve cennet ehlini tarif için olumlu bir terim olarak kullanılmaktadır.

Kur’an’daki; fevzül azîm-fevzül kebir-fevzen azîm şeklindeki ve büyük kurtuluş anlamındaki farklı yazılışları buraya almadım.

Allah’ın haram kılıp yerdiği ribâ tabirini kullanmak yerine Allah’ın övdüğü fâizûn tabirini faiz şeklinde ve olumsuz anlamda kullananların ne yapmak istediklerini anlamakta zorluk çekiyorum? Ribâ tefsirinde konuyla ilgili geniş bilgi vardır. H.S.)

21.Rableri onlara (hümül fâizûn/kurtulanlara/kazançlı olanlara) Kendi rahmeti, rızası ve bitmeyen nimetlerle dolu cennetleri müjdelemektedir.

22.Onlar orada ebedî kalacaklardır. Muhakkak ki en büyük mükâfat Allah katındadır.

23.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Eğer küfrü/inkârı imana tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi kendinize evliyâ/taraftar-destekçi edinmeyin. Onları veli/taraftar-destekçi edinenler, zalimlerin tam kendileridir.

(NOT: Veli/evliyâ kelimesinin geçtiği âyetler şunlardır: 2.257*3.28,68*4.144*5.51,55-57*6.127*9.23*45.19*60.1 H.S.)

24.De ki: Babalarınız, çocuklarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabalarınız, sahip olduğunuz mallarınız, bozulmasından korktuğunuz ticaretiniz, hoşlandığınız evleriniz; eğer size Allah’tan, Rasûlü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten (gayret etmekten) daha sevimli geliyorsa Allah’ın (azap) emrinin gelmesini bekleyin. Bilin ki Allah, fâsık/yoldan sapmış kavme hidayet etmez/doğru yola iletmez.

25.Andolsun ki Allah size birçok yerde ve Huneyn Günü’nde yardım etmişti. Hani o gün sayınızın çokluğuna güvenmiştiniz, fakat bunun size bir faydası olmamıştı. Onca genişliğine rağmen yeryüzü size dar gelmiş, sonunda geriye dönüp gitmiştiniz.

26.Derken Allah, Rasûlü’nün ve mü’minlerin kalbine bir sükûnet vermiş, görmediğiniz ordular/melekler indirerek kâfirleri azaba uğratmıştı. Kâfirlerin cezası işte budur. 

27.Bundan sonra, Allah dileyenin/layık olanın tevbesini kabul edecektir. Allah, Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir.

28.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Bilin ki bu müşrikler ancak necistir/pisliktir. Artık bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Eğer geçim darlığına düşmekten korkarsanız, bilin ki Allah sizi lütfuyla zenginleştirir. Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

29.Kendilerine Kitap verilenlerden Allah’a ve Âhiret Günü’ne inanmayan, Allah ve Rasûlü’nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini/islamı kendine din edinmeyen kimselerle, boyun büküp kendi elleriyle size o cizyeyi/cezayı verinceye kadar savaşın. (Bak.47.4)

30.Yahudiler: Üzeyir Allah’ın oğludur! dediler. Hıristiyanlar da: Mesih Allah’ın oğludur! dediler. Bunlar, onların dillerine doladıkları boş sözlerdir. Önceki kâfirlerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da saptırıyorlar. (Bak. 2.116*5.18)

31.Onlar; Ahbârı (din bilginlerini), ruhbânı (rahiplerini) ve Meryem oğlu Mesih’i Allah’ın peşi sıra Rabler edindiler. Oysa onlara, sadece tek bir ilâha kulluk etmeleri emredilmişti. O’ndan başka ilâh yoktur. O, müşriklerin ortak koştuklarından yücedir. 

32.Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Kâfirler hoşlanmasa da Allah nurunu tamamlamaktan asla vazgeçmez. 

33.Müşrikler hoşlanmasa da dinini bütün dinlere üstün kılmak için, Rasûlü’nü hidayet/doğru yol ve hak din ile gönderen O’dur. (Bak 61.8)

34.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Haberiniz olsun ki; ahbârın (din bilginlerinin) ve ruhbânın (din adamlarının) birçoğu insanların mallarını haksız yollarla yerler ve insanları Allah yolundan saptırırlar. Altını ve gümüşü biriktirip de onları Allah yolunda harcamayanlara elim bir azabı müjdele! 

35.O Gün, alevli ateşte kızdırılacak olan o altın ve gümüşlerle böğürleri, yanları ve sırtları dağlanacak ve onlara: İşte kendiniz için biriktirdiğiniz altın ve gümüşler. Biriktirdiklerinizin acı azabını tadın bakalım! denecek. (Bak. 3.180)  

36.Gökleri ve yeri yarattığı zaman koyduğu yasalara göre, Allah katında ayların sayısı on ikidir. Bunlardan dördü haram aylardır, işte doğru hesap/yasa budur. Bunlar hakkında nefsinize zulmetmeyin. Müşriklerin sizinle topyekûn savaştıkları gibi, siz de kâtilül müşrikine/o müşriklerle topyekûn savaşın ve iyi bilin ki, Allah müttâkilerle beraberdir. (Bak.2.217)

(NOT: Haram aylar: Müslümanların savaşmaları yasak olan aylara haram aylar denilmiştir. Ancak, kendilerine bir saldırı olursa sadece o saldırıya karşılık olmak üzere, haram aylarda müslümanların savaşmalarına izin verilmiştir.

Kameri aylar şunlardır: Muharrem-Safer-Rebiül evvel-Rebiül ahir-Cemaziyel evvel-Cemaziyel ahir-Recep-Şaban-Ramazan-Şevval-Zilkade-Zilhicce aylarıdır.

Bunlardan Haram aylar şunlardır: Zilkade-Zilhicce-Muharrem ve Recep aylarıdır. Bedir savaşı Ramazan ayında yapılmıştır, zira Ramazan ayı haram aylara dahil değildir. H.S.)

37.Nesî denilen ve aylara yapılan ilave sadece küfürde ileri gitmektir. Bu, kâfirlerin uydurduğu bir çarpıtma yöntemidir. Allah’ın haram kıldığı ay sayısına denk getirmek için bu ilaveyi bir yıl helal sayıyorlar bir yıl haram sayıyorlar. Böylece Allah’ın haram kıldığını helâl yapıyorlar. Bu kötü davranışları onlara çok cazip göründü. Allah, kâfir bir kavmi doğru yola iletmez.

38.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Size ne oldu da: Allah yolunda sefere çıkın! denilince olduğunuz yere çakılıp kaldınız. Yoksa âhiretin yerine dünya hayatını mı tercih ettiniz? (Bilin ki) Dünya hayatının nimeti âhirete nazaran çok azdır.

39.Eğer sefere çıkmazsanız, Allah sizi acıklı bir azapla cezalandırır ve sizin yerinize başka bir topluluğu getirir, siz Allah’a hiçbir şekilde zarar veremezsiniz. Allah her şeye Kadîr’dir/güç yetirendir.

40.Eğer siz ona/Rasûl’e yardım etmezseniz bilin ki Allah ona/Rasûle yardım etmektedir. Kâfirler onu Mekke’den çıkmak zorunda bıraktığında, mağaradayken arkadaşına şöyle demişti: Üzülme, şüphesiz Allah bizimle beraberdir! Bunun üzerine Allah ona kendi katından bir sükûnet indirdi ve sizin görmediğiniz ordularla destekledi. Kâfirlerin sözünü boşa çıkardı. En yüce olan söz Allah’ın sözüdür. Allah Azîz’dir/üstündür, Hakîm’dir/ hikmet sahibidir. 

41.Hafif veya ağır teçhizatla sefere çıkın. Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin, eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. 

42.Eğer kolay bir menfaat ve zahmetsiz bir sefer olsaydı senin peşinden gelirlerdi. Ama bu zorlu yolculuk onlara uymadı. Üstelik: Eğer gücümüz yetseydi sizinle birlikte sefere çıkardık! diye Allah’a yemin ederler. Allah, onların yalan söylediklerini elbette bilmektedir.

43.(Rasûlüm!) Allah seni affetsin. Kimin doğru söyleyip, kimin yalan söylediğini iyice ortaya çıkarmadan niçin onlara izin verdin? 

44.Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihada (katılmamak) için senden izin istemezler. Allah müttâkileri bilir. 

45.Ancak Allah’a ve Âhiret Günü’ne inanmayan, kalpleri şüphelerle dolu olan ve şüpheler içinde bocalayıp duranlar (sefere çıkmamak için) senden izin isterler.

46.Eğer sefere çıkmak isteselerdi onun için bir hazırlık yaparlardı. Fakat Allah, onların katılmalarını uygun bulmadı ve onları alıkoydu. Onlara: Oturanlarla birlikte siz de oturun! denildi.

47.Eğer sizinle birlikte sefere çıksalardı, sorun çıkarmaktan başka size bir katkıları olmayacaktı. Aranıza sokularak fitne çıkarmaya çalışacaklardı, zira içinizde onlara kulak verecek olanlar da var. Ama Allah o zalimleri bilmektedir. 

48.Şüphesiz onlar daha önce de sana karşı çeşitli işler çevirerek fitne çıkarmaya çalışmışlardı. Onların hoşuna gitmese de sonunda hakk yerini buldu ve Allah’ın emri hâkim oldu.

49.Onlardan bazısı da: Bana izin ver de beni fitneye düşürme! der. Bil ki onlar zaten fitneye düşmüşlerdir. Cehennem elbette o kâfirleri  kuşatacaktır.

50.Eğer sana bir iyilik isabet ederse bu onları üzer. Fakat sana bir kötülük dokunursa: Biz daha önceden tedbirimizi almıştık! derler ve sevinerek dönüp giderler.

51.De ki: Allah’ın bizim için yazdığından/lâyık gördüğünden başkası bizim başımıza gelmez. O bizim Mevlâmız’dır, mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler/güvensinler!

(NOT: Bizim Mevlâmız sadece Allah’tır, başka hiç kimse bizim Mevlâmız değildir ve olamaz! Bak. 2.286 dip notu.)

52.De ki: Bizim için iki güzellikten biri (zafer veya şehadet) dışında başka bir şey mi bekliyorsunuz? Oysa biz, Allah’ın Kendi katından veya bizim elimizle size bir azap vermesini bekliyoruz. Öyleyse bekleyin, biz de sizinle birlikte bekliyoruz!

53.De ki: İster gönüllü isterse zorla infâk edin; sizden bu asla kabul edilmeyecektir. Çünkü siz fâsık/yoldan çıkmış bir kavim oldunuz.

54.Onların infâklarının kabulüne engel olan şey; Allah’ı ve Rasûlü’nü inkâr etmeleri, es salâte/o namaza üşenerek gelmeleri ve infâkları  gönülsüz olarak yapmalarıdır. 

55.Onların malları ve çocukları sakın seni etkilemesin! Allah; bu nimetlerle onlara (fasıklara) dünyada azap etmeyi ve canlarının da kâfir olarak çıkmasını istemektedir.

56.Şüphesiz ki sizden olduklarına dair Allah’a yemin ediyorlar. Lâkin onlar sizden değildir fakat onlar korkak bir kavimdir.

57.Eğer sığınacak bir yer veya barınacak mağaralar yahut girilecek bir delik bulsalardı süratle koşup oraya giderlerdi.

58.Onlardan sadakaların taksimi hususunda sende kusur arayanlar da var. Kendilerine pay verilirse bundan hoşlanırlar, verilmeyince de hemen kızarlar.

59.Halbuki onlar, Allah’ın ve Rasûlü’nün kendilerine verdiğine razı olup: Allah bize yeter, Allah lütfundan bize de verecektir, Rasûlü de (verecektir). Şüphesiz biz Allah’a rağbet ederiz! deselerdi.

60.Sadakalar Allah’tan bir farz olarak ancak: fakirlere/yoksullara, miskinlere/düşkünlere, sadaka/zekât toplayan memurlara, kalpleri kazanılacak/ısındırılacak kimselere, fir rikâbi/kölelerin özgürleşmesine, borçlulara, Allah yolunda (savaş dahil kamu harcamalarına) ve ibnu’s-sebîl/yol oğluna (Allah yolunda olanlara) verilir. Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir. (Bak. 4.36*8.60*9.103*)

61.Onların içinde: O her şeye kulak veriyor! diyerek Nebî’yi üzenler var. De ki: O sizin için hayır kulağıdır. O Allah’a iman eder, mü’minlere inanır ve iman edenler için bir rahmettir! Allah’ın Rasûlü’nü incitenlere elem verici bir azap vardır.                                                        

62.Onlar sizi razı etmek için Allah’a yemin ederler. Eğer onlar mü’min iseler, Allah ve Rasûlü razı edilmeye daha lâyıktır.

63.Onlar bilmiyorlar mı ki Allah’a ve Rasûlü’ne karşı çıkanların cezası, içinde ebedî kalacakları cehennem ateşidir, işte bu en büyük rezilliktir.

64.O münâfıklar kalplerinde olanı ortaya çıkaracak bir sûre indirilecek diye çekiniyorlar. De ki: Alay edin bakalım. Muhakkak ki Allah o korktuğunuz şeyi ortaya çıkaracaktır! 

65.Eğer onlara soracak olsan derler ki: Biz kendi aramızda eğleniyorduk! De ki: Allah ile mi, âyetleriyle mi, Rasûlü’yle mi alay ediyordunuz? 

66.Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz iman ettikten sonra kâfir oldunuz. İçinizden bazılarını/tevbe edenleri bağışlasak bile, günah işlemeye devam ettikleri için içinizden bir kısmını azaba uğratacağız.

67.Münâfık erkeklerle münâfık kadınlar birbirlerine benzerler. Münkeri/ kötülüğü tavsiye eder, ma’rûfa/iyiliğe engel olurlar ve cimridirler. Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu. Münâfıklar fâsık/yoldan çıkmış kimselerdir. 

(NOT: Bu âyette münâfıkların: Ma’rufa/iyiliğe engel oldukları, münkeri/ kötülüğü tavsiye ettikleri ve bu yüzden fâsık/yoldan çıkmış oldukları ifade edilmektedir. (Mü’minlerin yaptıklarının tam aksini yapıyorlar. Mü’min-münâfık farkının tipik bir örneğidir bu.)

Buna mukabil mü’minlere: Ma’rufu/iyiliği tavsiye etmeleri, münkere /kötülüğe engel olmaları emredilmektedir. İlgili âyetler şunlardır: 3.104,110*5.79*7.164,199*9.71*11.116 H.S.)

68.Allah; münâfık erkeklere ve münâfık kadınlara ve kâfirlere içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vadetmiştir. Bu onlara yeter, Allah onları lânetlemiştir/rahmetinden dışlamıştır. Onlar için sürekli azap vardır.

69.Siz de öncekiler gibisiniz. Onlar sizden daha güçlüydü, malları ve evlatları sizden daha fazlaydı. Onlar payları kadar (dünya malından)  istifade ettiler. Siz de payınıza düşenden istifade ediyorsunuz. Onların (Dünya’ya) daldıkları gibi siz de dalıp gidiyorsunuz. Onların dünyaya ve âhirete yönelik yaptıkları boşa gitmiştir. Onlar hüsrana uğrayanlardır.

70.Onlara kendilerinden öncekilerin haberi gelmedi mi? Nûh, Âd ve Semûd kavminin ve İbrahim kavminin, Medyen halkının ve memleketi altı-üstüne getirilmiş olan (Lût’un)? Rasûller bunlara apaçık belgelerle gelmişlerdi. Allah onlara zulmetmedi ama onlar kendilerine zulmettiler.

71.Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin velisi/destekçisidir. Ma’rûfu/iyiliği tavsiye ederler, münkere/kötülüğe engel olurlar. O namazı dosdoğru kılarlar, o zekâtı verirler, Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederler. Allah bunlara rahmet edecektir. Şüphesiz Allah Azîz’dir/üstün olandır, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

72.Allah mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara; içinde ırmaklar akan ebedî kalacakları cennetler vadetti. Adn cennetlerinde de köşkler vadetti. Allah’ın rızası ise en büyük nimettir. Büyük başarı işte budur.

73.Ey Nebi! Kâfirlerle ve münâfıklarla cihat et ve onlara sert davran. Onların varacakları yer cehennemdir, orası ne kötü bir varış yeridir.

74.Onlar söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar, halbuki onlar (kendilerini) kâfir yapan sözü söylediler. İslama girdikten sonra kâfir oldular ve başaramayacakları bir işe yöneldiler. Allah ve Rasûlü mü’minleri Allah’ın lütfuyla zengin ettiği için onlar intikam almaya kalktılar. Artık tevbe ederlerse bu kendileri hakkında daha hayırlı olur; eğer yüz çevirirlerse Allah onları bu dünyada ve âhirette elem verici bir azaba uğratacaktır. Ve yeryüzünde onlar kendilerine ne bir veli/destekçi ne de bir yardımcı bulabilirler.   

75.Onlardan bir kısmı da: Eğer lütfundan bize verirse, mutlaka sadaka verip sâlihlerden/iyilerden olacağız! diye Allah’a söz vermişti. 

76.Ama Allah lütfundan onlara verdiğinde cimrilik ettiler ve yüz çevirdiler, zaten onlar dönektirler.

77.Allah’a verdikleri sözden dönmeleri ve yalan söylemeleri sebebiyle, Kendisiyle karşılaşacakları güne (Mahşer Gününe) kadar, Allah onların kalplerine nifâkı/münâfıklığı yerleştirdi. (Bak. 5.14,64)

78.Onlar, Allah’ın kendilerinin sırlarını ve fısıldaşmalarını bildiğini hâlâ öğrenemediler mi? Muhakkak ki Allah gaybı/idraki aşanları bilmektedir.

79.Onlar; sadakalarını gönüllü olarak veren mü’minlere dil uzatırlar, güçleri ölçüsünde verenlerle de alay ederler. Allah da onlarla alay edecektir. Onlara elem verici bir azap vardır! 

80.Onların bağışlanmalarını istesen de istemesen de birşey değişmez. Onlar için yetmiş defa af dilesen bile Allah onları affetmeyecektir. Çünkü onlar Allah’ı ve Rasûlü’nü inkâr etmişlerdir. Allah fâsık/yoldan sapmış kavme hidayet etmez/doğru yola iletmez. 

81.Allah yolunda mallarıyla-canlarıyla cihat etmekten hoşlanmayarak ve Allah’ın Rasûlü’ne muhalefet ederek evlerinde kalanlar sevindiler. Ve dediler ki: Bu sıcakta sefere çıkmayın! De ki: Cehennem ateşi daha sıcaktır! Keşke bunu anlasalardı. 

82.Bunlar, işledikleri (günâhlara) karşılık az gülüp çok ağlasınlar. 

83.Allah, eğer onlardan bir kısmının yanına seni döndürür de onlar (seninle birlikte cihada) çıkmak için senden izin isterlerse de ki: Artık siz benimle birlikte asla (savaşa) çıkamayacaksınız ve benimle birlikte düşmana karşı savaşamayacaksınız! Bundan önce evlerinizde oturmayı tercih ettiğiniz gibi bundan sonra da geride kalanlarla (kadınlar ve çocuklarla) birlikte oturun!

84.Onlardan ölen birinin namazını asla kılma ve kabirlerinin başında durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Rasûlü’nü inkâr ettiler ve fâsık/yoldan çıkmış olarak can verdiler. (Bak. 9.113)

85.Onların malları ve çocukları sakın seni imrendirmesin! Doğrusu Allah bunlarla, dünyada onlara azap etmeyi ve kâfir olarak can vermelerini istiyor.      

86.Allah’a iman edin ve Rasûlü ile birlikte cihada gidin! diye emreden bir sûre indirildiği zaman içlerinden servet sahibi olanlar: Bizi bırak da oturanlarla (kadınlar ve çocuklarla) birlikte kalalım! derler.  

87.Onlar geride kalanlarla (kadınlar ve çocuklarla) birlikte olmayı tercih ettiler. Bu yüzden kalpleri mühürlendi, artık gerçeği kavrayamazlar.

88.Lâkin Rasûl ve onun yanında olan mü’minler mallarıyla ve canlarıyla cihat ederler. İşte bütün hayırlar onlarındır, kurtuluşa erenler de onlardır. 

89.Allah onlara içinden ırmaklar akan cennetler hazırlamıştır. Onlar orada ebedi kalacaklardır. Zâlikel fevzül âzıym/İşte en büyük kurtuluş/ başarı budur. (Bak 9.20)

90.Bedevilerden mazeret beyan edenler, kendilerine izin verilmesi için sana geldiler. Allah’a ve Rasûlü’ne yalan söyleyenler ise yerlerinde oturdular. Onların kâfir olanlarına yakında elim bir azap dokunacaktır! 

91.Allah’a ve Rasûlü’ne bağlı kaldıkları sürece; zayıflara, hastalara ve infâk edecek imkânı olmayanlara bir sorumluluk yoktur. İyilik edenleri sorumlu tutmak için de sebep yoktur. Allah Gâfur’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir.   

92.Kendilerine binek temin etmeni isteyenlere: Size binek bulamıyorum! dediğin zaman üzüntüden gözyaşı dökerek evlerine geri dönenlere de sorumluluk yoktur.

93.İmkânları olduğu halde savaşa katılmamak için senden izin isteyenler ise sorumludurlar. Onlar geride kalanlarla birlikte kalmayı istediler. Allah da onların kalplerini mühürledi, artık onlar yanlışlarını kavrayamazlar. 

94.Seferden döndüğünüzde size mazeret uyduracaklar. De ki: Boşuna mazeret uydurmayın asla size inanmayız. Çünkü Allah durumunuzu bize bildirdi. Bundan sonra yapacaklarınıza Allah ve Rasûlü bakacaktır. Sonra gaybı/algılanamayanı ve şehadeti/görüneni de bilenin (Allah’ın) huzuruna çıkarılacaksınız. O, bütün yaptıklarınızı size bildirecektir.

95.Seferden döndüğünüzde kendilerini kınamayın diye Allah’a yemin edecekler. Artık onlardan yüz çevirin, çünkü onlar pisliktir. Yaptıkları günâhların karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir. 

96.Onları hoş görmeniz için size yemin ederler. Siz onlardan razı olsanız bile, Allah o fâsık/yoldan sapmış kavimden razı olmaz.

97.Bedevî Araplar küfür/kâfirlik ve nifâkta/münâfıklıkta daha katıdırlar. Allah’ın Rasûlü’ne indirdiği sınırları tanımamaya daha meyillidirler. Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

98.Bedevî Araplardan bazısı da yaptıkları infâkı/hayra harcamayı kayıp sayarlar ve şartların sizin aleyhinize dönmesini beklerler. Onlar bekledikleri musibete kendileri uğrayacaktır. Zira Allah, Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/bilendir.

99.Bedevî Araplardan bazısı da; Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman eder, infâk ettiklerini/hayra harcadıklarını Allah’a yakınlık ve Rasûl’ün desteğini kazanma vesilesi sayarlar. Bilin ki bu, onlar için Allah’a yakınlıktır. Allah onlara rahmet edecektir. Muhakkak ki Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir.

100.Muhacir ve Ensâr’ın öncülerinden ve iyilikte onları takip edenlerden Allah razı olmuştur, onlar da O’ndan memnun olmuşlardır. O onlara içinden ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte fevzül-azıym/büyük başarı budur. 

101.Çevrenizdeki Bedevî Araplardan münâfık olanlar var. Medine halkından da münâfıklıkta ileri gidenler var. Sen onları bilemezsin, onları Biz biliriz. Yakında onlara kat kat azap edeceğiz, sonra da onlara büyük bir azap vereceğiz. 

102.Onlardan bir kısmı da iyi olanla kötüyü karıştırdılar ve günâhlarını itiraf ettiler. Umulur ki Allah onların tevbelerini kabul eder. Muhakkak ki Allah Gafûr’dur/affedicidir, Rahîm’dir/merhametlidir. 

103.(Rasûlüm!) Onların mallarından sadaka al, bununla onları temizler, arındırırsın. Onlara salât et/destek ol, çünkü senin salâtın/desteğin onları rahatlatır. Allah Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/bilendir.

(NOT: Salât etmenin geçtiği her yerde namaz kılmak olmadığını ve kullanıldığı yere göre destek olmak anlamına da geldiğinin güzel bir örneğidir bu. H.S.)

104.Kullarının tevbelerini kabul edenin de sadakalarını alanın da Allah olduğunu anlamadılar mı? Muhakkak ki Allah Tevvâb’dır/tevbeleri kabul edendir, Rahîm’dir/merhametlidir. 

105.De ki: Ne yaparsanız yapın. Yaptıklarınızı Allah görecektir, Rasûlü de, mü’minler de. En sonunda gaybı/idrak edilemeyeni ve şehâdeti/görüneni bilenin huzuruna çıkarılacaksınız. O, yaptıklarınızı size bildirecektir.  

106.Diğer bir kısmının ümitleri de Allah’ın takdirine kalmıştır, onlara ya azap edecek veya tevbelerini kabul edecektir. Çünkü Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir. 

107.Bir de; dırâr/zarar vermek, inkâr etmek, mü’minlerin arasına tefrika sokmak ve daha önce Allah’a ve Rasûlü’ne karşı savaş açanlara bir üs olması için mescit inşa eden/münâfıklar var. Bunlar: Biz sadece iyilik yapmak istedik! diye yemin ederler. Allah şahit ki şüphesiz onlar yalancıdırlar.

(NOT: Literatürde mescid-i dırâr/zarar mescidi olarak bilinen bu mescit mü’minler için tipik bir örnektir. Her mescidin hayır için yapıldığını sanmayın, onlardan bazıları “mü’minlerin arasına nifâk sokmak için” inşa edilmiş olabilir ve onu inşa edenler: Biz iyilik yapmak için burayı inşa ettik! diye yemin bile ederler. Lütfen dikkat edin! H.S.)

108.(Rasûlüm!) Orada/mescid-i dırâr’da asla namaza durma! İlk günden itibaren takvâ temeli üzerine kurulmuş olan mescit/Mescid-i Haram var. Asıl orası namaz kılmaya daha lâyıktır, Orada günâhtan arınmayı seven insanlar vardır. Allah arınmak isteyenleri sever.

109.Binasını takvâ üzerine ve Allah rızası için inşa eden kimse mi hayırlıdır, yoksa binasını kaymakta olan bir uçurumun kenarına kurup da sonunda onunla birlikte cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi hayırlıdır? Allah zalim bir kavmi doğru yola iletmez!

110.Onların yaptıkları bina/mescid-i dırâr, ölüp gidecekleri vakte kadar onların yüreklerinde huzursuzluk kaynağı olacaktır. Allah Alîm’dir /bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

111.Muhakkak ki Allah mü’minlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler veya ölürler. Bu; Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah’ın kesin vaadidir. Verdiği söze Allah’tan daha sadık kim olabilir ki? O’nunla böyle bir alışveriş yaptığınız için sevinin! İşte bu fevzül azıym/en büyük kurtuluştur.

112.Mü’minlere müjde ver, Onlar: Tevbe edenler, kulluk edenler, hamd edenler, saihûner/(dine hizmet için) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, mâ’rufu/iyiliği teşvik edip münkere/kötülüğe engel olanlar ve Allah’ın hudutlarını/emir ve yasaklarını koruyanlardır!

113.Cehennem ehli oldukları açıkça belli olan müşrikler için, akrabaları bile olsalar, Nebî’ye de mü’minlere de onların bağışlanmalarını dilemek yakışmaz. (Bak. 9.84)

 (NOT: Tevbe 84’de kâfirler için bildirilen bağışlanma dilemenin yasak olduğu, bu âyette müşrikler için bildirilmiştir. Demek ki, kâfir veya müşrik oldukları belli olanlar için hem Nebi’nin, hem de mü’minlerin bağışlanma dilemeleri yasaktır. H.S.)

114.İbrahim’in babasının bağışlanması için dua etmesi ise ona vermiş olduğu bir sözden dolayıydı. Fakat, babasının Allah düşmanı olduğunu anlayınca ondan hemen uzaklaşmıştı. Zaten İbrahim yufka yürekli ve yumuşak huyluydu.

115.Allah bir kavmi hidayete erdirdikten sonra sakınacakları/ korunacakları şeyleri açıkça göstermeden onları sapık saymaz. Muhakkak ki Allah Alîm’dir/bilendir.

116.Şüphesiz ki göklerin ve yerin hükümranlığı Allah’a aittir. Yaşatan da öldüren de O’dur. Sizin Allah’ın peşi sıra bir veliniz/destekçiniz de bir yardımcınız da yoktur.  

117.Andolsun ki: Allah, Nebî’nin tevbesini kabul ettiği gibi zor gününde ona uyan Muhacir’lerden ve Ensar’dan bir kısmının kalpleri kaymak üzereyken onların tevbelerini de kabul etmiştir. Muhakkak ki O, onlara karşı Raûf’dur/şevkatlidir, Rahîm’dir/merhametlidir.

118.Ve (savaştan) geri bırakılan üç kişinin de tevbesini kabul etti. Ve bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, vicdanları da onları sıkıştırmıştı. Allah’tan başka sığınılacak yerin olmadığını anlamışlardı. Allah, tevbeye yöneldikleri için onların tevbelerini kabul etti. Muhakkak ki Allah, Tevvâb’dır/tevbeleri kabul eder, Rahîm’dir/merhametlidir.

119.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Allah’a karşı takvâlı olun ve sâdıklarla/doğrularla beraber olun!

120.Medine halkının ve civardaki Bedevî Arapların, Allah Rasûlü’nden geriye kalmaları ve onun canından önce kendi canlarını sakınmaları yakışmaz. Zira Allah yolunda katlanacakları; susuzluk, yorgunluk, açlık ve kâfirleri kızdıracak bir yere ayak basmaları/zaptetmeleri, düşmana karşı kazanacakları başarılar, sâlih amel olarak onlara yazılacaktır. Şüphesiz ki Allah muhsinîn/güzel davrananların ödülünü zayi etmez. 

121.Allah yolunda yaptıkları küçük büyük her infâk/hayra harcama, vadileri aşmak için katlandıkları sıkıntılar mutlaka kayda geçirilir. Allah onları işledikleri amellerin en güzeliyle mükâfatlandıracaktır.

122.Mü’minlerin hepsinin birden sefere çıkmaları uygun değildir. Her toplumdan bir grup, dinde derin bilgiler edinmek ve sefere çıkanlar geri döndüklerinde onları uyarmak için geride/arkada kalmaları gerekir. Umulur ki sakınırlar.

123.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Size yakın tehdit olan kâfirlerle savaşın ki sizde bir kararlılık olduğunu görsünler. Muhakkak ki Allah müttâkilerle beraberdir.

124.Bir sûre indirildiği zaman onlardan bazısı: Bu sûre hanginizin imanını artırdı? derler. Halbuki bu iman edenlerin imanını artırır ve onlar buna sevinirler.

125.Kalplerinde hastalık bulunanların ise inkârlarını artırır, sonunda onlar kâfir olarak ölürler.

126.Onlar her yıl birkaç defa imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Buna rağmen ne tevbe ediyorlar ne de öğüt alıyorlar.

127.Bir sûre indirildiği zaman: Bizi gören biri var mı? diye birbirlerine bakarlar, sonra da dönüp giderler. Onlar anlamayan bir kavim oldukları için Allah da onların kalplerini haktan döndürmüştür.

128.Andolsun ki size içinizden bir Rasûl geldi. Sizin sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir. O size çok düşkündür, mü’minlere karşı şefkatli ve merhametlidir.

129.Eğer onlar senden yüz çevirirlerse de ki: Hasbiyallâh/Allah bana yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben O’na tevekkül ettim/güvendim. O yüce arşın Rabbidir!

(Harun Sorkun-Gözden Geçirme: Aralık 2023)

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

X