9/114 TEVBE SÛRESİ
(Muhacirlerden ve Ensardan bazı kimselerin tevbelerinin Allah tarafından kabul edildiğinin bildirilmesine binaen; sûreye Tevbe Sûresi adı verilmiştir. Bunun yanında, ilk âyetteki Berâetüm iMedine döneminde nazil olmuştur. Mushaf’da 9’ncu, inişte 114’ncü yani son sıradadır ve 129 âyettir.)
E’ûzu bi’llâhi min’eş-şeytâni’r-racîm/kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Bismillahirrahmanirrahim/Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.
(NOT: Sûrelerin başlangıcında “E’ûzu bi’llâhi min’eş-şeytâni’r-racîm/kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım!” ifadesinin bulunmasının şart olduğunu Fatiha sûresinin açıklamalar kısmında geniş olarak anlattım, lütfen okuyun. Ayrıca bu sûrenin başlangıcında önce e’ûzu’ya ve devamında besmele’ye de yer verdim.)
1.Allah ve Rasûlü’nden, kendileriyle antlaşma yapılan müşriklere bir berâet’dir/uyarıdır!
(NOT:Allah Rasûlü, Mekke’nin fethinden sonra oradaki müşrik kabilelerin her biriyle ayrı-ayrı saldırmazlık antlaşması yapmıştı. Daha sonra bu kabilelerden biri bu antlaşmayı tek taraflı olarak bozduğunu bildirdi. Bunun üzerine ilk olarak antlaşmayı bozan kabileye Rasulün de onlarla olan antlaşmayı bozduğunu bildirdi. İkinci olarak bütün insanlar bu durumdan haberdar edildi. Son olarak antlaşmayı bozmayan kabilelerle olan saldırmazlık antlaşmasına sadık oldukları bildirildi. Böylece taraflı-tarafsız herkes bilgilendirilmiş oldu.)
2.Yeryüzünde (Mescid-i Harem bölgesinde) dört ay (serbestçe) dolaşın. Bilin ki siz Allah’ı âciz bırakamazsınız. Ve muhakkak ki Allah kâfirleri rezil edecektir!
3.Ve Allah ve Rasûlü’nden Hacc-ı Ekber gününde bütün insanlara yapılmış bir ezân’dır/duyurudur: Allah ve Rasûlü bu müşriklerden berîdir/uzaktır. (Ey müşrikler!) Eğer Tevbe ederseniz bu sizin hayrınıza olur ve eğer yüz çevirirseniz bilin ki Allah’ı âciz bırakamazsınız. Ve kâfirlere elîm bir azâbı müjdele!
4.Ancak kendileriyle yaptığınız antlaşmaya sâdık kalan ve sizin aleyhinize düşmanlarınızla iş birliği yapmayan müşrikler (bundan) müstesnadır. Onlarla yaptığınız antlaşmanın süresini tamamlayın. Muhakkak ki Allah müttâkileri sever.
5.Bu haram aylar (dokunulmaz oldukları dört ay) çıkınca, (Antlaşmayı bozan ve Mekke’yi terk etmemiş olan) faktülül müşrikine/o müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün! Ve onları yakalayın, onları hapsedin ve onların çıkış yollarını tutun. Eğer tevbe ederler ve ekâmüs salâte/o namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı verirlerse onları serbest bırakın. Muhakkak ki Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahim’dir/merhametlidir.
(Bak.2.190-194*4.90-91*8.39-40*9.1-13,36,73*22.39)
(NOT: Tevbe sûresinin 5’nci âyetini tercüme ederken öncelikle 1-13’ncü âyetleri birlikte ele almak gerekir. Daha sonra Kur’an’daki konuyla ilgili diğer âyetleri dikkate alarak tercümeyi doğru ve tam yapmak gerekir. Aksi takdirde, 5’nci âyetin seyf/kılıç âyeti olduğunu söyleme hatasına düşüldüğü görülmektedir!
Bakara 190-194’ncü âyetleri ve Nisâ 90-91’nci âyetleri ve Tevbe 1-13’ncü âyetlerle birlikte okuyunca 5’nci âyette Allah’ın, müşrikleri gördüğünüz yerde kayıtsız şartın öldürün demediği görülecektir. Tevbe 5’nci âyetin mealine verilen hataları tekzip eden bir yazım, Kitap ve Hikmet Dergisinin 2021 yılının 33’ncü sayısında yayımlanmıştır. Bak. Tel. 0212 513 0093)
6.Ve eğer müşriklerden biri senden güvence isterse ona bu güvenceyi ver ki, Allah’ın kelâmını âyetlerini dinlesin. Sonra onu kendini güvende gördüğü yere ulaştır. Çünkü onlar gerçeği bilmeyen bir kavimdir.
7.Mescid-i Haram yanında antlaşma yaptıklarınız dışındaki müşriklerin lehine Allah ve Rasûlü’nün verilmiş bir sözü nasıl olabilir ki? Ancak, antlaşma yaptıklarınız sözlerinde sadık kaldıkları sürece, siz de onlara verdiğiniz sözlere sadık kalın. Şüphesiz ki Allah müttâkileri sever.
8.Nasıl olabilir ki? Ve eğer onlar size galip gelselerdi ne akrabalık bağlarını gözetirlerdi ne de verdikleri söze uyarlardı. Dilleriyle sizi memnun edecek sözler söylüyorlar ve kalpleri yüz çeviriyor. Ve onların çoğu fâsıktır/yoldan çıkmıştır.
9.Onlar, Allah’ın âyetlerini az bir bedele sattılar ve insanları O’nun yolundan alıkoydular. Şüphesiz ki onların yaptıkları çok kötüdür.
10.Onlar, mü’minlere karşı akrabalık bağlarını da antlaşmaları da gözetmezler. Ve onlar haddi aşan kimselerdir.
11.Eğer onlar; tevbe ederler ve ekâmüs salâte/o namazı dosdoğru kılarlar ve o zekâtı verirlerse sizin dinde kardeşleriniz olurlar. Ve bilen bir kavim için âyetlerimizi böyle açıklıyoruz. (Bak. 6.97-98,114,126,154*7.32,52,145,174*9.11* 10.5,24*11.1-2*12.1,111*13.2*16.89*17.12*30.28*41.2-3)
12.Ve eğer verdikleri sözden sonra yeminlerini bozarlar ve dininize saldırırlarsa o kâfirlerin elebaşlarıyla fe kâtilû/savaşın. Şüphesiz ki, artık onların yeminleri yok hükmündedir. Umulur ki yanlıştan dönerler.
13.Yeminleri bozan ve Rasûlü yurdundan çıkarmaya çalışan, üstelik saldırıyı ilk başlatan bu kavme karşı savaşmayacak mısınız? Yoksa siz onlardan korkuyor musunuz? Eğer mü’min iseniz asıl korkmanıza lâyık olan Allah’tır.
(Bak. 3.173-175* 8.30*9.13,40*17.76-77*47.13*60.1)
14.Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azâp etsin ve onları rezil etsin. Ve onlara karşı size yardım etsin (zafer versin) ve mü’min bir kavmin gönüllerini ferahlatsın.
15.Ve (mü’minlerin) kalplerindeki öfkeyi gidersin. Ve Allah, dileyenin/lâyık olanın tevbesini kabul eder. Ve Allah Alîm’dir/ bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.
16.Yoksa siz; Allah’ın içinizden cihat eden ve Allah’tan,
Rasûlünden ve mü’minlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan kendi halinize bırakılacağınızı mı sandınız? Ve Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
(Bak. 2.214*3.140,142,166-167*18.12*47.31*57.25)
17.Müşriklerin; kâfir olduklarına kendileri şahit oldukları halde, Allah’ın mescitlerini imar/hizmet etmeleri mümkün değildir. Onların bütün yaptıkları boşa gitmiştir. Ve onlar ateşte/ cehennemde ebedî kalacaklardır. (Bak. 8.34-35*9.17-18)
18.Allah’ın mescidlerini ancak; Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman eden ve namazı dosdoğru kılan ve zekâtı veren ve Allah’tan başkasından korkmayan kimseler imar/hizmet edebilirler. İşte bunların umduklarına kavuşmaları umulur.
(NOT: Allah’tan başkasından korkmayan! tabiri, mefhum-u muhalifinden, sadece Allah’tan korkanlar demektir.)
19.Hacılara su verme ve Mescid-i Haram’ı imar/hizmet etme gibi işleri yapanlarla, Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman edip Allah yolunda cihat eden kimseleri bir/eşit mi tutuyorsunuz? Allah katında bunlar bir/eşit değildir. Ve Allah zâlim kavme hidâyet etmez.
20.İman edenler ve hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihat edenlerin Allah katında dereceleri daha üstündür. Ve işte bunlar hümül fâizûn/ kazançlı olanlardır.
21.Rableri onlara (hümül fâizûn olanlara) Kendi rahmeti, rızası ve bitmeyen nimetlerle dolu cennetleri müjdelemektedir.
22.Onlar (hümül fâizûn olanlar) orada/cennette ebedî olarak kalacaklardır. Şüphesiz ki en büyük mükâfat Allah katındandır.
(NOT: Kur’an’da faiz tabiri olumsuz olarak kullanılmaz. Buna mukabil hümül fâizûn olarak geçtiği yerlerde Allah’ın razı olduğu kazanç olarak, “kurtulanlar/ kazançlı olanlar” gibi olumlu manâda kullanılmaktadır. Konuyla ilgili âyetler şunlardır:
**O Gün/Mahşer Günü kimden azâbı kaldırırsak, ona rahmet edilmiştir. Ve işte bu fevzül mübîn/apaçık kurtuluştur. (En’âm 6.16)
**İman edenler ve hicret edenler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerin Allah katında dereceleri daha üstündür. Ve işte onlar hümül fâizûn/kazançlı olanlardır. (Tevbe 9.20)
**Rableri, Kendi katından bir rahmet ve bir rıza ve bitmez tükenmez nimetleriyle onları (hümül fâizûn olanları) cennetlerle müjdeler. (Tevbe 9.21)
**Onlar (hümül fâizûn olanlar) orada/cennette ebedî olarak kalacaklardır. Şüphesiz ki en büyük mükâfat Allah katındandır. (Tevbe 9.22,72,89,100,111)
**Ben sabretmelerine karşılık bugün onlara mükâfat verdim. Şüphesiz ki onlar hümül fâizûn/kazançlı olanlardır. (Mü’minûn 23.111)
**Ve kim Allah’a ve Rasûlü’ne itaat eder ve Allah’a Hûşu duyar ve Allah’a karşı takvâlı olursa; işte onlar hümül fâizûn/kazançlı olanlardır. (Nûr 24.52)
**Cehennem ehli ve cennet ehli bir/aynı değildir. Cennet ehli hümül fâizûn/ kazançlı olanlardır. (Haşr 59.20)
Görüldüğü üzere; hümül fâizûn: Allah katında dereceleri üstün olanları, sabredenleri, Allah’a karşı takvâlı olanları ve cennet ehli olanları tarif için olumlu bir terim olarak kullanılmaktadır.
Kur’an’daki; fevzül azîm-fevzül kebir-fevzen azîm şeklindeki ve büyük kurtuluş anlamındaki farklı yazılışları da vardır ve ben onları buraya almadım.
Allah’ın haram kıldığı ve yerdiği ribâ yemektir ve ribâ tabirini kullanmak yerine Allah’ın övdüğü fâizûn tabirini faiz şeklinde ve olumsuz anlamda kullananların ne yapmak istediklerini ve neye hizmet ettiklerini anlamakta zorluk çekiyorum?
23.Yâ eyyühellezîne âmenû[hs1] /Ey iman edenler! Eğer imana karşı küfrü/inkârı tercih ediyorlarsa, babalarınızı ve kardeşlerinizi evliyâ/dost edinmeyin. Ve sizden kim onları veli/dost edinirse, onlar zâlimlerin tâ kendileridir. (Bak. 2.257*3.28*4.139,144*5.51,55-57*6.14*8.72*9.23-24,116*14.3*45.19* 58.22*60.1,9)
24.De ki: Eğer babalarınız ve oğullarınız ve kardeşleriniz ve eşleriniz ve akrabalarınız ve sahip olduğunuz mallarınız ve kötüye gitmesinden korktuğunuz ticaretiniz ve hoşlandığınız evleriniz; size Allah’tan ve Rasûlü’nden ve O’nun yolunda cihad etmekten daha sevimli geliyorsa Allah’ın (azâp) emrinin gelmesini bekleyin. Ve Allah, fâsık/yoldan sapmış kavme hidâyet etmez/doğru yola iletmez.
25.Andolsun ki Allah size birçok yerde ve Huneyn Günü’nde yardım etmişti. Hani o gün sayınızın çokluğuna güvenmiştiniz, fakat bunun size hiçbir faydası olmamıştı. Onca genişliğine rağmen yeryüzü size dar gelmiş, sonra geriye dönüp gitmiştiniz.
(Bak. 2.249*8.19,65*9.25)
26.Sonra Allah, Rasûlü’nün ve mü’minlerin üzerine sükûnet ve görmediğiniz ordular indirdi. Ve kâfirleri azâba uğrattı. Ve kâfirlerin cezası işte budur.
27.Sonra Allah bunun arkasından dileyene/hak edene tevbe nasip eder. Ve Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahıym’dir/ merhametlidir.
28.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Şüphesiz ki bu müşrikler ancak necistir/pisliktir. Artık bu yıldan sonra Mescid-i Haram’a yaklaşmasınlar. Ve eğer yoksulluktan korkarsanız, Allah dilerse sizi lütfuyla zenginleştirir. Şüphesiz ki Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.
29.Kendilerine Kitap verilenlerden; Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman etmeyen ve Allah ve Rasûlü’nün haram kıldığını haram saymayan ve hak dini/islâmı kendine din edinmeyen kimselerle, boyun büküp kendi elleriyle size o cizyeyi/cezayı verinceye kadar onlarla savaşın. (Bak. 9.29*30-37*47.4)
30.Ve Yahûdiler dediler ki: Üzeyir Allah’ın oğludur! Ve Hristiyanlar dediler ki: (İsâ) Mesih Allah’ın oğludur! Bu onların dillerine doladıkları sözlerdir. Önceki kâfirlerin sözlerine benzetiyorlar. Allah onları kahretsin, nasıl da saptırıyorlar. (Bak. 2.116*5.18*9.30)
31.Onlar; ahbârı (din bilginlerini) ve ruhbânı (din adamlarını) ve Meryem oğlu (İsâ) Mesih’i Allah’ın peşi sıra Rabler edindiler. Ve onlara, yalnızca tek ilâha (Allah’a) kulluk etmeleri emredilmişti. O’ndan/Allah’dan başka ilâh yoktur. O/Allah müşriklerin ortak koştuklarından Sübhân’dır/noksandan münezzehtir.
32.Allah’ın nûrunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Ve kâfirler hoşlanmasa da Allah nûrunu tamamlamaktan asla vazgeçmez.
33.O Allah ki, dinini/islamı bütün dinlere hâkim kılmak için, Rasûlü’nü hidâyet/doğru yol ve hakk/gerçek din ile gönderdi. Ve eğer müşrikler hoşlanmasa da! (Bak.2.120* 3.19,72-73,83-85*5.44-49*6.71*9.33*33.1-2*42.13*43.43*45.18* 48.28*61.9)
[NOT: Allah’ın, bütün Rasûllerine vahyettiği ve onların tebliğ ettikleri din sadece İslamdır. Ancak kavimlerin bazıları Rasûllerin kendilerine tebliğ ettiği hakk/gerçek dini terkederek atalar dinine veya sapık dinlere uymuşlardır. (Bak. Yûsuf 12.103,106)]
34.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Bilin ki; ahbârın (hahamların) ve ruhbânın (rahiplerin) birçoğu insanların mallarını bâtıl/haksız yollarla yerler ve insanları Allah yolundan saptırırlar. Ve altını ve gümüşü biriktiren ve onları Allah yolunda harcamayanlara elîm bir azâbı müjdele!
35.O Gün/Mahşer Günü, cehennem ateşinde kızdırılacak olan o altın ve gümüşlerle alınları ve yanları ve sırtları dağlanacak ve (onlara denecek ki): İşte nefisleriniz/kendiniz için biriktirdiğiniz. Onların azâbını tadın! (Bak. 3.180*9.35*92.8-11)
36.Doğrusu, gökleri ve yeri yarattığı gün Allah katındaki ayların sayısı on ikidir ve bunlar Allah’ın Kitabında yazılıdır. İşte doğru din/yasa budur. Bunlardan dördü haram aylardır, Bunlar hakkında nefsinize zulmetmeyin. Müşriklerin sizinle topyekûn savaştıkları gibi, siz de kâtilül müşrikine/o müşriklerle topyekûn savaşın ve iyi bilin ki, Allah müttâkilerle beraberdir. (Bak.2.194,217*5.2,97*9.36)
(NOT: Haram aylar: Müslümanların savaşmaları yasak olan aylara haram aylar denilmiştir. Ancak, kendilerine bir saldırı olursa sadece o saldırıya karşılık olmak üzere haram aylarda müslümanların savaşmalarına izin verilmiştir.
Kameri aylar şunlardır: 1)Muharrem, 2)Safer, 3)Rebiül evvel, 4)Rebiül ahir, 5)Cemaziyel evvel, 6)Cemaziyel ahir, 7)Recep, 8)Şaban, 9)Ramazan, 10)Şevval, 11)Zilkade, 12)Zilhicce aylarıdır. Haram aylar şunlardır:
1)Muharrem, 7)Recep, 11)Zilkade, 12)Zilhicce aylarıdır. Bedir savaşı Ramazan ayında yapılmıştır, zira Ramazan ayı haram aylardan değildir.)
37.Nesî denilen ve haram aylara yapılan ilave küfürde ileri gitmektir. Onunla kâfirler saptırılır. Onu (haram ayı) bir yıl helal sayıyorlar, bir yıl haram sayıyorlar ki Allah’ın haram kıldığının sayısını denk getirsinler ve böylece Allah’ın haram kıldığının helâl kılsınlar. Bu kötü davranışları onlara çok cazip göründü. Allah, kâfir bir kavmi doğru yola iletmez.
38.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Size ne oldu da: Allah yolunda sefere çıkın! denilince olduğunuz yere çakılıp kaldınız, âhiretin yerine dünya hayatını mı tercih ettiniz? (Bilin ki) Dünya hayatının nimeti âhirete nazaran çok azdır.
39.Eğer sefere katılmazsanız, (Allah) sizi elîm bir azâpla cezalandırır ve sizin yerinize başka bir kavmi getirir. Ve siz O’na/Allah’a zerrece zarar veremezsiniz. Allah her şeye Kadîr’dir/ güç yetirendir.
40.Siz ona/Rasûl’e yardım etmezseniz bilin ki Allah ona/Rasûle yardım etmişti. Kâfirler onu Mekke’den çıkardığında, iki kişiden biriyken (Sevr) mağarasında arkadaşına (Hz. Ebû Bekir’e) diyordu ki: Lâ tahzen/üzülme, şüphesiz ki Allah bizimle beraberdir! Allah ona bir sükûnet indirdi ve sizin görmediğiniz ordularla (meleklerle) destekledi. Ve kâfirlerin sözünü alçalttı. Ve Allah’ın sözü en yücedir. Ve Allah Azîz’dir/ üstündür, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.
(Bak. 8.12,30,62*9.25-26,40*26.61-66*33.9,56*37.97-98,171-173)
41.Sefere hafif veya ağır teçhizatla çıkın.Ve Allah yolunda mallarınızla ve canlarınızla cihad edin, eğer bilirseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
42.Eğer kolay bir kazanç ve sıradan bir sefer olsaydı senin peşinden gelirlerdi. Ve lâkin bu zorlu yolculuk onlara meşakkatli geldi. Eğer gücümüz yetseydi sizinle birlikte sefere çıkardık! diye Allah’a yemin ederler. Kendilerini helâke sürüklüyorlar. Ve Allah, onların yalan söylediklerini bilmektedir.
43.(Rasûlüm!) Allah seni affetsin. Kimin doğru söylediğini ve kimin yalan söylediğini iyice ortaya çıkarmadan niçin onlara izin verdin?
44.Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman edenler, mallarıyla ve canlarıyla cihada (katılmamak) için senden izin istemezler. Ve Allah müttâkileri bilir.
45.Senden (sefere çıkmamak için) izin isteyenler ancak, Allah’a ve Âhiret Günü’ne iman etmeyenler ve kalpleri şüphelerle dolu olan ve şüpheler içinde bocalayıp duranlardır.
46.Ve eğer sefere çıkmak isteselerdi onun için bir hazırlık yaparlardı. Ve lâkin Allah, onların katılmalarını uygun bulmadı ve onları alıkoydu. Ve onlara: Oturanlarla beraber siz de oturun! denildi.
47.Eğer sizinle birlikte sefere çıksalardı, bozgunculuk yapmaktan başka size bir katkıları olmayacaktı. Ve aranıza sokularak fitne çıkarmaya çalışacaklardı, içinizde onlara kulak verecek olanlar da var.Ve Allah o zâlimleri bilmektedir.
48.Andolsun ki onlar daha önce de fitne çıkarmaya çalıştılar ve türlü işler çevirdiler. Nihayet onlar hoşlanmasalar da hakk/ gerçek yerini buldu ve Allah’ın emri hâkim oldu.
49.Ve onlardan bazısı da derler ki: Bana izin ver ve beni fitneye düşürme! Dikkat et! Onlar zaten fitneye düşmüşlerdir. Ve şüphesiz ki cehennem o kâfirleri kuşatacaktır.
50.Eğer sana bir güzellik isabet ederse onlar bundan hoşlanmazlar. Ve eğer sana bir kötülük dokunursa derler ki: Biz daha önceden tedbirimizi almıştık! Ve sevinerek dönüp giderler.
51.De ki: Allah’ın yazdığından başka hiçbir şey bize dokunmaz. O bizim Mevlâmız’dır ve mü’minler sadece Allah’a tevekkül etsinler/güvensinler! (Bak. 2.286*9.51*57.22)
(NOT: Halk arasında alın yazısı diye bilinen ve Allah’ın bizim başımıza gelecek olanları önceden alnımıza yazdığını kabul eden anlayış Kur’an’a aykırıdır. Hayırların/nimetlerin ve şerlerin/mûsibetlerin (yani her şeyin) hangi şartların oluşmasıyla meydana gelecekleri Levh-i Mahfûz’da Allah tarafından yazılıdır. İşte başımıza gelenler de burada yazılı olanlardır. Ve âyeti bu şekilde anlamak gerekir. Bak. 9.51*57.22) Benzer şekilde Kur’an’da kadere iman da yoktur zira kader/ölçü; Allah’ın olayların oluşmasını sağlayan kurallara koyduğu ölçünün adıdır. Bizim Mevlâmız sadece Allah’tır, başka hiç kimse bizim Mevlâmız değildir ve olamaz! Bak. 2.286 dip notu.)
52.De ki: Bizim için iki güzellikten biri (gazilik veya şehitlik) dışında başka bir şey mi bekliyorsunuz? Oysa biz, Allah’ın katından veya bizim elimizle size bir azâp vermesini bekliyoruz. O halde bekleyin, biz de sizinle birlikte bekliyoruz!
(Bak. 2.154*3.169*4.104*9.14,52*47.4)
53.De ki: İster gönüllü isterse kerhen/gönülsüz olarak infâk edin; sizden bu asla kabul edilmeyecektir. Çünkü siz fâsık/yoldan çıkmış bir kavimsiniz.
54.Onların (fâsıkların) infâklarının kabulüne engel olan şey; Allah’ı ve Rasûlü’nü inkâr etmeleri ve o salata/yardım etmeye üşenerek gelmeleri ve infâkları gönülsüz olarak yapmalarıdır. (Bak. 9.54-55*74.41-47*107.1-7)
55.Onların malları ve evlâtları sakın seni imrendirmesin! Allah; bu nimetlerle onlara dünya hayatında azâp etmeyi ve canlarının da kâfir olarak çıkmasını istemektedir. (Bak. 9.55,84,113-114)
56.Ve şüphesiz ki sizden olduklarına dair Allah’a yemin ederler. Ve onlar sizden değildir ve lâkin onlar korkak bir kavimdir.
57.Eğer sığınacak bir yer veya barınacak mağaralar yahut girilecek bir delik bulsalardı süratle koşup oraya giderlerdi.
58.Ve onlardan sadakaların taksimi hususunda sende kusur arayanlar da var. Eğer sadakalardan kendilerine bir pay verilirse bundan hoşlanırlar ve eğer onlara verilmezse hemen kızarlar.
59.Ve halbuki onlar, Allah’ın ve Rasûlü’nün kendilerine verdiğine razı olsalar ve deselerdi: Allah bize yeter, Allah lütfundan bize verecektir, Rasûlü de (verecektir). Şüphesiz ki biz Allah’a rağbet ederiz/rızasını isteriz!
60.Sadakalar/zekâtlar ancak/sadece: Fakirlere/yoksullara ve miskinlere/düşkünlere ve sadaka/zekât toplamaya görevli (devlet) memurlarına ve kalpleri (islâma) ısındırılacak olanlara ve özgürlüğüne kavuşturulacak kölelere ve borçlulara ve Allah yolunda olanlara, yolda kalmışlara Allah’tan bir farz olarak verilir. Ve Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.
(NOT: SADAKALAR/ZEKÂTLAR ANCAK/SADECE ŞUNLARA VERİLİR:
1.Fakirlere/yoksullara,
2.Ve miskinlere/düşkünlere,
3.Ve sadaka/zekât toplamaya görevli (devlet) memurlarına,
4.Ve kalpleri (islâma) ısındırılacak olanlara,
5.Ve özgürlüğüne kavuşturulacak kölelere,
6.Ve borçlulara,
7.Ve Allah yolunda olanlara,
8.Ve yolda kalmışlara Allah’tan bir farz olarak verilir. Ve Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.
DİKKAT, ÖNEMLİ NOT:
Yüce Allah, zekât/sadaka verilecek olanları 8 sınıfa ayırmış olup bunların 7’si zekât/sadaka verilecek olan bireylerin/fertlerin bizzat kendisidir. Sadece bir tanesi sadaka/zekât verilecek olan bireyler/fertler değildir. O, sadaka/zekât toplamakla görevlendirilen (devlet) memurlarıdır, yani devletin kurumlarıdır.
Sayın Cumhurbaşkanımız bu yıl sadaka/zekât toplamaya görevli (devlet) kurumu olarak SAVUNMA SANAYİ BAŞKANLIĞI’nı tayin etmiştir. Mü’minlere düşen sayın Cumhurbaşkanının bu talimatına harfiyyen uymaktır.
Bazılarının şöyle dediklerini duymaktayım: Ben sadakamı/zekâtımı o devlet kurumuna verdiğimde ya onu çarçur ederlerse? Ben de onlara diyorum ki: Ya senin fakir diye miskin diye v.s. verdiğin kimseler onu daha evine götürmeden kumarda veya at yarışında veya içkide v.s. benzer gayri ahlaki yerlerde yerse ne yapacaksın?
Senin görevin zekâtı/sadakayı Allah’ın vermeni emrettiği yere vermekle biter. Ondan sonrası senin sorumluluğun değildir. Yahut da bazıları böyle bir hayali senaryoya yaslanarak zekât/sadaka vermekten kaçınmaya mı çalışıyorlar? Bu düşünceye topu taca atmak denir ve bu bir çıkmaz sokaktır. Böyle biline!)
Bu konuda başta Diyanet İşleri Başkanlığı olmak üzere bütün ilâhiyatçılara çok önemli görevler düşmektedir. Aksi takdirde onlar da sorumlu olabilirler...
61.Ve onların içinde Nebî’yi üzenler var. Ve diyorlar ki: O bir kulaktır! De ki: O sizin için hayır kulağıdır. O Allah’a iman eder ve mü’minlere güvenir ve içinizden iman edenler için bir rahmettir! Ve Allah’ın Rasûlü’nü incitenlere elîm bir azâp vardır.
62.Onlar sizi hoşnut etmek için Allah’a yemin ederler. Eğer onlar mü’min iseler, Allah ve Rasûlü razı edilmeye hakk/gerçek olandır.
63.Onlar bilmiyorlar mı ki Allah’a ve Rasûlü’ne karşı çıkanlara içinde ebedî kalacakları cehennem ateşi vardır. Bu en büyük rezilliktir.
64.O münâfıklar kalplerinde olanı ortaya çıkaracak bir sûre indirilecek diye çekiniyorlar. De ki: Alay edin bakalım. Muhakkak ki Allah o korktuğunuz şeyi ortaya çıkaracaktır!
65.Ve eğer onlara soracak olsan derler ki: Biz lâfa dalmıştık ve kendi aramızda şakalaşıyorduk! De ki: Allah ile mi ve âyetleriyle mi ve Rasûlü’yle mi alay ediyordunuz?
66.Boşuna özür dilemeyin! Siz iman ettikten sonra kâfir oldunuz. İçinizden bazılarını/tevbe edenleri bağışlasak bile, günâh işlemeye devam ettikleri için içinizden bir kısmını azâba uğratacağız. (Bak. 6.48*9.64-66*18.56*33.45-46* 34.28*45.9*47.3*48.8) 67.O münâfık erkekler ve o münâfık kadınlar birbirlerine benzerler. Münkeri/kötülüğü tavsiye eder, ma’rûfa/iyiliğe engel olurlar ve cimrilik ederler. Onlar Allah’ı unuttular, Allah da onları unuttu. Şüphesiz ki münâfıklar fâsık/yoldan çıkmış kimselerdir. (Bak. 7.51*9.67*20.124*32.14*45.34*59.19)
(NOT: Bu âyette münâfıkların: Ma’rufa/iyiliğe engel oldukları, münkeri/kötülüğü tavsiye ettikleri ve bu yüzden fâsık/yoldan çıkmış oldukları ifade edilmektedir. Mü’minlerin yaptıklarının tam aksini yapıyorlar. Mü’min-münâfık farkının tipik bir örneğidir bu. Buna mukabil mü’minlere: Ma’rufu/iyiliği tavsiye etmeleri, münkere/kötülüğe engel olmaları emredilmektedir. İlgili âyetler şunlardır: 3.104,110*5.79*7.164,199*9.71*11.116.)
68.Allah; münâfık erkeklere ve münâfık kadınlara ve kâfirlere içinde ebedî kalacakları cehennem ateşini vâad etmiştir. Bu onlara yeter ve Allah onları lânetlemiştir/rahmetinden dışlamıştır. Ve onlar için sürekli bir azâp vardır.
69.Siz de öncekiler gibisiniz. Onlar sizden kuvvetçe daha güçlüydü ve malları ve evlatları sizden daha fazlaydı. Onlar payları kadar (dünya malından) istifade ettiler. Siz de payınıza düşenden istifade ediyorsunuz. Onların (Dünya’ya) daldıkları gibi siz de dalıp gidiyorsunuz. Onların dünyaya ve âhirete yönelik yaptıkları boşa gitmiştir. Ve işte bunlar hüsrana uğrayanlardır.
70.Onlara kendilerinden öncekilerin haberi gelmedi mi? Nûh ve Âd ve Semûd kavminin ve İbrahim kavminin ve Medyen halkının ve memleketi altı-üstüne getirilmiş olan yerlerin? Rasûller bunlara apaçık belgelerle/delillerle gelmişlerdi. Allah onlara zulmetmedi ve lâkin onlar kendilerine zulmettiler. (Bak. 2.210*4.160-161*6.146,158*7.53,160*8.50-51* 9.70*10.44*11.101*16.33,118*18.49*20.80-81*29.40*30.9*43.76)
71.Ve mü’min erkekler ve mü’min kadınlar birbirlerinin evliyâsı/ destekçisidir. Ma’rûfu/iyiliği emrederler ve münkere/kötülüğe engel olurlar. Ve o namazı dosdoğru kılarlar ve o zekâtı verirler, Ve Allah’a ve Rasûlü’ne itaat ederler. Allah işte bunlara rahmet edecektir. Şüphesiz ki Allah Azîz’dir/üstün olandır, Hakîm’dir/ hikmet sahibidir.
72.Allah mü’min erkeklere ve mü’min kadınlara; içinde ırmaklar akan ebedî kalacakları cennetleri ve Adn cennetlerini vaad etti. Ve Allah’ın rızası hepsinden büyüktür. Fevzül azıym/büyük kurtuluş işte budur.
(Adn Cennetlerinin geçtiği âyetler için: Bak.9.72*13.23*16.31*18.31* 20.75-76*25.15-16*35.33-35*36.55-57*38.49-54*40.8*61.11-12*98.7-8)
73.Ey Nebi! Kâfirlerle ve münâfıklarla cihad et ve onlara karşı sert davran. Ve onların varacakları yer cehennemdir ve orası ne kötü bir varış yeridir.
74.Onlar (o sözleri) söylemediklerine dair Allah’a yemin ediyorlar. Ve andolsun ki onlar (kendilerini) kâfir yapan o sözü söylediler ve islama girdikten sonra kâfirlik ettiler. Öç almaya kalkışmaları da Allah ve Rasûlünün kendi fazlından onları (mü’minleri) zengin etmiş olmasındandır. Eğer tevbe ederlerse bu kendileri için hayırlı olur. Eğer yüz çevirirlerse Allah onları bu dünyada ve âhirette elîm bir azâba uğratacaktır. Ve yeryüzünde onlar kendilerine ne bir veli/destekçi ne bir yardımcı bulurlar.
75.Ve onlardan bir kısmı da: Eğer bize bir lütuf verirse, mutlaka sadaka/zekât veririz ve sâlihlerden/iyilerden oluruz! diye Allah’a söz vermişlerdi.
76.Allah lütfundan onlara verince cimrilik ettiler ve yüz çevirdiler ve onlar dönektirler.
77.Allah’a verdikleri sözden döndükleri ve yalan söyledikleri için Allah kendisiyle karşılaşacakları güne (Mahşer Gününe) kadar, onların kalplerine nifâkı/münâfıklığı yerleştirdi. (Bak. 2.10*4.171*5.14,17,64,72-73*9.77)
78.Allah’ın; onların sırlarını ve fısıltılarını bildiğini hâlâ anlamadılar mı? Ve muhakkak ki Allah gaybı/idraki aşanları bilendir. (Bak.9.78*34.48*58.7-8)
79.Sadakalarını gönüllü olarak veren mü’minlere dil uzatırlar, güçleri ölçüsünde verenlere de alay ederler. Allah da onlarla alay edecektir. Onlara elîm bir azâp vardır!
80.Onlar için ister mağfiret/bağışlanma dile ister dileme. Onlar için yetmiş defa mağfiret dilesen bile Allah onları affetmeyecektir. Bu onların Allah’ı ve Rasûlü’nü inkâr etmeleri sebebiyledir. Allah fâsık/yoldan sapmış kavme hidâyet etmez/ doğru yola iletmez.
81.Allah Rasûlü’ne muhalefet ederek evlerinde kalanlar buna sevindiler. Ve mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad etmekten hoşlanmadılar. Ve dediler ki: Bu sıcakta sefere/cihada çıkmayın! De ki: Cehennem ateşi daha sıcaktır! Keşke bunu anlasalardı.
82.Onlar, işledikleri günâhın cezası olarak az gülüp çok ağlasınlar.
83.Allah, eğer onlardan bir kısmının yanına seni döndürür de onlar (seninle birlikte cihada) çıkmak için senden izin isterlerse de ki: Artık siz benimle birlikte asla (cihada) çıkamayacaksınız ve benimle birlikte düşmana karşı savaşamayacaksınız! Şüphesiz ki bundan önce evlerinizde oturmayı tercih ettiğiniz gibi bundan sonra da geride kalanlarla (kadınlar ve çocuklarla) birlikte oturun!
84.Ve onlardan ölen birinin namazını asla kılma ve kabirlerinin başında durma. Şüphesiz ki onlar Allah’ı ve Rasûlü’nü inkâr ettiler ve onlar fâsık/yoldan çıkmış olarak can verdiler. (Bak. 9.55,73-84,87,113-114)
85.Onların malları ve evlatlarıları sakın seni imrendirmesin! Şüphesiz ki Allah dünyada onlara azâp etmeyi ve onların kâfir olarak can vermelerini istiyor.
86.Ve Allah’a iman edin ve Rasûlü ile birlikte cihad edin! diye emreden bir sûre indirildiği zaman içlerinden servet sahibi olanlar dediler ki: Bizi bırak da oturanlarla (kadınlar ve çocuklarla) birlikte kalalım!
87.Onlar geride kalanlarla (kadınlar ve çocuklarla) birlikte kalmayı tercih ettiler. Ve onların kalpleri mühürlendi, onlar anlayamazlar. (Bak.2.6-7,101,114*4.155* 7.101,193,198* 9.87,93*10.74* 16.106-108*17.46*18.57*30.58-59*32.22* 40.35*41.5*47.16*63.3)
88.Lâkin Rasûl ve onun yanında olan mü’minler mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte bütün hayırlar onlarındır ve kurtuluşa erenler de onlardır.
89.Allah onlara içinden ırmaklar akan cennetleri hazırladı. Onlar orada ebedî kalacaklardır. Zâlikel fevzül âzıym/İşte en büyük kurtuluş/başarı budur. (Bak 9.20,72,89)
90.Ve bedevilerden mazeret beyan edenler, kendilerine izin verilmesi için sana geldiler. Allah’a ve Rasûlü’ne yalan söyleyenler ise yerlerinde oturdular. Onların kâfir olanlarına elîm bir azâp dokunacaktır!
91.Allah’a ve Rasûlü’ne bağlı kaldıkları sürece; zayıflara ve hastalara ve (cihad için) infâk edecek imkânı olmayanlara bir soruVe Allah Gâfur’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/ merhametlidir.
92.Ve onların savaşa katılması için senden binek temin etmeni isteyenlere dedin ki: Size binek bulamıyorum! Onlar infâk edecek bir şey bulamadıkları için üzüntüden gözyaşı dökerek evlerine geri döndüler, onlara da sorumluluk yoktur.
93.Zengin oldukları halde savaşa katılmamak için senden izin isteyenler ise sorumludurlar. Onlar geride kalan kadınlarla birlikte kalmayı istediler. Allah onların kalplerini mühürledi, onlar artık gerçeği bilemezler.
(Bak.2.6-7,101,114*4.155*7.101,193,198*9.87,93*10.74*16.106-108*17.46*18.57* 30.58-59*32.22*40.35*41.5*47.16*63.3)
94.Seferden döndüğünüzde size mazeret beyan edecekler. De ki: Boşuna mazeret beyan etmeyin asla size inanmayız. Allah durumunuzu bize bildirdi. Allah ve Rasûlü yapacaklarınıza bakacaktır. Sonra gaybı/algılanamayanı ve şehadeti/görüneni de bilenin (Allah’ın) huzuruna çıkarılacaksınız. O, bütün yaptıklarınızı size bildirecektir.
95.Seferden yanlarına döndüğünüzde kendilerini kınamayın diye Allah’a yemin edecekler. Artık onlardan yüz çevirin, şüphesiz ki onlar rics’dir/pisliktir. Ve yaptıkları günâhların karşılığı olarak varacakları yer cehennemdir.
96.Onları hoş görmeniz için size yemin edecekler. Siz onlardan razı olsanız bile, şüphesiz ki Allah o fâsık/yoldan sapmış kavimden razı olmaz.
97.O bedevîler küfür/kâfirlik ve nifâkta/münâfıklıkta daha katıdırlar. Allah’ın Rasûlü’ne indirdiği sınırları tanımamaya daha meyillidirler. Ve Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/ hikmet sahibidir.
98.Ve Bedevî Araplardan bazısı da yaptıkları infâkı/hayra harcamayı angarya sayarlar ve şartların sizin aleyhinize dönmesini beklerler. Onlar bekledikleri musibete kendileri uğrayacaktır. Ve Allah, Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/bilendir.
99.Ve Bedevî Araplardan bazısı da; Allah’a ve Ahiret Günü’ne iman eder ve infâk ettiklerini/hayra harcadıklarını Allah’a yakınlık ve Rasûl’ün desteğini kazanma vesilesi sayarlar. Bilin ki bu, onlar için Allah’a yakınlıktır. Allah onlara rahmet edecektir. Muhakkak ki Allah Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/ merhametlidir.
100.Ve muhacirlerin ve ensâr’ın öncülerinden ve iyilikte onları takip edenlerden Allah razı olmuştur, onlar da O’ndan razı olmuşlardır. O onlara içinden ırmaklar akan ve içinde ebedî kalacakları cennetler hazırlamıştır. İşte fevzül-azıym/büyük başarı budur.
101.Ve çevrenizdeki bedevî Araplardan münâfıklar var. Ve Medine halkından da münâfıklıkta ileri gidenler var. Sen onları bilemezsin, onları Biz biliriz. Onlara (bu dünyada) kat kat azâp edeceğiz, sonra da onları büyük bir azâba uğratacağız.
102.Ve onlardan bir kısmı da iyi olanla kötüyü karıştırdılar ve günâhlarını itiraf ettiler. Umulur ki Allah onların tevbelerini kabul eder. Muhakkak ki Allah Gafûr’dur/affedicidir, Rahîm’dir/ merhametlidir.
103.(Rasûlüm!) Onların mallarından sadaka/zekât al, bununla onları temizler ve arındırırsın. Ve onlara salli/dua et, çünkü senin salâtın/duan onları rahatlatır. Allah Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/bilendir.
(NOT: Salât etmenin geçtiği her yerde manasının namaz kılmak olmadığını ve kullanıldığı yere göre dua etmek ve destek olmak/yardım etmek anlamlarına da geldiğinin güzel bir örneğidir bu âyet.)
104.Kullarının tevbelerini kabul edenin de sadakalarını/ zekâtlarını alanın da Allah olduğunu anlamadılar mı? Ve Muhakkak ki Allah Tevvâb’dır/tevbeleri kabul edendir, Rahîm’dir/merhametlidir.
105.Ve de ki: Ne yaparsanız yapın, amellerinizi Allah görecektir ve Rasûlü ve mü’minler de. Ve gaybı/idrak edilemeyeni ve şehâdeti/görüneni bilenin huzuruna çıkarılacaksınız. O, yaptıklarınızı size bildirecektir.
106.Ve diğer bir kısmının kararı da Allah’ın takdirine kalmıştır, onlara ya azâp edecek veya onların tevbelerini kabul edecektir. Ve Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.
107.Dırâr/zarar vermek ve inkâr etmek ve mü’minlerin arasına tefrika sokmak ve daha önce Allah’a ve Rasûlü’ne karşı savaş açanlara bir üs olması için mescid inşa eden/münâfıklar var. Ve bunlar: “Bizim iyilik yapmaktan başka bir maksadımız yoktu” diye yemin ederler. Ve Allah şahit ki şüphesizki bunlar yalancıdırlar.
108.(Rasûlüm!) Onun (mescid-i dırâr’ın) içinde asla namaza durma! İlk günden itibaren takvâ temeli üzerine kurulmuş olan mescid/Mescid-i Haram var. Asıl orası namaz kılmaya daha lâyıktır, Orada günâhtan arınmayı seven insanlar vardır. Ve Allah arınmak isteyenleri sever.
(NOT: “İlk günden itibaren takvâ temeli üzerine kurulmuş olan mescid/ Mescid-i Haram var” ifadesi göstermekte ki yapılan ilk mescid, Mescid-i Haram’dır. Bazıları hiçbir delile dayanmadan yapılan ilk mescidin Mescid-i Aksa olduğunu söylediklerini dikkatinize sunuyorum. Literatürde mescid-i dırâr/zarar mescidi olarak bilinen bu mescid mü’minler için tipik bir örnektir. Her mescidin hayır için yapıldığını sanmayın, onlardan bazıları “mü’minlerin arasına nifâk sokmak için” inşa edilmiş olabilir ve onu inşa edenler: “Biz iyilik yapmak için burayı inşa ettik” diye yemin bile ederler. Lütfen dikkatli olun!)
109.Binasını takvâ üzerine ve Allah’ın rızası için inşa eden kimse mi hayırlıdır, yoksa binasını yıkılmakta olan bir uçurumun kenarına kuran ve sonunda onunla birlikte cehennem ateşine yuvarlanan kimse mi hayırlıdır? Ve Allah zâlim bir kavmi doğru yola iletmez!
110.Onların yaptıkları bina (mescid-i dırâr) ölüp gidecekleri vakte kadar onların yüreklerinde kuşku nedeni olacaktır. Ve Allah Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.
111.Muhakkak ki Allah mü’minlerin canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler veya ölürler. Bu; Tevrat’ta ve İncil’de ve Kur’an’da Allah’ın hakk/gerçek vaadidir. Ve verdiği söze Allah’tan daha sadık kim olabilir ki? O’nunla böyle bir alışveriş yaptığınız için sevinin! İşte bu fevzül azıym/en büyük kurtuluştur. (Bak.6.16*9.20-22,72,89,100,111*23.111*24.52*59.20)
112.Tevbe edenler, kulluk edenler, hamd edenler, saihûner/ (dine hizmet için) seyahat edenler, rükû edenler, secde edenler, mâ’rufu/iyiliği emredip münkere/kötülüğe engel olanlar ve Allah’ın hudutlarını/emir ve yasaklarını koruyanlar! Mü’minlere (cenneti) müjdele!
113.Cehennem ehli oldukları açıkça belli olan müşrikler için, onlar akrabaları bile olsalar, Nebî’ye de mü’minlere de onların bağışlanmalarını dilemek söz konusu olamaz. (Bak. 9.55,84,87,113-114)
(NOT: Tevbe 84’de kâfirler için bildirilen bağışlanma dilemenin yasak olduğu, bu âyette müşrikler için bildirilmiştir. Demek ki, kâfir veya müşrik oldukları belli olanlar için hem Nebi’nin hem de mü’minlerin onların bağışlanmasını dilemeleri yasaktır.)
114.İbrahim’in babasının bağışlanması için dua etmesi ise ona vermiş olduğu bir sözden dolayıdır. Fakat, babasının Allah düşmanı olduğunu anlayınca ondan hemen uzaklaşmıştır. Zaten İbrahim yufka yürekli ve yumuşak huylu biridir. (Bak. 9.114*19.47*26.86*60.4)
115.Ve Allah bir kavmi hidâyete erdirdikten sonra sakınacakları/ korunacakları şeyleri açıkça göstermeden onları dalâlete düşürecek değildir. Muhakkak ki Allah Alîm’dir/bilendir.
116.Şüphesiz ki göklerin ve yerin mülkü/hükümranlığı Allah’ındır. Yaşatan da öldüren de O’dur. Sizin Allah’ın peşi sıra bir veliniz/destekçiniz de bir yardımcınız da yoktur. (Bak. 2.257*3.28,68*4.144*5.51,55-57*6.14,125-127* 9.23,116*45.19* 60.1,9)
117.Andolsun ki Allah, bu Nebî’nin tevbesini kabul ettiği gibi zor gününde ona uyan ve muhacir’lerden ve ensar’dan bir kısmının kalpleri kaymak üzereyken onların tevbelerini de kabul etmiştir. Muhakkak ki O, onlara karşı Raûf’dur/şevkatlidir, Rahîm’dir/ merhametlidir.
118.Ve (savaştan) geri bırakılan üç kişinin de tevbesini kabul etti. Ve bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş ve vicdanları da onları sıkıştırmıştı. Ve Allah’tan başka sığınılacak olmadığını anlamışlardı. Sonra Allah, tevbe ettikleri için onların tevbelerini kabul etti. Muhakkak ki Allah, Tevvâb’dır/tevbeleri kabul eder, Rahîm’dir/merhametlidir.
119.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Allah’a karşı takvâlı olun ve sâdıklarla/doğrularla beraber olun!
120.Medine halkının ve civardaki bedevî Arapların, Allah Rasûlü’nden geriye kalmaları ve onun canından önce kendi canlarını sakınmaları yakışmaz. Zira Allah yolunda katlanacakları; susuzluk ve yorgunluk ve açlık ve kâfirleri kızdıracak bir yere ayak basmaları/zaptetmeleri ve düşmana karşı kazanacakları başarılar sâlih amel olarak onlara yazılacaktır. Şüphesiz ki Allah muhsinîn/güzel davrananların ödülünü zayi etmez. (Bak. 7.170*9.120*11.115*12.90*18.30*21.94*72.13)
121.Ve Allah yolunda yaptıkları küçük ve büyük her infâk/hayra harcama ve geçtikleri her vadi kayda geçirilir. Allah onları işledikleri amellerin en güzeliyle mükâfatlandıracaktır. (Bak 2.62,112*3.15*4.57,122,124-125*5.69*9.121* 16.96-97*17.9*18.2,88*20.75,112*24.37-38*29.7*39.10,33-35*40.40)
122.Ve mü’minlerin topluca seferber olmaları uygun değildir. Her kavimden bir grup, dinde derin bilgi edinmek için gitmeli ve geri döndüklerinde kavimlerini bilgilendirmelidirler. Umulur ki sakınırlar.
123.Yâ eyyühellezîne âmenû/Ey iman edenler! Size yakın tehdit olan kâfirlerle savaşın ki sizde bir kararlılık olduğunu görsünler. Ve bilin ki, muhakkak ki Allah müttâkilerle beraberdir.
124.Ve bir sûre indirildiği zaman onlardan bazısı derler ki: Bu sûre hanginizin imanını artırdı? Halbuki bu iman edenlerin imanını artırır ve onlar buna sevinirler.
(Bak. 8.2*9.124*18.13*19.76*22.54*33.22*47.17*48.4)
125.Kalplerinde hastalık olanların ise pisliklerini artırır ve onlar kâfir olarak ölürler. (Bak. 9.124-125*10.57-58*17.82)
126.Ve onlar her yıl bir veya iki defa imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Buna rağmen ne tevbe ediyorlar ne de öğüt alıyorlar.
127.Ve bir sûre indirildiği zaman: Bizi gören biri var mı? diye birbirlerine bakarlar, sonra da dönüp giderler. Onlar anlamayan bir kavim oldukları için Allah da onların kalplerini haktan döndürmüştür.
128.Andolsun ki size içinizden bir Rasûl geldi. Sizin sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir. O size çok düşkündür, mü’minlere karşı şefkatli ve merhametlidir.
129.Eğer onlar senden yüz çevirirlerse de ki: Hasbiyallâh/Allah bana yeter. O’ndan başka ilâh yoktur. Ben O’na tevekkül ettim/güvendim. Ve O yüce arşın Rabbidir!
(Gözden Geçirme-2025)
TEVBE (BERÂE) SÛRESİ | Kuran Meali - Kuran Yolcularına Selamlar