21 Temmuz 2026 Salı
MENÜ
SON YAZILAR

HÛD SÛRESİ

11/69 HÛD SÛRESİ

(Sûrenin 25-99’ncu âyetlerinde Rasûllerin bazılarının kıssasından bahsedilmektedir, bunlar: Nûh-Hûd-Sâlih-İbrâhim-Lût-Şuayib-Mûsâ’dır. Sûre adını 50’nci-60’ncı âyetlerde geçen Hûd (a.s.)’ın kıssasından almıştır. Mekke döneminde nazil olmuştur. Mushaf’ta 11’nci sırada, inişte 69’ncu sıradadır ve 123 âyettir.)

E’ûzu bi’llâhi min’eş-şeytâni’r-racîm/kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Bismillâhirrahmânirrahim/Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

1.Elif! Lâm! Râ! Bu; âyetleri muhkem/hüküm bildiren, sonra Hakîm/hikmet sahibi ve Hâbir/her şeyden haberdar olan (Allah) tarafından âyetleri ayrıntılı olarak açıklanmış olan bir Kitaptır. (Bak. 6.97-98,114,126,154*7.32,52,145,174* 9.11* 10.5,24*11.1-2*12.1,111*13.2*16.89*17.12*30.28*41.2-3)                                        2.Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. (De ki): Ben, O’nun tarafından size gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyiciyim.

(NOT: Kur’an, Allah’tan başkasına kulluk etmeyesiniz diye  Allah tarafından âyetleri ayrıntılı olarak açıklamış olan bir Kitaptır. Rasûl de O’nun tarafından gönderilmiş bir uyarıcı ve müjdeleyicidir. Kur’an’ı siz anlayamazsınız, bizim söylediklerimize uyun! diyenlere verilmiş açık bir cevaptır bu, eğer onlar bunu anlayabilirlerse!)

3.Ve Rabbinizden mağfiret/bağışlanma dileyin sonra O’na tevbe edin ki ilâ ecelim müsemmev/belirlenmiş ecelinize kadar size güzel nimetler versin. Ve fazilet sahiplerine de mükâfatlarını versin. Ve eğer yüz çevirirseniz ben, o büyük günün/Mahşer Günü’nün azâbına uğramanızdan korkarım!

4.Dönüşünüz Allah’adır. Ve O her şeye Kadîr’dir/gücü yetendir!

5.Dikkat edin! Onlar, O’ndan/Allah’tan gizlenmek için göğüslerini çeviriyorlar. Dikkat edin, onlar örtülerine büründüklerinde bile O/Allah, onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da bilir. Şüphesiz ki O, gönüllerde olanı da bilir.

(Bak.2.77*3.5*6.3*11.5*14.38*16.19,23*20.7*21.4*27.25,74*28.69*36.76*64.4* 87.7)

6.Ve yeryüzünde rızkı Allah’a ait olmayan hiçbir canlı yoktur. Ve O/Allah, onların karar kıldıkları yeri de geçici konakladıkları yeri de bilir. Bunların hepsi apaçık bir Kitapta kayıtlıdır.

(NOT: Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların rızkını Allah vermektedir. O halde, gelecekte rızkımız nasıl olacak diye endişe etmeye gerek yoktur. Eğer mü’minseniz, Allah’a tevekkül edin/güvenin!)

7.Ve O gökleri ve yeri altı günde/aşamada yarattı. Ve arşı/ hükümranlığı suyun üzerindeydi. Bunu, hanginizin daha güzel amel işleyeceğini denemek/sınamak için yaptı. Ve eğer dersen: Siz öldükten sonra tekrar dirileceksiniz! O kâfirler derler ki: Bu apaçık bir sihirden başka bir şey değildir!

(NOT: Görüldüğü üzere kâfirler yeniden dirilmeye ve hesaba çekilmeye iman etmezler.)

(Bak. 7.54*10.3*11.7*13.2*20.5*25.59*32.4*50.38*57.4)

8.Ve eğer onlardan azâbı belli bir süre erteleyecek olsak: Derler ki: Onu engelleyen ne ki? Dikkat edin! Azâp onlara geldiği gün onlardan geri çevrilecek değildir. Ve alay ettikleri şey (azâp) onları çepeçevre kuşatacaktır.

9.Ve eğer insanlara tarafımızdan bir rahmet tattırsak ve sonra onu onlardan geri alsak, şüphesiz ki onlar ümitsizliğe kapılır ve nankörlük/kâfirlik eder.             

(Bak. 6.63-64*10.12,22-23*11.9*16.53-54*17.67-68,83*29.65-66*30.33*31.32* 39.8,49)

10.Ve eğer ona dokunan bir sıkıntıdan sonra bir nimet tattırsak derler ki: Musibetler benden gitti! Şüphesiz ki o kibirli ve şımarıktır.

11.Ancak sabredenler ve sâlih amel işleyenler böyle değildir. Onlar için bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır. (Bak.5.9*11.11*22.50)

12.(Kâfirlerin): Ona bir hazine indirilseydi veya onunla birlikte bir melek gelseydi! demeleri senin göğsünü daralttığı için sana gelen vahiyden bir kısmını neredeyse tebliğ etmeyecektin? Sen sadece bir uyarıcısın. Ve her şeye vekil olan Allah’tır.

(Bak. 5.49*6.8*11.12*13.7*14.11*17.73-75,90-95*23.24,33-34, 47*25.7-8* 26.154,186*35.7*36.15*54.24-25*64.6)

13.Yoksa: Onu/Kur’an’ı kendisi uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer doğru söylüyorsanız Allah’ın peşi sıra çağırabileceklerizi çağırın da onun dengi olan on sûre getirin (de görelim)! (Bak. 2.23-24*10.38*11.13*16.101*17.88*21.5*25.4* 28.49* 32.3*42.24*46.8*52.33-34)

14.Eğer size cevap veremezlerse, bilin ki bu/Kur’an yalnızca Allah’ın ilmiyle indirilmiştir. Ve O’ndan başka ilâh yoktur. Artık müslüman oluyor musunuz?

15.Kim dünya hayatını ve onun ziynetini/zenginliğini isterse, onlara amellerinin karşılığını veririz. Onlara hiçbir haksızlık yapılmaz.

16.İşte onlara âhirette ateşten başka bir şey yoktur. Burada yaptıkları şeyler boşa gitmiştir. Ve yaptıkları bütün işler bâtıldır/ boştur. (Bak. 2.200*3.145*11.15-16* 17.18-19*18.103-106* 42.20)

17.Rabbinden apaçık bir delile uyan kimse ile böyle olmayan kimse bir olur mu? Bunu Rabbinden bir şahit ve daha önce rehber ve rahmet olan Mûsâ’nın Kitabı desteklemektedir. İşte onlar (Mûsâ’ya uyanlar) ona (Kur’an’a) iman ederler. O’nu inkâr eden hiziplerin varacakları yer ateştir, bundan şüphen olmasın. Muhakkak ki bu Rabbinden gelen bir haktır/gerçektir!Ve lâkin insanların çoğu iman etmezler. (Bak. 6.4*11.17*12.103,106*13.1*16.83*36.46)

18.Ve Allah’a yalan iftira edenden daha zâlim kim olabilir? Onlar Rablerinin huzuruna çıkarılacak ve şahitler diyecekler ki: Rablerine yalan söyleyenler işte bunlardır! İyi bilin ki Allah’ın lâneti/dışlaması zâlimlerin üzerinedir.

(Bak. 3.94*6.21,93,144,157*7.37,44*10.17*11.18*18.15*29.68*35.40*39.32* 40.51-52*61.7-8)

19.Onlar, (insanları) Allah’ın yolundan alıkoyarlar ve o yolu eğriltmek isterler. Ve onlar âhireti de inkâr ederler.

20.Onlar, yeryüzünde (Allah’ı) aciz bırakamazlar. Allah’ın peşi sıra onlara evliyâ/yardımcı kimse de bulamazlar. Onlar, gerçeğe sağır ve kör kesildikleri için azâpları katlanacaktır. 

21.İşte onlar kendilerine yazık edenlerdir. Ve (ilâh diye) uydurdukları şeyler de kaybolup gitmiştir. (Bak.6.22,94*7.37*11.21*16.87*28.75*40.74*41.48)

22.Şüphesiz ki onlar âhirette en büyük kayba uğrayanlardır.

23.Şüphesiz ki iman eden ve sâlih amel işleyenler ve Rablerine gönülden boyun eğenler, işte bunlar cennet ehlidir ve orada ebedî kalacaklardır.

24.Bu iki fırkanın/grubun durumu; kör ve sağır olanla, gören ve işitenin durumuna benzer. Bunlar hiç birbirlerine eşit/denk olabilir mi? Hâlâ düşünmeyecek misiniz?

25.Ve andolsun ki Nûh’u kendi kavmine gönderdik: Ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım! 

26.Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Ben, sizin için elem verici bir günün azâbından korkuyorum!

27.Kavminin kâfir olan meleleri/ileri gelenleri dediler ki: Bizden bir farkın yok, sen de bizim gibi bir beşersin/insansın. Ve sana tabî olanlar da içimizdeki en zayıf ve sefil olanlardan başkası değil. Ve sizin bizden üstün bir yanınız da yok. Hatta sizin yalancı olduğunuzu düşünüyoruz!

28.Dedi ki: Ey kavmim! Bir düşünsenize. Ben Rabbimden gelen apaçık bir delile dayanıyorsam ve O’nun katından bana bir rahmet verilmiş ve siz de bunu görmüyorsanız? Ve istemediğiniz halde ben sizi ona zorlayabilir miyim?

29.Ve ey kavmim! Buna karşılık sizden bir bedel istemiyorum. Benim ecrimi/ücretimi sadece Allah verir. Ve ben iman edenleri kovacak değilim. Muhakkak ki onlar Rablerine kavuşacaklardır. Ve lâkin ben sizi cahillik eden bir kavim olarak görüyorum! 

30.Ve ey kavmim! Eğer ben onları yanımdan kovarsam, Allah’a karşı bana kim yardım edebilir? Hiç düşünmez misiniz?

31.Ve size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum. Ve ben gaybı da bilemem. Ve ben bir meleğim de demiyorum. Ve ben sizin hor gördüğünüz kimseler için: Allah onlara hiçbir hayır vermeyecek de demiyorum. Allah onların kalplerinde olanı en iyi bilendir. Farklı bir şey yaparsam zâlimlerden olurum! 

32.Dediler ki: Ey Nûh! Bizimle mücadele ettin ve mücadeleyi de çok uzattın! Eğer doğru söylüyorsan, bizi tehdit ettiğin şeyi/ azâbı başımıza getir!

33.Dedi ki: Allah dilediği takdirde onu size getirir ve siz de O’na engel olamazsınız! 

34.Eğer Allah sizi azdırmayı dilerse (sizin azgınlığınızı onaylarsa), ben size nasihat etmek istesem de bunun size bir faydası olmaz. Rabbiniz O’dur ve O’na döndürüleceksiniz!

(NOT: Allah sizi azdırmayı dilerse demek, azgınlığı hak ettiğiniz için Allah sizin azgınlığınızı onaylarsa anlamındadır. Yoksa Allah durdukları yerde kullarını azdırmaz. Aksi halde kullarını doğru yola iletmek için onlarca âyetler ve onlarca Rasûlleri neden göndersin ki?)  

35.Yoksa: Onu kendisi uydurdu mu diyorlar? De ki: Eğer onu ben uydurduysam suçu/günâhı bana aittir. Ve ben sizin işlediğiniz suçlardan/günâhlardan sorumlu değilim!

36.Ve Nûh’a vahyedildi: Şüphesiz ki kavminden iman etmiş olanlardan başka hiç kimse iman etmeyecek. Onların yaptıklarından dolayı üzülme!

37.Ve gözetimimiz altında ve vahye göre gemiyi yap. Ve O zâlimler hakkında Ben’den bir şey/yardım isteme, muhakkak ki onlar suda boğulacaklar! (Bak.11.37*23.27*54.13)

38.Gemiyi yaparken, kavminin meleleri/ileri gelenleri yanından her geçtiklerinde onunla alay ediyordu. Dedi ki: Bizimle alay edin bakalım! Sizin bizimle alay ettiğiniz gibi biz de sizinle alay edeceğiz! 

39.Alçaltıcı azâbın kime geleceğini ve kalıcı azâbın kime ineceğini yakında öğreneceksiniz!

40.Nihayet emrimiz gelince ve fârat-tennûr/sular kaynayınca-coşunca dedik ki: Her türden birer çifti ve daha önce haklarında hüküm verilmiş olanlar dışında kalan aileni ve iman edenleri gemiye al/bindir! Zaten onunla birlikte iman edenler çok azdı.

(NOT: Bazı ilahiyatçılar:tennûr kelimesinin lügat manalarından biri olan tandır’a istinaden fârat tennûr tabirini tandır kaynayınca diye tercüme ederek, Nûh’un Gemisinin buharlı bir gemi olduğunu söylüyorlar, hem de ısrarla.

Halbuki, tennûr kelimesini müstakil ele almak yerine; fârat-tennûr’u bir deyim olarak ele alarak; sular kaynayınca/sular coşunca anlamı vermenin uygun olacağı ve sûrenin bütünüyle uyumlu hale geleceği açıktır. Zira, geminin pusulası yoktur, rotası yoktur, buhar kazanı yoktur, buhar kazanını çalıştıracak bir usta da yoktur, kaptanı bile yoktur. Gemi Allah’ın gözetiminde yapıldığı gibi yine O’nun gözetiminde ve dağlar gibi dalgaların arasında akıp gitmiş ve sonunda: Ey yer, suyunu yut! Ey gök suyunu tut! denildi. Sular çekildi, iş tamamlandı ve gemi Cudi’nin/yüksek dağın üzerine oturdu.

Bunlar; geminin Allah’ın emriyle yüzdüğünün ve O’nun emriyle Cudi’nin üstünü oturduğunun apaçık delilleridir.

Türkçede de benzer bazı deyimler vardır: Bindik bir âlamete gidiyoruz Kıyamete! bunlardan birisidir. Burada binmek kelimesinin lügat anlamı bir vasıtaya binmeyi ifade ederken Kıyamet kelimesi de Kıyametin kopması demektir. Burada binmek ve Kıyamet kelimeleri var diye bu deyime Kıyametin koptuğu anlamını vermek yanlıştır. Zira burada söylenmek istenen şey: Biz yanlış bir şey yapıyoruz ve bunun sonu iyi olmayacak! demektir.

Deyimlerin bir özelliği de olayın ve kişilerin gerçek değil hayali olmasıdır. Örneğimizde bindikleri bir âlamet olmadığı gibi gittikleri Kıyamet de yoktur, çünkü Kıyamet henüz kopmamıştır.

Diğer bir delil de 41’nci âyettir: (Nûh) Dedi ki: Haydi binin. Onun gitmesi de ve durması da Allah’ın adıyladır.

Hatasızlık sadece Allah’a mahsustur ve kulların hepsi hata yapabilirler. Bu yüzden Kur’an’da açıkça belirtilmeyen konularda kesin hüküm vermek yerine, benim düşüncem budur ancak, doğrusunu Allah bilir! diyerek mütevazi olmak gerektiğine de önemle işaret ediyorum.) 

41.Ve (Nûh) Dedi ki: Haydi (gemiye) binin. Onun gitmesi ve durması Allah’ın adıyladır. Muhakkak ki Rabbim Gafûr’dur/ bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir.

42.Ve gemi içindekilerle dağlar gibi dalgaların arasında akıp gidiyordu. Nûh bir kenarda duran oğluna seslendi: Ey yavrucuğum! Bizimle beraber gemiye bin ve kâfirlerle beraber olma!

43.Dedi ki: Beni sudan koruyacak bir dağa sığınacağım! (Nûh) Dedi ki: Bugün, Allah’ın merhamet ettikleri dışında, Allah’ın emrinden koruyacak kimse yoktur! Ve aralarına bir dalga girdi ve o (oğlu) boğulanlardan oldu.

44.Ve denildi ki: Ey yer suyunu yut! Ey gök suyunu tut! Sular çekildi ve iş tamamlandı ve gemi Cudi’nin/yüksek dağın üzerine oturdu. Ve denildi ki: O zâlim kavim yok olsun!

45.Ve Nûh Rabbine yakardı ve dedi ki: Rabbim! Şüphesiz ki oğlum benim ailemdendir. Elbette Sen’in sözün haktır/gerçektir ve Sen hâkimler hâkimisin/en doğru hükmü verensin! 

46.Dedi ki: Ey Nûh! Şüphesiz ki o senin ailenden değildir, şüphesiz ki onun yaptığı sâlih olmayan bir şeydir. Hakkında bilğin olmayan şeyi Ben’den isteme! Cahillerden olmaktan seni sakındırıyorum! 

47.Dedi ki:Rabbim! Ben, bilğim olmayan şeyi Sen’den istemekten yine Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve merhamet etmezsen hüsrana uğrayanlardan olurum! 

48.Denildi ki: Ey Nûh! Sana ve seninle beraber olan ümmetlere selâmet ve bereketle (gemiden) in. Ama bazı ümmetlere önce nimet vereceğiz sonra onlara elim bir azâp dokunduracağız! 

49.İşte bunlar sana vahiyle bildirdiğimiz gayb haberlerindendir. Bundan önce bunları ne sen biliyordun ne de kavmin. Sabret, muhakkak ki âkibet/mutlu son muttâkilerindir. 

50.Ve Âd kavmine de kardeşleri Hûd’u gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka bir ilâhınız yoktur. Siz sadece iftira ediyorsunuz!

51.Ey kavmim! Bunun için sizden bir ücret istemiyorum. Benim  ücretimi beni yaratan verecektir. Aklınızı kullanmayacak mısınız?  

52.Ve ey kavmim! Rabbinizden mağfiret/bağışlanma dileyin, sonra O’na tevbe edin ki gökten size bol bol rahmet yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Ve mücrimler/günahkârlar olarak yüz çevirmeyin!

53.Dediler ki: Ey Hûd! Bize açık bir delil/belge getirmedin. Ve senin sözünle ilâhlarımızı terk edecek ve sana inanacak değiliz!

54.Sana diyoruz ki: İlâhlarımızdan biri seni fena çarpmış! Dedi ki: Ben Allah’ı şahit tutuyorum, siz de şahit olun ki ben ortak koştuklarınızdan uzağım!

55.O’nun peşi sıra hep birlikte bana tuzak kurun ve sonra hiç süre vermeyin! 

56.Ben, benim de Rabbim sizin de Rabbiniz olan Allah’a tevekkül ettim/güvendim. O’nun perçeminden tutmadığı hiçbir canlı yoktur. Şüphesiz ki Rabbimin yolu sırat-ı müstakim’dir/ dosdoğru yoldur!

57.Eğer yüz çevirirseniz, bilin ki size gönderilenleri size tebliğ ettim. Ve Rabbim sizin yerinize başka bir kavmi getirirse siz O’na asla zarar veremezsiniz. Muhakkak ki Rabbim her şeyi koruyup gözetendir!

58.Helâk emrimiz gelince Hûd’u ve beraberindeki iman edenleri rahmetimizle kurtardık ve onları ağır bir azâptan koruduk.                                                            (Bak. 7.64,72,83,165*11.58,66,94*21.9)

59.Ve işte Âd kavmi, Rablerinin âyetlerini inkâr ettiler ve Rasûllerine isyan ettiler ve inatçı zorbanın her emrine tabî oldular.

60.Ve onlar bu dünyada ve Kıyamet Gününde lânete uğrayacaklar/dışlanacaklar. Bilin ki Âd kavmi Rablerini inkâr ettiler. Bilin ki Hûd’un kavmi olan Âd yok olup gitti.

61.Ve Semûd kavmine de kardeşleri Sâlih’i gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin. Sizin O’ndan başka ilâhınız yoktur. O sizi yerden/topraktan yarattı ve orayı imar etmenizi istedi. O’ndan bağışlanma dileyin sonra O’na tevbe edin. Şüphesiz ki Rabbim kullarına yakındır ve dualara karşılık/cevap verendir! 

62.Dediler ki: Ey Sâlih! Sen daha önce aramızda ümit bağlanan biriydin. Sen şimdi, atalarımızın taptıklarına tapmaktan bizi vaz geçirmek mi istiyorsun? Gerçek şu ki, bizi davet ettiğin konuda şüphe ve kaygı içindeyiz!

(Bak. 2.170*5.104*7.28*10.78*11.53-54,62,87*14.9*21.52-53* 26.70-74*31.21* 34.43*37.69-74*43.20-25*

63.Dedi ki: Ey kavmim! Bir düşünsenize, eğer ben Rabbimden gelen apaçık bir delile dayanıyorsam ve bana O’nun tarafından bir rahmet verilmişse! O’na isyan edersem Allah’ın azâbından beni kim kurtarabilir? Siz de benim zararımı artırmış olursunuz.                                                         

64.Ve ey kavmim! İşte bu Allah’ın dişi devesi sizin için bir âyetdir/mucizedir. Onu bırakın Allah’ın arzında/yeryüzünde otlasın. Ve ona el sürmeyin/kötülük yapmayın yoksa yakın bir azâp sizi yakalar!

65.Onu yere yıkıp kestiler. Dedi ki: Yurdunuzda üç gün daha yaşayın (sonra helâk olacaksınız). Bu yalanlanmayacak bir vaattir/uyarıdır!

(Bak.7.77*11.61-68*26.155-158*51.43-44*54.27-30*91.13-14)

66.Emrimiz geldiği zaman, Sâlih’i ve beraberindeki iman etmiş olanları tarafımızdan bir rahmetle o günün zilletinden/ rezilliğinden kurtardık. Muhakkak ki Rabbin Kavî’dir/güçlüdür, Azîz’dir/kudretlidir. (Bak. 7.64,72,83,165*11.58,66,94*21.9)

67.Ve o zâlimleri korkunç sayha/ses yakaladı, yurtlarında dizüstü çöküp kaldılar.

(Bak. 11.67,94*17.17*21.11-15*22.44,48*29.31*65.8)

68.Sanki orada hiç yaşamamışlardı. İyi bilin ki Semûd kavmi Rablerini inkâr etti. İyi bilin ki Semûd kavmi yok olup gitti.                                                                        (Bak. 7.73-78*11.61-68*13.7*17.59*26.153-158)

69.Ve andolsun ki elçilerimiz/melekler İbrahim’e müjde vermek için geldiler: Dediler ki: Selam! Dedi ki: Selam! Ve hemen kızarmış bir buzağı eti getirdi.

70.Ona el sürmediklerini görünce onlardan kuşkulanıp korkuya kapıldı. Dediler ki: Korkma! Şüphesiz ki biz Lût kavmine gönderildik! 

71.Ona İshâk’ı ve ardından Yakûb’u müjdeledik! Ayakta duran karısı (Sâre) buna güldü. (Bak. 6.84*11.71*19.49*21.72*29.27)

72.Dedi ki: Vay başıma gelenler! Ben bir kocakarı ve kocam da bir ihtiyarken çocuk mu doğuracağım? Şüphesiz ki bu çok şaşılacak bir şey! 

73.Dediler ki: Allah’ın emrine/takdirine mi hayret ediyorsun? Ey ev halkı, Allah’ın rahmeti ve bereketi sizin üzerinizedir! Muhakkak ki O Hamîd’dir/hamde lâyıktır, Mecîd’dir/yücedir!  

74.İbrahim’in korkusu geçince ve müjdeyi de alınca Lût kavmi hakkında bizimle/meleklerle tartışmaya başladı.

75.Şüphesiz ki İbrahim yufka yürekli, içli ve (Allah’a) yönelmiş biriydi.

76.(Melekler dediler ki): Ey İbrahim! Sen bu işten vazgeç! Çünkü Rabbinin emri gelmiştir, onlara gelecek azâp geri döndürülemez!

77.Ve elçilerimiz/meleklerimiz yanına vardıkları zaman, onlar yüzünden Lût’un canı sıkıldı ve iyice bunaldı ve dedi ki: Bu zorlu bir gün! 

78.Ve daha önce de o çirkin işi (eşcinsel ilişkiyi) yapan kavmi koşarak ona geldi. (Lût) Dedi ki: Ey kavmim! İşte bunlar benim kızlarım, sizin için temiz olan onlardır. Allah’a karşı takvâlı olun ve misafirlerime karşı beni rezil etmeyin. İçinizde aklı başında hiç kimse yok mu? (Bak.11.78*15.67-74*54.36-37)

79.Dediler ki: Senin kızlarında hakkımız/gözümüz olmadığını iyi bilirsin. Ve şüphesiz ki bizim ne istediğimizi de çok iyi biliyorsun! 

80.Dedi ki: Keşke sizinle baş edecek gücüm olsaydı veya çok sağlam bir kaleye sığınabilseydim! 

81.(Melekler) Dediler ki! Ey Lût! Biz Rabbinin Rasûlüyüz/ elçileriyiz. Onlar sana dokunamazlar. Gecenin erken bir vaktinde ailenle birlikte yola çık. Karın hariç (o kalsın), başka hiç kimse geride kalmasın. Şüphesiz ki kavmine gelecek olan azâp karına da gelecektir. Onlara vadolunan (helâk vakti) sabah vaktidir. Sabah yakın değil mi? 

82.Azâp emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerlerine pişmiş çamurdan taşları yağdırdık.

83.O taşlar Rabbinin katında işaretlenmiştir (hangi taşın hangi zâlimi vuracağı belirlenmiştir). Ve o taşlar zâlimlerin başından hiç eksik olmaz.                    

(Bak. 7.78,84*11.66-67,82-83*15.74-75*26.172-173*27.56-58*29.33-34*              37.114-116,133-136*51.31-34*54.33-34,37-39*105.1-5)

84.Ve Medyen’e de kardeşleri Şuayb’ı gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim! Allah’a kulluk edin, sizin O’ndan başka bir ilâhınız yoktur. Ve ölçüyü ve tartıyı eksik yapmayın. Ben sizin refah içinde yaşadığınız görüyorum. Ve: Ben sizi kuşatacak bir günün azâbından korkuyorum! 

85.Ve Ey kavmim! Ölçü ve tartıda adil olun. Ve insanların eşyasını eksik vermeyin. Ve yeryüzünde bozgunculuk yaparak fesat çıkarmayın! 

86.Eğer mü’min kimseler iseniz, Allah’ın bıraktığı (kâr) sizin için hayırlı olandır. Ve ben sizin üzerinize bekçi/muhafız değilim!

87.Dediler ki: Ey Şuayb! Atalarımızın taptıklarına tapmaktan veya mallarımıza istediğimizi yapmaktan vaz geçmemizi sana   e salâtüke/o dinin mi emrediyor? Şüphesiz ki sen hoşgörülü ve akıllı birisin!

88.Dedi ki: Ey kavmim! Bana söyleyin! Eğer ben Rabbimden gelen açık bir delile dayanıyorsam ve O bana kendi katından güzel bir rızık vermişse! Size yasakladığım şeyleri kendim yapmak istemiyorum. Ben, gücümün yettiği kadar (hatanızı) düzeltmek istiyorum. Ve başarım ancak Allah’ın yardımıyladır. Ben yalnız O’na tevekkül ettim/güvendim ve yalnız O’na yönelirim! 

89.Ve ey kavmim! Bana karşı çıkmanız: Nûh kavminin veya Hûd kavminin veya Salih kavminin başına gelen felâketin benzerini sizin başınıza da getirmesin? Ve Lût kavmi de size  uzak değildir!

90.Rabbinizden bağışlanma dileyin ve sonra O’na tevbe edin. Muhakkak ki Rabbim Rahîm’dir/merhametlidir, Vedût’tur/çok sevendir.

91.Dediler ki: Ey Şuayb! Senin dediklerinin çoğunu biz anlamıyoruz ve biz senin içimizde güçsüz biri olduğunu düşünüyoruz. Ve eğer akrabaların olmasaydı seni le racemnâk/recmederdik-taşlardık. Ve senin bize hiçbir üstünlüğün yoktur! 

92.Dedi ki: Ey kavmim! Size göre benim akrabalarım Allah’tan daha mı güçlü ki O’na sırt çeviriyorsunuz? Şüphesiz ki Rabbim yaptıklarınızı kuşatmaktadır!

93.Ve ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Şüphesiz ki ben de (görevimi) yapacağım. Alçaltıcı azâbın kime geleceğini ve kimin yalancı olduğunu yakında öğreneceksiniz. Gözleyin, sizinle birlikte ben de gözleyeceğim!

94.Ve emrimiz gelince Şuayb’ı ve onunla birlikte olan iman edenleri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Ve zulmedenleri o korkunç sayha/ses yakaladı, yurtlarında dizüstü çök kaldılar.     (Bak. 7.64,72,83,165*11.58,66-67,94*17.17* 21.9,11*22.45,48*29.30-31*65.8)

95.Sanki orada hiç yaşamamışlardı. Medyen (kavmi) de tıpkı Semûd (kavmi) gibi yok olup gitti.

96.Ve andolsun ki Mûsâ’yı da âyetlerimizle/mucizelerimizle ve apaçık delillerle/ belgelerle gönderdik.

97.Firavun’a ve melelerine/yöneticilerine. Onlar Firavun’un emrine tâbi oldular. Ve Firavun’un emirleri doğru değildi.

98.Kıyamet Günü (Firavun) kavminin önüne düşecek ve onları ateşe götürecektir. Ve varacakları yer ne kötü bir yerdir. (Bak. 10.90-91*11.98*20.79*26.60-66)

99.Ve onlar burada/dünyada ve Kıyamet Günü’nde lânete uğratıldılar. Paylarına düşen ne kötü bir paydır.

100.İşte bunlar, o beldelerin haberlerindendir. Onlardan izleri kalanlar da var, yıkılıp gidenler de var.

101.Ve Biz onlara zulmetmedik ve lâkin onlar kendilerine zulmettiler. Rabbinin emri gelince, Allah’ın peşi sıra yalvardıkları ilâhları onlara hiçbir fayda sağlamadı ve sadece onların zararlarını artırdı. (Bak. 4.160-161*6.146,158*7.53*8.50-51* 9.70*10.44*11.101*16.33,118* 18.49*20.81*29.40*30.9*43.76) 

102.Ve işte böyle. Rabbin, halkı zâlim olan beldeleri yakaladığı zaman işte böyle yakalar. Şüphesiz ki O’nun yakalaması çok elîmdir ve çok şiddetlidir.

103.Şüphesiz ki ahiret azâbından korkanlar için bunda âyetler/dersler vardır. O Gün/Mahşer Günü bütün insanların toplanacağı ve her şeyin görüleceği gündür. (Bak.11.103*19.37*43.63-65)

104.Ve Biz onu (eceli) sadece belirlenmiş bir süreye (eceli müsemma’ya) kadar erteliyoruz. (Bak.11.104*14.42*16.61*18.58*35.45)

105.O Gün/Mahşer Günü geldiğinde O’nun/Allah’ın izni olmadan hiç kimse konuşamaz. Onlardan bir kısmı şekîy/ bedbaht bir kısmı da seıyd’dir/mutludur/bahtiyardır. (Bak. 3.106*11.105*42.7*54.6-8*78.38) 

106.Şekû/bedbaht olanlar ateştedir. Onlar sıkıntı içinde inleyip dururlar.

107.Rabbinin dilemesi hariç, onlar gökler ve yer durdukça/ ebediyyen orada kalacaklardır. Şüphesiz ki Rabbin dilediği her şeyi yapandır.

108.Ve mutlu olanlar cennettedirler. Rabbinin dilemesi hariç, gökler ve yer durdukça/ebediyyen onlar orada kalacaklardır. Bu bitip tükenmeyen bir lütufdur.

109.Onların (müşriklerin) kulluk ettikleri şeyler hakkında şüpheye düşme. Onlar daha önce atalarının kulluk ettikleri gibi kulluk ediyorlar. Biz onların nasiplerini (azâbı) eksiksiz olarak vereceğiz!

110.Ve andolsun ki Mûsâ’ya o Kitabı verdik, fakat (İsrailoğulları) onda anlaşmazlığa düştüler. Ve eğer Rabbi’nin önceden verilmiş sözü olmasaydı aralarında hüküm hemen verilirdi. Ve onlar kaygı verici bir şüphe içindeler.        (Bak. 2.213*6.114*10.19*11.110*16.64*41.45)                           

111.Ve şüphesiz ki Rabbin, onların yaptığı bütün amellerin karşılığını eksiksiz verecektir. Şüphesiz ki O, onların yaptıkları her şeyden haberdardır. 112.Emrolunduğun gibi dosdoğru ol ve yanındaki tevbe edenler de (böyle olsun). Ve aşırılık/taşkınlık yapmayın. Şüphesiz ki O yaptıklarınızı Basıyr’dir/görmektedir. 113.Ve zulmedenlere meyletmeyin yoksa o ateş size de dokunur. Ve Allah’ın peşi sıra evliyânız/yardımcınız da yoktur. Sonra yardım da göremezsiniz.          

114.Ve ekımıs salâte/o namazı dosdoğru kıl: Ve tarafeyn nehâri /gündüzün iki tarafında (yani: öğle ve ikindi) ve zülefem minel leyl/gecenin (gündüze) yakın saatlerinde (yani: akşam, yatsı ve sabah). Muhakkak ki iyilikler kötülükleri giderir. Bu, (Allah’ı) ananlar için bir öğüttür.                 

(NOT: NAMAZ VAKITLERİ VE NAMAZLARIN KILINIŞIYLA İLGİLİ OLAN ÂYETLERDEN BAŞLICALARIŞUNLARDIR:2.238-239*4.43,101-103*5.6*11.114*17.78-79*20.130* 29.45*30.17-18*50.39-40*52.49*62.9-10*73.1-4,20*76.25-26)

115.Ve sabret! Muhakkak ki Allah, iyilerin ecrini/ödülünü zayi etmez. (Bak.7.170*9.120*11.115*12.90*16.127*18.30*21.94*27.70)                                   116.Sizden önceki nesillerde faziletli kimseler bulunsaydı ve yeryüzünde fesadı/bozgunculuğu önleselerdi! Ancak kendilerini kurtardığımız çok azı hariç bunu yapan olmadı. Zulmedenler ise sahip oldukları refaha daldılar ve mücrim kimseler oldular.                                                                                                        117.Ve Rabbin, halkları ıslah edici olan beldeleri haksız yere helâk edecek değildir!

118.Ve eğer Rabbin dileseydi bütün insanları tek bir ümmet yapardı. Ve onlar ihtilaf etmeye devam etmekteler.

(Bak.10.99*11.118*13.31*16.9,93*22.16*35.8* 42.8*74.31)                  

119.Ancak Rabbi’nin rahmet ettikleri hariçtir (onlar ihtilaf etmezler) ve onları bunun için yarattı. Ve Rabbi’nin, cehennemi cinlerle ve insanlarla tamamen dolduracağım! Sözü gerçek olacaktır.

120.Ve Rasûllerin haberlerinden kalbini pekiştirecek olan her şeyi sana anlatıyoruz. Ve bu hususta sana gelenler haktır/ gerçektir ve bir öğüt ve uyarıdır.

121.Ve iman etmeyenlere de ki: Siz elinizden geleni yapın biz de yapıyoruz.

122.Ve siz bekleyin, biz de bekliyoruz.

123.Ve göklerin ve yerin gaybını/idraki aşanlarını bilmek Allah’a aittir ve bütün işler O’na döndürülür. O’na kulluk et ve O’na tevekkül et/güven. Ve Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir!

(Gözden Geçirme-2025)