21 Temmuz 2026 Salı
MENÜ
SON YAZILAR

YÛSUF SÛRESİ

12/71 YÛSUF SÛRESİ

(Bu sûrede baştan sona kadar Rasûllerden sadece Yûsuf (a.s.)’ın kıssası anlatılmıştır. Mekke döneminde nazil olmuştur. Mushaf’da 12’nci, inişte 71’nci sıradadır ve 111 âyettir.)

E’ûzu bi’llâhi min’eş-şeytâni’r-racîm/kovulmuş şeytandan Allah’a sığınırım. Bismillâhirrahmânirrahim/Rahmân ve Rahîm Allah’ın adıyla.

1.Elif! Lâm! Râ! Bunlar apaçık Kitab’ın/Kur’an’ın âyetleridir.

(Bak. 6.97-98,114,126,154*7.32,52,145,174*9.11*10.5,24*11.1-2*12.1,111*13.2*16.89* 17.12*30.28*41.2-3)                                                                                             

2.Şüphesiz ki Biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik. Umulur ki akledip anlarsınız.

[NOT: Kur’an; Arapça konuşan Arap toplumuna indirildiği için Arapça bir Kur’an olarak indirilmiştir. Nitekim Tevrat: İbrani dilinde/lisanında, İncil: Arami dilinde/lisanında indirilmiştir. Bilinmelidir ki Arapça, asla kutsal bir dil/lisan değildir.]

3.(Rasûlüm!) Vahyettiğimiz bu Kur’an’la sana kıssaların en güzelini anlatıyoruz. Ve sen daha önce bunlardan habersizdin.

4.Bir vakit Yûsuf babasına demişti ki: Ey Babacığım! Ben (rüyamda) onbir gezegeni/yıldızı, Güneş’i ve Ay’ı gördüm

hepsi bana lî sâcidîn/secde-hürmet ediyordu!

(Yûsuf kıssası için Bak.: 12.4-111)

5.(Babası) dedi ki: Ey yavrucuğum! Rüyanı kardeşlerine anlatma, sonra sana tuzak kurarlar. Şüphesiz ki şeytan insanın apaçık düşmanıdır! 

6.Ve işte böyle, Rabbin seni seçecek ve sana rüyaların tevilini/yorumunu öğretecek ve daha önce ataların İbrâhim’e ve İshâk’a nimetini tamamladığı gibi sana ve Yakûp soyuna/İsrailoğullarına da nimetini tamamlayacaktır. Şüphesiz ki Rabbin Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir. 

(NOT: Yakûb’un bir adı da İsrail’dir ve onun kavmi İsrailoğulları olarak da anılmaktadır.)  

7.Andolsun ki Yûsuf ve kardeşlerinde ibret alınacak âyetler vardır.

8.Bir gün (kardeşleri) demişlerdi ki: Yûsuf ve kardeşi/ Bünyamin babamıza bizden daha sevgili görünüyor. Ve biz kalabalık/güçlü bir aileyiz. Şüphesiz ki babamız apaçık bir yanılgı içindedir!

(NOT: Yûsuf (a.s.) ve küçük kardeşi (Bünyamin) ana-baba bir kardeştir. Yûsuf (a.s.)’ın diğer kardeşleri/abileri ise baba bir kardeşleridir.)

9.(Biri dedi ki): Yûsuf’u öldürün veya bir yere götürüp atın ki babanızın ilgisi/sevgisi size yönelsin. Ve sonra da (tevbe eder ve) iyi bir kavim olursunuz!

10.İçlerinden sözü geçen biri dedi ki: Yûsuf’u öldürmeyin ve eğer bir şey yapacaksanız onu bir kuyunun dibine atın, gelip-geçen kervanlardan birisi onu alsın.

11.Dediler ki: Ey Babamız! Neden Yûsuf’u bize emanet etmiyorsun? Şüphesiz ki biz onun iyiliğini istiyoruz!

12.Onu yarın bizimle gönder de gezsin ve oynasın ve biz onu gözetirirz/koruruz!

13.Dedi ki: Şüphesiz ki onu götürmeniz beni üzer ve korkarım ki, farkında olmadığınız bir anda bir kurt onu kapar!

14.Dediler ki: Biz güçlü bir toplulukken, eğer onu bir kurt kaparsa biz hüsrana/ziyâna uğrarız!

15.Onu götürdüler ve kuyunun dibine atmaya karar

verdiler. Ve ona/Yûsuf’a şöyle vahyettik: Andolsun ki bir gün gelecek ve sen bu yaptıklarını onların yüzüne vuracaksın!  (Bak 12.15,89-90)

16.Ve akşamdan sonra (yalandan) ağlayarak babalarına geldiler.

17.Dediler ki: Ey Babamız! Biz yarışmak üzere gitmiştik. Yûsuf’u da eşyalarımızın başında bırakmıştık. (Gördük ki) onu bir kurt yemiş. Ve biz doğru söylesek de ve sen bize inanmayacaksın!

18.Ve Yûsuf’un gömleğini (yalandan) bir kanla bulanmış olarak getirdiler. (Yakûp) Dedi ki: Hayır! Nefsiniz sizi aldatmış. Anlattığınıza karşılık bana düşen şey, güzelce sabrederek Allah’tan yardım istemektir. 

19.Ve bir kervan geldi, sucularını (kuyuya) gönderdiler. Kovasını sarkıtınca dedi ki: Müjde, işte bir oğlan çocuğu! Ve satmak üzere onu yanlarına alıp sakladılar. Ve Allah onların yapacaklarını çok iyi biliyordu.

20.Ve onu/Yûsuf’u çok ucuz bir fiyata, birkaç dirheme sattılar. Onlar ona önem vermemişlerdi.

21.Ve onu satın alan Mısır’lı, karısına dedi ki: Ona iyi bak, belki işimize yarayabilir veya onu evlat ediniriz! Ve böylece Yûsuf’u o ülkede iyi bir yere yerleştirdik ki min te’vîlil ehâdîs/olayların-rüyaların tevilini/yorumunu öğretelim. Ve Allah takdir ettiğini yapar ve lâkin insanların çoğu bunu bilmezler! (Bak.12.21,56)

22.Ve reşit/ergenlik çağına ulaştığında, ona/Yûsuf’a hikmet/doğru hüküm vermeyi ve ilim/bilgi verdik. Ve güzel davrananları işte böyle mükâfatlandırırız!

23.Ve evinde kaldığı hanım ondan nefsini tatmin etmek  (birlikte olmak) istedi ve bütün kapıları kilitledi ve dedi ki: Haydi gel seninim! (Yûsuf) dedi ki: Allah’a sığınırım. Şüphesiz ki efendim/kocan bana çok iyi baktı. Şüphesiz ki zâlimler kurtuluşa eremezler!

24.Ve andolsun ki kadın onu arzulamıştı ve o/Yûsuf da onu (arzulamıştı). Eğer Rabbinin burhânı/rehberliği olmasaydı o da kadına uyacaktı. Böylece kötülüğü ve fuhşu/hayâsızlığı ondan/Yûsuf’dan uzak tuttuk. Şüphesiz ki o ihlâslı kullarımızdandı.

25.İkisi de kapıya doğru koştular ve kadın onun/Yûsuf’un gömleğini arkadan yırttı. Ve kapıda kadının kocasıyla karşılaştılar. Kadın dedi ki: Ailene/eşine kötülük yapmak isteyen birinin cezası zindana atılmak veya elîm bir azâptan başka ne olabilir ki? 

26.(Yûsuf) dedi ki: Benimle birlikte olmayı o istedi! Kadının yakınlarından bir şahit/bilirkişi: Eğer gömleği önden yırtılmışsa kadın doğru söylüyor, o yalan söylüyor demektir.

27.Eğer gömleği arkadan yırtılmışsa kadın yalan  söylüyor, o doğru söylüyor demektir!

28.Gömleğin arkadan yırtıldığını gören (kocası) dedi ki: Bu kadınların tuzaklarından biridir. Şüphesiz ki sizin tuzaklarınız gerçekten çok büyüktür!

29.Yûsuf, sen bu olaydan kimseye bahsetme! Kadın sen de günâhların için bağışlanma dile. Çünkü sen günâhkâr oldun!  

30.Ve şehirdeki bazı kadınlar dediler ki: Azizin karısı genç uşağıyla birlikte olmak istemiş, ona olan aşkı yüreğine işlemiş. Şüphesiz ki biz kadını açık bir sapkınlık içinde görüyoruz!

31.Kadın dedikoduları duyunca onları davet etti. Ve onlara mükellef bir sofra hazırladı ve her birinin eline bir bıçak verdi. Ve (Yûsuf’a) dedi ki: Çık karşılarına! Kadınlar onu görünce adeta büyülendiler ve ellerini kestiler. Dediler ki: Haşa. Allah için bu bir insan değil, ancak yüce bir melek! 

32.(Kadın) Dedi ki: Hakkında beni kınadığınız işte budur! Ve andolsun ki onunla birlikte olmayı çok istedim, ama o buna yanaşmadı. Ve eğer benim emrimi yapmazsa mutlaka zindana atılacak ve perişan olacaktır! 

33.(Yûsuf) Dedi ki: Rabbim! Zindan bana bunların istediği şeyden daha sevimlidir. Eğer onların tuzaklarından beni korumazsan onlara meylederek cahillerden olurum!

34.Rabbi onun duasına kabul etti ve onu kadınların tuzaklarından korudu. Şüphesiz ki O, Semî’dir/işitendir, Alîm’dir/bilendir.

35.Sonra, onun suçsuz olduğuna dair delilleri gördükleri halde, onu bir süre zindana atmaya karar verdiler.

36.Ve onunla birlikte zindana iki delikanlı da girmişti. Onlardan biri dedi ki: Ben rüyamda şarap yapmak için üzüm sıktığımı gördüm! Diğeri de dedi ki: Ben de rüyamda başımın üstünde ekmek taşıdığımı ve kuşların ondan yediğini gördüm! Bize rüyamızı bi te’vîlih/ yorumla! Biz senin iyilik edenlerden olduğunu görüyoruz!

37.(Yûsuf) dedi ki: Yiyeceğiniz yemek daha önünüze gelmeden ben rüyanızın bi te’vîlîhi/yorumunu size haber vereceğim. Bu Rabbimin bana öğrettiklerindendir. Şüphesiz ki ben Allah’a iman etmeyen ve âhireti de inkâr eden bir kavmin dinini terk ettim!

38.Atalarım İbrâhim ve İshâk ve Yakûb’un dinine tâbi oldum. Herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmak bize yakışmaz. Bu Allah’ın bize ve bütün insanlara olan büyük lütfudur. Ve lâkin insanların çoğu şükretmezler! 

39.Ey benim zindan arkadaşlarım! Birbirinden farklı birçok ilâhlara inanmak mı, yoksa Kahhâr/eğemenliğin mutlak hâkimi olan bir tek Allah’a inanmak mı hayırlıdır? 

40.O’nun peşi sıra kulluk ettikleriniz sizin ve atalarınızın uydurduğu boş isimlerdir. Allah onlara kulluk etmeniz hususunda hiçbir delil indirmemiştir. Hüküm sadece Allah’ındır. O Kendisinden başkalarına tapmamanızı emretmiştir. Doğru ve sabit din işte budur. Ve lâkin insanların çoğu bunu bilmezler.

41.Ey benim zindan arkadaşlarım! Biriniz efendisine şarap sunacak ve diğeriniz de asılacak, kuşlar onun başını didikleyerek yiyecek. Benden öğrenmek istediğiniz rüyanızın yorumu işte budur!

42.Ve Yûsuf, o ikisinden kurtulacağını bildiği gence dedi ki: Efendinin yanında benden bahset! Fakat şeytan, efendisinin yanında ondan bahsetmeyi ona unutturdu. Bu yüzden birkaç yıl daha (Yûsuf) zindanda kaldı.

43.Bir gün Melik dedi ki: Rüyamda; yedi semiz inekle, bunları yiyen yedi zayıf inek görüyorum. Ve yedi yeşil başak ve yedi kuru başak görüyorum. Ey meleler/ileri gelenler! Eğer rüya tabirini biliyorsanız rüyamı doğru olarak bana tabir edin!

44.Dediler ki: Bunlar çok karışık rüyalardır ve biz böyle karışık rüyaların te’vîlini/yorumunu bilemeyiz!

45.Ve o iki kişiden zindandan kurtulmuş olanı, nice zaman sonra (Yûsuf’u) hatırlayarak dedi ki: Ben size o rüyanın te’vîlini/yorumunu haber vereceğim, beni hemen (zindana) gönderin!

46.(Varınca): Ey doğru sözlü Yûsuf! (Rüyada görülen) Yedi semiz inek ve bunları yiyen yedi zayıf inek. Ve yedi yeşil başakla diğer (yedi) kuru başakları (bize yorumla). Umulur ki vereceğin bilgiyle onlar senin değerini anlarlar!

47.(Yûsuf) Dedi ki: Yedi yıl boyunca ekinlerinizi bildiğiniz şekilde ekin. Mahsulden yiyeceğiniz için ayıracağınız az bir miktar dışında kalanı daneleri başağından ayırmadan muhafaza edin!

48.Sonra onun ardından yedi yıl süren kıtlık dönemi gelecek. Yedi yıllık (bolluk) süresinde biriktirdiğiniz başakları-tohumlukları hariç olmak üzere-(yedi yıllık) kıtlık süresinde yiyip bitirirsiniz!

49.Sonra, onun ardından bir yıl gelecek, insanlar sıkıntıdan kurtulacaklar ve meyveleri sıkacaklar!

50.Ve melik dedi ki: Onu (Yûsuf’u) bana getirin! Gönderilen elçi gelince (Yûsuf) Dedi ki: Efendine dön/git ve ona sor: Ellerini kesen kadınların derdi neymiş? Şüphesiz ki Rabbim onların hilesini bilendir!

51.(Melik) Dedi ki: Yûsuf’un gönlünü çelmek istediğinizde ondan nasıl bir karşılık gördünüz? Dediler ki: Haşa! Allah’tan korkarız. Biz onun bir kötülüğünü görmedik! Azizin karısı dedi ki: Şimdi hakk/gerçek ortaya çıktı. Ondan (Yûsuf’dan) ben murat almak istedim. Şüphesiz ki o doğru sözlü biridir!

52.Bilin ki onun yokluğunda ben ona hainlik etmedim. Ve muhakkak ki Allah hainlerin tuzağını başarıya ulaştırmaz!

53.Ve ben nefsimi temize çıkarmıyorum, çünkü nefis insana kötülüğü emreder, ancak Rabbimin rahmet ettikleri müstesna. Muhakkak ki Rabbim Gafûr’dur/ bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir! 

54.Ve melik dedi ki: Onu/Yûsuf’u bana getirin, kendime özel danışman yapayım! Onunla konuşunca dedi ki: Bundan sonra sen benim için yüksek mevki sahibi ve güvenilir birisin!  

55.(Yûsuf) Dedi ki: Beni ülkenin hazinelerinin başına getir. Çünkü ben işi iyi bilirim ve iyi korurum!

56.Ve işte böyle, Yûsuf’u orada/Mısır’da makam sahibi yaptık ve dilediği yerde konaklama imkânı verdik. Biz rahmetimizi dilediğimiz/hak eden kimseye veririz, iyilerin mükâfatını zâyi etmeyiz! (Bak. 12.21,56)

57.Ve iman edenler ve takvâlı olanlar için âhiret mükâfatı elbette daha hayırlıdır.

58.Ve Yûsuf’un kardeşleri (erzak almak üzere) geldiler ve onun huzuruna çıktılar. O/Yûsuf onları tanıdı ama onlar onu/Yûsuf’u tanımadılar.

59.(Yûsuf) Yüklerini hazırlatınca onlara dedi ki: Bir dahaki gelişinizde baba bir kardeşinizi (Bünyamin’i) de getirin. Gördüğünüz gibi ben ölçüyü tam yapıyorum ve misafirperlerin en iyisiyim!

60.Ve eğer onu bana getirmezseniz, benden bir ölçek erzak bile alamazsınız ve yanıma yaklaşamazsınız!

61.Dediler ki: Onu (Bünyamin’i) bizimle göndermesi için babasını razı etmeye çalışacağız ve bunu sağlayacağız!

62.Ve adamlarına dedi ki: Ödedikleri erzak bedellerini yüklerinin içine koyun, evlerine varınca onun farkına varırlar da belki yine gelirler!

63.Babalarının yanına döndüklerinde dediler ki: Ey babamız! Kardeşimizi götürmezsek artık bize erzak verilmeyecek. Kardeşimizi (Bünyamin’i) bizimle gönder ki erzak alabilelim. Biz onu mutlaka koruyacağız!

64.(Babaları) Dedi ki: Onun için size nasıl güveneyim? Daha önce kardeşi (Yûsuf) için size güvendiğim gibi mi? En hayırlı koruyan Allah’tır. Ve O, merhametlilerin en merhametlisidir!

65.Ve yüklerini açınca ödedikleri sermayenin kendilerine geri verildiğini gördüler: Dediler ki: Ey babamız! Daha ne isteriz ki! İşte sermayemiz bize geri verilmiş ve bununla ailemize erzak getiririz. Ve Bizimle gönderirsen  kardeşimizi koruruz ve bir deve yükü de fazla erzak alırız. Zaten bu erzak çok azdır!

66.(Babaları) Dedi ki: Hepinizi kuşatan bir felaket olmadığı takdirde, onu geri getireceğinize dair Allah adına bana sağlam bir söz vermedikçe onu sizinle göndermem! Yemin edip söz vermeleri üzerine dedi ki: Konuştuklarımıza Allah vekildir! 

67.Ve dedi ki: Ey Oğullarım! Şehre (Mısır’a) hepiniz aynı kapıdan girmeyin, ayrı ayrı kapılardan girin. Allah’ın takdirini ben hiçbir şekilde önleyemem. Hüküm sadece Allah’a aittir. Ben yalnız O’na tevekkül ettim/güvendim. Bütün tevekkül edenler yalnız O’na tevekkül etsinler/ güvensinler!

68.Ve babalarının emrettiği yerlerden şehre girdiler. Bu tedbir, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi onlardan savamazdı. Yakûb bunu biliyordu, şüphesiz ki o kendisine öğrettiğimiz için ilim/bilgi sahibiydi. Ve lâkin insanların çoğu bilmezler. 

69.Ve Yûsuf’un yanına girdiklerinde o, öz kardeşini (Bünyamin’i) yanına aldı. Dedi ki: Şüphesiz ki ben senin (öz) kardeşinim, onların yaptıklarından dolayı üzülme!

70.Onların yüklerini hazırlatırken bir su tasını kardeşinin yükünün içine koydu. Sonra bir tellâl bağırdı: Ey kafile durun, siz hırsızlık etmişsiniz!   

71.Dediler ki: Bunlara dönerek, kaybettiğiniz nedir?

72.Dediler ki: Melik’in su tasını arıyoruz. Ve onu getirene bir deve yükü bahşiş var ve ben buna kefilim!

73.Dediler ki: Vallahi, siz de biliyorsunuz ki biz buraya fesat çıkarmaya gelmedik ve biz hırsızlar değiliz! 

74.Dediler ki: Eğer yalancı çıkarsanız (sizce) bunun cezası nedir?

75.Dediler ki: Onun cezası, kimin yükünde çıkarsa (cezayı) yük sahibi çeker (o tutulur)! Biz zâlimleri işte böyle cezalandırırız!

76.Önce diğer kardeşlerinin yüklerini aramaya başladı, sonra su tasını (öz) kardeşinin yükünde bulup-çıkardı. Biz Yûsuf’a böyle bir tedbir/çâre öğrettik. Yoksa; Allah’ın dilemesi hariç, melikin kanunlarına göre (öz) kardeşini alıkoyması mümkün olamazdı. Biz, dilediğimiz kişiyi derecelerle yükseltiriz. Ve fevka külli zî ılmin alîm/ve her bilenin üstünde bir bilen (Allah) vardır!

(NOT: Ve fevka külli zî ılmin alîm/ve her alîmin/bilenin üstünde bir alîm/bilen (Allah) vardır! Allah’ın bu sözünü; kendilerinin alîm olduklarını ileri süren bazı insanların ve onların âlim olduklarını zanneden diğer insanların unutmamaları/hatırlamaları gerekir.) 

77.Dediler ki: Eğer o çalmışsa, onun bir kardeşi (Yûsuf) da bundan önce çalmıştı! Yûsuf bunu içine attı ve onlara belli etmedi. İçinden dedi ki: Kötü durumda olan sizsiniz ve isnad ettiğiniz şeyi Allah bilmektedir!  

78.Dediler ki: Ey Aziz! Şüphesiz ki onun çok yaşlı bir babası var. Onun yerine içimizden birini alıkoy. Şüphesiz ki senin iyiliksever birisi olduğunu görüyoruz!

79.Dedi ki: Meâzellâh/Allah’a sığınırım! Malımızı yanında bulduğumuz kimseden başkasını alıkoyarsak şüphesiz ki zâlimlerden oluruz! 

80.Ondan ümitlerini kesince, kendi aralarında konuşmak üzere bir kenara çekildiler. Büyükleri dedi ki: Babamızın Allah’a yemin ettirerek sizden söz aldığını ve daha önce de Yûsuf hakkında işlediğiniz suçu bilmiyor musunuz? Babamızın izni oluncaya kadar veya Allah hakkımda bir hüküm verinceye kadar ben buradan ayrılamam. Ve O/ Allah hüküm verenlerin en hayırlısıdır!

81.Babamıza dönün/gidin ve deyin ki: Ey babamız! İnan ki oğlun (Bünyamin) hırsızlık yaptı. Ve biz sadece bildiğimiz şeylere şâhitlik ediyoruz. Ve biz gayb’ın bilgisine sahip değiliz!

82.Gittiğimiz o şehrin (Mısır’ın) halkına ve birlikte yolculuk ettiğimiz kervana sor. Ve şüphesiz ki biz doğru söylüyoruz!

83.(Yakûb) Dedi ki: Hayır! Nefisleriniz sizi aldatmış. Bana düşen güzelce sabretmektir. Umulur ki, Allah onların hepsini bana getirir. Muhakkak ki O, Alîm’dir/ bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir! 

84.Ve onlardan yüzünü çevirdi. Ve dedi ki: Vah Yûsuf’um vah! Ve üzüntüden gözlerine ak düştü, yutkunup duruyordu.

85.Dediler ki: Vallahi Yûsuf diye diye ya kederinden eriyeceksin veya helâk olup gideceksin!

86.(Yakûb) Dedi ki: Ben kederimi ve hüznümü sadece Allah’a arz ediyorum. Ve a’lemü minellâhi mâ lâ ta’lemûn/Ve ben Allah katından (gelenle) sizin bilmediklerinizi bilirim!

87.Ey oğullarım! Yûsuf ve kardeşini (Bünyamin’i) arayın. Ve Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin. Muhakkak ki kâfir kavimlerden başkası Allah’ın rahmetinden ümit kesmez! 

88.Onun (Yûsuf’un) huzuruna vardılar: Dediler ki: Ey Aziz! Biz ve ailemiz darlık/sıkıntı içindeyiz. Ve çok az bir sermaye getirdik. Sen bize yine erzakımızı tam ver ki sadakan olsun. Muhakkak ki Allah sadaka verenlere ödülünü verir!

89.(Yûsuf) Dedi ki: Siz Yûsuf’a ve kardeşine (Bünyamin’e) cahilce ne yaptığınızı biliyor musunuz? 

90.Dediler ki: Yoksa sen, sen Yûsuf musun? Dedi ki: Ben Yûsuf’um ve bu da (öz) kardeşim (Bünyamin)! Allah bize lütufta bulundu. Şüphesiz ki kim takvâlı olur ve sabrederse, muhakkak ki Allah muhsinîn/iyilerin ecrini zayi etmez! (Bak. 7.170*9.120*11.115*12.90*18.30*21.94)   

91.Dediler ki: Allah’a yemin olsun ki; Allah seni bize üstün kıldı ve biz yanlış yapmışız!

92.(Yûsuf) Dedi ki: Bugün size kınama yoktur. Allah sizi affetsin. Ve O/Allah, erhamür râhimîn/merhametlilerin en merhametlisidir!

93.Benim şu gömleğimi götürün, onu babamın yüzüne sürün gözü açılacaktır. Ve bütün ailenizle birlikte bana gelin!

94.Ve kervan (Mısır’dan) ayrılınca babaları dedi ki: Eğer bana bunak demezseniz, ben gerçekten Yûsuf’un kokusunu alıyorum! 

(NOT: Kenan diyarından 8-10 km. uzaktaki kuyudaki Yûsuf’un kokusunu alamayan Yakûb’un, 400 km. mesafede olan Mısır’daki Yûsuf’un kokusunu alması, olayların Allah’ın takdirine göre geliştiğinin delillerindendir. 86ncı ve 96ncı âyetlerde: Ve a’lemü minellâhi mâ lâ ta’lemûn/Ve ben Allah katından (gelenle) sizin bilmediklerinizi bilirim! Şeklindeki Yâkub (a.s.)’ın ifadesi de bunu teyit etmektedir.)

95.(Yanındakiler) Dediler ki: Vallahi sen gerçekten o eski şaşkınlıktasın!

96.Müjdeci gelip gömleği (Yakûb’un) yüzüne koyunca, o görmeye başladı. Dedi ki: Şüphesiz ki ben, a’lemü minellâhi mâ lâ ta’lemûn/Allah katından (gelenle) sizin bilmediklerinizi bilirim dememiş miydim!

97.(Oğulları) Dediler ki: Ey babamız! Bizim günâhlarımızın bağışlanmasını dile, şüphesiz ki biz hata/günâh işledik! 

98.Babaları dedi ki: Rabbimden sizin için bağışlanma dileyeceğim. Şüphesiz ki O, Gafûr’dur/bağışlayandır, Rahîm’dir/merhametlidir! 

99.Yûsuf’un yanına vardıklarında, ana-babasını bağrına bastı ve dedi ki: Allah’ın izniyle güven içinde Mısır’a girin!

100.Ve ana-babasını tahtına oturttu. Ve hepsi birlikte ona secde ettiler/hürmet ettiler. Ve dedi ki: Ey babacığım, daha önce gördüğüm rüyanın te’vîli/yorumu işte budur. Rabbim onu/rüyamı gerçek hakk/kıldı. Ve beni zindandan çıkararak bana ihsanda bulundu. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını açtıktan sonra O/Allah sizi çölden getirdi. Şüphesiz ki Rabbim dilediğine/hak edene lütufda bulunur. Şüphesiz ki O Alîm’dir/bilendir, Hakîm’dir/hikmet sahibidir.

101.Rabbim! Bana mülk/iktidar verdin. Ve allemtenî min te’vîlil ehâdîs/bana rüyaların tevilini/yorumunu öğrettin. Gökleri ve yeri yoktan yaratan! Dünyada ve âhirette benim velim/koruyucum Sen’sin. Canımı müslüman olarak al ve beni sâlih kullarının arasına kat! 

(Tevil konusunda Âl-i İmrân 3.7 dip notuna bakınız.)

102.İşte bu sana vahiy yoluyla bildirdiğimiz gayb haberlerindendir. Ve kardeşleri hep birlikte Yûsuf’a tuzak kurarlarken sen onların yanlarında değildin.

(NOT: 102-111nci âyetlerde açıkça isim verilmeden hitap edilen kişinin Rasûlullah/Muhammed a.s. olduğu anlaşılmaktadır.)

103.(Rasûlüm) Ve sen ne kadar çok istesen de insanların çoğu iman edecek değildir.

(Bak. 5.49*6.4*7.179*11.17*12.103,106*13.1*16.83* 36.46)                                                                                                                            

104.Ve buna karşılık onlardan bir ücret de istemiyorsun. Bu (Kur’an), âlemlere/insanlığa bir zikirdir/öğüttür.

105.Ve göklerde ve yerde nice âyetler/deliller var ama insanlar onları görürler fakat onlardan yüz çevirirler/ iman etmezler. 

106.Ve onların çoğu ancak Allah’a şirk koşarak iman ederler. Ve onlar müşriktirler. (Bak. 5.49*6.4*11.17*12.103,106*13.1*16.83*36.46)                                                     

107.Yoksa onlar, Allah’ın azâbının kendilerini kuşatmasına veya beklemedikleri bir anda başlarına son saatin/kıyametin kopmasına karşı bir güvenceye mi sahipler?

(NOT: Son saat/Kıyametin kopmasıyla ilgili âyetler için Bak. 6.31 Dip Notu.)

108.De ki: Benim yolum işte budur. Ben insanları basirete/delillere dayanarak Allah’a davet ediyorum. Ve ben, bana uyanlarla birlikte bu yoldayım. Ve Sübhânellâh/Allah noksandan uzaktır ve ben müşriklerden değilim! (Bak. 6.117*12.108*16.125*17.84*28.85*53.30*68.7)

109.Ve senden önce gönderdiğimiz ve kendilerine vahyettiğimiz erkekler de o beldenin halkından başkası değildi. İnsanlar, yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun ne olduğunu görmezler mi? Ve takvâ sahipleri için âhiret yurdu daha hayırlıdır. Halâ akletmeyecek misiniz? (Bak.12.109*16.43*21.7)

110.Nihayet Rasûller, yalanlandıklarını anlayıp, umutlarını kaybedince onlara yardımımız ulaştı ve dilediğimiz kimseler kurtarıldı. Ve suçlu kavimlerden  azâbımız geri çevrilemez.

111.Andolsun ki onların kıssalarında ıbratül li ülil elbâb/aklı selim olanlar için ibretler vardır. Bu/Kur’an hadîsey yüfterâ/uydurulmuş bir söz değildir. Ve lâkin, kendinden önceki (Kitapları) tasdik eden ve her şeyi ayrıntılı olarak açıklayan ve iman eden kavimlere hidâyet ve rahmettir. (Bak. 6.114,126,154*7.52,174*10.5,24*11.1-2*12.1,111* 16.44,89*41.2-3)

(Gözden Geçirme-2025)